Etiket: Bakıcı

  • Çocuklarda anneye bağlanma ve bağlanma problemleri

    Biliyoruz ki bazı çocuklar bebeklikten itibaren kimi nesnelerle bağ kuruyor. Onlardan ayrı uyumama, yemek yememe, dışarıya çıkmama gibi tavırlar sergiliyorlar. Misal, bazı çocuklar annesinin tülbenti olmadan, onun kokusunu hissetmeden uyuyamıyordu. Bulamazlarsa saatlerce ağlıyordu. Pek çoğumuzun çevresinde görüyoruz benzer örnekleri.

    Bebekler ilk iletişimini anneleri ile kuruyorlar. Annenin çocuğu emzirmesi, kuçağına alması, altını temizlemesi, uyutması vs faaliyetler sırasında anneyle çocuk arasında etkileşme ve bağlanma oluşuyor. Bu bağlanma temenlde üçe ayrılır.

    Güvenli bağlanma: Bakıcı (anne) çocuğunun yanındayken çocuk rahattır ve etrafını keşfetmeye devam eder. Bakıcı yokken huzursuzdur ve ağlar. Bu bağlanma tarzına sahip bireyler, hem kendilerin hem de başkalarını olumlu görme eğilimindedirler. Yakın ilişkilere değer verirler, bu tür ilişkileri başlatmakta ve sürdürmekte başarılıdırlar

    Kararsız/kaygılı bağlanma: Bakıcının uyarılarına ve mevcudiyetine aşırı ve tutarsız yanıtlar geliştirler.Bu tarzda bağlanma gösterenler bakıcıya karşı kızgınlık duyarlar ve rahat keşif yapamazlar.

    Kaygılı/kaçınmacı bağlanma: Bu çocuklar bakıcıyla temas kurmadan kaçınırlar ve dikkatlerini eşyalara (oyuncaklara yöneltirler. Bakıcı ortamda olmadığında ağlamazlar ve oyuna devam ederler.

    Bağlanma molelindeki bu farklılıklar karakter özellikleri ve ileride kurulacak iletişimde belirleyici rol oynar.

    Daha sonra etrafini keşfetmeye başlayan çocuklar eşyalarla (oyuncak) temas sağlarlar. Bu temas sırasında çocuklar ilk önce eşyanın çıkardığı sese ve kokusuna göre bu eşyaları tanırlar ve bağlanırlar. Daha sonra eşyaların rengi, şekli, yumuşaklığı, boyutu vs göre seçicilik gelişir.

    Dolayısı çocukların bakıcı ve eşyalarla kurduğu bu bağlanma yaşamlarının her bölümünde etkili olmaktadır. Bağlanmanın şekli ve süresi karaktesistik farklılıklar gösterse de hemen her çocukta bağlanma olmaktadır. Bağlanma gelişdikten bir süre sonra yatkın çocuklarda alışkanlığa dönüşebilmektedir.

    Bazen annenin bir eşyası olabildiği gibi, bir battaniye, yastık da olabiliyor. Bu farklılık çocuğun bakıcısı, çevresi, yaşam deneyimleri ve çocuğun yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Örneğin annesiyle kaygılı yapıda bağlanma kuran çocuklarda geceleri annesine temas sağlayarak (saçını tutarak, elini tutarak) uyuma paterni geliştirirler. Bir başka örnek yeni alınmış, sürekli oynanan veya örnek alınan hayali kahramanların oyuncaklarıyla uyumak okul öncesi yaşlarda sık görülmektedir. Seçilen örneklerin farklılıkları rengine kokusuna yumuşaklılıkları ve sürekli maruziyetlerinden kaynaklanmaktadır.

    Aşırı bağlanma gösteren çocuklarda ileri yaşlarda özgüven eksikllikleri, ayrılık anksiyetesi, okul reddi, yaygın anksiyete bozukluğu, özgül fobiler gibi çeşitli sorunlar görülebilmektedir. Özellikle bakıcıyla ( anne) patolojik bağlanma paterni gösteren çocuklarda yukarıda bahsedilen problemler sık görülmektedir. Bu sebeple bakıcıya veya eşyalara (oyuncak) aşırı bağlanma engellenmelidir. Bu doğrultuda 3-4 yaşlarından itibaren çocukların çevresiyle daha çok iletişim kurması, yeni şeyler keşfetmesi ve hayatına yeni renkler katması sağlanmalıdır. Örneğin kulandığı eşyaları değiştirmek veya farklılaştırmak, annenin haricinde diğer insanlarla (özellikle yaşıtlarıyla) vakit geçirmesini sağlamak faydalı olabilmektedir.

    Eğer bu alışkanlıklar ileri yaşlara kadar devam ediyorsa ve çocuğun veya ailenin hayatında olunsuzluğa neden oluyorsa mutlaka bir uzmana danışılmalı ve yardım alınılmalıdır.

    Çocuk ve ergenlikte görülebilecek hastalıklardan yukarıda bahsetmiştik. Buna ilaveten yapılan çalışmalarda okul öncesi dönemde bakıcı ve eşyalara aşırı bağlanma davranışı gösteren çocuklarda ileriki yaşantılarında alkol ve uyuşturucu madde kullanma riski artış bulunmuştur. Ayrıca bu çocukların ileride aile yaşantılarında problemlerle karşılaşma oranı da yüksektir. Bütün bunlar göze alınarak çocuklarda küçük yaşlardan itibaren sağlıklı bağlanma geliştirmesi

  • Çocuklarda Anneye Bağlanma ve Bağlanma Problemleri

    Çocuklarda Anneye Bağlanma ve Bağlanma Problemleri

    Biliyoruz ki bazı çocuklar bebeklikten itibaren kimi nesnelerle bağ kuruyor. Onlardan ayrı uyumama, yemek yememe, dışarıya çıkmama gibi tavırlar sergiliyorlar. Misal, bazı çocuklar annesinin tülbenti olmadan, onun kokusunu hissetmeden uyuyamıyordu. Bulamazlarsa saatlerce ağlıyordu. Pek çoğumuzun çevresinde benzer örnekleri görebiliyoruz. Peki bu davranışların sebebi nedir ve ne kadar olağan bir durumdur?

    Bebekler, ilk iletişimini anneleri ile kuruyorlar. Annenin çocuğu emzirmesi, kuçağına alması, altını temizlemesi, uyutması vb. faaliyetler sırasında anneyle çocuk arasında etkileşme ve bağlanma oluşuyor. Bu bağlanma temelde üçe ayrılır.

    Güvenli bağlanma: Bakıcı (anne) çocuğunun yanındayken çocuk rahattır ve etrafını keşfetmeye devam eder. Bakıcı yokken huzursuzdur ve ağlar. Bu bağlanma tarzına sahip bireyler, hem kendilerin hem de başkalarını olumlu görme eğilimindedirler. Yakın ilişkilere değer verirler, bu tür ilişkileri başlatmakta ve sürdürmekte başarılıdırlar.

    Kararsız/kaygılı bağlanma: Bakıcının uyarılarına ve mevcudiyetine aşırı ve tutarsız yanıtlar geliştirirler. Bu tarzda bağlanma gösterenler bakıcıya karşı kızgınlık duyarlar ve rahat keşif yapamazlar.

    Kaygılı/kaçınmacı bağlanma: Bu çocuklar bakıcıyla temas kurmaktan kaçınırlar ve dikkatlerini eşyalara, oyuncaklara yöneltirler. Bakıcı ortamda olmadığında ağlamazlar ve oyuna devam ederler.

    Bağlanma molelindeki bu farklılıklar karakter özellikleri ve ileride kurulacak iletişimde belirleyici rol oynar.

    Daha sonra etrafını keşfetmeye başlayan çocuklar eşyalarla (oyuncak) temas sağlarlar. Bu temas sırasında çocuklar; ilk önce eşyanın çıkardığı sese ve kokusuna göre bu eşyaları tanırlar ve bağlanırlar. Daha sonra eşyaların rengi, şekli, yumuşaklığı, boyutu vs. göre seçicilik gelişir.
     

    Dolayısıyla çocukların bakıcı ve eşyalarla kurduğu bu bağlanma yaşamlarının her bölümünde etkili olmaktadır. Bağlanmanın şekli ve süresi karakteristik farklılıklar gösterse de hemen her çocukta bağlanma olmaktadır. Bağlanma geliştikten bir süre sonra da çocuklarda alışkanlığa dönüşebilmektedir.

    Çocukların bağlandığı figürler farklılıklar gösterebiliyor. Bu farklılık çocuğun bakıcısı, çevresi, yaşam deneyimleri ve çocuğun yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Örneğin annesiyle kaygılı yapıda bağlanma kuran çocuklarda geceleri annesine temas sağlayarak (saçını tutarak, elini tutarak) uyuma paterni geliştirirler. Bir başka örnek yeni alınmış, sürekli oynanan veya örnek alınan hayali kahramanların oyuncaklarıyla uyumak okul öncesi yaşlarda sık görülmektedir. Seçilen örneklerin farklılıkları rengine kokusuna yumuşaklılıkları ve sürekli maruziyetlerinden kaynaklanmaktadır.

    Bazen çok ileri yaşlara kadar devam edebiliyor bu bağlılık. Ve özellikle annenin sosyal yaşantısını olumsuz etkiliyor. Peki ailelerin, çocuğun bu bağımlığı karşısındaki tutumu ne olmalı?

    Aşırı bağlanma gösteren çocuklarda ileri yaşlarda özgüven eksikllikleri, ayrılık anksiyetesi, okul reddi, yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, özgül fobiler gibi çeşitli sorunlar görülebilmektedir. Özellikle bakıcıyla (anne) patolojik bağlanma paterni gösteren çocuklarda yukarıda bahsedilen problemler sık görülmektedir. Buna ilaveten yapılan çalışmalarda okul öncesi dönemde bakıcı ve eşyalara aşırı bağlanma davranışı gösteren çocuklarda ileriki yaşantılarda alkol ve uyuşturucu madde kullanma riskinde artış görülmüştür. Ayrıca bu çocukların ileride aile yaşantılarında problemlerle karşılaşma oranı da yüksektir. Bütün bunlar göze alınarak çocuklarda küçük yaşlardan itibaren sağlıklı bağlanma geliştirmesi için çaba sarfetmek gerekiyor.

    Bu sebeple bakıcıya veya eşyalara (oyuncak) aşırı bağlanma engellenmelidir. Bu doğrultuda 3-4 yaşlarından itibaren çocukların çevresiyle daha çok iletişim kurması, yeni şeyler keşfetmesi ve hayatına yeni renkler katması sağlanmalıdır. Örneğin kulandığı eşyaları değiştirmek veya farklılaştırmak, annenin haricinde diğer insanlarla (özellikle yaşıtlarıyla) vakit geçirmesini sağlamak faydalı olabilmektedir.

    Eğer bu alışkanlıklar ileri yaşlara kadar devam ediyorsa ve çocuğun veya ailenin hayatında olunsuzluğa neden oluyorsa mutlaka bir uzmana danışılmalı ve yardım alınmalıdır.

  • Çalışan anneler dikkat

    Çalışan Anneler

    Çocuklarını çalışarak büyüten anneler bunun yaşamlarındaki en zor şey olduğunu söylerler. Çalışan annelerin bir bölümü ekonomik yetersizlikler nedeniyle çalışmak zorunda oldukları, diğer bir bölümü ise ekonomik bağımsızlıklarını kaybetmemek veya mesleklerinden uzak kalmamak için çalışır. Her iki koşulda da çalışan annelerin en önemli sorunları aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir;

    1. Çocuk bakıcısı arayışı,
    2. Aşırı sorumluluk yüklenme, zihinsel ve bedensel yorgunluk,
    3. Suçluluk duygusu.

    a. ÇOCUK BAKICISI ARAYIŞI

    Çocuğunuza kimin bakacağına doğumdan önce anne ve baba birlikte karar verin.

    Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişi bir akraba ise:

    Bu kişinin çocuğunuza bakmaya gerçekten gönüllü ve uygun olduğundan emin olun,

    Bu kişiden çocuğunuza mümkünse kendi evinizde bakılmasını isteyin,

    Çocuğunuzun geceleri ve hafta sonları sizinle kalmasını sağlayın,

    Bu kişiye çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizi açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bildirin.

    Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişi bir çocuk bakıcısı ise,

    Bu kişinin çocuk bakıcılığı için gerçekten yeterli ve uygun olduğundan emin olun,

    Bu kişiden çocuğunuza kendi evinizde bakılmasını isteyin,

    Evinizde yatılı kalarak çocuğunuza bakmasını talep etmeyin,

    Bakıcının çalışma düzenini ve iş tanımını önceden belirleyin, çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizle birlikte açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bu kişiye bildirin,

    Yeterli bir süre çocuğunuza bu kişiyle birlikte bakın ve çalışmaya başlamadan önce aşamalı olarak günün belirli saatlerinde evden uzaklaşarak çocuğunuzu bu uzun süreli ayrılığa yavaş yavaş alıştırın.

    Çocuğunuza bakıcı ararken şunlara dikkat edin;

    Bakıcıda aradığınız özellikleri önceden sıralayın ve önceliklerinizi belirleyin (tıpatıp beklentilerinize uygun biri karşınıza çıkmayabilir),

    Bakıcıyı mümkünse evinde ziyaret edin, çocuklarıyla ilişkisini gözlemleyin,

    Referanslarıyla ve komşularıyla görüşün, gerekli belgeleri temin edin.

    Çocuğunuza bakıcı ararken şu özelliklere sahip olmasına dikkat edin;

    Temiz, düzenli ve dürüst olmasına,

    Aile yaşantısının düzenli olmasına,

    Dakik ve elinin çabuk olmasına,

    Sevecen ve güleryüzlü olmasına,

    Esnek ve hoşgörülü olmasına, katı-kuralcı olmamasına,

    Yeniliğe ve değişime açık olmasına, sabit fikirli olmamasına,

    Sorumluluk ve insiyatif sahibi olmasına,

    İletişim becerisinin olmasına,

    Yaş ve kişilik olarak bakılacak çocuğun annesine benzemesine,

    Sabırlı olmasına,

    Eğitimli, kendini yetiştirmiş ve bilinçli olmasına,

    Çocuğu ya da işe devamını etkileyecek bir rahatsızlığının olmamasına,

    Sigara içmemesine.

    b. AŞIRI SORUMLULUK YÜKLENME, ZİHİNSEL VE BEDENSEL YORGUNLUK

    Çalışan annenin en önemli sorunu aşırı sorumluluk yüklenmesi ve yorgunluktur; çünkü bu sorun annelere çözümsüz ve başa çıkılamaz gibi görünür. Alışıldık bir düzen vardır; evde ve işte yapılacaklar zaten belirlidir, şimdi hepsine geceyi gündüze katan bir bebek eklenmiştir ve gün 24 saattir, dolayısıyla yorgunluk kaçınılmazdır. Böyle değerlendirince, gerçekten de çalışan anne için yapılacak pek birşey yok gibi görünüyor. Oysa ki, durum hiç de öyle umutsuz değil, çalışan anneler iş listelerini pekala hafifletebilirler;

    Gerek evde gerekse işte, yükünüzün arttığı dönemlerde bir süre yalnızca acil ve önemli olan işlerinizle ilgilenin

    Bazı işleri başkalarına devretmeyi deneyin, işyerinde iş arkadaşlarınızdan; evde ise eşinizden, varsa diğer çocuklarınızdan veya yakınlarınızdan yardım isteyin. Çocuğunuz yokken evinizle, kadın olduğunuz için eşinizden daha çok ilgilenmiş olabilirsiniz, bu aynı düzenin devam edeceği anlamına gelmez.
    Eşiniz yeni doğan bebeğinizi emziremez belki ama, bugüne kadar hep sizin hazırladığınız akşam yemeğini hazırlayabilir. Aile içinde yapılabilecek ufak düzenlemeler size kısacık da olsa rahat bir nefes alma olanağı sağlayacaktır.

    Yükünüzün çok arttığını hissettiğiniz yerde bazı alışkanlıklarınızdan tamamen vazgeçin, bunun için kendinize önceden “vazgeçilebilirler listesi” bile hazırlayabilirsiniz. Örneğin, ev işleri için düzenli bir yardımcı alamıyorsunuz ve iki haftada bir mutlaka mutfağın dolaplarının temizlenmesini gerekli buluyorsunuz ve artık buna ayıracak zamanınız yok. Eşiniz hayatta yapmaz böyle bir işi, anneniz çok yaşlı, akadaşınıza böyle bir şeyi teklif etmeyi düşünemezsiniz bile… O zaman bu alışkanlığınızdan vazgeçin ya da bu düşüncenizi terkedin; iki haftada bir mutlaka mutfağının dolaplarının silinmesini gerekli bulan bir kadın değilsiniz artık. Mutfak dolapları bekleyebilir, arkadaşlarınız bekleyebilir, müşteriler ve hatta müdürünüz bile bekleyebilir, ama çocuğunuz bekleyemez. İnsan yaşamında pek çok şeyden istifa edebilir herhalde, ancak annelikten istifa edemez.

    c. SUÇLULUK DUYGUSU

    Dozu değişmekle birlikte hemen her çalışan annenin yaşadığı bir duygudur suçluluk. Bu duyguyu hafifletmek için şöyle düşünebilirsiniz;

    – çalışmak zorundayım (çocuğum için para kazanmam gerekiyor)

    – çalışmayı seviyorum (çocuğum mutlu bir anneyi hakediyor)

    Çalışan annelerin çoğu (ekonomik zorunluluklar nedeniyle doğumdan sonra işe başlayanlar dışında) çocuk sahibi olmadan önce de, çalışan kadınlardır. Önceden çalışma hayatı olan, üretken bir kadının uzun süre evde oturması, mesleki kaygılar, sosyal ve duygusal tatminsizlikler doğurur. Oysa her çocuk mutlu, üretken, kendisiyle barışık bir anneyi, kendisi için işini terketmiş, saçını süpürge etmiş bir anneye tercih eder. Unutmayın ki çocuğunuz sizin aynanızdır; siz mutluysanız o da mutlu olur, siz kaygılıysanız o da kaygılıdır, siz hayatla hep kavga ederseniz o da kavga eder.

    İşlerinizi planlı yaparak, hiçbir şey için çocuğunuza ayırdığınız zamandan çalmayarak ve bu zamanı en verimli şekilde değerlendirerek suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışın. Hafta sonu onunla baş başa yapacağınız bir doğa gezisi, haftanın 5 günü sabahtan akşama kadar onunla birlikte olup hiçbir şey paylaşmamaktan çok daha iyidir. Çocuğunuzla birlikte olduğunuz süre değil, bu süreyi nasıl değerlendirdiğiniz önemlidir. Bu sürenin azlığına ya da çokluğuna değil, çocuğunuzla kurduğunuz ilişkinin kalitesine ve bunu geliştirmeye odaklanmaya çalışın.

    Suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışırken pratikte sizi zorlayan durumlarla karşılaşırsınız, bunların üzerinde çok fazla durmamaya gayret edin. Örneğin; çocuğunuzu kreşe veya bakıcı annesine bırakıp işe giderken ilk zamanlar arkanızdan bir süre ağlayacaktır, bu çok doğaldır.*Çocuğunuz bazen size bir yabancı gibi davranacaktır, babaannesine daha düşkün olacaktır veya bakıcı annesine “anne” diyecektir. Bunlar kuşkusuz her anneyi üzer ve suçluluk duygusunu artırır. Bu gibi durumları çocuğunuza bakan kişiye atfetmemeye çalışın, hatta çocuğunuz kendisine bakan kişiyi bu kadar sevdiği için sevinin. Bu durumları çocuğunuzun size verdiği bir mesaj olarak da algılayabilirsiniz; onunla daha çok birlikte olun ve oynayın.*2

    Unutmayın,
    çalışan bir annenin çocuğu olmak hayatta insana kaybettirdiklerinden çok daha fazla şey kazandırır.


    *Haftalarca süren ağlamalar ve bunlara eşlik eden başka sorunlar varsa, mutlaka bir uzmana başvurun.

    *2Annenin herhangi bir sebeple çocuğuna karşı ilgisiz olduğu durumlar burada söz edilenin dışındadır ve bunlar ayrıca ele alınmalıdır.

  • Bebeğime kim baksın ?

    Bebeğime kim baksın ?

    İşim, Kariyerim, Bebeğim, Ailemin Geleceği…

    Gelişim Psikolojisi Uzmanı Burçin DEMİRKAN BAYTAR ile bakıcı seçimi hakkında anne-babaların en çok üzerinde durdukları konuları konuştuk. Çalışsın çalışmasın birçok anne çocuk bakımında desteğe ihtiyaç duyar. Üstelik özellikle büyük şehirlerde, hala, teyzeler gibi yakın akrabalar da eskisi kadar sosyal destek veremiyorlar. Bebeği olan anne, bebeği ile ilgilenmek için uğraşırken var olan diğer sorumlukları ile ilgili de düzenlemelere ihtiyaç duymaktadır. Üstelik yeni gelen bebekten önce dünyaya gelmiş büyümeye çalışan çocuklar varsa onların ruh sağlığını düşünmek de önemli. Bu dönemde bebek bakımında anne-babaların destek arayışları olmakta ve farklı çözümler devreye girmektedir. 14 yıllık meslek yaşantımda hep aynı soru ile karşılaştım.
    Bebeğime kim baksın?
    Yıllarca çok sayıda çocukta, bakan kişilerin etkilerini gözlemledim. Gelişim Psikolojisi Yüksek Lisans tez konumu bakıcı tutumlarının gecikmiş konuşmaya etkisi üzerine çalıştım. Konu seçiminde deneyimlerin çok etkisi var. Tabii hocamın da katkısı büyük… Anne, baba, bakıcı, büyükanne, büyükbaba, kreş bebeğin bakımında rol alıyor. Bakım verenler bazen birden fazla kişi de oluyor. Bakım veren kişilerde sorun varsa, çocuğun sorunlar yaşama ihtimali yüksek. Üstelik bakım veren kişilerin arasında yaşanacak tutum birliği olması da çok önemlidir. Anne-baba ve diğer kişiler bebeğe ve çocuğa benzer yaklaşım sergilemeli. Bebek ve çocuğun duygusal, bilişsel gelişiminde bakım veren kişinin önemi, o kadar geniş kapsamlı bir konu ki üzerine bir kitap yazmak mümkün.
    Bakım veren kişilerde sorun olunca çocuklar ne gibi sorun yaşıyor? 
    Bu sorun bazen takıntılar oluyor. Bazen aşırı hareketlilik, bezen kekemelik, konuşmada gecikme. Uzun bir liste sayabilirim ama her zaman bu tarz sorun yaşayan çocuğa bakım veren sorunludur diyemem . Sonuçta her çocuk kendine özgü öyküsü var.
    Bebekliklerin duygusal gelişimi etkileyen faktörler nelerdir?
    Bebeklik döneminde duygusal gelişimin sağlıklı olabilmesinde en önemli rol anne babaya düşmektedir. Günümüz koşullarında annelerin ve babaların çoğunun yoğun çalışıyor olması nedeniyle büyük anneler, büyükbabalar, profesyonel bakıcılar, kreşler de bebek bakımında rol almaktadır ama hiç biri anne babalık yapmaz. Bebeklikteki bağlanma kavramı, çok önemlidir. Bağlanma süreci, anne-baba ve bebeğe bakım veren diğer kişilerin olumlu tepkilerin verilmesi ile olumlu yönde gelişir. Bebekte güven duygusunun yerleşmesinde, bakım veren kişililerin tutumlarının güven verici ve rahatlatıcı olması çok önemlidir. O nedenle bebeğe kimin baktığı kadar, nasıl baktığı da çok önemlidir. Bakan kişilerin duygu ve davranışlarının tümü sağlıklı bir bebek ve sağlıklı bir çocuk yetiştirmeyi de önemli rol oynar. Bu duygu ve davranışlar çocuğun zihinsel gelişimini ve bedensel gelişimi de etkiler. Bu nedenle bakan kişinin ruh sağlığı da en önemli detaylardan biridir. Bu konuda uzun uzun konuşulabilecek bağlantılı birçok konu var. Depresyonda bir anne çocuğuna iyi bakım verebilir mi sizce? Tabi ki veremez. Bir bebeği ne kadarken bakıcıya bırakmak onun psikolojik gelişimi açısından tehlikeli? Şu kadarlıkken çocuğunuzu bırakmayın gibi bir öneriniz var mı? Neden? Bebekle, bebeğe bakım veren arasında gelişen ve bebekte güven duygusunu yerleştiren güçlü bir bağ vardır. İlk yılın ikinci yarısına kadar diye de anlatabileceğimiz 6 aydan sonraki dönemde bebek kendi ihtiyaçlarını karşılayan bakıcıya bağlanmaya başlar. Bu bağlanma süreci çocuğun, çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıkan birçok psikopatolojinin kaynaklı sorun bebeğin birincil bakıcısı ile olan ilişkisinin niteliği ile yakından ilgilidir. Literatürdeki bilgilerle deneyimlerimi birleştirerek düşündüğümde, net yaş söylemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Ailenin dinamiklerine göre değişir. Bence, bu konu “aile çocuk danışmanlığı” konusudur. Profesyonel destek bu aşmada süreci kolaylaştırır. Bebeğin gelecekteki ruh sağlığı için sağlam bir yatırım yapılmış olur. Ama en az bir yaşına kadar mümkünse 2 yaşına kadar anne bakımı iyi olur. 2 yaşta kreşe başlanabilir. Çocuklar okul öncesinde anaokulu eğitimine 3-3,5 yaş aralığında başlayabiliyor. Bu yaşa gelen çocuk, temel bakım ihtiyaçları açısından daha bağımsız oluyor. Bu yaş daha da uygun.
    Ama anne çocuğuyla tüm gün birlikte olmaktan keyif almazsa, iş hayatını özlerse depresyona giriyor. Önemli olan çocuğa bakan kişilerin sağlıklı olmasıdır. İşte bu gibi deneyimlerim nedeniyle ayrılma yaşı anneden anneye, aileden aileye değişir diyorum. Okul fobisi, özgüven sorunları gibi sorularla danışmanlık merkezimize gelen çocuklarla yaptığım aile çalışmalarında, çocuklarıyla oyun oynamayı sevmeyen ya da vakit bulamadığını söyleyen birçok anne babayla karşılaşmaktayım. Üstelik bu anneler çalışmıyor. Sözün özü bebeğimizin, çocuğumuzun oyun, beslenme gibi ihtiyaçlarına hayatımızda yer açmak ve bu yaşantılardan keyif almak önemli.
    Anneye kendini ve çocuğunu/bebeğini bu sürece hazırlaması için tavsiyeleriniz var mı?
    Küçük ayrılık süreçleri ile başlamak uygun olur. Bebek yarım saat başkasının bakımında olduktan sonra annesinin geldiğini deneyimler. Sonra bu saat dilim aşamalı olarak açılır. Tabii bu hazırlıkta hangi yaştaki bir çocuktan bahsettiğimize göre değişir. Dediğim gibi bu konu da yapılacak şeyleri yaşa ve aileye göre yapılandırmak gerekiyor.
    Anneye bakıcı bulması konusunda tavsiyeleriniz var mı? Nelere dikkat edilmeli? Bakıcının eğitimli olması en önemli kriter olmalıdır. Bakıcının seçimi ve eğitimini uzman desteğiyle yapmayı şiddetle öneriyorum. Ayrıca gelişim takibi çok önemli. Bakıcılar, büyükanneler geleneksel bilgilerle bebeğin gelişiminin yolunda olduğunu söyleyebiliyor. Ama maalesef bazen gerçek öyle olmuyor. Üç ayında konuşamayan bir çocuğa, erkek çocuktur konuşur diyerek her şey yolundaymış gibi davranıyorlar mesela… Ama yanlış! Uzman tarafından çocuğun gelişimi takip edilse bakım veren kişiler de anne babayı yanlış yönlendirmeyecek. Bebekler de sağlıklı gelişecektir. Anneanne/Babaanne gibi akrabaların bakma imkanı varken bebeği/çocuğu bir bakıcıya bırakmak doğru mu? Hangisini önerirsiniz?
    Büyükanneler denetiminde, 25 yaşlarda ve üstü bir bakıcı öneririm. Büyükanneler çocuğun enerjisine yetişemiyor bence. Ama istisnalar da var.
    Anne ve bakıcı arasındaki iletişim nasıl olmalı?
    Hep aynı soru. Asıl soru ”Bu profesyonel bakıcı nasıl biri olmalı” Evinizde çalışan biri gibi değil ailenizin bir üyesi gibi saygı çerçevesinde iletişim kurmak gerektiğini söyleyebilirim.
    Bebeğin/çocuğun bir süre sonra kendisinden uzaklaştığını bakıcısına daha fazla yakın olduğunu hisseden anne ne yapmalı? Tavsiyeleriniz neler? Anne eve geldiğinde düzenli olarak çocuğuyla kaliteli vakit geçirmeye özen göstermeli. Çocuğuna daha çok vakit ayırmalı. 3-5 aylıkken bakıcıya ya da anneanneye/babaanneye bırakılan bir bebeğin ileri ki yaşlarda anneyle ilişkisi etkileniyor mu? Böyle olması gerekiyorsa annenin suçluluk duymaması önemli, çocuğun yanında olabildiği zamanların kaliteli geçmesidir. Ve tabi ki bakım veren kişinin davranış ve tutumları da en önemli detaylardan biridir.