Etiket: Bağışıklık Sistemi

  • Okul çağı çocuklarının bağışıklık sistemi için doğru beslenme

    Günümüzde sıklıkla 3 yaş sonrası okul öncesi eğitime ve ardından ilkokula başlayan cocuklar bu ortamlarda özellikle kış ve bahar aylarında yaygın görülen infeksiyon hastalıklarına yoğun olarak maruz kalmakta. Okul öncesi ev yaşamında oldukça hijyenik koşullarda yaşayan çocukların bağışıklık sistemleri henüz hazır olmadıkları infeksiyon etkenleri ile karşılaşınca, karşımıza geçmeyen burun tıkanıklığı, tekrarlayan orta kulak infeksiyonları, inatçı balgamlı öksürükle giden bronşit tablolarını arka arkaya yaşayan minikler ve endişeli anneler ordusu çıkmakta. Karşılaştığımız bu enfeksiyonların % 80 ‘ i viral enfeksiyonlardır ve bu durumlarda gereksiz antibiyotik kullanımı ile çocuğun cilt – bağırsak ve boğaz florası bozularak bakteri direnci ve çocukta alerji – astım – atopi riski artar.

    Bağışıklık sisteminin çocukluk döneminde kuvvetlendirilmesi yetişkinlik döneminde sağlıklı bir yaşam sürdürülebilmesi açısından büyük önem taşır. Düzenli ve sağlıklı beslenmenin yanı sıra, çocukların sağlıklı ortamlarda büyümesi bağışıklık sisteminin gelişmesinde önemli bir rol oynar. Sağlıklı ortam aşırı hijyenik ortam demek değildir. Çocuklar bağışıklık sisteminin gelişebilmesi için çevredeki mikrop ve bakterilere de ihtiyaç duyarlar. Çocuk ne kadar çok yaşadığı çevreyle ilişkide ise, yaşıtları ile oynuyor, toprakla oynuyor ise o kadar bağışıklık sistemi güçlenir.

    Beslenme bağışıklık sistemini en çok etkileyen çevresel faktörlerden biridir. Bağışıklık sisteminde en önemli besin kaynağı tabi ki anne sütüdür. Anne sütü içeriğindeki immunglobulinler ve koruyucu diğer faktörler bebeğe direkt olarak geçmekte ve bireyin ömür boyu onu koruyacak olan bağışıklığının ilk temellerini atmaktadır.

    Çocukların yaşlarına uygun kaloriyi sağlayan dengeli beslenme bağışıklık sistemini olumlu yönde etkiler. Beslenme yetersizliği kadar obezite de kan yağları arttığı için bağışıklık sistemi negatif olarak etkileyen bir faktördür.

    Sebze ve meyveler içerdikleri vitaminler yoluyla özellikle de antioksidan vitaminler olan Beta karoten, C, E vitaminleri ve selenyum-çinko gibi eser elementler ile bağışıklığımızı güçlendirir. Sebzelerden kırmızı-yeşil biber, brokoli, lahana, kereviz, turp, pazı ve ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeler özellikle kış aylarında mutlaka tüketilmesi gereken bağışıklığı güçlendiren sebzelerdir.

    Balık ve ceviz içerdikleri omega-3 yağları ile bağışıklığı destekler. Haftada bir kez balık ve hergün ceviz tüketilmesi önerilmektedir.

    Meyvelerden özellikle turunçgiller, portakal, mandalina, kivi ve limon C vitamini iceriği ile öne çıkmaktadır. Günde en az 1 portakal, 1 kivi ya da 2 mandalina tüketilmesi çocuğun günlük ihtiyacı olan C vitaminini sağlar. Taze sıkılmış meyve suları şüphesiz vitamin desteği sağlasa da, meyvenin içerdiği lifler ve diğer minerallerle tam olarak tüketilmesi tercih edmelidir. İncir, Beta karoten ve A vitamininden zengin kayısı gibi yaz meyveleri kışın kurutulmuş olarak tüketilebilir.

    Probiyotikler ağız yoluyla alınan canlı mikroorganizmalardir. Barsaklara yerleşerek bizi zararlı bakterilere karşı korur , sindirime yardımcı olurlar. Mayalı ürünler yoğurt -ayran- kefir -tarhana -boza vb. içerdikleri probiyotikler ile bağışıklık sistemimizi güçlendirirler. Özellikle suyu üst kısımda birikebilen ev yapımı yoğurtların tüketilmesi tavsiye edilmektedir.

    Prebiyotikler ise bu yararlı bakterilerin barsakta sağlıklı çoğalmasını destekleyen, diyetle aldığımız canlı olmayan maddelerdendir. Sarmisak, soğan, muz, tüm sebzeler, tahıllar ve kuru baklagiller bu gruptadir.

    Protein grubu besinlerin ana kaynağı olan et de büyümeyi desteklemenin yanında, çinko içeriği ile bağışıklığı destekler.

    Tüm bu bilgiler ışığında çocuğun mucize yaratacağını düşündüğümüz tek bir meyve ya da sebzeyi yemeye zorlanması yerine, tüm mevsim sebze ve meyvelerini , tam tahılları, eti ve kuru baklagilleri dengeli olarak tüketmesini önermekteyiz .

  • Bağışıklık sistemi hastalıkları

    Bağışıklık Sistemi Şikayetleri

    Bağışıklık sistemindeki bozukluklar hangi şikayetlere yol açar?

    Bağışıklık sistemindeki bozuklukların veya yetmezliklerin en sık bulgusu sık tekrarlayan enfeksiyonlardır. Bunun yanısıra; büyüme gelişme geriliği, kronik ishal, geçemeyen yaralar, göbek kordonunun geç düşmesi, uzun süren pamukçuk, lenf bezlerinde , karaciğer ve dalakta büyüme, ilerleyici denge bozuklukları, otoimmün hastalıklar görülebilmektedir.

    Bağışıklık sistemi yetmezliklerindeki enfeksiyonların özelliği nedir?

    Bağışıklık sistemi yetmezliği olan çocuklarda enfeksiyonlar genellikle tekrarlayıcı, ağır seyirli, kronik, tedaviye dirençli, aynı anda birden fazla mikrobun sebep olduğu enfeksiyonlardır.

    Çocuklarda hangi durumlarda bağışıklık sistemi yetmezliğinden şüphelenilir?

    Bir yıl içinde dört veya daha fazla kulak enfeksiyonu geçirilmesi

    Bir yıl içinde iki veya daha fazla ağır sinüzit geçirilmesi

    Bir yıl içinde iki veya daha fazla zatürre geçirilmesi

    İki ay veya daha uzun süren antibiyotik kullanımına rağmen enfeksiyonların düzelmemesi

    Kilo alamama ve büyüme geriliği

    Tekrarlayan cilt ve organ apseleri

    Ağızda kalıcı pamukçuk veya ciltte mantar enfeksiyonu

    Enfeksiyon tedavisi için her seferinde damardan antibiyotik kullanma gereksinimi

    Derin doku ve organlarda yaygın enfeksiyon geçirilmesi

    Ailede bilinen immün yetmezlik hikayesi

  • Çocuklarda bağışıklık sistemi

    Bağışıklık (İmmün) Sistemi Nedir?

    İmmünoloji nedir?

    İmmünite Latince “immunitas” dan köken alır. İmmunitas, bağımsız olmak, özgür olmak demektir. İmmunite vücut için yabancı ve zararlı olan her şeyden korunma olarak ifade edilebilir. İmmünoloji ise bağışıklık sistemi ile ilgilenen bilim dalıdır.

    Bağışıklık (İmmün) sistemi nedir?

    Bağışıklık sistemi “mikrop” diye tanımlanan, vücudumuzda enfeksiyona yol açan virüs, bakteri, mantar ve parazit gibi mikroorganizmaların zarar verici etkilerine karşı kişiyi koruyan, savunma sistemimizdir. Bağışıklık sistemi hücreler ve organlar-dokulardan oluşur. Bu hücreler; nötrofil, monosit, lenfosit, dendritik hücre olarak adlandırılır. Organ-dokular; lenf bezleri, timus bezi, kemik iliği, dalak, lenf sistemi, barsak-solunum sistemi-ve derideki lenfoid yapılar olarak sayılabilir. Bağışıklık sistemini oluşturan bu hücre ve organlar birlikte muhteşem bir işbirliği içinde çalışmaktadırlar.

    Bağışıklık (İmmün) sistemi nasıl çalışır?

    İmmün sisteminin çalışması iki ana başlık altında incelenir.

    1. Doğal bağışıklık sistemi (doğal direnç); Enfeksiyonlara yol açan mikropları, vücuda ilk girişte karşılayıp tanıyan ve daha sonra ortadan kaldırmak için çalışan, doğal olarak organizmada hazır bulunan bağışıklık sistemidir. Başlıca deri, solunum sistemi ve sindirim sistemi, doğal öldürücü hücreler ( NK hücresi), fagositik hücreler, protein yapıdaki sıvısal ürünler ( kompleman sistemi, sitokinler) den oluşur. Bu sistem enfeksiyona yol açan mikroorganizma ile karşılaşır karşılaşmaz dakikalar içinde harekete geçer. Oluşturulan immün yanıt etkene spesifik değildir ve hafızası yoktur.

    2. Edinsel bağışıklık sistemi ( kazanılmış direnç); Bu sistem, vücuda zarar veren bir mikropla karşılaşmayı takiben, günlerle belirtilen bir hazırlık süresi sonucunda harekete geçer. Etkene spesifiktir ve hafızası vardır. Yapıtaşlarını T ve B lenfositler oluşturur.

    Doğal ve edinsel bağışıklık sistemi ayrı ayrı olarak ele alınsa da, karşılıklı etkileşim içinde, işbiriliği ile vücudumuzu zarar veren etkenlere karşı korumaktadırlar.

  • Alerji, anne karnında önlenebilir mi?

    Alerji, anne karnında önlenebilir mi?

    Yüzyılın hastalığı olarak karşımıza çıkan, hamilelikte önlenebilen alerji ve astımın, sezeryan doğum yapan annelerin çocuklarında görülme sıklığın %20 daha fazla iken, normal doğumla bu hastalıkların önüne geçilebiliyor.

    Çeşitli alerjik reaksiyonlar ölümle sonuçlanabilmektedir. Alerji; bütün vücudu tutan bir hastalık olup, bebeklikten yetişkinliğe kadar geçen süreçte farklı belirtilerle kendini gösterir. Genetik faktörler de bu hastalıklarda önemli olup, bu hastalıkla mücadelenin anne karnında başladığını unutmamak gerekir. Annenin hamileyken doğal ve yeşil bir ortamda yaşaması, solunum yoluyla doğadaki zararsız mikroplara maruz kalması, bebekte alerji gelişimini azaltan bir etkendir. Hamileyken, çiftlik ortamında olduğu gibi hayvansal ve toprak kaynaklı zararsız mikroplarla temas eden bir annenin, bebeğinin de bağışıklık sistemi gelişir ve alerjiden uzaklaşmayı sağlayan birinci adımdır.

    Normal doğum ise, alerjiyle mücadelede ikinci ve önemli bir adımdır. Annenin doğum kanalındaki sağlıklı floranın mikroplarla temasıyla, bebek bağışıklık sistemini geliştirecek ilk doğal uyarıyı alır. Sezeryan doğumla dünyaya gelen bebekler ise tamamen steril bir ortamda doğdukları ve bu sırada hiçbir mikropla teması olmadığı için, bağışıklık sistemleri alerjiye yatkın hale gelmektedir.

    Mikrop bebeğinize güç verecek

    Bağışıklık sistemini bir terazinin iki kolu olarak değerlendirebiliriz. Bağışıklık sistemi mikroplarla ne kadar çok temas ederse; alerjiden o kadar çok uzaklaşıyor. Tam tersi mikropla mücadele ne kadar kısıtlanırsa; bağışıklık sistemi de alerji yönüne kayıyor. Günümüzde aileler, bir yandan çocuklarını hastalıklardan korumaya çalışırken diğer bir yandan alerjik reaksiyona yatkın hale getiriyor.

    Özellikle ailesinde alerjik hastalık bulunan anne adaylarını uyarmak istiyorum; tıbbi bir zorunluluk olmadıkça, sezeryan doğumun tercih edilmemesi, hayvan ve toprak temasından kaçınılmaması çok önemlidir.

  • Çocuğumun bağışıklık sistemi zayıf mı?

    Çocuğum çok sık hastalanıyor acaba bağışıklık sisteminde bir sorun mu var?

    İşte sık karşılaştığımız sorulardan biri daha…

    Çocuklar özellikle de evde ağabeyleri, ablaları olanlar okul öncesi dönemde yılda 5-8 kereye kadar üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilirler. Bu bağışıklık sisteminin yetersiz olduğunu göstermez, hatta tam tersine bağışıklık sisteminin normal gelişimi için gerekli bir süreçtir.

    Bebekler doğduklarında anneden bebeğe geçen antikorlar ( vücudumuzu mikroplardan koruyan özel maddeler) nedeni ile enfeksiyonlardan kısmen korunurlar. Takip eden aylar içinde anneden bebeğe geçen antikorların düzeyi azalır ( 3-6 civarında) ve takip eden dönemde bebeğin kendi antikorlarını yapması ve vücudunun mikroplar ile boğuşma yeteneğini kazanması gerekir. Bazı bebeklerin kendi antikorlarını yapabilmesi 9-15 aya kadar gecikir ve bu bebeklerde tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, ishal gibi enfeksiyonlar görülebilir. Nadiren antikor düzeyleri 2-4 yaşına kadar da düşük kalabilir. Bağışıklık sistemindeki bu geçici düşüklük genellikle iyi seyirlidir.

    Bazı çocuklarda ise bağışıklık sistemi doğumsal bazı hastalıklar nedeni ile yeterli düzeyde çalışmaz ve bu bebekler enfeksiyonlara karşı savunmasızdırlar. Bağışıklık sisteminin bir çok bölümü vardır bu neden ile bağışıklık sistemi yetersizliği olan çocuklarda bulgular hangi bölümünün etkilendiğine gore çok çok farklı olabilir.

    Altı aydan sonra başlayan üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları olan büyümesi gelişmesi bozulmayan bebeklerde antikor düzeylerinde ( IgA,IgG,IgM) düşüklükler olabilir. Örneğin I gA eksikliği; IgA vücudumuzu mikroplardan koruyan antikorlardan biridir. I gA düzeyinin düşük olması en sık görülen bağışıklık sistemi hastalığıdır ve her 600-700 kişide bir görülür. Bu çocukların çoğu tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, sinuzitler, bronşitler bazen zatürre enfeksiyonları ile hekime başvurular genellikle çok ağır enfeksiyonlar geçirmezler. I g A eksikliği olan bir hasta sık ve ağır enfeksiyonlar geçiriryor ise diğer antikor düzeylerinde de düşüklükler olabileceği unutulmamalıdır.

    Eğer bir bebeğin doğduğu andan itibaren başlayan tekrarlayan bakteri, virus ya da mantar enfeksiyonları var ise, tekrarlayan ishaller nedeni ile büyüme gelişme bozulmuş ise,hayatı tehdit edici enfeksiyon hikayesi var ise mutlaka ağır bir bağışıklık sistemi hastalığının araştırılması gerekir.

    Bu hastaların tedavisi de bağışıklık sisteminin hangi bölümünün etkilendiğine gore planlanır. Eğer ciddi bir antikor düşüklüğü mevcut ise hastaların 3-4 haftada bir damar yolu ile koruyucu antkorlar almaları gerekebilir. Enfeksiyonların erken tanısı ve etkin tedavisi çok önemlidir. Bazı durumlarda koruyucu antibiyotik tedavileri kullanılır.

    Eğer çocuğunuz basit üst solunum yolu enfeksiyonları dışında bir yılda ikiden fazla ya da toplam üçten fazla zatürre geçirdi ise, altı ay içinde üç ya da bir yıl içinde dört kulak iltihabı geçiriyor ise ,ya da menejit gibi hayatı tehdit eden enfeksiyon geçirme hikayesi var ise mutlaka bağışıklık sistemine ilişkin testlerin yapılması uygun olacaktır.

  • Sezeryan doğum, alerjik hastalıkları arttırıyor…

    Sezeryan doğum, alerjik hastalıkları arttırıyor…

    Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği verilerine göre 2001 yılında ülkemizde %21 olan sezeryan doğum oranları 2009 yılı itibariyle % 47'e yükselmiştir. Sezeryan doğumların % 50'den fazlası anne isteği ile gerçekleşirken, bu doğumlar çocuklarda astım görülme sıklığını % 20 arttırıyor.
    Toplumda “Alerjigelip geçici bir hastalık gibi algılanıyor, oysaki Alerji birçok alerjik hastalığın temelinde bulunan ve bütün vücudu tutan sistemik bir hastalıktır. Alerjinin oluşumunda doğum şekli önemli bir yer tutuyor.
    Normal yoldan doğan bebekler, sezeryan ile doğan bebeklere göre daha az alerji oluyor.Çünkü normal doğum ile dünyaya gelen bebekler, ilk kez doğum kanalında mikropla tanışıyor ve doğdukları andan itibaren bağışıklık sistemini güçlendirmek için mücadeleye başlıyorlar. Sezeryan ile doğan, steril bir şekilde dünyaya gelen bebeklerde ise tam aksi oluyor.
    Dünya'da alerjik hastalıklardaki artışın nedeni araştırılırken; çocuklarda alerji ile ilgilenen bilim adamları tarafından yürütülen araştırmalardan en kapsamlısının “Hijyen Hipotezi” dir. Bu hipotezde bağışıklık sistemini bir teraziye benzetebiliriz.
    Bağışıklık sistemi, bir terazinin iki kolu gibi birbirinin aksi yönünde çalışan iki farklı sistemden oluşuyor. Bir kol mikroplarla savaşıyor; diğer bir kol alerjik reaksiyonlardan sorumlu tutuluyor. Bağışıklık sistemi mikroplarla ne kadar çok temas ederse; alerjiden o kadar çok uzaklaşıyor. Tam tersi mikropla mücadele ne kadar kısıtlanırsa; bağışıklık sistemi de alerji yönüne kayıyor. Günümüzde aileler, bir yandan çocuklarını hastalıklardan korumaya çalışırken diğer bir yandan alerjik reaksiyona yatkın hale getiriyor.
    Normal doğum sırasında annenin doğum kanalındaki zararsız mikroplarla temas eden bebek bağışıklık sistemini doğru yoluna oturtacak ilk doğal uyarıyı bu sırada almış oluyor. Oysa ki; sezeryan doğum ile dünyaya gelen bebekler tamamen steril bir artamda doğdukları için bu sırada hiçbir mikrop teması söz konusu olmadığında bağışıklık sistemi alerji yönüne kayıyor.
    Özellikle ailesinde alerjik hastalık öyküsü bulunan anne adayları tıbbi bir zorunluluk olmadıkça sezeryan doğumu tercih etmemelidirler.

  • Çocuğun bağışıklık sistemi nasıl güçlenir ?

    Bağışıklık sistemi olmasaydı en küçük virus enfeksiyonu bile insanı öldürebilirdi.Bağışıklık sistemi hepimizin bildiği gibi sağlıklı bir yaşam sürmede son derece önemli.

    Hele konu çocuklar olunca bağışıklık sistemlerinin iyi çalışması ve iyi eğitilmiş olması ömür boyu daha sağlıklı olmalarını sağlayabiliyor.İyi eğitilmiş olması diyorum çünki bağışıklık sistemi de eğitilebiliyor.Aynı çocuğun eğitimi gibi.Virüslerin ,bakterilerin mantarların çok olduğu ve yiyeceklerin temiz olmadığı bir ortamda bu kendiliğinden oluyor. Ancak günümüz dünyasında gelişmiş ülkelerde pek çok çocuk steril,temiz ortamlarda büyüyor,temiz yiyecekler yiyor

    Bağışıklık sisteminin eğitilmesi hem enfeksiyonlarla savaşmak için önemli hem de bu sayede bağışıklık sistemi kendi silahlarının kendi silahlarını kendine çevirdiği otoimmün hastalıklar (crohn ve ülseratif kolit örneğin) ve allerjik hastalıkların olma olasılığı azalıyor.

    1989’da İngiliz Doktor Strachan tarafından ortaya atılan hijyen hipotezine göre çocuklar virus mantar ve bakterilerle karşılaşmadıklarında allerji,astım, egzema gibi hastalıkların olasılığı artıyor. Çok çocuklu ailelerde astım daha az görünüyor.Hijyen ne kadar artarsa egzema ve allerji riski o kadar artıyor.

    Bağışıklık sistemi hem virus mikrop ve mantarları öldürme hem de hafıza fonksiyonu olan inanılmaz dinamik bir mekanizma

    O zaman ne yapmalı ?Doğumdan itibaren çocuğun bağışıklığını güçlendirmenin, eğitmenin yolu var mıdır? Hem enfeksiyon olasılığını azaltıp hem de astım allerji gibi rahatsızlıkların olma riskini azaltabilir miyiz? Tıpta pek çok şeyde olduğu gibi bu sorunun da % 100 kesinlikleşmiş bir yanıtı yok. Ancak bildiklerimiz bağışıklık sistemini güçlendirecek bir yol haritasını bebeklikten itibaren oluşturmamıza yardımcı oluyor.Önce bu konuyla ilgili bildiğimiz gerçeklere bakalım. Sonra da yol haritamızı oluşturalım.

    · Bağışıklık sistemi oldukça karmaşık birimlerden oluşup oldukça karmaşık fonksiyonları yerine getirirken beslenme çok önemli. Özellikle protein,fitonutrientler dediğimiz vitaminler ve antioksidanlar,omega 3 yağ asitleri

    · Yararlı bakteriler bağışıklık sisteminin eğitiminde önemli. Vücudun bir çok yerinde, özellikle bağırsak florasında milyonlarca faydalı mikroorganizma var. Bunların varlığı bağışıklık sisteminin hafıza fonksiyonunu yerine getirmesi için gerekli.Bu bakteriler anne sütü içen bebeklerde ve fermente besinlerle artıyor. Antibiyotikler ve temizlik malzemeleri bu floraya zarar verebiliyor.

    · Bağışıklık sisteminin hafıza fonksiyonunun gelişmesi için aşılama çok önemli.Aşılar çocuğun doğal bağışıklık kazanması tehlikeli ya da zararlı olabilecek bir sürü hastalığa karşı vücutta direnç geliştiriyor.

    Bir çocuk hiç hastalıklarla tanışmazsa vücut direnci gelişmez.Hastalıklarla karşılaşmaları gerekir.Aşırı koruma faydadan çok zarar getirir.

    O zaman çocuğumuzun bağışıklığını geliştirmek için şöyle bir yol haritası çıkıyor ortaya.

    1- Anne sütü

    (Hem aktif hem pasif bağışıklığa inanılmaz faydası var.Mümkünse çocuklar iki yıl emzirilmeli bence.İmmün sisteme etkisi ikinci yıl azalıyor ancak mevcut.)

    2-Kademeli olarak azalan sterilizasyon

    İlk 3 ay ortamı tümden sterilize etmek ve hasta kimseleri çocuğa yaklaştırmamak uygundur.Çünki bu dönemde çocuğun kendine özgü bağışıklık sistemi eğitilmeye hazır değildir.Enfeksiyonlar ağır geçer.En önemli direnç zaten anneden geçen antikorlardır. Daha sonra sterilizasyonu kademeli olarak azaltmakta fayda vardır.Çocuklar 6 haftadan itibaren hergün temiz havaya çıkarılmalı.5 dakika bile olsa bu önemlidir.Çocukların oyun parkına çıkmasına izin verilmeli,aşırı korunma

    3-Fermente gıdalara erken başlamak

    Floranın güçlenmesi için erkenden yoğurt gibi fermente gıdalara başlanması.6-7. ay gibi yoğurda başlanması uygundur.Kefir de bebeklikten itibaren azar azar verilebilir.Bu şekilde bebeğin bağışıklık sistemindeki hafıza fonksiyonu güçlenir.Ancak yiyecek allerjilerine dikkat.

    4-Antibiyotiklerden mümkün olduğunca kaçınma

    Antibiyotiklerin gereksiz yere kullanılmaması, doğru endikasyonlarla ancak bakteriyel enfeksiyon şüphelenildiğinde kullanılması.

    5-Probiyotiklerle takviye

    Çalışmalar üst solunum yolu enfeksiyonlarının ve mide bağırsak enfeksiyonlarının çok yoğun olduğu dönemlerde düzenli probiyotik kullanımının koruyucu olabileceğini gösteriyor.

    6-Bitkisel besinler

    Çocuğun bebeklikten itibaren fitonutrinetları sebze ve meyvelerdeki vitaminleri alması.

    Mevsiminde ve mümkün olduğunca organic sebze ve meyvelerin tüketilmesi.

    Sebze meyve alımı yeterli değilse vitamin takviyesi.

    7-Dengeli beslenme

    Çocukların kücükten itibaren sabırla ve abur cubura taviz vermeyerek dengeli beslenmeye alıştırılması.Beyaz şeker vücudun ve bağışıklık sisteminin düşmanı.

    8-Aşılama

    Aşılama çok önemli çünki çocuklarımızın bir çok çocukluk hastalığına karşı doğal bağışıklık kazanmasını istemeyiz ve göze alamayız.Ve hayır aşılama bağışıklık sistemini zayıflatmıyor,güçlendiriyor.

    9-Evde çok fazla kimyasal madde kullanılmaması.

    Arap sabunu gibi doğal temizleyicilerin tercih edilmesi.Çamaşır suyu ciff gibi kuvvetli ürünlerin kullanılmaması. Unutulmamalı temizlik maddeleri de bakteri direncine yol açabiliyor ve allerji gelişiminde rol oynayabiliyor.

    10-Çocukları aşırı korumaktan sakınmak

    Dikkat ediniz nerede çok korunan,hasta insanlara hiç yaklaştırılmayan,çok steril bir ortamda büyüyen çocuk varsa onlar daha fazla hasta olur. Üstelik bu yetmiyormuşçasına daha fazla allerji ve astım geliştirirler.Çocuklarımız rahat büyüsün, havaya göre giyinsin ve diğer çocukların arasına düzenli olarak karışsınlar.