Etiket: Başarı

  • Karneler Ödül ve Ceza Aracı Olmamalıdır

    Karneler Ödül ve Ceza Aracı Olmamalıdır

    Karneler Ödül ve Ceza Aracı Olmamalıdır

    Karnesi çok iyi olan öğrenci için ödül ne olmalıdır?

    Elde ettiği başarı mı, bu başarıya dayandırılarak alınacak bir hediye mi?

    Başarının en büyük ödül olmasını sağlamak gereklidir. Çocuklara verilecek hediye büyük bir maddi bedeli olmayan, okuyacakları bir kitap, dinleyecekleri müzik CD’si veya bir oyuna ya da film izlemeye gitmek olabilir. Takdir etmek, başarısının nedenlerini konuşmak da ödül olarak kullanılabilir. Ödüllendirmede aşırıya kaçılması durumlarında çocukların başarmak, öğrenmek için değil başarının sonunda elde edeceği hediyeye ulaşmaya çalıştığını görürüz. Bu durum da öğrenme sürecinin zorluklarına katlanma konusunda öğrenciye motive edici sağlıklı bir güç değildir.

    Karnesi iyi olmayan öğrenciye ceza verilmeli midir?

    İyi olmayan karne hakkında konuşmak aile için zor fakat aslında aileleri birbirine yakınlaştıran önemli fırsatlardır. Karnesinin iyi olamamasını suçlamadan, aşağılamadan, kıyaslamadan, öfkelenmeden konuşabilmek oldukça önemlidir. Akşam yemeğinden sonra oturup karnedeki notlarının düşme nedenlerini yargılamadan araştırmak ve birlikte çözüm yolları bulabilmek anne-babayı çocuğuyla daha da yakınlaştıracaktır. Örneğin, TV izleme saatleri, internete girme sıklığı, telefonun rolü, uyku saatlerinin, tekrar edip-etmemesinin bu sonuç üzerindeki etkileri konuşulabilir. Anne-babalar uygun bir ses tonuyla karnesine üzüldüğünü fakat bu durumun ona duyduğu sevgiyi değiştirmediğini ifade edebilmelidir. Böyle bir durum karşısında çocuk bir sorun ya da sıkıntımız olursa biz aile olarak bunu konuşabilir ve üstesinden de gelebiliriz duygusu yaşayacaktır. Suçlayıcı, aşağılayıcı, kıyaslayıcı ya da öfkeli bir yaklaşım karşısında ise çocuk ailesinin kendisini ancak başarılı olursa sevdiğini bu başarısızlık karşısında artık sevilmediğini hissedebilecektir.

    Dolayısıyla karnelere ödül ya da ceza vermek yerine bir dönemi değerlendiren bir araç olarak yaklaşabilmek gerekmektedir.

  • Ders Başarısızlığı

    Ders Başarısızlığı

    Ders Başarısızlığı

    Ders başarısızlığı Günümüzde pek öğrencinin sorundur. Kimi hiç çalışmadığı için derslerini başaramaz, kimi çalıştığı halde derslerini başaramaz, kimi de başardığını düşündüğü halde öğretmeni ya da anne babasını mutlu edemez.

    Ders Başarısızlığı

    Ders başarısızlığıyada ders başarısı için ne yapmak gerekir. Nasıl başarılı olunur. Bazı öğrenciler neden sürekli başarısızdır? Bunların sonucun pek çok nedeni vardır. Bir öğrencinin başarılı olabilmesi için herhangi bir ders için örneğin matematik ya da 7. Sınıf tüm dersleri için iyi bir değerlendirme yapması gerekir. Bazen her ders için ayrı bir değerlendirme yapması gerekebilir.

    Bir öğrenci tüm derslerden ve matematik, Türkçe, İngilizce gibi bir dersten başarısız ise ve bu geçmişte de böyle ise öncelikle yapılaması gereken şey IQ testi. Zeka testi yapılarak genel bir zeka sorunu mu var yoksa özel öğrenme güçlüğü mü var onun tespit edilmesi gerekir. Yapılan test sonucunda her hangi bir alanda yetersizlik ortaya çıkmış ise o takdirde çıkan eksikliğe yöneliközel eğitimya da destek eğitim gerekir. Böyle durumlarda öğrenci ne kadar çalışırsa çalışsın başarılı olamıyordur.

    IQ testi sonucu normal bulunmuş ise, dikkat eksikliği, kaygı bozukluğu gibi psikolojik faktörlerin elenmesi gerekir. Öğrencinin konuya dikkatini verememesi, yüksek kaygı, öğretmeni dinlese bile ya da konuyu okusa, çalışsa bile anlamamasına yol açmaktadır ki benim 20 yıllık tecrübemde böyle çok öğrenci ile karşılaştım. Düzenli olarak derse gelmesine ve ders çalışmasına karşın başarılı olamamaktadır.

    Sınav kaygısıders başarısızlığı sonucuna yol açan bir başka faktördür. Öğrenci çok iyi bilmesine karşın bildiklerini kaygı nedeniyle sınavda ortaya koyamamaktadır. Bu durum dapsikoterapiiyi bir yardımcı olabilir. Ayrıca öğretmenlerin de öğrenciyi değerlendirirken yalnızca sınav puanı ile değerlendirmemesi gerekir. Geniş bir değerlendirme skalası performansı düşük öğrenciler için de motivasyon kaynağı olacaktır.

    Tüm bunların dışında da ders başarısızlığı gösteren öğrencilerimiz vardır. Bu grupta ki öğrenciler nasıl çalışacaklarını bilememektedirler. Öğrenci rehber öğretmen ve veli birlikteliği ile stratejik bir çalışma palanı hazırlanarak başarı kolaylıkla arttırılabilir. Bura velilere önemli görevler düşmektedir. Çocuklarını koşulsuz koruyucu, kabullenici ve sevgi dolu yaklaşım onları kazanmada büyük yarar sağlayacaktır.

  • SINAV KAYGISI YAŞAYAN ÖĞRENCİYE AİLESİ NASIL YARDIMCI OLUR?

    SINAV KAYGISI YAŞAYAN ÖĞRENCİYE AİLESİ NASIL YARDIMCI OLUR?

    Sınav kaygısı konusunda aileye söyleyebileceğimiz ilk şey kaygının doğal bir duygu olduğunun bilinmesidir. Milyonların girdiği ve sadece on binlerin kazanabildiği bir sınavda kaygı duymamak imkansızdır. Yine şu da bilinmelidir ki kaygı duymadan sınav kazanılmaz. Ancak, buraya kadar bahsettiğimiz kaygı normal ve sınava giren her öğrencinin yaşadığı bir kaygıdır.

    Üniversiteye giriş sınavlarına hazırlanan gençlerin yaşadığı kaygının iki sebebi vardır. Birinci sebep, gerçekçi ve akılcıdır. Sonuçları hayatın akışını etkileyecek büyük bir yarışta yer almaktan kaygı duymak doğal ve yerindedir. Ancak ikinci sebep, birincisi kadar gerçek ve akılcı değildir. “Anneme babama ne diyeceğim?”, “Arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakacağım’’ gibi düşünceler sınava hazırlanan öğrencinin kaygısını artırır.

    Anne-babanın çok küçük yaşlardan itibaren çocuğundan yüksek başarı beklentisi, çocuğun hatalarını düzeltmek için onu eleştirmek, olumsuz sıfatlarla nitelemek (haylaz, tembel, sorumsuz, yavaş, pısırık vb.) çocuğun kendine olan güvenini azaltır.

    Psikolojik bir problem niteliğinde sınav kaygısı yaşayan öğrencinin bu kaygıyı yaşamasının nedeni şu şekilde özetlenebilir:

    1. Genç kendisiyle ve sınavla ilgili olumsuz veya yanlış bir değerlendirme içine girmiştir. Kaygı yaşayan öğrencinin düşünce yapısı kendisiyle veya sınavla ilgili şu düşüncelerin içinde olduğu görülecektir:

    Kendisiyle ilgili:

    “Sınavı kazanabilecek kadar zeki ve çalışkan bir kişi değilim.”

    “Herkes benden daha fazla çalışıyor.”

    “Başarılı olamayacağım.”

    “Başkalarından daha başarılı olmalıyım, ancak bu şekilde değerli bir insan olurum.”

    Sınavla ilgili:

    “Bu sınav benim değerimi ve yeteneklerimi belirleyecek.”

    “Sınavda başarısız olursam çok kötü bir hayat yaşayacağım.”

    “Bu sınav hayatta başarılı olmanın tek yoludur.”

    2. Her türlü olayı, olumsuz veya hatalı düşünceler açısından değerlendirmekte ve en küçük olumsuzlukları bile bu olumsuz düşüncelerin doğruluğunu kanıtlayan önemli deliller olarak görmektedir.

    Örneğin:

    “Deneme sınavında yanımda oturan öğrenci sınavı benden önce bitirdi, ben ise çok yetersizim.”

    “Herkesin çözdüğü soru sayısı benimkinden fazla, ben bu sınavı kazanamayacağım.”

    “Deneme sınavında istediğim puanı alamadım, zaten sınavlarda hep başarısız oluyorum, sınavı kazanamayacağım.”

    Sınava hazırlanan bir gencin ailesine düşen görev; bu şekilde oluşan bir kaygıyla baş etmeye çalışmaktan daha çok kaygıya sebep olacak davranışlardan kaçınmaktır. Çünkü çoğu zaman kaygıya sebep olan düşünme biçimleri ailenin ve çevrenin etkisiyle oluşmaktadır.

    Bu noktada ailelere şu hususlara dikkat etmelerini öneriyoruz

    1. Kaygı bulaşıcı bir duygudur

    Kaygının oluşmasında öğrencinin yaşadığı toplumsal koşullar etkilidir. Örneğin; yolda yürürken çevrenizdeki diğer insanların birden sağa sola kaçıştığını ve paniklediğini görseniz nedenini bilmeseniz de sizde de panik ve kaygı başlar. Bunun gibi kimi durumlarda

    öğrenciden daha fazla kaygı yaşayan anne babalar farkında olmadan çocuklarının da kaygılanmalarına neden olabilirler.

    2. Olumsuz mesajlar vermeyin

    Çocuğunuzun çalışma isteğini artırmak için kaygıyı artırıcı yaklaşımlardan kaçının. “Bu kadar çalışmayla kazanamazsın.” “Bu kafayla gidersen zor kazanırsın.”, “Amcanın oğlu … üniversitesini kazandı, bakalım sen ne yapacaksın.”aman bizi mahcup etme” gibi yaklaşımlar genci çalışmaya teşvik etmediği gibi kaygı düzeyini yükseltir.

    3. Çocuğunuzun sınırlarını zorlamayın

    Kendi özlemlerinizle çocuğunuz sınırları arasında gerçekçi bir denge kurun. Çocuğunuz kazandığı takdirde yüksek puanlı bir bölümü okuyabilir veya mezun olduğunda mesleğinde çok üst noktalara gelebilir. Ancak, çocuğunuzun kapasitesi yüz binlerce kişinin girdiği bir sınavda bu kadar yüksek bir başarı yakalamak için yeterli olmayabilir.

    Bununla beraber içinizden veya yüksek sesle çocuğunuzun “beceriksiz veya yeteneksiz” olduğunu düşünmeyin, çünkü nasıl olsa bunu hisseder veya duyar. Üniversiteyi kazanması için öğrenciye baskı yapılıp beklentiler içinde olunmaması gerekir.

    4. Öğrenci sınavda başarılı olamazsa yaşayacağı durumu bir ceza gibi göstermeyin

    “Eğer kazanamazsan, falan okula gidersin.” veya “eğer …… fakültesine giremezsen şu fakülteye girer ancak filan olursun.” gibi sözler onun gideceği okulu, yapacağı işi sevmesine imkan bırakmaz. Bu tür yaklaşımlar, çocuğun hayatı ve kendisini sevmesini de engeller ve kendisine olan güveni de temelden sarsar.

    5. Birbirinize bağlılığın amaç, sınavın araç olduğunu unutmayın

    Çocuğunuzun ders çalışması ve sınavda başarılı olması uğruna onunla ilişkilerinizi tehlikeye atmayın. Eğer çocuğunuzla ilişkileriniz iyi ve yumuşak ise ölçülü miktarda “çalış” uyarısı ile sorumluluklarını hatırlatabilirsiniz. Çocuğunuzun elinden geleni yaptığına inanın. Eğer sonuç istediğiniz gibi değilse çocuğunuzun elinden gelenin bu kadar olduğunu da kabullenin.

    6. İyinin düşmanı mükemmeldir

    Sizin beklentileriniz; çocuğunuzun mükemmel olması olabilir. Ancak bu iyiye sevinip mutlu olmanıza engel olmamalıdır. Öğrenci bir dönem okulda takdirname almamış olabilir ama bu onu aldığı teşekkür belgesinden dolayı tebrik etmeniz için bir engel değildir. Zaman zaman anne-babanın gencin zayıf noktalarını dile getirmesi kendilerine olan güveni sarsmakla beraber aile içi çatışmalara da yol açabilir. Bu nedenle ebeveynin gencin olumlu yanlarını ön plana çıkartarak, olumsuz davranışlarında ise onu kırmadan ve olumluya yönlendirecek uyarılarda bulunması daha yararlı olacaktır.

    Sınavla ilgili olarak, gencin değerini sınavdaki başarısıyla eş tutmak, sonuçlarla ilgili olarak korkutmak, tehdit etmek, “sen hele bir kazanama, o zaman görüşürüz” ya da “kazanamazsan arkadaşlarının yüzüne nasıl bakarsın, aile dostlarımızın hepsine rezil oluruz” gibi ifadeler gencin motivasyonunu değil kaygısını arttırır. Genç, ailesinin ve başkalarının gözünde kendisinin değil, sınavdaki başarısının önemli olduğunu düşünür ve sınava gerçek dışı bir anlam yükler. Bu da öğrencinin kaygısını arttırır. Kaygısı artan, sınava olduğundan farklı anlamlar veren öğrenciler için her sınav bir “Kriz”dir. Bu duygularla sınava hazırlanan genç, her bir sınavı, hatta her bir çalışma testini, kazanılması gereken bir savaş olarak görecek, yapamadığı her bir soruyu kaybedilmiş bir savaş olarak yorumlayacaktır.

  • Okul Başarısızlığı

    Okul Başarısızlığı

    Her aile çocuğunun okumasını, başarılı olmasını ve geçerli bir meslek sahibi olmasını istemektedir. Okul başarısızlığı ve zekâ arasında doğru orantılı bir ilişki yoktur. Eğitim sisteminin içinde bulunduğu sorunlar çocukların bazen hiçbir sebebi olmadan da başarısız olmasına neden olmaktadır. Her aile çocuğunu en iyi şartlarda eğitebilmek için yeri geldiğinde maddi olanaklarının üstünde bir çaba sarf etse de sonuç her zaman istendiği gibi olamayabilir. Özellikle ilkokul döneminde sosyal faaliyetlere çok fazla zaman ayrılması gerekirken sistem bunun tam tersine göre organize olmakta ve işlemektedir. Öğrenmenin en temel koşulu çocukların bulundukları yaşa uygun zekâ ve kavrama becerisine sahip olmasıdır. Okul başarısı için zihinsel olgunluğun tek başına yeterli olmadığı aileler tarafından mutlaka bilinmelidir.

    Normal Zekâ Seviyesine Sahip Çocuklarda da Başarısızlık Görülebilir

    Normal zekâ seviyesinde olmasına karşılık derslerinde başarısız olan çocukların sorunları ile ilgili olarak şu tespitler yapılabilir.

    * Dikkat eksikliği,

    * Depresyon,

    * Öğrenme bozukluğu,

    * Okul korkusu ve

    * Motivasyon sorunları çocukları akademik başarısını engelleyen sorunlar arasında sayılabilir.

    Çocuklarda okul başarısızlığının tek nedeni olabileceği gibi iç içe geçmiş farklı sebepleri de olabilir. Öncelikle ‘’ Başarı ‘’ kelimesinin her çocuk için farklı değerlendirilmesi gerektiğinin veli, okul yönetimi ve öğretmenler tarafından bilinmesi gerekmektedir. Başarı anne veya babanın beklentilerine göre planlanamaz. Çocuğunu sadece başarıya odaklamış ve farklı sonuçlara tahammül edemeyen veliler sorunun en baş kaynağı olarak değerlendirilebilir. Yapılan pek çok araştırma zekâ düzeyinin başarı ve başarısızlık üzerinde en temel faktör olmadığı konusunda birleşmektedir.

    Akademik Başarıyı Etkileyecek Faktörler Nelerdir?

    Başarısızlık teşhisinin konabilmesi için en az bir yıl boyunca hemen her dersten beklenen bilgi ve becerinin elde edilememesi ve bu durumun hiçbir aşamada telafi edilememesi anlaşılabilir. Çocuğun zekâsı, ailenin tutumu, eğitimi sistemi ve okul-öğretmen ikilemi çocuğun akademik başarısının ölçülmesi için etkili faktörler arasında yer almaktadır. Çocuğu üzerinde baskı kurmuş aileler kadar okulla hiçbir şekilde ilgilenmeyen aile tutumları da sorunlara neden olabilir. Okula uyum sorunu, okul korkusu, dikkat eksikliği, öğrenim bozukluğu, bedensel hastalıklar ve depresyon okul başarısızlığının nedenleri arasında önemli yer tutulmaktadır.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • MESLEK SEÇİMİ

    MESLEK SEÇİMİ

    HANGİ MESLEĞİ SEÇMELİYİM !!

    Benim hikayem şöyle idi;12 yıllık eğitim hayatımda kişisel yapıma giydirilen kimlik hukuk alanı oldu. Bunun için sayısal alana yerleşmişken eşit ağırlık ile değiştirdim, ve bu bölümü kazanacak puanı başarıyla elde ettim.Herkes mutlu artık bir hukukçu geliyor der iken; Adliyede olmak istemeyişim ve hala nedenini anlayamadığım radikal bir karar ile Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünü seçtim. Psikoterapist olmanın mutluluğunu ve gururunu 10 yıldır yaşıyorum. Hayatımın %50 mutluluğunu garantilediğimi görüyorum . Tabii 5 yıl Adalet Bakanlığında görev yapmam da kaderin esprisi oldu bana.

    Şu an ülkemizde %84 işinden memnun olmayan meslek elemanları için üstteki yazım çok anlamlı iken; meslek tercihi henüz yapacak öğrenciler için de çalışma hayatında anlam kazanacaktır.

    Çünkü;Hayatımızın en önemli seçimleridir iş ve eş seçimi. Herhangi bir mesleğin olması yeterli gibi dursa da , mesleği içerisinde mutsuz olan onlarca insan var ülkemizde. Her sabah isteksiz uyanan, hafta sonu tatillerini kutsal gören,aile hayatını olumsuz etkileyen, depresif ruh halinin kapıdan ayrılmadığı yaşamlarla dolu etrafımız. İşe duyulan isteksizlik, üretkenliği ve motivasyonu olumsuz etkiliyor ve bu anlamda kalite düşüyor. Her şey bir zincir aslında. Kişiye uygun olmayan meslek seçim isteksizlik verimsizlik tepkisel davranışlar gerginlik çatışmalar mutsuzluk BAŞARISIZLIK

    Bunun en temel nedeni ise yanlış yönlendirmeler veya hiç yönlendirilmemeler.

    Yanlış meslek seçimini öğrenci için etkileyen unsurlar ise;

    1.Ebeveynlere karşı sorumluluk düşünceleri

    2.Yaşıtlarına göre üstünlük kurma çabası

    3.Takdir edilme isteği

    4.Yaşamak istediği üniversite hayatı

    5.Neresi olursa olsun yeter ki üniversite okuyayım düşüncesi

    6.Ebeveynlerin başkaları ile karşılaştırması gibi unsurlar yanlış tercihleri pekiştiriyor.

    Başarı sadece akademik olarak algılanıyor.Oysa ki yaşam ,sadece akademik başarıdan değil , hayat başarısından da oluşuyor.

    Meslek sürecinde artık okul birincileri değil , potansiyeli işe uygun kişiler tercih ediliyor.Kendisini ifade edebilen, sosyal zekası yüksek kişiler. Aksi halde akademik başarı yeterli olsaydı , tavsiye edilme süreci olmazdı. İnsana dokunamayan kişiler başarılı olamazlar , kişiliğine uygun olmayan meslek de emanet kıyafet gibi durur ve irrite eder. Kilolu bir diyetisyen, saldırgan bir psikiyatr , uçak fobisi olan bir pilot,düşüncelerini ifade edemeyen bir avukat düşünün.

    Öncelikle sormalısınız kendinize ‘Ben her gün uyandığımda hangi işe koşarak giderim, hangi meslek beni yansıtır?’

    Bunun yanıtını hala veremiyorsanız acil olarak bir uzmana başvurmalı ve sizi değerlendirmesine izin vermelisiniz. Bizler ilk görüşme ve gözlemden sonra gerekli test ve envanterler ile sizin yeteneklerinize, ilgilerinize uygun meslekleri belirleyebiliyoruz.

    Ailenizin istediği meslek ile kendi istediğiniz arasında kaldıysanız düşünmelisiniz ‘Bunu istemelerinin mantıklı nedeni nedir?’ size uygun mesleklerden biri değilse zaten düşünmenize bile gerek yok. Size uygun olabileceğini düşündüğünüz diğer mesleklerin ise maddi ve manevi getiri ve götürülerine bakın. Belki de siz bir yarıştasınız onlar objektif bakıyor?

    Gerçekçi olun. Size uygun meslekleri biliyor , ancak sıralamada daha popüler bir yere gitmek için size uygun olmayan bir bölümü tercih ederseniz, yanılırsınız. Faydası olan tek yer eğitim kurumunuzun akademik başarınıza katkısı olur. Sizin alkışlanmanız bir yaz sürer ama mesleğiniz bir ömür.

    Piyon olarak görülmek istemiyor vezir olmak istiyorsanız; ne olursanız olun sadece popüler olanı değil sizin için uygun olan mesleği tercih edin.

    Sevgiler ,sağlıklı seçimler.

  • Sigara bağımlılığı ve kızıl ötesi lazer tedavisi

    Kızıl Ötesi Lazer ile sigara nasıl bırakılır?

    Soft Lazer tedavisi sigara bırakılmasında çok etkili bir yöntemdir. Özellikle sigarayı bırakmak için başka metotlardan sonuç alamayan kişiler bu yöntemi çok daha başarılı buluyorlar. 3500 senelik bir özgeçmişe sahip olan Akupunktur modern teknolojiden yararlanarak (Lazer etkisi) bu alışkanlığı strese girmeden ve kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayarak, güçlü bir şekilde ortadan kaldırır.

    Aslında TAO felsefesine göre vücudumuzda edindiğimiz doğal olmayan tüm zararlı alışkanlıklarımız ( normalden fazla yemek yeme, sigara içmek, negatif düşünceler sonucu depresyon vs.) ve hatta değişik hastalık belirtileri bir nevi hayat enerjisinin (Qi)akışının düzensizliği veya Qi eksilmesinden kaynaklanır.Ruhumuz ve beynimizde , vücudumuz kadar beslenmelidir ki bu akış kesintisiz sağlansın.

    Sigara bırakılmasında iki faktör rol oynar:

    Psikolojik Faktör: Hastanın gerçekten sigarayı bırakmak istemesidir. Bu gerçek istek olmazsa ( aile baskısı- eş baskısı vs.) üzün vadeli başarılı bir sonuç almak mümkün değil,er geç bir daha bu alışkanlık geri dönecektir.

    Önemli Not:

    Sigara bırakmaya karar veren kişi, tedavi döneminde ve en az 1 ay sonrası,sigara içimeyi sosial olarak tetikleyen ortamlarda bulunmamalı( Arkadaş çevresi özellikle Alkol tüketimi söz konusu ise).Bu konuya gereken özen gösterilmez ise ,bazen başarısızlık yaşanabilir(tedaviden sonra fiziyolojik olarak nikotine ihtiyaç duymazsak bile, psikolojik olarak tamamen yeni duruma alışmamız en az 1 ay sürer)

    Fizyolojik Faktör: Laser tedavisi fizyolojik yönden kararını veren kişinin , başarılı olmasında önemli ölçude rol oynar .Bu fizyolojik etkiler tedavinin beyinde Endorfin (mutluluk hormonu)salgılatma ve Adrenalini(stres hormonu) dengeleme gücüyle sağlanır. Enorfin salgısı Lazer Tedavi uygulamsından sonra, Nikotinin etkisinden ( max 2 saat) çok daha fazladır( saatlerce).

    Nikotin ihtiyacı ve yoksunluk hissi ilk 3 gün en yüksek düzeyde olur ve bunun için bu 3 günde Tedavi yapılması endorfin salgılanmasını maximum dereceye getirir, bu kritik 3 günden sonra %80 başarı elde edilir. Sigaranın kokusu bile genelde tedavi olan kişiye tuhaf gelmeye başlar.% 20 hastalarda hala bir eylem varsa veya hasta kronik içiciyse (özellikle uzun seneler günde bir paket sigara tüketmişse)2 gün arayla birer seans daha gerekebilir( toplam 4 ve ya gerekirse 5 seans toplam) .

    Lazer ile sigara bırakılmasında, Lazerin nikotini vücuttan atma ( detoxification) gücü yoksunluk sendromlarının (nikotin isteği,sinirlenmek,ajite olmak,vs.) en aza indirir.Salgılanan endorfinin etkisinden dolayı, hasta kendini derinden rahatlamış ve iyi hisseder. İki yöntem (Lazer Akupunktur)bir araya geldiğinde başarı oranı% 95 üstündedir.

    Bu tedavinin her hangi bir yan etkisi yok ve 30 senedir Avrupa ve 16 senedir Kanada da sigara bırakılması için kullanılmakta.NASA , Persolinine “Stop Smoking” programında etkili bir yöntem olarak , Lazer tedavisini uygun görmüştür(2009).

    SİGARAYI BIRAKMAK İSTEYENLERİN YAŞADIKLARI TİPİK KAYGI VE SORUNLAR NELERDİR?

    Sigarayı azaltmak? Yoksunluk belirtilerinin daha uzun sürmesine neden olur. Çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır.Sigara miktarı arttırılır.

    Ara ara sigara içmek: Vücuda tekrar nikotin etkisini hatırlatır. Zamanla düzenli olarak içmeye dönüşür. Halbuki sigara içilmemesine alışmak daha kolaydır.

    Çevre baskısı: sigarayı bırakanların çoğu çevresi tarafından adeta tekrar içmeye zorlanır.Size sigara tutulduğunda ‘ teşekkür ederim almayayım’ değil ‘Teşekkür ederim , bıraktım demelisiniz.

    KATRAN VE NİKOTEİN DÜZEYİ DÜŞÜK( LİGHT) SİGARA İÇMEK: Bu durum da genellikle sigara adedi arttırılarak eski nikotin düzeyi tutturulmaya çalışılır .Zaten ‘’ tehlikesiz sigara yoktur’’

    Kilo alma kaygısı: Sigarayi burakmak ile beraber ,nikotinin etkisinin kalkmasıyla iştah normale döner(iştahsızlık ortadan kalkar),bu da yaklaşık 3-4 kilo almaya neden olabilir.

    Sigara bırakıldıktan sonra asıl kilo alma nedeni(özellikle Lazer gibi yardımcı tedaviler uygulanmazsa),ilk dönem ,nikotin yoksunluğu ve onun vücutta yarattığı fiziyolojik etkileri,stres mekanizmasıyla ağız , mide,karaciğer ve beyini yemeye odaklandırması ve sonuçta kısa zamanda kilo almaktır.

    ÖNEMLİ NOT:

    Sigarayı bırakmaya bağlı kilo almayı engellemek için son seanslarda gereken noktalar, iştah ve sindirim sistemiyle ilgili, seçilir ve aynı zamanda tedavi edilir. Kişinin kilosu sigarayı bıraktığı zaman normal ise koruyucu programına alınması ( ilk hafta 1 seans sonra seanslar arası +1 hafta uzatılarak ayda 1 şeklinde ,hasta yemek yeme duygusunu kontrol altına alana kadar devam edilebilir.İlk haftadan kişiye uygun kalori çıkartılır ve diyete devam edilir. Bu ilk dönem sigara bırakıldıktan sonra kilo alınmazsa, ( ilk 3-4 ay ) vücut bu dengeyi kendi sağlayabilecektir.

    Sigara bırakıldığı andan itibaren ne gibi değişiklikler olur:

    2 saat sonra kan basıncı , nabız ve vücut ısısı normale döner.
    8 saat sonra karbonmonoksit seviyesi kanda normale döner. Oksijen seviyesi yükselir.
    3 gün içinde kalp krizi riski düşer, koku ve tat alma hissi normale döner.Nefes almak daha akıcı olur.
    2 ayda kan dolaşımı normalleşir, Akciğer enfeksiyon riski azalır.Öksürükler git gide azalmaya başlar.Yorgunluk hissi yerini enerjitik olmaya verir.
    1 sene sonra kalp krizi riski% 50 azalır. Kanser olma riski de çok düşer.
    Sigarayı 30 yaşın altında bırakırsanız , gelecek hayatınızda sigaranın sebep oldacağı kalp, akciğer hastalıklarını ve riskini sıfıra indirmiş olacaksınız.
    Büyük bir sermaye ve zamanı kendi zararınıza kullanmak yerine, daha verimli bir şekilde sevdiklerinizle eğlenmeye ve zaman geçirmeye ayırabileceksiniz.
    Sigaraya endeksli yaşamak ,özgürce hareket etme ve zevk alma anlayışımızı güçlü bir şekilde etkiler ,bu da doğamiza karşı olduğu için ,zaman içinde gizli depresyona neden olur.