Etiket: Başarı

  • Lazer epilasyon,

    Lazerler belirli dalga boylarında ışın üreten cihazlardır. Laserlerin ciltte etki etmeleri cilt içinde kromofor denilen yapılar üzerinden olur. Lazer epilasyon için kullanılan cihazlar ya kıl kökündeki melanin pigmentini görüp yakarak kıl kökünün de yanmasını sağlar ya da kıl kökündeki damarları hedef alarak kılın beslenmesini bozar ve dolaylı olarak lazer ışığının ısısı ile kılları yakarak etki ederler.

    Dalga boylarına göre lazerlerin cilt içinde ilerleyebildikleri derinlik farklılık gösterir.

    Epilasyon için kullanılan lazerler, Alexandrite lazer, Diod lazer, Nd-YAG lazer ve aslında laser sınıfına girmeyen ama lazer benzeri fototermoliz yapan IPL sistemleri kullanılır.

    Lazer epilasyon için kullanılan cihazlar en iyi beyaz tenli, koyu ve kalın kıllara etki eder, ince kıllarda başarı oranı daha düşüktür, beyaz kıllara ise etki etmezler. Kılların yapısı gereği bulunduğu yerlere göre de lazer epilasyonun başarısı değişebilir. koltuk altı, genital bölge ve koyu renkli alt bacak kıllarında başarı oranı artarken, yüz bıyık bölgesi ve ince üst bacak ve kollardaki kıllarda başarı daha düşüktür.

    Lazer epilasyon ile beklenen başarı oranı %80 civarındadır. Bazı kıllarda zayıflama yapsa da tam olarak yok edememektedir. Böyle durumlarda iğneli epilasyon ile kalanları toparlamak memnuniyeti artırır.

  • Tüp Bebek Tedavisi Kaç Kez Denenir?

    Tüp Bebek Tedavisi Kaç Kez Denenir?

    Kısırlık gibi oldukça komplike olgularda belli bir başarı tablosu çizen ve çiftlerin sorunlarına yönelik uygulanan tüp bebek tedavi yöntemleri, günümüzde normal yollardan çocuk sahibi olamayan çiftler için alternatif çözüm yolu sunmaktadır. Teknolojiyi paralel olarak başarısını desteklese de, %100’lük başarı garantisi yoktur. Çiftlerin bu ihtimali göz önünde bulundurması ve tedaviye bu bilinçle başvurması önerilmektedir. Aksi halde başarısızlık karşısında ortaya çıkan maddi ve manevi kayıplar çiftleri olumsuz yönde etkileyerek, sonraki denemelerde elde edilebilecek başarı oranı görmezden gelmelerine yani tedaviyi reddetmelerine neden olmaktadır. Bu nedenle çiftlerin başarıya odaklanmaları ancak başarısızlık ihtimalinin de olduğunu düşünerek her şeye karşı hazırlıklı olmaları gerekir. 

    Tüp bebek tedavilerinde deneme sayısı olarak belirlenmiş belli bir sınırlandırma yoktur. Anne ve baba adaylarının isteği doğrultusunda başarı elde edinene kadar deneme yapılabilir. Ancak bu denemeler daha çok çiftlerin maddi ve manevi yeterlilikleri doğrultusunda sınırlandırılmaktadır. Eğer yeni deneme için maddi ve manevi olarak kendilerini hazır hissediyorlar ise, tedaviye tekrar başvurabilir. Bu durum başarısızlıkla sonuçlanan her deneme için geçerlidir. Ancak uzmanlar 3 deneme sonunda başarı elde edilememiş ise, gebelik şansının düştüğü yönünde ortak görüşe sahiptir. Fakat ilk denemelerin başarısızlıkla sonuçlanması ciddi bir sorun olarak görülmemekle beraber, ikinci denemeler için daha uygun tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesini sağlamaktadır. Bu nedenle uzmanlar ilk başarısızlığın rehber niteliğinde olduğunu vurgulayarak, çiftlerin hemen ümitsizliğe kapılmamasını önermektedir. Ayrıca ilk başarısızlıktan sonraki denemelerde ciddi bir sorun bulunmuyor ise, mutlak başarı elde edilmektedir.

    Tüp bebek neden tutmaz?

    Tüp bebek tedavi yöntemlerine başvuran çiftlerin sorunlarına yönelik uygulanan alternatif tedavi seçenekleri ile oldukça karışık birçok faktörün birbirine paralel olarak işleyişi sonucunda başarılı bir şekilde sonuçlanmaktadır. Kısacası tüp bebek başarısını etkileyen birçok faktör vardır. Özellikle anne adayının ilerleyen yaşı yumurta rezervleri için ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Ayrıca yaş ilerledikçe genetik risk faktörleri de ortaya çıkmaktadır. Bu durumlar tedaviyi başarısız kılarken, yumurta gelişimi aşamasında uygulanan ilaçlara karşılık yumurtalıklardan istenilen cevaplarda yetersiz olmaktadır. Bu nedenle anne adayını yaşı tüp bebek tedavilerini tutmama nedenlerinin başında gelmektedir. Bunun dışında baba adayından kaynaklanan sorunlarda başarısızlığı etki kılmaktadır. Tüp bebek tutmama nedenleri aşağıdaki gibi olmaktadır:

    • Sperm sayısının, kalitesinin, hareketliliğinin yetersiz olması
    • Rahim duvarının yeterli kalınlıkta olmaması
    • Başarısız embriyo transferi
    • Embriyo kalitesinin yetersiz olması
    • Yanlış tedavi
    • Tedavi kapsamında kullanılması gereken ilaçların zamanında kullanılmaması
    • İlaçların hatalı dozlarda kullanılması
    • Sağlıksız ve düzensiz beslenme alışkanlıkları gibi birçok faktöre bağlı olarak tedavi başarısızlıkla sonuçlanmaktadır.

    Tüp bebek tedavisi en fazla kaç kere yapılabilmektedir?

    Tüp bebek tedavi deneme sayısı hakkında yasal olarak ya da bilimsel olarak başarısızlık olarak adlandırılacak bir sınırlama yoktur. Fakat tedavinin başarısını etkileyen en önemli faktörlerden biri olan tecrübeli ve güvenilir merkez seçimi, deneme sayısında da etkili olmaktadır. Ancak genel olarak anne adayının yaşı ile alakalı olarak belli bir başarı oranı izlenmektedir. Eğer anne adayını yaşı ilerlemiş ise, başarı şansı her denemede biraz daha düşecektir. Ancak yaş sorunu olmayan ve ciddi kısırlık vakaları dışında kalan sağlıklı çiftlerde bu risk faktörü içinde yer alabilmektedir. Bu nedenle çiftlerin sorularına yönelik maddi ve manevi yeterlilikleri doğrultusunda tüp bebek denemelerinin gerekliliği konusunda doktorunuz sizi bilgilendirecektir. Günümüzde ilk 3 denemede başarıyı yakalayan çiftlerin yanı sıra 8. ve 10. denemelerinde de başarıyı elde eden çiftler de vardır.

    Tüp bebek tedavisi hangi durumlarda iptal edilir?

    • Yumurtalık fonksiyonlarının yetersiz olması, istenilen cevabın alınamaması
    • Yumurtalıkların beklenen tarihten daha önce çatlamış olması
    • Elde edilen üreme hücreleri ile döllenmenin olmaması
    • Baba adayının menisinde hiç sperm hücresi olamaması ya da testislerden sperm elde edilememesi
    • Sağlıklı embriyonun elde edilememesi halinde embriyo transferi gerçekleştirilmeden önce tüp bebek tedavisi iptal edilmektedir.
  • Dermatolojinin yeni yüzü multi clear

    Yıllardır dermatologların tedavide en önemli sorunları olan ve netice alamadıkları Vitiligo ve Psorıasıs ( Sedef ) hastalığında yeni bir yöntem ile başarılı sonuçlar alınmaya başlandı. Ağustos 2004 ‘de USA ‘da tedavi programları uygulanmaya başlandı. Tedavi FDA onaylı ve şu anda çığ gibi tüm dünyada yayılmaya başlandı.

    Senelerce PUVA tedavisi gören vitiligo hastaları bu sistem ile sadece 15-20 seansta lezyonlardan kurtuluyorlar.

    Multi Clear denilen bu yeni yöntem de UVB ve bir ışın olan UVA 1 kullanılarak tedavi programlanıyor. UVA 1 ‘in melonositlere verilen hasarı ve yanmayı engelleyici bir özelliğide mevcut. Tedavi ağrısız ve tüm cilt tipleri ve yaş gruplarında uygulanabiliyor. Yüz bölgesinde 10-12 seans sonunda başarı elde edilmeye başlanıyor ve %90 oranında sonuç alınıyor.

    Sedef hastalığı, beyaz pullanmanın görüldüğü, cilt üzerinde kırmızı beneklerle karakterize, yaygın kronik bir cilt hastalığıdır. Lezyonun en yaygın görüldüğü alanlar dirsek, diz ve kafa derisidir. Multi Clear’ ın yaydığı ışık dalga boyları üst derideki hücrelerin aşırı derecede üremesini engeller ve derideki yangıyı azaltır. Tedavi sırasında ağrı hissedilmez ve % 80-90 oranda başarılıdır. 8-12 seansda sonuç alınır.

    Çatlak izleri derinin elastik liflerinin düzeltilemez bir şekilde kopması sebebi ile cildin normal rengini kaybettiği çizgisel alanlardır. Senelerdir kadınların en önemli sorunlarından biri olan çatlakların şimdiye kadar sonuç alınan bir tedavi yöntemi yoktur. İlk defa bu sistem ile beyaz deride yeni melanin üretilmesi ve normal deri rengini elde edilmesi ile başarılı sonuçlar alınmaya başlanmıştır. Tedavi ağrısızdır 4-6 hafta boyunca haftada 2 kez uygulanır. Tedavi bronz iken veya yazında uygulanabilir.

    Çalışmalar çoğu kişini hayatında bir dönem akneye yatkın cilt problemi yaşadığını gösterir. Akneye yatkın cilt derideki kıl foliküllerinin yanındaki yağ üreten yağ bezlerinin büyümesi ve tıkanmasına neden olan hormonal değişiklilerin bir sonucudur. Akneye yatkın cilt genellikle anormal miktarda bakteri genelliklede propioni bacterium acne ( P.acnes ) ile kendini gösterir. Bu yüz, göğüs ve vücudun diğer bölümlerinde ortaya çıkabilen acı veren sivilcelere neden olur. Tedavi’ de secici temizleme ( SPC –tm ) ile çevredeki dokuya zarar vermeden akneye neden olan p. Acnes bakterilerini hızla ve kolaylıkla yok eder. Tedavi çok başarılıdır. Kombine tedavi programları.

    Bu yeni tedavi yöntemi anlaşılıyor ki dermatologlara böyle kolaylıklar sağlayacak

    Sevgiler

    Uzm.Dr. Naciye YAPAN MİRATA

  • Ders Başarısı

    Ders Başarısı

    “Kötü” karnelere tepki verirken dikkat etmek gerekir. Hakaretler, ağır cezalar öğrencileri derslerden, okuldan soğutmaktadır. Öğrencilere derslere neden önem vermesi gerektiği anlatılmalıdır. Derslerine önem verirse neler olur, önem vermezse hayatını nasıl etkiler; anlayacağı şekilde ifade edilmelidir. Unutulmamalıdır ki her öğrencinin her dersten başarılı olması, anlama şekli ve hızının aynı olması mümkün değildir. Ailelere düşen görev çocuklarını çok sıkmak/aşırı disiplin ile çok rahat bırakma uçlarında yer almadan dengeyi sağlayabilmektir. İyi karneler için de güzel sözler söylemek (aferin gibi), ödüllendirmek (küçük de olsa hediye almak, gezmeye götürmek gibi) öğrenciyi iyi hissettirir ve gelecek dönem için motivasyon sağlar.

    Derslerde neden başarısız olunur? Yeterince ders çalışılmadığından, günlük ders tekrarı yapılmadığından, planlı, programlı ders çalışılmadığından, bazı dersleri “başaramayacağı” konusunda gereksiz önyargıların olmasından, bazı derslerin çok sıkıcı bulunmasından, başarılı olmak için neler yapılması gerektiğinin bilinmemesinden… Başaramayacağını düşünen öğrenciler bir süre sonra çaba sarf etmekten vazgeçerler. Dolayısıyla da başaramazlar, o dersi sevmediklerini söylerler ve o dersten mümkün olduğunca kaçarlar.

    Okulda işlenen konuları akşam gözden geçirmek önemlidir. Bir bilgi ilk öğrenildikten 20 dakika sonra neredeyse yarı yarıya unutulmaktadır. Söz konusu bilgi tekrar edilmezse 9 saat sonra üçte bir oranına kadar gerilemektedir. Buradan hareketle bir bilginin uzun süreli hafızaya kaydedilebilmesi için öğrenildiği gün bir tekrar, yedi gün içerisinde ikinci tekrar ve bir ay sonra üçüncü tekrar yapılması gerekmektedir.

    Ders çalışırken yapılan yanlışlar nelerdir? Bildiği konu üzerinde yoğunlaşmak, bilmediklerini es geçmek: Yeni bir konuyu öğrenmek ya da daha zor olan bir konu üzerinde çalışmak elbette ki daha ürkütücü gelecektir ve kaçınma dürtüsü oluşturacaktır. Ancak bu dürtüye teslim olmak büyük hatadır./p>

    Derslere karşı önyargılı olmak: “Zaten bu dersin çok zor olduğunu söylemişlerdi.” “Anlamıyorum işte yapamayacağım” gibi düşünceler sonucunda o derse çalışmak için motivasyonun bitmesine neden olur. Uygun yöntem ve başaracağım inancıyla her dersin üstesinden gelinebilir.

    Yanlış ders çalışma yöntemleri: Televizyon ve müzikle ders çalışmak. Müzik, TV ve gürültü beni etkilemiyor düşüncesi yanlıştır. Beyin, dersi ve TV/müzik gibi uyaranları aynı anda işlemleyebilir ancak dikkatte ve hafızada depolanmasında başarı düşüktür. Müzik mutlaka olmalı diyenler söz içermeyen müzikleri tercih etmelidir.

    Sürekli çalışmak: Ders odaklı yaşamak, uzun süre ara vermeden çalışmak verimli değildir. Bilgiler karışır, kavrama düşer. Ders çalışırken belli aralarla dinlenmeli: 45 dakikada çalışma 10 dakika ara iyi bir periyottur.

    Nasıl başarılı olunur? Başarmayı istemek, kendine güvenmek, hedef belirlemek: Bir kâğıda büyük harflerle yazıp odada görünür bir yere asmak iyi olacaktır. Hedefin gerçekçi olmasına dikkat edilmelidir. Motivasyon: Ders çalışmayı istemek ve sevmek, geleceği güzel şekliyle hayal etmek, ders çalıştıktan sonra kendini ödüllendirmek gibi uygun motive edici bir şey bulmak yarar sağlayacaktır.

    Bazı kişiler işitsel olarak daha iyi öğrenir, bazı kişiler görsel olarak daha iyi öğrenir. Öncelikle mutlaka hangi öğrenme stiline sahip olunduğu keşfedilmeli, ona göre ders çalışılmalıdır.

    Her gün aynı saatte ders çalışma saatleri belirlenmeli, ders programı hazırlanmalı, planlı ders çalışılmalı. Başarı disiplin gerektirir. 

    Rahat bir çalışma ortamı oluşturulmalı, sessiz bir ortam, masa sandalye sağlanmalıdır. Ders daima masa ve sandalye üzerinde çalışılmalı. Yatarak uzanarak, kanepede yatakta ders çalışılmaz. 

    Dikkati dağıtacak uyaranlar ortamdan uzaklaştırılmalıdır.  Çalışma masası cam kenarında olmasın dikkati dağıtabilir. 

    Birden fazla ve doğru kaynaktan çalışılmalı, kendine ders anlatmak, bir başkasına anlatmak, öğretmencilik oyunları en etkili anlama öğrenme yöntemlerinden biridir. 

    Ders çalışma programında bir sözel dersten sonra bir sayısal ders koyulmalı. Sosyal bilgiler  (tarih, coğrafya vb.) ardından Türkçe (edebiyat, yabancı dil) arka arkaya yerine araya sayısal (matematik,  fizik, geometri vb) koymak daha iyidir. Konu çalışırken önemli görülen yerlerin altı renkli kalemle çizilmeli: Algıda seçiciliği sağlar. Önce konu çalışması yapılmalı sonra sorular çözülmeli. Sadece soru çözerek konu tam anlamıyla öğrenilemez. Ama konuyu çalışıp üzerine soru çözülürse pekişir ve kalıcılık artar.  

    Anlamanın tam sağlanamadığı konularda ve çözümü bulunamayan sorularda mutlaka öğretmenlerden ya da bilen kişilerden yardım alınmalıdır. Ertelemek ve üzerinde durmamak yanlıştır.

    Haftada birkaç saat mutlaka sosyal etkinliklere ve keyif alınan aktivitelere zaman ayrılmalıdır. Zihnin rahatlamaya da ihtiyacı vardır. 

    Okul döneminde sağlıklı bir uyku düzeni sağlanmalı, daha az uyumak için aşırı kahve, çay ve enerji içeceklerinden kaçınılmalıdır. Yeterli ve dengeli beslenme ihmal edilmemelidir. 

    Başarı için ailenin / çevrenin desteği, olumlu öğretmen-öğrenci iletişimi / ilişkisi, sınıf ortamının uygunluğu, arkadaş ilişkileri de önemli rol oynamaktadır. 

  • Çocuğun Özgüven Gelişimi

    Çocuğun Özgüven Gelişimi

    Özgüven, insanın kendisiyle ve çevresiyle barışık olması, olumlu ve olumsuz yönlerinin farkında olması demektir. Büyükleri tarafından sevgi gören, gereksinim duyduğunda beklediği yakınlık ve ilgiyi bulan, fikirlerine değer verilen ve önemsenen, güven duyulan ve sorumluluklar verilen, iyi yaptığı şeyler için övülen, gurur duyulan, yaptıklarında hataya yer verilen ve olduğu gibi kabul edilen çocuğun kendine özgüveni olur.

    ÖZGÜVEN YETERSİZLİĞİNDE AİLENİN ETKİSİ

    Çocuklarda özgüvenin yetersiz gelişmesinin nedenlerinden biri, aşırı korumacı davranan ailelerdir. Çocuklarını sevgi ve şefkate boğan bu anneler, çocukları hiçbir zorlukla karşılaşmasın diye her türlü işi kendi üzerlerine alırlar. Bu tip ailelerde anne çocuğun yapması gereken şeyleri yapar, çocuk adına düşünür, ona fazla yük vermez. Aslında bu iyi niyetle yapılan bir eğitim hatasıdır. Çocuğun bütün sorumluluklarını üstlenmek çok büyük bir risktir; çünkü çocuk kendi sorununu kendi çözme becerisi kazanamaz. Bu tür bir davranışa maruz kalan çocukta “Ben yapamam” duygusu oluşur. Bu, özgüveni azaltan bir duygudur; çocuk kendisini yetersiz, güvensiz hisseder ve annesine sormadan hiçbir şey yapamaz hâle gelir.

    Çocuğun ilerleyebilmesi ve hayata atılabilmesi için riske girmesi, kendi kararlarını kendisinin vermesi, sorunlarını kendisinin çözmesi gereklidir. Çocuk bunları yapamazsa kendi kimliğini geliştiremez ve hayattan korkan, kaçan, her şeyi başkasına havale eden bir insan olur.

    Çocuğun kendine güvenini azaltan bir etken de mükemmeliyetçi anne babaların eleştirinin dozunu kaçırmasıdır. Sürekli eleştirilen çocuk kendisini aptal, yetersiz, beceriksiz hisseder. Diyelim ki çocuk kötü bir karne getirdi, notlarının çoğu zayıf, birkaç tane de iyi var. Aileler genellikle karneye bakar, “Şu niye zayıf, bu niye zayıf?” diyerek çocuktan hesap sorarlar. Bu arada çocuğun kişiliğini eleştirmeyi de ihmal etmezler. Hâlbuki doğru olan “Bak aferin, şundan beş almışsın, bundan dört almışsın. Şu zayıfları nasıl düzelteceksin?” gibi bir cümle kurup çocuğu başarıya motive etmektir. O zaman çocuk kendisine değer verildiğini ve sorumluluk aldığını hisseder.

    ÇOCUKLARIN ÖZGÜVENİNİ GELİŞTİRMEK İÇİN

    1- Var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu onlara hissettirin. Onlara olan sevginizin başarı ya da başarısızlıklarına bağlı olmadığını, var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu ve ne olursa olsun onları daima seveceğinizi söyleyin.

    2- Çocuğunuzun kendisine has yeteneklerini ortaya çıkarmasında yardımcı olun. Her çocuğun farklı özellikleri ve yetenekleri vardır. Çocuklarınıza kendi ilgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda faaliyetlere katılma imkânı sağlayarak onları araştırmaları ve yeni şeyler keşfetmeleri için destekleyin.

    3- Yaptıkları ve ilgilendikleri şeylerin sizin için önemli ve değerli olduğunu gösterin. Katıldıkları faaliyetleri ve ilgilendikleri şeyleri sorun, okulda katıldıkları gösterilere gidin. İlgilendiği şeylerle ilgili okuduğunuz bir yazı ya da resmi onunla paylaşın.

    4- Evinizde herkesin birbirine güveneceği bir ortam oluşturun. Duygularını, düşüncelerini, sevgisini, başarı ya da başarısızlıklarını, hayal kırıklıklarını aile fertleriyle rahatça paylaşabilen çocuklar özgüvenli olurlar. “Söylediğin kadar da kötü değilmiş” ya da “Geçer canım merak etme” şeklinde cevap vermek yerine, onların duygu ve düşüncelerini ciddiye alın.

    5- Beklentileriniz çoğunuzun seviyesinde olsun, onu aşacak beklentilerden kaçının. Her çocuğun farklı yapabilme kapasitesi ve seviyesi vardır. Çocuğunuzun bir şeyi yapamayacağını bildiğiniz halde bunu ondan bekleyip sonunda hayal kırıklığı yaratmayın. Ulaşabilecekleri hedefler amaçlayıp başarılı olmalarını sağlayın.

    6- Çocuklarınıza sorumluluklar verin. Kendisine güvenilip sorumluluk verilen çocuklar kendilerini yararlı ve önemli hissederler.

    7- Ne yaparlarsa yapsınlar onlara sevgi ile emniyette olduklarını hissettirin. Çocuklarınızı disipline edin ama bunu hiç bir zaman sinirle ve katı kurallarla yapmayın. Onları disipline etmeniz katı kurallarla katı cezalar verme şeklinde olmasın. Çocuklar adaletsiz davrandığınızda bunu çok iyi bilirler. Onların güvenini sarsmayın.

    8- Birlikte vakit geçirin. Ortak yapacağınız faaliyetler bulup birlikte zaman geçirin.

    9- Onların özgüvenlerini sağlayacak sözlerde bulunun. “Yardımların çok işime yaradı, teşekkür ederim” ya da “Bak bu aklıma gelmemişti bu konudaki fikrini çok beğendim” gibi sözlerle onların katkılarına değer verdiğinizi gösterin.

    10- Çocuğunuzla ilgili problemleri onu suçlamadan ya da onun karakterini eleştirmeden tartışın. Çocuklar kendileri ile ilgili problemlerde kendilerine saldırılıp eleştirilmeden konuşulduğunda bu problemi çözmek için çaba sarf ederler. Onun karakterine değil, yaptığı şeye hitap ederek konuşun. Örneğin; 4 yaşındaki çocuğunuz oyuncağını yatmakta olan kardeşinin yatağına fırlattığı için sinirlisiniz. “Sen kötü bir çocuksun!” ya da “Yapma!” yerine, “Sen oyuncaklarını attığında kendimi sinirli hissediyorum. Ona gerçekten zarar verebilirdin” diyebilirsiniz. Buradaki mesaj, duygularınızın onun çocuk dünyasına değil onun belirli davranışlarına yönelik olduğudur.

  • Karne Kaygıya Dönüşmesin

    Karne Kaygıya Dönüşmesin

    Sevgili anne ve babalar; karnelerin hazırlandığı ve yaz tatilinin yaklaştığı bu günlerde karnesini sevinçle bekleyen öğrenciler olduğu gibi karne nedeniyle stres yapan hatta depresif semptomlar sergileyen öğrencilerin varlığı aslında bu dönemde yapılması gerekenler konusunda bilinçlenmenin önemini gösteriyor.

    KOŞULSUZ SEVGİ TEMEL BİR İHTİYAÇ VE HAKTIR.

    Çocuklar aileleri tarafından koşulsuz sevilmeye dair çok temel bir ihtiyaca ve hakka sahiplerdir. Bu ihtiyaçla beraber karne gibi değerlendirme sonuçlarına karşı aileleri tarafında başarılı oldukları sürece sevilecekleri, başarılı olamadıklarında ise ailelerinin beklentilerini karşılayamadıkları için onların sevgisini kaybedeceklerini düşünerek kaygılanırlar. Öncelikle çocuğunuzun karnesini görmeden ona, onu çok sevdiğinizi ve karne sonuçlarının durumu asla değiştiremeyeceğini ifade edin.

    KARNE SONUÇ ODAKLI BİR ÖLÇÜMLEMEDİR.

    Karne ile öğrencinin bir dönemlik çalışma performansı ve başarısı değerlendirilmeye çalışılsa da sonuç odaklı bir eğitim sistemimizin olduğunu unutmamak gereklidir. Yani sistem çocuğun ders dinleme çabasını, dersi öğrenme gayretini, öğrendiklerini hayatına katma ve içselleştirme yeteneğini kapsamlı bir şekilde ölçmemektedir. Sistem, sınavlarla çocuğa yönetilmiş soruların o anlık cevaplanma oranı üzerine bir başarı tespiti yapabilmektedir. Yani sınavlarla ölçümlenemeyen bir öğrenme gayreti, sınavlarla ölçülen bilgiyi olumsuz etkileyen stres ve performans kaygısı gibi değişkenlerin varlığı öğrenciyi ve karne notlarını değerlendirirken hep göz önünde tutulmalıdır.

    ANNE BABALARIN SÜREÇ ODAKLI OLMASI GEREK…

    Eğitim sisteminin sonuç odaklılığına karşın anne ve babaların süreç odaklı olup, çocuklarını tüm süreç boyunca takip etmeleri, motive etmeleri ve sonucu buna göre okumalarını öneriyorum. Yani yıl içerisinde “Şimdi çalışma sen, karne günü görüşeceğiz.” demek çok büyük bir hatadır. Çünkü çocuklar uzun vadeli sonuçları planlayamazlar. Bu sebeple yetişkinlerin anlık davranışlarına ilişkin uzun vadeli sonuçlar hakkında bilgi verici ve rehber konumunda olmaları çocukların başarısını arttıracaktır.

    BAŞARISIZLIK BİR DENEYİMDİR.

    Karne notları ile hedeflediği başarıyı tutturamayan öğrencilerin bu başarısızlık duygusundan deneyimle ayrılarak neyi yapmamaları gerektiğini öğrenmesi için yine ailelerin rehberliği çok önemlidir. Aile başarısızlığa değil nedenlerine odaklanarak çocuğu sorgulamaya yönlendirmelidir. 

    ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİĞE DİKKAT!

    Eğer öğrenci gerçekten çaba göstermiş ve sınav kaygısı, stres, hastalık gibi sebeplerden süreci iyi yönetemediği için çabasını karne notlarına yansıtamamışsa öğrencinin “öğrenilmiş çaresizlik” dediğimiz ne yaparsam yapayım başarılı olamıyorum duygusuna kapılmaması olasıdır. Bu çok tehlikeli bir çıkarımdır. Öğrencinin çalışmaya karşı motivasyonunu ileriye dönük ortadan kaldırabilir. Bu yüzden böyle bir durumun yaşandığını düşünüyorsanız, çocuğunuza notlarıyla ilgili tabloya gerçekçi bir yerden bakmasını sağlayın, olumlu ve güçlü yanlarına dikkat çekin, çabasıyla gurur duyun.. Sınav kaygısı gibi psikolojik bir sebebe bağlı başarı düşüklüğü için de profesyonel destek almaya yönlendirin.

    KIYASLAMA YAPMAYIN!

    Karnelerin alınmasıyla birlikte notları iyi çocuklar da notları kötü çocuklar da olacaktır. Çocuğunuzu bireysel değerlendirin. Arkadaşlarıyla, kardeşleriyle, kısacası diğerleriyle karşılaştırmayın. Karşılaştırma, çocuğunuza kendini değersiz ve yetersiz hissettirir. Bu değersizlik hissi uzun vadede motivasyonunu olumsuz etkileyecektir. Çocuğunuz kendini başkalarıyla kıyaslarsa kendini değerlendirmeye yönlendirin, kendine odaklanmasını sağlayın. Başarı kişisel bir yerde kalırsa sağlıklı ve geliştirici olur.

    HER ÖĞRENCİ TATİLİ HAK EDER.

    Çocuğunuz hiçbir gayret göstermemiş olsa bile her sabah okula gitmek ve tam bir mesai süresi içinde orada belirli kurallara uygun yaşamak bir disiplin işidir. Sırf bu sebepten ötürü dinlenmeyi hak etmiştir. Sonuç ne olursa olsun çocuğunuza iyi ve verimli bir tatil imkanı sunmaya çalışın. Teknolojiden uzak, yaratıcılığını geliştiren etkinliklerle dolu bir program yapmaya gayret edin. Yaz tatili için her yaştaki öğrenciye verilebilecek en yararlı öneri ise kendi ilgisine uygun kitap okumaktır. Değerlendirilmeden, sadece keyif için kitap okumayı başaran öğrenci hayatı boyunca onu geliştirecek bir alışkanlığın tohumlarını atmış olacaktır.

  • Sınav Kaygısı Nedir?

    Sınav Kaygısı Nedir?

    Sınav kaygısı, sınav ile doğrudan ilişkili kaygı türlerinden biridir. Sınava yüklenilen anlam, sınavla ilgili yoğun düşünceler , sınav sonrası tepkilere ve beklentilere verilen önem, yanlış beslenme, uykusuzluk, zamanı iyi kullanamama , olumsuz düşünceler, aşırı kahve ve çay tüketimi, konuların bitmemesi, yapılan tekrarların yetersiz olması , kendini hazır hissedememe kaygı oluşumunda çok etkilidir. Kaygı, öncelikle sınava yeteri kadar hazırlanmaya ve sonrasında da sınavda başarı olmaya engel olabilir.

    Sınav kaygısı belirtileri; dikkati toplamada ve sürdürmede zorluk çekme, okuma- anlamada zorluk, başaramayacağım- yapamayacağım gibi olumsuz düşünceler, kendini yetersiz hissetme, unutkanlık, kalp çarpıntısı, terleme, karın ağrısı, nefes alıp vermede hızlanma, ateş basması, aşırı gerginlik, karamsarlık, sinirlilik, mutsuzluk , bıkkınlık, çaresizlik, panik, hata yapma korkusu, çalışmayı bırakma, bahaneler üretmeye başlama gibi durumlarla ortaya çıkabilir.

    Sınav Kaygısı İle Nasıl Baş Edilir?

    • Sınava planlı ve programlı şekilde hazırlanılmalı, günlük testler , tekrarlar yapılmalı, çalışmalar son güne bırakılmamalıdır.

    • Sınava iyi bir şekilde hazır olunmalıdır. Eğer kendinizi hazır hissederseniz kaygınız oldukça azalır.

    • Sınav yaklaştıkça konu tekrarları arttırılmalıdır. Bu sayede kaygının sebep olmuş olduğu unutkanlığınızı azaltmış olursunuz. Tekrar yapmak bilgileri aklınızda tutmanızı kolaylaştırır.

    • Sınav öncesi tekrarları arttırın fakat çok yoğun bir şekilde kendinize yüklenmeyin. Tüm çalışmayı son günlere yığmayın.

    • Baskı ve kaygıyı arttıracak kişiler ile konuşmamaya özen gösterin. Arkadaşlarla sürekli sınav ile ilgili konuşmalar, kıyaslamalar yapmak gerginliğinizi arttırabilir.

    • Sınav öncesinde, sınav yerine gidip bakılmalıdır. Sınav detayları, süresi, başlama- bitiş saati gibi bilgiler ayrıntılı olarak öğrenilmelidir. Sınav günü ise sınav yerine erken gidilmelidir.

    • Sınavlara hazırlanırken dinlenmeye vakit ayırmak ihmal edilmemelidir. Aşırı yorgunlukta kaygıyı arttıran sebeplerden biridir.

    • Tek bir sınav sizin göstermiş olduğunuz başarının sadece bir kısmıdır. Bu yüzden çok fazla gözünüzde büyütmeyin. Bu durum da kaygınızı arttırabilir.

    • Aldığınız notlarla kendi değerinizi belirlemeyin .Unutmayın siz sadece öğrenci değil bir bireysiniz. Sahip olduğunuz diğer özelliklerinizi düşünün.

    • Aşırısı olmadığı sürece gerginlik normal karşılanır. Bu durumda gevşeme tekniklerinden yararlanabilirsiniz. Derin derin nefes alıp , yavaş yavaş vermek işinizi kolaylaştırabilir.

    • Sınav esnasında vaktinizi iyi değerlendirmeye çalışın. Sizin için önemli olan dersler veya sorulardan başlayın, bir soru için gereğinden fazla zaman harcamamaya çalışın. Bu durum sonraki sorular için telaş yapmanıza ve hata yapmanıza sebep olabilir.

    • Sınav esnasında dikkatinizi iyi kontol etmelisiniz. Sınav gözetmenlerini, öğrencileri, sınav salonundaki araç gereçleri gözlemlemeyin, dikkatinizi dağıtmalarına izin vermeyin.

    • Dikkatinizin dağıldığını ya da kaygınızın arttığını hissettiğiniz zamanlarda tekrar gevşemek için derin derin nefes alıp, yavaşça verebilirsiniz.

    • Sınav, eksik ve başarısız olduğunuz konuları görmenizi sağlar. Sınav sonrasında bu konulara yoğunlaşıp çalışmak bir sonraki sınavı daha rahat, başarılı geçirmenizi sağlayabilir. Bu durumda kaygı da ilk sınava göre oldukça azalır.

    • Sınav sonucu ne olursa olsun çaba ve emeklerinizi ödüllendirin.

    • Olumsuz düşünceler yerine olumlu düşünceler geliştirmeye çalışın . Örneğin, “Yapamayacağım, kazanamayacağım” gibi düşünmek yerine “Yapabilirim , başarabilirim, elimden gelenin en iyisini yapacağım” şeklinde  düşünmeye çalışın. Bu şekilde kendinizi de rahatlatmış, inancınızı yükseltmiş olursunuz.

    Sınava Girecek Öğrencilerin Ailelerine Öneriler

    • Bu dönemlerin ergenlik dönemi olduğunu unutmayın . Duygu durum değişikliklerinin sık yaşandığı bir dönemdir. Anne – baba olarak hangi durumda olursanız olun sorumluluklarınızı yerine getirmeye dikkat edebilirsiniz. Fakat çocuklar her zaman böyle olmayabilir. Ders çalışmaları gerektiği halde bazen ders çalışmak istemiyor olabilirler. Bu durumda ısrarla ve zorla ders çalışmalarını sağlamayın.

    • Çocuğunuz için endişelenebilirsiniz. Fakat onun gireceği sınav ve onun geleceği hakkında aşırı endişeli ve kaygılı olmanız ona da yansır. Onunda kaygısını arttırmış olursunuz. Bu durum çocuğunuzun başarısızlığına sebep olabilir. Ona güvenin ve kapasitesinin üzerinde beklentilere girmeyim.

    • Her zaman sonuçlar ne olursa olsun onu çok sevdiğinizi, onun sizin için çok değerli olduğunu hissetirmeyi ihmal etmeyin. Sevgi, kaygısını azaltır, kendini güvende hissettirir ve başarılı olmasını sağlar.

    • Tüm bunları yaparken aşırı rahat tutum sergilememeye de özen gösterin. Sürekli olarak sınav bizim için önemli değil zaten gibi söylemler çocuğunda sınavı fazla önemsememesine sebep olabilir.

    • Bazı aileler çocukların başarıları ve motivasyonlarını arttırabileceği düşüncesi ile sürekli “yapamazsın, bu gidişle olmaz, kazanmayacaksın” gibi sözler söyler. Bu tutum daha çok çocukları olumsuz etkiler ve çalışma isteğini azaltır. Bununla birlikte sürekli arkadaş ya da kardeşlerliyle kıyaslama yapmak, zekasını küçümseyici konuşmak, suçlayıcı ya da tehditkar davranmakta başarısını oldukça olumsuz etkileyecek sebepler arasındadır.

    • Çocuklar sınava hazırlanırken, misafir kabul etmemek, işten ayrılmak, televizyon ve bilgisayar açtırmamak gibi gereğinden fazla fedakarlıklar yapmaya çalışmak çocukların kaygısını arttırabilir. Bu durumda çocuk ailemin çaba ve fekadarlığının karşılığını veremem endişesiyle korku yaşayabilir.

    • Sürekli yapması gerekenleri hatırlatmayın. Sorumluluklarını bilen, sınava hazırlanan öğrencilerin sürekli olarak uyarılmaya ihtiyaçları yoktur. Bu tutum onları daha çok kaygılandırır.

    • Her çocuğun eksikleri olabilir. Kapasiteleri farklı olabilir. Siz ebeveyn olarak iyi olduğu konularda ona destek çıkarak, kendini geliştirmesine ve başarılı hissetmesine yardımcı olun. Başarılı bir sonuç aldığında mutlaka takdir edin. Bu durumda çocuğun kendine güven duygusu ve yapabileceğine inancı artar.

    • Mutlaka birlikte eğlenceli vakit geçirebileceğiniz ortamlar yaratmaya çalışın. Bu sayede çocuğun dinlenmesini ve keyifli vakit geçirmesini sağlamış olursunuz. Tatil ya da gezme planlarını deneme sınavlarından aldığı sonuçlara göre belirlemeyin. Başarısız olsa da tekrar daya iyisini yapabilmek için dinlenmeye ve ders dışında başka aktivitelere ihtiyacı olduğunu unutmayın.

  • Okul Başarısı Nasıl Arttırılabilir?

    Okul Başarısı Nasıl Arttırılabilir?

    Her çocuğun çalışma yöntemleri, bilgiyi öğrenme stilleri (görsel, işitsel, dokunsal) farklılık gösterir. Bunun yanında çocuğun zeka düzeyi, sosyal ve duygusal özellikleri de başarı üzerinde etkilidir. Bu yüzden her çocuğun aynı şeyleri yaparak aynı başarıyı göstermesini bekleyemeyiz.

    Peki çocuğun okul başarısını artırmak için neler yapılabilir?

    Çocuğa görevler verilerek hem sorumluluk duygusunu kazanması sağlanır hem de çocuk bunları başardıkça özgüven gelişimi desteklenmiş olur. Bunlar çocuğun yaşına göre oyuncaklarını toplamak; mutfak işlerine, ev işlerine yardımcı olmak; odasını düzenlemek; çantasını hazırlamak vs. olabilir. Yapamayacağı şeyler istenmemelidir. Yapabildiği şeyleri gördükçe özgüveni gelişen çocuk okulda da derse aktif katılım konusunda daha istekli ve girişken olacaktır.

    Çocuğun günü programlanmalı, okula gittiği, okuldan geldiği, yemek yediği, dinlendiği zamanlar belirlenmeli; kalan sürede ders çalışabileceği zamanlar planlanmalıdır. Teknolojik aletlerle geçirilen süre sınırlandırılmalıdır. Mutlaka sevdiği bir şeyi yapmasına da zaman ayrılmalıdır, bu çocuğun motivasyonunu artırır.

    Çocuğun okulda gösterdiği başarı övgülerle, zaman zaman küçük ödüllerle desteklenmelidir.

    Evde kitap okuması ve sohbet etmesi çok önemlidir. Bu şekilde düşünme becerileri ve sözcük dağarcığı gelişecektir. Okuduğu şeyler üzerinde konuşularak okuduklarını ifade etmesi sağlanabilir.

    Not tutma alışkanlığı kazanması yararlıdır, yazdıklarını kontrol edip eski bilgilerle ilişkilendirmesi için teşvik edilmelidir.

    Ailenin çocuğa rol model olması önemlidir. Kitap okumak, tartışmak, hobilerle ilgilenmek, sanatsal işlerle uğraşmak gibi etkinliklere anne ve baba da katılmalıdır.

    Aile ve okul çocuğa karşı ortak bir anlayış içinde olmalıdır. Böylece tutarsız tutumlar önlenir, çocuğun kafası karışmaz.

    Huzurlu ve güvenli bir aile ortamı oluşturabilmek çocuğun başarısını olumlu etkileyecektir.

    Son olarak; çocuğa aile tarafından koşulsuz sevgi ve yakınlık gösterilmelidir. Aksi takdirde “Başarılı olmazsam beni sevmezler” diye düşünmesi kaygıya yol açar, böylece başarısızlık ortaya çıkabilir. Her şartta, her haliyle sevildiğini bilmesi önemlidir.

  • Motivasyon

    Motivasyon

    İsimlerini bildiğimiz, sıfırdan yükselmiş veya çevremizde başarı öykülerini gururla anlatan insanların yüksek hedelere nasıl ulaşabildiklerini hiç düşündünüz mü? Yoksa onlara bakıp, helal olsun diyerek, nasıl başardıkları konusunda yaşadıkları zorlukları hiç merak etmeden geçiştirdiniz mi? Mutlaka bir çoğunuzun etrafında, hiç dershaneye gitmeden, iyi bir üniversite kazanmış bir kaç örnek vardır. En kötü ihtimalle çocuklarımıza örnek gösterdiğimiz, zor şartlar yaşıyor olmasına rağmen başarılı olmuş bir çocuk… Herkesin bileceğini düşündüğüm Bill Gates, McDonald’s gibi, sıfırdan şirket yaratmış isimlerden bahsetmiyorum bile… Çok ilginç öyküleri ve bu yerlere gelene kadar nasıl çok zor şartları aştığını daha ayrıntılı bilmek isterseniz, bir göz atın derim… Düşünmenizi istediğim, nasıl oluyor tüm bunlar? İnsan olarak ne kadar farklıyız birbirimizden ki, birileri başarılı işler gerçekleştirirken, biz yanlızca hayat telaşesi içinde kavruluyoruz? Belki de hala gerçek motivasyon ve hedeflerimizi bilemiyor, bilemediğimizi gerçekleştiremiyoruz.. Peki, nedir bu motivasyon? Motivasyon öyle bir algıdır ki, insanda hedefe giderken, çok önemli bir şeyi gerçekleştirir. HAREKETE GEÇMEK.. Gördüğüm danışanlar, konuştuğum arkadaşlarım veya bir ortamdaki gözlemime dayanarak söyleyebilirim ki, harekete geçmek çoğumuzun temel sorunu.. Bazen benim de.. Genellikle insanlar sorunlarının neden kaynaklandığını, ne yaptıkları zaman neyin düzeleceğini, hangi davranışın iyi geleceğini biliyor, evet bu konuda belki de fikir sahibi, ancak bunları uygulamakta, yani harekete geçmekte sorun yaşıyorlar.. Bir amaca ulaşmaya ne kadar arzumuz, bir hedefe gitmeye ne kadar motivasyonumuz varsa, işte o kadar başarılı oluyoruz aslında. Harekete geçip, bir iş sırasında yaşadığımız sorunlarla başa çıkabilir ve tüm sorunlara rağmen, devamlılık sağlayıp güçlü durabilirsek; başarıya giden yolumuzu, çizmiş sayılıyoruz…Yani, adımlar doğru ilerliyor demektir 🙂 Gelin kısaca motivasyonumuzu arttıracak yollara bir göz atalım ;

    Gerçekçi, sizi mutlu edeceğine inandığınız hedefler belirleyin..Gerçekçi diyorum, çünkü hedeflerinizi sizinle ortak bir paydası olmayan, “bu insanı mutlu ediyordur” gibi kalıp düşüncelerle belirlenmiş hedeflerin, motivasyona pek etkisi olmayabilir.. Tabii ki hayal kurun, isteyin ve elde edin ancak, gerçekten yüreğinizde, ne istediğinize bir bakın öncelikle… Çünkü, bu hedefe ulaşmak için bir zaman ve çaba sarf edeceksiniz. Harcadığınız zaman ve çabaya değer bir hedef olup olmadığının analizini, iyi yapmanız gerekir..

    Belirlediğiniz hedefleri netleştirin.Ne istiyorsunuz, ne bekliyorsunuz, bu hedef sizin için ne ifade ediyor, içinizdeki mutluluk hormonunu ne kadar tetikliyor.. Tüm bunları nacizane tavsiyem, bir kağıda yazın ve netleştirin…

    Olumsuz düşüncelere kulaklarınızı kapatın..Hatta mümkünse size yapamayacağını, başaramayacağını kaygılayan, beyninizi de kapatabilirsiniz 🙂 Başarıya ulaşmış insanlar hakkında bir şeyler okumak, belki olumsuz düşüncelerle savaşmanız için, size yardımcı olabilir.. İnsanların başardığını görmek de, iyi bir motivasyon tetikleyicisi olabilir.. Sizde, kendi hedeflerinizin sonucunda neler kazanabileceğiniz,, neler hissedebileceğinizi, kendinize sürekli hatırlatın.. Dilerseniz ayna egzersizi yapabilirsiniz. Sabahları ve akşamları yüzünüzü yıkarken, belki ellerinizi yıkar, dişlerinizi fırçalarken, başınızı bir kaldırın.. Aynadaki yüzünüze bakın ve kendinize, başaracağınıza olan inancınıza bir gülümseyin.. Aynadaki sizsiniz, belkide bir kaç gün, bir kaç ay , birkaç yıl sonra, hedeflerine ulaşmanın gururu ile bakacaksınız yeniden kendinize.. Bu yüzden, en büyük motivasyonu kendiniz, kendinize verebilirsiniz…

    Hedeflerinizin adımlarını belirleyin.Eğer kendinize direk, en yüksekteki hedefi belirlerseniz, bu hedefe giderken muhtemelen çabuk tükenir ve vazgeçersiniz. Evet, temel bir hedefiniz olsun ancak o temel hedefe giderken alt dallarını belirlemek önemlidir. Yani, önce ulaşabileceğiniz, küçük hedefleri gerçekleştirir ve bu hedefleri temel hedefinizle bağdaştırabilirseniz daha doyurucu ve sizi yormayan bir şekilde ilerlemiş olursunuz. Bu şekilde asıl hedefinize doğru adım adım ilerlemek tabirini kullanabilirim..

    Kendinizi ödüllendirin.Temel hedefinize giden yolda, belirlediğiniz bu küçük hedeflere ulaşmak, sizi başarılı hissettirecek en güzel etkendir. İşte bu başarılarınızı, sizi mutlu edecek bir kek, bir arkadaş sohbeti, biraz alışveriş gibi motive ederek ödüllendirebilirsiniz. Nasıl mutlu olduğunuzu biliyorsunuz, başardınız ve bunu hak ettiniz…

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Sınav kaygısı sınav esnasında öğrenilen bilgilerin açığa çıkmasına, öğrencinin sınav kağıdına odaklanmasına ve gerçek potansiyelini göstermesine engel olan, böylelikle başarı düzeyini düşüren yoğun bir endişe ve korku hissetme halidir.

    Sınavdan önce biraz kaygı hissetmek doğaldır, hatta hedefe ulaşma konusunda bizi motive edicidir fakat öğrenci sınav başarısızlığını hayat başarısızlığı olarak görüyorsa ve başarısızlık ihtimalinden dolayı iyi bir geleceğinin olmayacağı inancını taşıyorsa kaygı yoğunluğu tehlikeli düzeyde artar.

    Sınav kaygısının kendine güvensizlik, ailenin yanlış tutumu, daha önce yaşanmış başarısızlıkların tekrarlanabileceği endişesi, mükemmeliyetçi yaklaşım, aileyi hayal kırıklığına uğratma korkusu, yüksek beklenti düzeyi, başarısız olma ve değerlendirilme korkusu, zamanı iyi kullanamama, kötü çalışma alışkanlıkları, hedef belirsizliği, plansızlık, görev ve sorumlulukları erteleme, gerçekçi olmayan düşünce biçimleri, aile ve çevrenin beklentilerinin yüksek olması gibi nedenleri vardır.

    Sınav kaygısı fizyolojik, bilişsel ve duygusal değişiklikler olarak 3 şekilde ortaya çıkar.

    Fizyolojik Değişiklikler

    • Mide rahatsızlıkları (bulantı/kusma), barsak rahatsızlıkları (ishal), sık idrara çıkma, baş dönmesi, ağız kuruması, karın ağrısı, terleme, nefes alıp vermede güçlük yaşama, yorgunluk ve bitkinlik belirtileri, uyku bozuklukları, ellerde titreme.

    Bilişsel Değişiklikler

    • Düşünceleri toparlayamama, ifade edememe, unutkanlık, görsel ve işitsel kanaldan gelen bilgileri anlamada güçlük çekme, dikkat ve odaklanma güçlüğü.

    Duygusal Değişiklikler

    • Huzursuzluk, çabuk öfkelenme, mutsuzluk, içe kapanma, ilişki kurmada güçlük, kendini olumsuz algılama, endişe, korku, ümitsizlik, mahcup olma/ utangaçlık, hayal kırıklığı, tedirginlik.

    Bu belirtilerin yanında öğrencide sınavda başarısız olacağı inancıyla suçluluk duyguları, sınava girmeyi reddetme, ders çalışmaya karşı ilgisizlik ve akademik ortamlardan uzaklaşma, kaçınma davranışları görülebilir.