Etiket: Baba

  • Çocuklarda Gelişim Takibinin Önemi

    Çocuklarda Gelişim Takibinin Önemi

    Çocuk gelişiminin en kritik dönemi olarak ele alınan kısmı 0-6 yaştır. 0-6 yaş dönemi bireyin gelişimi için en önemli yıllardır. Özellikle de ilk 4 yıl çok önemlidir. Bu yaş aralığı çocuğun beyin gelişiminin büyük ölçüde tamamlandığı, temel alışkanlıklarının belirlendiği, kişilik özelliklerinin temelinin atıldığı bir dönemdir.

    0-3 yaş arası dönem çocukların bilinç dışı olarak çevresindeki her şeyi sünger gibi emdiği emici zihin dönemidir. Çocuklar neye maruz kalırlarsa onu emerler. 3-6 yaş arası dönemde bilinç dışı olarak öğrendiklerini bilinçli hale getirirler. 0-6 yaş arası dönemde çocukların beyindeki nöronlar çok hızlı hareket eder. Çok uyarana maruz kalmaları ve farklı deneyimler yaşamaları beyin gelişimlerini olumlu yönde etkiler. Doğuştan gelen kalıtımsal özelliklere, deneyimsel yaşantılar da eklendiğinde beynin gelişimleri olumlu yönde ilerler.

    Kendine güven, dünyaya güven, temel sosyal beceriler, girişimcilik, kendini ifade edebilme gücü ve isteği gibi hayati özelliklerin temeli bu yaşlarda atılır. Çocuğun erken gelişim yıllarının önemi nedeniyle aileler özellikle bu süreçteki yaklaşımlarına özen göstermelidir. 

    Ülkemizde 0-6 yaş arasındaki çocukları gelişimsel açıdan değerlendirmek amacıyla AGTE ve Denver tarama testleri yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Erken tanı, sağlıklı bir gelişim için çok büyük önem taşımaktadır. Gelişim testleri aynı zamanda normal ya da hızlı gelişen çocukların güçlü yanlarını ortaya çıkarmak, desteklenmesi gereken alanları tespit etmek için de kullanılmaktadır.

    Gelişim Takibi Nasıl Yapılır?

    • Gelişim takibinin ilk görüşmesinde, çocuğun gelişim değerlendirmesi yapılır. Bu değerlendirmede, gelişim tarama testleri kullanılır.

    • Çocuğun gelişimi; dil-bilişsel, ince motor, kaba motor, sosyal beceri, öz bakım ve genel gelişimi olmak üzere alana göre değerlendirilir.

    • Gelişim testinde çıkan sonuca göre çocuğun içinde bulunduğu aya göre gelişim özellikleri anne babaya anlatılır. Bu ayda hangi becerileri kazanacağı, hangi davranışların ya da davranış problemlerinin olacağı konusunda bilgi verilir.

    • Ay gelişimine uygun oyun ve oyuncak önerilerinde bulunulur.

    • Anne babalara evde uygulayabilecekleri, gelişim alanlarını desteklemeye yönelik etkinlik önerilerinde bulunulur.

    • Etkili anne baba çocuk iletişiminin nasıl olacağı, problem durumlarda neye nasıl tepki verilmesi gerektiği ile ilgili bilgiler verilir.

    • Anne babanın yaşadığı problemlerle alakalı sorular cevaplanır.

    • Çocuğun gelişim testinin sonucuna göre sürecin nasıl işleneceğine dair bilgi verilir.

    • Gelişim testi sonucu ayına ve yaşına uygun çıkmış ise, aileye etkinlik önerilerinde bulunulur.

    • Gelişiminde gecikme ya da gerilik bulunan çocuklar ile yüksek riskli çocuklar için programlar hazırlanır. Hem çocuk ile gelişimini desteklemeye yönelik seanslar gerçekleştirilir hem de aileye evde yapılabilecek etkinlik önerileri verilir.

    Çocuğun gelişim takibini yaptırmak, çocuğun içinde bulunduğu gelişim evresini tanımak, bu evrelerin özelliklerini bilmek ve çocuğa o şekilde davranmak, çocukların sağlıklı gelişim içinde olup olmadığını takip etmek, erken tanı ve müdahalede bulunmak ve çocukla sağlıklı iletişim kurmak açısından anne-babalara fayda sağlayacaktır.

  • Homoseksüellikte Aile Faktörü

    Homoseksüellikte Aile Faktörü

    Homoseksüellik gelişimsel bir problemdir ve temelinde  baba oğul ilişkisinde yaşanan sorunlar vardır. Bu sorunlar çocuğun cinsiyet kimliğini içselleştirememesine neden olabilir. Erkek çocuk normal olarak erkeksi  kişilik geliştirebilmek için erkeksi modelle özdeşim kuracaktır. Erkek çocuk büyüyüp geliştikçe aşamalı olarak anneden uzaklaşıp babaya yakın olma ihtiyacı hisseder.  Bu dönemde baba ile kendini benzeştirir,erkeklik özelliklerine sahip olmak için açık ve alıcı durumdadır ve babaya özel ilgi gösterir (onun gibi olmak ister). Sonuç olarak babaya bağımlılık duygusu artar,ondan onay ve kabul bekler. Anneden kopmanın verdiği  özgürlük ve güçlülük hissi babada vücut bulur. Baba şefkatli ve kabul edici olduğunda erkek çocuğun kendini feminenlikten ayırması ve maskulen alana girmesi yönünde etkili olcaktır. Bu sayede erkeklikle özdeşleşcek ve muhtemelen heteroseksüel olacaktır.

    Babanın,oğlunun erkeklik duygusunun gelişmesi için önemi büyüktür. Çocuk bir kez baba ile özdeşleştiğinde diğer erkekleri model almaya açık hale gelir. Erkek çocuğun cinsiyet kimliğinin belirlenmesinde baba oğul arasındaki duygusal yoğunluğun katkısı fazladır. Her çocuk model aldığı babanın kişilik özelliklerini,değerlerini ve davranışlarını içselleştirir ve egosunu şekillendirmeye başlar.  İlişkideki baskı ve cezalandırma yerine baba sıcaklığı,sevgi ve ilgi özdeşime pozitif katkı sağlar. Erkeklik cinsiyetinin gelişimi için o sıcaklık şarttır. Eğer çocuk babasını destekleyici,ödüllendirici olarak algılayarak büyür ve gelişirse o çocuğun homoseksüel özellikler göstermesine ket vurmuş olunur ve erkekliği benimseyerek büyümesine babanın büyük katkısı olmuş olur. Babanın evdeki varlığının pasif kalması homoseksüelliğin önemli bir faktörüdür. Tabi ki de sevgi tek başına yeterli olmayabilir. Baba sevgisini verirken aynı zamanda çocuğu erkek özerkliğe teşvik etmelidir. Homoseksüellğin başlıca nedeni babanın pasif olması ya da yokluğu değildir,çocuğun erkek figüre karşı savunmacı kopma tutumu geliştirmesidir. Çocukluk döneminde baba oğul az vakit geçirirse ve baba arka planda kalırsa,çocuğu feminenliğe itebilecek sonuçlar ortaya çıkabilir. Babaya öfkeli şekilde büyüyen çocuklar erkek modeli reddederler ve feminen bir duruş sergilerler. Babanın, kimlik oluşumuna yardımcı olabilmesi için öncelikle kendi kimliğinde yeterince güvenli hissetmesi gerekir. Birçok erkek çocuk cinsiyet özdeşim döneminde babayı reddedebilir fakat baba sağlıklı,duygusal olarak esnek ve çabuk toparlanabilen biriyse ilişki tekrardan oluşacaktır.

    Anne Faktörünün Önemi

    Homoseksüel erkeklerin çocukluk yaşantısına bakıldığında aşırı yakın,baskıcı,korumacı anne figürü görmek mümkün. Baba oğul ilişkisini baltalayan,özerkliği sabote eden bir baskınlık homoseksüelliğe neden olan bir faktördür. Anne aşırı korumacı,şefkatli,sevecen,kontrol edici ve fazla yakınsa buna karşın baba uzak,pasifse veya hiç yoksa erkek çocuğu feminen özdeşime yakın bulmak büyük bir ihtimaldir. Homoseksüel annelerinin çoğu kaygılı ve kırılgan yapıdadır dolayısıyla zayıf kişiliğe sahiptirler. Zayıflıklarının sonucu olarak oğulları üzerinde güçlü bir manipüle edici etki kurarlar. Anne ile yıkıcı bir ortaklık söz konusu olduğunda çocuk babayı dışlayıcı bir tavra sahip olacaktır buda çocuğu erkeksilikten uzaklaştıran etkili bir faktördür. Günümüzde babalar evden uzakta,oğullarından kopuk yaşadıkları için anne hep baba oğul arasında ara bulucu rol üstlenir böylece çocuk babasını feminen gözle görür. Homoseksüellik faktörü olarak,annenin baskınlığı veya aşırı ödüllendirici olması ve ebeveynlerden birinin narsist ihtiyaçlarının karşılanmasına dayalı bir ilişki kurulması etkilidir. Erken çocuklukta aşırı korumacı anne, baba ile problem yaşayan çocuğun babadan kopması ve anneye sığınması için etkili bir faktördür. Anneden ayrılarak bireyleşmede baba devreye girmelidir. Anne oğul arasındaki ilişki güçlü ama baba her ikisine de uzaksa çocuk özdeşimi anneden yana olur ve kadınsallığa yönelir. Ayrıca,anne babanın erkekliğini yok sayıp onu zedelerse,babanın model olma arzusuna ket vurmuş olur.

    Anne-Baba İlişkisinin Önemi

    Kötü bir aile hayatı ve ebeveyn ilişkisi ile homoseksüellik arasında ilişki olduğunu düşünebiliriz. Homoseksüellerin anne babalarının evlilik ilişkilerinin yıkıcı ve sapkın oluşu ve ebeveynler arasında üstünlük mücadelesi olduğu sıkça görülür. Parçalanmış bir evlilik ve aile varsa homoseksüelliğin var olması da mümkündür. Erkek çocuk cinsiyet özdeşim döneminde hem anne hem de babanın yardım ve iş birliğine ihtiyaç duyar. Cinsiyet bozukluğu yaşayan erkek çocuklar boşanma nedeniyle babanın olmayışıyla erkek figürüyle daha az irtibatta olur. Bu nedenle erkeksiliği özdeşleştiremez. Sağlıklı bir şekilde tatmin ve emniyet duygusu yaşayan karı koca diğer gereksinimleri gidermek için çocuğu kullanmazlar. Tatminsiz ve güvensiz bir evlilikte çoğu anneler eşlerinin yokluğundan dolayı oluşan duygusal boşluğu oğullarında telafi etmeye çalışırlar. Karı koca arasında sevgi bağı varsa,baba oğluna kadın erkek ilişki konusunda sağlıklı bir model olur ayrıca karısına çocukla sürdürmek isteyeceği emniyet duygusunu sağlamış olur. Eğer kadın kocasını küçük görüp,onun erkekliğini zedeleyip aşağılarsa çocuk erkekliği reddedecektir.

    Geçmiş Travmaların Önemi

    Gelişim sürecinde çocuğun babası tarafından reddedilmeyi yaşaması veya babanın belirgin kişilik bozukluklarına sahip olması çocukluk döneminde travmalara sebep olabilir. Bazen baba sevgi dolu olsa bile samimiyetle çocuğu kabullenemeyebilir buda babanın kendi yaşamındaki travmalardan olabilir ve çocuğuna yaptığı bazı aktarımlar çocuğun cinsiyet gelişiminde tersliklere sebep olabilir. Babanın kendi babasına veya abisine beslediği çözümlenmemiş nefret,düşmanlık hislerini çocuğuna aktarır ve çocuğunun bireyleşmesini tehtit olarak görür. Kendini tehtit altında hisseden baba oğlunun cinsiyet kimliğinin gelişiminde güvensizlik ve ret hissini hisseder. Her şeye rağmen baba eğer duygusal açıdan esnekse kendini çabuk toparlayabilir ve oğlu ile ilişkisini düzenleyebilir.

  • Kadınlar Ne ister? (Kadın ve Erkek Farkı)

    Kadınlar Ne ister? (Kadın ve Erkek Farkı)

    Kadınların; erkeklerin ” kadınlar ne istiyor? anlamış değilim” diye yakındıkları sıklıkla duyarız. Kadınların son derece karmaşıkmış gibi görünen ama o karmaşık örtünün altında son derece naif, sağduyulu, erkeklere göre daha çok duygu odaklı ve anlaşılmayı bekleyen varlıklar olduğu doğrudur.

    Erkeklerin düşündüğünün aksine kadınlar kendilerini anlatırlar aslında hatta en çok istedikleri şeydir anlaşılabilir olmak. Hem de tüm bedenleriyle anlatırlar kendilerini fakat tuhaflık şurdadır erkek netlik sever, kadının tüm istek ve beklentilerini aktarmasını, dillendirmesini ister. Kadın ise ben aslında dilimle olmasa da bakışımla, duruşumla, dokunuşumla aktarıyorum der. Yani önemli olan nokta anlaşılabilir ve anlayabilir olmaktır. Belkide bilinmesi gereken önemli nokta; açık ve net şekilde ifade etmediğimiz bir şeyi asla karşı taraftan talep etme hakkımız olmadığıdır.

    Fakat bizim toplumumuzda bu çok mümkün değildir. Daha çocukluk yıllarından itibaren erkek çocukları ve kız çocukları toplumda kadına ve erkeğe biçilen rolleri gözlemleyerek büyütülürler. En önemli modeller de en yakınımızda ki anne ve babamızdır. Genelde gözlemlediğimiz ve sıklıkla karşımıza çıkan baba modeli evin ihtiyaçlarını karşılayan (maddi), vurdumduymaz, annenin ve çocukların duygusal ihtiyaçlarını okumakta zorlanan ve okuyabilmek için çok da çaba sarfetmeyen babadır. Ancak baba da böyle büyütülmüş olduğundan, olması gerekeni sanki buymuşcasına ve sanki başka bir davranış şekli ve olasılığı yokmuşcasına davranır sıklıkla. Haksızlık etmeyeyim baba yani erkek duygusal ip uçlarını okuyamasa da çözüm odaklıdır. Soruna odaklanır ve mutlaka bir çözüm üretir. Kadın ise sıklıkla çok sesi yükselmeyen, içten içe duygularını yaşamayı öğrenen, bakım verme odaklı bir hal alır geleneksel yapıda ki çiftlerde.

    Günümüzde durum kadının iş hayatına girmesi ve eğitim seviyesinin yükselmesiyle bir nebze değişmiş olsa da hepimizin şemalarında az önce bahsettiğim ana baba modelleri bir yerlerde yer etmiştir. Her ne kadar aksi iddia edilse de kadınlar çok da karmaşık varlıklar değildir aslında. Hatta bazen bizim bir takım durumları karmaşık hale getirdiğimizi düşünmüyor değilim. Erkekler kadınlara nazaran daha açık sözlülerdir ve isteklerini net ve düz bir biçimde ifade ederler. Kadınlar ise biraz kibarlık, bir kaç yürek okşayıcı söz beklerler. Günümüzde genç erkekler biraz bu durumu anlamış fakat bu defa da isteklerine ulaşabilmek için kadınların duygularına saygı göstermeyi becerememişlerdir. Sonra kadınlar  ama çok sevdiğini söylüyordu, ama sensiz yapamam diyordu, ama çok güzelsin diyordu ne oldu da bu kadar kısa sürede başkasına gitti? Ne çabuk sevgisi bitti? gibi sorularla uğraşırlar. Halbuki erkek isteği doğrultusunda kadının isteklerini yerine getirmiş, istediği ölçüde sıkılana ya da daha iyisini bulana kadar bunu sürdürmüş, hatta belki de yukarıda bahsettiğim gibi kadının duygularını ifade etmemesinden ve sen anlayıver tavrından sıkılmış ve sonra sabırsız olan erkek çekip gitmiştir.

    Ne erkeklere lafım ne de kadınlara aslında sadece bize biçilen rollere ve bizim yani biraz farkındalığı olanların ilişkiyi yönetiş biçimlerine. Sanırım varoluştan bu yana bitmeyen kadın erkek arasında ki bu karmaşa bir ömür de bitmeyecek. Erkekler sizlere söyleyebileceğim şey, belki de bazılarınızın bu güne kadar hiç yapmadığı bir şey; kadınların gözünden bakmaya çalışmayı deneyin, belki biraz anlayabilirsiniz kadınları ve lütfen onları arkadaşlarınızın sevgilileriyle, eşleriyle hatta annenizle ve hatta kendi anneleriyle kıyaslamayın. Bir kadın kıyaslanmaktan nefret eder hatta hiç bir insan kıyaslanmaktan hoşlanmaz.

    Ve kadınlar neden böyle oluyor, neden hep beni buluyor sorularını bir kenara bırakın ve biraz geçmiş ilişkilerinizi ve en önemlisi kendi seçimlerinizi sorgulayın mutlaka bir şeyler bulup daha mutlu olacağınız erkekler bulacaksınızdır. Fakat hem erkekler hem kadınlar seçimlerinizin yanlış olduğunu düşünüyor fakat aynı yanlış seçimleri tekrarlıyor iseniz size en yakın bir uzmandan destek alınız.

    Sevgili kadınlar ve erkekler; umarım çok iyi arkadaş olmayı başarabildiğiniz ve sonrasında en güzel sevip mümkün olduğunca az sıkıldığınız (hiç sıkılmamak mümkün değil çünkü) bir partnerle ve bir ömür mutlu kalın.

  • Boşanmanın Çocuklar Üzerine Etkisi

    Boşanmanın Çocuklar Üzerine Etkisi

    Boşanmayı bir nevi aile çözülmesi olarak tanımlayabiliriz ve günümüzde sıklığının arttığını gösteren birçok araştırma vardır. Boşanmanın artmasında kuşkusuz birçok neden vardır. Bu hafta sizlerle boşanmanın  nedenlerinden daha çok çocuklar üzerine olan etkisini paylaşmak istiyorum. Çünkü boşanma karı-kocanın her türlü ilişkisinin sona erdiği anlamına gelmez. Özellikle de çocuklar varsa. Çünkü eşler ayrılmış olsalar dahi yaşamları boyunca çocuklarının ebeveynleri olma durumunu sürdürmek zorundadırlar. Ancak bu durumu sürdürürken boşanmış ebeveynlerin bazı tutumları çocukları olumsuz etkilemekte ve yaşamları boyunca da etkilemeye devam etmektedir.

    Bir çocuğun hayattaki en önemli ihtiyacı tam ve işlevsel ailedir. Tam aileyi anne, baba ve çocuklardan oluşan, üyeleri arasında karşılıklı sevgi, saygı, dayanışma ve birbirlerine ait olma duygusu bulunan topluluk olarak tanımlayabiliriz. İşlevselselliği de aile olmanın  görev ve sorumluluklarını yerinde ve zamanında karşılayabilen aile üyeleri olarak ifade edebiliriz. Buradan anlaşılacağı gibi ailenin sadece tam olması sağlıklı psikososyal gelişim için yeterli değildir. Aynı zamanda işlevsel de olması gereklidir. Çünkü yine yapılan araştırmalar işlevsel ilişkiden yoksun, aile üyeleri arasında karşılıklı saygı, sevgi ve dayanışmanın olmadığı ancak hala fiziksel olarak devam eden evliliklerde ve bu şekildeki bir aile ortamında büyüyen çocukların; anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmalı olarak boşanmış ancak ebevenlikle ilgili işlevsel ilişkilerini ayrı da olsa sağlıklı bir şekilde devam ettiren anne-baba ile yetişen çocuklara göre daha olumsuz etkilendiklerini göstermektedir. Boşanmış ailelerde, çocuk temel ihtiyacı olan tam aileden yoksun kalmış olur. Boşanmanın çocukları nitelik veya nicelik yönünden etkilemesi birçok etmene bağlıdır. Kişilik özellikleri, yaş, cinsiyet, boşanmaya neden olan ailesel sorunun niteliği ve çocukların bu sorunu algılayış şekli, boşanma öncesi içinde bulunduğu ve boşanma sonrası içinde bulunacağı ortam gibi. Boşanmadan hiç zarar görmeden çıkan çocuklar da olabilir. Buna belki de saydığım bu etmenlerin uygun şekilde bir araya gelmesi neden olmuş olabilir. Hatta bazen boşanma, çocuk için rahatlatıcı bile olabilir. Özellikle, boşanma öncesindeki ortamda aile içi huzursuzluklar yoğun, tahammül edilemeyecek düzeydeyse ve boşandıktan sonra çocuk daha istikrarlı, güven verici ve sakin bir ortama kavuşmuşsa. Boşanmanın çocukları nasıl etkileyeceği yönünde genellemeler yapılamasa da, yaşın önemli olduğu söylenebilir. 1-2 yaşlarındaki süt çocuğunun boşanmadan fazla zarar görmediğini söyleyebiliriz. Bu dönemdeki çocuk daha çok annesine bağımlı olarak hayatını sürdürmektedir ve anne-baba arasındaki tartışmaları anlayıp, yorumlayamayacağı için tartışmalardan ve gerginliklerden daha uzaktır. Ancak okul öncesi dönemde bizzat anne-baba arasındaki sorunlara, tartışma ve gerginliklere bunların çözümlenemediğine ve yıkıcı tutumlara maruz kalmış aynı zamanda boşanmadan dolayı aşırı derecede olumsuz etkilenen anne-babayı da gözlemlemişse, bu çocuklarda, korku, inatçılık, beslenme güçlükleri, uyku bozuklukları, alt ıslatma, kekemelik, agresif davranışlar veya içe kapanıklık gibi durumlar ortaya çıkabilir. Çocukların boşanmadan en çok okul döneminde etkilendikleri söylenebilir. Çünkü bu dönemde çocuk  anne-baba arasındaki anlaşmazlığı anlamaya ve ikisi arasında taraf tutmaya başlamıştır. Aynı zamanda çocuğun anne-babasıyla olan güven ilişkisi de zedelenmiştir. Bu dönemdeki çocuklarda, okulda başarısızlık, dersi dinlememe, derste uyuma, okuldan kaçma, yalan söyleme, çalma, cinsel sapkın davranışlar görülmekle birlikte ergenlik dönemine geçişle bu durumu daha kabullenici bir tutumda göstermesi mümkündür. Ancak yine de uygun olmayan arkadaşlar edinme, sigara ve alkol kullanma, kendine zarar verme gibi davranışlar gösteren ergenler de vardır. Bu durumlarla baş etmek için neler yapabileceğimizi bir sonraki yazımda paylaşacağım.

  • Sen Yeter Ki Öğret Bana, Anne!

    Sen Yeter Ki Öğret Bana, Anne!

    Pestalozzi’nin dediği gibi “bir çocuğun eğitimi bir çiçeğin eğitimi gibidir.” İlgi özen beceri isteyen bir iş sadece kurallara yöntemlere dayanmıyor, kitaplarda öğrenilmiyor, özveri istiyor. Beni bir düşünsenize yetişkinler yani bir çiçeği☺, önce toprağı kazır tohum ekersiniz. Çiçek açması için uygun koşulların sağlanması gerekir. Zamanında sular gübrelerseniz çiçek açar. Çok dokunup örselenirse de, bir köşede bırakılıp unutulursa da bir çiçek kurur. Ben de bir çiçek gibiyim, her şeyi kararınca ben de isterim.

    Kardeşimle bir oyuncağı paylaşamayıp kavga etmeye başladığımızda sen geldin, bana her şeyi öğretmek isteyen ancak uygulamada zaman zaman yetersiz kalan ah benim güzel annem güzel babam. İşte sen, o an geldiğinde yüzün birkaç gün önce yemeği ocakta unuttuğunda çok sinirlenip söylenirken bana gösterdiğin tencerenin dibi gibi kapkara, ellerin bu yüz ifadesini takındığında hep olduğu gibi sadece şişman parmağın yanındaki havada diğerleri sımsıkı kapanmış, sesinse yağmurlu havalarda çıkan o korkunç ses gibi, son kulağıma gelen sesse genelde “yeter artık gidin odalarınıza!”

    Sana cevap verdiğimde daha da kızgın olabiliyor, bazen bana ceza verebiliyorsun.Yemek yemediğimde ceza, akıllı durmadığımda ceza, ilacımı almadığımda ceza, derslerimi yapmadığımda ceza, sizinle görüşlerimiz ayrıldığında ceza… oysa ben bir canlıydım belki bunu unutmuştunuz. 5 yıllık hayatımda bu sözcüğü ilk ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum ama hep bir yerler de vardı. Bu davranış şekline otoriter-cezacı anne baba tutumu dendiğini çook ilerde öğrenecektim.

    Otoriter anne-baba tutumlarında;anne babanın, kısıtlayıcı ve cezalandırıcı bir yol izlediği, çocuklarını kendi kurallarına uymaları ve saygılı olmaları konusunda uyardıkları görülür. Bu tutum, yetersiz sosyal gelişimin nedenidir. Böyle bir ortamda tartışmaya yer yoktur. Ana-baba düşüncesini, “Bunu sadece benim söylediğim şekilde yapacaksın, o kadar. Ben anneyim / babayım, sen ise çocuksun” cümlesiyle sınırlar ve istediklerinin yapılması için çocuğu zorlar. Çocuğun istek ve gereksinimlerini dikkate almaz. Anne baba olay yerine sinirli gelmekte ve bir savcı gibi ayrıntıları inceleyip haklıyı haksızı ayırt etmek için uğraş vermektedir.

    Paylaşılmayan oyuncak ve kardeşlerin tartışması yerini anne babanın öfkesine bırakır. Kardeş kavgası ikinci plana düşer, sorun oyuncağın paylaşılmaması değil birbirlerine edilen hakaretler saygısızca sarfedilen sözcükler olur. Anne baba -ilk kim almıştı? –biriniz bana yalan söylüyor –cezalısınız defolun odalarınıza gibi çözümden uzak ifadeler derin yaralar bırakacaktır.. Anne baba otoritesiyle problemi çözmüştür ancak çocuk ne öğrenmiştir?

    Evet istenmeyen davranış durmuştur, kavga sona ermiştir ancak çocuk problem çözme becerisini, sorumluluk bilincini öğrenememiştir. Çünkü tüm kararları anne baba vermiş, çocuk problem çözme süreci dışında bırakılmıştır. Anne babanın aşırı disiplini, baskısı altında olan çocuk sessiz çekingen küskün bir kişilik yapısına sahip olurken, sevgiyi esirgeyerek denetlemenin egemen olduğu ailelerdeki çocuklar ise kaygılı isyankar olabilmektedir.

    Otoriter cezacı bir aile ortamında yetiştirilen çocuklarda, anne-babaya sevgisizlik, insanlarla sağlıklı ilişkiler kurmama, kavgacı ve geçimsiz olma, duygularına hakim olamama, alınganlık, birden parlayıverme, güvensizlik, yersiz korku ve kaygılar gibi özelliklere rastlanabilmektedir.

    Siz cezacı otoriter anne baba tutumuna mı sahipsiniz düşünedururken ben isteklerimi sıralamaya başlayayım size,

    Anne baba,

    -Tüm haklarımı elimden alıp ceza vermek yerine bana problem çözme becerisi kazanmam için fırsat ver, kendi problemimi çözmemi öğret bana

    -Hoşunuza giden şeyler yaptığımda değil beni bir işte başarısız olduğumda da sevdiğinizi gösterin, koşulsuz sevgiyi öğret bana

    -Sorumluluk almama izin ver, ilerde bir ailenin sorumluluğunu almayı öğret bana

    -Yüksek sesin tehlike olmadığını öğret bana,

    – Karşıdakini dinlemenin birey olmak olduğunu, benim bir canlı olduğumu öğret bana

    Sen yeter ki öğret bana, ben hazırım benzemeye sana…

  • Ana Baba Çocuk İletişimi

    Ana Baba Çocuk İletişimi

    Sahip olduklarınızdan 1oo yıl sonra yani büyük ihtimalle öldüğümüzde hangisi sizin için hala önemli olacak. Banka hesabınızdaki paranın miktarı ya da gayrimenkulleriniz elbiseleriniz zevkleriniz, kederleriniz…Ve çocuklarınız. Evet, bunlardan sadece geride bıraktıklarınızdan sadece çocuklarımızı hala önemsiyor olacağız. Onların sağlık mutluluk ve başarıları adeta bizi temsil etme yönlerini önemseriz. Onlar bizim hem dünyadaki bağımız hem de eserimiz. Adeta buradan giderken bıraktığımız en hoş sedadır. Bu yüzden çocuklarımıza gerçek değeri verebilmeliyiz.

    İnsanlar acaba neden çocuk sahibi olmak isterler? Herhangi bir sağlık sorunu yaşayan bazı kişiler, olağanüstü çabalara girip neden mutlaka anne ya da babalık duygusunu yaşamak ister? “Yıllar sonra yaşlandığımızda bize bakarlar” cevabı hiç de yeterli ve inandırıcı değildir. Bizi anne ya da baba olmaya iten çok daha büyük bir dürtü olmalı. Muhtemelen genetik bir baskıdır bu. Yani bu açıdan bakıldığında yetişkinler, aslında çocuklarına muhtaçtır. Fakat ne oluyor da, çocukları büyüdükçe bazı yetişkinler, bu şansı kendilerine veren evlâtlarına karşı sertleşebiliyorlar? Oysa o bebek sayesinde aileleri şenlenmedi mi? Nineler, dedeler, komşular, hep birlikte dünyaya gelen bu yavruyu bağırlarına basmadılar mı? Bebek büyüdükçe aslında ana babalar da büyürler, olgunlaşırlar. Çocukları için mallarını, mülklerini, hatta canlarını veren ana babaları hep duyduk, gördük. Bununla birlikte babaya göre annenin yeri daha başkadır. Çünkü bebeği dünyaya getiren odur. O mucize sütü mukaddes bedenlerinde oluşturan, bebeklerini besleyen yine onlardır. Babalara gelince… Yapılan araştırmalara göre, babaların sevgi ile temas ettikleri çocukların zekâ düzeyleri daha yüksek çıkmış. Yani ana babalar, iki kanatlı bir kuş gibidirler. Mutlu ve başarılı bir gelecek için her iki kanadın da görevlerini yeterli biçimde yapması gerekir. Annenin ya da babanın gereğinden fazla yük taşıması, sorumluluk alması, diğerinin görevlerini yeterince yapamayacağından, çocuk için kuşkusuz olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

    Çocuğu olsun ya da olmasın, bir kadının gerçekten anne olup olmadığını anlamanın belki de en kolay yolu, bir başkasının çocuğunun bakımını yapıp yapamadığına bakmaktır. Annelik dürtüsü, kadınlarda çok kuvvetli bir motivasyon kaynağıdır.

    DOĞURMAK MI, BÜYÜTMEK Mİ?

    Çok eski zamanlarda, Kafkasya’da bir ayaklanma olur ve kral öldürülür. Kraliçe ise güç bela kaçar ve canını kurtarır. Ancak valizlerini hazırlama telaşına kendini fazla kaptırmış olan kraliçe, henüz bebek olan oğlunu sarayın odalarının birinde unutmuştur. Bu sırada hizmetçilerden biri, bebeği orada bırakıp ölüme terk etmektense, kendi hayatını riske atarak çocuğu alır ve saraydan kaçırır.

    Hizmetçi, yıllarca yoksul bir hayat yaşasa da bebeği büyütür. Yaklaşık on yıl sonra iktidar yeniden değişir ve eski iktidar yanlılarına af çıkar. Bunu fırsat bilen eski kraliçe ülkesine geri döner. Ve hizmetçisini bulup oğlunu, aslında ülkenin yeni veliahdını ister. Hizmetçisi ise artık onu kendi çocuğu olarak gördüğü için vermez. Sonunda mahkemelik olurlar.

    Açılan dava görüşülürken yargıç her iki kadını da haklı bulur. Çünkü biri çocuğun dünyaya gelmesini, diğeri de bakımını sağlamıştır. Yani her iki tarafın da çocuk üstünde hakları vardır.

    Sonunda yargıç, veliahdın gerçek annesinin anlaşılabilmesi için küçük bir oyun oynamaya karar verir. Duruşma salonun ortasına bir metre çapında bir daire çizer ve çocuğu tam ortasına getirtir. Her iki annenin de çocuğun bir kolunu tutmasını sağlar. Oyun çok basittir. Başla, komutuyla anneler çocuğu kollarından, kendi taraflarına doğru çekmeye çalışacaklardır.

    Kadınlar, çocuğu kazanabilmek için kuvvetle çekerler; ancak eski kraliçe çocuğu kendi tarafına çekmeyi başarır. Hizmetçi bir şans daha ister; fakat yine kaybeder. Eski kraliçe oyunu kazandığı için çok mutludur. Hizmetçi ise yargıca seslenir:

    -Ama çocuğumun canı yanıyor. O yüzden bırakıyorum.

    Yargıç zaten bu oyunu bilinçli olarak oynatmıştır. Bu yüzden çocuğu yeniden hizmetçiye, yani gerçek annesine verir.

  • Okul Korkusu

    Okul Korkusu

    – Okul korkusu neden oluşur?

    Genellikle kaygılı, endişeli, huzursuz anne-baba varlığı evlilik uyuşmazlığının olduğu aile ilişkileri Çocuktan kapasitesinin üstünde akademik performans göstermesinin istenmesi Aşırı koruyucu tutuma sahip anne,Uzak ve soğuk bir duruş sahip bir baba varlığı Sevdiği bağlı olduğu bir yakınını kaybetme Okula başladığı zamana eş zamanlı başka stresli bir olayın daha varlığı ( kardeş doğumu, boşanma, ölüm, taşınma gibi )

    – Okul korkusunu yenmenin yolları nelerdir?

    • Genellikle kaygılı, endişeli, huzursuz anne-baba varlığı, evlilik uyuşmazlığının olduğu aile ilişkileri

    • Çocuktan kapasitesinin üstünde akademik performans göstermesinin istenmesi

    • Aşırı koruyucu tutuma sahip anne, uzak ve soğuk bir duruş sahip bir baba varlığı

    • Sevdiği bağlı olduğu bir yakınını kaybetme

    • Okula başladığı zamana eş zamanlı başka stresli bir olayın daha varlığı ( kardeş doğumu, boşanma, ölüm, taşınma gibi )

    – Çocuğu okul korkusu yaşayan ebeveynlerin davranış ve tutumu nasıl olmalı?

    Önlemek için;

    • Okula başlamadan önce çocuğu ayrılığa hazırlamak önemli

    • Okula başladığı ilk günün anne ve babadan da ayrıldığı ilk gün olmaması

    • Öncesinde anne ve babayla yaşına uygun şekilde güvendiği bir yere bırakılıp geri alındığı ayrılıklar yaşaması

    • Akranlarıyla vakit geçirmesi desteklenmesi

    • Gideceği okulu öncesinde ziyaret etmesi

    • Öğretmeniyle tanışması

    Sakin tutarlı sabırlı güven verici destekleyici ve cesaretlendirici ebeveyn tavrı çocuğunuzun rahatlaması İçin önemli

    – Okuldan kaçma isteği neden gelişir? – Bu durum nasıl engellenebilir?

    • Kendisini orda güvende hissetmediği

    • Başarılı ve yeterli hissetmediği

    • Huzurlu hissetmediği için

    • Okulda olmak onun İçin çok stres verici olduğu İçin orda yaşadığı olumsuz duygulara katlanamadığı için

    • Çocuğu okuldan kaçmaya iten sebebin tespit edilmesi ve sebebin ortadan kaldırılması İçin öğretmen aile ve çocuk işbirliği halinde hareket edilmesi ve gerekirse bir uzmandan yardım alınması gerekebilir.

    .

    – Ebeveynlerin söyleyeceği hangi sözler okuldan daha uzaklaştırır? (Sürekli korkma demek gibi…)

    “Korkma”, ”Ne var canım bunda korkulacak”,” Koca adam/kız oldun“

    “Gitmezsen, Bak ben de sana … almam “ ,

    “Ağlama bak ağlarsan seni sevmem” yerine,

    Ama biliyormuş gibi konuşulmalı ve bir şey olursa, ben seni mutlaka gelip alacağım

    – Peki ya hangi sözler daha da yakınlaştırır?

    “Galiba okula gitmek senin için çok zor” ve “Seni çok korkutuyor ”

    “Gel senle biraz konuşalım”, “Anlat”

    – Okul fobisinin başka ne tür belirtileri olabilir?

    Belirtileri

    • Çocuklar duygularını daha çok bedensel şekillerde ifade ederler

    • Okul korkusu da

    • Karın ağrısı

    • Mide bulantısı

    • Başağrısı

    • Kusma

    • İştahsızlık

    • Uyuyamama uyanamama

    • Panik şeklindedir. Eve gelince şikâyetler ortadan kalkar

    – Öğretmenler nasıl yaklaşmalı?

    – Çocuk okula kadar geldi, ama kapıda ağlıyor ve geri dönmek istiyor…

    – Çocuk sınıfına girdi ve ağlamaya başladı, annesini göndermek istemiyor…

    – Okul değişimi bir çözüm mü?

    Okul korkusu okulun özelliklerinden kaynaklanıyorsa okulu değiştirmek çözümlerden biri olabilir

    Okul korkusunu yenmek bir ekip işidir. Başta aile ve öğretmen desteği son derece önemlidir. Bu sebeple okul korkusu olan çocuğa yardım etmek için aile öğretmen. Ve bir ruh sağlığı Uzmanı işbirliği halinde hareket etmesi en etkili sonucu belirecektir

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kıskançlık, insanın en temel duygularından bir tanesidir. Çocuklarda genellikle kardeş doğumu ile ortaya çıkar. Eve yeni gelen bu birey başta anne baba olmak üzere herkesin dikkatini çekmekte ve herkes ondan bahsetmektedir. Yaşanan düzen değişikliği ailede herkesi etkilemektedir.

    Anne babanın çocuğa karşı tutumlarının farklılaşması, aradaki yaş farkı, çocukları kıyaslamak, anne-babanın çocuğun cinsiyetine ilişkin tercihleri vb. sebeplerde kıskançlığı arttırır.

    Çocuklarda bazı davranışlar kıskançlığın boyutu hakkında bize ipucu verir:

    • Anneye aşırı sevgi gösterisinde bulunma, adeta anneye yapışma çabası

    • Kardeşe karşı aşırı, abartılı sevgi gösterme; okşarken biraz fazla sıkar, ağlatacak kadar fazla sıkı sarılır.

    • Etkilenmemiş gibi davranır; bebekle ilgili görünmeyen ağlamalar, tutturmalar, tepinmeler

    • Duygusal ve davranışsal gerilemeler; bebeksi konuşma, anne babayla yatmak isteme, tuvaletini kaçırma, yardımla yeme gibi.

    • Çeşitli bahanelerle ilgiyi üzerine çekmeye çalışma, isteklerini bağırarak ifade etme,

    • Okul korkusu,

    • Anne-babanın sevgisinden emin olamama şeklindedir.

    Öneriler;

    • Çocuk psikolojik olarak kardeşin doğumuna hazırlanmalıdır.

    • Çocuğun aile içinde her zaman yeri olduğu hissettirilmelidir.

    • Kıskançlık duygusunu tümüyle ortadan kaldırmak yerine kontrol edilebilir seviyede tutulmasına çaba gösterilmelidir.

    • Kardeşler arası tartışmalara olabildiğince karışılmamalıdır.

    • Çocuğun arkadaş ortamına girmesi ve paylaşmayı öğrenmesi kardeşini de kabullenmesini ve onunla da paylaşım yapabilmesini kolaylaştırır.

    • Çocuğa onunla ilgilenildiğini ve onun hala sevildiğini ifade eden sözler davranışlarla desteklenmelidir.

    • Kardeşler arası kıyaslamalar yapılmamalıdır.

    • Anne baba çocuğun davranışlarına karşı hissettiği duyguları dinlemeli ve anlamaya çalışmalıdır.

    • Çocuğun yaşına ve ihtiyacına göre zaman ayrılmalıdır.

    Eğer bu duygular çocukta uyumu bozmaya başlamışsa, kaygı ya da depresyon gibi sorunlara yol açmaya başlamışsa kesinlikle bir uzmandan destek almak gerekir.

  • Boşanmanın Çocuklarda Görülen Olası Etkileri

    Boşanmanın Çocuklarda Görülen Olası Etkileri

    Çocuklarda anne ve baba ayrılığına bağlı olarak ortaya çıkan ruhsal belirtiler çok çeşitlidir. Huysuzluk, hırçınlık, tedirginlik ve saldırgan davranışlar en sık gözlenen belirtilerdir. Uyumsuzluk belirtileri; çocuğun yaşına, boşanmadan öncesi örselenmesine ve boşanma sonrası dönemde, anne ve baba ilişkilerinin niteliğine gore değişir. Bu belirtilerin kalıcı olup olmaması da yine pek çok çeşitli etkenlere bağlıdır (Yörükoğlu,1998).

    Çocuklar yaşa, cinsiyete, eğitim durumu, kişiliğine göre boşanmaya farklı tepkiler vermektedir. Çocukların verdiği olumsuz tepkileri özetleyecek olursak:

    • Suçluluk: Özellikle küçük çocuklarda yaptığı yaramazlıktan dolayı bu his oluşmaktadır. Çocuk ebeveynlerinin boşanmasından kendini sorumlu hissedip, suçluluk hissetmektedir.

    • Korku: Eksilen sevgi ve güven bağı sonucu, çocuklarda yanında olduğu ebeveynin de gitmesine dair terk edilme korkusu yeşermektedir. Bununla birlikte çocukların ekonomik olarak yiyecek, kıyafet, okul masraflarına dair korkuları olduğu da çokça görülmektedir.

    • Öfke: Çocukların verdiği tepkiler cinsiyetine göre değişmektedir. Özellikle erkek çocuklarda anne babalarının boşanması sonrasında saldırgan davranışların olduğu gözlemlenmiştir. Bu saldırganlık, öğretmenlerine,arkadaşlarına hatta kimi zaman ailesine de karşı gözlemlenmiştir.

    • Üzüntü: Boşanma sonrasında yeterli tepkiyi sözel olarak veremeyen çocuklarda içekapanıklık, tepkisizlik, odasına kapanma halinde üzüntü görüldüğü gibi sık sık ağlama da karşılaştığımız durumlardan biridir.

    • Yalnızlık: Aileden bir kişinin eksilmesiyle günlük yaşam biçimindeki değişiklikler kimi zaman çocukların kendilerini yalnız hissetmesine yol açmaktadır.

    • Okul Başarısı: Kimi ailelerde boşanma sonrasında çocukların ders başarısında da düşüş gözlemlenmiştir.

    • Fiziksel Sorunlar: Yaşadıkları strese bağlı olarak mide, baş, göğüs ağrıları çocuklarda gözlemlenmiştir. Yapılan araştırmalara göre bu çocuklarda astım olma riski iki katına çıkmıştır.

    • Yemek Sorunları: Yaşanılan stresli durum sonrasında çocuklarda aşırı yeme isteği ya da iştahsızlık görülebilir. Özellikle kız çocuklardan yemekten kaçınma ya da yediğini kusma gibi davranışlara tanık olabiliriz.

    • Uyku Sorunları: Boşanan ebeveynlerin çocuklarında aşırı uyuma isteği olabileceği gibi kendi yataklarında yatmama isteği, uyuyamama, kabus görerek uyanma gibi birtakım problemler yaşanılabilir.

    Anne ve babalar, eş olarak birlikteliklerine son vermek istediklerinde ebeveynliği devam eder. Boşanma gerçekleşse de ebeveynlik devam edecek; kişiler çocukları için görüşmeye, birlikte vakit geçirmeye devam edecektir. Diyebiliriz ki, boşanma sonrasında da aile hala içinde anne, baba ve çocuğun yer aldığı ailedir çünkü anne ve babanın çocuklarına karşı hem duygusal hem maddi sorumlulukları devam etmektedir. Çocukların sevgi ve güven bağları içinde yaşamını idame ettirebilmeleri için aile kavramının iş birliği halinde devam etmesi gerekmektedir.

    Her bireyin kendine has mizacı olduğunu kabul edersek, her çocuğun boşanmaya vereceği tepkinin de birbirinden farklı olacağını önceden bilmemiz gerekmektedir. Çocukların verdiği bu tepkileri, yordadığı düşünce yapılarını ve hissettiği duygularını, son yıllarda etkinliğinin kanıtlandığı bilişsel davrançı terapi ekolüyle çözümleyebilir ve çocuklarla bu durum hakkındaki bilişsel yetersizlikleri üzerine çalışılarak düşünce yapıları değiştirilerek, sağlıklı bir düzen değişimi sağlanabilir.

  • Boşanma Kararı Çocuklara Nasıl Anlatılmalı

    Boşanma Kararı Çocuklara Nasıl Anlatılmalı

    Farklı sebeplerle bir araya gelen aile üyeleri zamanla aralarında anlaşmazlıklar, uyuşmazlıklar yaşayabilirler. Sorunlu devam eden bir evlilik için kimi zaman en iyi çözüm o evliliği sonlandırmaktır. Ebeveynlerin yaşadığı ayrılık sonrası çocuk veya çocuklar anne babanın birlikte göstereceği sevgi, ilgi, paylaşım ve dayanışma içindeki iletişim kurabilme becerilerinden yoksun kalacaktır.

    Boşanma kararı almış ebeveynlerin bu kararını uygularken çocuklarının ruh ve beden sağlığını düşünmeleri gerekir. Bu kararı almadan önce çocukların anne ve babalarının tartışmalarından uzak olması yapılması gereken ilk aşamadır. Çocuklar mümkün olduğunca tartışmalardan uzak tutulduktan sonra sırada boşanma kararının çocuklara bildirilmesi gelmektedir. Çocuklara boşanma kararını anne ve baba birlikte, eşit konuşma hakkı alarak vermelidir. Çocuklarla bu konuşmayı yaparken öncelik, çocukların önceki yaşamının değişmeyeceğine dair sevgi ve güven bağlarının kurulmasıdır. Hayatlarında bir değişikliğinin olmayacağına, çocuğunun velayetinin hangi ebeveyninde olursa olsun diğer ebeveynine istediği zaman ulaşabileceğine, çocuğun ebeveynleriyle birlikte sağlıklı vakit geçirileceğine dair güven çerçevesinin içine çocuklar alınmalıdır. Çocukların verdiği tepkilere göre konuşma gidişatı izlenmelidir. Çocukların yaşı, gelişim seviyesi, o yaşa gelinceye dek yaşadıkları, içinde bulunduğu kişilik durumuna göre ayrılık nedenleri anlatılmalıdır fakat yine de çocuğa tüm bu bilgilendirme yaparken çocuğun kaldıramayacağı, sindiremeyeceği fazla bilgilendirmelerden uzak durulmalıdır. Çocukların soracakları sorulara dürüstçe cevaplar verilmeli, soruların cevapları sonraya bırakılmamalı veya çocuklar “şimdilik cevaplar”dan uzak tutulmalıdır. Çocukların bir kısmı bu konuşmadan sonra anne ve babasının kendisinin yüzünden ayrıldığını düşünüp yaptığı yaramazlıklara ve sorumluluklara yönelik davranış değişikliğinde bulunabilir, bir kısmı da anne ve babasını yeniden barıştırmaya yönelik girişimlerde bulunabilir.

    Boşanma sonrası düzen değişikliği yaşayan çocuklar ebeveynlerinden duygusal destek beklemektedir ama özellikle boşanmanın ilk evrelerinde ebeveynler de yaşanılan bu sürece dair adaptasyon aşamasında olduğu için çocuklarda yoksunluk görülebilir. Sevgi, güven eksikliği yaşayan bu çocuklar ebeveynlerinden alamadığı yardımı arkadaşlarından, akrabalarından, öğretmenlerinden almaya çalışır. Bilinçli anne babalar boşanma kararı almadan önce bu durumu psikologlarla görüşüp ne yapılacağına dair fikir alıp çocuğunun yardım almasını sağlayarak bu dönemi atlatmasını sağlarlar. Eğer çocuk bu aşamada psikolog desteği alıyorsa boşanma sürecinde yaşanması olası sıkıntılardan daha kolay aşımı söz konusu olacaktır.