Etiket: Baba

  • Baban ve Oğlum filmi ve bir erkek çocuğunun psikoseksüel gelişimi

    Baban ve Oğlum filmi ve bir erkek çocuğunun psikoseksüel gelişimi

    ÖDİPALİMLE UZLAŞIYORUM

    Baban ve Oğlum filmi bir erkek çocuğunun psikoseksüel gelişim dönemlerinin de anne ve babanın rolünü ve bu dönemdeki aksaklıkların ergenlik dönemindeki kimlik arayışlarındaki etkisini anlatan bir filimdir. Özellikle baba olma halinin ve babanın görevi üzerine odaklanmaktadır. Filmin bütünü bu odaklanma üzerinden gitmektedir.

    Hüseyin Efendi ,Egenin bir köyünde yaşayan hatrı sayılır köylülerce bir otoritesi olan bir adamdır.Hüseyin Efendi ,kanunlara saygılı ,örf ve adetlere uyan ve otoriter 2 erkek çocuk babasıdır.Hüseyin Efendinin en büyük görevi oğulları aracılığıyla varolan sistemi ve düzeni sağlıklı bir şekilde devamını sağlamaktır. Bunun için bütün yatırımlarını 2 oğlu üzerine yapmaktadır. Hüseyin Efendi ‘nin beklentisi o kadar yüksektir ki çocuklarını isimleriyle efsunlamıştır.

    Sadık -Salim .Hüseyin Efendi bu görevi yerine getirebilecek bütün donanıma sahip olmasına rağmen başarılı olamamıştır. Filmde baba çocukalarını isimle efsunlasa bile Sadık , babaya karşı sadık olmayan bir karakterle ,Salim ‘de sağlıklı olmayan bir erkek karakteriyle karşımıza çıkmaktadır.Babanın esas görevi insan yavrusu gelişimi için önemli olan odidupus karmaşasının sağlıklı sonlanmasını sağlamaktır. Oidipus karmaşası,kültüre dolayısıyla insan olamaya giden zorunlu bir süreçtir.Simgesel bir karmaşadır. Çocuk oidipus aracılığıyla biyolojik kendilik gerçekliğinden simgesel kültürel özne olmaya geçmektedir.Yani ,anne ile çocuğun doğal ilişkisinin yasaklanması ve bu yasakla doğan bilinçdışı arzunun da Baba yasası yada Baba adıyla simgesel sisteme girmesiyle çözülmektedir. Böylece toplumsal biçimleri edinir birey-özne olmaktadır. Burada Baba ,anne ve çocuk arasında doğuşten gelen doyuma dayalı olam dolaysız doyum ilişkisine son vermek ve ve içgüdüsel bilinçdışı arzuları bastırmak ve çocuğu biyolojik bir canlıdan kültürel özne olmaya dönüştüren kastrasyonu sağlamakla görevlidir.Hüseyin Efendi bu noktada başarılı olamamaktadır. Sadık , filmin ilerleyen bölümlerinde babaya bunu gerçekleştirme fırsatını yeniden verecektir.

    Sadık , babayla sağlıklı özdeşim kuramadığı için ergenlik döneminde baba ve temsil ettiği kültürel kurallara isyan eder ve kendini gerçekleştirmek için evi terk eder.Baba bir kez daha önünde yasa koyucu olamaz ve oğlunu engelleyemez.

    Sadık’ın sağlıklı kastre olamadığını,babanın yasasını çiğnemesinin bedelini hayatının her karesinde sembollerle bize yönetmen anlatmaktadır.Sadık,politik duruşu olan düzen karşıtı bir gazatecidir.sigara ve alkol kullanımı bağımlılık derecesindedir.Karısının doğum sancılarının tuttuğu gece Sadık ‘ın hayatı daha trajik bir sona gitmektedir.doğum başlar ve kimseyi bulamazlar etrafta çünkü o gece12 Eylül Darbesi gerçekleşmiştir. Ve doğumu Sadık gerçekleştirmek zorunda kalmıştır.Bu arada yönetmen Sadık ‘ın baba yasası çiğnemesine gönderme yapmaktadır. 12 Eylül darbesi o dönemin bozulan düzenini yeniden sağlamak ve düzen bozucuları baskılamak için yapılmıştır.Sadık ‘ın eşi doğum sırasında ölür.Sadık ,kucağında oğluyla günü karşılar.Artık anne yoktur ve oğlanın annesi Sadık ‘tır. Yönetmen annenin ölümüyle Sadık ‘ ı hadım etmiştir.Baba Yasasının çiğmesinin bedeli ödenmiştir.

    Deniz ‘in dünyaya gelmesiyle oidipus karmaşasını yönetmen başka bir boyutla Deniz üzerinden izleyiciye anlatmaya devam etmektedir.Deniz , bebeklik dönemini annesi ölmüş, babası hapse girmiş ve çok anaç bir bakıcıyla büyüyen bir çocuk olarak karşımıza çıkar. Doyrulma ve haz alma ilişkisi dönemlerinde anne ve babaya sahip değildir ve dolayısıyla bağlanma nesnesi olmayan bir çocuktur. Baba çocukluk dönemine geçiş noktasında tahminen 3 -4 yaş döneminde Deniz ‘in hayatına girer. Tam da Oidipus karmaşasının başladığı yaş dönemleridir.Deniz ‘in libidal enerjisini aktarabileceği bir nesneye ihtiyacı vardır. Ve bu yüzden Sadık , Deniz ‘in annesi olmak durumundadır. Baba rolüne girememektedir.Deniz ‘in oidipus karmaşasını sağlıklı atlatmak amacıyla bir babaya ihtiyacı vardır. Yönetmen bu noktada Sadık ‘ı ölüme götürecek bir hastalığın içinde karşımıza çıkartmaktadır. Sadık , Deniz için baba olacak ve kültürel özne olmaya Deniz ‘i götürecek bir babaya ihtiyaç duymaktadır. Sadık,kendi babasını seçer. Babasına Deniz ‘in üzerinden baba olma gücünü geri vermek ve kendi özdeşimini sağlamak için baba evine geri döner.Yönetmen,.Sağlıklı olmayan kastre edilme ve kabul edilmeyen baba yasasını Deniz yoluyla sağlıklılı hale getirmeye başlamaktadır.

    Sadık ,Deniz ‘le beraber baba evine köyüne döner. Annesi koşulsuz sevgisiyle ikisini kucaklar ve koruması altına alır. Anne artık Sadık ve Deniz ‘in gitmesine izin vermeyen bir konumla karşımıza çıkar ve babanın gücünü yerine alması için yardımcı olur. Sırada Hüseyin Efendi’nin yeniden bu rolü alması sağlanması kalmıştır.

    Deniz, fantezi yoluyla arzularını gerçekleştiren bir çocuktur.Deniz, dedenin evine geldikten sonra fantazileri dede odaklı olmaya başlamıştır.baba iyi ve kahraman dede ise ilk başlarda kötü ve korkutucu olandır.Bu da dedenin kastre etme görevini yerinie getirmeye başladığının bir işaretidir.Deniz,dedenin onu kastre edeceğini kabul ettiğini göstermektedir.Deniz ‘in fantazilerinin en önemli sembollerinden biri de kilitli kapının olmasıdır. Fantazilerinde yada gerçekte de kilitli kapı vardır avluda ve deniz orayı merak etmektedir.Hatta bir sahne de kapının deliğinden içeriyi gözetlerken dedesine yakalanmıştır.ve dede Deniz ‘in kulağını çekmiştir.Bir başka sembol çizgi romandır. Deniz ,çizgi roman okumayı çok sever daha doğrusu okumayı bilmediği için resimlerine bakmayı ve fantazilerin de oradaki kahramanları kullanmayı sever.Sadık da Hüseyin Efendi de Deniz ‘le iletişim kurmak için ona çizgi roman alırlar. Kapı ,psikanaliz de çocuksu merakın ve sonunda keşfedilen haz-acı ilişkisinin bir simgesidir. Kitap ise bu merakın taşıdığı enerjinin karmaşık bir dönüşümüdür.Kapı ve kitap , düş ve gerçek arasında uzanmış iletken bir geçiş nesnesidir.(korku sinemasının psikanalizi,2006sf.17).Kapı nın imgesel bir anlamı vardır.psikoseksüel merakın imgesidir.Kapının kilitli olması psikoseksüel aşamalarda yaşanan yada yaşanması gerektiği halde yaşanmamış bir arzuyu imlemektedir.Deniz ‘in fantazilerinde kilitli kapının ardındakine yöneliktir ve kilitli kapının ardında Dede bir canavar beslemektedir. Deniz korkmuştur.Oidipus dönemde kapı annedir .Anahtar ise baba yada babayla özdeşen kişidir.Deniz ‘in merak ettiği kiltli kapının anahtarı üstünde ama içeri girmek yasak.Fantazisinde kapı açılıyor ve içerde dede canavar besliyor. Elinde bir parça et var. Burada canavar,Deniz ‘in anneye duyduğu hoş olmayan bastırmaya çalıştığı arzusunu temsil etmektedir.Dede ise bu arzularından dolayı penisini kesecek babayı temsil etmektedir .Dede ‘nin elindeki et parçası da penisi anlatmaktadır bize.Deniz Kastre olmuştur. Filmin sonunda artık baba olan Sadık ,misyonunu kaybeder ve ölür. Böyle sağlıklı özdeşim sağlamak için son bir adım kalmıştır.Dede ölen babasının yasını tutan Deniz ‘i alır kilitli odaya götürür.Deniz ‘in merak ettiği odanın kapısını açar ve Deniz ‘i içeriye sokar. oidipus karmaşası olması gerektiği gibi çözülmüştür.Hüseyin Efendi baba olma görevini yerine getirmiştir.Deniz ‘le çatışma çözülmüştür .Özdeşim sağlanmıştır.Ruhsal gerilim azalmıştır.

    Babam ve Oğlum filmi ile Çağan Irmak , izleyiciye insan yavrusunun biyolojik bir canlı olmaktan kültürel bir özne olmaya dönüştüşmesini sağlayan oidipus karmaşası v e kastrasyon u anlatır. Filmi sonunda Deniz ‘in eline kamerayı vererek bu süreçte kaybı yaşanabilecek sevgi nesnesinin (burada anne) çözümünü de izleyicilere sunar.

  • OKULA UYUM SÜRECİ

    OKULA UYUM SÜRECİ

    Çocuğunun okula başlayacak olması büyük bir heyecandır anne baba için. Minicik yavrusunun büyüyüp te okul çağına gelmesine inanamazlar. Belki de ilk kez annesinden ayrılacaktır. İlk kez annesinden ayrı başka bir mekanda vakit geçirecektir çocuk. Bazen beklenen, bazen de beklenmedik tepkiler görülür. Onları anlayarak, bilerek, sabrederek ve destek olarak davranmak dışındaki diğer yöntemler de pek işe yaramaz bu dönemlerde.
    En baştan veya sonradan başlayan uyum sorunu bir iki hafta içinde halledilebilir. (Halledilmesi beklenir.) Bu uyum süreci sıkıntıları bir ay ve sonrasında devam ediyorsa, farklı bir müdahale gerekmektedir.
    Okula yeni başlamada uyum sürecindeki bu tepkiler, zorluklar sadece çocuk ilk kez anaokuluna başlayacağı zaman görülmez. Birkaç yıl anaokuluna gidip ilkokula başlama zamanı gelmiş bir çok çocukta da görülebilir. Bir okul kavramı, öğretmen kavramı artık gelişmiş olmasına, yuvada çok iyi bir zaman geçirmesine rağmen, ilkokula adım atarken uyum sürecini zorlu geçirmektedir bazı çocuklar.
    Çoğunlukla okula başlamanın sadece çocuk için zorlu bir süreç olduğu düşünülür. Oysa çocuğu aileden ayrı düşünebilmek mümkün değil. Sadece çocuk için bir uyum dönemi değil, aynı zamanda anne-baba için de bir uyum dönemidir. Okullarda, ilk günlerde normalde çocuktan tepki vermesi beklenirken, rahatça sınıfında girip öğretmeni ile sorunsuz zaman geçirebilen çocuğun anne babasının okuldan ayrılmakta zorluk çektiği, çocuk olumsuz bir tepki vermemesine rağmen olumsuz tepki verebilme ihtimali ile sınıfa girmek isteyen ve çocuğu sıra olup sınıfına girerken ağlayan anne- babalar görülmektedir.
    Uyum dönemini zorlu geçiren çocukların ailelerinde anaokulu döneminde geri adım atarak çocuğu okuldan alma, ilkokul 1. sınıfta da, “Acaba erken mi verdik bir yıl daha okuldan alıp bekletsem mi, anaokuluna geri mi dönsem düşünceleri “ belirir ve okul yetkililerine bu görüşlerle başvuran veliler görülmektedir.
    Hem anaokuluna başlama hem de ilkokul birinci sınıfa başlamada dikkat edilmesi gerekenler, öneriler:

    • Hem anaokulu, hem ilkokul 1. sınıf için çocuklar mutlaka önceden hazırlanmalı.
    • Okul kavramı sohbetler içine girmeli hatta önce hikayelerle başlamalı.
    • Okulda kazanılacak şeyler için özendirilmeli.
    • Okul, mutlaka önceden çocukla birlikte gidilerek görülmeli.
    • Anne-baba kendi duygu ve düşüncelerini çocuğa belli etmeme konusunda çaba göstermeli. Evde bu konuda yapılan sohbetlerde o bir başka şeyle meşgulken bile antenlerinin çok açık olduğunu unutmamalı.
    • Yaşanan zorluk karşısında çocuğun okula devam etmesi ya da etmemesi gibi konular çocuğun yanında tartışılmamalı,
    • Okul ile mutlaka işbirliği yapılmalı. Duygusal bağ söz konusu olduğunda hepimiz büyük olasılıkla objektifliğimizi kaybedebiliriz. Bu işi profesyonel olarak yapan kişilerin bilgi ve tecrübelerinde yararlanmakta, onları dinlemekte fayda olacaktır. Durum eğer okulu aşan bir boyut gösterirse ya okulunuz sizi bir uzmana yönlendirecektir, ya da siz mutlaka bir uzmanla görüşerek bir süre yardım almalısınız demektir.
    • Hala ağlama tepkileri gösteriyorsa kızmamak ve onun duygularını ve korkularını anlayıp kabul etmek ve sabır göstermek önemlidir.
    • Evde yaptırılamayan şeyler için okulu kullanıp zorlamak da yapılmaması gerekenler arasında diyebiliriz. “ Şunu yapmazsan öğretmenine söylerim görürsün “ Bu tutum aynı zamanda anne-baba otoritesinin yine anne-baba eliyle ortadan kaldırılması anlamına da gelecektir.
    • Çocuğun eve döneceği saatlerde ( Anne de çalışıyorsa hiç değilse ilk haftalarda) evde olup onu karşılayabilmek, küçük sürprizler hazırlamak, çocuğun yapabildiklerini öne çıkartarak olumlu yanlarını pekiştirmek ( Aferin ….. ne kadar güzel yapabiliyorsun artık. Büyüdüğünü görmek çok güzel. gibi)
    • Bazı çocuklar ev ve okul yaşantılarını birbirine aktarmak istemezler. Okulda neler olduğunu, neler yaptığını merak ediyorsanız ama sorularınıza cevap alamıyorsanız ısrarla sormaktan vazgeçmelisiniz. Onunla farklı ortamlarda sohbet ve çeşitli oyunların içinde mutlaka merak ettiğiniz konularla ilgili şeyleri size kendi isteği ile anlatacaktır.
    • Sınıf arkadaşlarını siz de mümkün olduğu kadar tanımaya çalışın. Okul ortamı dışında görüştürmek, okul içindeki ilişkilerini de farklılaştıracak, paylaşımları arttıkça okulda birlikte zaman geçirme istekleri de farklılaşacaktır.
  • ÇOCUK BAKIMINDA FİKİR AYRILIKLARI

    ÇOCUK BAKIMINDA FİKİR AYRILIKLARI

    Başka konularda ortak yönleri olan anne babalar bile çocuk bakımı felsefelerinde
    ortak yönler bulmakta zorlanırlar. Anne babaların farklı kişilik yapıları, farklı aile
    kökenleri, farklı yetişme biçimleri nedeniyle aslında bu çoğu kez kaçınılmaz bir
    durumdur. Bu durumun çocuğun gelişimini nasıl etkileyeceği farklılıkların çocuğa nasıl
    yansıtıldığına bağlıdır. Farklılıklar çocuğun gelişimine katkı sağlayacak bir zenginliğe
    dönüştürülebileceği gibi, gelişimi olumsuz yönde etkileyen önemli bir sorun olarak da
    karşımıza çıkabilirler.

    Aslında her anne baba insan oldukları ve değişken ruh durumu içinde
    bulunabildikleri için zaman zaman kendi içlerinde bile tutarsız olabilirler. Bu tutarsızlık
    anne babanın ruh durumuyla ilgili olabileceği gibi çocuğun yapısı ya da davranışın ortaya
    çıktığı koşullara da bağlı olabilir. Örneğin mutsuz, sıkıntılı bir anne çocuğun
    mızırdanmasını tolere edemeyebilir. Gürültülü bir top oyunu açık havada uygun bir
    mekanda sorun olarak görülmezken evde kabul edilemez gelecektir. Anne babanın hem
    kendi içlerinde hem de birbirleriyle her zaman ve her koşulda tutarlı olmalarını beklemek
    gerçekçi değildir. Bunu gerçekleştiremeyen anne babalarda bu beklenti kaygı ve
    yetersizlik duygusuna neden olmaktadır. Aile içinde tutarlı olunması gereken konu evde
    sounların ele alınış biçimi ve bireylerin birbirlerine olan saygılı tutumlarıdır.

    Anne baba, çocuğa sevgi gösterilmesi, kurallar-sınırlar ve sorunların ele alınış
    biçimi gibi çocuk gelişimindeki çok temel ögelerde fikir ayrılıkları içindeyse; bu
    düşüncelerini çocuğun yanında ve birbirini eleştirir tarzda tartışıyorlarsa; birbirlerinin
    kurallarını gevşetiyor ya da bozuyorlarsa çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu
    öğrenemeyecektir. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk kural tanımayan ya da her fırsatta
    kuralları zorlayan, sorgulayan, sorumluluk almayan, evde hırçın ama dışarıda güvensiz
    bir çocuk olur. Anne ve babanın farklı uçlarda olması onların bu tutumlarının daha da
    belirgin hale gelmesine neden olabilir. Örneğin aşırı hoşgörülü ve yumuşak bir annenin

    varlığında, baba disiplin açığını daha katı kurallarla kapatmaya çalışırken, babanın aşırı
    kurallarının çocuğa zarar vereceği endişesiyle anne daha da esnek olmaya başlayabilir.
    Bu durumda çocuk anneye karşı istekleri konusunda tutturan, ısrar eden, kurallara karşı
    gelen bir tutum içine girer. Babanın yanında daha uyumlu gibi görünse de bu sadece
    babanın varlığında sağlanabilen bir uyumdur. Anne kuralları “oyuncaklarını toplamazsan
    baban kızar” gibi cümlelerle uygulamaya çalışsa da bu yaklaşım çocuğun o kuralın
    gerçekten gerekli olup olmadığını sorgulamasına neden olur ve uzun vadede işe yaramaz.
    Sonuçta aile bireyleri arasındaki gergin, çatışmalı ilişkiler çocuğun mutsuzluğuna ve
    güvensizliğine neden olur. Farklı tutumların neden olabileceği diğer bir olumsuz sonuç da
    anne babanın çelişkili davranışlarının çocuk tarafından kullanılmaya başlanmasıdır.
    Çocuğun anne babayı yönlendirmesi bu farklı tutumlardan dolayı kolaylaşabilir.

    Farklı görüş ve tutumların çocuğa zarar vermemesi için neler yapılabilir:

     Öncelikle çocuk için anne babanın birbirine nasıl davrandığı, birbiriyle
    nasıl uzlaştıkları ve birbirlerine karşı gösterdikleri sevgi ve saygının, neye
    izin verilip neye verilmeyeceğinden daha önemli bir konu olduğu
    unutulmamalıdır. Örneğin çocuğun televizyon izlemesine karşı olan bir
    annenin buna izin veren eşiyle çocuğun önünde tartışmaya girmesi
    televizyon izlemekten daha fazla zarar verecektir. Anne ya da baba
    onaylamadıkları bir tutum için çocuğun önünde aşırı tepki vermektense o
    an için sessiz kalıp daha sonra konu üzerinde uzlaşmaya çalışmalıdır.
     Anne baba birbirlerinin fikirlerini dikkatlice ve saygı göstererek
    dinleyebiliyor ve zaman zaman birbirine hak verebiliyorsa bu çocuk için
    de çok uygun bir örnek olur. Çocuk da farklı görüşleri dinleyebilme ve
    uygun şekilde tartışabilmeyi öğrenir.
     Yatma saati, beslenme, disiplin gibi temel alanlarda nasıl davranılacağı
    konusunda önceden konuşulup anlaşma yapılabilir.

     Güvenlik önce gelir. Sağlık, güvenlik, beslenme gibi konularda anne baba
    uyuşamıyorsa bir uzmanın örneğin çocuk doktorunun önerileri
    doğrultusunda hareket edebilirler.
     Sorunların çözümünde anne baba ve çocuk/çocuklar işbirliği içinde
    olmalıdır. Çocukların çözümlere birebir katılmaları hem onların sorun
    çözme becerilerini geliştirecek hem de anne baba karşı karşıya gelmemiş
    olacaklardır.
     Anne baba birbiri hakkında olumsuz, eleştirel biçimde konuşmamalıdır.
    Bu çocuğun gözünde ebeveynin otoritesini zedeler ve çocuğun da daha
    eleştirel, insanlara karşı olumsuz yaklaşan bir çocuk olmasına neden olur.
     Her bir ebeveyn için çok önemli olan konular belirlenerek, sorumluluk
    alanları paylaştırılabilir.
     Çocuğun yanında birbiriyle çelişen mesajlar vermemeye özen
    gösterilmelidir. Yemekten önce çikolata yenmesini anne uygun
    bulmuyorsa ve buna izin vermemişse babanın “bir şey olmaz bu seferlik
    yiyiversin demesi” çocuğun tüm kurallara karşı gelmesi ya da ısrar etmesi
    ile sonuçlanacaktır.
     Anne babanın birlikte olmadıkları zamanlarda birbirlerinin kurallarını
    bozuyor olmaları da sık karşılaşılan bir durumdur. Örneğin baba çocuğun
    kendi yatağında yatmasına özen gösteriyorken babanın evde olmadığı
    zamanlarda anne çocukla birlikte uyursa çocuk sadece baba öyle istediği
    için yalnız yatması gerektiği mesajını alır. Ebeveynler birlikte olmadıkları
    zamanlarda da diğerinin kurallarına saygılı olmalıdır.

    Sonuç olarak anne babanın farklı görüş ve tutumları hemen her ailede az ya da
    çok var olan kaçınılmaz bir durumdur. Anne babalar bu farklılıkları “benim
    dediğim olacak” savaşına dönüştürmedikleri sürece birbirlerini tamamlayarak
    çocuğun gelişimine katkı sağlayacak bir zenginlik olarak yaşayabilirler.

  • Ebeveyn Olmak

    Ebeveyn Olmak

    Çocuk Büyütmenin Sırları

    Hepimiz aslında birer çocuğuz, daha sonra büyürüz ve erişkin oluyoruz. Bu süreçte anne-babamızın, öğretmenlerimizin ve diğer insanların sevgi, şefkat, hoşgörü gibi desteklerini alırız. Tabi yanlışlar, hatalar da olmaktadır bizlere karşı yapılan. ‘Ben asla çocuğuma böyle davranmayacağım’ deriz çoğumuz. Ama işin özüne geldiğimizde çaresiz kaldığımız, nasıl davranmamız gerektiğini bilmediğimiz de oluyor sıklıkla. Çünkü bunlar okulda, üniversitede öğretilmiyor ve bizler genellikle geçmiş deneyimlerimizle, kulaktan duyma bilgilerle veya reflekslerle çocuk yetiştirmek zorunda kalıyoruz. Bu sebeple sağlıklı bir anne-baba olmak için ilave çaba ve emek harcamamız gerekmektedir. Bunun için çocuk eğitimi ve terbiyesi konulu kitaplar okunmalı, kurslara katılmalı, gerektiğinde uzman görüşleri alınmalıdır. Bu yazıda da sizlere faydalı olabilecek bazı bilgiler sunmaya çalışacağız.

    Çocuklara faydalı olabilmenin başlıca yolu onları tanımak, kişisel özelliklerinin farkında olmaktır. Çünkü her çocuk farklıdır; istekleri, hayalleri, olaylara bakış açıları, algılamaları, yargılama becerileri biri birilerine göre değişiklik göstermektedir. Dolayısıyla her çocuğun aynı tepki vermesi, aynı davranması, aynı şekilde öğrenmesi beklenmemelidir. Eğer bu farklılıkları fark edebilsek ve çocuklarımıza buna göre davranabilsek bu zorlu işte başarılı olabiliriz.

    İkinci en önemli özellik anne-babanın kendi davranışlarıdır. Anne- baba çocuğa iyi örnek olamıyorsa veya çocuğa karşı öfke, şiddet gibi uygunsuz yöntemlerle çözüm üretiyorsa çocuktan da düzgün davranış beklememesi lazım. Aynı zamanda anne- baba çocuğa güzel örnek olacak arkadaş ortamı ve çevre sağlaması lazım. Konu açılmışken çağınızın çocuklarımız açısından en büyük tehlikelerden birinin teknoloji olduğunu hatırlatmam gerekiyor. Teknolojiden kastımız TV, bilgisayar, telefon ve her geçen gün yenilenen diğer aletlerdir. Malumunuz teknolojik aletler insanoğlunun kendi rahatı, gelişimi ve mutluluğu için ürettiği aletlerdir. Ama bu aletleri olumlu katkıları olduğu gibi çok ciddi zararları da olabiliyor. Özellikle hızlı gelişen ve büyüyen varlıklar olan çocuklar bu zararlardan daha çok etkilenir. Teknolojik aletleri sanal olmaları, gerçeklik ve zaman algısını bozmaları, bağımlılık yapabilmeleri ve kötü örnek ve davranışlara yol açabilmeleri en önemli zararları olarak sayılabilir. Bunu önlemek için teknolojik aletlerin aile kontrolünde, süreli ve uygun içerikli olmasını sağlamamız lazım gelmektedir.

    Anne-babaların kararlı ve sabırlı olması gerekmektedir. Çünkü çocuklara bir şeyler öğretmek veya bir şeylerden vazgeçirebilmek için kararlılık ve sabırlılık en güzel yöntemdir. Özellikle okul öncesi dönemde çocuklarımız inatçı olabilmektedirler. Bu inadı kırabilmek ve çocuğumuza faydalı ve doğru özellikler kazandırmak ve zararlı ve yanlış davranışlardan uzaklaştırmak sabırlı, şefkatli ve hoşgörülü olmanız, söylem ve tutumlarınızda kararlı ve katiyetli davranmanız önem arz etmektedir.

    Çocuklarda görülen psikiyatrik sorunlar ve hastalıklar yaşa ve cinsiyete göre farklılıklar göstermektedir. Örneğin okul öncesi dönemde konuşma bozuklukları, tuvalet problemleri, anksiyete bozuklukları ve utangaçlık sık görülmekteyken okul döneminde öğrenme bozuklukları, dikkat problemleri, davranış bozuklukları daha sık rastlanmaktadır. Kızlarda anksiyete bozuklukları, depresyon sık görülürken erkek çocuklarda hiperaktivite, alt ıslatma ve davranış bozuklukları daha sık olmaktadır. Ayrıca ergenlik dönemi diye tarif ettiğimiz ve farklı bir psikolojik durumla seyreden bir yaş dönemi vardır. Bu dönem ebeveynlerin belki de en çok çocuklarla iletişim kurmakta zorlandığı dönemdir. Genellikle 12-13 yaştan sonra görülen bu dönemde çocuklar içine kapanık olabiliyor, otoriteye karşı geliyor ve kendilerinin engellenmelerine aşırı tepki verebiliyorlar. Bu dönemde çocukları en çok bekleyen tehlikeler sigara, alkol ve uyuşturucu gibi maddelere bağımlılık, uygunsuz davranışlar, şiddete yönelmek ve cinsel sorunlar. Anne- babaların bu dönemde çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurabilmeleri hayati öneme sahip. Her şeye karışan, despot, yasaklayıcı ve sürekli eleştirel tutumlarda bulunmak sağlıklı iletişimi engellemektedir. Bunun yerine anlayışlı, hoşgörülü, teşvik edici, destekleyici ve arkadaşça yaklaşımlar iletişimi kuvvetlendirir ve çocuğun üzerinde etki sağlayabilmemize yardımcı olur.

    Başlıca psikiyatri hastalık ve bozuklukları sıralayabiliriz:

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Özel Öğrenme Güçlükleri

    Davranış Bozuklukları

    Uyum Bozuklukları

    Dil ve Konuşma Bozuklukları

    Kaygı ve Korku Bozuklukları

    Okul Reddi

    Panik Bozukluk

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu

    Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Tik Bozuklukları

    Fobiler

    Selektif Mutizm

    Dürtü Kontrol Bozuklukları

    Çocukluk Çağı Depresyon

    Bipolar Bozukluk

    Cinsel Kimlik Bozuklukları

    Yeme Bozuklukları

    Uyku Bozuklukları

    Dışkı ve idrar Kaçırma

    Yaygın Gelişimsel Bozukluklar

    Zeka Gerilikleri

    Bu hastalık ve bozuklukların oluşması durumunda muhakkak uzman desteği alınmalı. Özellikle erken teşhis ve müdahile çocukların sağlıklı bir psikolojiye sahip olmaları açısından önemlidir. Zamanında tedavi edilemeyen hastalık ve bozukluklar kronikleşir ve karakterin bir parçası olur ki, bu da kalıcı sorunlar oluşturabilir. En önemli hususlardan biri de çocuklarımızın psikolojilerinin korunması için uygun ortam ve olanaklar sağlamaktır. Bunun için birey, aile ve toplum olarak özverili olmamız ve sorumluluklarımızı yerine getirmemiz gerekmektedir.

  • Davranış Bozuklukları için destek arayan aileler için psikoterapi süreci bilgilendirme kılavuzu.

    Davranış Bozuklukları için destek arayan aileler için psikoterapi süreci bilgilendirme kılavuzu.

    Çocukların bazı davranışları ile baş edemeyen aileler en son umudu psikoterapi almakta görürler. Ailelerin bu sürece başlamadan terapi sürecinden beklentileri hakkında bilgi sahibi olmak çok önemlidir. Bir çok aile uzun süreçte çocuğunun farkında olmadan davranışında olumsuzluğa yol açabilecek hatalara yol vermiştir ve psikoterapiden beklentileri çaba harcamadan çocuklarının davranışlarında ani değişiklikler görmesidir. Oysa ki çocuklarla çalışmanın ilk altın kuralı psikoterapi saati bittikten sonra değişimin aile ile beraber başlamasıdır. Hiçbir anne baba genelde bilinçli olarak, bilerek veya isteyerek çocuğunun davranışlarını, psikolojisini bozacak davranışlar sergilemezler. Genelde de çok fazla fedakarlık yaptıkları için, kendileri yapmak isteyip yapamadıkları lüksü çocuklarına sağladıkları için çok iyi ebeveyn olduklarını düşünürler. İçsel motivasyonu değerlendirecek ve onlar açısından duruma bakacak olursak %100 haklı olduklarını görürüz. Oysa ki çocuk terbiyesi tamamen başka bir felsefeye dayanmaktadır. Genelde aileler çocuklarına iyilik yapma motivasyonu ile çocukların davranışlarında olumsuz yönde değişimlere sebebiyet verebiliyorlar. Çocuklarla çalışıldığı zaman ilk olarak aile dinamiklerini, motivasyonlarını, ve terbiye şekillerinin araştırılması taraftarıyım. Gözlemlediğim kadarıyla Türk toplumu kendilerinden daha fazla çocuklarını önemsedikleri için bu yaklaşıma genelde sıcak bakmaz ve sorunun onlarla ilgili olmadığına inanırlar. Yukarıda belirtildiği üzere psikoterapinin ilk altın kuralı ailenin belirli değişimlere uyum sağlaması ve psikoterapi sürecinde terapi içinde tutarlılık sergilemesi, net sınırlar koyması ve belirli taktiklerin kullanmasına açık olmasıdır. Haftada 1 gün 50 dakika uzun yıllar içinde kalıplaşmış davranışları değiştirmek için yeterli bir süreç değildir.

    Psikoterapi odasında terapistler yerinde davranış değiştirme, öğretme yoluna gitseler de, problemlerin çözüm noktası aile ile başlamakta ve ailede bitmektedir.

    Eğer anne-baba olarak hayatınızda hiçbir şey değiştirmek istemiyorsanız, terapi sürecine destek olamayacaksanız, yıllarca olumsuz pekiştirilen davranışların birkaç seansta sizin yardımınız olmadan psikologla çözülebileceğine inanıyorsanız terapi sürecinden tam verim alınması imkansıza yakındır.

    Çocuk Terbiyesinde 6 Altın Kural

    1. Ailenin tutarlı olması gerekir – çocuk terbiyesinin ilk altın kuralı anne ve babanın tutarlı olmasıdır. Konuşulanlarla davranışların tutarlığı çok önemlidir. Çocuğunuzu terbiye ederken ‘oğlum (kızım) şunu şöyle yapmalısın’ deyip, kendiniz farklı davranıyorsanız emin olun çocuğunuz söylediğinizi değil yaptığınızı tekrarlayacaktır. Veya ‘şu şöyle yapılmalıdır’ dediğiniz andan itibaren çocuğunuzun onu o şekilde yapması için tutarlı olmanız ve onu disiplin etmeniz çok önemlidir. Çocuğun bu kuraldan sapmayacağınıza veya duruma göre taviz vermeyeceğinize emin olması gerekiyor. Örneğin, ‘yemek saatinde annem masa başında oturuyor olmamı bekliyor, oturmazsam yemekten sonra çizgi filmine bakmama müsaade etmeyecek’ -çocuğun bu duruma net olarakemin olması gerekir. Çok katı olarak görünüyor olsa da araştırmalar tutarsızlığın çocukta olumsuzluklara yol açtığını sergiliyor. Tutarsız disiplini olan ailelerin çocukları tutarlı olanlara nazaran daha güvensiz, kafaları karışık olabiliyorlar. Örneğin, annem bazen çikolata yememe müsaade ediyor ama bazen etmiyor. Belki ağlarsam, yaygara çıkarırsam müsaade eder. Belki de etmez ve çok sinirlenir. Oysa ki, çocuk kesinlikle çikolata yenilmeyeceğine emin olsa daha güvenli ve tutarlı davranacaktır.

    2. Ailenin net sınırlar çizmesi gerekir– sınırları belirlemek ülkeden ülkeye, kültürden kültüre, ailenden aileye değişen bir çizgidir. Çocuklar da aslında kırmızı çizgiyi geçip-geçmeyeceklerini bizim hayat felsefelerimizle öğreniyorlar. Aile olarak tutarlı sınırlarınızın olması ve bunu sevgiyle, şefkatle çocuğunuza aşılamanız çok önemlidir. Bu süreçte ailenin net, belirli, açık, kısa ve öz bir şekilde çocuğuyla işbirliği yaparak belirli sınırlar çizmesi bekleniyor. Bunun için kurallardan oluşan sözleşme yapılabilir ve karşılıklı imzalanabilir. Çocuk o sınırları ihlal ederse ne gibi sonuçlarla karşılaşacağını net bir şekilde anlamalı, kurallara uyabildikçe uygun bir şekilde ödüllenmeli-taktir edilmedir (örneğin: aferin çocuğuma, dün mükemmel bir şekilde davranışında değişim gösterdi ve kurallara uydu), ama bunu yaparken olumlu veya olumsuz davranışlar sonucu ‘iyi çocuksun’, ‘kötü çocuksun’ etiketini çocuğa yapıştırmamamız gerekiyor. Burada yapılan en büyük hatalardan biri de ebeveynlerden birinin iyi polis, diğerinin kötü polis rolünü üstlenmesidir. Hem anne, hem de baba çocuğun terbiyesinde tutarlı ve net çizgileri ortak belirleyen kişiler olmalılar.

    3. Çocuğunuza zaman ayırın– günümüzde çalışan anne ve babalar doğal olarak çocuklarına fazla zaman ayıramıyorlar. Avrupa’da aileler günde ortalama 7 saat çocuklarına ayırabiliyorken, bu süreç Türkiye için ortalama 3 saattir. Bu kadar zaman kısıtlamamız varken burda yapılacak en önemli şey çocuğa ayrılan zamanın kalitesini yükseltmek yönünde olacaktır. İşin en önemli noktası kişinin çocuğuyla ne kadar zaman geçirmesinden ziyade, ne kadar kaliteli zaman geçirmesidir. Çocuğunuza ayıracağınız zamanı telefonsuz, TV ‘siz, internetsiz ortamları tercih etmek bir seçenek olabilir. Onunla konuşmak, onunla oynamak, ona sevginizi hissettirmek, sorularını cevaplamak, endişelerini gidermek ona yapacağınız en büyük iyiliklerden olacaktır. Ayırabildiğiniz ortalama 3 saati dolu-dolu geçirebilmek sizin elinizdedir. Bu saatleri AVM’lerde, vicdanınızı rahatlatmak için oyuncakçılarda, kafelerde geçirmek yerine daha doğal ortamlar, birbirinizi dinleyebileceğiniz ve kaliteli zaman geçirebileceğiniz yerleri seçmek mantıklı olabilir. Aile zamanından ayırarak çocukla beraber günlük aktiviteler oluşturmalı ve bu aktiviteler hem çocuğun sevdiği hem de ebeveyninin onayladığı türden bir şeyler olmadır.

    4. Doğru davranışlar için ‘Ödüllendirme’ prensibi – Ailelerin çocuklarının davranışlarını gözlemlemelerini öneririm, bunu dedektifçilik yapmakla karıştırmamız da önemlidir. Çocuk ailesinin gözüne girmek ve taktir almak için genelde çaba harcasalar da aileler tarafından pek görülmezler. Aslında ailenin dedektör gibi ‘Doğru’ davranış için ‘Ödüllendirme’ prensibini kullanarak olumlu davranışlarını pekiştirmesi çocuğunuzun istediğiniz gibi kalıplaşmasının altyapısını geliştirecektir. Çocuk çevresi tarafından onaylandıkça olumlu bulduğunuz davranışlarını sürdürmeye devam edecektir.

    5. ‘Yanlış’ davranışlar için kurallar– çocukların davranışlarında yanlış veya doğruluk kavramı yoktur. Yanlış davranışı da, doğru davranışı da bizler belirleriz. Örneğin, burnunu karıştıran bir çocukla, mastürbasyon yapan bir çocuk düşünün. İlkine verilecek tepkiyle, ikincisine verilecek tepki aynı olur muydu? Büyük bir ihtimalle hayır. Çocuk için her ikisi vücudunun bir parçası ve çocuk belirli bölgelerin dokunulmaz olduğunu, ‘ayıpları’, olmazları ve s. çevresindeki tepkilerle öğreniyor. Mastürbasyon yaptığı için çocuğunu döven, azarlayan, cezalandıran, bağıran, akşam babası eve geldiğinde çocuğun yanında durumu babaya anlatıp tedirgin bir ortam yaratan aile ve bu olaydan etkilenecek çocuğun psikolojisini düşünün. Çocuk bu gibi durumlarda ya içine kapanarak çok ayıp bir şey yaptığını düşünür, merakla bu davranışını yalnız kaldığında devam ettirebilir, ya da aileyi nasıl sarstığını anladığı için bu durumla onları manipüle edebilir. Oysaki bu gibi durumlarda yapılması gereken şey olaya şahit olan aile bireyinin ilk olarak olayın mantığını anlaması, ‘bir çocuk için mastürbasyon yapmak ne anlama gelir?‘ -sorusuna cevap bulmaktır. Büyük bir ihtimalle mastürbasyonu yalnızlıktan sıkıldığı zaman burnunu karıştırdığı gibi cinsel organını da karıştırarak veya oyun esnasında uyarılarak öğrenmiştir ve sıkıldığı zamanlarda oyun sandığı için yapmaya devam ediyordur. Bu durumu onun için olay bir hale getirmeden, beynine özel bir anlam yüklemeden o oyundan başka bir oyuna geçirmek ve çocukla ilgilenmek en doğru seçenek olacaktır. Zaten belirli bir zaman sonra çocuk o davranışını unutacaktır. Veya arkadaşını hırpalayan bir çocuğa konuşarak davranış değişiminde bulunabilirsiniz. Çocuğa bu durumda empati hissini aşılamalı ve çocuğun ‘davranışının’ yanlış olduğunu ona anlatmalısınız. Çocuk asla yanlış yaptığı için ailesinin onu sevmediğini düşünmemelidir.

    6. Belirsizlikleri belirli hale getirmek prensibi – çocukların düşünme kapasitesi bizlerden çok farklıdır. Ve bazen karşımızdaki çocuğun yaşını ve algılama kapasitesinin sınırını unutabiliyoruz. Bizler bir şeyleri anlıyorsak onların da anlamasını bekleyebiliyoruz. Birçok olumsuz davranışın altını irdelediğimiz zaman anlıyoruz ki çocuklar bu davranışlarını belirsizlikten yapabiliyorlar. Örneğin, geceleri anne ve babasıyla yatmak isteyen bir çocuk bir belirsizlik sonucu olarak bunu yapabilir: ‘sabah uyandığımda babamı görmemekten korkuyorum’, ‘gece uyuduğumda deprem olacağından korkuyorum’, ‘onlarla uyumazsam babam annemi benden daha fazla sever’. Veya evde tartışma sonucu babanın sinirle evden gittiği bir olay olduğunu varsayalım ve o gün çocuğunuzun sabah küçük bir yaramazlık yaptığı bir olayla denk geldiğini düşünün. Çocuk bu durumda kendini suçlar ve o kavgaya onun sebep olduğunu düşünebilir. Bu gibi durumlarda ne olursa olsun çocuk için belirsizliği belirli hale getirmek ve yaşanan olayların onunla ilgili olmadığını, tartışma sonucu babasız veya annesiz kalmayacağını, gece deprem olursa onu almadan evden çıkmayacaklarını, babanın sabah işe erken gitmiş olmasının onları terk etmiş olması anlamına gelmediğini çocuğun anlayabileceği basit cümlelerle anlatmak son derece önemlidir. Dolayısı ile çocukların belirsizlik karşısında olumlu tepkiler vereceğini beklemiyoruz.

    Çocuklarda Davranış Bozukluğu ve Beslenme

    Günümüzde bir çok çocuğun DEHB (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) DEB (dikkat eksikliği bozukluğu), duygudurum bozuklukları teşhisi almasının şahidi oluyoruz. Çocuklar öfkeli ve kontrolsüz davranışlar sergiledikleri için davranış bozukluklar veya farklı psikiyatrik ve nörolojik teşhislerle ilaçlar almak zorunda kalıyorlar. Oysa ki çocuklara bu ilaçları başlatmadan önce ailelerin bazı gıdaların çocuklarda davranışsal ve ruhsal değişimlere sebep olduğunu bilmeleri ve belirli beslenme değişimine gitmeleri gerekmektedir.

    1. Süt ürünleri – aileler çocuklarının laktoz intoleransı veya alerjisi olduğunu bilmeden sağlıklı beslenmeleri ve protein almaları için süt ürünleri kullanmaya adeta zorlayabiliyorlar. Eğer çocuğunuzun laktoz intoleransı yoksa süt ürünleri kullandırmanız gerekir, aksi taktirde çocuklarınız gergin ve huzursuz hissedecekleri için davranışlarında olumsuz yönde bozukluklar hissedebilirsiniz.

    2. Renklendirici maddeler içeren gıdalar – birçok ülke bu maddelerin kullanılmasını yasaklasa da, dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır. Sarı No 5 (tartrazine), kırmızı No. 40, ve mavi No 1 isimli maddeleri içeren gıdalardan çocuklarınızı uzak tutmanız son derece önemlidir. Bu maddeler DEHB, anksiyete, hiperaktivite, baş ağrıları, davranış bozuklukları ve bir çok ruhsal rahatsızlıklara sebep olmaktadırlar. (Detaylı bilgi için linke tıklayarak ilgili makalemi okuyabilirsiniz, http://www.kumruserifova.com/sinsi-dusman-tartrazine/)

    3. Şeker – çocukların market raflarında ulaşabilecekleri herşey maalesef şeker içermektedir. Şekerin uzun vadede kullanılması uzun süreli sağlık sorunlarına neden olduğu kanıtlanmıştır, bunlar arasında depresyon, bilişsel gerileme ve uyku problemleri çok yaygındır.

    4. Koruyucular – şahit olduğum kadarıyla market raflarında sağlıklı olduğu düşünülerek ailelerin en fazla çocuklarına aldıkları şey meyve sularıdır. Oysaki en masum görünen meyve suları dahil bir çok gıda koruyucu maddeler (nitrates, nitrites, sodium benzoate, monosodium glutamete- MSG, ) içermektedir. Araştırmalar koruyucuların davranış değişikliklerine, ruhsal problemlere, hiperaktiviteye sebep olduğunu göstermektedir.

    Gıda alerjisi – en sık rastlanan gıda alerjileri süt ürünleri, fıstık, soya, mısır alerjileridir. Dünyada en çok yanlış DEHB teşhisi gıda alerjisi testi yaptırılmadığı için konulmaktadır. Eğer çocuğunuzda anlam veremediğiniz davranış bozuklukları varsa, DEHB teşhisi konulmadan önce gıda alerjisi ve intoleransı testi yaptırmanızda yarar vardır.

  • Çocuğunu Dudağından Öpme! Ona Aşkım Deme!

    Çocuğunu Dudağından Öpme! Ona Aşkım Deme!

    Gittiği her davette çocuklarını yanından ayırmayan eski futbolcu David Beckham Tanzaya‘ya gittiği tatilde kızı Harper’ı dudağından öptü ve sosyal medyada bunu övünerek paylaştı.

    Kız çocuğuna bebek elbisesi örmesiyle gündeme gelen örnek babanın bu fotoğrafı sosyal medyada 2
    milyon beğeni aldı.

    Tanzaya ‘ya tatile giden baba onca psikolog, pedagog, psikolojik danışmanın ailelere verdiği cinsel
    eğitimin beraberinde istismar ve mahremiyet eğitimini de tek fotoğrafla özetledi.

    Bu sağlıklı bir sevgi ifadesi biçimi değil!

    Geçtiğimiz ay da Harper ‘ın doğum günü partisinde Victoria kızını dudağından öperken sosyal medyada
    bir fotoğraf paylaşmıştı. Ancak yapılan tüm eleştirilere rağmen iki ünlü de hala sessizliğini koruyor.
    Çocuklarda sevginin ifade biçimi bu olmamalı.

    Çocuklar Vücuduna Aldığı Her Dokunuşu Kodluyor!

    Şu kötü dünyada sizin içiniz fesatlaşmış, kendi çocuğum istediğim gibi severim demeyin!

    Çocuklar henüz dokuz aylıkken vücuduna aldığı her dokunuşu kodlamaya başlıyor.

    Hele ki dudaklar beyinde en çok nöron sayısına sahip bölgelerden biri olduğu için bu durum keşfedilen
    duygunun kalıcı olmasına da neden oluyor.

    Anne ya da baba çocuğunu dudağından öpüp ona gülümsediğinde çocuk bunu ‘’iyi, keyifli’’ ya da ‘’kötü,
    yanlış ‘’ şeklinde şemalarla zihnine kodluyor. Anne ve babası onun her şeyi ilk olarak öğrendiği mutlak
    doğru, çocuk aksini asla düşünmüyor, yanlış olabileceğini aklına bile getirmiyor.

    Bu durum çocuk için normalleşirse başkası yaptığında neden yanlış olsun ki?

    Küçük yaşta anne –babası tarafından öpülen çocuk ‘’dudaktan öpme davranışı –keyif duygusu‘’ olarak
    davranış –duygu eşleştirip bilinçaltına bunu gönderir. İlerleyen zamanlarda yabancı bir kişi ile karşılaşsa
    bile bu davranışın yaratacağı duyguyu bilir ve ona karşı ‘’hayır diyebilme’’ olasılığı düşer. Aksine
    çocuğunuz sizi dudağınızdan öpmek istediğinde ona ‘’hayır’’ diyerek, hayır diyebilmeyi öğretmelisiniz.
    Vücudumuzda özel bölgeler olduğunu, o özel bölgeleri yalnızca özel alanlarda açabileceğimizi, izin
    almadan dokunamayacağımız yerler olduğunu çocuklarınıza mutlaka öğretin.

    Çocuğunuzu sevme biçiminiz onun gelecekteki cinsel yaşamını etkiliyor!

    Belki duyduğunuzda çok şaşıracaksınız ama çocuğunuzun bedenine yaptığınız dokunuşlar çocuğunuzun

    ilerde cinsel hayatını bile etkileyebiliyor. Çocuğunuzun bezini değiştirirken hunharca bacaklarını sıkarak
    sevmeniz, ısırmanız, hatta yalamanız çocuğunuzda ilerleyen dönemlerde cinsel dürtü bozukluğu, cinsel
    saplantılar vb. cinsel anomalik davranışlar olmasına neden oluyor. Cinsel hayatında bilinçaltında
    göndermiş olduğu o mutluluk kodlarını cinsel partnerinde arıyor. Tıpkı küçükken sizin onun bacaklarını
    ısırıp, sıkarken yaşadığı heyecanı arıyor. Örneğin; bacaklarının arasını açıp kocaman kafanızla küçücük
    çocuğa gülerek onu ısırmanız ve tekrar keyif aldığınızı belirten gülmeler, kahkahalar çocukta bu
    öpüşlerin –olumlu – keyif verici – istendik olduğunu şifreler ile bilinçaltına kodluyor. İletişimin dil ile bile
    olmadığı her şeyi ağzına alarak tanımaya çalıştığı oral dönemde çocuğu ağzından, poposundan öpmek
    onun erken yaşta uyarılmasına ve gelecekte onun cinsel dürtü bozuklukları yaşamasına neden olabilir.

    O küçükken çok ufaktı siz oldukça iri ve güçlüydüydüz. Çocuk artık yetişkin olduğunda sizin ona
    uyguladığınız gücü tek kişide bulamayınca saplantılı cinsel bir hayat karşımıza çıkabiliyor. Cinsel gelişim
    ile ilgili birçok tedavi bu yüzden psikanalizle çözümleniyor çünkü bilinçaltı bizim için önemli bir veri
    kaynağı.

    Ne Yapmalıyız?

    Mahremiyet eğitimi her çocuk doğduğunda başlar.

    Çocuğunuza özel bir alan belirleyin. Özel bölgelerini kaşımak açıp bakmak istediğinde o alana sizin
    kontrolünüzde gitmesine izin verin.

    Odanıza izin alarak girmesi gerektiğini öğretin.

    Tuvaletin kapısını kapalı tutması gerektiğini öğretin.

    Çocuğun özel alanlarına dokunmayın. (Ağızdan öpülmez çünkü ordan yemek yenir. vb sözleri ritim ile
    oyun haline getirebilirsiniz.)

    Cinsel organlarını asla oyun objesi yapmayın. Erkek anneler çocuğun altını değiştirirken sevdiklerinin
    yanında cinsel objeyle oynayarak gülmeyin. Çocuk her dokunuşu kodluyor.

    Çocuğa ait özel bir mekan tanımlayın. Kıyafetlerini sürekli aynı yerde özel olarak değiştirin.

    Ebeveynlerinden kardeşlerinden mutlaka yatağını ayırın.

    Hayır demeyi öğretin. Örneğin; tanımadığın birisi gelip sana ‘’Yüzmeye gidelim mi derse hayır
    demelisin.’’ vb. dışardan gelebilecek tehlikelere karşı çocuğunuzu koruyun.

    Sizinle her türlü sırrını paylaşabilmesi ve kafasındaki cinsel meraktan kaynaklı sorularını sorabilmesi için
    empatik olun. Unutmayın istismarcılar onları tehdit ediyor olabilir ya da çocuğunuzla sırdaşlık yapıyor
    olabilirler.

    Çocuğunuza inanın. Size olayı anlatırsa ona inanmayacağınızı düşünüyor olabilir.

    Çocuğunuza her daim sizin yanınızda güvende olacağına dair teminat verin ve ona inanın.

    İnanın çocuklar bu konuda asla yalan söylemezler.

    Keyifle kalın.

  • Cinsel kimlik gelişiminde belirleyici unsurlar

    Uygun cinsel kimliğin gelişebilmesi için kuşkusuz uygun biyolojik gelişim gereklidir. Ancak, biyolojik olarak erkek ya da kız olmak, eşeysel organların yerinde ve normal yapıda olması, iç salgıların da buna uygun biçimde salgılanması sağlıklı cinsel kimlik gelişimi için yeterli değildir.

    Çekirdek cinsel kimlik çocukluğun ilk bir buçuk, iki yılında; genel olarak cinsel kimlik duygusu ise yaşamın ilk dört yılında yerleşmektedir. Bu yaştan sonra cinsel kimlikte değişme çok güç, belki de olanaksızdır.

    Cinsel kimliğin gelişmesinde yaşamın ilk yıllarındaki deneyimlerin etkisi büyüktür. Çocukluk çağındaki öğrenmeler, ilk ilişkiler ve özdeşimler cinsel kimlik gelişimini etkiler; ona biçim verir. Örneğin; erkek çocuk kız gibi yetiştirilebilir; kız çocuk erkekleri ve erkeksi davranışları benimseyebilir, erkekle özdeşim yaparak tüm benliği ile erkek gibi gelişebilir.

    Bireyin ilk sevgi nesnesi annesidir. Cinsel ya da cinsel olmayan ilk olumlu, doyurucu ilişkiler anne, daha sonra baba ve kardeşlerle olan ilişkilerdir. Bu ilişkilerde sürekli ağır bozukluklar yoksa yetişen çocuğun ileride olumlu sevgi ilişkileri kurma olasılığı yüksektir.

    Uygun özdeşim örneklerinin bulunuşu ya da bulunmayışı, cinsel kimliğin gelişmesinde en önemli etkenlerden biridir. Erkek çocuğun baba ya da baba yerinde olan erkek; kız çocuğun anne ya da anne yerine geçen bir kadın ile özdeşim yapma olanağı bulunması; erkek çocuğun babayı, kız çocuğun anneyi benimsemesi; onun özelliklerini benliğine sindirmesi sağlıklı cinsel kimlik gelişimi için zorunludur. Sık görülen cinsel korkular, saplantılar ve sapmalar bu özdeşimin yapılamayışından kaynaklanır.

    Sağlıklı özdeşimi engelleyen ya da saptıran önemli engeller:

    Aile içinde uygun özdeşim örneklerinin bulunmayışı, bulunsa bile çocuğa anne ya da babanın ya da onların yerinde olan önemli kişilerin çocukla özdeşim örneği olabilecek nitelikte ilişki kuramaması

    Bozuk, sapık, nevrotik, psikotik davranışlar gösteren anne-baba

    Anne-babanın birbirini sevmemesi, saymaması, aşağılaması

    Aile içinde sevgi yoksunluğu

    Aile içinde şiddet

    Aile içinde çocuğa cinsel sataşmalar, çocukla cinsel ilişkiler

    Ailenin kendisini kızına kötülemesi, kadını aşağı, horlanan birey bir yaratık olarak tanıtması

    Babanın kızını sevmemesi, oğlunu ileri derecede ürkütmesi ya da ihmal etmesi gibi durumlar özdeşimi olumsuz yönde etkileyebilir.

    Aile içinde ve toplumda cinsel konulara karşı aşırı tutumlar cinsel kimlik gelişimini etkileyebilir.

    İleri derecede suçlamalar,

    Ağır günah duygusu,

    Suçüstü yakalanma endişeleri,

    Anne babanın çocuğun gelişmekte olan cinsel organlarıyla fazla ilgilenmeleri,

    Aşırı denetleme, ergenlik öncesi ve sonrası çağda bir miktar gizliliğin (mahremiyet) tanınması;

    Yanlış bilgi verme, – örneğin özdoyurum (mastürbasyon) ile akıl sağlığı, cinsel güçsüzlük olabilir korkusunun aşağılanması

    Çocuğu çapkınlığa itici, kışkırtıcı tutumlar cinsel korkular ve çekingenliklerle yüklü cinsel kimlik gelişimine yol açabilir.

    Dr.Ertuğrul Güler

  • Ergeni ve Genci Anlamak

    Ergeni ve Genci Anlamak

    Ergeni ve Genci Anlamak

    Ergenliğin fırtına ve stres dolu bir dönem olduğu görüşü pek çok aile ve ergen için kaygılı bir bekleyiş oluşturmaktadır.Daniel Offer ve arkadaşları 1988 yılında ABD, Avustralya, Bengaldeş, Macaristan, İsrail, İtalya, Tayvan, Türkiye ve Batı Almanya’da yaptıkları araştırmada ergenlerin en azından %73’ü sağlıklı bir beden imgesi sergilemişlerdir. Aralarında farklılıklar olmasına rağmen ergenler çoğu zaman mutlu olduklarını, hayattan hoşlandıklarını, otokontrol uygulayabileceklerini, okul ve işi önemsediklerini, cinsellikle ilgili özgüvenleri olduğunu, aileleri hakkında olumlu düşündüklerini, stresle başa çıkabileceklerini bildirmişlerdir. Böyle bir tanımlama “stres ve fırtına dolu bir dönem” görüşüyle uyumlu değildir.

    Genellikle halkın ergenlikle ilgili tutumları, kişisel tecrübeleri, medyanın etkisiyle ergenliğin zor geçeceğine yönelik bir bekleyiş oluşturulmaktadır.

    Her dönem kendine özgü alışma,uyum zorlukları içermektedir ve bu doğaldır. Fakat bunu bütün bir döneme maletmek bu dinamik, enerjik ve keşif dolu sürece haksızlık olmaktadır.

    Bununla birlikte, zevk ve tavır bakımından her nesilde gençler yetişkinlerden çarpıcı olarak farklıdırlar,görüntüleri, davranışları, dinledikleri müzik, saç modelleri, kıyafetleri gibi.Yetişkinler gençleri sorumsuz, asi ve başına buyruk bulurken gençlerde yetişkinleri baskıcı, geri ve dar kafalı bulmaktadır. Nesiller arası süre gelen bu bakış açısı bir kuşak çatışmasının adeta ifadesidir.

    Ergenlik Döneminde Kişilik ve Sosyal Gelişim

    Çocuğun doğumundan itibaren büyüdükçe birçok sosyal ve psikolojik ihtiyaç ortaya çıkar. Türünden olanlarla bir arada olma ihtiyacıveya dürtüsü bütün canlı türlerinde görülür. İnsanlarda diğer insanlar gibi çevreleriyle uyum içinde olma ihtiyacı içindedirler. Sosyal gelişme, kişinin içinde yaşadığı toplum tarafından kabul edilebilir biçimde davranmayı öğrenmesürecidir. Bebek kendisinin merkez olduğu anlayıştan kurtulup, uyumlu bir yetişkin olmaya doğru bir gelişme gösterir. Sosyalleşme bebeğin başka insanlara tepki vermesiyle başlar ve ömür boyu devam eder.

    İnsan büyüdükçe, yeni çevrelere girdikçe ve statüsü değiştikçe farklı tipte ilişkiler geliştirir. Ancak çocuk-ana-baba etkileşimi çocuğun hayat boyu başkaları ile ilişki kurma biçimini belirleyen temel yoldur. Özellikle otoriteyi temsil eden birisi ilebir sosyal ilişki kurulduğunda, çoğunlukla çocukken anne, baba ile kurulan sosyal ilişki model alınır.

    Anne babanın çocuk yetiştirme tutumu çocuğun sosyalleşmesini etkileyen diğer bir değişkendir.

    Anne babanın demokratik ve eşitlikçi davranması, baskıcı ve otoriter olması veya aşırı koruyucu davranması çocukların farklı sosyal tavırlar geliştirmesine neden olur.

    Çocuğun tek çocuk, ortanca veya büyük olup olmadığı, kardeş sayısı, cinsiyeti, ailenin büyüklüğü, ailenin katıldığı sosyal deneyimlerin kalitesi, eve misafir gelişi, misafir ağırlama biçimi, ailenin misafirlere takınmasını istediği tavır, ailenin sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi çocuğun topluma uymasını, sosyalleşmesini etkileyen başlıca faktörlerdir.

    Ergenlerin çoğu sosyal ve duygusal destek için akran grubuna dayanırlar. Arkadaşlarının değerlerine tamamen uyarlar. Aynı cinsten arkadaş gruplarının yerini kısa süreli romantik ilişkilerin yaygın olduğu karışık cinsiyetten arkadaş gruplarına bırakır. Daha sonra ise durağan flört örüntüleri ortaya çıkar.

    Arkadaşlık ilişkileri sosyal yönden önemlidir. Arkadaşlarca aranmak, beğenilmek ve benimsenmek benlik saygısının önemli bir koşuludur. Yardımlaşarak, paylaşarak duygusal alışverişe girerek dostluk bağları kurar. Bu dönemde arkadaşlık konusunda son derece dengelidir.Arkadaş grubu içinde bağlılığa ve dayanışmaya önem verir. Onlar gibi giyinir ve davranır. Onlar gibi argo konuşur. Kendisine sırdaş ve dert ortağı seçer.Grupta kalabilmek için kendini benimsetmek için kendine uygun olmayan davranışlarda bulunur. Kendini bulma çabasında olan güvensiz ve yetersiz ergen daha atılgan ve becerikli yaşıtlarının boyunduruğu altına girebilir. Bunun tersine kendine güveni olan ergen yaşıtlarını boyunduruğu altına sokabilir.

    ;

    Ergenlik döneminde ana-baba ile çocuk arasındaki ilişkiler zorlaşır. Bir ergenin ana babası olmak kolay değildir. Bir çocuk ana babasının her şeyi bildiğine, güçlü ve iyi olduğuna inanırken ergen, ana babasının hatalarının ve zayıflıklarının fazlasıyla farkındadırlar. Bağımsızlık uğraşları sırasında her şeyi sorgular ve her kuralı sınarlar.

    Ana-baba-çocuk ilişkisinde en zayıf dönem ilk ergenlik yani buluğa ait işaretlerin görüldüğü evredir. İlişkilerde yakınlık azalır,çatışmalar artar.

    ;

    Ergenlikte Duygusal Gelişim

    ;

    Çocukluk dönemi ile ergenlik dönemi arasında duygusal yönden en belirgin fark çocukların öfke, kızgınlık ve sevinç gibi duygularını daha açık davranışlarla ve anında ifade ederken,ergenlikte bu duygular daha fazla gizlenip maskelenir.

    ;

    v Kızlar erkeklere göre daha erken duygusal olgunluğa ulaşırlar. Aynı yaştaki ergen kız, daha heyecan dengesine sahip ve duygularını kontrol etme bakımından daha olgundur.

    ;

    v Duyguların yoğunluğunda artış gözlenir. Üzüntü, sevinç, öfke, korku gibi duyguları ifade ederken bu yoğunluk göze çarpar. El, kol hareketleri, yüz ifadesi, bağırma, şiir, öykü yazma,hatıra defteri tutma şeklinde yansıtılır.

    ;

    v Duygularda istikrarsızlık vardır.Duygusal durumlarının değişimi hızlıdır ve düzenlilik görülmez. Aynı olaya birgün ara ile farklı tepki verebilir.

    ;

    v Aşık olma, platonik aşk, karşı cinse ilgi görülebilir.

    ;

    v Mahcubiyet ve çekingenlik; adeta vücutlarını saklamak istemektedirler.

    ;

    v Aşırı hayal kurma;biyolojik-cinsel gelişme, duygusallıktaki artış ve zihinsel gelişme, ergenlerin akıllarından geçirdiklerinin yoğunluğunu ve niteliğini de değiştirir. Hayal kurma yoluyla ergen, arzularını düşüncelerini yansıtır. Yaratıcı düşünceyi besleyen itici güç iken hayal kurma gerçekleştirilememiş istekler sanki olmuş gibi hayal ediliyorsa ergen sığınma ve telafi etme aracı haline getirmiş demektir. “Gündüz rüyası” olarak adlandırılmasına neden olur.

    ;

    v Tedirgin ve huzursuz olma; bedensel ve cinsel gelişimin getirdiği yeni duruma alışma çabaları buna nedenolabileceği gibi, akranları ve yetişkinlerle olan sosyal ilişkilerdeki aksamalar veya bir isteğinin engellenmesi de huzursuzluk doğurur.

    ;

    v Yalnız kalma isteği; ana-babadan zaman zamanda akranlardan uzaklaşıp kendisi ile baş başa kalmak isteyebilir.Adeta vücudunda olan bitenin muhasebesini yapmak, onları gözden geçirmek ve yeni duygulara alışmak istemektedirler.

    ;

    v Çalışmaya karşı isteksizlik;hızlı büyümenin olduğu bu dönemde ergenin bir miktar durgun ve atıl olduğu,adeta hareket etmeye üşendiği zamanlar vardır. Çalışırken, oyun oynarken yorulur, çalışmaya daha az isteklidir. Vücut enerjisi adeta büyümeye harcanıyor gibidir.

    ;

    v Çabuk heyecanlanma; heyecan dengesi tam oluşmadığı için duygularının kontrolü zordur. Yeni bir durumla karşılaştığında heyecanlanıp korkabilir. Kolay kızabilir ve durum istemediği bir durumdur.

    ;

    Ergenlerde Bilişsel Gelişme

    ;

    Somut işlemler döneminden formel işlemler dönemine geçiş gösterir.

    ;

    Ergenlik döneminde genç bir taraftan daha basit, daha temel içgüdüler tarafından bir yöne çekilirken diğer taraftan ise hayatında ilk kez toplumun diğer önemli kurumlarının farkına varmaktadır.

    ;

    Genç sanattan, bilime, siyaset ve dine kadar pek çok değeri anlayabilir, değerlendirebilir, mantık yürütebilir.Kültürünün bir parçası haline gelerek kendi konumunu algılamaya başlayabilir.

    ;

    Ergenlerde Cinsel Gelişme

    ;

    v Kız ve erkeklerde ergenliğe girecekleri dönemden yaklaşık 1,5 yıl önce cinsel içerikli değişiklikler gözlenmeye başlar.

    ;

    v Kızlarda 10 yaşlarında,erkeklerde 11-12 yaşlarında başlar. Karşı cinsle, cinsel sembollerle ilgilenme,daha erkeksi ya da kadınsı tavırlar geliştirme gibi davranışlar gözlenebilir.

    ;

    v Üreme organlarında, seste,ciltte, sakal, bıyık, vücutta kıllanma, ter bezlerinde artış, gırtlakta kıkırdaklaşma, göğüslerde büyüme, cinsel rüyaların artması cinsel değişiklikler olarak incelenir.

    ;

    v Kızlarda asıl cinsel gelişme ilk adettir.

    ;

    v Erkeklerde üreme hücresi sperm üretmeye başlar.

    ;

    Cinsiyet Rolü

    ;

    Kadının ve erkeğin nasıl düşüneceğini, hissedeceğini ve davranacağını belirleyen, çevre tarafından verilen roldür. Çoğu kültürde erkeklerin ve kadınların neyi yapıp yapmayacağı bellidir. Renkler, ses biçimi, kıyafet, oyuncaklar, oynanan oyun gibi farlılıklar bütün süreç boyunca pekiştirilir. Ana-baba davranışlarının yanı sıra akran, basın yayın yoluyla da mesajlar verilir.

    ;

    Gence Yaklaşım

    ;

    v Kendisine güven verecek, bu duygusal durumların yaşa ve çağa bağlı olduğunu ve geçici olduğunu anlatacak anne babaya ihtiyacı vardır.

    ;

    v Anlaşılmamak bu dönemin en belirgin sorunlarındandır. Anne babanın gencin söylediklerini onu eleştirmeden,küçümsemeden ve yargılamadan dinlemesi ve kendisini anlatmasına fırsat vermesi genci rahatlatır.

    ;

    v Karşı cinse hissettiklerini anlatacak birine ihtiyaç duymaktadır.

    ;

    v Ergen anne babasından daha fazla izin ister. Engellenirse gerginlikler ve çatışmalar çıkar.

    ;

    v Anne babanın genci kendi istediğinden farklı alanlara yöneltmesi, ondan yapabileceğinin üstünde görevler beklemesi, aşağılaması, kıyaslaması, akranlarının yanında kaba davranması, sıksık eleştirmesi ve birbirleriyle kavga etmesi genci kaygılandıran tipik anne baba davranışlarıdır.

    ;

  • BOŞANMANIN ÇOCUK ÜZERİNE ETKİSİ

    BOŞANMANIN ÇOCUK ÜZERİNE ETKİSİ

    Boşanma hiç kuşkusuz, çocukların başına gelebilecek en sarsıcı olaylardan birisi olup, onların gelişmelerini ciddi bir biçimde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde getirmektedir.

    Her çocuk için özellikle yaşamının ilk yıllarında anne-babasıyla olan ilişkisi çok önemlidir. Anne-babanın boşanması ise, hiç kuşkusuz hem çocuklar hem de ebeveynler için oldukça zor ve stresli bir süreçtir. Çocuk açısından düşünülecek olursa, o güne kadar en fazla bağlı olduğu iki kişiye yani anne ve babasına, bundan sonra eşit olarak ulaşamayacak ve dünyası bir anlamda bölünecektir.

    Eslerin boşanma olayından sonra gösterdikleri tepkilere benzer tepkiler çocuklarda da görülmektedir. Çocuklarda görülen bu tepkilerin aşamalarını şu şekilde sıralanmaktadır.

    1. Boşanmayı kabul etmeyip inkâr etme
    2. Boşanmayı yaratan nedenlere öfke duyma
    3. Ebeveynleri birleştirme çabası içine girme
    4. Depresyon ve çöküntü yasama
    5. Boşanma durumunu kabul etme.

    Çocuklar bu aşamalardan geçerken karmaşık ve yoğun birçok duyguyu aynı anda iç içe yaşayabilirler. Üzüntü, kaygı, öfke, gücenme, korku ve suçluluk bunlar arasında sayılabilir. Ayrıca çocukların boşanmadan sonra stresli bir döneme girdikleri; bunun sonucunda da gelişimsel, duygusal ve davranışsal gerilik gösterdikleri gözlemlenmiştir.

    Boşanmanın etkilerine çocuk yönünden bakıldığında; üç temel sorun ortaya çıkmaktadır:
    Bunlardan birincisi, boşanmanın çocuğun günlük yaşamına getirdiği etkilerdir. Çocuğun çevresinin zenginliği ve anne-babasıyla ilişkisinin niteliği çocuğun yetişme tarzını etkilemektedir. Çocuğun aile ortamı, boşanma sonucunda önemli değişikliklerle karşı karşıya kalabilmekte, çocuğun ebeveynleri ile olan ilişkileri bozulabilmektedir. Çocuk iç dünyasında aile sorunlarına odaklandığı için konsantrasyon bozukluğu yaşayabilmekte, bu durum ise okul başarısında gerilemeye sebep olabilmektedir. Çocuk ile ilgili değerlendirmeler yapılırken bu değişikliklerin etkilerine bakılmalıdır.

    İkinci sorun; çocuğun boşanma sürecinde kaç yasında olduğudur. Okul öncesi dönemde ve ergenlik çağında ortaya çıkan boşanma sürecinin olumsuz etkileri diğer yas gruplarına göre daha fazla olabilmektedir. Çünkü gelişimsel süreç içerisinde okul öncesi ve ergenlik dönemleri benmerkezciliğin en yüksek olduğu dönemlerdir. Bu dönemlerde yaşanan gelişimsel özelliklerden dolayı çocuk boşanmanın nedenini kendisinde arayabilir ve ebeveynlerinin boşanmasından daha fazla etkilenebilir.

    Üçüncü sorun ise; boşanma durumunda çocuğun kimin yanında kalacağı olup, velayet ile ilgili verilecek karar boşanmanın çocuk üzerindeki etkilerini doğrudan biçimlendirecektir.

    Çocukların, anne ya da babasından ayrı kalması nedeniyle pek çok duygusal, kimi zaman ruhsal sorun yasadıkları görülmektedir. Huysuzluk, kendini yalnız hissetme, uyumsuzluk, hırçınlık, bir yere ait olamama, saldırganlık, sosyal gelişimlerinde gecikme bunlardan bazılarıdır.

    Boşanma, çocuklar açısından zor kabullenilen, çoğu zaman okul öncesi dönemde çocuklara utanç veren bir süreç olarak görülmektedir. Çocuklar bu süreçte değişik duygular yasamakta, çocuk öncelikle boşanma gerçeğini reddetme eğilimi göstererek, boşanma hiç gerçekleşmemiş gibi davranabilmektedir.

    Boşanmayı oluşturan nedenleri belirleyerek bu nedenlere karsı öfke ve kızgınlık geliştirebilmekte, ardından çocuk, boşanan esler arasında uzlaştırıcı rolü oynayarak eski bir aradaki günlere dönme isteğini ortaya koyama girişimlerini sergileyebilmektedir. Bu isteğin karşılanmaması nedeniyle çocuk depresyon yasayabilmektedir. Bu sürecin son asması ise artık çocuğun boşanma gerçeğini ve sonuçlarını kabullenmesidir. Bu aşamada çocuk duygusal olarak rahatlamakta, anne-babası ile daha rahat bir etkileşim ve iletişim süreci içine girmektedir. Boşanmanın ardından her çocuk bu evreleri aynı sıra ile geçerek son evre olan kabul aşamasına gelemeyebilir. Bu aşamaların birinde kalabilirler. Bazen de bu aşamalarda geriye dönüşler yasayabilir. Bunların tümünün olağan durumlar olduğu unutulmamalıdır. Ya da her çocuk her evreyi yasayamayabilir. Bilindiği gibi her çocuk özgündür ve bu özellikleri nedeniyle de yasadıkları birbirinden farklıdır.

    Cinsiyete göre çocukların boşanma olayından etkilenmeleri de değişiklik gösterir. Kız çocuklarının en çok etkilendiği yas beş-altı yas civarı olarak gösterilmektedir. Bu yas döneminde, kız çocuğunun babaya aşırı düşkünlük göstermesi ve boşanmadan dolayı babanın evden ayrılması çocuğu birçok psikolojik sorun yasamasına neden olur. Erkek çocuğun boşanmadan en çok etkilendiği yas ise ergenlik çağına rastlar. Bu dönem çocuğun, babası ile özdeşleşmesi ve paylaşımlarının çoğalması gereken bir dönem olduğu için, bu dönemde baba ile çocuğun ayrılması erkek çocuğunu olumsuz yönlerden etkiler.

    Kız ve erkek çocuklar ebeveynlerinin ayrılığına su tepkileri verebilirler:

    • Çocukta uyku bozuklukları,
    • Gece korkuları,
    • Gece ve gündüz altına kaçırma,
    • Aşırı yemek yeme ve iştahsızlık,
    • Psikolojik kökenli kekemelik,
    • Tırnak yeme,
    • Konuşmada tutukluk,
    • İçe dönüklük,
    • Ayrılığı inkâr,
    • Tahripkârdık ve saldırganlık,
    • Okula direnç,
    • Dikkati toplamada güçlük,
    • Ağlama ve öfke nöbetleri,
    • Okul başarısında düşüş,
    • Yalan söyleme,
    • Psiko-somatik rahatsızlıklar(bas ve karın ağrıları, mide bulantıları).

    Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkilerinde yaş ve cinsiyetin önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Boşanmanın yasa bağlı etkilerinde, içinde bulunulan gelişimsel dönemin özelliklerinin de belirleyici etkileri olabileceği düşünülebilir. Okul öncesi dönemde çocuklar, boşanma olayını tam olarak kavrayamazlar. Boşanmadan kendilerini sorumlu tutabilir ve suçluluk duyabilirler. Özellikle küçük çocuklar, boşanma ile babayı kaybetmeyi bir tutarlar. Babadan ilgi ve sevgi görmeyen çocuklarda güvensizlik, özsaygısını yitirme ve terk edilmişlik duyguları oluşmaktadır.

    Okul çağında sosyal farkındalık ve kendi özelliklerini fark etme önemli ölçüde artmakta, bu yas grubundaki çocuklarda, anneleri ile birlikte iseler baba ile birlikte olamadığı için üzüntü duyma, ana-babayı suçlama, söz dinlememe, içe kapanma, altını ıslatma, derslerinde başarısız olma, arkadaşlarını kıskanma gibi sorunlar görülebilmektedir. Aynı zamanda değersizlik duygusu, depresyon, korku, kaygı, ebeveynlere öfke duyma, saldırgan davranışlar, toplumdan kaçınma, güvensizlik, aşırı hassasiyet, bas ve karın ağrısı, kusma gibi belirtiler görülmektedir. Okulda bir konu üzerinde odaklanmaları güçleşmekte, ailevi durumunu okulda daha fazla ilgi toplamak için kullanabilmektedir. Öfkesini çatışma yasadığı öğretmenlerine ve arkadaşlarına yöneltebilirler. Boşanmayla ilgili yasadıkları güçsüzlük duygusuna karsı, çevresiyle güç savaşına girebilirler ve ebeveynlerine karsı suçlayıcı şekilde davranabilirler. Bu yaş grubundaki çocuklar bu olumsuz duygulardan kurtulmak için “reddetme” ve “karşıt tepki verme” savunma mekanizmalarını kullanabilirler. Aynı zamanda bu çocuklar ebeveynlerini tekrar birleştirme çabası içine girebilirler.

    Erkek çocukları, yasadıkları olumsuz duyguları doğrudan çevrelerine yansıtırken; kız çocuklarının, öfke duygularını daha örtük biçimde yansıttıkları görülmüştür. Ayrıca, boşanma, genellikle babanın evden ayrılmasıyla sonuçlandığı için, cinsiyete uygun model eksikliği yaratan bu olayın, erkek çocukların uyumunu olumsuz yönde daha fazla etkilediği, depresyon, karşı koyma ve dürtüsel hareket etme gibi belirtileri içine alan olumsuz davranışları daha fazla gösterdikleri belirtilmektedir.

    Boşanmış anne baba çocukları, anne-babası boşanmamış çocuklara oranla daha fazla sosyal, akademik ve davranış problemleri yasamaktadırlar. Bununla birlikte, bu olumsuz etkilere neden olan faktörlerin sadece boşanma olmadığı; boşanma öncesi ve sonrasındaki yaşantılarında belirleyici etkileri olduğu söylenebilir. Ayrıca farklı gelişim dönemlerinde boşanmanın etkilerinde o döneme özgü gelişimsel özelliklerin ve ihtiyaçların da belirli bir rol oynadığı düşünülebilir.

    Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkileri her ne kadar açıklanmaya çalışılsa da boşanmanın etkileri konusunda genellemeler yapmanın mümkün olmadığı görülmektedir. Çünkü her boşanma olayı, kendine özgü, karmaşık ve çok yönlüdür. Bu süreçte çocuğun duygularını açığa çıkartmak için psikolojik destek alınması son derece faydalı olmaktadır.

  • Ergenlik Dönemi

    Ergenlik Dönemi

    1-Ergenlik dönemini nasıl tanımlayabiliriz?

    Ergenlik, çocuklukla erişkinlik arasında yer alan ,gelişme, ruhsal olgunlaşma ve yetişkin yaşama hazırlığın gerçekleştiği bir psikososyal duraktır.

    2- Ergenlik döneminin kökeni nedir?

    Tümüyle biyolojik kökenli olan bu dönemin önemli psikolojik sonuçları vardır. Yani ergenlik psikososyal bir gelişme basamağıdır.

    3- Ergenlik ne zaman başlar ,ne kadar sürer?

    Genellikle 9-11 yaşlarında başlar, 19-21 yaşına kadar devam eder,tamamlanır.

    4-Ergelik döneminde bireyin yaşadığı en önemli değişiklikler nelerdir?

    Bu dönemdeki hızlı biyolojik değişiklikler ergene iki önemli özellik kazandırır.

    • Birincisi:Cinsel üremeyi sağlayan cinsel olgunlaşma,
    • İkincisi: Anne baba tarafından korunma ve bakılma gerekliliğini azaltan fiziksel büyüme ve kendi kendine bakabilme gücü,yani temel amaç anne- babadan ayrılarak bağımsızlığın kazanılması,karşı cinsle ilişkilerin sağlıklı kurulabilmesidir.

    5- Bu dönemde ergen öncesinde sahip olmadığı hangi becerileri kazanır?

    • Beden imgesi kabullenilir.
    • Cinsel kimlik rolü belirlenir, kabullenilir.
    • Özerklik yani ebeynden bağımsızlaşma
    • Bir yetişkin kimliği edinme
    • Üretken bir birey olmaya hazırlanma
    • Yaratıcılık,sevme ,anlamlı amaçlar ve değerler kazanır.

    6- Ergenlik dönemi her birey için standart bir süreç varmıdır, Yoksa ergenlik döneminde bireysel farklılıklar varmıdır?

    Ergenlik biyolojik değişkenler evrenseldir.Ancak bu değişkliklere verilen Psikolojik v sosyal yanıtlar evrensel değildir.Bireyden bireye farklılık gösteririr.

    7- Ergenlik döneminin kendi içinde evreleri varmıdır? Bu dönemde belirleyen karateristik özellikleri nelerdir?

    • Erken ergenlik (10-13) Bu dönemin temel işlevi çocukluk rolünün terk edilmesidir. Ruhsal gelişim açısından hayatın beklide en sorunlu dönemidir.Bu dönemde ebeveynlere geliştirilmiş uyumlu duygusal yapı değişir.Bu dönemde ergen aile aktivitelerine daha az katılır. Anne baba yargıları değersizleşir.
    • Orta Ergenlik Dönemi(14-16)yaş Güçlü akran bağlarının geliştiği dönemdir. Anne babadan uzaklaşma eğilimi vardır.Akran gruplar arasında duygusal bağlar gelişir.
    • Geç Ergenlik (Yaş aralığı nedir, varmıdır? )
    • Erişkin davranışlarının görüldüğü evrenseldir. Bu dönemde cinsel kimlik oturur. Cinsel çatışmalar yerini mesleksel ve toplumla ilgili sorunlara bırakır.

    8-Bu dönemde ergenin otoriteyle arası nasıldır?

    Bireyin tanıştığı ilk otorite figürü ailesidr/ebeveyndir.

    Bu dönemin başında zoraki olarak kabuledilen ebeveyn otoritesi sorgulanmaya başlar.

    9-Bu dönemde ebeveyn tutumları nasıl olmalıdır?

    Anne-baba özellikle kendi ergenlik dönemlerindeki ruh hallerini hatırlamaya çalışmalıdırlar. Bunu gerçekşeştirebildiklerinde çocuklarını daha kolay anlayabileceler,empati kurabileceklerdir.

    Bu dönemde özellikle anne-baba tutumları ortak kararlarla şekillenmeli,tutarkılık ve karlılık ilkesinden uzaklaşılmamalıdır.

    10- Ergenin bu dönemde davranış özellikleri nelerdir?

    • Ergen bu dönemde tutarsız ve çelişkilerle doludur.
    • Anne-babaya karşı çift yönlü zıt duygular besleyebilir.Sevgi,kızgınlık ve öfke bir aradadır. Sözel salırganlıkların artması olağanır.
    • Şiddet eğilimi artar.
    • Negatif,karamsar ve dürtüseldir.
    • Soumlulukları reddeder.
    • Depresyon eğilimi artar.
    • Kişiler arası dengeyi bulması zorlaşı.
    • Kendi eleştiriya kapalıyka ,özellikle aile bireylerini kolaylıkla eleştirir.
    • Bu dönemde mualif olma davranışları sıklıkla görülür.

    11- Bu dömende yaşana aile içi çatışmaların temelinde neler vardır?

    Bu dönemde çoğunlukla ana-baba ergenin kendi değer yargı sistemleri içinde kalmasını beklerler.Kimlik arayışı içinde olan birey ise ‘farkı’ olmaya çabalar.İki taraf arasında ki bu karşıtlık ‘ Kuşak Çatışmasını’ oluşturur.

    12- Evdeki başka hangi faktörler bu çatışmayı artırır?

    Evdeki cezalandırıcı onur kırıcı ,soğuk ve uzlaşmadan uzak tutumlar da bu çatışmayı artırır.

    13- Peki bu dönemde ebeveyn nasıl bir yaklaşım içinde olmalıdır?

    Fiziksel-ruhsal baskının ve zorlamanın olabildiğince kullanılmadığı ilişki biçimi uygulanmalıdır.

    Anne-baba ergeni ,sabırla dinleyebilmeli,onu anlamaya çalışabilmeli,kararsız kaldığı durumlarda ,kendine zaman tanıyabilmelidir. Ani ve sert tutumlardan kati suretle kaçınılmalıdır.

    Esneklik gösteren daha az cezalandırıcı ,destekleyici ebeveyn tipi hep daha iyi sonuçlar elde eder. Ergenin evde birey olarak algılanması prestijinin olması aile içi ilişkileri olumlu yönde etkiler.

    Evde ergenin fikrinin alınması , kararlara katılması ,önemli olduğu duygusunun yaşatılması benlik saygısını da artırır.