Etiket: Bak

  • Çocuklarda İnatlaşma

    Çocuklarda İnatlaşma

    Bir bebeğiniz oluyor, her şey kontrolünüz altında. Siz beslediğiniz sürece yemek yiyiyor, siz uyuttuğunuzda uyuyor. Bu süreçler ne kadar zorlu geçerse geçsin çocuk ve ebeveyn uyum halinde ve birbirlerine en çok ihtiyaç duydukları çok güçlü ve büyülü bir dönem geçiriyorlar.

    Sonra bir şey oluyor çocuk 2 yaş civarı benlik algısını kazanıyor. İlk kez ‘ben’ ile başlayan cümleler kurmaya başlıyor. İşte sorun tam olarak burada başlıyor. İnatlaşmalar, kavgalar, bağırmalar, iletişim sorunları, ağlama krizleri…

    Bu dönemdeki çocuğun benmerkezciliği ve ebeveynin kontolü kaybetme kaygısı üst üste biniyor. O size ihtiyacı olan bebek bir anda kendisi kararlar almaya, her şeye hayır demeye ve sizi yok saymaya başlıyor. Bu ebeveyn için o kadar yaralayıcı ve anlaşılmaz olabiliyor ki bazen çocuğun bunları neden yaptığını düşünemiyor. Bunun biraz bilgi eksikliği biraz da farkındalık azlığından kaynaklandığını düşünüyorum. O yüzden şimdi işlere biraz da çocuğun gözünden bakalım istiyorum.

    Bu dönemde görülen benmerkezci tutum bir çok yerde 2 yaş sendromu diye de geçiyor. Sendrom kelime anlamı olarak; bir hastalıkta belirgin olan tüm semptomların tümü olarak geçer. Ama baktığımızda 2 yaş bir hastalık ya da hastalık belirtisi değil aksine doğru ve düzgün seyreden gelişimin bir parçasıdır.

    Bu dönemde çocuk için ; kuşlar kendisi için uçuyordur, arabalar kendisi için gidiyordur, bütün güzel yemekler onun için pişiyordur. Ve bu dönemde ebeveyn inatlaşmanın bitmesi için ikna yoluna gider.

    “Ama bak çok üzülüyorum.”

    “Lütfen bak annecim kalbimi kırıyorsun.”

    “Ama bak ablan çok üzüldü, ağlıyor.”

    Çocuk yine ikna olmaz, çünkü henüz karşısındakinin duygularını empatik bir şekilde anlayıp içselleştirecek beceriye sahip olamamıştır.

    Karşısındakinin duygularını okuma, ahlaki kurallara uyma arzusu 5-6 yaş civarı gelişecektir. Ondan yapamayacağı bir şeyi beklemek pek gerçekçi olmayacaktır.

    Bu dönemde ebeveynin yapması gereken bu değişimin bir yol göstericisi olmaktır. Zaten neden benmerkezci olduğunu anlayamayan çocuğa içerisinden çıkamayacağı görevler, cezalar ya da sonuçlar yaşatmak yerine bunun geçici bir dönem olduğunu hissettirmek en güvenli yöntem olacaktır.

    Tabii ki dünya onun etrafında dönsün bunu böyle kabul edin demiyoruz. Sadece nasıl bir değişim içerisinde olduğunu anlayıp, kabul göstermeniz bile çocuğun defanslarını indirmesine yardımcı olacaktır. Büyümesine, bir kişilik oluşturmasına destek olalım. Onu anladığınızı hissettirerek de doğru şekilde sınır koyabilirsiniz. Çünkü sınırsız ve her dediği yapılan çocuk yine mutlu olmuyor. Çocuklar sınırlarla kendilerini güvende hissederler.

    Böyle bir kişilik gelişimi bir bu yaşlarda bir de ergenlik döneminde oluyor.

    Sabır, kabul ve anlayış dolu günler dilerim.

  • HADİ GELİN DÜRÜST OLALIM…

    HADİ GELİN DÜRÜST OLALIM…

    Hani söylediğimiz kendimizce beyaz yalanlar… Ya da klasik Türk yalanları neler?… Bu gün bunun üzerine kafa yoracağım biraz…

    Benim için eş seçiminde önemli olan iç güzelliği şekerim… Ruhu güzel olsun fiziği güzel olmasa da olur… Mesela bu tarz cümleler bence en çok maske takarak kullandığımız cümleler… Söyleyen kişinin eklemeyi unuttuğu cümle ise; tabi ki içi güzel mi diye bakmadan önce fiziği güzel mi diye bakarım cümlesidir… İnsanlar ellerinde içlerini gösteren raporlarla gezmiyorlar… Efendim bu benim daha önceki ilişkilerimden aldığım referanslarım…Fiziğim kötü ama bakın içim ne kadar güzel…Okuyun, okuyun vallahi içim güzel, temizdir… deme şansları yok… Dürüst olalım bizim iç güzelliğini keşfetmemiz dış güzellikten geçmiyor mu?..

    – Paranın ne önemi var canım… Mühim olan insanlık…

    Ah bu şarkı… yıllar öncesinden bu günlere taşımış bu yalanı… Niyeyse paraya önem vermediğimizi söyleriz ama bedava iş de yapmayız… Kaç lira maaş alıyorsak alalım hep daha fazlasını hak ettiğimizi söyleriz ki bu doğrudur J … Eş seçerken de bu yalanımız ortaya çıkar… Eğer ergenlik döneminin kavak yellerini atlatmışsanız işi gücü olmayan bir insana dönüp bakmazsınız bile…Samanlık seyran olmaz artık 200 metrekare, çift banyolu, balkonlu lüks evler varken… Huzur yerinde olsun, bir kuru ekmeğe, bir kuru soğana razı gelinmez artık yüksek kolarili besinler varken…Huzur paradan geçmektedir ne yazık ki çoğu zaman… Paranın alabileceklerini ölçüt koyarsınız kendinize… Arabulucular da daha kişisel özellikleri ortaya sermeden evi var şu semtte, arabası da şu marka derler… Para bir çok şeyi kapatabilir çünkü… Mesela boyunuz kısaysa kocaman jeepin içinde siz de dev gibi görünebilirsiniz… parayla ilgili söylediğimiz yalanlar çoktur aslında… Para nedir ki?.. Elinin kiri… deriz ama içimizden de geçiririz Allah’ım elim paranın kirinden hiç temizlenmesin…

    Birde büyük ikramiye çıkarsa ne yaparsın sorusuna verilen cevaplar bence en büyük yalanlardan… Beni en çok güldüren cevap Büyük ikramiyeyi kazanmak istemiyorum önemli olan alın teri cevabı… Madem öyle düşünüyorsun niye şans oyunları oynuyorsun?.. Milli gelir artsın diye mi?… Bazıları ise hemen hayır işleri yapmaya kalkar… Camii yaptıracağım, okul yaptıracağım, aş evi açacağım… Bir istatistik var mı bilmiyorum bu konuyla ilgili ama basitçe düşününce şu sonuca varabiliyorum… En basitinden 1939 yılında kurulan milli piyango idaresinden yola çıkarak yaklaşık 60-70 yıldır binlerce ikramiye dağıtıldı… Türkiye okul, aşevi, huzurevi, çocuk bakım evi vs cenneti olması gerekmez miydi?…

    Aslında düşündükçe bir çok yalan geliyor aklıma… Mesela ben hiç yalan söylemem yalanı… hiç mi beğenmediğiniz yemeğe aaa eline sağlık çok güzel olmuş demediniz?… Hiç mi arkadaşınızın saçını, kılığını kıyafetini beğenmediğiniz halde , çok yakışmış, güle güle kullan demediniz?… Hiç mi bak tam ben seni aramak için telefona yönelmiştim sen aradın demediniz?… Hiç mi yemek yemeyen bir çocuğa yemezsen arkadan ağlar demediniz?… Size verilen hediyeyi beğenmediğiniz halde, çok teşekkür ederim çok beğendim demediniz?… Hiç mi öğretmenin vurduğu yerde gül biter demediniz?… Senden iyi olmasın bir arkadaşım vardı demediniz?… Hiç mi arkasından konuşmuyorum, burada olsa onun yüzüne söylerim demediniz?…Demediniz mi?… Eğer cevabınız demedimse, yalanlarınıza bir yalan daha eklemiş olmuyor musunuz?….

  • Güzel günler sana gelmez, sen onlara gitmelisin ….

    Güzel günler sana gelmez, sen onlara gitmelisin ….

    Son günlerin meşhur sözü. “Hayat sana güzel!” Mutlu olanların mutluluklarına bakıp mutsuz olma halinin bir nevi dile getirimi. Kendi yaşamlarındaki güzellikleri görmeyecek kadar kör olmanın bir diğer adı belki de. İster istemez kızıyor insan. Her ne kadar espriyle karışık bir şekilde söylense de yavan bir tadı var. Küfür gibi çınlıyor kafada.

    Hiçbir şey sanıldığı ve görüldüğü kadar kolay değil. Bunca gece gündüz çalışmaları, karar verme sancıları ve çeşitli badireleri aştıktan sonra karşısına geçip “hayat sana güzel!” demek biraz ayıp olmuyor mu? Oysa hayalini gerçekleştirmiş, mutlu, huzurlu birinin yazdıklarını dinleyip keyif ve dersler almaktır doğru olan.

    Psikolog olmama rağmen bu sözü ben de çok işitirim. Kendimi oyalamayı severim. Önce kendim için gezer görür dolaşırım. Güzel olan paylaşılır yaşam felsefemle ne yaptım ne ettiysem paylaşırım. Bu şu demektir: “ Bak ben yaptım, ben gittim sen de git sen de aynı duyguları yaşa, mutlu ol. Hayattan keyif al! “ Öyle fazla paralar gerektirmiyor hayatın bana güzel olması için. Gökten zembille inen bir şey de yok. Hayatın bana sunduklarından fazlasını talep etmeden yaşamımı güzel kılacak ne varsa hakkını vererek yapmaya çalışıyorum. Hepsi bu. Öyle oturduğun yerden hayat güzel olmuyor ne yazık ki!

    Her şey sadece para da değil. “Paran var hayat sana güzel” “Bekarsın hayat sana güzel, “ Her hafta geziyorsun hayat sana güzel”, “Zamanın var hayat sana güzel”… Bir insan hayatın kendine güzel olmamasından bu kadar dem vuruyorsa sormak lazım: Sen hayatını güzelleştirmek için ne yapıyorsun? Mutlu olmak için hangi adımları attın? Hep yapmak istediğini söyleyip ertelediğin şeyleri ne zaman yapacaksın? Yoksa hala oturduğun yerden, başkalarına bakıp “oh, hayat sana güzel” demeye devam mı edeceksin?

    Biliyorum ve eminim ki hayat hareketi seviyor. Oturduğun yerden spor yapamaz, sevgili bulamaz ya da dünyayı dolaşamazsın… Hayatını değiştirmek isteyip, parmağını bile oynatmayacaksan hiçbir şey zaten sana güzel olamaz. Hayat ancak içinde bulunduğun koşulları kabul edip teslim olduğunda güzel olur. Örneğin sahile yakın oturuyor olmana rağmen üşenmeyip yürüyüşe çıktığın an, bisiklete binmeyi bildiğin halde erinmeyip denize sıfır pedal çevirdiğin an yaşamın sana verdiklerini kullanmaya başlarsın. İşte o an hayat da sana sürprizlerini sunar. Hayat her şeye rağmen çok güzel, tabi bunu görene… “Hayatın bizim için ne ifade ettiği hayatın karşımıza neler çıkarttığı ile değil, bizim hayatın karşısına çıktığımız tavırla belirlenir, başımıza gelenlerden çok bizim olanlara verdiğimiz tepkiler ile gelişir.” Der Lewis Dunnington Şimdi, “hayat sana güzel” diyenlere demeliyiz ki Evet, HayaT BanA GüzeL ! Kanser hastalarının “yaşayacağım ” motivasyonuyla iyileştiği dünyada hayatını elemle dolduranlara bu da benim eleştirim…

    Hayatın güzelliğini ve çirkinliğini kadere bağlayanlar var bir de. Onlara söylenebilecek tek şey Şems-i Tebriz’den : “ Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten,”ne yapalım, kaderimiz böyle” deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.”

    Ve Mevlana der ki;

    ‎”Üzülme!..Dert etme can!..Görebiliyorsan, dokunabiliyorsan, nefes alabiliyorsan,…yürüyebiliyorsan…Ne mutlu sana!..Elinde olmayanları söyleme bana…Elinde olanlardan bahset can!…Üzülme!..Geceler hep kimsesiz mi geçecek?..Gidenler dönmeyecek mi?..Yitirdiğin her ne ise; bir bakarsın yağmurlu bir gecede..Veya bir bahar sabahında karşına çıkmış…Bil ki! Güzellikler de var bu hayatta…Gel Git’lerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin?..Hüzün olgunlaştırır” …Kaybetmek sabrı öğretir”Dört dörtlük tanımı sadece müzikte var. Hayatı olduğu gibi kabullenmeli ve üzerine elimizden gelenleri inşa etmeliyiz. Hayatın güzelliği beş para etmez bu sendeki ki yaşama aşkı olmazsa!

    ROTA: İnsan kendine olan güveni, cesareti ve umudu kadar genç, kuşkusu, korkuları ve bezginliği kadar yaşlıdır. Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz. İnsanları yaşlandıran ideallerinin bitmesidir. Bir insan hayranlık duyup sevebildiği kadar genç demektir. İçinizdeki çocuğa iyi bakın. O mutluysa siz de mutlusunuz.

  • Çocuklara hikaye anlatırken dikkat edilecek özellikler ve yazdığım bir hikaye örneği — minik böceğin ayakkabıları—-

    Çocuklar, sözcükleri birleştiripte anlam katmaya başladıklarından itibaren hikayelerle ilgilenirler. Yaş özelliklerine göre birkaç cümleden oluşan hikaye kitapları olduğu gibi birkaç karakterden oluşan uzunca hikaye kitapları da vardır. Bunun dışında nesneleri tanıtan 1-2 yaşlar için kitaplarda vardır. Önemli olan tek faktör değildir. Kitapların özellikleri; resimleri, zemini, yazıları, içeriği ve sunumuyla birlikte düşünülmelidir. Kitapların resim özellikleri yaşa uygun olmalı, küçük yaş guruplarında detaysız, karışık olmayan, kahraman sayısı az, renkler ayırdedici şekilde kullanılmalıdır. Yaş büyüdükçe kahraman sayıları artmalıdır, renkler sayı ve tonlama olarak geliştirilmiş şekilde kullanılmalıdır. Zemin olarak, banyoda küçük yaş gurupları için hazırlanan, ıslanmayan tarzda kitaplar olabilir, kumaştan hazırlanmış ve kağıttan hazırlanmış zeminler kullanılabilir. Yaş gurubu küçük oldukça, yırtılmaması için kalın bir kağıt zemin kullanılmalıdır. Sayfa sayısı yine yaşla birlikte çoğalır. Sayfada resimlerin ve yazının dengeli ve yaş dikkate alınarak düzenlenmesine dikkat edilmelidir. Kitabın çocuğa anlatılması, okunması da ayrıca önemlidir. Okulöncesi kurumlarında okurken dikkat edilecek özel durumlar vardır. Ama bir yetişkin tarafından evde okunacaksa okuma zamanı, ilgi çeken zamanı planlama, ses tonunun doğru kullanımı, merak uyandırma, resimleri çocuğa gösterme ya da yalnızca anlatım olarak düşünme gibi planlanmalıdır. Seçilen hikayenin eğlendiriciliği, bilgi verici olması önemlidir.

    MİNİK BÖCEĞİN AYAKKABILARI

    Evvel zaman içinde kalbur saman içinde mini minnacık, kırmızı renkli bir böcek varmış. Bu çok sevimli böceğin bir-iki-üç-dört-beş-altı tane bacağı varmış. Tam altı tane …
    Annesi ona ayakkabı almak istemiş. Gitmişler ayakkabı mağazasına… Bakmışlar ayakkabılar çeşit,çeşit… İçinde pembe, yeşil, mavi, sarı, siyah,mor ayakkabılar doluymuş. Ayrıca kimisi düğmeli, kimisi ilikli, kimisi de bağlıymış.
    Annesi ile bizim sevimli böceğimiz ayakkabıları iyice incelemişler. Önce hangi rengi alalım diye düşünmüşler.
    Sevimli böceğimiz:
    – Anneciğim, ben güneş renginde SARI ayakkabı almak istiyorum demiş. Ben bu rengi istiyorum diye ısrarcı olmuş. Ayaklarını birbirine vurmuş, olduğu yerde zıplamış.
    Annesi:
    – Yavrucuğum, bak hemen karar verme, diğerlerine de bakalım demiş. Yaprak rengi YEŞİL ayakkabıya ne dersin demiş.
    – Anneciğim, ben zaten yaprağın üzerinde dolaşıyorum. Onun için ayakkabılarımı farkedemem sonra demiş. Annesi bu sefer SİYAH düğmeli ayakkabıya ne dersin? demiş.
    -Anneciğim , ben bu ayakkabıları gözüm zannederim sonra demiş.
    Annesi:
    – Yavrucuğum, sen çok miniksin, ama benim her gösterdiğime de bir bahane buluyorsun demiş.
    Satış görevlisi:
    – Bakın burada gökyüzünün renginde MAVİ ayakkabılarım var. Ne dersiniz? Demiş.
    Anne ile minik böcek birbirlerine bakmışlar, kocaman SİYAH gözleri ile…Bu ayakkabılar mavi ve bağcıklıymış.
    – Anneciğim, biz uçamayan böcekleriz. Ben bu ayakkabıları giyince kendimi uçuyor gibi hissederim. Ooleeey demiş. Ne güzel bir renk, bu renk beni uçurur demiş.
    Sonra ayaklarına bakmış.Birden ümitsizliğe düşmüş,Benim bir tane ayağım yok ki;tam altı tane demiş. Ben ayakkabılarımı nasıl bağlarım? Demiş.
    Anne böcek:
    -Ben sana öğretirim. Biraz sabırlı olmalısın ve öğrenmek istemelisin demiş.
    Büyük bir sevinçle bu MAVİ ayakkabıyı almışlar. Ne dersiniz minik böceğimizin ayakkabısını birlikte bağlayalım mı?
    NOT: Hikayenin sonunda çocuklara ayakkabı bağlamayı öğretmeyi planlanladım. Hazırlanmış modeller üzerinde çocuğa öğretilebilir, çocukta öğrenmeye motive eder. Renkler hakkında bilgi vermeyi, bazı davranış kalıplarını öğretmeyi, sayı kavramına destek olmayı planladım. Çocuk edebiyatına uygun olmasada fark yaratmak ve ilgi çekilme amaçlı olarak, girişte masal formu kullandım.

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG-İLETİŞİM VE AİLE DANIŞMANI