Etiket: Bağ

  • Bağlanmanın en eğlenceli yolu: Oyun

    Bağlanmanın en eğlenceli yolu: Oyun

    Bağlanma, bireyin diğerleriyle kurduğu duygusal bağ olarak kısaca açıklanırken doğumdan sonraki ilk anlarda başlar. Bağlanmada emme, dokunma, ağlama, gülme gibi davranışlar rol oynar. Bebek için bu araçlar ilişki kurmak ve güvenli üs oluşturmaktır.

    Bağlanmada en önemli araçlardan birisi de oyundur. Oyun için oyuncak olması gerekmez. Her an her yerde oyun ile ilişki kurabilir bağlanma için güvenli bir yol olarak seçebiliriz. Çocuğun ihtiyacı olan bağ kurmaktır ve bunun için pahalı oyuncaklara ve planlanmış yer ve zamanlara gerek yoktur. Arabada beraber şarkı söylemek, çak yapmak, banyoda sesini taklit etmek sayılabilir.

    Bağlanma oyunlarında çocuğun liderliğini kabul etmek ve sadece oyunla hangi ihtiyacını anlatmak istiyor bunu dikkatlice gözlemek önemlidir.

    Bağlanmayı geliştiren oyun türleri:

    • Çocuk merkezli oyunlar oynarken çocuğun yaratıcılığını teşvik edecek oyuncakları(kuklalar, bebekler, ahşap bloklar, insan fügürleri vs…) önüne koyup oyunu çocuğun yönlendirmesine izin vermeniz gerekir. Anne-babaların haftada en azından bir kez yarım saat çocuk merkezli oyunlar oynayarak çocuğun kendini güvende hissetmesine ve sevildiğini hissetmesine yol açarak aranızdaki bağı güçlendirir.

    • Belli bir konu ya da tema içeren sembolik oyunlar çocuğun yaşadığı travmayı çalışmak için kullanılabilir. Çocuğunuz siz bir hafta iş gezisine gidip geldikten sonra sürekli saklambaç oynamak istiyorsa oynayın. Bu oyunla sizden ayrı kalmanın yarattığı stresi bu yolla üstesinden gelmeye çalıştığını aklınıza getirin ama çocuğa bunu farketsenizde konuşmayın. Sadece oynayın onun bunu duymaya değil oyunla iyileşmeye isteği olduğunu düşünün.

    • Gücün çocukta olduğu oyunlar ile çocukların hayal kırıklığı, öfkesi güçsüzlüğü acı veren duygularından kurtulması için önerilir. Yastık savaşı yaparak anne-babaların çocukları tarafından yere serilmesine izin vermesi çocuğa kendini güçlü hisettirir.

    • İşbirliğine dayanan oyunlar arasında ortaklaşa hikâye yaratmak vardır. Böyle bir etkinlikle aradaki bağ kuvvetlenir. Masa oyunları, kule yapmaca oyunları kardeş rekabeti anne-baba ayrılığından sonra ortaya çıkan problemlerin iyileşmesinde destekleyicidir.

    • Fiziksel temas oyunları oyun aracılığı ile dokunulmak çocuğun bedeni ile olumlu duygusal çıkarımlara sebep olur. Boğuşmak, el ele tutuşup çember olmak çocukların hoşuna gider.

    • Çocuğun yaşca geriye gittiği oyunları çocuk kardeşi olduğunda talep edebilir. Bebek gibi konuşmalara başlıyorsa sizde onu battaniyeye sımsıkı sarın, biberon isteyip istemediğini söyleyin, ninniler söyleyin.

  • Çekingen Çocuklarda İletişim Becerisi Geliştirmenin Altın Kuralları

    Çekingen Çocuklarda İletişim Becerisi Geliştirmenin Altın Kuralları

    Çocuğun davranışına değil, altında yatan ihtiyaca odaklanın.

    Psikanaliz bakış açısıyla bu konuyu ele alacak olursak; çekingenlik konusunda çocuğun gelişimsel
    olarak hangi yaşta olduğu büyük önem arz etmektedir. Eğer çocuğunuz 2-3 yaşlarında ise aynı zamanda
    tuvalet eğitimde sıkıntılar var ise bu durum dışkıyı içinde tutma etrafındakilerden çekinme olarak
    kendisini gösterebilir. Dışkısını dışarıya bırakma korkusu güden bir çocuk, zamanla duygularını da tıpkı
    dışkı gibi içinde saklayabilir. Bu yüzden öncelikle bu dönemde çocuğu rahat ve sıkıştırmadan eğitim
    vermeye gayret etmeli ve bu dönemde bir sıkıntı olup olmadığını gözden geçirmelisiniz.
    Ya da çocuğunuz henüz 3-4 yaşlarda ve çekingen olduğunu düşünüyorsanız, o yaşta kendisinin
    yapmasını istediği şeylere karşı attığı adımlarda sizin ona karşı ”Hayır sen yapamazsın, senin boyun
    yetmez, dur dökersin ben yedireyim” gibi cümleler kuruyor olmanız muhtemel.

    Genelde yetişkinler girişken olmamak durumu ile çekingen olmak durumunu karıştırırlar.
    Çocuğun kişilik özellikleri değerlendirilirken bulunduğu gelişim dönemi ve yaşamış olduğu ekosistem de
    oldukça önemlidir. Çocuklar kendilerini güvende hissettikleri ortamda oldukça rahat davranırlar. Hatta
    Japonya ‘da anaokulları sırf bu yüzden ses yalıtımı olmayan sınıflardan oluşmuştur. Çünkü sessiz
    ortamlar çocuklarda kaygıyı artıran bir faktördür. Çocuklar sesli ortamlarda kendilerini daha güvende ve
    rahat hissederler.
    Çocuğun kendisini kaygılı hissetmesi, güvende hissetme ihtiyacından kaynaklı bir davranış olan
    ”çekingenlik” sergileniyorsa ise kurduğumuz bağın ne türden bir bağ olduğunu inceleyip, gözden
    geçirmeliyiz. Çocuğunuza karşı oldukça hassas ve çok üstüne düşen bir ebeveyn iseniz bu onun size
    karşı bağlanmasını sağlayacak, sizin olmadığınız ortamlarda kaygılı ve kararsız bir bağlanma türü
    sergileyecektir.Ona ev içi ufak sorumluluklar vermeli ve tek başına başarabildiğini hissettirmelisiniz.

    Bu çekingenlik durumu aniden ortaya çıktı, ne yapmalıyım?
    Farz edelim ki çocuğunuzla bir markette alışveriş yaparken aniden ortadan kayboldunuz ve çocuğunuz
    dakikalarca sizi ağlayarak aradı. Size önemsenmeyecek kadar basit gelen ufak bir anı, bir detay bile
    çocuğunuzun size karşı olan güveni‘’bağlanma yaralanması’’ ile yerini güvensizlik ve tedirginlik, kaygı
    durumlarına bırakabilir. Ufak bir güven zedelenmesi aniden bir çekingenlik durumu yaratmış olabilir.
    Böyle durumlarda çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun ona bir kişi olarak açıklama yapmak
    durumundasınız. Karşınıza alıp göz göze iletişim kurarak ona yaşattığınız duygunun farkında
    olduğunuzu ve bu durumun sizde de aynı şekilde kötü hislere sebep olduğunu açıklayın. Gerekiyorsa
    aynı anı yeniden yaşatarak ne yapmış olsa daha kısa sürede buluşabilirdiniz? Problem durumu nereden
    kaynaklanıyor, eğlenceye dönüştürerek drama dahi yapıp kötü duyguların yerini güven duygusu ile
    değiştirebilirsiniz.
    Neler Yapmalıyım?
    1-Çocuğunuza kendini ifade etmesi için fırsatlar verin.
    2-Konuşmak istemediği zamanlarda ufak oyunlarla fikrini belli edebileceği drama ortamı yaratın.
    3-Çocuğunuzun problemini asla ama asla sahiplenmeyin.
    4-Problemini sizinle paylaştığında ise aşağıdaki sıralamayı izleyin;

    Ne oldu?
    Sen bu konu hakkında ne düşündün?
    Ne hissettin?
    Ne yaptın?

    Başka ne yapabilirdin? şeklinde kendisinin olayları analiz ederek kontrol altına almasını sağlayın.
    5-Kendisinden büyük ve küçük çocuklarla vakit geçirmesine izin verin.
    6-Çocuk konuşurken mutlaka sözünü bitirmesini bekleyin.
    7-Eğer dilimizi kullanmamış olsaydık neler olurdu?Hikayesini yazdırın, resimler anlatmasını isteyin.
    8-Fikirlerini rahatça söyleyebileceği ortamlar yaratın, bir fikri olduğu için teşekkür edin.Fikrinin olumsuz ya
    da olumlu olmasının önemli olmadığını düşünmesinin ve paylaşmasının önemli olduğunu hissettirin.
    Ve son olarak asla yargılamayın, daima algılayıcı ve empatik bir ben dili kullanın.

  • Çocuklarda Anneye Bağlanma ve Bağlanma Problemleri

    Çocuklarda Anneye Bağlanma ve Bağlanma Problemleri

    Biliyoruz ki bazı çocuklar bebeklikten itibaren kimi nesnelerle bağ kuruyor. Onlardan ayrı uyumama, yemek yememe, dışarıya çıkmama gibi tavırlar sergiliyorlar. Misal, bazı çocuklar annesinin tülbenti olmadan, onun kokusunu hissetmeden uyuyamıyordu. Bulamazlarsa saatlerce ağlıyordu. Pek çoğumuzun çevresinde benzer örnekleri görebiliyoruz. Peki bu davranışların sebebi nedir ve ne kadar olağan bir durumdur?

    Bebekler, ilk iletişimini anneleri ile kuruyorlar. Annenin çocuğu emzirmesi, kuçağına alması, altını temizlemesi, uyutması vb. faaliyetler sırasında anneyle çocuk arasında etkileşme ve bağlanma oluşuyor. Bu bağlanma temelde üçe ayrılır.

    Güvenli bağlanma: Bakıcı (anne) çocuğunun yanındayken çocuk rahattır ve etrafını keşfetmeye devam eder. Bakıcı yokken huzursuzdur ve ağlar. Bu bağlanma tarzına sahip bireyler, hem kendilerin hem de başkalarını olumlu görme eğilimindedirler. Yakın ilişkilere değer verirler, bu tür ilişkileri başlatmakta ve sürdürmekte başarılıdırlar.

    Kararsız/kaygılı bağlanma: Bakıcının uyarılarına ve mevcudiyetine aşırı ve tutarsız yanıtlar geliştirirler. Bu tarzda bağlanma gösterenler bakıcıya karşı kızgınlık duyarlar ve rahat keşif yapamazlar.

    Kaygılı/kaçınmacı bağlanma: Bu çocuklar bakıcıyla temas kurmaktan kaçınırlar ve dikkatlerini eşyalara, oyuncaklara yöneltirler. Bakıcı ortamda olmadığında ağlamazlar ve oyuna devam ederler.

    Bağlanma molelindeki bu farklılıklar karakter özellikleri ve ileride kurulacak iletişimde belirleyici rol oynar.

    Daha sonra etrafını keşfetmeye başlayan çocuklar eşyalarla (oyuncak) temas sağlarlar. Bu temas sırasında çocuklar; ilk önce eşyanın çıkardığı sese ve kokusuna göre bu eşyaları tanırlar ve bağlanırlar. Daha sonra eşyaların rengi, şekli, yumuşaklığı, boyutu vs. göre seçicilik gelişir.
     

    Dolayısıyla çocukların bakıcı ve eşyalarla kurduğu bu bağlanma yaşamlarının her bölümünde etkili olmaktadır. Bağlanmanın şekli ve süresi karakteristik farklılıklar gösterse de hemen her çocukta bağlanma olmaktadır. Bağlanma geliştikten bir süre sonra da çocuklarda alışkanlığa dönüşebilmektedir.

    Çocukların bağlandığı figürler farklılıklar gösterebiliyor. Bu farklılık çocuğun bakıcısı, çevresi, yaşam deneyimleri ve çocuğun yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Örneğin annesiyle kaygılı yapıda bağlanma kuran çocuklarda geceleri annesine temas sağlayarak (saçını tutarak, elini tutarak) uyuma paterni geliştirirler. Bir başka örnek yeni alınmış, sürekli oynanan veya örnek alınan hayali kahramanların oyuncaklarıyla uyumak okul öncesi yaşlarda sık görülmektedir. Seçilen örneklerin farklılıkları rengine kokusuna yumuşaklılıkları ve sürekli maruziyetlerinden kaynaklanmaktadır.

    Bazen çok ileri yaşlara kadar devam edebiliyor bu bağlılık. Ve özellikle annenin sosyal yaşantısını olumsuz etkiliyor. Peki ailelerin, çocuğun bu bağımlığı karşısındaki tutumu ne olmalı?

    Aşırı bağlanma gösteren çocuklarda ileri yaşlarda özgüven eksikllikleri, ayrılık anksiyetesi, okul reddi, yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, özgül fobiler gibi çeşitli sorunlar görülebilmektedir. Özellikle bakıcıyla (anne) patolojik bağlanma paterni gösteren çocuklarda yukarıda bahsedilen problemler sık görülmektedir. Buna ilaveten yapılan çalışmalarda okul öncesi dönemde bakıcı ve eşyalara aşırı bağlanma davranışı gösteren çocuklarda ileriki yaşantılarda alkol ve uyuşturucu madde kullanma riskinde artış görülmüştür. Ayrıca bu çocukların ileride aile yaşantılarında problemlerle karşılaşma oranı da yüksektir. Bütün bunlar göze alınarak çocuklarda küçük yaşlardan itibaren sağlıklı bağlanma geliştirmesi için çaba sarfetmek gerekiyor.

    Bu sebeple bakıcıya veya eşyalara (oyuncak) aşırı bağlanma engellenmelidir. Bu doğrultuda 3-4 yaşlarından itibaren çocukların çevresiyle daha çok iletişim kurması, yeni şeyler keşfetmesi ve hayatına yeni renkler katması sağlanmalıdır. Örneğin kulandığı eşyaları değiştirmek veya farklılaştırmak, annenin haricinde diğer insanlarla (özellikle yaşıtlarıyla) vakit geçirmesini sağlamak faydalı olabilmektedir.

    Eğer bu alışkanlıklar ileri yaşlara kadar devam ediyorsa ve çocuğun veya ailenin hayatında olunsuzluğa neden oluyorsa mutlaka bir uzmana danışılmalı ve yardım alınmalıdır.

  • Evlilik Bağları Teorisi veya İnsanlar Neden Evli Kalırlar?

    Evlilik Bağları Teorisi veya İnsanlar Neden Evli Kalırlar?

    Pek çok çift aşk için evlenir. Ve aşk iyi gittiğinde bir şiirdir. İlginçtir ki, aşkla ilgili sayısız cilt şiir
    yazılmışken, evlilikle ilgili hemen hemen hiç şiir yoktur. Oysa terapistler, nadiren aşk hakkında veya
    çiftlerin neden bir arada kaldığı ile ilgili düşünürler. Danışma odasının bir yanında sevgi ve kızgınlık,
    arzu ve bıkkınlık, dostluk ve yalnızlık yaşayan kimseleri bulurken. Odanın diğer yanında ise
    çözümlenmemiş acılar, dengesiz yapılar, çarpıtılmış ve işlevsiz sistemler hakkında düşünen terapisti
    görürüz.
    Eğer çiftlerin onları neyin bir araya getirdiği, kırgınlık ve hayal kırıklığına rağmen onları nelerin bir arada
    tutuğuna ilişkin görüşlerini umursamazsak çiftlere yönelik etkin terapiler geliştirmeyi nasıl umut
    edebiliriz ki?
    Belki birçok terapist sezgisel olarak çiftleri neyin bir arada tuttuğunun bir değerlendirmesini yapabilir.
    Birbirlerini seven çiftlere birbirlerini sevmeyenlerden daha kolay yardım edilebileceğini düşünürüz.
    Keyifli bir seksin evliliği koruyacağına, uyumsuz cinsel ilişkilerin ise anlaşmazlık kaynağı olacağına
    inanırız. Ortak ilgileri fazla olan çiftlerin çok az ortak ilgisi olanlardan daha iyi anlaştığını düşünürüz.
    Ayrıca düşünceli olarak davranan, bağlılıklarında dürüst olan kişilerin tutarsız ve tepkisel davrananlardan
    daha iyi evlilikler yapacağına inanırız. Her ne kadar bunlar pratikteki tecrübelerimize dayansa da, yine de
    daha yakından sorgulamayı gerektirir.
    Bu teori yürüyen evliliklerin zengin çeşitliliğini ve başarısız olanlardaki zengin sayıdaki farklılığı
    anlamamızı sağlar. Ayrıca aşık olan veya uzun yıllar evli olan kişilerin arasındaki bağları
    değerlendirmemize yardımcı olur. Teorinin esası evlilikte çiftler arasında çeşitli bağlar olduğu
    önermesidir ve bu bağların her biri gelişimsel belirtiler taşır ve her biri insanlar arası ilişkilerin temel
    özellikleri ile bağlantılıdırlar.
    Bu görüşe göre pek çok sağlam evlilik bu bağların her birinde değilse bile birkaçında güçlüdürler. Pek
    çok zayıf evlilik zayıf bağlar profili gösterir.
    Beş bağdan söz edilir:
    1. Bağlanma / İlgi-bakım gösterme ve ilgi-bakım alma bağı; Bu bağ gelişimsel olarak ebeveyn-çocuk
    ilişkisinde köklenir.
    2. Arkadaşlık /Ortaklık Bağı; Bu bağ çocukluktaki akran ve oyun tecrübelerinde köklenir. Genellikle
    aynı jenerasyonun üyeleri arasında oluşur yakınlaşma ve paylaşılan girişimleri içerir.
    3. Arzu / Cinsel Aktivite Bağı; Bu bağ cinsel çekimi ve cinsel etkinlikte elde edilen doyumu içerir.
    Genellikle aynı kuşağın üyelerini ilgilendirir ve ergenlikte en önemli itici güç halini alır.
    4. Karar / Yükümlülük Bağı; Bu bağ bir ilişkiye kafa yorarak bu ilişkiye kendini adayıp adamamak
    konusunda karar verme konusunda bilişsel davranışı içerir. Düşünceli olma ve yükümlülük edinme
    çocuklukta başlamakla birlikte, olgunlaşmanın bir göstergesi olarak kabul edilir.
    5. Sosyal Bağlantılar Bağı: Bu bağın nereden kaynaklandığı daha az belirgin olduğu için diğerlerine
    göre farklılık gösterir. Bağlanma, arkadaşlık, karar/adama bağlarının bir türevi olabilir ya da tamamen
    bağımsız bir bağdır. Bir birey veya çiftler onlar için bir önemi çocuklar, geniş aileleri, komşuları,
    sosyal topluluklar ve benzeri olan diğer kişiler arasındaki ilişkiyi kapsar.
    Bağlanma / İlgi-Bakım Gösterme ve İlgi-Bakım Alma Bağı
    Bağlanma, ilgi-bakım gösterme ve alma evlilikte aranan özelliklerden biridir ve özellikle ebeveyn çocuk

    ilişkisinde görülen insani bir özelliktir.
    Çiftlerin anne, babalarıyla veya kendisini büyüten diğer kişilerle ilişkileri yani ebeveyn çocuk ilişkilerinin
    kalitesi empatik olup olmadığı, ayrılma ve bireyselleşmeye fırsat verip vermemesi kişinin evlilikten
    beklentilerini etkiler.
    Kişinin kendisini büyüten kişilere yakın hissetmesi, sevilen bir çocuk olması, kardeşleri ile olan ilişkileri
    ve kardeşlerinin anne babası ile olan ilişkilerinin kalitesi bağlanma ve bakım gösterme bağı üzerinde
    oldukça etkilidir.
    Ayrıca ebeveynlerinin evliliğinin nasıl olduğu ve bu evliği nasıl değerlendirdikleri de bu bağın
    gelişiminde etkilidir. Kişinin kendisi ile ilgili sevmediği, eşinde sevmediği ve hayran olduğu şeyler bu
    bağda etkilidir. Evliliğin kişiyi nasıl değiştireceği ve hangi kişisel eksikleri tamamlayacağı da önemli.
    Eşler bu konuda bir birlerine soru sorarak ve konuşarak bağlarını güçlendirebilirler. Çift ilişkisi bireylere
    çocuklukta ebeveynleri ile olan biteni yeniden tecrübe etme ve geliştirme fırsatı verir. Buna kısaca “bilinç
    dışı kontrat” diyebiliriz.
    Arkadaşlık / Ortaklık Bağı
    Belki de en az üzerinde durulan evlilik bağı arkadaşlık ve ortaklıktır. Bunlar akranlar arasındaki en
    önemli bağlardır. Bu şaşırtıcıdır; çünkü bu kelimeler çiftlerin birbirlerini tanımlarken en sık kullandıkları
    kelimelerdir. Akranları ile ilişki kurabilme, arkadaş sahibi olabilme, iyi meslektaş olabilme yeteneğinin
    kökleri çocuklukta çocuklar arası ilişkilerle atılır.
    Günümüzde, çiftelerin çoğunluğu bir diğerinden eşiti olarak davranış beklemektedir. Bu her çağ ve her
    kültürde geçerli değildir. Hatta bugün bile eşlerin çoğu birinden birinin yetkisinin daha fazla olduğu
    alanları belirlemiştir. Bu durum ya adil bir ayarlama ya da haksız bir uygulama olarak algılanır. Çiftler
    eştirler ve bir çiftin her üyesinin eş ilişkisindeki kapasitesi ve tecrübeleri birbirleri ile olan ilişkilerini
    önemli biçimde etkiler.
    Araştırmalar erkek ve kadınların bir eşte aradıkları en önemli özelliklerin önem sırasına göre şunlar
    olduğunu belirlemiştir; iyi arkadaş, düşünceli olma, dürüstlük, şev katli olma, güvenilir olma, akıllılık,
    nezaket, anlayışlılık, sohbeti tatlı, sadık. Pek çok kişi eşini “en iyi arkadaşım” olarak tanımlar ve onula bir
    “ben-sen” diyaloğu kurmayı ümit eder.
    Evlilik sadece arkadaşlık değildir: Evlilik aynı zamanda bir iş ortaklığıdır. Çiftin zaman, enerji ve
    parasına yönelik yoğun talepler nedeni ile ilgili işbirliği gerektiren bir girişimdir. Çocuklar işin içine
    girdiği zaman, bu talepler yoğunlaşır ve işgücü dağılımında simetrik olmayan bir durum gelişir; kadın
    daha çok çocuktan sorumlu olurken erkek daha çok ekonomik destek sorumluluğunu üstlenir. Çift
    yaşamın her görevini simetrik olarak mı yoksa birbirini tamamlayacak şekilde mi paylaşacaklarına karar
    vermelidirler.
    Ortaklık bağındaki sık rastlanan bir başarısızlık finansal konuların yönetimi ile ilgilidir. Terapistler eğer
    para konularında didişip durmasalar birbirleri ile çok iyi anlaşabilecek çiftlerle sık karşılaşırlar. Bazı
    çiftler duygularını nasıl yöneteceklerini biriler ama paralarını nasıl idare edeceklerini bilemezler, bazıları
    da bunun tersidirler.
    Akran ilişkileri hakkında bilgi edinmek çok yarar getirir. Çiftler dostluk ve ortaklıkla ilgili şu soruların
    cevaplarını arayabilirler:
    1. Arkadaş mısınız? Eş misiniz? Hangi ilgileri paylaşıyorsunuz?
    2. Birbirinize iç yaşantınızla ilgili özel detayları anlatır mısınız?
    3. Ortak projelerde iyi bir iş bölümü yapar mısınız? Ev işlerinde, çocuk bakımında,
    seyahatlerin planlanmasında veya parasal konularda?
    4. Bu görevleri nasıl bölüşürsünüz? Bu bölüşümü adil buluyor musunuz?
    5. Arkadaşlarınızla olan tecrübelerinizi, en eski anılarınızdan başlayarak anlatır mısınız?
    6. Okulda arkadaşlarınızla ilişkileriniz nasıldı? En iyi arkadaşınız var mıydı?

    7. Karşı cinsle çıkmaya nasıl başladınız? Erkek veya kız arkadaşınız var mıydı?
    8. Şimdi arkadaşlarınız var mı? Ne kadar yakınlar?

    Cinsellik Bağı
    Çift ilişkisinde cinsellik bağının önemi çok aşikârdır. Pek çok çift için cinsel arzu onları evliliğe götüren
    nedenlerden biridir. Öte yanda biliyoruz ki birbirini cinsel olarak arzulayan sevgililerden pek çoğu
    evlenmemekte ve bazı çiftler ise cinsel arzu ilişkilerinde çok önem taşımamasına rağmen evlenmeye karar
    vermektedirler. Bazı çiftlerde ise arzu ve seks öyle önemli bir bağ oluşturur ki boşandıktan sonra bile
    cinsel ilişkilerini sürdürürler.
    Bu bağın gücü, ilişkinin evresi ile bireylerin hangi yaş döngüsünde olduklarına bağlı olarak değişiklik
    gösterir. Cinsel çekicilik en çok nişanlılık döneminde önem kazanır. Evliliğin kendisi genellikle cinsel
    arzunun şiddetinde değişikliğe yol açar; bu değişimin yönü evliliği özgürlüğü azaltan mı ya da çoğaltan
    bir şey olarak mı algılandığına bağlıdır. Çocukların doğumu ve bakımı çiftin cinsel yaşamında bir
    azalmaya yol açar, yuvanın çocuklardan boşalması ise çiftin cinsel hayatında bir rönesans yaşatabilir.
    Eğer cinsel arzu hastalıklar, cinsel etkinlikler gibi nedenlerden olumsuz etkilenmez ise, cinselliğin formu
    değişse bile bu ilişki yaşlılığa kadar sürebilir. Bazı çiftler birbirlerine yıllarca tutku duyabilirler. Doğal
    olarak tutkunun önemi ve duygular kadın ve erkek için değişiklik yaratır.
    Cinselliğin çiftin üyeleri için önemi ispat gerektirmez. Oysa bazı kültürlerde çocuk üretmek için eşle
    yaşanan cinsel keyif ikincil bir önem taşır. Arzu ile cinsel davranışı ayrı ayrı ele almakta yarar bulunur.
    Arzu çok çabuk parlayan bir “kimya” olarak görülür. Bireyler pek çok yönden uygun görülse de bir eşe
    karşı arzu duymaya kendileri zorlayamazlar; aynı şekilde kendilerine hiç uygun olmayan bir kişiye
    duydukları arzudan da kurtulamazlar.
    Bir çiftin cinsel yaşamı güvenin sarsılması veya yaşamda kendine saygıya yol açacak bir başarı gibi
    cinsellik dışı olaylardan fazlasıyla etkilenebilir. Sıklıkla cinsel içerikli olarak görülen bir problem
    ilişkideki yetersizlikler, ilk girişimi kimin yapacağı sorunu, beğenilmeme endişesi veya hamile kalma
    korkusu gibi başka meseleleri içerebilir. Bütün bunlar terapi sırasında halledilebilir. Öte yanda cinsel
    arzunun temel kimyasını değiştirmek imkansız değilse bile oldukça zordur.
    Bir çiftin cinsel bağlarını değerlendirmelerine yardımcı olabilecek sorular :
    1. Eşinizi arzuluyor musunuz? Birbirinize duyduğunuz arzunun hikâyesi nedir?
    2. Cinsel ilişkiye girmeye nasıl karar verirsiniz? İlk girişimi kim başlatır? Bu her zaman böyle midir?
    3. Cinsel ilişkilerinizin genel seyri nasıldır?
    4. Cinsel ilişkilerinizden hoşlanıyor musunuz? Orgazm oluyor musunuz?
    5. Eşiniz sizin için tatmin edici mi? Size istediğiniz tepkileri veriyor mu?
    6. Cinsel ilişkilerinizde ne gibi değişiklikler yaşadınız?
    7. Cinsel ilişkileriniz nasıl gelişebilir?
    Karar/ Kendini Adama Bağı
    Evlilikten çıkış, bu boşanma çağında bile zordur ve bu karar genellikle uzun uzun düşündükten sonra
    alınır. Geçmişte ve günümüzde pek çok kültürde, kiminle evlenileceğine ebeveynler ve evlilik
    çöpçatanları karar verirdi. Günümüzde, romantik aşka değer veren kültürlerde bile insanlar öylesine aşık
    olup, evlenip, sonsuza kadar mutlu olmazlar. Bizler tartışmacıyız. Biriyle çıkmak ilişki kurmak veya
    evlenmek isteyen kişiler nasıl biri ile ilişkiye girdiklerini değerlendirmek istiyorlar. Bu değerlendirme
    daha başlangıçta yapılıyor ve ilişki boyunca sürüyor. Kişiler aynı zamanda kendilerini ve evliliğe hazır
    olup olmadıklarını ve eşleri ile nasıl bir evlilik yürütmek istediklerini de değerlendiriyorlar. Şüphesiz
    evliliğe uygunluk kriterleri evlenme -ebeveyn evini terk etme ve çocuk sahibi olma- isteğinin şiddetinden
    etkilenmektedir. Bulgular göstermektedir ki hem kadınlar hem de erkekler evlenme kararında “denge
    teorisi” olarak adlandırılan bir şeyi kullanmaktadırlar. Neler verebileceklerini, neler alıyor olduklarını
    değerlendirirler ve bu alış verişin eşit bir dengede olmasını isterler.

    Evlilik problemlerin çözümü, birbirine bakım, yoldaşlık ve cinsel partner olma konusunda uzun süreli bir
    karşılıklı adamayı gerektirir. Gencin evlendiği eş orta yaşta veya yaşlılıkta aynı kişi değildir, aynı şekilde
    kişinin kendisi de aynı kalmaz. Her biri değişir ve bir diğerini değiştirir. Kişinin içinde yaşadığı kültür de
    değişir.
    Eşler birbirinin bağlılık yeteneğini sınar. Arkadaşlarına, dinine, mesleğine ve kendi ailesine yaşam boyu
    bağlı olan eşlerin evliliğinin geleceğini, sık sık yer değiştiren, eski arkadaşlarını terk eden, değişik dinleri
    deneyen, hayatında tutarlı amaçları olmayan kişilerin evliliğine göre daha farklı değerlendiririz.
    Karar/Kendini adama bağı daha fazla kendini değerlendirme gerektirir, bu nedenle daha önceki dört
    bağdan daha bilişseldir. Evlenme kararı kişinin yaşamında verdiği en önemli ve en zor kararlardan biridir.
    Kişinin kendini ve düşüncelerini bilmesini gerektirir.
    Kişi nasıl biri ile evleniyor oyduğunu ve bu kişinin yıllar sonra nasıl biri olacağını kendine sormalıdır. Bu
    kişi güvenilir biri midir, gelecekte nasıl biri olacaktır? Bu kişi beni ve çocuklarımızı –hastalıkta ve
    sağlıkta-umursayacak mı? Eğer maddi durumumuzda değişiklikler olursa bu kişi gene benimle olacak mı?
    Ben “65”yaşıma gelip artık çekici olmadığımda beni hala sevecek mi? Bunu yapmayı istiyor mu? Bu
    soruları cevaplamak yaş, eğitim, din ve etnik farklılıklar olduğunda – kişinin ayrıca yapması gereken
    uyumu da değerlendirmesini içerdiği için- daha da zorlaşır.
    Evlilik bağlılığına karar verdiklerinde çiftler genellikle evlilikte kararların nasıl verileceği konusunda üstü
    kapalı bir şekilde bir anlaşmaya varırlar. Yakın zamanlara kadar kadınlar “ sevgi, saygı ve uyma”
    konusunda söz verirlerdi. Bu açıkça kararları verecek olan kişinin erkek olacağını ima eder. Böylesi bir
    anlaşmanın eşit olmadığı çok açıktır ve bu dengeyi yeni düzene sokmak için çok şey yapılmıştır. Bilindiği
    gibi, hala pek çok karar adetlere dayalı rol tanımlarına göre alınır ve çiftlerin kararları kendi yetenekleri
    ve ilgilerine göre nasıl alacaklarını öğrenmeleri gerekir.
    Her evlilik bireylerinin geçmişte karşı karşıya kaldıkları eşitsizliklerle yüzleşmek ve hesaplaşmak
    zorundadır. Eğer eşlerden biri kendi ailelerinde diğerine göre daha avantajlı şartlarda yetişti ise diğerini
    “kurtarma” sözü de faktörlerden biridir. Her ne kadar geçmiş adaletsizliklerin etkisi bugünün geçmiş
    olarak algılanması gibi bir kapsam karışıklığı yaratsa da, geçmişteki adaletsizlikleri şimdi değiştirme
    ihtiyacı pek çok insana anlamlı ve haklı gelir.
    Yaşam boyunca, eşitlik dengesi, yani kimin evlilik için daha fazla şey yaptığı hiçbir zaman aynı düzeyde
    olmayacaktır, ama pek çok çift, her iki eşin gayretlerinin de uzun vadede birbirine eşitlenmesi için
    uğraşacaklarını varsayarlar. Katkılarının bir gün fark edileceğini ve eşlerinin de aynı oranda katkıda
    bulunmak için uğraşacağını ümit ederler ve beklerler.
    Çiftlerin karar verme/kendini adama bağını değerlendirmeye yardımcı olabilecek sorular:
    1. Eşinin hakkında bildiğin hangi özellikler onunla evlenme kararı almana neden oldu?
    2. Onun nasıl bir eş olacağını bekliyordun? Beklediğinden nasıl farklılıklar gösterdi?
    3. Nasıl bir yaşama sahip olmayı bekliyordun? Yaşantın beklediğinden nasıl farklı?
    4. Eşinin sana adil davrandığını düşünüyor musun?
    5. Bununla ilgili geçmişte ne kadar tartışma yaşadınız? Şimdi?
    6. Kendini evliliğe ne kadar adamış buluyorsun? Bu bağlılığın değişti mi? Ne kadar ve ne zaman?
    7. Bu değişimi kendine nasıl açıklıyorsun? Eşine nasıl açıklıyorsun?

    Aile ve Sosyal İlişkiler Bağı
    Bu son bağ diğerlerinden farklıdır. Birincisi çiftin ötesine geçer ve çocukları, geniş aileleri, arkadaşları,
    komşuları ve akrabaları, dini ve ülkeyi kapsar. İkincisi bu bağın diğer bağların bir türevi mi, yani bağlılık,
    arkadaşlık, karar/kendini adama gibi bağların bir birleşimi mi yoksa kendi başına bağımsız bir bağ mı
    olduğu açık değildir. Her halükarda çiftler çocuklarına, arkadaşlarına, geniş ailelerine veya daha geniş
    sosyal ilişkiler ağlarına çok güçlü sevgi, adanmışlık ve sadakat ile bağlıdırlar. Bu sadakat çiftleri ya
    birbirine daha fazla yaklaştırır ya da ayırır. Kur yapma devresinde bu bağ diğerlerine göre daha az göze

    çarpar; evlilik törenlerini planlarken bu bağların her iki tarafın aileleri için de ne kadar derin olduğu
    ortaya çıkar.
    Sosyal ilişki ağı bağının gelişimsel habercisinin ne olduğunu tarif etmek güçtür. Her ne kadar herkes bir
    aile, komşular, din, etnik grup gibi daha geniş sosyal bir ağın işinde doğmuş olsa da bu gruplarla bağın ne
    zaman ve nasıl kurulduğu açık değildir. İnsanlar olgunlaştıkça okul, iş ve çeşitli organizasyonlarla da
    haşir neşir olurlar. Bu ağlarla kurulan bağın kuvveti değişkendir; bazı kişiler belli gruplar içinde
    kendilerine kök salmaya çok istekliyken bazıları zorlanırlar. Kök salma isteğine şu cümle iyi bir örnektir,
    “Kendi dinimden başkası ile evlenmem.”
    Bu bağın önemi kur yapma döneminde görülebilir. Bir çift ilk tanışma dönemini geçtikten sonra
    genellikle birbirlerini arkadaşları ile tanıştırırlar. Bu önemli bir sınamadır, çünkü insanlar ortak ilgileri,
    inançları ve yeterlilikleri nedeni ile dost olurlar. Bir kişinin arkadaşlarının o kişinin sevgilisini kabul
    etmesi önemli bir olum lamadır; çünkü kişi arkadaşları ile sevgilisi arasında tercih yapmak zorunda
    kalmaz. Bu sınama daha sonra sevgilinin aile ile tanıştırılması ile sürdürülür.
    Çiftin sosyal ilişkiler ağı birleşip geliştikçe bu bağda güç kazanır. Ama bu ağ engelleyici de olabilir.
    Çiftin geniş aileleri içindeki anlaşmazlıklar evlilik içinde strese yol açabilir. Eşlerin bu anlaşmazlıklarda
    arabulucu olmaları hatta yan tutmaları istenebilir. Eğer biri eşinden ayrılır veya eşini kaybederse
    genellikle paylaşılan sosyal destek sisteminin önemli bir bölümünü de kaybeder. Boşanmanın en önemli
    stres kaynaklarından biri boşanma nedeni ile sevdiğiniz ve güvendiğiniz diğer kişileri de kaybetme
    ihtimalidir. Çocuklar hala beni sevip, sayıp, ziyaretime gelecek mi? Komşular taraf tutacak mı? Aynı
    mekan ve ortamlara gitmeye devam edebilir miyim?
    Çiftlerin sosyal bağı hakkında bilgi edinmede yararlı olabilecek sorular:
    1. Sizin için önemli olan diğer kişiler- çocuklar, aile üyeleri, arkadaşlar, meslektaşlar- kimlerdir? Bazı
    dini kurumlar, kulüpler sizin için önemli midir?
    2. Çocuklarınızla olan ilişkinizde her biriniz onlarla nasıl ilişkiler içindesiniz? Eşinizi bir anne/ baba
    olarak nasıl buluyorsunuz?
    3. Ayrı ayrı arkadaşlıklar mı kurarsınız, yoksa ortak arkadaşlarınız var mı?
    4. Kime güvenip dayanabileceğinizi düşünüyorsunuz? Birey olarak? Çift olarak?
    5. Birbirinizin ailelerince ve arkadaşlarınca kolay bir şekilde kabul edilmiş miydiniz?
    6. Birbirinizin ailesi ve arkadaşları ile şimdi ki ilişkileriniz nasıl?

  • Kasık fıtığı ve boğulmuş fıtık

    Kızlarda ve erkeklerde kasıkta ya da erkeklerde torbada, kızlarda ise labium majus bölgesinde zaman zaman ortaya çıkan şişlik şeklinde görünen bir durumdur. Bu şişlik öksürük,ağlama, ıkınma gibi karın içi basıncını artıran durumlarda ortaya çıkar ya da belirginleşir, yatmakla ya da itmekle kaybolur.

    Prosessus vajinalis adı verilen karın zarı(periton)uzantısının açık kalması ile gelişir.

    Zamanında düzeltilmediğinde ölüme kadar götürebilen bebeklerdeki kasık fıtıkları, doğru tanı ve onarımla bertaraf edilebilmektedir.

    prematüre bebeklerde daha sık görülmektedir.

    Fıtık, karın içindeki bağırsaklar ve önun ekleri ile yumurtalıklar ve tüpler hatta uterus gibi yapıların, karın duvarındaki bir gedikten karın boşluğu dışına çıkmasıdır. Fıtığın bulunduğu yerde cilt altında genelde yumuşak bir kitle ele gelir. Kasık bölgesinde ortaya çıkan fıtığa kasık fıtığı, göbekte ortaya çıkana göbek fıtığı,göbek üstünde orta hatta ortaya çıkan fıtığa epigastrik fıtık denir. Fetal dönemde bebeklerin yumurtalıkları (erkekte testis, kızda over) karın içinde böbreklere bitişik olarak hemen altında yerleşmektedir. Bebek gelişimiyle birlikte yumurtalıklar kasık bölgesine doğru pelvis içine kadar iner. Testisler skrotuma inerken beraberinde periton denilen karın içini kaplayan zarı kasık kanalına doğru sürükler ve prosesus vajinalis denilen bir kesenin oluşmasına yol açar . Kanal bu şekilde kapanamaz ve içinde bulunan bu kese eğer inişin tamamlanmasından sonra kapanmaz ise fıtık hidrosel ve kordon kisti oluşumuna yol açar. Kızlarda ise aynı kanaldan uterusu sabitleyen ligamentum rotundum diye adlandırılan rahim bağları geçer. Benzer mekanizmayla kasık kanalında zardan bir kese oluşur.Kese kapanmadığında fıtık yada Nuck kisti diye adlandırılan anomaliler oluşur. Doğumda var olan bu kese içine yeterince geniş ise bağırsaklar gibi bir organ girdiğinde fıtık oluşur ve aile yada doktor tarafından farkedilir. Bazen bu kese içine eğer açıklığı ince ise barsaklara kayganlık veren peritoneal sıvı girer de geri dönmesini engeliyen yapılardan dolayı birikip sıvı keseleri oluşabilir. Bu sıvı testisi örten periton yaprakları arasına kadar gelirse hidrosel, kanalda arada kalırsa kordon kist diye adlandırılır. Özel mekanizmalarla bir hastada yukarda fıtık onun altında kordon kisti onun altında da hidrosel olmak üzere üçü de oluşabilir.

    Erkek Çocuklarda Daha Sık Görülür

    Her 100 çocuktan ortalama ikisinde kasık fıtığı görünmektedir. Kasık fıtığına %80-90 gibi bir oranda erkek çocuklarında rastlanır. Kasık fıtığı sağ ya da sol tarafta olabileceği gibi %10 gibi bir oranda her iki tarafta da saptanabilmektedir. Prematüre bebeklerde görülme sıklığı normal kilolu bebeklere göre üç kat daha fazladır. Bu rahatsızlıkların üçte birinin tanısı ilk 6 ay içerisinde konulmaktadır. Ancak tanının sonraki yaşlarda da konulması mümkündür.

    Çocuklarda görülen kasık fıtığının erişkinlerdeki gibi kendini zorlamayla ilgisi yoktur, genetik faktörler rol oynamaktadır. Kasık fıtığı, kasıkta ya da torbada çocuk ağlayıp kendini zorladığı sırada bir şışlık şeklinde kendini gösterir. Çocuklar sırt üstü yattığında bazen fıtık kesesi küçülüp kaybolur ve görünmez. Fakat aslında fıtık kesesi yine vardır. Ancak gözle tanı konulması mümkün değildir. Fıtık zaman zaman çocukta sıkışmaya bağlı ağrı yapabilmektedir.

    Boğulmuş Fıtık

    Yumuşak bir baskıyla karın içine gönderilemeyen fıtığa boğulmuş fıtık denir. Bu durumda çocukta huzursuzluk, ağrı ve kusma ortaya çıkabilir. Bu haliyle devam ederse iştah kaybı, dışkı yapamama ve karın şişliği ortaya çıkabilir. Uzun süren fıtık boğulması nedeniyle bağırsakları besleyen damarlar sıkışıp bağırsak çürümesi (strangülasyon) denilen ve acil cerrahi gerektiren hayatı tehdit eden durumlar ortaya çıkabilir.

    Ameliyat En Kısa Sürede yapılmalıdır

    Kasık fıtığı, karın içi organlarının sıkışarak boğulması riskini engellemek için, mümkün olan en kısa sürede ameliyat ile onarılmalıdır. Prematüre bebeklerde anestezinin risk taşıma olasılığı nedeniyle bir iki ay beklenebilir. Ameliyat genel anestezi altında yapılır. Kasık bölgesinde çok küçük bir kesi yapılır, fıtık kesesi onarıldıktan sonra cilt kesisi eriyen dikişlerle kapatılır. Kesinin üstü küçük bir pansumanla kapatılır. İşlem sırasında ameliyat bölgesine uzun etkili uyuşturucular kullanıldığı için ameliyat sonrası ağrı kontrol altındadır.

    Ameliyattan Sonra İzlem Gerekli

    Prematüre ve yenidoğan bebekler dışında ameliyattan kısa süre sonra çocuklara sulu gıda başlanır ve evlerine gönderilir. Genellikle aktivite kısıtlamasına gerek yoktur. Daha büyük çocuklarda ağır spor aktivitelerinden kaçınma önerilir. Ameliyat bölgesinde ve torbada işleme bağlı şişlikler olabilir, normalde bu şişlikler 1-2 ay içinde yavaşça kaybolur. Uzun süreli takipte fıtığın tekrarlaması çok nadirdir. Ancak bazı bağ dokusu gibi hastalık gruplarında ve prematürelerde tekrarlama görülebilir. Tek taraflı kasık fıtığında karşı tarafta sonradan fıtık çıkabilir. Özellikle sol tarafta kasık fıtığı varsa sağ tarafta çok yüksek oranda fıtık ortaya çıkabilir. Bu durumda yeniden ameliyat zorunludur. Uzun süre izlemde hem görsel hem de işlevsel olarak herhangi bir sorun ortaya çıkmamaktadır.

  • Over torsiyonu (yumurtalık dönmesi) nedir ve tedavisi

    Yumurtalıklar normalde bir ucu karın yan duvarına diğer ucu ise serbest halde dururlar. Bu bağ içerisinden kan damarları geçer. Eğer yumurtalık herhangi bir şekilde bu bağ etrafında döner ise kan akımında azalma olur ya da akım tamamen durabilir. İşte bu durum over torsiyonu olarak adlandırılır. Genellikle kist ya da başka bir sebebe bağlı olarak büyümüş olan yumurtalıklarda ortaya çıkar ancak çok nadiren tüp ve etrafındaki dokularda aşırı bir spazm ya da aşırı genişlemiş yani varisleşmiş damarlara bağlı olarak normal boyutlardaki yumurtalıklarda da görülebilmektedir. Tüplerin aşırı uzun olması gibi bazı doğuştan gelen nedenler de torsiyona yol açabilmektedir. Over torsiyonu hemen her zaman tek taraflıdır ve daha çok sağda görülür. Teşhis edilir edilmez acil şartlarda vakit kaybedilmeden ameliyata alınmalıdır.

    Over torsiyonunda tanı genelde hastanın muayenesi ve ağrının şiddeti ile klinik olarak kuşkulanılmasıyla konur. Ayırıcı tanıda akut apandisitten, dış gebeliğe kadar pek çok durum dikkate alınmalıdır. Tanı için en kolay ve uygun tanı yöntemi ultrasonografidir. Ultrasonografide normalden büyük, kistik bir yumurtalık görülmesi önemlidir. Doppler ultrasonografi bulguları dolaşımın etkilenme derecesine ve torisyonun süresine bağlıdır. En ileri formunda dopplerde hiç kan akımı izlenemez.

    Over tosiyonun tedavisi cerrahidir, tanı konduktan sonra acil koşullarda açık (laparotomi) ya da kapalı cerrahi yöntem (laparoskopi) tedavi edilmelidir. Erken dönemde fark edilip ameliyat alındığında kalıcı hasar olmaz. Öncelikle dönen yumurtalık düzeltilir, dokunun durumuna göre çıkartılıp çıkartılmamasına karar verilir. Ancak ihmal edilmiş ya da geç kalınmış olgularda kan akımı uzun süre kesildiğinde over dokusunda nekroz meydana gelir. Yani bu dokular canlılığını kaybeder. Böyle bir durumda yumurtalığın alınması gerekir. Günümüzde, sağlam kalan dokunun hormon salgılama işlevinden yararlanmak amacıyla yumurtalığın yerinde bırakılması tercih edilmektedir. Ancak, eğer kitle varsa çıkarılmalıdır. Kız çocuklarda, özellikle sağ tarafta oluşan ağrılarda mutlaka yumurtalıklar ile ilgili sorun olup olmadığı da araştırılmalıdır.

  • Omurga rahatsızlıklarının tedavisinde yenileyici enjeksiyon

    Omurga hastalıklarının tedavisinin, zamanında ve etkin bir şekilde yapılmaması, yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürür. Bu kişilerin zaman içinde; ağrı kesicilere bağımlı, bedensel zayıflıktan dolayı sosyal çevresi ve günlük aktiviteleri kısıtlı, kronik depresyon yaşayan kişilere dönüşmesi mümkündür.

    Omurga Hastalıkları Nasıl Tedavi Ediliyor?

    Omurgayı saran bağ dokusunun, zaman içinde duruş bozukluğu, kilo alma ve yanlış hareket gibi nedenlerden ötürü yıpranması sonucu kişinin hayatını bütün yönleriyle etkileyen hastalıklara zemin hazırlanmış olur. Omurga hastalıkları arasında; skolyoz, kifoz, omurga düzleşmesi, boyun ve bel fıtığı, omurganın dejeneratif hastalıkları, bel kayması ve spinal dar kanal, omurga kırıkları, omurga tümörleri, omurga enfeksiyonları sayılabilir. Omurga hastalıklarının ilk ve en yaygın belirtisi ağrıdır. Kemik, eklem, bağ dokusu ve sinir yapılarının etkilenmesi (yıpranması) sonucunda ağrı oluşabilir. Ağrının şiddeti, hissedildiği yer, ağrının özelliği (delici / batıcı, yanıcı, künt..vs), ağrıyı artıran ve azaltan durumlar ortaya konur ve ayırıcı tanıya gidilir. Ağrıya kas spazmı, hareket kısıtlılığı ve postür bozukluğu eşlik edebilir. Günümüzde ağrıyla seyreden omurga hastalıklarında ağrı kesici ve kas gevşeticiler başta olmak üzere, depresyon ve epilepsi ilaçları yaygın olarak kullanılmaktadır. Bazı durumlarda hastaya uzun saatler takmak üzere korse önerilir. Fizik tedavi, manuel terapi, akupunktur..vs teknikler kas spazmını ve postürü iyileştirmeye yönelik denenebilir. Skolyoz, ileri derecedeki kifoz, kök basısı yapan bel ve boyun fıtıkları, dar kanala neden olan bel kayması durumlarında ise cerrahi tedavi uygulanır.

    Yenileyici Enjeksiyon Omurgayı Nasıl Tedavi Ediyor?

    Yenileyici enjeksiyon tedavisi ile omurganın postür ( duruş ) bozukluğu ve ağrı ile seyreden rahatsızlıklarına uzun ilaç tedavilerine ve cerrahi müdahaleye gerek kalmadan çözüm üretmek mümkündür. Skolyoz ve kifozun erken yaşlarda ameliyatla düzeltilmediği kişilerde veya korse ile takibi yapılan kişilerde yenileyici enjeksiyon yönteminin uygulanabilir, uygun egzersizler eşliğinde de ağrı kontrolü sağlanır.

    Hastalık Kaynağından Tedavi Ediliyor

    Yenileyici enjeksiyon tedavisinin en büyük farkı, hastalığı kaynağına inerek tedavi etmesi; böylelikle kalıcı tedavisi mümkün olabilmektedir. Bel ve boyun fıtığı, omurga düzleşmesi, bel kayması ve buna bağlı gelişen dar kanalın tedavisinde yenileyici enjeksiyon teknikleri, sorunun kaynağına uygulanır. MR görüntülerine ek olarak, detaylı fizik muayenesi yapılan hastada, hasarlı bağ dokusu tespit edilir. Sonra bir protokol dahilinde ve kişiye özgü bir tedavi programı oluşturulur. Enjeksiyon yapılan bölgelerde zayıf ve hasarlı olan bağ dokusu elemanları, vücudun savunma sistemi harekete geçirilerek tamir edilir. Seanslar ilerledikçe ağrı azalır ve hareket kısıtlılığı sorunu ortadan kalkamaya başlar. Ortalama 4-6 seanslık bir tedaviyle büyük ölçüde iyileşme tamamlanır.

  • Ayak ve ayak bileğindeki ağrılarda proloterapi uygulaması

    Ligament, tendon ve eklem gibi bağ dokusu elemanlarının hasarlandığı durumlarda proliferan solüsyon enjeksiyonu ile yara iyileşme mekanizmalarının uyarılması, bu yolla dokuların tamir edilmesi ve yeniden şekillendirilmesi işlemi proloterapi olarak adlandırılır.

    Proloterapi doğal yoldan iyileşmeyi sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı durumlara yol açan doku hasarlanmaları proloterapi sayesinde kalıcı olarak tedavi edilebilirler.

    Travma sonrası oluşan tendon ve ligament sorunlarının iyileşmesinin yeterli olmayıp kronik ağrıya neden olan durumlar proloterapinin en başarılı olduğu vakalardır.

    Proloterapide amaç bu hasarlı eklem, tendon ve ligamentlerin proliferan solüsyonlarla uyarılarak yenilenmesini ve yeniden şekillenmesini sağlamaktır, böylelikle ayak ve ayak bileği bölgesinde dejenerasyon sebebi ortadan kalkacağından ağrı da geçecektir.

    Günümüzde ayak ve ayak bileğinde ağrıya yol açan nedenlerin çoğunluğu bu bölgede yer alan eklem, tendon ve ligamentlerin hasarlanmasındandır. Hasar meydana gedikten sonra tedavi edilmezse kronik enflamasyon oluşur. 4-6 hafta sonra artık dejenerasyona bağlı kronik ağrı oluşumu başlar.

    Ayak ve ayak bileğinde ağrıya neden olan en sık nedenler; ayak bileği ve ayak eklemlerindeki artrit, talonavicular nekroz, aşil tendinozisi, haglund hastalığı, halluks valgus deformitesi, topuk dikeni(plantar fasciitis), edinsel düz tabanlık, morton nörinoma, hiperelastisite sendromuna bağlı tekrarlayan ayak bileği burkulmaları.

    Aşil Tendinozisi, Haglund hastalığı ve parsiyel tendon rüptürü

    İp atlama, uzun mesafe koşuları ya da tenis gibi aktivitelerle oluşan tekrarlı travmalara maruz kalınmasıyla oluşan mikrotravmalar aşil tendonunda progresif tendon dejenerasyonuna neden olur. Mikrotravma ya da parsiyel yırtıklar tendonun ortasına lokalize, keskin ve geçici ağrı epizodlarına neden olur. Tendinozisin ilerlemesiyle azalan elastisite ve hareket kabiliyeti aksamaya neden olur. Tam kat rüptür olmadıkça düzenli aralıklarla yapılacak proloterapi tedavisi tendinozisi, tetik noktayı ve parsiyel rüptürü iyileştirmede konvansiyonel fizik tedavi uygulamalarına kıyasla daha hızlı ve uzun vadeli sonuçlar verir.

    Ayak Bileğinde ve parmaklarda Artrit

    Artrit sistemik bir sebep veya kristaloid birikimi dışında tekrarlayan travma, aşırı aktivite, ya da beslenme bozukluklarına bağlı olabilir. Ağrının zamanı, hareketle ilişkisi ve hissedildiği bölge önemlidir. Düzenli periyodlarla yapılan proloterapi tedavisine ilaveten fizik tedavi uygulamaları, hiperbarik oksijen tedavisi, ozon tedavisi gibi yöntemler destekleyici olarak uygulanabilir.

    Halluks Valgus Deformitesi

    Ayak 1inci parmakta tarak kemiği ile parmak arasındaki eklem bölgesinde oluşan deformiteye bağlı olarak ağrı ve şekil bozukluğu meydana gelir. Sivri burunlu ve dar ayakkabı giyen bayanlarda daha sıklıkla görülür. Düzenli aralıklarla yapılacak proloterapi tedavisine ilaveten eklem üzerinde stres yaratan faktörler ortadan kaldırılmalıdır. Burada parmak arası silikon, gece takılan makaralar parmağı doğru pozisyona alarak etraf dokunun rahatlatılması ile ağrıyı azaltabilir, kişiye özel yapılmış tabanlıklar kullanılabilir.

    Topuk Dikeni (Plantar Fasciitis) ve Edinsel Düz Tabanlık

    Topuk Dikeni (Plantar Fasciitis), topuk veya ayak tabanının (plantar yüz) fazla kullanılmasından kaynaklanan bir incinmedir. Kadınlarda, kilosu normalin üzerinde olan insanlarda, yürümeyi veya ayakta sert zeminde kalmayı gerektiren bir işte çalışanlarda, topuk dikeni oluşma ihtimali daha fazladır. Eğer topuk dikeni rahatsızlığı tedavi edilmezse, kronik bir duruma dönüşebilir ve kişinin yürüyüş şeklini değiştireceği için zamanla ayak, diz, kalça ve sırt problemlerine yol açabilir.

    Edinsel Düz Tabanlık’da ayak kubbesini destekleyen ve ayak kavsini oluşturan tibialis posterior tendonunun yetersizliği söz konusudur. Bu hastalarda tablo yavaş yavaş oluşur, hastanın şikayetleri yıllar içerisinde giderek artar. Hastalar önce ayak iç kavisinin kaybolduğunun farkına varır, daha sonra yürüme mesafelerinde azalma meydana gelir. İlerleyen zamanla ayakta şişme, çeşitli kemik deformiteleri, ayak bileğinde ağrı gibi sorunlar tabloya eklenir.

    Her iki hastalığın tedavisinde düzenli periyodlarla yapılan proloterapi tedavisine ilaveten erken dönemlerde ayakkabı modifikasyonu, özel tabanlık, koruyucu bileklikler kullanılabilir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon programları tedaviye eklenebilir.

    Ayak Bileği Burkulması

    Ayak bileği burkulmasında normal şartlarda ayak bileğinin iç ve dış yanında ayağı dengelemekle görevli olan bağ yapıları zarar görürler. Ayak bileği burkulmalarının % 90 ı ayak bileğinin dışa doğru dönmesi ve zorlanması ile oluşur. Ayak bileği dış yanında bulunan bağ kompleksi bu zorlanma sonucunda hasar görür, ayak bileğinde şişlik, ağrı, hareket kısıtlılığı gelişir.

    Ayak bileği burkulmalarının % 10′unda instabilite – tekrarlayan ayak bileği burkulmaları- şikayeti gelişebilir. Ayak bileği ilk burkulduğunda meydana gelen hasar sonucunda ayak bileği dış yan bağları zarar görür. Ayak bileği instabilitesi birden fazla bağ yaralanması sonrasında, ilk burkulmanın tedavisinin yetersiz olması sonucunda ya da proprioception (ayağın yeri algılama yeteneği) bozukluklarında oluşabilir.

    Genetik olarak vücuttaki bağların aşırı elastik olması nedeniyle gelişen ayak bileği burkulmalarında (Hiperelastisite sendromu)nda genellikle problem iki taraflıdır. Hastanın özgeçmişinde burkulmaların oluşmasında özel bir travma yoktur. Hasta yolda yürürken dahi ayak bileği kolayca burkulabilir. Gerçek ayak bileği instabilitesinde problem genellikle tek taraflıdır. Olayın başlangıcında travma (genellikle spor yaralanmaları) vardır. Burkulmalar genellikle spor esnasında tekrarlar ve oluşur.

    Ayak bileği burkulmalarının tedavisinde akut yaralanma döneminin geçmesi beklenir. 2-3 haftalık istirahat döneminden sonra proloterapi tedavisiyle beraber fizik tedavi (önceleri friksiyon ve germe, ilerleyen seanslarla birlikte güçlendirme egzersizleri) uygulamaları yapılabilir.

    Proloterapi tedavisinin prensipleri:

    Ön tedavi: Enflamasyon (iltihap) cevabını kontrol etmek amacıyla ağrının ve kas spazmının azaltılması (Korunma, istirahat).

    Kesin tedavi: Tamir fazı ve yeniden şekillendirme süresince tam iyileşme sağlanıncaya kadar proloterapi ve germe-güçlendirme egsersizleri programları ile kombine edilerek uygulanması.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid (kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz ve seyreltilmiş lokal anestezik kombinasyonu kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler proloterapi tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

    Geleneksel yaklaşımdan farklı olarak bizim uygulamamızda soğuk uygulama, yüksekte tutma, kompres uygulama, non-steroid ağrı kesici kullanımı ve steroid enjeksiyonlarının yeri yoktur.

  • Doğru egzersizle spor yapın

    Doğru egzersizle spor yapın

    Yaptığınız egzersiz kilonuza ve yaşınıza uygun olabilir ama kas ve bağ dokunuza uygun mu?
    Kas ve bağ dokunuza uygun olmayan egzersizler vücudunuzda yaygın ağrılara sebep olabilir.

    Sağlıklı yaşamın kaynağı doğru hareket ve egzersizdir ve doğru hareketin ağırlığa göre değil, kaslara göre yapılması gerekmektedir. Kişinin vücuduna ve kaslarına göre ihtiyaçlarının tespit edilmesi ve bu bilgiler ışığında, doğru egzersizin yapılması, yaşlılık ve hareketsizliğe bağlı yıpranmayı azalttığı gibi kalp ve damar sistemi fonksiyonlarını da geliştiriyor. Kişinin kas ve bağ dokusuna uygun olmayan egzersiz programları, bir çok hastalıkta iyileşmeyi yavaşlattığı gibi vücut mekaniğini de bozabiliyor.

    Doku hasarlarında egzersiz çok önemli

    Proloterapi yöntemi ile vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizması aktive edilir ve iyileştirme mekanizmasıyla beraber bölgede yeni bir doku oluşturulur. Özel dokularda bulunan bağlara enjekte edilen solüsyon sayesinde mikropsuz iltihap oluşturulur, tamirci hücreler iltihabı yok etmek için çalışır, bunun sonucunda o bölgede sağlam bir doku oluşur.

    Proloterapi Türkiye ekibinden Fizyoterapist Natali Helen Kazan’ın yaptığı açıklamaya göre ise “Oluşmakta olan dokunun düzgün şekillenmesi ve gerekli uzunluğu kazanması için sadece kas germesi değil, ligamentlere (bağlara) yönelik de germe yapmak şarttır. İyileşmenin ilerleyen safhalarında da kuvvetli dengeleyici egzersizlere geçiş yapılıyor. Proloterapide doğru zamanda doğru egzersizin hastaya doğru teknikle verilmesi iyileşme için çok büyük önem taşımaktadır” diyor.

  • Egzersiz programınız kas ve bağ dokunuza uygun mu?

    Egzersiz programınız kas ve bağ dokunuza uygun mu?

    Havaların ısınmasıyla birlikte özellikle kilo vermek için yapılan spor aktivitelerine katılım artıyor. Yaptığınız egzersiz kilonuza ve yaşınıza uygun olabilir ama kas ve bağ dokunuza uygun mu? Kas ve bağ dokunuza uygun olmayan egzersizler vücudunuzda yaygın ağrılara sebep olabilir.

    Sağlıklı, ağrısız bir şekilde yıllara ve yer çekimine meydan okuyabilen bir vücut için, doğru hareket ve egzersizin vücudun kas ve bağ dokusuna göre yapılması gerekiyor.

    Sağlıklı yaşamın kaynağı doğru hareket ve egzersizdir ve doğru hareketin ağırlığa göre değil, kaslara göre yapılması gereklidir. Kişinin vücuduna ve kaslarına göre ihtiyaçlarının tespit edilmesi ve bu bilgiler ışığında, doğru egzersizin yapılması, yaşlılık ve hareketsizliğe bağlı yıpranmayı azalttığı gibi kalp ve damar sistemi fonksiyonlarını da geliştiriyor. Kişinin kas ve bağ dokusuna uygun olmayan egzersiz programları, bir çok hastalıkta iyileşmeyi yavaşlattığını gibi vücut mekaniğini de bozabiliyor.

    Doku hasarlarında egzersiz çok önemli

    Proloterapi yöntemi ile vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizması aktive edilir ve iyileştirme mekanizmasıyla beraber bölgede yeni bir doku oluşturulur. Özel dokularda bulunan bağlara enjekte edilen solüsyon sayesinde mikropsuz iltihap oluşturulur, tamirci hücreler iltihabı yok etmek için çalışır ve bunun sonucunda o bölgede sağlam bir doku oluşur. Oluşmakta olan dokunun düzgün şekillenmesi ve gerekli uzunluğu kazanması için sadece kas germesi değil, ligamentlere (bağlara) yönelik de germe yapmak şarttır. İyileşmenin ilerleyen safhalarında da kuvvetli dengeleyici egzersizlere geçiş yapılıyor. Proloterapide doğru zamanda doğru egzersizin hastaya doğru teknikle verilmesi iyileşme için çok büyük önem taşımaktadır.