Etiket: Bakış

  • Hayatı Toz Pembe Görebilir Miyiz?

    Hayatı Toz Pembe Görebilir Miyiz?

    Geçenlerde Platon’un bir sözü dikkatimi çekti. “Düşünceli olun, çünkü karşılaştığınız herkes inanın en az sizin kadar zorlu bir mücadele veriyor.”

    Bu bakış açısıyla yaklaşmanın hayatı biraz daha kolaylaştırabileceğini düşündüm. Günlük yaşantımızda karşımıza çıkan birçok olumsuz olay oluyor. İnsanlara tahammül seviyemiz günden güne azalıyor. Düşünüyoruz, neden karşımızdaki bunu düşünemiyor diye. Bunu anlamlandırmaya çalışmak yerine hemen suçluyoruz. Çünkü;

    eğitimsiz,

    bilgisiz,

    görgüsüz,

    gibi sıfatların içerisine yerleştirdik mi. Rahatımıza diyecek yok, etiketi yapıştırdık çünkü. Aslında bunu yapmayan insan yok. Bu yaşamın içinden bizi rahatlatan ve birşey üzerine düşünmemizi engelleyen bir unsur. Birileri o istemediğimiz şeyleri yapar ve o içine sokmak istediğimiz kalıplara cuk diye oturur. Ama gözden kaçırdığımız şey Platon’un da dediği gibi o kişilerin de “en az sizin kadar zorlu bir mücadele veriyor oluşudur.” Bu demek değildir ki bende bu mücadeleyi veriyorum o da beni anlasın. Bu bizim hayata bakışımızı bir nebze olsun değiştirebilir. Böylece insanlara bir adım daha anlayışla yaklaşabiliriz. Onlara etiketler bulmak yerine, mutlaka birşeyler yaşamıştır ki bu kadar dikkatsiz, özensiz veya kendisini ya da diğer insanların canını riske atacak kadar mantıksız olmuşlardır.

    Bu yaşanılan şeyler ne olabilir?

    Kişiden kişiye değişmek ile birlikte, insanların çocukluğu yetişkinliği adına çok değerlidir. Buradaki çatışmaları, çözümlenmemiş anne baba ilişkileri, üstesinden gelinmeyen bazı meseleler insanları hayata karşı amaçsız ve belki de umursamaz kılabilmektedir. Bu noktada kişiler eğer bunun farkına varabilir ve kendi terapi süreçlerini başlatabilirler ise bu kadar anlayışsız ve çatışmalı bir dünya içerisinde dünyaya bakış açıları ve algıları toz pembe olmaya doğru değişebilir.

    Tabiki buradaki “toz pembe” mecazi anlamdadır. Yoksa hayattaki problemleri tümden yok saymak ve mutluluk denizinde yüzmek sağlıklı olmayacaktır. Buradaki toz pembe anlamı, kişinin karşına çıkan olaylar bağlamında hayata karşı bakışı, olaylara karşı tutumunun biraz daha yumuşak olmasıyla ilgilidir. Dolayısıyla hayata toz pembe bakabilmek tamamen bizim elimizdedir.

    “Eğer zihnimi değiştirirsem, etrafımdaki dünyayı ve sorunlarını algılayışımı da değiştiririm.”

    Steve Chandler

    Hem kendimize karşı hem de başkalarına karşı biraz daha hoşgörülü, affedici ve sevgi dolu olmak bizi daha mutlu bir bakış açısına götürecek ve belki de toz pembe hayat algısını yaşamamıza yardımcı olacaktır.

    Sonuçta kimsenin acısı kimseninkinden üstün değildir. Eğer başka insanlara karşı bu tutumu benimser isek onlar da bize karşı bu derece hoşgörülü olacak ve sizinle yaşadıklarınızı paylaşacaklardır.

    Konu ile bağlantılı bir video; Martin Seligman-Pozitif Psikoloji

    Bir de kitap; Rollo May- Kendini Arayan İnsan

  • Sanki Hiç Başaramamışçasına…

    Sanki Hiç Başaramamışçasına…

    Sadece kişinin kendisi değil herkese göstermek istiyordu. Sadece kendiyle yetinemezdi, herkesin duyması lazımdı. Yetinemiyordu bununla. Sadece bunlarla tatmin olamıyordu. Başarılı bir kişi olduğunu herkese göstermeli, herkes bilmeliydi. Sanki herkes bilse tatmin olacaktı. Artık yeterli gelecekti. Artık herkesi gözü onun üzerinde olacaktı. Üst nokta buydu belki de. Herkese başarılı olduğunu gösterebilirse eğer kendisinin başarılı olduğuna, değerli olduğuna, söz sahibi olduğuna inanacaktı. İnsanlara artık neden sorusunu yöneltmeden bilecekti değerli bir insan olduğunu, başarılı olduğunu, akıllı olduğunu, sözü sayılan biri olduğunu! Herkes işaret edecekti parmağıyla onu. “Bak bu o” diye. Peki bu o diye işaret ettiklerinde yetecek miydi? Sanmıyorum, hiç sanmıyorum hemde. Herkesin gösterdiği, o dediği kişi, o yöneltilen bakış ondaki değerlilik hissinin tatminine değil tam aksine değersizlik hissi yaratmaya devam edecekti. Sanki bu o diye gösterilirse eğer sürekli kusurları konuşulacağını düşünecekti. Onun aralarında bulunmadığı yerdeki ona yöneltilen o bakışlar, belirsizliğim içini dolduramadığı yerdeki boşlukla kendini yitirmeye devam edecekti. Yok edecek sanki bu durum onu. Yada aslında zaten o kendini yok etmeye devam ediyordu.

    Bakış, bak bu o diye işaret edilen o bakış! Sanki baş edilemeyecek gibi olan o bakış. Sanki hep kusurları vurgulayan, sanki hep ezecek gibi hissettiren. Ne kadar başarılı olmak için yükselmeye çabalasa da hep çukurdaymış hissi veren. Böyle şartladıkça, çabaladıkça eksikliğinden tutunmaya devam edecekti. Yine çökecekti sanki hiç değerli hiç başarılı olamamışçasına. Yine de bir şekilde toparlayacaktı işte, “bak bu o” denilene kadar. İçinden çıkılamayan bir kısır döngü gibi. Bu kısır döngü tam da başarısızlık hissine dair. Ona atfedilen, içindekilere atfedilen eksikliğine dair. Sanki hiç başaramayacakmışçasına, sanki hep yok sayılmışçasına…

  • Masal ve Fıkralarla Kişilerarası Sorun Çözme Becerisi Eğitimi

    Masal ve Fıkralarla Kişilerarası Sorun Çözme Becerisi Eğitimi

    Kişilerarası sorunların başarıyla çözülmesi kişilerin düşüncelerini sınırlandıran kalıp yargılardan
    kurtulmalarını ve farklı bakış açılarından ele almalarını gerektirir. Sorunlara farklı bakış açılarıyla
    yaklaşabilmek için öncelikle etkin bir dinleyici olmamız kaçınılmazdır.
    Kişilerarası sorunlara herkesin kazanacağı çözümler bulabilmek için sorunların olabildiğince farklı
    açılardan incelenmesi gerekir. Öncelikle çatışma yaşanan durumun tespiti sonrasında ise kişilerin olaya
    dönük algıları ve bu durumu nasıl yorumladıkları oldukça önem taşımaktadır.
    Çocuklara farklı bakış açısı kazandırmak, empatik düşünme yolları geliştirmek çocukların en sevdiği
    masallar ve fıkralar üzerinden diyaloglarla aktarılıp geliştirilebilir. Masallar kişilerarası ilişkiler, ahlak ve
    değerlerle ilgili düşünce biçimlerini, toplumun ortak düşüncelerini kuşaktan kuşağa aktarırlar.
    Masallarda bildiğiniz gibi daima iyi ve daima kötü, biri saf diğeri kurnaz, biri doğru diğeri yanlış karakterler
    vardır. Çıkan çatışmalarda çocuklar her zaman kötüyü suçlar, iyiyi ise çözüm yolları geliştiren mutlak iyi
    olarak görürler. Karşılaştığımız problemlerde sadece taraflardan birinin (yalnızca iyinin) bakış açısıyla
    durumu tanımlamak oldukça yanlış bir tutumdur. Tarafların her ikisi de dinlenerek olaylar tanımlanıp,
    farklı bakış açıları ile çözümlerin de zenginleştirilmesi açısından daha faydalı olacaktır.
    Şimdi bu bakış açısıyla Nasreddin Hoca’nın göle maya çaldığı ve ‘’ya tutarsa’’ dediği fıkrayı yeniden
    inceleyelim. Fıkrada geçen olayı bugüne kadar Nasreddin Hocayla göl kıyısında karşılaşan kişinin
    anlatımıyla dinledik. Şimdi bir de Hoca ‘nın kendisinden dinleyelim;

    ‘’O gün pazardan alışveriş yapmış, eve dönüyordum. Yol üzerindeki gölün kenarında biraz dinlenmek ve
    bir şeyler yemek için mola verdim. Yanımda biraz ekmek ve yoğurt vardı. Yemeği bitirince yoğurt kabını o
    şekilde bırakamazdım. Hiç değilse su ile durulayayım dedim. Ben tam yoğurt kabını gölde çalkalarken bu
    adam geldi. Selam verdi ve ‘’ Ne yapıyorsun Hoca Efendi ‘’ diye sordu. İnsanların anlamsız sorular
    sormasına alışkın olmama karşın bazen kendimi tutamayarak bu tür kişilerle alay ettiğimi bilirsiniz.
    Hani kapıdan içeri girersiniz de ‘’aaa, geldin mi ?’’ saçma sapan bir soru sorarlar ya! İşte bu adamın
    sorusu da böyle. Görmüyor musun be adam, yoğurt bulaşığını yıkıyorum işte. Neyse adamı incitecek bir
    şey söylememek için ‘’göle maya çalıyorum ‘’ dedim. Adamın saflığına bakın, bir de tutup ‘’Hoca göl
    maya tutar mı?’’ demez mi! Siz olsanız ne derdiniz bilemem ama bir an önce bu adamı başımdan
    savmak için ‘’ya tutarsa’’ dedim. Şaşkın şaşkın çekip gitti. Köye varınca da herkese ‘’Hoca göle maya
    çalıyor ‘’ diyerek dedikodu yapmış.’’

    Şimdiye dek o adamdan dinlediğimiz şekli ile bu fıkradan ‘’hiçbir şeyden ümidi kesmemek ‘’mesajı alırdık.
    Peki şimdi hangi mesajı aldınız?
    Etkinliği evinizde çay saatinizde çocuğunuzla paylaşın ve olaylara farklı açılardan bakmanın bize başka
    neler kazandırabileceğini tartışın.