Etiket: Başarı

  • Başarı Transferi

    Başarı Transferi

    Başarı herkesin dilinde dolaşan, istenilen, zevk alınan bir durumdur. Konunun, olayın ne olduğu önemli değildir. Bir oyun kazanmak, okulda bir dersten iyi not almak, iş yerinde bir projeyi iyi bir şekilde yürütmek sonlandırmak, sporda iyi sonuçlar almak dolayısıyla konu ne olursa olsun insan başarılı olmak istiyor. Bunu yaptığı zaman da mutlu oluyor. Benim kafamda uzun süre şu soru oldu. “Acaba insan başarılı olduğu zaman mı zevk alıyor ve o işi daha iyi yapmaya çalışıyor, yoksa zevk aldığı için o işi daha iyi yapıyor ve o iş için daha çok enerji harcıyor.” Daha sonra bunun ikisinin insanlara göre farklılık gösterebileceğini ve başarılı olan insanların bunlardan birini kullandığını gördüm.
    Ancak bunun tersi durumlarla da çok karşılaştım. Örneğin okul hayatında matematik dersinden başarılı olmak isteyen bir öğrencinin “yapamıyorum olmuyor, yeteneğim yok başaramıyorum” dediğini de çok gördüm. Buradaki durum kişinin gerçekten yapamaması, yapmak istememesi, başarısızlık korkusundan dolayı başarılı olmayı denememesi, geçmişten gelen ve kendisine büyük gözüken eksikliklerine kapatamayacağı inancı, emek harcamak ve yorulmak istememesi, çalışmayarak başarısız olmanın iyi hissettirmesi vb. nedenler olabilir. Mevcut eğitim öğretim sisteme baktığımızda normal zeka düzeyinde olan bir insanın matematik dersinde başarılı olabilmesi lazım. Hatta matematik performansı düşük kişilerin bile diğer insanlardan daha fazla çalışarak başarılı olabileceği bir sistem var.

    İş hayatı veya sosyal hayatta da benzer durumlardan söz edilebilir. Denemelerinin başarısız olacağı, rezil olacağım korkusu, toplumsal baskı, başarısızlık korkusu, potansiyelinin farkında olmama vb. gibi durumlardan kaynaklı olarak insanlar başarıya yaklaşamamaktadır.

    BAŞARILI OLMAK HERKESİN İSTEĞİ BİR DURUMDUR.
    Burada devreye giren durum nasıl başarılı olacağım yada başarılı olma yöntemlerim neler?
    Daha önce başarılı olduğum neler var ?
    Başarılı olduğum durumlarda neler yaptım?
    Başarılı olduğum durumlarda yaptığım şeyleri, yöntemleri zorlandığım diğer işlerde denesem nasıl sonuçlar alırım?
    Aslında yukarıdaki sorulara vereceğiniz cevaplar size yeterli olacaktır.
    BENCE HERKES HERŞEYDE BAŞARILI OLABİLİR.
    Nasıl mı? Tabi ki ”BAŞARI TRANSFERİ İLE”……
    Başarılı ve iyi olduğunuz şeyleri düşünün, onları nasıl şevkle yaptığınızı, neler hissettiğini, şu an yapmak istediğiniz ya da başarılı olmak zorunda olduğunuz şeyi başarırsanız neler hissedeceğinizi bir düşünün. Eminim çok mutlu olacaksınız.
    Amacınız “Dünyanın en büyük zirvesine tırmanmak”.
    Bu büyük bir hayal olsa gerek. Hiç dağa tırmanmamış bir insan için hem de çok büyük bir hayaldir. Başarılı olmak imkânsız gibi duruyor. Ama hayatta gerçekleşen bir çok şey hayaldi zaten. Cep telefonu, bilgisayar, ipad, uçak, hatta araba vb. gibi daha bir çok şey. Hemen Everest’in tepesine tırmanamazsınız belki ama dağcılıkla ilgili bir kitap okumaya başlayabilirsiniz. Sonra belki küçük bir dağcılık kursuna katılıp sizin eğitiminiz için hazırlanmış bir tırmanma parkurunda nasıl tırmanılacağını öğrenebilirsiniz. Belki sonra amatör küçük bir dağ tırmanışı deneyebilirsiniz. Denemelerle bunu tırmanışı büyütebilir ve tecrübe edinebilirsiniz. Ve sonunda belki bir gün Everest’in tepesinde kendinizi bulabilirsiniz.
    Bir hayal edin şu an EVEREST dağının tepesindesiniz. Ve hayaliniz gerçekleşti. O havayı soluyorsunuz. Mutluluğu düşünün

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Sınav kaygısı, daha önce öğrenilen bilgilerin sınav sırasında kullanılamamasına sebep olan ve kişinin potansiyelini gerçekleştirmesine engel olan yoğun kaygı olarak tarif edilebilir. Kaygının iki türünü birbirinden ayırmak gerekmektedir. Kişi eğer sınava yeteri kadar hazırlanmadıysa ve kaygısı bilgi eksikliğinden kaynaklanıyorsa bu tepki doğaldır. Ancak sınava yeteri kadar iyi hazırlanıldığı halde kişi panik duygusuna kapılıyorsa ve fazla tepki veriyorsa bu doğal bir tepki değildir. Kişinin belli bir miktarda kaygı yaşaması normaldir fakat sınava farklı anlamlar yüklendiğinde, sınavı mutlaka kazanmaları gereken bir savaş olarak olarak gördüklerinde, bu durum onlar için bir sorun halini almaya başlamaktadır. İlk olarak sınavlara yüklenen anlamı sorgulamalı ve sınavın gerçekte ne olup olmadığını anlamamız gerekmektedir.

    Sınav Ne Değildir?

    Çoğunlukta unuttuğumuz gerçeklerden biri şudur ki; sınav kişinin değerini ölçen bir araç değildir. Kişinin geleceğini belirleyecek tek araç da değildir. Sınavda başarılı olmak hayatta mutlu olmanın tek yolu değildir. Sınav sadece öğrenilenlerin değerlendirilmesine yarayan ve bu bilgilerle bir üst kuruma yerleşmeyi sağlayan bir araçtır.

    Kaygı ile Korku Arasındaki Fark Nedir?

    Kaygı, kişinin duygusal ya da düşünsel olarak kendisini baskı altında hissettiğinde ortaya çıkan bir duygudur. Kaygı ile korku aynı şey değildir. Korku duygusu hissedildiğinde, kişinin fiziksel varlığını tehdit eden bir unsur vardır. Kaygı duygusunda ise kişinin fiziksel varlığına yönelik bir tehdit yoktur. Korku daha kısa süreli iken, kaygı ise daha uzun süre devam etmektedir. Kişi kaygıyı kendi olumsuz düşünceleri neticesinde üretmektedir.

    Sınav Kaygısının Belirtileri Nelerdir?

    Konsantrasyon bozukluğu, huzursuzluk, endişe, sıkıntı, üzüntü, başarısızlık duygusu, gerginlik veya sinirlilik halidir. Bedensel belirtiler ise; kalp atışlarının hızlanması, solunum sayısının artması, ağız kuruluğu, yoğun iç sıkıntısı, uyku düzeninde bozulma, bağırsak hareketlerinde bozulma, yüz, boyun, omuz, karın, bel kaslarında gerginlik.

    Hiç Kaygı Yaşamadan Başarı Gelir mi?

    Her duygu gibi “kaygı”da kişinin yaşamında önem taşımaktadır ve gereklidir. Her öğrencinin belli bir düzeyde kaygı yaşaması normaldir. Orta düzeyde bir kaygı kişiye enerji verir, motive eder. Amaç kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değildir. Yoğun kaygı ise, konsantrasyon zorluğuna, karar vermede zorluk yaşamaya, unutkanlığın artmasına, öğrenilen bilgilerin kullanılamamasına sebep olmaktadır. Orta düzeyde kaygı ile birlikte kişinin dikkati artar, öğrenme gücü artar, hatırlaması kolaylaşır, zamanı verimli kullanabilme konusunda beceri kazandırır, odaklanmayı artırır.

    Sınav Kaygısı Yaşıyor Musunuz?

    • Sınavdan bir önceki gece uyuyamıyorsanız,

    • Sınavda heyecanlandığınız için çok iyi bildiğiniz ve çalışmış olduğunuz halde başarılı olamıyorsanız,

    • Sınav sırasında midenizde, karın bölgenizde gerilme ya da rahatsızlık duyuyorsanız,

    • Sınav sırasında soğuk terleme ve baş ağrıları çekiyorsanız,

    • Sınav sırasında bildiğiniz bilgileri unutuyorsanız,

    • Sınavda soruları gerçekte olduğundan daha zormuş gibi algılıyorsanız ve gerçekte kolay olan soruları yanıtlamakta zorlanıyorsanız,

    • Dikkatsizlik yüzünden çok yanlış yapıyorsanız sınav kaygısı yaşıyor olabilirsiniz.

    Sınav Kaygısının Oluşmasında Etkisi Olan Düşünceler

    Kişinin sınav kaygısı yaşamasına sebep olan bazı düşünceler vardır.

    • Sınavda kesinlikle başarılı olmalıyım

    • Sınavım kesinlikle kötü geçecek

    • Başarısız olursam annem-babam ne der

    • Ya hata yaparsam?

    • Ailem benim için çok fazla fedakarlık yaptı. Onları hayal kırıklığına uğratmamam gerekiyor.

    • Kazanamazsam mahvolurum, ailemin yüzüne nasıl bakarım

    şeklindeki düşünceler kişinin kaygısını artırmakta ve performansını sergilemesine engel olmaktadır. Bu düşüncelerin hiçbir işlevselliği yoktur. Bu düşünceler akıllarından geçtikten sonra ilk önce onların duygularını, sonrasında davranışlarını etkilemektedir.

    Sınav Kaygısı ile Baş Etme Yöntemi Olarak Yararlı Düşünceler

    Kişinin aklından geçen olumsuz düşüncelerin gerçekliği sınandığında aslında hiçbir gerçekçi yanı olmadığı ve olumlu yönden kişiye hiçbir katkısı olmadığı görülmektedir. Bu tip düşünceler kişiyi hem amacından uzaklaştırmaktadır hem de endişesini artırmaktadır. Sınav kaygısı ile baş etmek için sınav kaygısını oluşturan düşünceleri alternatifleri ile değiştirmek gerekmektedir. Bu alternatif düşünceler;

    • Bu sınavdan yüksek puan almak için elimden geleni yapacağım ve çalışacağım ama alamazsam da bu dünyanın sonu değil,

    • Sınav hayatımın anlamı değil,

    • Sınav için elimden geleni yapacağım fakat başarılı olamasam da ailem beni sevmeye devam edecek,

    • Sınavda başarılı olamazsam bu benim hayatımın sonu olamaz,

    • Sorumlu olduğum çok fazla konu var fakat zamanımı iyi planlarsam hepsini yetiştirebilirim.

    Şeklinde düşünmek kişinin kaygısını azaltacaktır. Düşünce sisteminde yapılmış olan değişiklik kişinin doğrudan duygusunu etkilemekte ve bu da beraberinde davranış değişikliğini meydana getirmektedir.

    Kaygı ile Başa Çıkma Yolları

    Kaygı ile başa çıkmanın ilk adımı, kaygıyı meydana getiren düşünce ve duyguların farkına varmaktır. Bu sebeple, sınav öncesi ve sonrası kaygı yaşayan kişi ilk önce bunun nedenleri üzerinde düşünmeli ve gerçekçi bir bakış açısıyla bütün unsurları değerlendirmelidir.

    Kişiyi kaygılandıran sınav değil, sınava ve sınavın sonuçlarına yüklenen farklı anlamlar ve sınav hakkında üretilen olumsuz düşünceler olduğunu kabullenmek gerekmektedir. “Mutlaka …. lisesine gitmeliyim” veya “mutlaka ….. bölümü kazanmalıyım” şeklindeki -meli, -malı’lı ifadeler kişinin kendi üzerinde stres ve baskı yaratmaktadır. Sınavlar sizin değerinizi belirleyen, kişiliğinizi ölçen araçlar değildir.

    Gevşeme Tekniği

    Eğer yoğun kaygı içindeyseniz gevşeme tekniği ile bedeninizin tümünün gevşemesini sağlayabilirsiniz. Bu teknik ağrılarınıza iyi gelir, zihninizin boşalmasını, dikkatinizin artmasını sağlar ve kanı harekete geçirir. Ayakta, oturarak ya da yatarak uygulayabilirsiniz.

    • Burnunuzdan derin bir nefes alırken ayağınızı yere yapıştırın. Nefesinizi tutarken ayaklarınızla yeri kavramaya çalışın. Yatıyorsanız ayaklarınızın parmak aralarını açarak gerin. Nefesinizi burnunuzdan yavaşça verirken ayaklarınızı gevşetin.

    • Nefes alın. Nefesinizi tutarken baldırlarınızı kasın, nefes verirken gevşetin.

    • Nefes alın. Nefesinizi tutarken bacaklarınızın üst kısmını kasın, nefes verirken gevşetin.

    • Nefes alın. Nefesinizi tutarken bir yandan kalçanızı sıkın bir yanan da karnınızı içine çekin, nefes verirken gevşetin.

    • Nefes alın. Nefesinizi tutarken ellerinizi yumruk yapıp bileklerden içeri kırın ve kollarınızı kasın, nefes verirken elleri, kolları gevşetin.

    • Nefes alın. Nefesinizi tutarken omuzlarınızı yukarıya doğru kaldırın, nefes verirken omuzlarınızı düşürün.

    • Nefes alın. Nefesinizi tutarken tüm yüzünüzü buruşturun, nefes verirken yüzünüzü gevşetin.

    Sınav Kaygınızı Nasıl Azaltabilirsiniz?

    Sınavdan önce;

    • Zamanınızı planlamaya çalışın. Çalışmanız gerekenleri planlayın. Çalışmalarınızı başka bir zamana ertelemeyin

    • Daha önceki başarısızlıklarınızdaki başarısız olma sebeplerinizi araştırın ve bunlara yönelik hedefler oluşturun

    • Beslenmenize, uyku düzeninize dikkat edin

    Sınav Sırasında;

    • Olumsuz düşüncelerinizi aklınızdan çıkarmaya çalışın

    • Duygu ve düşünceleriniz üzerindeki farkındalığınız ile birlikte kontrolü sağlayın

    • Yapabileceğiniz sorulardan başlamak sizleri motive eder, kaygınızı azaltır

    • Yapamadığınız sorulara işaret koyup atlayın, sorular bitince yapamadığınız sorulara tekrar dönün

    • Kaygınızın arttğını hissettiğinizde birkaç dakika arkanıza yaslanın, derin nefes alarak dinlenin

    • Sınav sırasında “daha çok çalışmalıydım” vb. şeklinde düşünmek yerine “şuanda ne yapabilirim” diye düşünmeye çalışın

    Sınav Sonrasında;

    • Kendinizi ödüllendirin

    • Keyif veren etkinliklere mutlaka zaman ayırın

    • Eksikleriniz üzerinde düşünüp, bu eksikleri nasıl tamamlayabileceğinize yönelik planlama yapın.

    Sınav Öncesi Ailelere Öneriler

    Aileler sınavı hayatın en önemli olayı görüp çocuğuna bu şekilde yansıttığında, çocuk sınavları gözünde büyütmeye başlar ve kaygısı artar. Sınav kaygısını artırıcı konuşmalar yapmak, ailenin kendi gerginliğini ve stresini çocuğuna yansıtması ve sınavın sonuçlarıyla ilgili aşırı meşgul olması çocukların kaygısını artırır. Onlara yardımcı olmak için sınavla ilgili değil, sınavlar için harcadığı emek ile ilgilenmek ve onları cesaretlendirmek gerekir.

    Sınav sürecinde bazı anne-babalar tatil programı yapmamak, eve misafir çağırmamak gibi fedakarlıklar yaparlar ve kendi hayatlarını unutup sadece çocukları için yaşarlar. Bu durum çocuğa sınavın hayatları için çok önemli olduğunu, ailelerinin fedakarlıklarına yanıt vermeleri gerektiğini düşünmelerine sebep olur ve beraberinde çocuğun kaygısı artar.

    Sen yaparsın, başarırsın, güveniyorum gibi sözler de onların üzerinde baskı oluşturur ve kaygılarının artmasına sebep olur. Öncelikle çocuğunuza inanın, kişinin her zaman kazanmasının ve başarılı olmasının mümkün olmadığını, kazanmak kadar kaybetmenin de hayatın bir parçası olduğunu ve hayatın sonu olmadığını anlatın. Sınav sonucu ne olursa olsun sizin onu sevdiğinizi ve sevmeye devam edeceğinizi belirtin. Sınavlar gelip geçicidir ama çocuğunuzla kuracağınız ilişki kalıcıdır. Çocuğunuza onun başarısından ziyade önemli olanın, elinden gelenin en iyisini yapmak olduğunu, sınavın ondan ve sağlığından daha değerli olmadığını, başarısız olsa da ona karşı sevginizin devam edeceğini, onu her koşulda seveceğinizin mesajını verin. Sınavlar çocuğunuzu sevmeniz için bir ölçüt değildir. Her çocuğun başarıyı yakalayacağı alan farklı olabilir.

    Sınava ilişkin A-B-C planları olsun. En kötü ihtimali de gözden geçirin ve birlikte yedek bir plan oluşturun. Yedek bir planının olduğunu bilmesi de onu da rahatlatacaktır. Çocuğunuz ile ilgili beklentilerinizde gerçekçi olun. Yapabileceğinizden çok daha fazla ders çalışmasını beklemek ya da sınavda kapasitesinin çok üstünde başarı sağlamasını beklemek kaygısının artmasına sebep olacaktır.

    Ders çalışırken çocuğunuzu takdir edin. Olumsuz yanlarını görüp, “bu şekilde olmaz, kazanamazsın, başaramazsın” yerine, ders çalıştığı zamanlarda gayretini takdir edin. Sürekli olarak “ders çalış” demek çocukta çalışma isteği uyandırmaz, daha çok ders çalışmaktan uzaklaşmasına neden olur. “ne yaptın, anlayamadığın yerler var mı, beraber gözden geçirmek ister misin, bizlerden beklentin, isteğin var mı” şeklinde bir yaklaşım tercih edilmelidir.

    Kimse kesinlikle başkasıyla kıyaslanmak istemez. Anne-babalar bazen kötü niyetle değil ama motive ettiklerini düşünerek, çocuklarını başkalarıyla kıyaslayabilmekteler. Bunun kesinlikle hiçbir motive edici özelliği yoktur. Negatif cümlelerden uzak durmak gerekmektedir. Aynı şekilde “bu şekilde başaramayacaksın” demek de onların kendilerine olan güvenlerini sarsmaktadır.

    Kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak yaşadığı zorlukları anlamaya çalışın. Kaygılarını, endişelerini görmezden gelmeyin. “bu şekilde hissetmemelisin” diyerek duygularını küçümseyip, yok saymayın. Her koşulda onu anladığınızı ve her koşulda ona destek olacağınızı ona hissettirin.

    Sınav kaygısı birçok kişi tarafından yaşanabilmektedir. Özellikle bilişsel ve davranışçı müdahaleler ile üstesinden gelinebilecek bir durumdur. İlk olarak hissettiğiniz duygular hakkında farkındalık kazanıp, bu duruma yönelik baş etme yöntemlerini deneyebilirsiniz. Buna rağmen yine de sınav ile ilgili kaygı yaşamaya devam ediyorsanız uzman desteği almanız daha sağlıklı olacaktır.

  • Yarıyıl tatili ; ders çıkarmak, doğru ve yanlışları görmek için fırsat

    Sömestr tatilinin başladığı bu günlerde , çocuklarımızın karne heyecanı ebeveynleri de sarmış durumda. Bu tatlı heyecanı çocuklarımız için fırsata çevirmek de mümkün . Yarı yıl tatili dersler çıkarmak, doğru ve yanlışları görmek için önemli bir ara dönem. Kötü karne, tatil yok demeden önce; ebeveynlerin bazı dersler çıkaracakları alanları şöyle sıralayabiliriz;

    Ders çıkarmalıyız;

    Çünkü çocuğumuzun karnesi bir yerde ebeveynin yansıması ve ebeveynin karnesidir

    Çünkü işler iyi gitmemiş ise buradaki nedensellikle ilgili anne-babanın yeterince farkındalığı, ilgisi ve çözüm odaklı çabası yeterince olmamıştır, olamamıştır.

    Çünkü çocuğu tanıma ve tanımlama, güçlü ve daha az güçlü taraflarını belirleme, planlı-organize, keyifli ve ilgi duyduğu şekilde bir eğitim programı sunmada yetersiz kalınmıştır.

    Çünkü bunları yapmak yerine, çocuğun çıkmazları ve yetenekleri göz ardı edilerek moda haline gelmiş klişe bir yaklaşım olan ‘’kuru bir yüksek başarı beklentisi’’ içine girilmiştir.

    Çünkü karşılığı olmayan yüksek başarı beklentisinin olması için yeterli ders çalışma olmadığında ve başarı düzeyi yakalanamadığında ‘’sen tembelsin, çalışmıyorsun, kafan çalışmıyor’’ gibi itham edici, yargılayıcı, sorgulayıcı ve suçlayıcı bir tutum ve yaklaşım tarzı sergilenmiştir.

    Çünkü bunun yerine çocuğun yetenekleri ölçüsünde, koşullandırmayan bir yaklaşımda bulunulmamıştır ve kendisiyle ilgili her durumda birlikte karar vermeyi ‘’biriciklik’ kabul eden düşünce ve duygu paylaşımı yapılmamıştır.

    Yapılması doğru, çocuğa fayda sağlayacak konular;

    YAPILAN DOĞRUDUR;

    Çocuk ya da ergenin planlı programlı ders çalışması yönünde motivasyonu sağlanırsa ve bunun için uygun rol model arkadaşlara entegre edilirse,

    Eksik ya da yetersiz olduğu alanlar belirlenip bu yönde desteklenirse, ilgi duyduğu, haz ve keyif aldığı eğitim programı uygulanırsa,

    Çocuğun zor anladığı, hemen unuttuğu, bu nedenle çalışma motivasyonunun ve verim ortaya koymada becerisinin düşük olduğu dersler ve konular belirlenip bireysel eğitim desteği sağlanırsa,

    Tek bir hedef ya da seçeneğe koşullanıp plan yapmak yerine farklı ve yeteneğine uygun seçenekler öngörülürse

    Akademik başarısı yanında sosyal baş etme ve iletişim kurma becerisinin istenilen düzeye gelmesi için uygun çevresel ve okul destek sistemleri oluşturulursa ve yapılandırılıp sunulursa,

    Birinci dönem akademik başarısının daha iyi olmasını engelleyen çocuğun kendi çıkmazları ve bunu telafi edecek eğitsel desteğin eksikliği yönünde yeterince farkındalık ve düzeltilmesi için karalılık varsa,

    Bunun için çocukla birlikte karar verilip gösterdiği her çabayı ve verim olarak ortaya koyduğu her sonucu ödüllendiren, verimsiz ve olumsuz sonuçları gerekirse görmezden gelen bir yaklaşım benimsenirse; YAPILAN DOĞRUDUR..

    Ebeveynlerin yanlış yaklaşımlarının çocuğa zarar verecektir.

    YAPILAN YANLIŞTIR;

    Gösterdiği çabayı takdir etmek ve ödüllendirmek yerine sadece elde edilen başarıyı benimseyen ve önemseyen bir yaklaşım sergilenirse,

    Özellikle internet ya da sosyal medya bağımlılığı olan çocuklarda suçlamaya, kısır döngüye giren tartışmaya ve Dikkat eksikliği-Hiperaktivite bozukluğu belirtilerine yönelik danışmanlık ve değerlendirme gereksinimi düşünülmediyse,

    Ders çalışmayı önemsemeyen, umursamaz davrananan ve sorumluluğu olmayan çocuklarımız için ‘‘acaba biz onları sırf kendi oldukları için yeterince önemsedik mi ya da önemsiyor muyuz’’ sorusu dolu dolu karşılık bulmuyorsa,

    Birinci dönemde yetersizlik ya da olumsuzlukların (hem çocuk hem ebeveynde) nedenlerine yönelik çocukla birlikte değerlendirme yapılıp yeni yaklaşım tarzı ve olası destek sistemleri halen belirlenemediyse,

    Yetersiz ya da eksik olan durumların tespit edilip klinik ve/veya eğitsel destekleri hedefleyen bir öngörü ve buna yönelik plan yeterince yoksa,

    Çocuklara en büyük ve güzel karne hediyesi ‘’anne-baba ile geçirilen kayifli zamanlardır’’ prensibine uygun bir şekilde karne tatilini birlikte geçirerek zaman ve duygu paylaşımı yapılmıyorsa ya da yapılmadıysa,

    Çocuğun karne sonucunu sorgulamaktansa bununla ilgili fikirleri öğrenilmediyse ve ne düşündüğünü söylemesine fırsat verilmediyse; YAPILAN YANLIŞTIR

    UZMAN KİŞİ-EĞİTİMCİ-AİLE DÖNGÜSÜ ÖNEMLİ

    Sürekli ve planlı bir şekilde çalışıp didinmesine karşın hedeflenen başarıyı yakalamayan çocuklarımızın kendilerinin çabasının takdir edilmesine ve başarıyı engelleyen nedenlerin farkında olunmasına gereksinimleri vardır. Bu amaçla nedenlerin belirlenmesinde muhatabı olan gerçek uzmanından danışmanlık almak, okuldaki eğitimcilerin gözlemlerinden yararlanmak, ‘’uzman kişi-eğitimci-aile’’ şeklinde iletişim ve bilgi paylaşımı ağını oluşturmak gerekebilecektir. Algılama düzeyi ve hızı yetersiz olan ve hemen unutan bir çocukta ‘Özel Öğrenme Güçlüğü’, plan-program yapmada ve odaklanmakta zorlanan, ödevlerini erteleyen ve ders başarısını hiç önemsemeyen bir öğrencide ‘Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite’ bozukluğu, normal zamanda iyi yapan ve iyi düzeyde bilgiye sahip olmasına karşın sınavda başarısız olan çocukta ‘Performans ya da Sınav Kaygısı’ ve okula gitmede isteksizlik-okuldan kaçma davranışı sergileyen bir çocukta onu zorlayan bir derse karşı ‘Özgül Fobi’ ya da ‘Sosyal Fobi’ gibi nedenleri ortaya koymada ve nedenleri ortadan kaldırmada bu ‘üçlü iletişim ve bilgi paylaşım ağı’ olmazsa olmazdır

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu nedir? Ailelerin izleyeceği yol ne olmalıdır?

    (DİKKAT EKSİKLİĞİ OLAN ÇOCUKLARI BEKLEYEN SORUNLAR VE ÇÖZÜM YOLLARI)

    Çocuklar okul hayatına başladığı günden beri bazen de sonradan ortaya çıkan bazı nedenlerle ders başarısında güçlükler yaşayabilirler. Bu sorunların başında çocukların ders çalışırken ve ya okulda öğretmenini dinlerken dikkatini toplamada güçlük yaşaması, ders çalışmayı sürdürmekte zorluk yaşaması, sınavda dikkat sorunları nedeniyle çalışsa bile düşük başarı göstermesi sayılabilir. Yine yerinde oturmakta güçlük çeken, sabırsız çocukların ders çalışmayı sürdürmesi daha zor olacaktır. Bazen dikkat sorunu ile birlikte çocuklar öğrenme güçlükleri nedeniyle okul başarısında sorun yaşayabilirler. Dikkat, hareketlilik ve sabırsızlık yakınmaları olan çocuklar sıklıkla aile ve arkadaş ilişkilerinde de sorun yaşayabilirler. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) denilen bu durum çocuk ruh sağlı sorunları içerisindeki sıklığı %8-12 arasındadır. DEHB’da yaş ilerledikçe okul başarısındaki sorunlara, dikkat sorunlarının devam etmesiyle birlikte ders çalışma isteksizliği, sinirlilik, kaygı, kendine güvenmeme, mutsuzluk eklenebilir. Bu durumlarda öncelikle çocukların yaşadığı dikkat, hareketlilik, sabırsızlık ile ilgili sorunların çözümlenmesi önemlidir. Bu sorunlar çözümlendiğinde çocuklar derslerde başarılı olduklarını gördüklerinde kendine güvenleri artacak isteksizlikleri ve kaygıları azalacaktır. Bu sorunların çözümü için anne babaların çocuklarındaki güçlüklerin farkına varmaları önemli olup, bu sorunların çözümü için çocuk psikiyatrsitine başvurmaları gereklidir. Çocuk psikiyatristleri öncelikle ders başarısındaki sorunun neden kaynaklandığını, psikiyatrik değerlendirme yaparak bazen de bazı ölçekler ve testler uygulayarak araştıracaklardır. Bu sorunun nasıl çözüleceğine yönelik aileyi ve çocuğu bilgilendirecektir. Sorunun çözümüne yönelik uygun tedaviyi başlayacaklardır. Yine ailenin çocuğa yaklaşımı, çocuğun kendisinin bu sorunla nasıl baş edeceğine yönelik aileye ve çocuğa yol göstereceklerdir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların dikkat, hareketlilik ve sabırsızlık yakınmaları nedeniyle, sonunu düşünmeden hareket ettikleri, kaza ve ciddi yaralanmalara daha sık (yarıya yakını) maruz kaldıkları bilinmektedir. Bu kaza ve yaralanmalar sıklıkla kemik kırıklıkları, yumuşakn doku yırtılmaları, kafa travması şeklinde olmakta ve en sık da ortapedik mudahaleyi gerektirmektedirler. Aileler çocuklarındaki DEHB’ğunu tedavi ettirmekle çocuklarının hem okul başarısını ve ilişki sorunlarını çözecek, hem de gelecekteki ek ruhsal rahatsızlık ve ciddi kaza riskini önleyeceklerdir.

  • Ders başarısızlığı nedenleri

    Çocukta okul başarısızlığının çok çeşitli nedenleri vardır. Okul başarısı çeşitli faktörlerin bir araya gelmesiyle olur. Bunlar çocuğun zekası, iyi bir eğitim-okul ve aile ilgisi olarak kabaca sayabiliriz.

    Ayrıca ders başarısızlığına neden olan psikiyatrik rahatsızlıklarda olabilir. Bunların başlıcaları ; Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Depresyon, Uyum Bozukluğu, Okul Fobisi, İlişki Bozuklukları v:b. Sayılabilir.

    Ayrıca aileden kaynaklanan sorunlarda çok sıktır. Anne ve baba arasında kavgalar, evde gergin ortam, yeni kardeş doğumu ve kıskançlık , ev-mahalle değiştirme gibi birçok sorun çocukta ders başarısını etkiler. Anne babanın dersleri ve başarıyı yakın takibi de önemlidir. Çocuğa bu sorumluluğu aşılamak gerekir. Ne dersini elinden alıp anne baba yapacak, ne de çok uzak durup ilgisiz bırakacak. Bu denge çok önemlidir. Çocuğa rüşvet verip dersini yaptırmakta çözüm olmaz. Bu sefer çocuk her ders yapmada anne ve babadan bir şeyler isteyecektir.

    Ailenin başarı beklentisi:

    Ailelerin başarı beklentisi çok farklı olabilir. Bazı aileler başka kişilere göre başarılı sayılabilecek çocukları kendilerine göre başarılı bulmazlar. Ailelerin başarı çıtasını çok yükseğe koyması çocuğun motivasyonunu bir süre sonra kırabilir. Ya da çok uzun süreli hedeflerde ulaşılması zor gelir. Devamlı okul birincisi olması beklenen bir çocuk ciddi bir yük altında ezilebilir ve bir süre sonra yorulur. Artık o yükü kaldıramaz. Hedefe ulaşamayacak diye çok fazla stres altına girer ve sınavlarda çok heyecanlanabilir. Ayrıca depresyona girebilir. Bu nedenle çocuğa kısa süreli hedeflerle ulaşabileceği hedefler gösterilmelidir.

    Günümüzde anne –babalar eğitime çok önem vermektedirler. Bu çocuklarımız ve ülkemiz için güzel bir şeydir. Fakat çocuklarının başarısı üzerinden birbirleriyle yarışan anne baba, adeta saplantı haline getirdikleri başarı beklentisini bulamayınca çocuğu dışlamaktadırlar. Çocuk anne baba gözünde başarısız olunca çocuğa ‘’önemli değil, sonra yaparsın ‘’ derken bile takındığı yüz ifadesi çocuğu etkiler.

    Okul Faktörü:

    İyi bir okul başarı için şarttır. İyi bir okul ve öğretmen her öğrenciyi tek tek takip eder. Ne bilip bilmediğini bilir. Hepsinin karakterini ve yeteneklerini bilir ve buna göre davranır. Okulda iyi bir ödev takibi önemlidir. Her çocuğun yapabilme kapasitesine göre zorlanmalıdır. Çocuğun yorulduğunu ve zorlandığını iyi takip etmek gerekir. Bu yüzden iyi bir rehberlik servisi gerekir. Çocukların evdeki yaşamları da iyi bilinmeli ve anne babayla yakın ilişki kurulmalıdır. Eksik bilgileri etütlerle kapatılmalıdır. Nottan önce çocuğun psikolojisi ön planda tutulmalıdır. Ne çok gevşek bir okul olmalı nede çok disiplinli sert. Tatlı sert bir disiplin en idealidir.

    Okul başarı hedeflerini her çocuk için farklı koymalıdır. Çocuğun yetenek ve zekası ayrıca da motivasyonuna göre davranmalıdır.

    Çocuktaki psikiyatrik problemleri de erkenden fark etmekte okulun görevidir. Derste ilgisiz çocuklar, derse katılamayan utangaç çocuklar, okuma yazmada sorun yaşayan çocuklar, bazı derslerde ne kadar çalışsa da yapamayan çocuklar, arkadaş sorunları yaşayan çocuklar özellikle incelenmelidir. Aileleri çağırılıp onları kırmadan uygun dille doktora yönlendirilmelidir.

    Başarıyı Etkileyen Hastalıklar:

    Başarıyı etkileyen bazı hastalıklardan kısaca bahsedecek olursak

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu: Çocuğun derste dikkatini bir noktaya verememesi çabuk dağılmasıdır. Dersleri yaparken devamlı dağılır başka şeyleri düşünür ya da yapar. Özellikle okula ilk başladıklarında hareketli kıpır kıpırdırlar. Yazı yazarken veya okurken dikkatsizce hatalar yaparlar. Ders çalışmayı sevmezle çabuk sıkılırlar. Sıralarını bekleyemezler ve lafa girip konuşmayı bölerler. Karşısındakini dinleyemezler. Her şeyde diretirler. Ders çalışırken çok sık kalkıp otururlar. Yemekleri bile sakin bir şekilde yiyemezler.

    Özel Öğrenme Bozuklukları: Bu çocuklar zekaları normal olmasına rağmen özellikler okuma yazma alanlarında beklenen hız ve kıvraklık yoktur. Bazen sadece tek dersi yapamayabilirler. Öbür dersleri iyi olmasına rağmen mesela matematik, yabancı dil v.b. kendinden beklenmeyecek şekilde kötü olur. Bazen harf ve rakamları ter yazabilirler. Yazıları okunaklı olmayabilir. Bazen konuşmaları yavaş ve anlaşılmaz olabilir. Tedavide eksikleri kapatacak özel eğitimler gerekir.

    Düşük zeka-Donuk zeka: Eğitimi sırasında çocuğun kapasitesi belirlenmeli ve taşıyamayacağı yük verilmemelidir. Her çocuğun bir yeteneği ve yapabileceği iş vardır. Bu nedenle çocuğun kapasitesine göre hedefler konulmalıdır.

    Diğer Psikiyatrik Problemler: O güne kadar ders başarısı iyiyken bir anda düşüşler olursa psikolojik problemler düşünülmelidir. Mesela Depresyon, Anksiyete v.b. Yine baştan beri başarı ve ilişki sorunlarında okul korkusu, davranım bozuklukları da düşünülmeli Bu sorunlar düzeltilmelidir. Bu problemler düzelmeden başarını yükselmesi beklenemez. Doktorlardan yardım alınmalı ve çocuk yönlendirmelidir.

    Çocuklarınız başarısı, ilk önce mutlu ve sağlıklı yaşamalarıdır. Eğitim sadece meslek için değil hayata mükemmel uyum sağlayabilmesi içindir.

  • Disleksi nedir?

    Disleksi nedir?

    ~~ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ (DİSLEKSİ)
    Özel öğrenme bozukluğu kişinin gelişimine göre zeka düzeyinin normal olmasına karşın bazı akademik alanlarda beklenenden düşük başarı düzeyi göstermesidir. Sıklıkla beraberinde Dikkat Eksikliği de bulunur.
    Ögrenme Bozukluğu 3 ayrı alanda görülür. Hepsi bir arada görülebileceği gibi ayrı ayrı da görülebilir.
    1-Okuma Bozukluğu
    2-Matematik Bozukluğu
    3- Yazılı Anlatım Bozukluğu
    Belirtileri okul öncesi dönemde başlamasına karşın, sıklıkla akademik yaşantının başlaması ile tanı konur. Bu çocuklar öğrenmede ciddi sıkıntı yaşarlar.
    OKUL ÖNCESİ BELİRTİLER
    Kelimeleri yanlış söyleme( kitap yerine kipat, şeftali-feştali vb) , ayakkabılarını ters giyme, daire, kare gibi şekilleri kopyalayamama, sağını solunu karıştırma,çabuk sı-Beden eğitiminde başarısız olma (koşma,top tutma),kılma, renkleri öğrenememe, karıştırma, benzerlikleri fark edememe olabilir.
    OKUL DÖNEMİ BELİRTİLERİ
    Okul başarısının zekasına ve yaşına göre beklenenden düşük olması,
    Bazı konularda başarılı iken bazı konularda başarısız olma
    Okuma yazmayı çok geç öğrenme veya hiç öğrenememe,
    Yavaş okuma,
    Bazı harfleri yazarken ve ya okurken karıştırma (p-b, b-d, k-t, y-h, 6-9,2-5)
    Okumaya karşı isteksizlik,
    Yazı yazmaktan sıkılma
    Çarpım tablosunu öğrenememe,
    Sık dört işlem hatası yapma,
    Yıl, ay, gün gibi kavramları karıştırma (hangi mevsimdeyiz denince Mayıs diye yanıt verir).
    Tedavide ise; varsa diğer tıbbi durumların tedavisi ve öğrenme güçlüğü yaşanan alanlarda eğitim almaktır.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Sınavlar, öğrencilerin okul hayatı boyunca akademik açıdan değerlendirilmelerini sağlayan uzun süreçlerdir. Çocuklarda ve ergenlerde sık rastlanan bir kaygı türü olan sınav kaygısı; sınavdan hemen önce başlayan, fiziksel ve duygusal belirtileri olan bir durumdur. Kaygı duygusu aslında tüm insanlara gerekli olan bir duygudur, beynimizde bulunan amigdalanın bize “savaş veya kaç” komutu vermesiyle beraber, kaygı yaratan durumu değerlendirip kendimizi korumaya alabiliriz. Fakat sınavlara duyulan yoğun kaygı, öğrencilerde performans düşüşlerine ve stres seviyesinde yükselişlere sebebiyet verir. Hatta öğrencilerde tükenmişlik (burn out) hissine bile yol açabilir.

    Sınav kaygısının her öğrencide aynı olmayışının belli başlı sebepleri vardır. Örneğin; sınav kaygısı düşük olan öğrencilerin aldığı sosyal destek yüksek olanlara göre daha tatminkardır. Sosyal destek kaynakları aile, arkadaşlar ve öğretmenlerdir. Aile üyelerinin destekleyici, motive edici tavırları; çocuk ve gençlerin sevgi dolu ve sıcak bir ortamda büyümeleri ile kaygı seviyelerinin düşüklüğü arasında yüksek bir paralellik vardır.

    Hatta, 14-16 yaş arasındaki ergenlerle yapılan bir araştırmaya göre, bozuk aile yapısına depresyon belirtileri eşlik ediyor. Genç yetişkinler ve ergenlerin ailelerinden aldıkları sosyal desteğin yeterli olduğu durumlarda, kaygı ve depresyon belirtileri de azalır.

    Aileden beklenen desteği öğrenciler okuldaki öğretmenlerinden de beklerler. Okulda suçlayıcı, cezalandırıcı ve kişiliğe hakaret edici bir davranış tutumu ile karşılaşan öğrenciler, arkadaş ve aile desteğinden de yoksun olduklarında okuldan uzaklaşmaya ve soğumaya başlayabilirler.

    Sınav kaygısını belirleyen en önemli unsurlardan biri de yetkinlik hissidir. Başarı duygusu ve yetkinlik inancı birbirini besleyen kavramlar gibi görünse de, yetkinlik inancı evde ve sosyal çevrede desteklenen; uyumlu ve sağlıklı bir aile ortamında olumlu bir şekilde gelişir. Bu noktada tekrar anne baba tutumlarına dönmemiz gerekir. Çocukların, sağlıklı ve mutlu birer yetişkin olabilmeleri için uyumlu ve özerklik sağlayan bir ortamda yetişebilmeleri önemlidir.

    Olumsuz anne baba tutumlarının sınav kaygısının yanı sıra,  atılganlık, benlik özsaygısı gibi kişisel özellikleri de kötü etkilediğine dair pek çok araştırma vardır. Aile bu durumlarda, her zaman önceliği çocuklarına verdiğini, ona her türlü imkanı sağladığını, bu imkanlara rağmen yeterince çalışmadığını şikayet eder. Ancak bu, çocukların kendisini ifade etmesine izin vermeyen ve suçlayıcı yaklaşan ebeveynlerin kendilerini korumak için oluşturduğu bir kalkan cümlesidir. Ufak tefek çabaları da değerlendirip görebilmek önemlidir. 4 övgü 1 eleştiri kuralına sadık kalınmalıdır. Dengeli bir ilişki kurulamayan çocuk başarısız olabileceği gibi, başarılı olduğu halde mükemmeliyetçi olan ve sürekli performans kaygısı olan biri haline gelebilir.

    Mükemmeliyetçilik düşüncesi, depresyonla bir arada da görülebilir. Bu durum düşük benlik saygısına ve kaygı seviyesinin artmasına sebep olur.

    Akademik başarı ve başarısızlık, öğrencilerin duygusal özellikleri ile ilişkilidir. Ayrıca, akademik başarı; öz saygı, yalnızlık ve utangaçlıkla da yakından ilintilidir.

    Öğrencilerin yaşadığı sınav kaygısına destek olabilmek amacıyla, anne babalar, öğretmenler ve psikologlar ortak bir çalışma ve iş birliği içinde olmalıdır.

  • Mücadele Ruhu

    Mücadele Ruhu

    Dünyanın en üstün zekâ potansiyeli sizde olsun. Her türlü maddi imkânınız, en kaliteli eğitim olanaklarınız, mükemmel desteği olan aileniz ve size sunulmuş eşsiz fırsatlar… Böyle bir durumda kesinlikle her şeyi başarabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Bence bu durumda en kesin başarı: Hiçbir Şey! Hayatta size sunulan fırsatlardan elinizdeki kozları ortaya koymadan sonuç elde etmeniz nasıl mümkün olabilir.

    “Dünyanın en büyük potansiyeli mücadele ruhudur.”

    Başarılı insanlar yukarıda bahsettiğimiz imkânların kaçına sahiptiler. Kimi fakir kimi öksüz kimi okulsuz birçok efsane isim bugün tarihe geçerek adını asla unutturmuyor ve bize elde ettiği başarılarla ilham veriyor. Sokak lambasında ders çalışan ömrü sefaletle geçmiş, simit satarak okul kitaplarını alan büyük insanlar. Hiçbir imkâna gerek yok demiyorum. Eğer mücadeleci özelliğiniz yoksa zaten hiçbir imkânınızı kullanamazsınız; balon gibi her an sönmeye hazır küçük başarılarınız olur. En küçük zorlukta pes edersiniz. Engelsiz başarı elde edilemez ama sizde engelleri aşma gücü olmadığından uzun vadede asla başarılı olamazsınız.

    Mücadele ruhu taşımayan insanların ortak özellikleri;

    • Başarısızlıklarını bahanelere ve çevresel faktörlere bağlarlar.
    • Gelecekle ilgili hedefleri yoktur sadece rahat edebilecekleri bir yaşamın hayali vardır.
    • Kısa yoldan kazanç sağlamının yollarının ararlar.
    • Küçük veya geçmiş bir başarısını büyüterek anlatırlar.
    • İçinde bulundukları kötü durumundan ötürü başkalarını suçlarlar.
    • Genellikle asalak olarak mücadele eden insanların ürettiklerinden beslenerek yaşarlar. Böylece giderek alıcı olmaya alışarak bencilleşirler.
    • Çok sık bunalıma girerler.
    • Tesadüfî ve şansa bağlı yani emek göstermeye ve mücadeleye dayanmayan başarılara odaklanırlar.

    Ne var ki hiçbir başarı tesadüfî değildir ve şansla elde edilen kazanca başarı denilemez. Hiçbir milli piyango talihlisi hatırlanmaz ve lezzetli bir yaşam sürdüremez. Çünkü hak edilerek emek sonucunda terle elde edilmeyen bir kazanç insanı tatmin etmez. Bu da gösteriyor ki insanın doğuştan getirdiği önemli bir özellik mücadele etme özelliğidir: İlkel zamanlarda yabani hayvanlarla ve vahşi doğayla baş etmek zorunda kalan insan bugünde yaşamını devam ettirmek için stres, mesai, proje, terör, psikolojik savaş, ergenlik sorunları gibi alanlarda donanımlı olmak zorunda kalmıştır. Peki, mücadele ruhu kazanmış bir insanın genel özelikleri nelerdir?

    Mücadele ruhu olanların ortak özellikleri;

    • Her şeyden önce vizyon sahibidir, dünyada işgal ettiği statünün farkındadır.
    • Kendisini tatmin edecek bir hedefi vardır. Davranışlarında ve sözlerinde bu hedefin kokusunu alırsınız.
    • Hedefini gerçekleştirecek bir enerjisi ve motivasyonu vardır.
    • Engeller ve olumsuzluklar karşısında ümitsizliğe düşmez, yeniden ayağa kalkarak mücadeleye devam eder.
    • Başarısızlıkları tecrübe olarak nitelendirir.
    • Ertelemek ve vazgeçmekten asla hoşlanmaz.
    • Hedefine ilerlerken bir sorunla karşılaşırsa günah keçisi aramak yerine yoluna devam etme yolları arar.

    Dış faktörler ve rehavet onun odak noktası olan hedefine ulaşma azminden vazgeçiremez.

  • Hedef

    Hedef

    “Hedefsiz bir insanın varlığından şüphe ederim”

    Hz. Mevlana

    Vurulması gereken koordinatları bilmeyen savaş uçağı pilotu, ders çalışmaya otururken yarın hangi sınavın olduğunu bilmeyen öğrenci, tarlaya ekim için geldiğinde çuvallarda hangi mahsulü taşıdığını bilmeyen çiftçi, tatile çıktığında nereye gideceğini hiç düşünmediğinden terminalde şaşakalan bir çift. Ne kadar saçma görünüyor değimli? Olur mu öyle şey? Bu insanların her biri önceden bu bilgilere erişip hazırlanırlar. Yani hedeflerini belirlerler; yoksa hedef belirlemeden bir işe girişmek, çabalamak ne kadar ahmakça diyebilirsiniz. Doğru! Aslında birçok davranışımızı seçtiğimiz hedefler doğrultusunda gerçekleştiririz. Ancak bunların çoğu kısa vadeli, çabuk zevke dönüşebilen, zorlayıcı olmayan ve aşırı mücadele gerektirmeyen hedeflerdir. Ne var ki insanoğlu küçük hedeflere ulaşmaktan çok mutlu olmaz. Kitabımızın başında bahsettiğimiz temel ihtiyaçları karşılamayı arzular. Bu bir yaratılış özelliği ve işe yarmayan olmak insanı ne kadar umursamaz görünse de mutsuz eder. Bu yüzden gerçekten bir gayesi olmayan ve üretemeyen ve başarılı olamayanlar sanki bütün bunlar oluyormuş gibi yalan söylerler ya da küçük başarılarını abartarak aynı potaya gelmek isterler. Güçlü bir ihtiyaç varlığını ispatlamak.

    Cansız varlıklara dikkat edin! Atom çekirdeği etrafında dönen elektronlar canlı karıncalardan bile daha dinamiktir. Evrende cansız olduğunu bildiğimiz nice gezegen yıldız ve galaksi milimetrik hesaplarla yörüngesinde koşturup durmaktadır. Ya canlılar! Ağustos böceğinin hikâyesi sadece bir hikâye. Yazın tembellik ettiği ve kışın karıncaya muhtaç olduğu sadece insanoğluna bir benzetme. Hiçbir hayvan eğer insanoğlu müdahale etmezse, başka bir hayvana dilencilik etmez. Çünkü onun genetiğindeki hassas programları, yani içgüdüleri bütün yolları tarif eder ve mücadeleyi asla bırakmazlar. Yeryüzündeki dilencilik sadece insanların uğraştığı bir iştir. Keşke böyle bir uğraşı hiç olmasa. En ufak mikroorganizmalardan en devasa yaratıklara kadar yaşayan tüm canlılar şaşmaz bir hedefin peşinde koşarlar. Asla vazgeçmezler ve mutlaka kendi alanlarında sayısız başarılar elde ederler. Bununla birlikte onlardan çok daha muhteşem yeteneklerle donatılmış ve hiçbirinin sahip olmadığı zekâsı sayesinde sürekli gelişebilen tek varlık olan insan, neden çok daha mücadeleci ve başarılı olamasın. Bunun için bir kez daha nereye gittiğinizi ve neden gittiğinizi düşünün!

    Bu ihtiyaçlar her zaman bedensel olmayabilir; psikolojikte olabilir. Mesela insanlar genellikle kendilerini seven insanlarla birlikte olurlar. Siz hiç ‘benden nefret eden insanlarla birlikte yaşamayı çok severim’ diyen birini duydunuz mu? Burada sevilme ihtiyacını karşılamak amaçtır. İyi bir sanatkâr olmayı arzulayan sanatçı eserlerini insanların beğenmesini ve takdir edilmesini bekler. Takdir de bir ihtiyaçtır. Küçücük bir çocuk bile çekyata çıkmayı başardığında arkasına dönüp bakar; kutlasınlar, takdir etsinler diye. İnsanlar neden bu kadar çok koltuk kavgası yapıyorlar dersiniz. Statü ve saygınlık kazanmak da bir ihtiyaçtır. Üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenci sevdiği bir mesleği hedef edinmiş Tıp seçmiştir. Aslında örtülü amacı da doktorluk mesleğinin saygınlığıdır.

    “Büyük adamların amaçları, diğerlerinin yalnızca istekleri vardır.” DÜNYA ATASÖZÜ

    Bir düşüncenin hedefe dönüşmesi için şu aşamalardan geçmesi gerekir:

    1. İhtiyaç hissetme ve İhtiyaçlarının farkında olma.
    2. Pragmatist hayal kurma
    3. Arzulama
    4. Sistematik ve bilinçli hedef koyma

    “Güçlü kararlar, güçlü arzuların ürünüdür.”

    Hayallerimiz ihtiyaç ve beklenti zeminine oturduktan sonra o hayalimizi ne kadar istediğimiz çok çok önemli. Onun için yüzlerce yarışçıdan bir şampiyon çıkıyor. Milyonların içinden bir başbakan seçiliyor. Hiç biri şansım yaver gitti demez, çünkü ateşli sıtma gibi iliklerine işleyen arzuları ve boylarını aşan terlerine vefasızlık etmek istemezler. Üniversite iki milyona yakın adaydan istenen bölümlere ilk 50 bin’i girebiliyor. Buda milyonu aşkın insanı geride bırakacak performans gerektiriyor. Gerçekten böyle bir sınavı kazanmak çok zor. Tabi ki istediği bedellerde var. Bedelini ödeyenler zafer kazanabilir.  Türk insanının bağımsızlık zaferinin bedelini düşünürseniz, Balkan, Rus, 1. Dünya ve Kurtuluş savaşlarını dâhil edersek milyonların kanını görürsünüz. Öksüz kalmış, eşini kaybetmiş, açlık ve sefalete düşmüş, yurtları işgal edilip esir alınmış, malı ve namusuna kast edilmiş milyonları görürsünüz. Peki, bizim bedelimiz nedir? Bu sınavı kazanmak için canımızdan, sağlımızdan, mutluluğumuzdan mı o9lacağız? Hayır. Hiç de kendimizi yıpratacak, kalıcı hasarlar meydana getirecek kayıplarımız olmayacak. Sadece zevklerimizi, eğlencelerimizi, boş vakitlerimizi, sosyal aktivitelimizden bir kısmını düzenleyeceğiz. Birazcık kısabiliriz, erteleyebiliriz, robotlaşmadan ama işimizin farkında olarak düzenleyeceğiz. Bir de başarının diğer gereksinimleri olan öğrenme teknikleri ve donanımları kazanancağız. Ve sonuçta ömrümüzün sonuna kadar başarmış bir insanın özgüveniyle ve kendimizin şampiyonu olarak yaşayacağız. Hayal ettiğimiz hayatı hedefleştirmiş ve sonunda elde etmiş olacağız. Ne dersiniz? Hayallerimiz sadece hayal olarak mı kalsın, yoksa onları hedef yapıp koşalım mı peşinde, ona kavuşana dek?

    İnsanların büyük bir kısmının başarı düzeyleri kapasitelerinin altındadır. Potansiyeli performansa dönüştürmenin ilk adımı kapasitemizi keşfederek ona uygun bir hedef geliştirmektir. Hedeflerini belirleyen insanlar bazen sadece ilgi duyduğu bir alana odaklanıyor. Bazıları aslında sevmediği bir noktayı sırf prestijinden ötürü hedef seçiyor. Hedefsiz insanların tamamı, hedefi olanlarında doğru niteliklere göre seçim yapamayanları başarısız olur.  Yunus Emre’nin yüzlerce yıl önce dediği gibi insan önce kendini bilmeli, kendini tanımalıdır.  Potansiyelini bilmeyen öğrenciler genelde daha küçük hedefler koyarak riske girmemiş olurlar. Bazıları da çok üstünde hedef belirleyerek çok çalışmak zorunda kalır yinede istediği başarıyı elde edemez. Bu sefer de he çok enerji sarf eder hem de özgüveni gittikçe düşer. Çok emek harcamasına rağmen başarıya ulaşamaz. Gardner’in çoklu zekâ kuramına göre en az sekiz zekâ alanında değerlendirilen zekânın birde zihin sel performans derecesi düşünüldüğünde beynin anlaşılmasının hem çok gerekli hem de biraz zor olduğu anlaşılıyor. Bir insanın matematiksel zekâ alanı çok gelişmişken sözel becerisi daha az gelişmiş olsun. Bu öğrencinin ben edebiyat alnını çok seviyorum diyerek bu yönde çalışması sadece ilgisine göre hedef koyduğunu gösterir. Bu seferde hem mevcut gelişmiş zekâ alanını kullanamamış olur, hem de diğer alanın da yer tutabilmek için çok fazla gayret sarf etmek zorunda kalır. Yinede çok iyi bir edebiyatçı olacaktır diyemeyiz. Tabi ki bir alanda çok emek harcayan birisi belli noktalara gelebilir ve hatta başarılı da olabilir. Burada asıl anlatılmak istenen zihinsel enerjinin tasarruflu kullanımı ve daha üstün başarılara daha kısa sürede ve daha sağlıklı ulaşabilmektir. Yoksa insanları yetenekleriyle sınırlandırmak gayesi güdemeyiz. Ancak şu da var ki zaten doğuştan belli genetik sınırlamaların varlığı da reddedilemez bir gerçek. Buna rağmen yetenekler geliştirilebilir, zayıf alanları güçlendirilebilir.

    HEDEF SEÇİMİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR:

    1. Mesleğe dönük hedef seçilmesi
    2. Mantıkla açıklanabilir olması
    3. Ulaşılabilir olması
    4. Motive edici olması
    5. İhtiyaç ve beklentileri karşılaması
    6. Kesin ve net olması
    7. Ölçülebilir olması
    8. Belirli bir zaman dilimine göre ayarlanmış olması ve birimlere bölünmesi
    1. Faydalı olma amacı güdülmesi

    Fatih’in yastığındaki İstanbul krokisi gibi hedefinizi sık sık seyredin. Ona ulaştığımız anı hayal edin sıkça. Sevinicinizi, coşkunuzu, yakınlarınızın mutluluğunu hayal edin. Özellikle ders çalışmak istemediğiniz zamanlarda ve de yatağınıza uzandığınızda…

  • Çocuklarda Kıyaslanmanın Etkisi

    Çocuklarda Kıyaslanmanın Etkisi

    Anne ve baba, çocuğunun geri kalmaması ve her yönden başarılı bir hayat yaşaması için çevresinde ondan daha başarılı bir çocuğu örnek göstererek kıyaslamaya ve ona özendirmeye çalışır. Bu tamamen iyi niyetli olsa da, sıklıkla kıyaslamaya maruz kalmak yetişkinliğimizi de etkileyecek ciddi sorunlara yol açar.

    Bebeklik döneminde boy ve kilosu kıyaslanır. Okul döneminde ise genellikle derslerdeki başarısı, düzenli olup olmadığı ya da uyku düzeni gibi sosyal davranışlar kıyaslanır. Kendisinden daha başarılı bir çocukla kıyaslandığına tanık olan çocuk nasıl hisseder? Öncelikle kendini yetersiz hissedecektir. Kendini yetersiz hisseden çocuğun özgüveni sarsılabilir. Bu ilk tepkiler zincir halinde başka olumsuz davranışlara ve duygulara yol açmaktadır.

    Ebeveynlerin bu davranışı çocuğun arkadaşlarına olan bakışını etkiler. Yeni sosyalleşmeye başlayan, arkadaşlarıyla ilişkilerini geliştirmeye çabalayan çocuğunuzun elinden ilk önce bu sevgiyi alırsınız. Kıyaslandığı çocuklar da arkadaşları olduğu için, onlara duyduğu mahcubiyet, çocuğunuzu sosyalleşmekten korkar bir hale getirebilir. Arkadaşlarından uzaklaştıkça mutsuzlaşır, onları kıskanmaya başlar. Kendisinde bir eksikliğin olduğuna inanan çocuk önce kendisine sonra ailesine karşı öfkelenir, küser, hırçınlaşır. Uyumsuzluk ve saldırganlık gösterir. Ya da bu tepkilerini de saklayarak içe kapanık, çekingen ve özsaygı düşük bir birey olarak büyür. Çocuğunuzun kötü davranışlara odaklanarak, örnek davranışı başka bir çocuk üzerinden göstermeniz hiçbir zaman çocuğunuzun onu edinmesine yol açmayacaktır, açsa dahil bu davranış da kıyaslanmanın baskısıyla meydana gelir.

    Kıyaslama çocuğun geleceği için onarılamaz hasarlara yol açabilir. Çocuğunuz “Beni anlamıyorlar.” diye düşünürse tüm hayatını toplumla uyuşmaz bir halde geçirebilir. Ne kadar istese de hiçbir zaman başarılı ya da herkes tarafından kabul gören birisi olamayacaktır. Yaşamın bir kıyas olduğunu öğrenmiştir. Karşılaştığı her kişiye ya kendinden daha üstün ya da daha aşağı olarak bakacaktır. Eğer içine düştüğü ruh hali onu anne-babasını cezalandırmaya itmediyse onları tatmin etmek için çabalar ve kendi hikayesinden kopar. Sırf onay görmek için yaşayarak kendisini sanal bir dünyanın içine hapsedebilir. Kendisini hiç olmadığı biri gibi göstermeye çalışır. Bu çaba ona da kendisinin kim olduğunu unutturabilir ve yalnız insanlara verdiği izlenimler üzerinden kendi karakterini tanımlama hatasına düşebilir. Zaten ne kadar iyi olursa olsun, kıyaslama yaptığı sürece ondan daha iyi birilerinin olduğunu düşünecektir ve bu içinden çıkılamaz bir mutsuzluk hali yaratır.

    Kıyaslama doğru yapıldığında ise çocuğunuzun kabiliyetlerinin gelişmesine yol açabilir. Bunun için ilk önce herkesin tek ve biricik olduğunu kabul etmeniz, çocuğunuza da özel olduğunu ve ona vereceğiniz sevginin başarısına veya herhangi bir şarta bağlı olmadığını göstermeniz gerekmektedir. Herkes arasında bireysel farklılıklar bulunur. Her çocuğun geliştirilmesi gereken özel yetenekleri vardır. Çocukluk döneminde görülen başarısızlığın da gelecekte devam edeceğine dair bir kaide yoktur. Çocuğunuzun belirli bir yeteneği veya kabiliyeti yoksa bile disiplinli çalışma ve tutkuyla yapamayacağı şey yoktur.

    Her halükadarda çocuklarınızı kimseyle kıyaslamamanız gerekir. Çocuk ancak kendisiyle kıyaslanır. Para kazanmak, ün ve itibar sağlamak ya da bireysel bir haz uğruna gösterilen çaba sonucu elde edilen başarı klasmanında karşılaştırma yapmak zaten çocuğun hayata dair bakışını sakatlayacaktır. Halbuki herkes tek ve biriciktir. Onun başkaları tarafından belirlenen değerler ve anlamları elde etmeye çalışmaktan çok kendine özgü bir hayat yaşaması gerektiğini ve önemli olanın bildiklerine ve tecrübelerine her gün bir yenisini daha eklemenin asıl önemli olduğunu ona öğretmelisiniz.