Etiket: Bakım

  • Cilt bakımı ve uygulamaları

    Cilt bakımı ve uygulamaları

    Cilt bakımı bir tedavi yöntemi değildir. Bir bakımdır, temizliktir. Çevre kirliliği, sigara, cilt üzerine sürülen krem ve losyonlar, cildin ürettiği sebum salgısı gibi nedenlerle cilt yağlanır, gözenekler tıkanır, cildin hava alması engellenir, siyah noktalar oluşur, bazen kurur ve matlaşır.

    Cilt bakımı işleminde cildin üzerindeki ölü tabaka arındırılır. kurutmayan özel dezenfektanlarla temizlenir, gözenekler açılır, cilt siyah noktalardan arındırılır, kaybettiği nem yerine konmaya çalışılır, fazla yağ salgısı varsa bundan arındırılmaya çalışılır.

    Bunun üzerine yapılan işlemler ise tedavi olmamakla beraber tedaviye yardımcı işlemlerdir. Akne sorunu olanlara kurutucu ve akneyi iyileştirici ürünlerle, yaşlılık belirtileri olanlara antiaging krem ve serumlar ile, leke sorunu olanlara leke giderici ürünler ile bakım yapılarak tedavi desteklenir.

    Son olarak nemlendirme ve güneşten koruma yapılmalıdır.

    Cilt Bakımı Uygulamaları

    1- Cilt önce temizlenir.

    2- Meyve asitli peeling uygulaması yapılır. Gözeneklerin açılması sağlanır ve ölü derinin atılmasına yardımcı olunur.

    3- Buhar uygulaması yapılarak, cildin toksinlerden arınması sağlanır. Gözeneklerin açılması sağlanır. Derialtının temizlenmesi esas alınır. Ölü deri iyice yumuşatılır. Siyah noktaların rahat alınması sağlanır.

    4- Siyah noktalar için özel bakım ürünü kullanılır. Bu sayede siyah noktalar, cildi tahriş etmeden sıkılabilmektedir. Yağ bezelerinin çıkması sağlanır. Gözeneklerin nemli hali buharla korunmuş olur.

    5- Sıkma işlemi bittikten sonra, özel bakım ürünü ile dezenfekte edilir. Özel steril bezlerle cilt temizlenir.

    6- Hight frekansı ile cildin yeni bir temizliği sağlanır. Cilt yeniden dezenfekte edilir.

    7- Maske uygulaması yapılır. Her cilde uygun maske uygulaması yapılır. Göz, dudak, yanak için uygulanabilen maskeler, hyralüronik asit, vitamin, havyar ve kolajen maskeler uygulanabilir.

    8- 20 dakika süren maske uygulaması sonrasında özel kremler ile el masajı yapılır.

    9- Maske antioksidan ürünlerle temizlenir. Tonikten biraz daha farklı bir üründür. Cildi nemlendirir.

    10- Temizleme işleminden sonra şikayete göre anti aging, leke kremi, akne kremi vs krem ve serumlar kullanılır.

    11- En son olarak cilde uygun nemlendirici sürülerek, cilt bakımı işlemi dekolte, boyun ve yüz masajı ile bitirilir.

    12- Son olarak güneş koruyucu ile cilt korunur.

  • Cilt bakımı neden gerekir

    Mükemmel, ışıldayan bir cilt bizim asıl aksesuarımızdır. Hangi yaşta olursak olalım hepimiz sağlıklı, bakımlı, güzel bir cilde sahip olmayı isteriz. Cildimiz iç dünyamıza açılan bir penceredir ve hangi hızla yaşlandığımızın en iyi göstergesidir. Hayatımızın tamamında olduğu gibi cildimiz de genlerimiz ve çevremiz arasında gerçekleşen bir evliliğin ürünüdür. Genlerimiz için bir şey yapamayız, ancak çevresel etkenleri kontrol edebiliriz.

    Cildimiz gün boyu çevre koşullarının etkisi ile kirlenir. Egzoz dumanları, makyaj artıkları, cildin kendi salgıları, mikroorganizmalar cilt üzerinde birikir ve cildin normal işlevlerini yerine getirmesini engeller. Ayrıca nikotin, alkol, sağlıksız beslenme, yetersiz uyku gibi etkenler de cildin yapısını olumsuz etkiler.

    Cilt bakımı cildin temizlenerek ve uygun ürünlerle desteklenerek bu olumsuz faktörlerin etkilerini ortadan kaldırır. Cildin normal işlevlerini devam ettirmesini sağlar.

    Cildimizde sorun olmasa dahi ayda 1 kez genel cilt bakımı yaptırmamız cilt sağlığı ve güzelliğimizi korumamız için gereklidir. Cildimize düzenli bakım yaptırmamız ve ev ürünleri ile desteklememiz geleceğe yönelik bir yatırımdır.

    Cilt bakımının amaçları:

    Cildin doğal hidrolipid yapısını ve dengesini korumak,
    Cildin işlevlerini düzenlemek (oksijenlenme, kan dolaşımı, ölü hücrelerin atılması, yeni hücre oluşumu),
    Cildin doğal atıklar ve dış faktörlerle oluşan kirliliğinin temizlenmesi, koruyucu tabakanın oluşturulması,
    Yıpranma ve yaşlanma ile azalan biyolojik aktiviteler için cildin ihtiyacı olan aktif maddelerin verilmesi,
    Cilt bakımı ile daha güzel bir görünüm yanında ruhsal rahatlama, gevşeme hissetmek.

    Klasik cilt bakımı:

    Uzmanımız tarafından cilt analizi yapılarak cildinizin neye ihtiyacı olduğu belirlenir. Önce cilt temizlenerek peeling işlemi yapılır. Ardından cilt yapısına göre 5 -15 dak. arasında buhar banyosu uygulanır. Vakum yardımı ile cildin altında birikmiş olan yağlar cilt yüzeyine çıkarılır. Cilt de komedon ve milia oluşumu varsa temizliği yapılır.

    Bu işlemin sonrasında yüksek frekans işlemi yapılır. Bunun amacı cildi mikroplardan arındırmak, yatıştırmak ve kan dolaşımını hızlandırarak, sivilceleri kurutmaktır. Kas yönü doğrultusunda yüz ve dekolte masajı yapılır.
    Cildin ihtiyacına göre serum ve maske uygulanarak cildin ihtiyacı olan kremle işlem tamamlanır.
    Önleminizi erkenden alın, yarına bırakmayın. Her yaş da cilt bakımı yaptırılmalıdır!

    Özel tedavi ve bakım kürleri

    Sorunlu ciltler için geliştirilmiş olan özel tedavi bakım setlerimizle cilt sorununuzu ortadan kaldırıyoruz.

    Hassas ciltler için tedavi-bakım kürü

    Problemli-yağlı-akneli ciltler için tedavi-bakım kürü

    Cilt gençleştirici tedavi-bakım kürü

    Göz çevresi tedavi-bakım kürü uygulanmaktadır.

    Hassas ciltler için tedavi bakım kürü

    Haftada 1 kere uygulanan 6 haftalık bakım kürüdür. Her seans 60 dakikadır.
    İçeriği: yaban mersini özü, kuşburnu, rosa canina özü, meriloto, meyan kökünden elde edilen Beta Glicirretic asit, E ve C vitaminileri, aloe vera ekstreleri.
    Etkileri: Damar çeperlerini korur. Tahriş olmuş ve kuperozlu ciltlerde yanmayı, kızarıklığı azaltır, rahatlama sağlar, antioksidan etki gösterir.

    Problemli-yağlı-akneli ciltler için tedavi-bakım kürü

    Haftada 1 kere uygulanan 5 haftalık bir üründür. Her seans 60 dakikadır.
    İçeriği: Limon, portakal, kil, salatalık suyu, ada çayı, yeşil çay, glikolik asit ve gse ekstreleri içerir.
    Etkileri: Asit düzenleyici, sebum dengeleyici, sıkılaştırıcı ve antiseptiktir.

    Cilt gençleştirici, toparlayıcı bakım kürleri

    Haftada bir uygulanan 6 haftalık bakım kürleridir. Her seans 60 dakikadır.

    Havyar Kürü

    İçeriği: Havyar, saf A vitamini, kiona yağı E-A-C vitaminleri

    Etkileri: Kuru, kırışıklığı ciddi boyutlarda olan ciltler için uygulanır. Nemlendirici ve kırışıklıkları açıcı etkisi vardır.

    Q10 Kürü

    İçeriği: Glikoprotein, Q10 enzimi, bitkisel dolgu kürecikleri.
    Etkileri: Olgun ve elastikiyet kaybı olanlara özel cilt kürü. Cilt de dolgunluk etkisi yapar. Toparlar ve elastikiyeti arttırır. Yüz kontürünü şekillendirir. Antioxidant etkilidir.

    Göz Çevresi Bakımı

    Göz çevremiz de özel bakımı hak eder. İnce çizgilenmeler, şişlikler, koyuluklar, göz etrafı ile ilgili problemlerdir. Bu sorunların çözümünde yardımcı olabilecek çeşitli bakımlar vardır. Yenileyici bir göz çevresi bakımı ile nazik cildin düzenlenmesi, sıkılaştırılması sağlanır. Haftalık seanslar şeklinde uygulandığında mükemmel sonuçlara ulaşılır.

  • Güzel görünüm önce cildinizden başlar

    Cilt bakımı her insanın yapması gereken bir bakımdır. Hem estetik hem de özellikle sağlık açısından çok önemlidir. Cilt temizliğine önem vermek cildimizin ileriki yaşlarda kırışmasını önemli ölçüde azaltacaktır. Çünkü cildimizi olumsuz etkileyen birçok faktör vardır. Bunların başında makyaj, stres, sigara ultraviyole ışınları, dengesiz beslenme ve hava değişimleri gelmektedir. Tüm bu etkenler yaşımız genç olsa bile yüzümüzü solgun göstermesine neden olur. Sağlıklı cilt parlak ve canlı olur. Bu yüzden 20’li yaşlardan itibaren herkesin cildini temizlemesi ve gerekli bakımı yapması gerekir. Her insanın cildi aynı değildir. Bu yüzden ilk önce cilt analizi yaptırarak cilt tipinizi öğrenip ona uygun bir cilt bakımı yaptırmanız gerekir. Tam bir cilt bakımı için ayda bir kere cilt bakım merkezine gidip genel bakım yaptırabilirsiniz. Bu bakım yaklaşık 2 saat sürmekte olup sırasıyla temizleme, tonik, peeling, buhar, maske, nemlendirme işlemleri uygulanır.

    Ayrıca beslenmenize dikkat etmeniz gerekir. Sivilce genellikle çinko eksikliğinden dolayı çıkar. Kabak çekirdeği, badem, brokoli, yumurta ve peynirde bolca çinko bulunmaktadır. Ayrıca A, C ve E vitaminleri olan sebze ve meyveleri de bol miktarda tüketmek gerekir.

    “Yaşlanma” yılların vücutta meydana getirdiği değişikliklerdir. Yaşlanma doğumla başlayan ve ölümle biten bir hayat sürecidir. Ama doku ve organlarda asıl yıpranma büyüme ve gelişmenin tamamlandığı ergenlik çağından sonra başlar .

    Doğum tarihi kaydı güvenilir olup en uzun yaşayan insanlar rekoru 10 yıl önce ölen Fransız Louise Calment’e (122) aittir. Aslında insanlara ait bir hücre olan fibroblastlar laboratuar şartlarında 150 yıl kadar yaşayabilmesi insanın eğer şartlar hazırlanırsa oldukça uzun süre yaşayabileceğini göstermektedir.

    Günümüzde, anti-aging yani “geriye yaşlanma” konusu ile uğraşan bilim adamları insanların yaşam süresini yüz yaşın üstüne çıkarmak amacındalar. Kuşkusuz bu kişilerin hem sağlıklı hem de aktif olması amaçlanıyor. Türkiyede 1960’lı yıllarda 49 olan ortalama yaş sınırı, 2000 ‘li yıllarda 69’ u geçmiştir. O halde geçen son 40 yılda ömrümüzün 20 yıl daha uzadığını söyleyebiliriz.

    Uzun yıllar boyunca hekimler dahil herkes ileri yaşlara kadar yaşamayı bir kader olarak görüyordu. Doğanın değişmez kanunu “İnsanlar doğar, büyür, yaşlanır ve ölürler“ kuralına müdahalede bulunmak imkansız bir tabu olarak kabul edilmişti. Son yıllarda bunun aksini düşünen bilim adamları “anti-aging” kavramını yani yaşlanmayı yavaşlatıcı arayışları gündeme getirmeye başladılar.

    Deri hastalıkları

    Deri hastalıkları (dermatoz), ciltte görülen hastalıklardır. Sayılmayacak kadar çok deri hastalığı vardır. Deri hastalıklarına genel olarak dermatoz, ilgili bilim dalına da dermatoloji ismi verilir. Deri hastalıkları hakkında genel bir fikir edinebilmek için birkaç bölüme ayırmak mümkündür.

    Mikroorganizmaların sebep olduğu deri hastalıkları

    Bu organizmalar genellikle deri iltihaplanmalarına yol açar. Mikroorganizmalar derideki herhangi bir bozukluğun üzerine kolayca yerleşebilirler. Yaralar, yanıklar, uyuz, böceklerin ısırdıkları yerler, egzemalar ve uçuklar kolayca iltihaplanabilirler. Deri iltihaplarına dermatit de denir. Mikroorganizmaların yol açtığı hastalıklardan olan cüzzam, deri veremi ve frengide ise yukarıdaki bahsedilen iltihaplanmaların dışında bir mekanizma söz konusudur. Bunlar bu yüzden spesifik iltihaplar veya spesifik enfeksiyonlar grubu olarak adlandırılmıştır.

    Estetik Cerrahi

    Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi, doğumsal veya sonradan edinilmiş anomalilerin, şekil ve işlev bozukluklarının giderilmesine ve vücut imajının düzeltilmesine çalışan cerrahi bir tıp branşıdır.

    Plastik, Yunanca “plasticos” gelen bir sözcüktür ve “şekillendirmek”, “kalıba uydurmak” anlamlarını taşır. Rekonstrüktif ise Latin kökenli bir sözcüktür ve “yeniden yapmak” anlamını taşır.

    Estetik Cerrahi, Plastik cerrahi içinde yer alan bir yan daldır. Vücut imajının daha güzel ve mükemmele ulaştırılmasını sağlamak için yapılan operasyon ve girişimlerle uğraşır. Burada tıbbi bir problemden çok estetik problemler yani güzellik kaygısı vardır.

    Medyada, plastik cerrahinin estetik yönüne ait haberler daha fazla yer almakta ve belki de bu nedenle halk plastik cerrahları sadece estetik cerrahi yapan kişiler olarak algılamaktadırlar.

    “Özetle; Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi tüm vücut yüzeyinde deri derialtı ve kemikleri etkileyen her türlü bozukluğun onarılmasına çalışır. Bunu yaparken temel kural hangi dokular kaybolduysa ona benzer dokularla onarım yapmaktır.”

    Estetik cerrahi konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta estetik cerrahi uygulama ve ameliyatları mutlaka Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ihtisası yapmış uzman estetik cerrahlar tarafından yapılmalıdır.

  • İhmal Edilmiş Ruhlar ve Bedenler

    İhmal Edilmiş Ruhlar ve Bedenler

    Dile kolaydı değil mi özel bakıma ihtiyacı olan özel bir çocukla yaşamak, anlatması uzaktan bakınca kim bilir ne kolaydı? Peki ya yaşaması.?

    Hem bir çocuktan öğrenemeyeceğiniz kadar çok hayat tecrübesi öğrenmeniz, hem büyümeniz hem de büyütmeniz. Ne tuhaftı değil mi? Hem bu kadar yıpranıp hem de o çok kıymetliniz tek bir yeniliği başarınca tüm yorgunluğunuzun bir anda kuş gibi uçup gitmesi. Anlatsalar inanmazdınız belki, ‘Yok artık, bir çocuğa da bu kadar bağlanılır mı hiç!’ diye belki şaşırırdınız. Eğer bunca mücadeleyi veren siz olmasaydınız, ilk gününden son gününe kadar çocuğunuzun her bir gelişimine şahitlik etmeseydiniz anlatılan başarı öykülerine bu derece gözleriniz yaşarmazdı. Otizm tanısı almış çocuğunuzun sabah kalktığı andan gece yatana kadar her bir adımına şahitlik etmeseydiniz belki bir yerlerde duyacağınız yorgun savaşçı anne-babaların muhteşem öykülerinde ne anlatmak istediğini tam olarak kavrayamayacaktınız. Ve belki ne kadar çok yorulmuş olabileceklerini de..

    Sahi hiç düşündünüz mü ya da hiç denk geldiniz mi otizm tanısı almış bir çocuğa sahip anne-babaların sadece bir günlük rutinlerini. Bazen sadece tek bir kazak giydirmek için saatlerini harcadıklarına tanıklık ettiniz mi mesela? Ve onlara bakım verirken kendilerini ne derece boşverdiklerine? Kendi uykuları, kendi öğün saatleri, kendi sağlıkları kısacası kendi bakımlarını ne derece hiçe saydıklarını hiç gördünüz mü? Bunu bir ‘su kaynağı’ metaforuyla örneklendirmek isterim: Ormanın içinde büyük bir su kaynağı düşünün, herhangi bir denizle bağlantısı olmayan; suyu, gücü hiç bitmez gibi duran. Bu su kaynağından her gün 500 kg su çektiğinizi düşünün. Kaç hafta veya kaç ay dayanacaktır? Bu su kaynağı yeraltı suları veya yağmur sularıyla beslenmediği sürece yenilenemeyecek, bu nedenle bir süre sonra suyu azalacak ve havzası kuruyup gidecektir. İşte insan ruhu da tam olarak benzer mekanizmayla çalışır. Dış kaynaklarla beslenmeyip-bakım almayıp sadece besler ve bakım verirse bir süre sonra tükenme noktasına gelecek veya bakım verirken çok isteksiz ve mutsuz olacaktır ya da tamamen bakım veremeyecek kadar yorgun düşecektir. Başka bir deyişle, insanın çocuğuna, ailesine, sevdiklerine bakım verirken önce kendi öz-bakımını yapması ve kendi içsel gücünü yenilemesi şarttır. Çünkü hiçbir ruhsal enerji yenilenmeden devam edemez.

    ‘Peki söylemesi hoş ama bu bakım veren kendi bakımını nasıl yapmalı?’ dediğinizi duyar gibiyim. Öncelikli kural, kendinize bakım verirken bunu bakım verdiğiniz çocuğunuz içinde yaptığınız bir iyilik olarak düşünmeniz gerekli. Siz iyi olmadan bakım verdiğiniz çocuğunuz da yeterince iyi olmayacaktır, unutmayın! Çocuğunuza bu denli ‘en iyisini’ sunmaya çalışırken kendiniz için ne yaptığınızı düşünün. Mesela sağlıklı besleniyor musunuz, günlük su içme miktarını yerine getiriyor musunuz, haftada birkaç kez  15 dk. da olsa her şeyi bir kenara bırakıp yürüyüş yapıyor musunuz? Bunlar fiziksel sağlığınızla ilgili çok temel gereklilikler. Ya ruhsal sağlığınız için neler yapıyorsunuz? 10 dk. bile olsa bir yakınınızla dertleşebiliyor, duygularınızı ifade edebiliyor musunuz? Çok değil arada farklı alanlara yönelmek adına kısa süreli de olsa söyleşi, toplantı, seminer, konser vb. etkinliklere katılıyor musunuz? Peki ya psikoterapi? Pek çok kişi psikoterapiye gitmenin akıl hastalığıyla bağlantılı olduğunu düşünse de esasında psikoterapi seansları bireyin ‘kendine iyi gelmek ve bakım vermek’ için yapabileceği en anlamlı alanlardan biridir. Bunun için özel psikoterapi merkezlerindeki psikologlara ulaşabileceğiniz gibi belediye, rehabilitasyon merkezi vb. kurumlarda bulunan psikologlardan psikoterapi talebinde bulunabilirsiniz. Bazen grup bazen de bireysel olarak gerçekleştirilen psikoterapi seansları sadece ‘kendi’nize odaklanıp ruhsal gücünüzü arttırmanızda ve çocuğunuza bakım verirken daha güçlü olmanızda yararlı olabilir. 

    Her ne kadar başka insanlarla diyalog kurmanın, sosyalleşmenin insan ruhuna çok iyi geldiğini savunsam da diyorsanız ki terapiye veya bir etkinliğe gidecek zamanım olmuyor, o halde bir kitap okuyarak mola verin kendinize, belki sadece 5-10 dakika… Veya evinizde sevebileceğiniz anlamlı bir şey yapın yaratıcılığınızı kullanarak sadece kendiniz için.

    Unutmayın her ne kadar yetişkin de olsanız özel bir bakıma ihtiyaç duyan özel bir çocuğun ebeveyni de olsanız sizin de içinizde sizden bakım bekleyen bir çocuk var. Ve o çocuk mutlu olmadan siz de yeterince mutlu olamazsınız. O yüzden içinizdeki çocuğu unutmayın.

  • Son dönem kanser hastalarının bakımı nasıl olmalı?

    Soru 1. Babam 78 yaşında. Akciğer kanserinin son evresinde. Uzun süre kemoterapi ve ışın tedavisi aldı. Doktorlar artık hiçbir onkolojik tedavi yapılamayacağını, sadece destek tedavisi verilmesi gerektiğini söylediler. Biz evde bakımını yapamıyoruz. Sağlık personeli gözetiminde olması gerekiyormuş. Kendisi sosyal güvenlik kurumuna bağlı. Tedavisini aldığı hastane de dahil hiçbir hastane hastamızı kabul etmiyor. Yapacak bir şeyleri olmadığını söylüyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bizim hastamızla nereye müracat etmemiz gerekiyor?

    Yanıt 1. Babanız gibi hastalerın durumu tıp dilinde ‘’terminal dönem’’ olarak isimlendirilir. Son dönemine gelmiş hasta anlamındadır. Ne yazıktır ki günümüz Türkiye’sinde bu hastaların durumu hep sorun olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Gelişmiş ülkelerde bu tür kişiler için ‘’hospis’’ denilen terminal dönem hasta bakım merkezleri vardır. Burada hemşire ve hatta doktor gözetiminde hastaların son dönemlerini rahat ve acısız geçirmeleri amaçlanır. Fiziksel ve psikolojik destek sağlanır. Böylelikle zaten büyük bir stres altında olan hasta yakınlarının da yükü hafifletilir.

    Öyle ki bu hizmet, hastanın evinde de verilebilmekte, sağlık personelinin denetiminde hastanın yaşamı sona erinceye değin devam ettirilmektedir. Ülkemizde terminal dönemdeki hastalar için kurumsallaşmış sistemler çok yetersizdir. Bunun için evde bakım hizmeti evren gruplar vardır. Ancak bunların sayısı hem yetersizdir hem de masraflar, çoğu ailenin kaldıramayacağı kadar yüksektir. Sosyal Güvenlik Kurumu da bu masrafları karşılamamaktadır. Hatta özel sigortaların birçoğu bu hastaları kapsamına almamaktadır. Çoğu hastane de bu tür hastaları kabul etmemektedir.

    Tüm bu koşullar altında en şanslı olanlar, ne yazık ki ekonomik durumu iyi olan ve zamanında hastalarını kapsamlı olarak özel sigorta ettirebilmiş az sayıda kişi olmaktadır. Bu durumdaki hastalar bir şekilde hastanelerde kalabilmekte ya da evde bakım hizmeti alabilmektedir. Ancak bu kişilerin sayısı yok denecek kadar azdır. Bu durum gerçekten Türkiye için büyük sorundur. Bunu yaşayan bilir. Hastalar, aileler ve konunun uzmanları bu acıları çok yakından yaşamakatadır. Ama konu, yaşam gailesindeki çoğu insana yabancıdır. Oysa ki yalnızca hayatın değil ölümün de bir gerçek olduğu ve acısız, insan onuruna yakışacak şekilde yaşanması gerektiği bilinçlere işlenmelidir.

    Konunun bir an önce hükümetin gündemine gelmesi ve son dönemdeki hastalar için hastane ya da evde bakım hizmetinin sosyal güvenlik kapsamına alınması en doğru yoldur.

    Prof. Dr. Coşkun Tecimer

  • Prematüre bebek bakımı nasıl olmalı?

    Dünyada her yıl 13 milyon bebek prematüre olarak doğuyor. Türkiye’de son yıllarda erken doğan bebeklerde (prematüre) sağkalım oranları, yenilenen bakım üniteleriyle hızla artıyor. Anne karnını hiç aratmayan donanıma sahip yenidoğan ünitelerindeki özel bakım yöntemleriyle bebekler artık daha sağlıklı oluyor. Ancak erken doğan bebeğin taburcu olduktan sonra evdeki bakımı da son derece önem taşıyor. “Prematüre Farkındalık Ayı” olarak kutlanan Kasım ayında prematüre bakımı konusunda dikkat edilmesi gereken konulara göz atalım;

    1990’lı yıllardan sonra hasta odaklı bakım anlayışının ortaya çıkmasıyla birlikte bu anlayışın ilk nüvelerinden olan yenidoğan ünitelerinin yenilenmesi, Türkiye’de bebek sağlığında bir çığır açtı. Erken doğan bebeklerde sağkalım oranlarının artmasıyla birlikte, daha kapsamlı bir yaklaşımın var olduğu üniteler sayesinde, bugün artık ileri yaşlarda olası rahatsızlıkların da önüne geçmek mümkün. Erken doğan bebeklerde, okula başladıktan sonra öğrenme bozukluğu çıkabiliyor. Maalesef bunların bir kısmı da yenidoğan ünitesindeki süreçle ilgilidir.

    Yenidoğan ünitesinin ortamı bebeğin sağlığını etkiliyor

    Yenidoğan ünitelerinde ortamın düzenlenmesiyle birlikte bebeğe yapılan her müdahalenin de son derece titiz bir şekilde ele alınması gerekiyor. Stresin dahi beyin gelişimini olumsuz etkilediğini, yapılan radyolojik ve diğer incelemeler de kanıtlamaktadır. Bebek yenidoğan ünitesinde stres içindeyse, ağrısı varsa, üşüyorsa, vücut ısısı yüksekse, bebeğe sert girişimlerde bulunuluyorsa tüm bunlar bebeğin hafızasına kaydoluyor ve uzun vadede çeşitli travmalara neden olabilir. Bu nedenle hastanenin fiziki koşulları ve bebeğe yapılan müdahaleler son derece önemlidir. Diğer bir önemli konu da bebeğe çok fazla el sürmenin sakıncalı olduğudur. Bağışıklık sisteminin düşük olması nedeniyle bu bebeklerde enfeksiyon riski yüksektir ve bebeğe her dokunuş enfeksiyon olasılığını artırır. Mümkün olduğunca bebeği ellemeyip rahat bırakmak gerekir. Bu sebeple de genelde tüm bakımlar belirli bir saate toplanır. Bebeğin ağrı çekmemesi için de gerekli önlemlerin alınması önemli bir diğer nokta. Eğer birtakım tedavilerin uygulanması gerekiyorsa mümkün olduğu kadar bebeğin bu süreci ağrısız geçirmesi sağlanmalıdır.

    Anne bebeğe dokunduğu an bağ oluşuyor

    Erken doğan bebek uzun bir süre yenidoğan ünitesinde kalabiliyor ve dolayısıyla bu süre boyunca anneden ayrı oluyor. Eğer o sırada anne bebeğini ziyaret etmeyip dokunmuyorsa anne-bebek arasında bağ oluşamıyor. Bebek stabilize olduğu an, anne ile ilgili de çok büyük bir problem yoksa biz anneyi üniteye alınır.rız. Bebek de annesi dokununca bunu hissediyor. Öyle ki; bazen bebeğin aralıklı solunum sıkıntısı olduğunda, bebeği anne kucağına verdiğinizde bütün sıkıntı sona eriyor. Ayrıca bu ten teması annenin süt yapımını da artırıyor.

    Bebeğin bakımı ilkokula başlayana dek kontrol ediliyor

    Yenidoğan ünitesinden çıkan bebeğin bakımı düzenli kontrollerle devam etmeli; dördüncü haftadan sonra göz muayenesi, işitme taraması detaylı olarak yapılmalı ve daha sonra poliklinikte gelişimleri takip edilmelidir. Bebeğin zamanında başını dik tutmasından, oturmasından ve emeklemesinden okul çağına kadar ciddi bir izleme programına tabi tutulması çok önemlidir. Çocuğun ilkokuldaki başarısını görene kadar kontrollere devam edilmelidir. Çünkü bebekken hiçbir şey fark edilmez ama ilkokula geldiğinde öğrenme problemleri veya hiperaktivite ortaya çıkabilir.

    Bebeğiniz taburcu edildikten sonra da kritik dönem devam ediyor

    Erken doğan bebek her ne kadar gerekli tetkikler yapılıp, sağlığına kavuşarak hastaneden taburcu edilse de bakım süreci devam ediyor. Özellikle evde bebeğe yapılan ziyaretler enfeksiyon riskini artırdığından bu konuda ailenin ve yakın çevresinin anlayışlı, bilinçli bir tutum sergilemesi gerekiyor. Odanın sık sık havalandırılması, ışıklandırmanın sağlanması, bebeğe dokunmadan önce ellerin yıkanması özellikle damlacık enfeksiyonu ve respiratuar sinsityal virüs riskini azaltmak açısından son derece önemli. Birinci aydan itibaren rutin aşıları ile respiratuar sinsityal virüsünden koruyan, ilk 5 ay boyunca aylık aşıların yapılması, anne-babanın da boğmacaya karşı muhakkak aşılanması, bebeğin her gün temiz hava alması için dışarı çıkarılması, yine taburcu olduktan sonra yapılması gereken bakım kriterleridir. Bebeğin giydirilmesi konusunda da aşırılıktan kaçınılması gerekmektedir. Siz kendinizi nasıl rahat hissediyorsanız çocuğunuza bir kat fazlasını giydirin. Bebeğin dokunma hissinin gelişmesi için ise eldiven giydirilmemesi gereklidir.

    Masaj yapın

    Prematüre bebeklerde masaj büyük önem taşıyor. Kas gelişimi ve bebeğin daha rahat uyuması için yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde bebeğin kaslarına birtakım germe hareketleri yapılır. Bu sayede daha sonra ortaya çıkabilecek ortopedik sorunlar da azalabiliyor. Dokunarak bebeğe uyarı vermek, beyin gelişimi açısından da olumlu sonuçlar verirken, yapılan masajlar bebeğin gaz gibi sorunlarını da önlüyor.

  • Hipospadias, yarım sünnet, pipinin altından işeme

    Hipospadias (yarım sünnetli, pipinin altından işeme)

    Hipospadias nedir:

    Gebeliğin erken döneminde pipinin gelişimi sırasında aksaklık olması sonucu, idrar deliğinin pipinin ucunda değil alt kısımlarında olması, çeşitli derecelerde eğriliğin olması ve sünnet derisinin alt kısmının eksik, gelişmemiş olması durumuna hipospadias denir.

    Nasıl oluşur, nedenleri nelerdir:

    Dış genital yapıların kız ve erkek yönünde farklılaşmasında kritik dönem gebeliğin 8-12. haftalarıdır, erkeklerde testesteron hormonunun etkisi ile pipinin gövde kısmı olan fallus uzar, açık olan idrar kanalı aşağıdan yukarı, pipi ucuna doğru kapanarak oluşur ve sünnet derisinin de oluşmasıyla gelişim tamamlanır. Bu sürecin kesintiye uğraması ile pipi gelişiminde aksama olur ve idrar kanalının açık kalma seviyesine göre çeşitli derecelerde hipospadias hastalığı ortaya çıkar. Hastalığın nedenleri arasında: testesteron hormon yetersizliği, hormonu etkili şekline dönüştüren enzim yetersizliği (5 alfa redüktaz), veya hedef dokularda etki yetersizliği, fazla östrojene maruz kalma sayılabilir.

    Hastalığın tipleri (sınıflama) nelerdir:

    İdrar kanalı torbaların alt kısmından, pipi ucuna doğru kapanarak oluşur, glansın (pipi baş kısmı) kapanıp, sünnet derisi de oluşarak süreç tamamlanır. İdrar kanalının kapanması hangi seviyede durmuşsa o seviyede hipospadias hastalığı oluşur. Proksimal, ağır hipospadiasda çok erken dönemde kapanma durmuş, idrar deliği torbalar seviyesinde, hatta daha altta, perinede olur, pipi eğri ve küçük yapıdadır. Distal, daha hafif hipospadiasda süreç geç dönemde durmuş, idrar deliği pipi ucuna yakın olur. Hastalığın şiddetine göre idrar deliği torbaların altından (perine), pipinin ucuna yakın olmak üzere çeşitli seviyelerde olabilir. Hipospadasın birden fazla sınıflandırma şekli vardır, ancak pratik olarak üç seviyeye ayırabiliriz: distalhipospadias, idrar deliği pipinin ucuna yakın, penil,idrar deliği pipinin gövdesinde, ortalarında, proksimal,idrar deliği pipinin en alt kısmında, torbaların arası veya altındadır.

    Ameliyat öncesi yapılması gerekenler:

    İdrar deliği pipi ucuna çok yakın olan çocuklarda ek hastalık görülme sıklığı azdır. Ancak pipinin daha altından, torbaların arasından idrar yapan çocuklarda mutlaka idrar yollarına veya genital organlara ait ek hastalıklar dikkatlice araştırılmalıdır. Bunun için rutin kan tahlilleri dışında görüntüleme yöntemleri kullanılır, üriner sistem ultrasonu, kontrast madde ile mesane ve idrar kanalının görüntülenmesi yapılır, Sistoskopi yapılır, yani kamera ile idrar kanalı ve mesane incelenir, idrar kanalına açılan kızlara ait iç genital yapılar, vajen, uterus bulunabilir. Ağır hipospadiasların cinsiyet gelişim bozukluğu açısından araştırılması gerekir.

    Ne zaman ameliyat edilir:

    Hipospadias ameliyatı mümkün olduğu kadar erken aylarda yapılır, 6 aylıktan sonra ve bir yaş öncesi yapılabilir. Çünkü ameliyat sonrası bakım çok önemlidir, pipi bölgesinin sürtünme, çarpma, bası gibi travmalardan korunması iyileşmede ve komplikasyonların önlenmesinde çok etkilidir. Çocuklar emeklemeden, yürümeden bakımı, ağrı kontrolü daha kolaydır, bunlar da iyileşmeyi olumlu yönde etkiler. Ancak küçük boyuttaki pipide cerrahi işlem biraz daha zordur ve ileri derecede cerrahi deneyim gerektirir.

    Ameliyatı nasıldır, neler yapılır:

    Hipospadias ameliyatında temel olarak idrar deliği pipinin ucuna getirilir, pipinin eğriliği düzeltilir, alt kısımdaki deri eksikliği tamamlanır ve pipinin baş kısmının şekli düzeltilir. Pipi ucu ile idrar deliği arasındaki mesafe kısa ise, arada idrar kanalı oluşturacak yeterli doku varsa tek aşamada olacak şeklide ameliyat planlanabilir. Ancak mesafe uzak ve doku yetersizse, pipide çok fazla eğrilik varsa, iki aşamalı ameliyat planlanır, ilk aşamada eğrilik düzeltilip pipi ucu ve idrar deliği arasına sünnet derisinin mukozası veya ağız içi mukoza yeni idrar kanalı oluşturmak için yerleştirilir. İkinci aşamada bu mukozadan kolay şekilde yeni idrar kanalı oluşturulur ve pipi başı, glans düzeltilebilir. Ameliyat sonrası yeni idrar kanalının iyileşmesi için idrar sondası takılıdır ve bu sonda 7-14 gün arasında takılı kalır. Sonda çekildikten sonra idrar kaçağı (fistül) veya darlık açısından kontrol edilir.

    Ameliyat sonrası dikkat edilmesi gerekenler:

    Hipospadias ameliyatından sonra tedavi ve bakım çok önemlidir. Özensiz ve yetersiz bir bakım komplikasyonları ciddi oranda artırır. Küçük çocukların bakımı ve ameliyat bölgesinin korunması ileri yaşlara göre çok daha rahat olduğundan mümkün olduğunca erken ameliyat önerilir (6 ay-bir yaş arası). Genellikle pansumanı ilk 4 gün açılmaz, açıldıktan sonra tedavi uygulayıp tekrar kapatılır, sonda çekilene kadar bu şekilde tekrarlanır. Sonda çekildikten sonra lokal bakım ve ılık su banyosu ile bir hafta kadar takip edilir, idrar kanalında darlık veya kaçak kontrol edilir.

    Ameliyat sonrası komplikasyonlar:

    Hipospadias ameliyatının en sık görülen iki komplikasyonu vardır; idrar kanalının daralması ve kaçak (fistül) oluşumu. Bunun dışında pipi eğriliğinin devam etmesi, yeni idrar kanalının tamamen açılması, pipi baş kısmında şekil bozukluğunun olması gibi komplikasyonlar da görülebilir. Yeni idrar kanalı ne kadar uzunsa, yani idrar deliği pipi ucundan ne kadar uzaksa komplikasyon görülme riski o kadar artar. Darlık ve kaçak olursa, öncelikle idrar kanalını dilatasyon, genişletme işlemi yapılır, devam ederse de ameliyattan en az 6 ay sonra fistül onarımı planlanabilir.

  • Damar tıkanması, daralması, büzüşmesi ve beyinde baloncuk ve beyin sapı kanaması, beyin sapı tümörü nedir ve bitkisel hayat ne demektir; evde bakım sistemlerine nasıl ulaşılır?

    Beyin damarlarındaki daralmalar, tıkanmalar veya büzüşmeler sonucunda ortaya çıkan hastalıklar maalesef beyin ve sinir cerrahi hocalarının ameliyatla düzeltebildiği durumlar değildir. Vücudun başka yerlerinde, hatta boyunda bile bu tip hastalıklar ameliyatla düzeltilebilmekte iken; henüz beyin damarlarında benzer ameliyatlar yapılamamaktadır. Bu hastalar nöroloji hocaları tarafından ve ilaçlarla tedavi edilmekte, ardından hastanın rehabilitasyonuna ise fizik tedavi hocaları katkıda bulunmaktadır.

    Beyinde baloncuk aslında doktorların anevrizma veya malformasyon dedikleri çok tehlikeli durumlardır. Kastedilen, beyin damarlarının üzerinde yer alan bir takım baloncuklar. Bu baloncukların duvarları, normal damara göre çok daha zayıf olduğu için; her an kanayabiliyorlar. Ani bir ıkınma veya hapşırma ile karın içindeki basıncın artması veya tansiyondaki ani bir yükselme bu riski arttırmaktadır. Yani bu hastalar adeta kafalarının içinde pimi çekilmiş bir el bombası ile dolaşmaktalar. Beyninde baloncuk yani anevrizma veya malformasyon olan hastaların beyin cerrahlarının önerilerine uyması şart. Bu tedavi önerisi kimi zaman ameliyat olabileceği gibi, kimi zaman da anjio ile uygulanan tıkama yöntemleri olabilir.

    Beyin ile omuriliğin birbirine bağlandığı bölüm olan beyin sapı, sinir sisteminin tam ense kökümüze gelen kısmı oluyor. Buradan kol ve bacaklarımıza giden tüm sinirler geçtiği gibi; aynı bölümde nefes alıp vermemizi, kalbimizin atmasını sağlayan çok hayati merkezler de var. İşte böyle karmaşık bir bölgede olan kanamaların veya buraya yerleşmiş olan tümörlerin ne denli büyük risk taşıyacağı ortada iken; buralarda yapılacak ameliyatların, mutlaka çok deneyimli ellerde ve gelişmiş merkezlerde yapılması gerektiğini söylemeye bile gerek yok….

    Koma adını verdiğimiz tabloda ise hastanın bilinci kapalıdır. Ancak bu bilinç kapalılığının da dereceleri vardır. İşte bu derecelerden biri olan bitkisel yaşamda, adından da anlaşılabileceği gibi; hastanın bir bitkiden farkı yoktur. Belki gözleri açıktır ama gözlerini istemli olarak hareket ettiremez, hiç ses çıkaramaz ve verilen hiçbir emre uyamaz.Tabii ki bu durumdaki bir koma hastasının aylarca hayatta tutulması çok zordur. Ancak bunu başarabilen çağdaş yoğun bakım merkezleri ve de deneyimli yoğun bakım hocaları artık ülkemizde de var. Burada vermek istediğim mesaj, çok sınırlı bir hasta grubunda da olsa; bazen hastaları bitkisel hayattan çıkarabilmenin, tabiri caizse uyandırmanın deneysel bir yolu olduğudur.

    “Artık hastanız için bizim hastanemizde yapacak bir şey kalmadı, tedavisini bundan sonra evde sürdüreceksiniz” sözünü duyduğunuz zaman nasıl paniğe kapıldığınızı biliyorum. “Ben yoğun bakımda verilen tıbbi hizmeti evde nasıl karşılayacağım?” diye, en çok ta sevdiğiniz insanın sağlığı için endişelenmekte çok haklısınız. Ancak unutmayın ki, çoğu büyük şehrimizde artık bu hizmeti kimi zaman sosyal güvenlik kurumları aracılığı ile, kimi zaman da özel kuruluşlardan alabiliyorsunuz. Hatta hastanıza yoğun bakımdaki hizmetin hemen hemen aynısının verilmesi yanı sıra, rehabilitasyon hizmeti de verilebiliyor; yani hastanızın tekrar eski normal yaşantısına döndürülmesine yönelik olarak evde tedavi veren kurumlar da var. Ayrıca evde, siz bu bakımı sürdürmeye çalışırken; evinize gelen hekim ve yardımcı sağlık personeli ile söz konusu bakımı daha kaliteli ve daha bilinçli bir halde vermenize yardımcı olan kuruluşların varlığını da aklınızdan çıkarmayın.

  • İnsanların yaşam sonu ölüm yeri tercihleri!

    TÜRKİYE’’DE İNSANLARIN %70 ‘İ EVDE ÖLMEK İSTERKEN NEDEN HASTANELERDE ÖLÜYOR?…

    Ölüm insan varlığını yaşam karşısında varoluşsal nedenleri düşünmeye zorlayan en temel ve en belirleyici olgudur. Ölüm, bir kayıptır kederimizi, yasımızı tam olarak yaşarsak büyüme ve yenilenme için bize bir araç olur.

    T.S.ELIOT “Tüm araştırmalarımızın sonu, başladığımız yere ulaşmak ve orayı ilk kez tanımaktır’’ der. Geçiciliğimizin, sonluluğumuzun yaşamlarımıza kattığı değersel anlamları kavramak için, mutlaka ölümü kabul etmek, onu anlamak zorundayız.

    Gelişen modern teknolojiler sayesinde artan yaşam süresi ve kanser vakaları yanında yalnızlaşan bir toplum içinde yaşamaya başladık. Hasta ile hekim teknoloji ile anında ulaşılabilir bir nokta da ama bir o kadar da uzak. Hekimler her geçen gün artan ve yaşlanan dünya nüfusu nedeni ile bakım hastaları ve ölüm kavramı ile daha fazla karşılaşmaktadırlar. Hepimiz bugün olmasa da günün birinde hasta veya hasta yakını olarak sağlık hizmetinin alıcısı konumunda olabiliriz.

    Kişilerin son dönemlerine ait kararlarına saygı gösterilmemesi; örneğin gerçeğin saklanması, , ölümden konuşmanın tabu olması bize engeller koymaktadır. Bu çalışmanın amacı türk insanının isteklerini saptamak, dünya ile kıyaslamak bu günden geleceğe projeksiyon yaparak öncü olabilmektir.

    Ülkemizde sağlıklı kişilerin, hatta son dönem hastaların ölüm yeri tercihleri konusunda çok fazla çalışma bulunmamaktadır. Bu anketin birincil amacı, ölüm yeri tercihleri ve yaşam sonunda hasta ve hasta yakınlarının beklentilerini saptamaktır.

    METHOD

    Verilerin Toplanması ve İstatistiksel Analizi: Araştırmanın amacına uygun olarak hazırlanan anket soruları, 24 Kasım 2016’da doktorsitesi.com üzerinden surveymonkey kullanılarak internet kullanıcılarına ulaştırıldı., 26 gün boyunca devam etti sosyal medya kullanıcısının verdiği cevaplar sonucunda ortaya çıkan veriler SPSS programı yardımıyla analiz edildi.996 kişi ankete katıldı. 736 kişi sorulara tam olarak cevap verdi.

    SONUÇLAR

    Demografik analizde %34.0 kişi 30-39 yaş bandında, % 32.6 kişi 20-29 yaş aralığında.. %59.6 kişi üniversite mezunu, %56.8 kişi evli, %35.2 kişi bekar. %46.2 kişi özel sektör çalışanı %22.8 kişi memur olarak saptandı.

    6 kişi eğitim seviyesini işaretlemeden geçmiştir, 15 kişi medeni durumunu açıklamamış, 40 kişi çalışma durumunu belirtmemiştir..

    Ankette;.sağlığın tanımı sorusuna % 93.3 kişi Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) yeni tanımına uygun olan ‘’Fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak var olma halidir’’ şıkkını işaretledi.

    Kaliteli bir yaşamı nasıl tanımlarsınız sorusuna %37.0 kişi sağlık, huzur ve paranın bir

    arada olması, %23.4 içinde yaşadığım sosyo-kültürel ortamda kendimi iyi hissetme hali, %23.4 hedeflerimi, beklentilerimi sağlıklı yapabilme durumudur yanıtını verdi.

    Aniden kendinizde ya da sevdiğiniz bir insanın kanser olduğunu öğrendiniz. ilk süreçte ne hissedersiniz, sorusuna %66.6 kişi; kendime ve sevdiklerime yardımcı olmak için profesyonel en iyi sağlık hizmetini araştırmaya başlarım.cevabını verdi.

    Yakınınız/ sevdiğiniz kişi bakıma muhtaç bir hastalığa yakalandı, onun son döneminde bakımını nerede yaptırmak istersiniz.? sorusuna %67.8 kişi; evde profesyonel bir yardım eşliğinde sevdikleri ile bir arada olmasını isterim. Acil durumlarda sağlık ekibinin koşulları oluşturmasını isterim. Acil bir durumda ona yardım edememekten korkarım.dedi. %0.8 kişi ;devlet güvencesinde olan bir bakım evine yerleştiririmi seçti.

    Yaşam sonu yada ölümü düşündüğünüzde size en yakın olanı işaretleyiniz sorusuna %41.0 kişi; en çok son dönemimde ağrı ve dindirilemeyen ızdıraplar içinde ölmekten korkuyorum, %28 kişi; bana en uygun olan malzeme medikal ekipman ve ilaçların doğru kullanıldığından emin olmak istiyorum dedi.

    Türk toplumu içinde Ölüm sizce tabu mudur konuşulur mu? sorusuna %37.2 kişi çok sık konuşulur. %33.8 kişi bazen konuşulur %6.4 kişi ölüm hiç konuşulmaz Tabudur. diye yanıtladı.

    Ölümcül bir hastalığınızın son dönemindesiniz aşağıdaki şıkları önem sırasına göre sıralayınız sorusuna Kişilerin ilk sıradaki tercihleri %67.42 kişi dayanılmaz ağrılar çekmek istememekte ve %%66.78 kişi. hastalığı konusunda her türlü bilgiyi doktorundan almak istemektedir. %59.40 kişi , başkalarına yük olmak istememektedir. %56.76 ölürken fiziksel ve duygusal yeteneklerinin kaybolmasını istememektedir.

    Nerede ölmeyi tercih edersiniz sorusuna %69.4 kişi evi %12 9 kiş hastanede özel bir odayı tercih ederken %10.1 kiş hastanede tam teşekküllü bir yoğun bakımda ölmeyi %6.5 palyatif merkezde sadece %1.1 kişi huzur evinde ölme tercihini işaretledi.

    Palyatif bakım ’’ Kanser, inme, Alzheimer, demans gibi bakım hastalarına ve hasta yakınlarına destek hizmetidir. Hastanın acılarını hafifletmeye ve onu rahatlatmaya odaklıdır. Hastaya gereksiz acı verecek tıbbi müdahalelerden kaçınarak (yaşam süresini kısaltmadan / ölüme sürüklemeden) son dönemini sakin, rahat ve kaliteli bir ortamda psikolojik ruhsal ve sosyal bütünlük içinde geçirmesini sağlar.’’ tanımından sonra yakınlarınız için bu bakımı almak ister miydiniz ? sorusuna %89.53 kişi isterim derken bu bakımın nerede verilmesini tercih edersiniz sorusuna %57.96 evde verilmesini tercih etti

    %45.07 kişi kanser hastalarının son dönemlerinde yeterince tedavi edilmediğini düşünürken, sadece %9.39 kişi yeterince tedavi edildiğini düşünüyor.

    Morfin gibi ağrı kesici ilaçları bağımlılık olarak görenlerin ve kullanmak ve kullandırmak istemeyenlerin oranı % 7.19 da kalırken, bu ilaçların mutlaka kullanılması ve reçetelenmesi gerektiğini düşünenlerin oranı %24.94 de kaldı.

    Yaşam sonu tercihlerinde %83.23 kişi onur içinde ağrısız, acılarının dindirilmiş bir şekilde sakin ve huzurlu bir şekilde etraflarında aile ve sevdikleri ile beraberken ölmek istediklerini belirttiler. % 67.1 kişi evde, %13.9 kişi palyatif merkezde, % 10.6 hastanede özel bir odada sadece %7,7 yoğun bakım, sadece %0.7 si bakım evinde ölmeyi tercih etti.

    TARTIŞMA VE YORUM

    Yapılan anketler ve bilimsel çalışmalar insanoğlunun ölüm yeri tercihlerinde pek çok faktöre işaret etmektedir Bunlar başlıca:

    Sosyodemografik faktörler Hastanın sosyal ortamı ve yaşama düzeni( yaş, cins, medeni durumu ve sosyo-ekonomik statü )

    Etiyolojik faktörler (altta yatan ölüm nedeni)

    Ekolojik faktörler Kırsal / kentsel yaşamlar / hastane yoğunluğu, gayri resmi bakım veren desteğine sahip olmak, bakım verenin sağlık durumu ve duygusal kapasitesi ayrıca bakım verenin hastaya bakma kapasitesi.ve gönüllülüğü.

    İlave olarak;

    Semptom yönetimi ve kontrol gereksinimi, buna uygun uzmanı doğru zamanda erişim ihtiyacı.

    Hastanın saygınlığını kaybetme korkusu ,

    Evlerde doğru tıbbi ekipman bulunması, doğru kullanılması, palyatif bakım hizmetlerinin varlığı ve ulaşılabilirliği,

    Hastanın ve hasta yakınlarının hastanelerle ilgili deneyimi.

    Hastanın ve hasta yakınının ölüm ve ölme konusundaki dini inancını içeren bakış açısıdır.

    L’observatoire national’in 2013 raporuna göre, Fransada 10 kişiden 8’i evde ölmeyi tercih etmesine rağmen çoğu kişi hastanede ölüyor. 2 ölümden 1’i hastanede gerçekleşiyor. ve belirleyici faktörler şöyle sıralanmakta;

    Evli erkekler hastanede ölüyor.

    Çok genç ve çok yaşlı kişiler bekar veya boşanmışlarsa evlerde ölüyor.

    Kadınlar daha çok huzur evini tercih ediyorlar ve daha uzun yaşıyorlar.

    Evde ölenlerin çoğu yaşlı ve 90 yaşın üzerinde.

    Tüm Avrupada kentte yaşayanların çoğu hastanelerde ölüyor.

    Özellikle kanserden ölen hastaların büyük çoğunluğu diğer ülkelere göre Fransa ve İsviçrede hastanede ölüyor.

    Serebro vasküler hastalıktan ölümler Avrupada en yüksek sayıda Fransa ve İngilterede hastanede gerçekleşiyor.

    Son yirmi yılda ölüm yeri tercihlerini etkileyen faktörler incelendiğinde bunların değişmediği saptanmış.

    Özellikle kent yaşamında kanser hastaları, Serebrovasküler hastalıktan(beyin damar hastalıkları) ölümler, Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH ) gibi solunumsal hastalıklar ve multipl skleroz, Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS) gibi nörolojik hastalar hastanede ölüyor. Kırsal bölgelerde hastanede ölüm daha seyrek. Kanserden ölümlerin Hollanda da %30, Fransada %70’i hastanede gerçekleşiyor. Hasta ve hasta yakınlarının çoğu evde ölmeyi tercih etseler ve istemeseler de tüm palyatif bakım ev hemşirelik hizmetleri konusundaki gelişmelere rağmen son 20 yılda hastanede ölümler sabit kalmış ve evde ölümlerin sayısı artmamıştır. Sadece 3 ölümden 1’i evde gerçekleşiyor. Genellikle kardiyak kökenli bir pil (pace) yada stend takılmasını takiben, dolaşım sistemi bozukluğu, parkinson ya da mental problemi olan kişileri evde kaybediyoruz. Fransızların %60‘ı hastanede ölüyor. Bunların %30 ‘u yaşamının son 30 gününü hastanede geçiren kişiler, %60 ‘ı ise ölmeden bir gün önce hastaneye geliyor. Diğer bir deyişle 3 kişiden biri son 1 ayını evde değil hastanede geçiriyor. Huzur evlerinde ölenlerin sayısı ise1990 %8 iken 2010 %11.5.

    Türkiyede bizim yaptığımız bu çalışmanın sonuçlarına göre %67.1 kişi yani 10 kişiden yaklaşık 7 ‘si evde ölmek istemesine rağmen %67 hastayı hastanelerde son yolculuğuna uğurluyoruz. (veri hasta mahremiyeti yasası nedeni ile ölüm bilgi sisteminden sözel olarak alındı. Hastanede ölümleri yoğun bakım yada servis olarak detaylandırmadığımız için yoğun bakımda ölen kişilerin verileri eksik).

    Bu sabitliğin nedenleri nedir ? evdeki ölümlere frenin nedenleri nedir ?

    Fransada en büyük eksiklik yardımcılardan yardım alma sorunu. Bu eksiklik nedeni ile hasta yakınları istemeseler bile hastalarını hastaneye transfer etmek zorunda kalıyorlar, en büyük sorun hafta sonu ve gece bakım problemi nedeni ile hasta bakımında sürekliliği sağlayamıyorlar. Bu nedenle insanlar evde ölmek isteselerde maalesef hastanelerde ölüyor. Türk toplumunda ise eskiden evde bakma daha fazla iken, artan yaşam süresi nedeni ile 95 yaşındaki annesine bakmak zorunda kalan çocuğun 75 yaşında ve ek hastalıklı olması bakım problemi hastanede ve yoğun bakımda ölümlerin sayısını arttırıyor.

    Ayrıca, yaşam sonuna yaklaştıkça hastaneye gitme süreçlerinin artması. kişinin ihtiyacına göre hizmet etmenin artması, yalnız yaşayanlar için hastane hizmetlerinin kolaylığı, özellikle kanserli hastalara ayrılan yatakların hastanelerde artmasını da sayabiliriz.

    Evde ölüm daha sakin, daha az insanlık dışı, daha az müdahaleli, daha az teknik ve doğal bir şekilde gerçekleştiği için insanlar evde ölümü tercih etmesine rağmen;

    Bakım koordinasyonundaki eksiklikler; yaşam sonundaki bakımın çok komplex olması nedeni ile yaşam sonundaki gerçekliğe adapte edilememesi,

    Öngörü ve iletişim eksikliği,

    Ağrı yönetiminin iyi yapılmaması ve bu konudaki bilgi eksikliği,

    Mobil palyatif bakım, evde bakım ekibi veya geriatri ile uğraşan ekibe erişim eksikliği,

    Aile hekimlerinin zaman sorunu

    Ayrıca hasta ve hasta yakınının doktoru beklemek istememesi, hastaların son dönemlerini evde değil hastanede geçirmelerine neden oluyor.

    Kanser hastalarının ölüm yeri tercihi hakkındaki bilgilerimiz ise yetersiz. Higginson ve ark larının İngiltere’de 18 çalışmayı taradığı çalışmada yaşam sonu bakım ve ölüm için hastaların %50’sinden fazlasının evi tercih ettiğini saptamışlar. Özellikle yakınların yorgunluğu ile ilgili sorunlar ortaya çıktıkça terminal aşamadaki kanser hastaları için hastanede ölümün kabul edilebilirliği zamanla artabilmektedir. 160 ölümcül kanser hastası üzerinde yapılan bir çalışmada, ise %53’ü evi, %29’ u hospisi, %14’ü hastaneyi ve %3’ü de evde hemşire bakımını tercih etmişlerdir.

    ABD’de 1994’de ölümlerin %17’si evde gerçekleşmiştir. Evde ölenlerin çoğu kanser veya AIDS hastalarıdır. Bazı çalışmalar bu hastaların daha genç olduğunu bildirirken, diğer çalışmalar daha çok 65 yaş üzeri kişilerin hayatlarını evde kaybettiğini bildirmektedir. Evde ölenler daha üst bir sosyal sınıfa mensup ve/veya daha fazla ekonomik kaynaklara sahiptir. Onlar ve aileleri yakında ölecekleri gerçeğini bütünüyle kabul etmişlerdir. Bir bakım vereni vardır, yalnız yaşamazlar, onlarla birincil olarak ilgilenen akrabaları sağlıklıdır. Hastanın öz bakımı ev içinde karşılanabilmektedir.

    Türkiye’de S:Aksoy ve ark. yaptığı 200 yetişkin üzerinde yapılan ulusal bir araştırmanın sonuçuna göre, %47’si evde bakım verenleriyle ölmeyi tercih ederken, %53’ü daha iyi bakım alabileceklerini düşündükleri hastanelerde ölmeyi tercih etmişlerdir.

    R Durusoy ve ark larının 150 kanser hastası üzerinde yaptıkları çalışmada ise sadece %63 doktordan hastalıkları ile ilgili tüm bilgiyi açık ve net olarak duymak istediklerini belirtirken , Bizim çalışmamızda ise bu soruya yanıt %66.78 kişi hastalığı konusunda bilgiyi almak istediğini belirtmiştir. Durusoyun çalışmasında yaşamın sonunda %91 i ani ölümü tercih etmekte, %75 i ise son dakikalarda hiç bir girişim yapılmasını istememektedir. %92 si yaşam sonunda hastanede doktoru ve ailesini yanında isterken %71 i evi ve aileyi tercih etmiştir. %30 kişi evden ziyade kendilerini hastanede daha güvende hissettiklerini belirtmiştir. Hastaların tümü dini ritüeller ile ani, ağrısız bir ölüm istemektedirler. Bu çalışmada kent de yaşayan hastalar kırsal kesime göre 2.7 kat daha fazla hastanede ölümü tercih etmiştir, Uzun zamandır kanser hastası olan kişiler %72 oranında ölüm yeri olarak hastaneyi tercih ederken Bizim çalışmamızda bu oranın tam ters olmasının nedeni sağlıklı bireylerde anketin yapılmış olması olabilir. Hastalık döneminde kişi doktorunu ve hastane ortamını tercih etmektedir. Bu tercih kişinin hastalığının uzun olması doktoru ile kurduğu bağ oranında ev ortamı hastane ortamına değişim göstermektedir..

    Yaşamın sonunda spiritüel ve dini eğilimler artar, insanda sorgulamalar başlar . İç sorgulamalara en kolay çözüm inançtan gelir. Yaşam sonunda yaşamın anlamı sorgulanmaya başlar.

    SONUÇ

    Palyatif bakım, hastanın fiziksel, psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarına yanıt verir. Bu çerçeve, hastanın ailesine matem noktasında destek vermeye kadar devam eder. Palyatif bakımın amacı, hasta ve ailesinin yaşam kalitesini olabildiğince üst düzeye yükseltmektir. Hastalar ve aile üyeleri, beklenen ölümle boğuşurken bazen çeşitli uyum sorunları yaşayabilmektedir. Ölüme uyum; hastaların ve ailelerin deneyimleri, ölümün uzun ve kronik bir hastalık sonunda mı, yoksa birdenbire yıkımla sonuçlanan bir hastalıklamı, yoksa beklenmeyen bir kaza sonunda gelmesine bağlı olarak değişmektedir.

    Hastalığın başından ölüm gerçekleşene dek geçen sürede ailenin gereksinimleri değişebilmekte ve farklı şekiller alabilmektedir. Bu nedenle aile bireyleri enerjilerini dengeli kullanmak ve onlara en çok gerek duyulan anda işe yaramaz hale gelecek kadar kendilerini tüketmemek durumundadır.

    Evde Ölüm

    Kanser hastalarının yaklaşık üçte ikisi, kendi evlerinde ölmeyi tercih ettiklerini ifade etmişlerdir. Evlerinde ölen terminal kanser hastaları burada fiziksel ve duygusal rahatlık bulmaktadır. Ev, insanın kendisini güvende hissettiği bir yerdir. Ayrıca emin ve sürekli bir kimlik sağlar. “Ev ölmek için en iyi yerdir” düşüncesi birçok hizmet sağlayıcısı ve pratisyenin zihninde sağlam bir yer edinmiştir.

    Bizim çalışmamızdada %65.63 kişi evde profesyonel bir yardım eşliğinde sevdikleri ile bir arada olmasını isterim. Acil durumlarda sağlık ekibinin koşulları oluşturmasını isterim. Acil bir durumda ona yardım edememekten korkarım cevabını seçtiler. Bakım verenler, doğru bakımı sağlayamayacaklarından veya acil durumlarda ne yapacaklarını bilememekten korkmaktadırlar. Pek çok çalışma, evde bakımın birincil şartının istekli ve başarılı bakım verecek kişilerin varlığı olduğunu belirtmektedir , hasta yakınları semptomların nasıl giderilebileceğini bilmek ve sürekli ve hızlı profesyonel desteğin temininden emin olmak istemektedir.

    Hinton’un (1994) St. Christopher Evde Bakım programındaki hastalarla yaşamlarının son sekiz haftasında yaptığı çalışmada hastaların %17’sinin psikolojik belirtiler gösterdiği saptanmıştır. Hastaların %11’i ise belli oranda acıya, depresyona, zayıflığa veya endişeye bağlı olarak ortaya çıkan sıkıntılar yaşamıştır. Evde ölme sürecini yaşayanlar dikkate değer oranda daha çok endişe ve depresyon yaşadıklarını dile getirmiştir.

    Aile üyeleri evde ölmekte olan hastalarla ilgilenmek durumunda oldukları halde, her zaman hasta ve aile üyeleri arasındaki ilişki istenen veya ideal ölçüde olmayabilir. Ciddi hastalıklarla mücadele eden aileler en az hastalar kadar çeşitli sıkıntılar yaşamaktadır. Terminal dönemdeki kanser hastalarına bakım veren aile üyelerinin yarıdan fazlası bakım veren rolüyle ilgili stres yaşamakta ve dörtte bire yakını hastanın acı çekmesini kendileri için bir huzursuzluk kaynağı olarak görmektedir. Bunlar ayrıca hastalığın seyrine yönelik belirsizlikle ilgili sıkıntı yaşamanın yanı sıra hastanın depresyonu ve öfkesiyle baş etmedeki yetersizlikleri nedeniyle sıkıntı yaşamaktadır.

    Bir başka araştırmada ise, anne, babası veya eşlerine bakım verenler arasında kendilerinde gelişmekte olan kanserin ilk belirtilerini fark eden az sayıda olgu bulunmuştur. Bu kişiler kendilerini (zaman ve enerjilerini) ölmekte olan kişiye adamak zorunda hissetmişler ve baktıkları kişinin ölümüne kadar kendileri için tıbbi bakıma başvurmamışlardır.

    Doyle, evde ölmekte olan hastaların hastanede ölmekte olan hastaların yaşadıkları korkuların yanında başka korkuları olduğunu ortaya koymuştur:

    • Hastanın her gün yorgunluk ve stres belirtileri gösteren ailesinin sağlığına ilişkin kaygıları bulunmaktadır.

    • Kendisi için değilse bile ailesi için daha iyi olmasına rağmen tekrar hastaneye yatırılmaktan korkar.

    • Evde, bir sağlık personeli olmadığında ortaya çıkacak krizlerden korkar ve doktoru çağırmanın gerekli olduğu semptomları merak eder.

    • Hasta, altına kaçırdığı zaman uykusuz veya karmaşık olduğu zamanlarda evde hastanede olacağından daha rahatsız olur.

    • Evdeki karar mekanizmalarından dışlandığını hisseder ve onun olmadığı yerlerde hakkında yapılan konuşmalardan, kapı arkasında doktorla yapılan konuşmalardan rahatsız olur.

    • Hastalığının çocukları ve torunları üzerindeki etkisinden endişe duyar fakat yine de onlarla hiç olmadığı kadar çok beraber olmak ister.

    Eğer o ana kadar planlanmamışsa, ölüm yaklaşırken aile cenazeyi planlamak isteyebilir. Cenazeyi kişinin hayatını kutsamak olarak düşünmek genelde faydalıdır. Ailenin cenazeyi planlamasının önemli ölçüde sağaltıcı değeri vardır. Aile üyeleri, hastanın iletişim biçiminin ölüm yaklaştıkça değişebileceğinin farkında olmalıdır. İlaçlara, hastalığa ve gelmekte olan ölüm farkındalığına bağlı olarak karmaşa ortaya çıkabilir. Bilinç düzeyindeki bu değişimler ailede bakım verenlerin baş etme becerileriyle ilgili olarak en çok endişe ve güvensizlik yaşadıkları zamanda olabilir.

    Ölümcül hastalığa sahip olanların bakımında temel amacın, hastanın fiziksel ve ruhsal yönden rahatlığın sağlanması, bu süreç içerisinde de her hastanın kişiliğinin ve değerinin korunması, kendini güvende hissetmesi, yeterli tedavi ve bakımı alma ve acı çekmeden huzur içinde ölme hakkı bir gereklilik değil insan hakkıdır.

    Ülkemizde terminal dönemdeki hastalar için hospis ya da palyatif bakım ünitelerine duyulan ihtiyaç bugün daha da artmıştır. Palyatif bakım, terminal dönemdeki hastaya bu yolculuğunda somatik ve psikolojik belirtilerin hafifletilmesi ve psikososyal, varoluşçu ve ruhsal açılardan yaşam kalitesinin yükseltilerek onurlu ölüme hazırlanmasının desteklenmesidir. Bu süreç de modern palyatif bakım anlayışı yalnızca hastaya odaklanmakla kalmaz, aynı zamanda hastalık sürecinde olduğu kadar kayıp ve yas sürecinde de hasta yakınlarının desteklenmesi hedeflenir.

    “Ölümün tek iyiliği, bir daha olmayacak olmasıdır” diyor Nietzshe. Kaliteli ölüm olabilir mi? Ölümün kıyısında olan hastaların fiziksel semptomları kontrol edilerek, destekleyici tedaviler ile, sevdikleri kişilerin bulunduğu ortamlar ile onlara en azından huzurlu bir ortam sağlayabiliriz. Bu son dönemde artık tedavi ekibinin, hastanın yaşam kalitesi kadar “ölüm kalitesini” ve “iyi ölümünü” de düşünmesi gerekmektedir.

    Huzurlu/ kaliteli ölüm; hastaların son zamanlarını nerede geçirmek istediğiyle yani ölüm yeri tercihiyle de yakından ilgilidir. Bizim çalışmamızda da 10 kişiden 7 kişi evde ölmek istediklerini belirttiler. Literatürlere baktığımızda de gerek doğu gerek batı toplumunda, hastanın evinde vefat etmesinin daha iyi olduğu inanışı yaygın ve tercih edilendir. Maalesef istek bu yönde olmasına rağmen hastaların 3 de 2 si hastanelerde ölmektedir.. Terminal dönemdeki pek çok hasta yakınına “Tıbben yapacak bir şey kalmadı, hastanızı evinize götürün” ifadesi, geçmişte daha çok söylenmesine rağmen günümüzde yoğun bakımların artması, gelişen modern teknolojiler ve ilaçların etkisi ile girişim yapılmaksızın ani beklenmedik bir ölüm ya da yaşa bağlı ‘’eceliyle ölüm’’ tarihe karıştı. Hastaları yoğun bakımlarda makinalara bağlı yapay olarak tüm organlarına destek vererek yapılan girişimler ve sevdiklerinden uzak bir şekilde son yolculuğuna uğurluyoruz. Acaba evde ölmek daha mı iyidir? Niçin kişiler ev de ölmeyi tercih ederken yoğun bakımlarda veya hastanelerde ölüme gidiyor. Evimiz, odamız, yatağımız hepimiz için güvenin, konforun, huzurun, rahatlığın simgesidir. Hele bir de o evin içinde varlığından güç aldığınız yakınlarınız sevdikleriniz yanınızda ise…Ama sağlıklı iken istenen bu istek sağlığın kaybedilmeye başlanması ve özellikle uzun zor ve herkes için sıkıntılı geçen kanser evresinden sonra varılan terminal dönemde hastaların büyük bölümü yakınlarını, evde kendisine bakmanın külfetinden kurtarma veya daha iyi bir bakım alabileceği inancıyla hastaneye götürmeyi tercih etmekte ve oradan çıkamamaktadırlar.. Bazı terminal dönem hastalarının aileleri de benzer düşünceden hareketle tükenmişlik eşliğinde ne yapacaklarını bilememenin sıkıntısı ile hastalarının son günlerini hastanede geçirmesini tercih etmektedir. Çünkü ev koşullarında terminal dönemdeki bir hastanın çoklu sağlık sorunları karşısında ne yapacağını bilmek, hastayı rahatlatabilmek, aynı zamanda günlük rol-sorumlulukları yerine getirmek, sürekli artan bir bakım yükünü kaldırabilmek ve doğru bakımı sürdürebilmek hiç de kolay değildir.

    Evde ya da Hastanede Ölüme Alternatif Olarak Hospisler

    “İnsanlar yaşamlarının sonunda, dayanılmaz ağrılar çekmek zorundalar mı? Artık anlamını yitirmiş araç-gereçler, tıbbi uygulamalar ve yalnızlık yaşamın son evresine damgasını vurmak zorunda mı? Hayır, ölüm bambaşka olabilir, insanca ve onurlu…” Cicely Saunders bunu 55 yıl önce saptadı ve palyatif bakımın öncüsü oldu., bu konuda Türkiye olarak yol katettiğimizi söyleyemem . gittikçe artan çağa uygun bir ritimle kötü sona doğru gidiyoruz.

    ABD, Kanada ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkede, terminal dönem hastalarının yaşam kalitesi ve ölüm kalitesini arttırmak için hospisler kurulmuştur. Hospisler; tedavisi mümkün olmayan hastalık tanısı olan terminal dönemdeki hastalara ve onların ailelerine yönelik özel eğitimli bir ekip tarafından verilen, destekleyici ve rahatlatıcı bakım uygulamalarının yapıldığı kurumlardır. Hospislerin amacı; ne ölümü hızlandırmak, ne de yaşamı uzatmaktır! Aksine onaylanan yaşamı ve kabullenilen ölümü, normal sürecinde sona erişimi huzurla sağlamak ve yaşam kalitesini arttırmaktır. Hospislere terminal dönemdeki kanser hastaları kadar, musküler distrofi ve ALS gibi nörodejeneratif hastalıklar, son dönem böbrek yetmezliği, son dönem kronik obstrüktif pulmoner hastalık gibi hastalıklara sahip hastalarda kabul edilmektedir.

    BİRAZ DA TÜRKİYE’DEN İSTATİSTİK

    Ülkemizde 2013 yılından itibaren kullanılmakta olan Ölüm Bildirim Sistemi (ÖBS) ile ulusal düzeydeki ölüm kayıtları düzenli olarak tutulmaya başlanmıştır. Sistem ülke genelinde %98 oranında kullanım oranına sahiptir Sağlık Bakanlığı İstatistik, Analiz ve Raporlama Daire Başkanlığı Teşhis İlişkili Gruplar (TİG) veri tabanından elde edilen Haziran 2014 – Mayıs 2015 dönemi yoğun bakım üniteleri verileri analitik olarak incelendiğinde; hastalar yoğun bakım ünitelerinde ortalama 7,09 gün kalmaktalar, yoğun bakım ünitelerindeki ölüm oranı %18,5’tir. Genel olarak yoğun bakım ünitelerinde tedavi altına alınan hastaların %38,7’sinin “Dolaşım Sistemi Hastalıkları, % 21,6’sının “Yeni Doğan Hastalıkları” ve % 10,9’unun “Solunum Hastalıkları” sebebiyle yattıkları görülmektedir.Yoğun Bakım Üniteleri: Sürekli gözetim altında tutulması gereken hastalara her türlü tıbbi yardımı anında uygulama olanağı veren bakım ve tedavi üniteleridir.Yoğun bakım ünitelerinde kalan hastaların yaş gruplarına göre dağılımına bakıldığında , en yüksek oranın % 59 ile +51 yaş üstü hasta grubuna ait olduğu tespit edilmiştir hastaların % 64,5’nin şifa ile taburcu olduğu, % 18,5’nin ise hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.

    2014 İstatistiklerine göre 60 y + Dünyada Nüfüsun %12 sini Türkiyede %11.7 sini oluştururken Üst gelir grubu ülkelerde %22 DSÖ Avrupa Bölgesinde %21 ini oluşturmaktadır. Kişi başı hekime müracaat sayısının en yüksek olduğu bölge Batı Marmara, yatak doluluk oranının en yüksek olduğu bölge ise Güneydoğu Anadolu Bölgesi.

    Türkiye nüfusu 77.695.904; 65 y + nüfus oranı Türkiye ortalaması % 8 iken , Ağrıda % 4, Bitlis 4.5, Diyarbakır %4.4, Şırnak %3, Hakkari %2.9, İstanbul %5.9, iken en yüksek yaş ortalaması Kastamonu %16.5, Çankırı %15.3, Artvin %14.8, İzmir %9.7 .

    Doğumda beklenen yaşam süresi 2014 verilerine göre Dünyada 71, Türkiyede 77, DSÖ Avrupa ülkelerinde 76, Üst gelir grubu ülkelerde 79

    Ölüm nedenleri incelendiğinde; 2014 yılındaki ilk üç hastalık grubuna ilişkin sıralamanın 2015 yılında da değişmediği görüldü. Ölüm vakalarının 2014 yılında %40’ını dolaşım sistemi hastalıkları 2015 yılında %40,3’ünü oluşturarak ilk sırada yer aldı. İkinci sırada, 2014 yılında %20,4 iyi ve kötü huylu tümörlerden ölümler, 2015 yılında %20 olarak gerçekleşti. Üçüncü sırada yer alan solunum sistemi hastalıkları ise 2014 ve 2015 yıllarında %10,6 ve %11,1 olarak hesaplandı.

    Ölüm nedeni istatistikleri yaş gruplarına göre incelendiğinde; 2015 yılında dolaşım sistemi hastalıkları en çok 75-84 yaş grubunda, iyi ve kötü huylu tümörler ise en fazla 65-74 yaş grubunda görüldü.

    2002 yılında toplam 2.214 olan yoğun bakım yatak sayısı, 2010 dan sonra artmaya başlamış 2014 de 11.874 (%41.6) SB bağlı, 5129 (%18) Üniversite, 11.569 (%40.5) Özel hastanelerde olmak üzere toplam 28.572 ulaşmıştır.

    Birçok ülkede son dönem hastalarının tedavileri klasik yoğun bakım ve hastane servisleri içinden ayrılarak özel bakım merkezlerine devredilmiştir. Bu uygulama, evde bakım uygulaması ile birleştirilerek mobil hemşirelik, evde mobil palyatif bakım uygulamaları ile devlet güvencesinde tamamlayıcı sigortalarla hastalara ulaştırılmaktadır.

    Terminal dönem kanserli hastalara yapılan tedavilerinin ekonomik yükleri giderek artan kronik, ilerleyici ve geri dönüşümsüz dahili hastalıklar (Alzheimer, demans, nörodejeneratif hastalıklar, psikozlar, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, kalp yetmezliği, siroz, vb.) için de uygulanmaya başlamıştır. Yapılan çalışmalarla evde maliyetinin daha düşük olması sağlık giderlerini düşürdüğü, hasta ve hasta yakınlarının memnuniyetini arttırdığı gösterilmiştir.

    Yapılan bir çalışmada yoğun bakımlara girmeden evinde veya bakım evlerinde ölenlerin haftalık bakım ücretleri 150-700 dolar arasın- da değişirken, yoğun bakım ünitesinde ölmüş kişiler için yapılan haftalık harcama 2550-5000 dolar civarındadır.

    Türkiye’de de gerekli alt yapı düzenlemeleri ile birlikte sadece kanser hastaları için değil, tüm terminal dönem hastalar için uygun palyatif bakım ünitelerinin kurulması sınırlı olan kaynakların daha akılcı kullanımı için gereklidir.

    Teşekkür; 2011 yılından beri Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa Palyatif Bakım Derneğinin ortak projesi olan ATOME ‘un expert liğini yaptım, son 5 yıldır Fransadayım Palyatif bakımların arttırılması ve son dönem kanser hastalarında kullanılan eksik opioidlerin Türkiyeye getirilmesi ve hastaların bu ilaçlara erişiminin sağlanması için uğraşılarım ve hükümetlere öneriler aşamasında katkılarım oldu. 2016 Temmuz ayında İstanbul’a döndüm. Bu konuda bana yardımcı olmak için bu çalışmamın anket ve veri değerlendirmesini öneren yöneten vizyonu geniş olan Doktorsitesi.com’un kurucusu Dr. Erden ASENA’ ya en içten teşekkürlerimi sunuyorum.

    REFERANSLAR;

    http://www.tkhk.gov.tr/Dosyalar/4292ab83043844b7a1e68694155679b0.pdf

    http://www.onfv.org/wp-content/uploads/2014/10/Chapitre4-Lieux-de-décès-en-France.pdf

    Aksoy S. Ethical considerations on end of life issues in Turkey. In: Song KY, Koo YM, Macer DRJ, editors. Bioethics in Asia in the 21 st century (Eubios Ethics Institute), 2003. p. 22-3.

    Gülbin Aygencel, Melda Türkoğlu Dahili Yoğun Bakım Ünitesindeki Terminal Dönem Hastaların Genel Özellikleri ve Maliyetleri Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Yoğun Bakım Bilim Dalı, Ankara, Türkiye Yoğun bakım Yoğun Bakım Derg 2014; 5: 1-4

    Vachon ML. Psychosocial needs of patients and families. J Palliat Care 1998;14(3):49-56.

    Cancer patients’ satisfaction with doctors and preferences about death in a university hospital in Turkey Raika Durusoy a, Burcak Karaca b,*, Bermeth Junushova c, Ruchan Uslu

    THOMAS Carol. The place of death of cancer patients: can qualitative data add to known factors? Social Science & Medicine, 2005, vol. 60, n°11, . 2597-2607

  • İyi ve doğru bir cilt bakım yapmak için bir nemlendiriciden önce temel cilt bakım ürünü seçmeliyiz.

    Cildimizin sağlıklı ve güzel olması bizi çok mutlu eder. Dış görünümümüz hem öz güvenimizi artırır, hem de sosyal yaşantımızı etkiler. Güzel ve sağlıklı bir cilt bize yalnız iyi ve güzel görünüm sağlamaz. Aynı zamanda çevreden korunmamız, hormonal dengemiz, D vitamini üretimi ve kemik sağlığımız, melanomadan korunmamız için de sağlıklı ve bakımlı bir cilde ihtiyacımız vardır. Hem güzelliğimizi hem de sağlığımızı bu kadar derinden etkileyen cildimizi önemsemek zorundayız. Bu en değerli giysimizi sadece bir nemlendiriciye, yalnızca bir anti-oksidan formüle emanet edemeyiz.

    Dermatoloji ve medikal estetik uygulamalar, doğrusu bilinmeyen birçok yanlış alışkanlığı da yeniden gözden geçirmemizi sağlıyor. Bunlardan biri de cilt bakımı dendiğinde akla ilk gelenin nemlendirici olması gibi. Nedense beslenmeyi, onarımı cilde bakım içinde hemen ön planda hiç düşünmüyoruz. Bitkiler bile sadece sulanarak büyütülemiyor. Mutlaka besleyici ve koruyucu bakımlarının yapılması gerekiyor.

    Cildimizin sağlıklı ve güzel olması için kozmetiklerden önce mutlaka “Temel ihtiyaçlarının” karşılanması gerekir. Kendi beslenmemiz ve nefes almamız gibi cildimizin de canlı kalabilmesi ve görevlerini yapabilmesi için: Doyurucu ve kalıcı bir nemlendirmeye, iyi beslenmeye, onarıma ve korunmaya ihtiyacı vardır. Cilt bakımı tek boyutlu değil, çok boyutludur.

    Cildimizin bu çok yönlü ihtiyacını karşılamak için gereken besleyici, koruyucu, nemlendirici ve onarıcı etken maddelerin tamamını cildimize yedirmeliyiz. Cildine özen gösterenler bu çok yönlü bakımı başarmak için iyi seçilmiş çeşitli ürünleri kombine kullanırlar. Bu nedenle çok ve çeşitli bakım ürünleri satın alırlar. Böylece cildin çok yönlü ihtiyaçlarını karşılayıp, görevlerini yapabilmesini ve sağlıklı olmasını amaçlarlar. Kazançları ise sağlıklı ve güzel bir görünümdür. Burada unutmamalıyız ki, önce “Temel Cilt Bakımı” sonra kozmetik ihtiyaçlar gelir.

    Günümüzde her şeyin en iyisini en ucuza temin etmek isteriz. Böyle kapsamlı bakımı ne kadar önemli olsa da kolayca ve çabuk bir şekilde tamamlamak isteriz. “Temel cilt bakımı” aynen dengeli beslenme gibi birçok unsurun dengeli bir şekilde bir araya gelmesinden oluşur. Bu kombinasyon bir sinerji gerektirir.

    Bu yüzden bilinçli bir tüketici olarak cildimizin sağlıklı olabilmesi için cilt bakım ürünü seçerken, öncelikle cildimizin temel ihtiyaçlarını karşılayan “Temel Cilt Bakım ürünleri” seçilmelidir. Hele cildimizin temel ihtiyaçlarını tek bir ürünle karşılayabiliyorsak daha etkili daha ekonomik ve daha pratik bir ürün kullanıyoruz demektir.

    Tek formülde Temel Cilt Bakımı sağlayan ürünler ise ayrıca bir teknolojik üstünlüğü de sunarlar. Bu da “Temel Cilt Bakımı” sağlayan formülün aynı zamanda kendi içinde “sinerji” yaratmasıdır. Bütün bu etken maddeler tek formülde birleşebiliyorsa, ciltte de bir arada sinerji yaratır. Ayrı ayrı formüllerle kendi yarattığımız kombinasyonun sinerji yaratmasını beklememelisiniz.

    İşte bu yüzden Temel ihtiyaçları, dengeli ve yeterli olarak karşılayan, Temel Cilt Bakımında sinerji sağlayan bir formül, en iyi ürünü hem ekonomik fiyatla almak aynı zamanda da kolay kullanmak isteyen günümüz tüketicisi için uygun çözüm demektir.

    Sağlığımızın da göstergesi olan cildimizin güzel görünmesi için “Temel Cilt Bakım Ürünü” seçmeye özen göstermeliyiz.