Etiket: Bağırsak

  • Endoskopik kanser taramaları kimlere, ne zaman yapılmalıdır?

    Endoskopik taramalar mide ve bağırsak kanserlerinin erken tanı ve tedavisine olanak sağlamaktadır. Ülkemizde kolon (bağırsak ) kanseri için sağlık ocaklarımızda gayta tetkiki ile tarama yapıp bu test pozitif çıkanlarda kolonoskopi taraması yapılmaktadır. Bunlar dışında dışkıda kan görülmesi, bağırsak alışkanlıklarında oluşan değişiklikler, ani kilo kaybı, açıklanamayan demir eksikliği anemisi, ailede mide bağırsak kanseri olması da kolonoskopik tarama yapılması gereken durumlar arasındadır.

    Endoskopik inceleme yapılması gerekli durumlar arasında ise; ani kilo kaybı, açıklanamayan demir eksikliği anemisi, ailede mide bağırsak kanseri olması, yutma güçlüğü, erken doyma, inatçı kusmalar olarak sayılabilir.

  • Endoskopik taramalar kime ne zaman yapılmalıdır?

    Endoskopik taramalar mide ve bağırsak kanserlerinin erken tanı ve tedavisine olanak sağlamaktadır. Ülkemizde kolon (bağırsak ) kanseri için sağlık ocaklarımızda gayta tetkiki ile tarama yapıp bu test pozitif çıkanlarda kolonoskopi taraması yapılmaktadır. Bunlar dışında dışkıda kan görülmesi, bağırsak alışkanlıklarında oluşan değişiklikler, ani kilo kaybı, açıklanamayan demir eksikliği anemisi, ailede mide bağırsak kanseri olması da kolonoskopik tarama yapılması gereken durumlar arasındadır.

    Endoskopik inceleme yapılması gerekli durumlar arasında ise; ani kilo kaybı, açıklanamayan demir eksikliği anemisi, ailede mide bağırsak kanseri olması, yutma güçlüğü, erken doyma, inatçı kusmalar olarak sayılabilir.

  • Bağırsak floramızın sağlığı genel sağlığımızın bir göstergesidir

    Vücudumuzda bulunan faydalı dost bakterilere “probiyotik” adı verilir. Probiyotikler en çok kalın bağırsakta bulunur. Erişkin bir insanın bağırsağında 100 trilyon, yaklaşık 1,5 kg faydalı bakteri vardır. Hipokrat’ın dediği gibi “Bütün hastalıklar bağırsaktan başlar. Bağırsak hasta ise vücudun geri kalan kısmı da hastadır.” Bağırsaklarımız, bağışıklık sisteminin en önemli organıdır.

    Bağırsaklarımızda bulunan probiyotikler, bağışıklığımızı güçlendiren dost bakterilerdir. Bağırsak iç zarını kaplayan bu yararlı bakteriler, ağızdan alınan zararlı bakterilerin bağırsak duvarından içeri geçmesine dolayısıyla birçok hastalığın oluşmasına engel olurlar.

    Normalde bağırsağımızda %85 dost bakteriler, %15 zararlı bakteriler bir denge halinde bulunur. Günümüzde başta antibiyotik olmak üzere, stres, kötü beslenme, ağrı kesici ilaçların alınması, sık seyahatler durumunda zararlı bakterilerin, faydalı bakterilere oranı yükselmektedir. Zararlı bakteriler bağırsak iç zarında artarsa probiyotiklerin oranı azalır ve bağırsak geçirgenliği artar. Buna bağırsak flora bozukluğu veya “Disbiyozis” denir. Birçok zararlı mikroorganizma bağırsak duvarından içeri girer ve hastalık yapar.

    Bu hastalıkların başında hassas barsak sendromu, allerji, astım, egzema, ishaller, şeker hastalığı, iltihabi barsak hastalıkları, obezite, karaciğer yağlanması, kalın bağırsak kanseri gelir.

    Hatta bağırsak floramızdaki dengesizliğin ruh sağlığımızı etkilediğini gösteren çalışmalar vardır. Günümüzde özellikle viral üst solunum yolu enfeksiyonlarında bilinçsizce sık kullanılan antibiyotikler bağırsaktaki faydalı bakteri oranını azaltarak birçok hastalıklara davetiye çıkarmaktadır.

    Günümüzde probiyotiklerin obezite tedavisinde diyete ek olarak kullanımı hızla artmaktadır. Ayrıca sindirim sisteminin düzenlenmesinde etkisi önemlidir.

    Probiyotikleri gıda takviyesi toz, tablet, kapsül şeklinde almak en iyisidir. Çünkü bunların içinde hangi bakteriler olduğu ve faydalı bakteri miktarı bellidir. Ayrıca bu tür preparatlar mide asidinden geçerek bağırsakta açılır ve faydalı aktivitelerini gösterirler. Probiyotik yoğurtları kullanmak da sağlıklıdır. Fakat bu yoğurtlardaki uzun raf ömrü ve soğuk zincir hassasiyeti nedeniyle içindeki faydalı bakteri miktarı azalmış olabilir. Ayrıca bu yoğurtlardaki faydalı bakterilerin mide asidinden geçerken sayıları azalır.

    PREBİYOTİKLER

    Prebiyotik, probiyotiğin (sindirim sistemindeki faydalı dost bakteriler) yiyeceğidir. Prebiyotikler kalın bağırsaktaki faydalı dost bakterilerin yani probiyotiklerin büyümesini, aktivitesini ve çoğalmasını sağlar. Prebiyotiklerin kalın bağırsakta faydalı bakteriler tarafından fermentasyonları sonucunda kısa zincirli yağ asitleri oluşur. Kısa zincirli yağ asitlerinden biri olan bütirik asit kolon kanserini engellemede çok etkilidir.

    Prebiyotikler, toz, tablet formunda bulunabildikleri gibi, yiyecekler içerisinde de bulunurlar. Prebiyotikler probiyotiklerle birlikte (sinbiyotik) ilaç olarak da piyasada bulunur. Yiyecek olarak en fazla radika, karahindiba, kuru soğan, sarımsak, yer elması, pırasa ve enginarda bulunur. Her prebiyotik, lif içerir. Ama her lif prebiyotik içermez.

    Sonuç olarak; Probiyotikler ve Prebiyotikler bağışıklık sistemimizin en güçlü ögeleridir. Sağlıklı bir yaşam için Probiyotikleri ve Prebiyotikleri gıda takviyesi olarak beslenmemize dahil etmeliyiz.

  • Şişkinlik ve gazda mikrobiyotanın önemi

    Flatulans (gaz), mide veya intestinal aşırı gaza sahip olma durumudur. Abdominal distansiyona (bloating) neden olan rahatsızlık verici bir durumdur.Genellikle rektumdan gaz çıkışı veya geğirme (belching, burping) ile birliktedir.

    Gazın 5 çeşit primer kompenenti bulunur. Bunlar; nitrojen, hidrojen, karbondioksit, oksijen ve metan olup kokusuzdurlar. Aerofaji yoluyla en çok nitrojen gazı alınır. Hidrojen, karbondioksit ve metan intestinal gazların yaklaşık %74′ ünü oluşturur. Karakteristik kokusunu veren ise eser gazlardan volatil sülfür bileşikleridir. Bu sülfür bileşiklerin başında ise hidrojen sülfid (H2S), metil merkaptan (MM), dimetilsülfid (DMS) gibi maddeler yer alır. Özellikle sülfür içeren aminoasitlerin kolonik bakteri fermantasyonu ile ortaya çıkarlar. Bismut ve aktif kömürün özellikle intestinal H2S’ü azalttığına dair yapılan çalışmalar vardır.

    Flatulans’da yanıcı karekteri olan gazlar hidrojen ve methandır. Methan üreten archaea’ lardan Methanobrevibacter smithii gut microbiota içinde yer alır.

    İntestinal gazın büyük bir kısmı uyku esnasında yapılır.Bu gazların büyük bir kısmı kolondaki bakterilerce sağlanır. Karbonhidrat özelliğindeki sindirilemeyen oligosakkaritler, oligosakkarit lifler kolona gelince kolondaki bakteriler tarafından fermentasyona (bakteriyel digestion) uğrarlar ve sonucunda intestinal gaz ortaya çıkar. Ancak aynı diyeti uygulayan insanlarda oluşan gaz kişiler arasında farklılıklar gösterir.

    Gaz üretimi; diyet ve rezidü yiyeceklerin fermentasyonu dışında, kolonik mikrobiyotanın metabolik aktivitesi ve kompozisyonu tarafından da değişir. Kolonik bakteriler fermentasyonda yol oynayarak genellikle Hidrojen ve CO2 üretimine yol açarlar. Bağırsak bakterilerinin çoğu intestinal gaz oluşumunda rol oynarken kolonik bakterilerden bazıları intestinal gaz oluşumunu azaltırlar. Sülfat azaltan bakteriler, Acetogenic bakteriler ve Methanogenic Archea’lar fermantasyon yolu ile üretilen gazları tüketirler. Gaz evakuasyon sıklığı ile 3 bakteri artışı pozitif korelasyon gösterir (Bacteriodes uniformis, Bacteriodes Ovatus, Parabacteriodes distasonis). Bunlardan B.ovatus’un flatulansda daha yüksek düzeylerde bulunduğu gösterilmiştir. Bacteriodes frajilis grubunun bu 3 üyesinin enterotoksin ürettikleri görülmüştür.

    Özellikle B. Ovatus kronik intestinal inflamasyonun hayvan modellerinde epitelyal bütünlükteki değişiklikler ve sistemik antikor cevabı ile ilişkili bulunmuştur. B.ovatus komensal bir bakteri olmasına rağmen İBD’de bağırsak dokusunsuna patojenik B.vulgatus’dan daha fazla antijenik bulunmuştur.

    Bilophila wadsworthia çeşitli anaerobik enfeksiyonlarda bulunan oportumistik patojen bir bakteridir. Sakkorolitik bir bakteridir. Gaz üretimi ile direk ilişkilidir. Nitratı nitrite çevirir.Azot üretir ve sülfür içeren aminoasitlerden Hidrojen sülfid üretir. Hidrojen sülfid karsinojenik bir maddedir. Kuvvetli katalaz aktivitesine sahiptir.

    Sağlıklı bağırsak mikrobiotası; patojen bakteriler, intestinal parazitler ve Candida gibi diğer flatulagenic bakterilere karşı koruyucu bir etki gösterir. Bağırsak mikrobiyotasının %85′ ini sağlıklı komensal bakteriler (probiyotik), %15’ini ise patojen mikroorganizmalar oluşturur.Bu oran patobiontlar lehine bozulursa disbiyozis meydana gelir. İntestinal gaz bağırsak mikrobiyotasının ekosisteminin instabilitesi ile ilişkilidir.

    Disbiyozis oluşumuna katkıda bulunan nedenlerin başında antibiyotikler gelir. Antibiyotikler alındıktan sonra bağırsak mikrobiyotanın normal hale gelmesi, komensal bakterilerin kolonize olması 1-2 ay kadar sürer. Dolayısı ile bu süre içerisinde intestinal gaz (flatulans) ve abdominal distansiyon ve abdominal kramp gibi problemler görülür. Antibiyotik alınması ile özellikle bağırsakta Candida overgrowth olur. Candida kolonizasyonu toksinleri aracılığıyla disbiyozis yapar. Bu toksinler özellikle ürik asit, amonyak ve asetaldehittir. Kronik candidiazis ve Candida overgrowth durumlarında hangover sendromuna benzer belirtiler görülür. Asetaldehit toksik bir üründür. Etanol alımında alkol dehidrogenaz tarafından yıkılır ve asetaldehite döner. Bir de kronik candidiazis ve candida overgrowth durumunda Candida albicans’ın alkol üretimi sonucu olarak ortaya çıkar.

    Bu da alkol hangover sendromu dediğimiz başağrısı, yorgunluk, güçsüzlük, bulantı, anksiyete, dispeptik semptomlar ve intestinal gaza yol açar.Alkol karaciğer tarafından detoksifiye edilmeye çalışılır. Dolayısıyla Candida disbiyozisi de alkol üretimini arttırır ve alkolün metabolik ürünü olan asetaldehit oluşması sonucunda da hangover sendromuna benzer belirtiler meydana gelir. Bu durum intestinal Candida enfeksiyonu değil “Gut fermentasyon sendromu” olarak terminolojide yerini almıştır.

    Dientamoeba fragilis, Blastocystis hominis, Giardia gibi intestinal parazitler de krampla birlikte intestinal flatulans görülür. Bunlar da bakteriler gibi karbonhidratları kullanarak gaz üretirler.

    Probiyotikler sindirilmeyen oligosakkarit olan prebiyotikleri kalın barsakta fermente ederek intestinal gaz oluşumunu arttırırlar.Aynı zamanda oluşan kısa zincirli yağ asitleri Propiyonik asit, Asetik asit, Bütirik asit kolonda patobiontlara karşı koruyucu etki gösterirler. Kolonun asidik olması müsin oluşumunu arttırır. Böylece patojenik bakterilerin kolonizasyonu ve translokasyonu engellenir. Bağırsak patobiontlarının yapacağı zararlı etkiler önlenmiş olur.

  • Karaciğer yağlanması ve tedavisi hakkında

    Son zamanlarda rastladığımız karaciğer yağlanmalarının çoğu alkolle değil, beslenme yanlışları ile ilişkili. “Alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı” diye tanımlanan bu sorun çoğu hastada herhangi bir belirti vermiyor.“Alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı”, obez kişilerde %75 civarında görülür. Bazı hastalar yorgunluk, halsizlik, karın sağ üst bölümünde rahatsızlık hissinden yakınabilir. Muayenede az veya orta miktar karaciğer büyüklüğü vardır.

    Karaciğer hastalığının kan belirteçleri olan “ALT, AST” dediğimiz enzimler normalin 2-4 katına kadar yükselebilir. Obezite, karbonhidrattan zengin tek yönlü beslenme, diabetes mellitus (şeker hastalığı) “Alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı” oluşumunda etkenlerin başında gelir. Ama son zamanlarda yağlı karaciğer hastalığının oluşumunda bağırsak mikrobiyotası dediğimiz bağırsak bakterilerinin rolü büyüktür. Bağırsak epiteli normalde zararlı mikropların toksik maddelerini geçirmez.

    Bunda bağırsakta probiyotik dediğimiz dost bakterilerin rolü vardır ve probiyotikler bağırsak sızdırmazlığını sağlayarak bir conta görevi yaparlar. Floradaki en ufak bir bozulma veya zayıflama ise bağırsaktaki bu zararlıların kan dolaşı­mına karışmasına ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur. Buna sızdıran bağırsak sendromu diyoruz. Sızdıran bağırsak sendromu şeker hastalığı, karaciğer yağlanması, obezite gibi metabolik hastalıklar başta olmak üzere çok sayıda sağlık sorununa neden olur.

    Bağırsaklarımız probiyotik (dost bakteriler) yönünden zayıfsa bu toksinlerin vücuda girişi hızlı ve daha fazla olur. Bu toksinlere karaciğer reaksiyon vererek önce yağlanmaya sonra karaciğer hücrelerinde hasara yol açar. Önce karaciğer hücrelerinde yağlanma meydana gelir, biz buna karaciğer yağlanması diyoruz. Sonra karaciğer hücrelerinde hasarın göstergesi olarak “ALT, AST” dediğimiz karaciğer enzimlerinde artış meydana gelir ki buna da iltihaplı (inflamasyonlu) karaciğer yağlanması denir. Bu safhadan sonra karaciğer sirozuna kadar gidebilen klinik bir süreç söz konusudur. Günümüzde karaciğer yağlanmasının alkol dışında nedenleri arasında ilk beslenme ile ilgili hatalar gelmektedir.

    Karaciğer yağlanması alkol dışında genellikle fazla kilolu, göbekli, bel çevresi geniş, kan şekeri (özellikle tokluk şekeri) yüksek, kan yağları dengesiz, özellikle trigliserid seviyeleri fazla olan kişilerde görülüyor.

    Karaciğer enzimleri yüksek olan kişilerde iltihaplı yağlı karaciğer dışındaki nedenlerin de araştırılması gerekir (viral hepatitler, toksik hepatit, otoimmün hepatit, hemakromatozis, wilson hastalığı, çölyak hastalığı). Karaciğer yağlanması tedavisinde son yıllarda probiyotikler ile ilgili yapılan tedaviler literatürde hızla artmaktadır. Karaciğer yağlanması tedavisi için mutlaka bir gastroenteroloji uzmanınıza başvurmanız gerekir.

  • Ciddi konumuz: bağırsaklarımız

    PROBİYOTİKLER

    Vücudumuzda bulunan faydalı dost bakterilere “probiyotik” adı verilir. Probiyotikler en çok kalın bağırsakta bulunur. Erişkin bir insanın bağırsağında 100 trilyon, yaklaşık 1,5 kg faydalı bakteri vardır. Hipokrat’ın dediği gibi “Bütün hastalıklar bağırsaktan başlar. Bağırsak hasta ise vücudun geri kalan kısmı da hastadır.” Bağırsaklarımız, bağışıklık sisteminin en önemli organıdır.

    Bağırsaklarımızda bulunan probiyotikler, bağışıklığımızı güçlendiren dost bakterilerdir. Bağırsak iç zarını kaplayan bu yararlı bakteriler, ağızdan alınan zararlı bakterilerin bağırsak duvarından içeri geçmesine dolayısıyla birçok hastalığın oluşmasına engel olurlar. Normalde bağırsağımızda %85 dost bakteriler, %15 zararlı bakteriler bir denge halinde bulunur.

    Günümüzde başta antibiyotik olmak üzere, stres, kötü beslenme, ağrı kesici ilaçların alınması, sık seyahatler durumunda zararlı bakterilerin, faydalı bakterilere oranı yükselmektedir. Zararlı bakteriler bağırsak iç zarında artarsa probiyotiklerin oranı azalır ve bağırsak geçirgenliği artar. Buna bağırsak flora bozukluğu veya “Disbiyozis” denir.

    Birçok zararlı mikroorganizma bağırsak duvarından içeri girer ve hastalık yapar. Bu hastalıkların başında hassas barsak sendromu, allerji, astım, egzema, ishaller, şeker hastalığı, iltihabi barsak hastalıkları, obezite, karaciğer yağlanması, kalın bağırsak kanseri gelir. Hatta bağırsak floramızdaki dengesizliğin ruh sağlığımızı etkilediğini gösteren çalışmalar vardır. Günümüzde özellikle viral üst solunum yolu enfeksiyonlarında bilinçsizce sık kullanılan antibiyotikler bağırsaktaki faydalı bakteri oranını azaltarak birçok hastalıklara davetiye çıkarmaktadır.

    Günümüzde probiyotiklerin obezite tedavisinde diyete ek olarak kullanımı hızla artmaktadır. Ayrıca sindirim sisteminin düzenlenmesinde etkisi önemlidir.

    Probiyotikleri gıda takviyesi toz, tablet, kapsül şeklinde almak en iyisidir. Çünkü bunların içinde hangi bakteriler olduğu ve faydalı bakteri miktarı bellidir. Ayrıca bu tür preparatlar mide asidinden geçerek bağırsakta açılır ve faydalı aktivitelerini gösterirler. Probiyotik yoğurtları kullanmak da sağlıklıdır. Fakat bu yoğurtlardaki uzun raf ömrü ve soğuk zincir hassasiyeti nedeniyle içindeki faydalı bakteri miktarı azalmış olabilir. Ayrıca bu yoğurtlardaki faydalı bakterilerin mide asidinden geçerken sayıları azalır.

    PREBİYOTİKLER

    Prebiyotik, probiyotiğin (sindirim sistemindeki faydalı dost bakteriler) yiyeceğidir. Prebiyotikler kalın bağırsaktaki faydalı dost bakterilerin yani probiyotiklerin büyümesini, aktivitesini ve çoğalmasını sağlar. Prebiyotiklerin kalın bağırsakta faydalı bakteriler tarafından fermentasyonları sonucunda kısa zincirli yağ asitleri oluşur. Kısa zincirli yağ asitlerinden biri olan bütirik asit kolon kanserini engellemede çok etkilidir.

    Prebiyotikler, toz, tablet formunda bulunabildikleri gibi, yiyecekler içerisinde de bulunurlar. Prebiyotikler probiyotiklerle birlikte (sinbiyotik) ilaç olarak da piyasada bulunur. Yiyecek olarak en fazla radika, karahindiba, kuru soğan, sarımsak, yer elması, pırasa ve enginarda bulunur. Her prebiyotik, lif içerir. Ama her lif prebiyotik içermez.

    Sonuç olarak; Probiyotikler ve Prebiyotikler bağışıklık sistemimizin en güçlü ögeleridir. Sağlıklı bir yaşam için Probiyotikleri ve Prebiyotikleri gıda takviyesi olarak beslenmemize dahil etmeliyiz.

  • Gastroenteroloji bilim dalı ne yapar

    Gastroenteroloji mide bağırsaklar ve karaciğer hastalıkları ile ilgilenen bilim dalıdır. Gastro latincede mide, enteroloji ise kabaca bağırsakları ifade eder. Gastroenteroloji uzman hekimleri, iç hastalıkları ihtisasını tamamladıktan sonra ilave olarak gastroenteroloji bilim dalında da ihtisas yaparlar.

    Gastroenteroloji uzmanları yemek borusu, mide, bağırsak, karaciğer ve pankreas hastalıklarının tanısı ve tedavisi için özel muayene yöntemlerini kullanırlar.

    Bu muayeneler için kullanılan cihazlar;

    GASTROSKOPİ

    Endoskopi ile yemek borusu, mide ve 12 parmak hastalıklarının tanısı konulduğu gibi belli bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan cihazdır.

    Fiberoptik ve elektronik olan bu cihazlar kullanım amaçlarına göre çok çeşitlilik gösterir, tek bantlı ve çok bantlı yapıda olabilir, mültiband cihazlar ise özel eğitim gerektirir.

    Gastroskopi tetkiki esnasında hastalığın tanısını koymak için hasta olan kısımlardan küçük parçalar almak gerekebilir. Buna biyopsi adı verilmektedir. Biyopsi alma esnasında hasta ağrı duymaz. Biyopsi almanın genelde, bazı durumlar dışında herhangi bir sakıncası yoktur.

    Gastroskopik tetkik için hastanın 8-10 saat aç olması gerekir, boğazın uyuşturulması muayene için yeterlidir ama bu muayeneden korkan hastaların kısa süreli uyutularak da muayenesi yapılmaktadır. Hastanemizde bu muayene uyutularak yapılmaktadır, hasta isterse muayene uyutulmadan da yapılır. Birçok mide hastalıkların tanısı gastroskopik muayene ile konulabilir.

    – Yemek borusunda yanıklar, iltihap, polip, divertikül, varis, tümör, reflü hastalığı vb. gibi,

    – Midede iltihap, ülser, polip, damarsal hastalıklar, tümörler, midenin giriş ve çıkış kısmındaki darlık ve genişlemeler, yabancı cisimler, mide içinde safra, evvelce yapılmış mide ameliyatları vb. gibi,

    – Duodenum (12 parmak bağırsağı), ülser, daralma, tümör, damarsal hastalıklar, çölyak hastalığı, ana safra kanalının barsağa açılmış olduğu bölge hastalıkları bu muayene ile ortaya çıkarılabilir.

    KOLONOSKOP

    Kalın bağırsağın muayenesinde kullanılan cihazdır. Muayene anal yoldan yapılmaktadır. Bu muayenenin başarılı ve yeterli olması için kalın barsağın bazı ilaçlarla dışkıdan temizlenmesi gerekmektedir. Gastrostroskopik muayene hasta 8-10 saat aç ise muayene günü yapılabilir ama kolonoskopik muayene için hastaya 3-4 gün sonrasına randevu verilmektedir. Bu zaman içinde muayenenin başarısı için hastaya bazı gıdaları yememesi öğütlenir. Muayeneden bir gece evvel, bağırsak temizliği için yazılan reçetedeki ilacı içmesi önerilir. Ertesi sabah da kalın bağırsağın özellikle son kısım temizliği için ilaveten hazır lavman yapılır. Lavmanı hasta evde yapabilir veya hastanede uygulanabilir.

    Kolonoskopik muayene uyutularak yapılır ama hasta isterse uyutulmadan da yapılabilir. Hastanın aç olması gerekir.

    Bu muayene 15-20 dakika sürebilir, muayenede kalın bağırsağın ince bağırsakla birleştiği yere kadar, hatta ince barsağın son kısmına kadar aletle girilir. Kolonoskopik muayene, gastroskopik muayene gibi hem tanı amaçlı ve hem de tedavi amaçlı kullanılır.

    Kolonoskopideiltihabi bağırsak hastalığı, damarsal hastalıklar, polipler, divertiküller, tümör, yabancı cisimler tanınır, bir kısmının tedavisi de yapılabilir.

  • Barsak mirobiyotası ve metabolik hastalıklar

    Barsak mirobiyotası ve metabolik hastalıklar

    “All diseases begin in the gut.”-

    Tüm hastalıklar bağırsakta başlar./ Hippocrates

    İnsan doğduğunda bağırsak ve tüm organlarımız mikrobiyolojik olarak sterildir yani herhangi bir mikroorgazima içermez ve doğum anında anneden ve çevreden kaynaklanan bakterilerce kolonize olmaya başlar. Bu mikrobiyata sabit değildir ve anne sütü kesilip normal besinlere geçilinceye kadar farklılık gösterir. Yaşam boyunca bağırsak mikrobiyotası, beyin ve bağırsak arasında bağlantı oluşturarak insan sağlığı üzerinde önemli bir rol oynar.

    İlk temas, doğum sırasında annenin doğum kanalından, cildinden ve soluğundan meydana gelir ve bu ilk organizmalar vücuda yerleşir. İnsan vücudunda bulunan kendi hücre sayımızın yaklaşık 10 katı kadar mikroorganizma bulunur.

    İNSAN MİKROBİYOTASI;

    Bakteriler,

    Virüsler,

    Mantar,

    Ökaryotik mikroorganizmalardan oluşmaktadır.

    İnsan mikrobiotasının yakşaşık yüzde 70’i bağırsak sistemi içindedir.

    Gastrointestinal sistem (yüzde 70)

    yaklaşık 200 m2 yüzey alanı içerir

    mikroorganizmalar için zengin besin öğeleri içerir.

    Deri

    Genitoüriner sistem

    Solunum sisteminde de mikrobiota üyeleri bulunur.

    Bağırsak mikrobiyotası nedir? İşlevi Nedir? Hangi mikroorganizmalardan oluşur?

    Vücudumuzda 100 trilyon hücre vardır, yaklaşık bunun 10 katı kadar miktarda mikrobik elemanlar vücudumuzda cilt, ağız içi, kadın genital sistem, bağırsaklar gibi farklı yerlerde yerleşmiştir. Aslında zararsız olan bu mikroplara bulundukları yerin “florası” denmekte ama son zamanlarda bu tabir “mikrobiyota” olarak değişik isimle anılmaktadır. Bağırsaktaki bu floraya “Bağırsak mikrobiyotası” denir.

    Bağırsak mikrobiyotasının önemli görevlerinden bazıları

    Sindirim sistemimiz 200 m2 yüzey alanına sahiptir. Bu geniş alan bağırsak mikroorganizmaları için uygun beslenme ve yaşama ortamı sağlamaktadır. Bu geniş alan tüm mikrobiotanın yüzde 75’ini barındırır. Bağırsak içindeki bu organizmalar sindirim sistemi dahil, metabolizma, ve immün sistem gibi birçok durum için önem arzetmektedir.

    Bu yapı B ve K vitaminlerinin yapımını sağlar. Bağırsaklarda hastalık yapabilecek patojenik bakterilerin yerleşmesine mani olur. Bağışıklık sisteminin önemli bir elemanıdır; bir bariyer vazifesi görür. Bağırsak mikrobiotası bozulduğunda kanserden damar sertliğine, kilo fazlalığından şeker hastalığına ve alerjilere kadar birçok hastalığın ortaya çıkmasında rol alır.

    Hangi hastalıklarla ilişkisi vardır?

    Bakteriler ile ilişkili hastalıklar

    Diyare

    Obezite, Diyebet, Met. Sendr.

    Ateroskleroz

    İrritabl Bağırsak Sendr.

    Crohn hastalığı, Ü.Kolit

    Otizm/Depresyon/Alzheimer

    Astım, Egzema

    Kolelithiasis

    Multipl skleroz

    FMF

    Alkol dışı karaciğer yağlanması

    Obezite’de neler olmaktadır?

    Bakteriyel çeşitlilik oranında azalma görülürr,

    Firmicut tip bakteriler normalde daha az sayıda olurken obezitede sayıları artar ve Bacteroidetes’in azaldığı görülür

    Bifidobacteria tipi bakteriler azalır,

    Mikrobiyata ve yangı

    Mikrobiyata yangısal özelliklerin baskın olmasıda obezite gelişimi ile ilişkili olabilir.

    Mikrobiyatanın konağın yeme davranışlarını ve insülin direnci gelişimini bazı mekanizmalarla etkileyebilir.

    Mikrobiota ve insülin direnci

    Bağırsaktaki mikrobiotanın bozulması insülin direnci oluşumunda rol oynar.

    Obez ve insülin direnci olan farelerde mikrobiotanın düzelmesi, glikoz bozukluğunu düzeltir.

    Bağırsakta Firmicute tipi bakterilerin artışı

    Bağırsakta besin kalori emilimini artırır.

    Karaciğer yağlanması ile güçlü ilişkisi vardır.

    Bağırsak mikrobiotasının bozulması hem yangısal durum oluşturarak insülin direnci, diyabet ve obezite oluşumunu etkilerken hem de diğer yangısal hastalıkların oluşmasına ve seyrinde bozulmalara neden olabilir.

    Bağırsak mikrobiyotanız kan basıncınızı etkileyebilir mi?

    Yararlı mikroorganizmalardan olan lactobacilli m.o’ları antihipertansif etkisi olan ve ACE-1’i inhibe edebilen biyolojik aktif peptidler üretir. Laktobasil ile mayalanan süt tüketen hipertansif insanlarda kan basıncı düşer.

    Yaban mersininin antihipertansif etkisi bağırsaktaki Lactobacilli’ye bağlı olabilir .

    Spontan hipertansif sıçanlara ekşimiş sütün oral yoldan verilmesiyle sistolik kan basıncınının (büyük tansiyon) düştüğü bildirilmiştir.

    İnsanlarda yapılan randomize, kontrollü çalışmalar bir meta-analizi, probiyotik tüketimin hem sistolik hem de diyastolik kan basıncını hafifçe düşürdüğünü ortaya koymuştur.

    Çocukluk çağında sık antibiyotik kullanımı yağlanmayı artırır

    Çiftlikteki büyümeyi ve yem verimliliğini artırmak için hayvanlara düşük doz antibiyotikler yıllardır verilmektedir.

    Sık antibiyotik kullanan çocuklarda obezite daha sonraki hayatlarında daha sık görülmektedir.

    M. Blaser ve Meslektaşları genç fareler üzerinde antibiyotiklerin düşük dozda 7 hafta boyunca kullanımı sonrası yağlanmayı artırdığını ve metabolizmayı etkileyebildiklerini bulmuşlardır (Firmicutes:Bacteroidetes oranı artar)

    Bu çalışma ile bebeklerde bağırsaklarda uzun süreli etki yaratarak yağlanmayı artırıcı etki gösterdiği saptanmıştır.

    Bağırsak mikrobiyatası damar sertliğini (ateroskleroz) artırabilir.

    Bağırsak mikrobiyotası etkisi ile bağırsakta oluşan spesifik metabolitlerin üretimi ile uzak organlarda etki oluşabilir. Bağırsak mikrobiyotası beslenmede lipid fosfatidilkolinden zengin gıda alımı (yumurta sarısı, sakatat, et ürünleri) sonucu oluşan son ürünlerle aterosklerozu artırabilir. Fosfatidilkolin açısından zengin gıdalar alınması sonucu bunlar mikrobiyota tarafından koline, kolin ise karaciğer aracılığıyla son ürün olan trimetilamin oksite dönüşür. Bu madde ateroskleroz gelişimden sorunludur. Kolinin tüketimi ‘Batılılaşmış’ diyetinde fazladır ve Baceroides enterotipi ile bağlantılıdır.

    Gut mikrobiota tanısal testleri

    Gaita Kültürü

    Tüm GUT mikrobiyotasının sadece yüzde 10–50’si kültüre edilebilir.

    Yeni Kültür Teknikleri

    Matrix-assisted laser desorption/ionization–time of flight mass spectrometry (MS),

    «Fast and low-cost DNA sequencing» metodları,

    Tüm prokaryotlarda 16S rRNA ortak bulunan gendir.

    Metagenomic (veya «shotgun sequencing») çalışmaları.

    Polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile birleştirilen metodlar,

    Floresan in situ hibridizasyon (FISH),

    Jel bazlı metodlar,

    Kültür bağımlı olmayan poligenetik metod 1

    6S rRNA sekanslama gibi ileri inceleme yöntemleri kullanılmaktadır.

    Gut Mikrobiyota Bozukluğunda Hangi Tedavi Yöntemleri Kullanılmaktadır

    1.Probiyotik tedavisi

    Canlı mikroorganizmalardır. Uygulandığında hastada yararlı flora değişikliği yaparlar. Genelde Lactobasilus ve Bifidobacterium.

    Bunlar arasında ;

    Yoğurt,

    Kefir,

    Peynir,

    Ekmek,

    Şarap,

    Sirke,

    Turşu,

    Boza,

    Tarhana,

    Lahana turşusu,

    Pastörize edilmemiş zeytin,

    Tarhana,

    Boza,

    Hardaliye

    2.Prebiyotik tedavisi

    Sindirilemeyen besin molekülleri içeren, yeterli uygulandığında uygulanan maddeyi sindirebilecek bakteri çoğalmasını sağlayan moleküller.

    Prebiyotikler arasında;

    Arpa, çavdar, buğday

    Kurubaklagil, soğan, sarımsak, pırasa, bezelye kuşkonmaz, domates, yer elması, hindiba, yeşil sebzeler gibi gıdalarda doğal olarak bulunur

    Muz, kırmızı meyveler,

    Polifenol içeren besinler.

    Sonuç olarak, mikrobiyota birçok faktör üzerinden kan basıncımızı etkiler. Sağlıklı beslenme mikrobiyotamız üzerine önemli etkiler oluşturur. Beslenmede prebiyotik ve probiyotik kullanımı mutlaka yer almalıdır.

  • Sağlıklı “sindirim sistemi mikrobiyotası” için kefir için

    Sağlıklı bir sindirim sistemi ve sağlıklı bir vücut için, bağırsaklarda “sindirim sistemi mikrobiyotası “olarak adlandırılan yararlı (iyi) bakterilerin bulunması gereklidir. İnsan sindirim kanalında 400’den fazla çeşidi olan 100 trilyon civarında canlı bakteri yaşamaktadır. Çoğu iyi huylu bakteridir. Bu iyi huylu bakteriler az miktarda olan kötü huylu bakterileri kontrol altında tutar, bunlardan açığa çıkan toksinleri salgıladığı birtakım kimyasal maddeler ile parçalar ve zararsız hale getirir, kötü huylu bakteriler ile savaşmada bağışıklık sistemine yardım eder. İyi ve kötü huylu bakteriler arasındaki denge bozulduğunda sindirim sisteminde rahatsızlıklar ve hastalıklar görülür. Gerekli gereksiz antibiyotik kullanımı; mikrobik bağırsak enfeksiyonları sonrası bazen de reflü veya gastritli hastalarda olduğu gibi çok uzun süreli asit bloke eden ilaçların kullanılması, yer değişikliği, beklemiş ve bozuk gıdaların tüketilmesi, hazır ve dondurulmuş gıdaların fazla tüketilmesi iyi huylu bakterilerin azalmasına kötü huylu olanların çoğalmasına yol açar. En sık görülen şikayet gaz ve şişkinliktir. Bunun yanında bazen spasm tarzında olan karın ağrısı, kabızlık, ishal, bulantı, kusma aşırı geğirme ve veya yellenme de sık görülür. Şikâyetler çoğu kez ataklar halinde alevlenme gösterir, günlük aktivite ve yaşam kalitesini düşürür, iş, okul ve sosyal aktiviteler kronik hastalıklardan daha fazla bozulur. Amerika birleşik devletlerinde her yıl 60-70 milyon hasta bu şikâyetler ile hastaneye başvurmakta, tanı ve tedavi giderleri için 125 milyon dolar sağlık harcaması yapılmaktadır. Ülkemizde bu konuda sağlıklı bir veri olmasa da gastroenteroloji polikliniklerine başvuran her 3-4 hastadan biri gaz şişkinlik şikayeti ile başvurmakta ve kanser endişesi ile hastalar doktor doktor dolaşarak problemine çözüm aramaktadır. Çoğu kez her gittiği doktor mide ve bağırsağa endoskopi ile bakmakta ve elinde 8-10 adet gastroskopi ve kolonoskopi raporu bulunmaktadır. Sonuçta bir yandan hastanın iş, okul, sosyal aktiviteleri ve yaşam kalitesi bozulmakta, diğer yandan ciddi iş gücü kaybı yaşanmakta ve sağlık giderleri artmaktadır. Sindirim sistemi mikrobiyotasının bozulması en sık irritabl bağırsak sendromu (İBS), antibiyotikle ilişkili diyare, inflamatuvar bağırsak hastalıkları (İBH: Ülseratif kolit, Crohn hastalığı), laktoz intoleransında görülür.

    Bozulan bağırsak mikrobiyotasını düzeltmek iyi huylu canlı bakterileri içeren yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi ile mümkün olur. İyi huylu canlı mikroorganizmaları içeren bu yiyecek ve içecekler “PROBİYOTİK” olarak adlandırılır. Bilinen en eski probiyotik geleneksel mayalama yöntemi ile yapılan ev yoğurdudur. Pastorizasyon yöntemi ile yapılan ticari yoğurtlarda iyi huylu canlı bakteriler pastörizasyon ile öldüğü için probiyotik etkileri yoktur. Yoğurtta 100 milyon canlı bakteri vardır, ancak iyi huylu bakteri çeşidi bir tane ile sınırlıdır. Atalarımızın geleneksel içeceği olan “KEFİR” ise 10 dan fazla iyi huylu canlı bakteri türü içerir ve 1 mililitresinde 7-10 milyon canlı bakteri vardır. Bir su bardağı kefir içildiğinde 1.5 trilyon iyi huylu canlı bakteri sindirim sistemine girmiş olur. Her gün içilecek 1 bardak kefir ile sindirim sistemi mikrobiyotasının düzeltilmesi; İBS de şikayetleri büyük oranda azaltır, İBH da esas tedaviye yardımcı ve destek olur, laktoz intoleransı laktozsuz diyete daha iyi cevap verir; midede gastrit ve ülsere yol açan Hekilobakter pylorinin tedavisine ek olarak kulanıldığında bakterinini temizlenme oranı artar. Canlı bakterilerin tüketilmesi birtakım özel durumlar dışında oldukça güvenlidir. Kanser nedeni ile kemoterapi alan hastalarda, bağışıklık sistemi ciddi baskı altında olanlarda, ciddi kronik yandaş hastalığı olanlarda nadiren sepsis(mikrobun kana karışması), endokardit(kalp kapak iltihabı), karaciğer apsesi ve mantar enfeksiyonlarına yol açabilir. Bu yönden dikkatli olmak gerekir.

  • Kabızlık ve doğru dışkılama alışkanlıkları

    Doğru dışkılama her gün sabah, günde bir defa, kahvaltı sonrası aynı saatte, rahat, hızlı ve kolay dışkılama yapılmasıdır. Kabızlık ise bağırsak alışkanlıklarında zor ve seyrek dışkılama şeklindeki değişiklik, dışkının çok sert veya çok küçük olması, zor veya seyrek(haftada en az üç kez) dışkılama olarak tarif edilebilir.

    Kabızlığı olan kişiler dışkılama sonrası bağırsakların tam boşalmama hissi nedeniyle sık dışkılama ihtiyacı da duyabilirler. Her şeyden önce kabızlık bir hastalık değil, kişiden kişiye değişen ve farklı şekillerde yorumlanan subjektif bir şikâyettir ve çok yaygın bir sorundur. Kabızlık için pek çok faktör katkıda bulunur, yaşlandıkça kabızlık sorunu daha sık ortaya çıkar ve düzensiz dışkılama alışkanlığı zaman içerisinde kaçınılmaz olarak hemoroid, fissür gibi anal hastalıklara neden olur.

    KABIZLIK TANISI NASIL KONULUR ?

    Kabızlık genellikle öykü ve fizik muayene ile teşhis edilebilir.Bu şikâyet ile gelen hastada fizik muayenenin bir parçası da rektal bölgenin muayenesidir. Rektal muayene; kitle, darlık veya anormalliliği hissetmek ve dışkıda kan olup olmadığını kontrol etmek için rektum içerisinin eldivenli parmak ile kontrol edilmesidir.

    Çoğu kişi kabızlık tedavisini evde kendi başına yapar. Ancak aşağıdaki şikayetlerin herhangibirisi kabızlığa eşlik ediyorsa mutlaka gastroenteroloji uzmanına başvurulmalıdır.

    Kabızlık yeni başlangıçlıysa,

    Üç haftadan daha uzun süren kabızlığınız varsa,

    Ailede kalın bağırsak kanseri öyküsü varsa,

    Tuvalet kâğıdında veya dışkıda kan görüyorsanız,

    Kilo kaybı varsa,

    Ateş varsa,

    Zayıflama öyküsü varsa

    Dünya sağlık örgütü kolon kanseri taraması amacıyla, hiçbir şikayeti olmasa bile 50-60-70 yaşlarında herkese birer kez kolonoskopi, arada kalan yıllarda da yılda bir kez dışkı da gizli kan tetkiki yapılmasını önermektedir.

    KABIZLIK TEDAVİSİ NASIL YAPILIR ?

    Kabızlık tedavisi yemek alışkanlıklarını değiştirmek, lifi yüksek gıdalar tüketmek ve gerekirse laksatif ilaçlar(mushil ilaçları) kullanmayı içerir. Bir sağlık kuruluşuna başvurmadan önce, evde bu tedaviler denenebilir. Ancak birkaç gün içinde bağırsak hareketi yoksa daha fazla yardım için bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.

    Yaşam tarzı değişiklikleri; bağırsak hareketleri en çok yemeklerden sonra aktive olur bu nedenle dışkılama için en uygun zaman yemekten hemen sonradır. Eğer bağırsak hareketleri ile ilgili vücut sinyalleri göz ardı edilirse, sinyaller zamanla zayıf ve güçsüz hale gelir ve dışkılama hissi giderek azalır. Sabah kafein içeren içecekler tüketmek bağırsak hareketlerini artırmak için yararlı olabilir. Ayrıca su içilmesine engel bir hastalık yok ise günde en az 2 litre sıvı tüketilmesi ve düzenli egzersiz yapılması da kabızlığın önlenmesi için yapılması gereken yaşam tarzı değişiklikleridir.

    Diyetteki fiber içeriğinin artırılması: Diyetin lif içeriğinin artırılması ile kabızlık ortadan kaldırabilir veya rahatlatabilir. Diyet içeriğindeki lif için önerilen miktar günde 20-35 gramdır.

    Birçok meyve(turunçgiller, kuru erik, kayısı, şeftali), sebze (bezelye, fasülye, mercimek), bazı kahvaltılık tahıllar(yulaf, kepek) ve çerezler(badem, yer fıstığı) diyet lifi için mükemmel kaynaklardır ve kabızlık tedavisinde özellikle yararlı olabilir.

    Ancak diyet içeriğindeki lifi çok artırırsak buda karında şişkinlik veya gaza neden olabilir. Bu nedenle dışkı daha sık ve yumuşak hale gelene kadar önce az miktarda lif ile başlayıp lif miktarını artırarak yan etkiler azaltılabilir.

    KABIZLIK TEDAVİSİNDE NELERİ KULLANMAMALIYIZ

    Kabızlık tedavisinde yumuşatıcı laksatifler,doğal ürünler ve ev yapımı lavmanlar çok tavsiye edilmez.

    Yumuşatıcı laksatiflerin yan etki riski daha fazladır ve etkisi ise diğer tedavilerle aynıdır. Birçok doğal üründe olduğu gibi kabızlık için kullanılan doğal ürünlerde de ticari olarak temin edilebilen laksatiflerde bulunan aktif maddeler bulunur. Bununla birlikte, bunların dozu ve saflığı dikkatli bir şekilde kontrol edilmez ve bu ürünler genel olarak tavsiye edilmez. Ev yapımı lavman preparatları(çeşitli gibi sabunlu lavmanlar) bağırsak iç yüzeyi için son derece rahatsız edici olabilir ve bunlardan kaçınılmalıdır.

    Uzm.Dr.Ufuk AVCIOĞLU

    Gastroenteroloji