Etiket: Baba

  • İNFERTİLİTE DE BİLİNÇ ALTI

    İNFERTİLİTE DE BİLİNÇ ALTI

    İNFERTİLİTE DE BİLİNÇ ALTI

       Çiftlerin bir yıl düzenli ilişkisine rağmen gebe kalamamalarına infertilite diyoruz. Bu durum hem kişi de hem de ailede huzursuzluğa yol açabilir.

       Günümüzde infertilite sorunu oldukça sık görülmeye başlanmıştır. İnfertilite kliniklerinde yapılan son teknolojik çalışmalarla daha fazla çiftin gebe kaldıkları gözlenmiştir. Tüm imkânlara rağmen bir grup çift hala gebe kalamamaktadır. Bu çiftlerde açıklanamayan infertilite tanısını kullanabiliriz. Açıklanamayan infertilite vakalarında tüm laboratuvar sonuçları normal olmasına rağmen bu durumun ruhsal sebeplerden de kaynaklanabileceği ihtimali vardır.

       Kadının tüm menstrual döngüsü hormonların kontrolü altındadır. Ne var ki kronik strese maruz kalma durumu beraberinde stres hormonlarının artmasına yol açar. Bu hormonlarda gebelik için gereken hormonların salınımını bozabilir.

       Hormonlar normal organik bir problem olmamasına rağmen erkek faktöründe de sorun yoksa bilinçaltımızın bebekle ilgili düşüncelerine bir göz atabiliriz. Bilinçli aklımız ısrarla anne olmayı isterken, bilinçaltında pek çok faktör anne olmamıza engel oluyor olabilir.

       Kişinin anne olmayı istemesi hayata bakışı ile alakalıdır. Kendini anneliğe hazır hissetmesiyse duygusal bir boyuttur. Eğer anne adayı kendini yetişkin gibi değil de çocuk gibi hissediyorsa annelik yapması çok zordur. Bilinç dışı zihni kendini annelik konusunda yetersiz görüyordur. Bazen de duygu karmaşası çocuk sahibi olup olmama konusunda bile karar veremez. Buda stres faktörlerini tetikler.

       Geleneksel aile modellerinde aile büyükleri çocuk için sürekli baskı yapabilir. Kadınsa böyle bir ortamda kısır kadın damgası yememek için çocuğunun olmasını ister. Çocuğu olmadığı takdirde ötekileşecektir, yalnız kalacaktır. Bir insan için bu tip aile modellerinde yalnızlık toplumsal dışlanmadır. Bazen de çocuğu olmayan kişi bulunduğu aile de gariban, mazlum rolüne soyunur ve ailesi ona acır. Kişi de bundan ikincil bir kazanç sağlar. Böyle bir durumda kadın bilinçli zihni ile çocuğu isterken bilinç dışı olarak çocuğu istemeyip, gebelikten uzak durabilir.

       Kız çocuğu evin istenmeyen bir çocuğu olabilir. Annesi ve ailesi tarafından sevilmeyip horlanmış olabilir. Çocuk sahibi olmanın, çocuk büyütmenin zor olduğu, aslında akıllıca olmadığı bilgisi zihnine defalarca kodlanır. Kendi duygusu çocuğa sahip olmak isterken bilinçaltı çocuğun gereksiz bir varlık olduğunu kodlayabilir.

       Günümüzde pek çok kadın çocuk sahibi olmayı kocasının kendisini terk etmemesi için isteyebilir. Bir kadın için erkeği tarafından terkedilmek çok ağır bir duygudur. Bilinç ve bilinç dışı yine burada da karşı karşıya gelir. Duygular karmakarışık olur.

       İnfertilitede erkek faktörüde önemlidir. Çok yoğun kıskançlık duyguları yaşayan bir kadın kocasını bile olabilecek kız çocuğundan kıskanabilir. Başka bir kadının gelip ve ona ait erkeği alacağı duygusu onu sonsuz bir kaygıya itebilir. Bu durum anne kız arasında rekabet oluşturur. Zihin tedbir olarak gebelikten vazgeçebilir. Bir kadının bir erkekten çocuğunun olabilmesi için onu gerçekten çok sevmesi gerekir. Aklının bir köşesinde hala eski sevgilisi varsa bilinçli akıl çocuğu isterken, bilinç dışı istemez.

       Bazen kişi fiziki olarak kadın olabilir ama kendisini duygusal olarak erkek hissedebilir. Erkek olan biri çocuk doğuramaz. Çünkü doğacak çocuk o kişide iç karışıklığı yaratır. Çocuk doğduğu zaman bilinçli zihni kadın, bilinç dışı zihni erkektir.

       Kız çocuğunu tanıştığı, hayran olduğu ilk erkek babasıdır. Babanın baba kimliği yanında anneye ve diğer kadınlara nasıl davrandığı kız çocuğu tarafından zihne kodlanır. Eğer burada sağlıklı bir baba kız ya da anne baba ilişkisi varsa kız çocuğu diğer erkeklerle nasıl ilişki kuracağını öğrenir. Belki de en fazla karşılaşılan sorunlar bu aile dinamiğindeki yanlış öğretileridir. Eğer kız çocuğu babası ile sağlıklı bir ilişki yaşamazsa ya da annesi tarafından bu ilişki engellenirse, kız çocuk yetişkin olduğunda babasına benzeyen erkeklerle evlenmek isteyecektir. Bu erkeği bilinç dışı zihin gerçek babası olarak algılar.

       Cinsel ilişki yetişkin bir kadın ve yetişkin bir erkeğin karşılıklı yaşadığı bir ilişki durumudur. Bu kadının bilinç dışı zihni evlendiği erkeğin yeni tanıştığı birisi mi yoksa çocukluğunda tanıdığı babası mı fark edemez. Bilinçli zihni kocası ile seviştiğini sanırken bilinç dışı zihin babası ile sevişir. Bilinç dışında da hiçbir kadın babadan çocuğu olsun fikrini kabul edemeyeceğinden çocuğu ret eder. Aslında kocası başka biridir. Çocukken tanıdığı erkek olan babası başka biridir.

       Buradan şunu söyleyebiliriz. Mutlu olmak için tek koşul çocuk sahibi olmak değildir.  Yaşamın tek anlamı var olmanın tek anlamı çocuk değildir. Aile içinde konuşulan tek konu çocuk olmamalı duygular biraz özgür bırakılmalıdır. Bu problemi neyin devam ettirdiğini bulmak için profesyonel bir destek ile bilinçaltı belki de çözümlenebilir. Psikoterapi bu çiftlerde oldukça büyük destek sağlayabilir.Cinsel Terapist

  • VAJİNİSMUS VE ÇOCUKLUK DÖNEMİ

    VAJİNİSMUS VE ÇOCUKLUK DÖNEMİ

    Vajinismusun dinamik temelinde ödipal çatışma yatmaktayken, yine bu bağlamda nesne ilişkileri açısından da anne, baba ve kız ilişkilerinin değerlendirilmesinde fayda vardır.

    Ödipal döneme geçiş yani 4-6 yaş arasında baba kız çocuğunun psikoseksüel gelişim süreci için çok önemli bir faktördür. Bu dönemde baba kız çocuğunun anne ile olan çatışmalarında annenin gücünü kontrol edebilecek tek varlıktır. Anne tarafından yutulmasını önleyecek yegane güçtür. Anne kız çocuğunu adeta kendisinin bir uzantısı olarak görür ve onun her davranışını kontrol etmeye çalışır. Babanın sayesinde annenin bu güçlü bağından kız çocuk kurtulabilecektir. Eğer baba bu süreci güzel yönetebilirse kız çocuğunun bireyselleşmesini ve kadınlık alanına girmesini destekleyecektir. Baba bu süreçte kararlı, güvenilir ve kendini ortaya koyup kızına destek olabilmelidir. Gel gör ki annelerin babalara bu konuda fırsat vermediği bir gerçek vardır. Anneler buna olanak tanımaz, babayı içeri alma konusunda isteksizdir ve fazla kuşatıcıdırlar. Bu kuşatıcı çemberi kırmak için babaların güçlü ve kararlı olması gerekmektedir. Bu kızların babaları aşırı derecede otoriter şiddete meyilli olabilir. Şefkatsiz, güven vermeyen, tekin olmayan insanlardır. Agresifdirler, baskıcı ve etrafındaki insanları görmeyen bir yapıları olabilir. Annenin sevgi nesnesi olamadığı gibi kız için de güvenilir bir nesne değildir. Vajinusmus babaları kızlarının ilişki dünyasınını annelerine terk etmiştir. Bu babalar kızın yaşamında fiziksel olarak var olan ama hiçbir şekilde işlevsel olmayan babalardır.Eğer ortamda da var olurlarsa da güvenilmeyen yabancı bir nesne olarak algılanırlar.

    sebahat

    Bu dönemde kız çocuğu, erkek çocuğuna göre daha büyük bir yükün altına girer. Erkek çocuk daha önceden bağlı olduğu birincil nesne annesi ile yoluna devam etmektedir. Oysa kız çocuğu biricik annesinden ayrılıp bu evrede babayı keşfe başlar. İşte bu dönem kız çocuğunun anne ile rekabete başladığı dönemdir. Anneler kızlarının kendilerine daha çok benzediğini ve kendilerinin uzantısı olduğunu düşünür. O yüzden kız çocuğunun anne den ayrımlaşma ve bireyleşme süreci daha zor olmaktadır. Bu dönemde kız çocuk anne ile özdeşerek kadın olmaya çalışırken, öte taraftan da ondan ayrımlaşmaya çalışır. Anne kız ikili bağı babanın devreye girmesi ile genişlemektedir. Böylece kurulan üçlü ilişkiler çocuğun aileyi bir küçük topluluk gibi algılamasını ve sosyalleşmesini sağlar. Eğer bu ilişki sorunlu olursa ve baba ile kız arasında güven üzerine kurulan bir ilişki olmaz ise kız çocuğu edipal dönemde sorunlar yaşar.

    Anne çocuğuyla ilişkileri sırasında hem babanın varlığını hem de karşı cinsden bir erkeğin oluşunu kızına gösterir. Anne bunu eşine karşı olan kadınsı arzusunu baştan itibaren ortaya koyarak sağlamaktadır. Kız çocuk annesi ile sağlıklı bir özdeşim süreci kurarak döngüyü olumlu bir şekilde tamamlar. Kız çocuk ancak, annenin kendisine olan arzusu ile özdeşleşerek, anneliği ve annesinin eşine olan arzusu ile özdeşleşerek te kadınlığı içselleştirerek ilerde hem anne, hem de kadınlığı birleştirebilecektir. İşte vajinismuslu kadınlar bu dengeyi çok kuramazlar daha çok anneden kadınlığa dönüşemeyen bu süreci sağlıklı atlatamayanların bir sorunu olarak görmekteyiz.

    Sonuç olarak ödipal dönemde yaşanan patoloji ile babanın üçüncü bir nesne olarak içeri alınmaması ve babayla güvenli bağın kurulamaması, anne ile ayrımlaşma ve bireyleşme sürecini sağlıklı bir zeminde tamamlanamaması ve bekaretin kaybı ile bedensel bütünlüğünün zedelenip tam ve bütün olmanın yok olması vajinismusun dinamik nedenleri arasında sayılabilir. İşte böyle bir süreçte beden bütünlüğünün bozulmasına yönelik tehdit algısı penise karşı bir penetrasyon tehlikeli düşüncesine dönüşebilir. Kadın bu eyleme karşı tek savunması ve son korunması dış dünyaya bedenini kapatmaktır. Zihnini ve bedenini eşine karşı korumak için kapatacaktır.

  • Kıskançlık Psikolojisi

    Kıskançlık Psikolojisi

    Aranızda hayatının belli döneminde birisini delicesine kıskanmamış olan var mı?
    Sadece belli bir dönem değil, ömrü boyunca kıskananlar var. Kıskançlık doğal bir duygu olmakla birlikte kişinin hayatını etkiliyorsa ve kişinin yakın ilişkilerindeki işlevselliğini bozuyorsa nedenini anlamak ve detaylı değerlendirmek faydalı olabilir.
    Peki neden kıskanırız?
    •Ödipal dönemdeki (3-6 yaş) bir erkek çocuğu anneyi, bir kız çocuğu da babayı kendine sevgili yapabilir ve ona karşı yoğun yakın duygular hissedebilir. Bu normal bir süreçtir ve zamanla geçer. Fakat anne ve baba da çocuğuna sevgilisiymiş gibi davranırsa, çocuğu dudağından öperse, çocukla beraber aynı yatakta uyursa, çocuğa aşkım,sevgilim vs. derse bu davranışlar çocuğa iyi gelmeyebilir.
    Anneyi sevgili yapan erkek çocuk babasına karşı, babayı sevgili yapan kız çocuğu da anneye karşı bilinçdışı bir düşmanlık geliştirir. (bkz;ödipus/elektra kompleksi)
    Çünkü sevgili yaptığı adam/kadın başkasıyla beraberdir ve başkasına aittir.
    •Bu çocuk büyüyüp yetişkin olduğu zamanda zihni aynı üçlü ilişkiyi tekrar eder.
    Kendi karısını herhangi başka bir erkekten aşırı derecede kıskanabilir. Veya kadın, kocası başka kadınla çok az konuşsa bile kafasında hemen aldatılma senaryoları yazabilir.
    •Aslında senaryoları yazan ve partnerini kıskanan yetişkin parçası değil, küçükken bir ebeveynini diğerinden kıskanan parçasıdır.
    •Ailede kıskanç kişiler varsa ve bizler küçükken kıskançlık ile ilgili olaylara çok fazla şahit olmuşsak kıskançlık duygusunu başkalarından modellemiş de olabiliriz.
    •Bir diğer neden ise, özel hissetme ihtiyacı. Her insanın özel hissetme ihtiyacı vardır. Fakat bu ihtiyacın karşılanmasını engelleyen kişiler bizde yoğun öfke ile beraber kıskançlık duygusu yaratabilir.

    Peki bu durumdan nasıl kurtulacağız?

    Partnerimizi anne/baba yapıyorsak bunu ayrıştırma cümleleriyle zihnimize yeniden öğretmeliyiz. Modelleme yaptığımız kişiler için de aynı ayrıştırma geçerli. (Annem başka biri, eşim başka biri, Annem eşim değil. / Babam başka biri, eşim başka biri. Babam benim eşim değil)
    • Kişi özel hissetme ihtiyacını da kendisi giderirse, yani kendisine ‘’ bugün ne yapsam özel hissetmiş olurum?’’ derse ve aklına ilk geleni sık sık yaparsa, özel hissetme ihtiyacını onarmak için başkasına ihtiyaç duymayacaktır.

  • Sağlıklı Baba-Çocuk İlişkisi Nasıl Olmalı?

    Sağlıklı Baba-Çocuk İlişkisi Nasıl Olmalı?

    Hayatta ben en çok babamı sevdim

    Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk

    Çırpı bacaklarıyla ha düştü ha düşecek

    Nasıl koşarsa ardından bir devin

    O çapkın babamı ben öyle sevdim

    CAN YÜCEL

    Çocukların dev kahramanları babalar. Hep en güçlü, hep en güvenilir, hep en kurtarıcı, hep en koruyucu. Psikoloji bilimi uzun yıllar boyunca anne-çocuk ilişkisine odaklansa da; son yıllarda baba modelinin çocuğun hayatındaki önemini vurgulayan çalışmalar hızla artmaktadır. Baba ile kurulan sağlıklı ilişkinin çocuğun özgüven geliştirmesinde, sorumluluk alabilmesinde, başarılı sosyal ilişkiler kurabilmesinde çok etkili olduğu artık şüphe götürmeyecek bir gerçek.

    İçinde bulunduğumuz kültürel yapı çocuğun gelişiminden anneyi sorumlu tutarken, babayı ailenin dolayısıyla da çocuğun maddi ihtiyaçlarına cevap veren bir konumda tutmuştur. Bu kültür ile büyüyen ve büyütülen babalar ise görevlerinin bu kadar olduğunu öğrenmiş ve bu görevi layıkıyla yerine getirmek için uğraşmış, bunu başarabildiği ölçüde kendini yeterli hissetmiştir. Ancak değişen dünya karşımıza yeni ufuklar açmış ve babanın aile içerisindeki psikolojik öneminin yadsınmaz bir gerçek olduğunu bize göstermiştir.

    Öncelikle babalara bugüne kadar öğretilen ve babaların yapmaktan sakındığı davranışlar üzerinde duralım. Baba çocuğunu kucağına almaz, çünkü ayıptır. Baba çocuğuna şefkat göstermez, çünkü otoritesi sarsılır. Baba işten gelip çocuğuyla oynamaz, çünkü yorgundur. Baba evde çok gülmez ve sert durmalıdır, çünkü tersini yaparsa çocuk şımarır. Çocuk evde istenmeyen bir davranış gösterirse ‘akşam babaya söylenir’, çünkü baba ceza vericidir. Bu örnekleri arttırabiliriz. Buraya kadar okuyan babalar sizin için oluşturulan bu profilden ne kadar memnunsunuz? Buradan sonra yazılanlar bu profili beğenmeyenler ve günümüz deyişiyle profil resmini değiştirmek isteyen, penceresine çocuğun gözünden bakınca daha sevimli, daha ılımlı ve aynı zamanda kontrolü elinde tutan, ceza yerine çocuğuyla sağlıklı iletişim kurarak sorunları halleden bir resim koymak isteyenler için.

    Gelin bu resmi nasıl oluşturacağımıza bir bakalım. Öncelikle baba işten eve döndüğünde ne kadar yorgun olursa olsun onu heyecanla bekleyen çocuğuna sarılmalı, onu özlediğini sevdiğini davranışlarıyla ya da sözleriyle (veya her ikisiyle) belirtmeli, en az yarım saatini karşılıklı sohbete ayırmalıdır. Yorgun ise çocukla bir oyun zamanı belirlemeli, dinlenmeli ve söz verdiği zaman diliminde çocukla oyun oynamalıdır. Bu her zaman fiziksel enerji gerektiren bir oyun olmayabilir; birlikte resim yapma, boyama, kağıt kesme, lego yapma vb. etkinlikler de olabilir. Bu etkinlikler yapılırken mümkün ise telefon, tablet, televizyon gibi teknolojik aletlerden uzak kalmak geçirilen vaktin maksimum verimi açısından çok önemlidir. Baba çocuğunu olduğu gibi kabul etmeli, başkasıyla kıyaslamamalı, çocuğun çabalarını desteklemeli, olumsuz davranışları karşısında anne ile tutarlı, kararlı olmalı, çok sert olmaktan kaçınmalıdır.

    Son olarak babalar çok önemli bir model olduklarını unutmamalı ve çocuklarında görmek istemedikleri davranışları eğer kendileri yapıyorsa bunu durdurma çabası içerisine girmelidirler. Erkek çocuklar için baba bir rehber niteliği taşır. Nasıl davranacağını, nasıl roller üstleneceğini baba rolünü gözlemleyerek çıkarsamaya çalışır.
    Kız çocukları için ise karşı cinsle kuracakları ilişkilerde baba figürü temel alınır. Onlara göre, babaları dış dünyanın bir yansımasıdır ve babaları nasılsa dışarıdaki tüm erkekler de öyle olmalıdır. Çocuklarınızın gözünde hep dev kahramanlar olarak kalmanız dileğiyle…

    Koştururken ardından o uçmaktaki devin

    Daha başka türlü aşklar, geniş sevdalar için açıldı nefesim, fikrim, can evim

    Hayatta ben en çok babamı sevdim (CAN YÜCEL)

  • Çift ve Aile Terapisi

    Çift ve Aile Terapisi

    Genel anlamda aile, toplumun en küçük yapı taşıdır. Aileyi geniş aile ve çekirdek aile olarak iki gruba ayırabiliriz. Çekirdek aile, geniş aileden daha sınırlı olup ortak tarafları aynı evi paylaşmaları ve kan bağlılığı, evlilik vs diğer yollardan aralarında akrabalık ilişkisi bulunan bireylerden oluşmasıdır. Ailede bireyler cinsel, psikolojik, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılarlar. Aile topluma uyum ve katılımların sağlandığı ve düzenlendiği temel bir birimdir.

    AİLE DANIŞMANLIĞI NEDİR?

    Hayatın ilk yıllarında fizyolojik ihtiyaçlar baskın gelirken ileriki yıllarda psikolojik ihtiyaçlar baskın hale gelir. Yaş ilerledikçe psikolojik ihtiyaçlarda güçlenir ve kişilik yapısı ve davranışlarda etkili olurlar.Bu psikolojik ihtiyaçlarımızı doyuma ulaştırdığımız en doğal ortam ise ailemizdir.Kişinin yaşamında doyum sağlaması, yaşadığı topluma uygun birey olarak yetişmesi önce aile çevresinde sağlanır.

    Aile danışmanlığı da aile içerisinde sorunlu ilişkileri, evlilik, boşanma sırasında çocuklarla ilgili tüm sorunların üstesinden rahat bir şekilde gelmelerine yardımcı olur.

    AİLE DANIŞMANLIĞINI GEREKTİREN NEDENLER NELERDİR?

    Günümüzde geleneksel aile yapıları teknolojinin gelişmesiyle birlikte değişime uğramıştır. Değişik aile yapılarının meydana gelmesi aile danışmanlığının gelişmesine neden olmuştur. Yine günümüzde ekonomik sıkıntılar ve stresörlerin artması sebebiyle artık iki eşin birden çalışması, ev işlerinin paylaşımında, çocukların bakımı, evin geçimiyle ilgili problemlere neden olur. Aile danışmanlığında aile üyeleriyle bu problemler ele alınarak onların ihtiyaçlarını ve ilgilerini belirleyen ve bunlara cevap veren yeni kurallar tartışılabilir. Her iki eşin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak anlaşma, uzlaşma ve değişimin devamlılığı sağlanır.

    Yine eşler anlaşmazlıklara düşebilir ve bunları çözmek için gerekli iletişime sahip olamayabilirler. Bu durumda her ikisi de hem bireysel hem de birlikte danışmaya gelmelidirler.

    Tek ebeveynli aileler (anne veya baba), aileyi tek başına geçindirmek için birçok problemle karşı karşıya kalabilir. Tek başına problemlerle baş etmeye çalışmak stres yaratabilir ve kontrolünü kaybettiğini hissedebilir. Yapılacak olan aile danışması ile bu gerilim ve stres azaltılabilir.

    Ailenin bir üyesi ilaç veya alkol bağımlısı ise diğer aile üyeleri bundan etkilenir. Alkol ve/veya ilaç bağımlılığı sorunları ile ilgili olarak bağımlı eş ve diğer aile üyeleriyle aile danışma son derece önemli bir ihtiyaçtır. Aile danışmasında bu kalıpları nasıl devam ettirdiklerine ve birbirlerini nasıl etkilediklerini bulma konusunda çaba harcanır.

    Çocuğun okulla ilgili problemleri varsa ve bu problem aileden kaynaklanıyorsa, soruna ilişkin değerlendirme yapabilmek için aile üyeleriyle, gerekirse öğretmenleri de danışma sürecine dahil edilir. Okul ile ailenin eşgüdümünün sağlanması faydalı olacaktır.

    Bazen de anne baba arasında çocuğa nasıl davranılacağı ve nasıl disipline edileceği konusunda anlaşmazlıklar yaşanır. Bu anlaşmazlık çözülmezse evdeki gerilimin artmasına neden olabilir. Aile danışmanlığı, aile üyelerinin sorunu devam ettiren rollerinin doğru şekilde teşhis etmesinde en etkili yoldur ve ailenin bozuk iletişim örüntülerini değiştirmede yardımcı olur.

    Eğer ailede ergenlik çağında çocuk varsa bu dönemde de istekler ve beklentiler farklı olabilir. Ergenlik çağındaki çocuk beklentileri yerine getiremediği zaman depresyon geliştirmeye başlar. Şiddetli depresyon intihar düşüncelerini de beraberinde getirir. Aile danışmanlığı bu konuda tüm aile üyelerinin depresyon hakkında duyarlı hale getirir.

    Aileler bağımsız ve kendi ayakları üzerinde durabilen çocuklar yetiştirmek isterler. Öte yandan da onların bunu başarabilecekleri konusunda endişe duyarlar. Eğer evde evden ayrılan yetişkin çocuk varsa tüm aile kriz yaşayabilir aile danışmanlığı bu konuda evden ayrılan çocuğa yardım eder ve anne ve babalarının da ayrılışı desteklemede etkili şekilde davranmalarını sağlamaya çalışır.

    Eğer evde bakıma muhtaç anne-baba varsa, pek çok çift onlara bakmaktan kendini sorumlu hissetmektedir ve bazen bu his stres yaratabilir. Özellikle yaşlı anne babanın beklentileri ile çiftin başka sorunları örneğin yetişkin çocukların evden ayrılma süreciyle çakıştığında stres artabilir. Bu durumda yaşlı anne ve babalarına bakmakla sorumluluk hisseden karı-koca anne-babalarına yapılacak olan danışma ile gerilim azaltılabilir. Yaşlı anne baba bu konuda bilinçlendirilebilir.

    AİLE TERAPİSİNİN AMAÇLARI VE HEDEFLERİ NELERDİR?

    Aile terapisinin ilk amacı, aile üyeleri arasında pozitif iletişimi arttırmak, iletişimi olumsuz etkileyen çevresel koşulları değiştirmektir. Aile üyelerini geliştirdikleri olumlu davranışları ve olumlu iletişimi sürdürmeleri konusunda eğitmektir.

    AİLE TERAPİSİ NASIL UYGULANIR?

    Aile terapisinin uygulandığı birçok yöntem ve yaklaşım vardır. Sistematik yaklaşıma göre ailenin yalnızca bir üyesinde görülen bir problemi ailedeki diğer üyeler devam ettirebilirler. Bu nedenle, sistemciler aile sisteminin diğer üyelerinin davranışlarının problemi etkilediğin belirtir. Aile içinde bireylerin birbirini etkilediğini fark eden araştırmacılar, mesleki danışmanlık hizmetlerinde aile sistemi üzerinde durmanın çocukların farkındalıklarını arttırdığını madde bağımlılığı ve mücadele programlarında aile üyelerini de dahil etmenin etkili olduğunu, öğrencilerde duygusal ve davranış problemlerini gidermede aile sitemini dikkate alan programların daha iyi netice verdiğini belirtmektedirler. Bu yaklaşımla, aile üyeleri birbirlerine karşı olumlu ve olumsuz duygularını açıkça ifade etme özgürlüğüne kavuşmaları hedeflenir. Aile üyelerinin bireysel farklılıkları hoşgörüyle karşılanarak bütün aile üyeleri kendi potansiyellerini geliştirebilmeleri için cesaretlendirilir ve onlara destek olunur. Aile üyeleri, ilgi ve sevgiyle etkileşimde bulunurlar. Bu durum, aile üyelerinin değerli oldukları duygusunu ve aileye ait olma duygusunu destekler. Aile üyeleri arasında sağlıklı iletişim kalıpları kurulur ve aile üyeleri düzenli olarak birbirlerini takdir ederler.

    AİLE TERAPİSİ KAÇ SEANS SÜRER?

    Aile terapisinde seans süresi ve aralığı ailenin getirdiği soruna ve kullanılacak olan terapi yöntemine göre değişiklik gösterilebilir. Genel olarak tüm aile üyeleriyle 6-10 hafta buluşulur ve sonlara doğru seansların arası uzatılabilir. (Ör: Ayda 1-2 seans). Terapi bittikten sonra takip etmek için bir seans yapılır.

  • Okula Uyum Süreci

    Okula Uyum Süreci

    Okulların açıldığı Eylül ayı ile birlikte, gerek siz anne babalar, gerekse çocuklarınız için heyecanlı bir dönem başladı. Okul öncesi dönem (0-6 yaş) çocuğun sosyal, fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimi açısından önemli bir dönemdir. Çocuk ailesinden sonra okul ile birlikte sosyalleşmeye başlar ve akran ilişkilerini geliştirir.

    Çocuğunuz bu dönemde okula uyumsuzluk gösterebilir. Bu süreçte çocuk, ilk güven duyduğu kişi olan annesinden veya ona bakım veren diğerlerinden ayrılmak konusunda zorluk yaşayabilir, okula ve öğretmenine alışmak için zamana ihtiyaç duyabilir.Bu doğal bir süreçtir fakat önemli olan bu durumun süresi ve siz anne babaların davranışlarıdır.

    Okula uyum süreci bireysel farklılıklar göstermektedir. Kimi öğrenciler baştan itibaren okula tepkiliyken, bir kısmı ilk başlarda uyum gösterip daha sonradan tepki göstermeye başlarlar. Bu tepkiler şunlar olabilir;

    • Evden ayrılırken ağlama, kendini yerlere atma

    • Fizyolojik bir rahatsızlık yokken baş ağrısı, mide bulantısı vb. şikâyetlerde bulunma

    • Anne ve babaya “siz beni sevmiyorsunuz” gibi duygusal baskı yapma

    • Aşırı sinirlilik durumu, ortalığı dağıtma, öfke nöbetleri

    • Aşırı sessizlik, içe kapanma, uyku, yemek ve tuvalet sorunu.

    Çocuğun Okula Gitmek İstememesinin Nedenleri:

    • Ayrılık kaygısı yaşaması

    • Belirsizlik ve bilinmezliğin verdiği kaygı

    • Evde okulla/öğretmenle ilgili yapılan olumsuz konuşmalar

    • Çocuğun mizaç özellikleri ( utangaç, kaygılı, hassas olması vb.)

    • Aile bireylerinin birbirlerine çok bağlı ya da bağımlı olması

    • Ev içinde hiç kural koyulmaması,  her istediğinin yapılması ve böylece evin okuldan daha cazip gelmesi

    • Çocuğun değişim ve yeniliklerle baş etmekte zorlanması

    • Ebeveynleri tarafından terk edilme korkusu

    • Anne-baba tutumları (Aşırı koruyucu ya da aşırı hoşgörülü ebeveyn tutumları)

    • Çocuğun performans kaygısı yaşaması

    • Anne veya babanın hasta olması

    • Yeni kardeş doğumu veya annenin hamile olması

    • Evde kalan kardeşi kıskanma

    ANNE VE BABALAR NE YAPMALILAR?

    • Anne babanın kaygılı olmadan sakin, sabırlı, hoşgörülü yaklaşımda olması ve oryantasyon sürecinde okul ile işbirliği içerisinde olması uyum sürecini olumlu etkileyecektir. Çocuğunuzun okula başlayacağı fikrine önce kendiniz alışmalısınız. Okulun ilk günlerinin zor olabileceğini kabullenin. 

    • Okula başlamadan önce okulla ilgili yapılacak hazırlıklar çocuğun duygusal ve zihinsel olarak okula hazırlanmasına destek sağlayacaktır.  Evde okulla ilgili olumlu konuşmalar yapılmalı, okulda neler yapacağı dürüst bir şekilde anlatılmalıdır. Evde ayrıca okula başlama ile ilgili resimli bir hikaye kitabı okunabilir veya okula başlayacağı ilk gün hakkında sohbet edebilirsiniz. 

     

    • Okula alışma döneminde çocuğun düzeni ile ilgili değişiklik yapmak uyum sürecini olumsuz etkileyebilir. Bu dönemde çocuğun hayatında herhangi bir farklılık (bakıcı değişikliği, taşınma, tuvalet eğitimi vb. ) yaratmamaya dikkat etmek gerekir. Unutulmamalıdır ki; çocuk için okula başlamak zaten başlı başına büyük bir değişikliktir. 

    • Eve döndüğünde gününün nasıl geçtiğini sorulmalı ancak ısrarcı olunmamalı ve paylaşmak istediği zaman anlatmasına izin verilmeli. Okulla ilgili kaygı uyandıracak sorular sormaktan kaçınılmalı. “Ağlamadın değil mi?” , “Bir problem oldu mu?”gibi sorular tetikleyici olabilmektedir.

     

    • Anne-babanın okul veya öğretmenle ilgili kaygıları varsa çocuğun yanında bunlardan bahsedilmemeli. Ebeveynlerinin güven duymadığı bir durumda o da güven duymayacaktır. Böyle bir durumda aile, okul ile daha sık iletişim kurmalıdır. 

    • Sabah veya gece uyumadan önce okula gitmemek için anne- babayı ikna etmeye çalıştığında herkesin sorumlulukları olduğu (anne baba da kendi yaşamlarından örnek vererek) anlatılmalıdır.

     

    • Mümkünse çok sevdiği bir oyuncağını yanında götürün. Evden kendisine ait bir parçayı yanında getirmesi kaygısını biraz azaltmasına yardımcı olabilir.

    • “Bebek misin sen, büyüdün artık” gibi yöntemlerden uzak durun. Çocuğunuzun duyguları konusunda anlayışlı olun.

    • Okulda kalmak isteyebilir, aralarda onu görmek isteyebilirsiniz. Fakat bu durum çocuğa ”istediği an onu okuldan alabileceğiniz” hissini kazandırıp, uyum sürecini uzatacaktır.

     

    • Çocuğun düzenli olarak okula getirilmemesi veya çeşitli sebeplerle okuldan uzak kalması gibi nedenler okula alışma sürecini zorlaştırıcı etkiye sahiptir. Ailenin tüm bireyleri çocuğun okula düzenli gitmesi konusunda kararlı olmalıdır. Çocuğun tepkilerine dayanamayarak “bugünlük okula gitmesin” gibi sözlerden sakının. Kararlı ve sabırlı olun. Unutmayın bir kere geri adım atarsanız çocuğunuz bunu hep isteyecektir.

    • Çocuğunuz sizin onu okula bırakıp gittiğinizi düşünür. Bu durumda nereye gideceğinizi, ne yapacağınızı ona anlatın. Çocuğunuzu rahatlatın.

     

    • Çocuk, kimden en kolay ayrılıyorsa yuvaya onun bırakmasını sağlayın.

    • Çocuğunuz istemiyorken onu okula bırakmak sizin için zor olabilir. Fakat vedalaşma süreniz ne kadar uzun olursa çocuğunuz o kadar zorlanacaktır. 

     

    • Ayrılırken mutlaka “hoşça kal” deyin.

  • Sorumlu Çocuklar Mı, Sorunlu Çocuklar Mı?

    Sorumlu Çocuklar Mı, Sorunlu Çocuklar Mı?

    Çocuklarda sorumluluk duygusunu geliştirmek her anne-babanın arzuladığı ve gerçekleştirmek istediği bir hedef. Peki bu hedefe ulaşmak için doğru adımları atıyor muyuz?

    Anne babalar sorumluluk duygusu geliştirmenin ilk adımı olarak çocukları gündelik işlere yardımcı olmaya alıştırmak olduğunu düşünürler. Sofrayı kurmaya yardım etme, çöp kutusunu boşaltma, bulaşıkları dizmeye yardım etme önemlidir fakat sorumluluk duygusunu geliştirmede olumlu bir etkisi olmayabilir.

    Dikkate alınması gereken en önemli şey, sorumluluğun yalnızca içerden gelişebileceği, ısrar ve kurallarla içselleştiremeyeceğidir.

    Bunu gerçekleştirmek için ise sorumluluk kavramına daha geniş bir çerçeve içinde bakmak gerekir.

    Sorumlu çocuk denilince aklınıza ilk gelen, odasını toplamış, ödevlerini zamanında bitirmiş bir çocuk olabilir. Fakat bu yapılanlar bir kural ve alışkanlık dahilinde olup içselleştirilmediğinde çocuğunuz hala “sorumsuz” kararlar alabilir.

    Peki ne yapmak gerekir?

    İlk adım her zaman anlaşılmaktan, duyguları kabul etmekten geçer. Sorumluluk duygusunda da bu başlık en önemlisidir. Duyguları kabul edilen, söyledikleri ebeveyne saçma gelse de eleştirmeden anlamaya çalışılan ve gerçek anlamda dinlenilen çocuklar, sorumluluk duygusu için gerekli ilk adımı atmış olurlar.

    Yaşadıkları olumsuz bir durumda veya sizin beklentinizi karşılamadığında eleştirmek yerine ‘danışmanı’ olmaya çalışmak bir sonraki adımdır. Örneğin; çocuklarınıza sürpriz yapmak için bir pasta yaptınız ve en büyük çocuğunuz pastayı bölmek yerine kendine çok büyük bir dilim alıp kardeşlerine minik parçalar bıraktı. Vereceğiniz ilk tepki ‘ ne kadar bencilsin’ yerine, ‘bu pastayı 3 eşit parçaya bölmelisin’ olmalıdır.

    Sonrasında dikkat edilmesi gereken, çocuklarla bir güç savaşı içine girmemektir. Çocuklarımıza istediğimiz bir şeyi yaptırırken harcadığımız enerji ve zaman çok daha kıymetlidir. Kaldı ki istediğimiz gerçekleşmiş olsa bile, çocuklarımız karşılık vermek ve bir sonraki sefer dediğini yaptırmak için daha hırslı ve asi olabilir.

    Çocuğun sorumluluk alanında kalan durumlarda “seçme hakkına” müdahale edilmemelidir. Bu noktada ebeveynlerim ve çocukların sorumluluk alanları karıştırılmamalıdır. Aksi takdirde çocukların yönettiği ve anne babanın tamamen kukla olarak kaldığı bir tabloyla karşılaşabilirsiniz. Unutulmamalıdır ki anne babanın sorumluluk alanında kalan durumlarda, çocuğun seçme hakkı olmasa da fikirlerini ifade etme hakkı her zaman vardır.

    Yapılabilecek pratik önerilerin bazıları şunlardır:

    • Yiyeceklerinde karar vermesi için ona sorun. Sabah haşlanmış yumurta mı yemek istersin, yağda kızarmış yumurta mı? Burada ebeveyn olarak sınırları siz belirleyip kararı çocuğa bırakmayı ihmal etmeyin.

    • Kafe, park, restaurant gibi yerlerde çocuğunuzun kendi fikrini söylemesine ve ne istediğini ifade etmesine izin verin.

    • Mağazada seçtiğiniz örnekler arasında kıyafet seçimini çocuğunuza sorun.

    • Ebeveynler; birinci sınıftan itibaren ödev konusunun, sadece çocuk ve öğretmen arasında olduğunu ifade etmelidir. Anne baba ödev sorumluluğunu üzerine alır, çocuğun isteği dışında kontrol eder, ısrar eder ve başında durursa ödev, okul ile ebeveyn arasına bir süreç olarak devam eder.

    En önemlisi ise çocuklarımızın söylediklerimizi değil yaptıklarımızı taklit ettiklerini unutmamaktır. Kitap oku diyerek yaptığınız sayısız hatırlatma yerine, elimize kitap alıp, televizyon ve diğer sosyal medya araçlarından uzaklaşmak ve ‘kitap okuma vakti’ demek yeterlidir. Tarafsız olmak, eleştirmemek, örnek olmak ve koşulsuz kabul etmek her şeyin en başta mutlu çocukların anahtarıdır…

  • Ebeveyn Tutumlarının Çocuğun Kişiliğine Etkisi

    Ebeveyn Tutumlarının Çocuğun Kişiliğine Etkisi

    Kişilik kalıtımla getirilen özellikler olmakla birlikte, aynı zamanda çevrenin kişiye kazandırdığı özelliklerin tümüdür. Bireyin ilk çevresi ailesidir, dolayısıyla kişilik gelişimi ilk olarak ailede başlar. Davranış şekillerini çocuk burada yaşayarak öğrenir. Doğru-yanlış, günah-sevap, sevgi, saygı ve diğer toplumsal değerleri çocuk burada kazanır. Aile çocuğun psikolojik, sosyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarını karşılar. Bağımsızlık, aidiyet, sorumluluk, paylaşma gibi hayat boyu gereksinimi olan şeyleri de burada görür. (‘’Kişiliğin sağlıklı temelleri de bu ortamda atılmaktadır. Sevgiyle büyüyen çocuk güvenmeyi ve diğer insanlara sevgiyle yaklaşmayı öğrenir. Temel güven duygusu böyle bir ortamda gelişir, olgunlaşır ve hayat boyu devam eder. Aile içindeki bireylerin etkileşimi çocuğun aile içindeki konumunu belirler. Çocuk toplumsal bir birey olarak kendine bir model arar ve bunu ailesinde bulur. İlk modeller ana babalarıdır. Çocuğun kişilik gelişimde aile en önemli basamaktır’’.)(Kırkıncıoğlu,2003) Anne-babayı taklit etme bu dönemde başlar. Bebeklikten çocukluğa geçtiği dönemlerde yeni beceriler öğrenmeye ve davranışlarını kontrol etmeye başlar. Bu dönemde ailenin hatalı yönlendirmesi çocuğun gelişimini olumsuz etkileyebilir. Ebeveynler bazen çocuğa çok şey vermenin onu daha çok geliştirdiğini düşünebilir, aksine bu çocuğun gelişimini engeller. Bazen de gerekenden az şey vererek uygunsuz davranış geliştirmesine sebep olurlar. Bireyin kişiliğinin gelişmesinde en önemli etmeni ailesi oluşturur. Anne-baba- çocuk arasındaki iletişim çocuğun davranışlarını etkilerken, gelecek davranışlarını da biçimlendirir. Yeşilyaprak (1989)’a göre anne-baba tutumlarının kişilikte etkisi çocuğa uygulanan ödül ve cezalar yoluyla netleşir. Ailedeki ilişki temelde anne-babanın birbirlerine ve çocuğa olan tutumlarına bağlıdır.

    1.Anne-çocuk ilişkisi

    Çocuğun anneyle ilişkisi daha anne karnındayken başlar. Bebek tekme attığı zaman anne elini karnının üzerine koyduğunda bebek sakinleşir, bu da anne çocuk ilişkisinde fiziksel temasın ne denli önemli olduğunu gösterir. Çocuk annenin kokusunu, ısısını tanır, aslında konuşamayan bebeğin anneyle iletişim şeklidir bu durum. Günalp (2007)’e göre bu dönemde iletişimin olmaması ya da eksik olması çocuğun ileriki yaşlarda davranış bozuklukları göstermesine neden olabilir. Anneyle bu dönemde yeterince vakit geçiremeyen çocuklarda zihinsel ve sosyal gelişim gecikmeleri ya da gerilikleri olabilir. Annenin bebeğin ağlandığında acıktığını ya da altına yaptığını anlaması ve onun gereken ihtiyacını gerektiğinde karşılaması bebekte güven duygusu oluşturur.

    2.Baba-çocuk ilişkisi

    Günümüzde annelerin çalışma hayatına daha fazla katılımıyla birlikte babanın rolü ve etkinliği daha fazla artmıştır. Bu durum baba-çocuk ve anne-çocuk etkileşimi açısından ne gibi farkların olabileceği sorununu gündeme getirmiştir. Anne ve babanın çocuk gelişimindeki rolleri birbirini tamamlayan durumdadır. Ebeveynler kişiliğin farklı yönlerini etkilemektedir. İlk çocukluk döneminde kız çocuğunun babaya, erkek çocuğunun anneye hayranlığı vardır fakat erkek çocuk babası, kız çocuk annesi gibi olmak ister. Anne ve baba rol model olduğu için erkek çocuk babası gibi traş olmak isterken kız çocuk annesi gibi yemek yapmayı isteyebilir. O dönemde baba güç ile simgeleştirilir, ‘’benim babam en güçlü, benim babam herkesi dövebilir’’ düşüncesi vardır. Çocuğun güç timsali bir babayla o dönemde kendini özdeşleştirmesi çocukta güven duygusu oluşturur. Günalp (2007)’e göre baba yoksunluğu çocuğun psiko-seksüel gelişim dönemini olumsuz etkiler. Babası olan ve olmayan erkek çocuklar karşılaştırıldığında babasız çocukların akran ilişkilerinin zayıf, okul başarılarının düşük olduğu ve daha az erkeksi davranışlarda bulundukları gözlemlenmiştir. Çocuğun her türlü gelişiminde anne- baba tutumu önemlidir. Kişilik gelişimi yaşam boyu devam etse de, kişiliğin temeli çocuklukta atılır. Anne-babanın ve diğer aile bireylerinin çocukla etkileşimi çocuğun kişiliğini ve davranışlarını etkiler. Ebeveynlerin çocuğa karşı tutumları ‘’demokratik, otoriter, aşırı koruyucu ve ilgisiz’’ olmak üzere dört başlık altında ele alınır.

    Demokratik anne-baba tutumu: Ebeveyn tutumları arasında en ideal olanıdır, burada önemli olan şey sevgi ve disiplindir. Bu tür ebeveynler çocuklarını desteklerler ama sınırda koyarak onları kontrol etmeye çalışırlar. Çocuklarıyla ilgilenirler, onları dinlerler ve herhangi bir karar verilmesi halinde onlarında fikirlerine başvururlar. Evin sınırları açıkça belirtilir ve onunda duygularını ifade etmesine olanak sağlanır. Ailenin de sınırları bellidir, çocuğa sevgi ve destek verilir. Bu tür tutuma sahip olan ailelerin çocukları ailesini seven, sayan ve aynı zamanda ailesinden bağımsız olan fertlerdir. Çocuk kendi duygularını ve düşüncelerini açıklar ve saygı duyulmasını bekler. Aile sadece çocuğa yol gösterir, çocuğun kendi fikirlerini uygulamasına karışılmaz. Bu tutum içerisine yetişen bireyler, bağımsız, becerikli ve kendi başına ayakta duran, özverili, arkadaşçıl ve saygılı kişilerdir.

    Otoriter anne-baba tutumu: Bu tutumu gösteren ebeveynlerde sevgi ve şefkat eksiktir, aynı zamanda eğitim konusunda da baskı vardır. Çocuk bir kabahat işlediğinde şiddet göstererek cezalandırılır. Korkuya dayalı bir ilişki vardır, çocuğa söz hakkı tanınmaz. Bu durumu yaşayan çocuklar ebeveynlerine uysal görünerek içlerinde nefret ve öfke besleyebilirler. Öfke duygularını şiddet görürüz diye ebeveynlerine yansıtmazlar ve kendilerine yöneltirler. Bu tür tutumla yetişen çocuklar suça meyilli, güvensiz ve güvenilmez, kendisine ve çevresine sevgi göstermeyen kaygılı bireyler olurlar.

    Aşırı koruyucu anne-baba tutumu: Çocuklarını çok severler ve disiplin çok azdır. Çocuk istediğini anında yapar, sınırlama ve denetim yoktur, bu yüzden aileler bu çocuklar üzerinde otorite sağlayamazlar. Bu tür tutuma sahip aileler çocuklarına ‘’ ayy çocuğum sen yapamazsın, sen yorulma ben yaparım’’ tavırları sergiledikleri için çocuklar kendileri yapamaz ve ne yapıp yapmayacağını bilemezler. Aileye bağımlı ve kurallara bağlı bireyler olurlar. Aileleri bireyselleşmelerine izin vermediği için dış dünyadaki sorunları abartılı algılayabilirler.

    İlgisiz anne-baba tutumu: Çocuğun varlığının yokluğunun belli olmadığı, sevginin ve ilginin az olduğu ebeveyn tutumudur. Çocukla kurulan ilişkiler sadece yüzeyseldir, ebeveyn disiplini zayıftır fakat bu disiplinsizlik ebeveynlerin çocuğu umursamadıklarından kaynaklanır. Çocuk anne-babanın ilgisini ve dikkatini çekmek için farklı davranışlar sergileyebilir. Hasta taklidi yaparak ailesinin onunla sürekli ilgileneceğini düşünebilir. Çocuk ilgi istediğinde aileler sert, sevgisiz ve ilgiden uzak tavırlar gösterdiği için çocuk içine kapanan, konuşmadığı için dil gelişimi problemleri yaşayan bir birey haline gelebilir. Aileler açısından baktığımızda bu tutumu sergileyen ailelerin evlilik hayatı kötü gidiyor olabilir ya da yoğun iş temposunda çalışıyor olabilirler. Çocuk açısından incelediğimizde ise bu tür ailelerde yetişen çocuklarda ilgi ve sevgiyi dışarıda arama, evden kaçma, madde bağımlısı olma ya da arkadaş gruplarına aşırı bağlılık davranışları görülebilir. Bu çocuklar yalnızlık hisseden, depresif ve saldırgan, sosyal ilişkileri olmayan insanlar haline gelebilirler.

  • Bebeklikte İlk İlişki Algıları ve Bağlanma Türleri

    Bebeklikte İlk İlişki Algıları ve Bağlanma Türleri

    Biliyoruz ki çocuğun gelişiminde bebeklik ve ilk çocukluk dönemi çok önemlidir. Bu dönemi önemli yapan sebeplerden bir tanesi de özellikle 0-3 yaş döneminde anne, baba veya bakım veren ve çocuk arasında oluşan bağlanmadır. Bu bağlanma şekli, çocuğun ileri dönemdeki davranışlarını, doğrudan etkilemektedir. Bağlanma çeşitleri nelerdir ve bu bağlanmalar nasıl oluşur bir bakalım. 

    Eğer bebeğin ihtiyaçları zamanında ve yeterli bir biçimde karşılanırsa, ağlama ve gülme tepkilerine karşılık alabilirse, sakin ve sevecen bir yetişkinle iletişim içerisinde ilgi ve samimiyet görürse Güvenli bağlanma gelişmeye başlar. Bebek böylece kendisi, çevresi ve dünya ile ilgili olarak olumlu düşünceler geliştirmeye başlar. İlerleyen yaşamında da başkalarıyla olan ilişkilerinde, güvenli, onay aramayan, yakınlık kurabilen, başkalarına destek olabilen bir birey haline gelir. Güvenli bağlanan bir birey, uzun süreli ilişkiler kurmakta zorlanmaz, kendine ve karşısındakine saygı ve güveni yüksek olur. 

    Bakım veren kişinin, bebeği büyütmek ve yetiştirmekle ilgili çok endişeli olması, bebekten ayrılmakta güçlük yaşaması, kendini yetersiz hissetmesi sonucunda ise Kaygılı bağlanma gelişmeye başlar. Kaygılı bağlanan bebekler, annelerinin olmadığı ortamda kalmakta güçlük yaşar, çok ağlar, hatta sakinleşmekte anne geldiği zaman bile zorlanırlar. Sürekli terk edilme korkuları yaşadıkları için, hayatlarının ilerleyen dönemlerinde, reddedilme kaygısı duyarlar, ilişkilerinde kıskançlık ve güvensizlik görülür ve hatta kişilerarası ilişkilerde yoğun bir öfke yaşarlar. 

    Bakım veren kişinin, bebeğin isteklerine duyarsız kalması, daha çok kendi odaklı olması, samimi, içten, sıcak ilişki kurmakta zorluk yaşaması sonucu ise Kaçınan bağlanma gelişir. Kaçınan bağlanma geliştiren bebekler, annelerinin yokluğunu önemsemiyormuş gibi görünürler ama, anneyle bir araya geldiklerinde öfkeli davranabilir ya da annenin varlığına kayıtsız kalabilirler. Kaçınan bağlanma geliştiren bebekler, ilerleyen yaşlarında duygusal ilişkilere yatırım yapmaktan uzak durmaya çalışırlar. Başkalarının ilgi ve samimiyetinden rahatsızlık duyabilirler. Desteğe ihtiyaçları olduğunda yalnız kalmayı, başkalarının yardıma ihtiyacı olduğunda da uzak durmayı tercih ederler. Aslında altında yatan duygu genellikle, yardım isteme halinde gerekli desteği alamayacak ya da reddedilecek olmaktan korkmalarıdır.

           Çocukta bağlanmanın oluşmaması mümkün değildir ve bağlanma türlerinden birisi mutlaka oluşur. Bu bağlanmayı oluşturan da kritik dönemlerde bizim çocuğun ihtiyaçlarına verdiğimiz tepkilerdir. 

           Anneyle bağlanma çocuk için önemlidir ve başka bir bağlanma biçimiyle kıyaslanamaz fakat babayla bağlanma da bir o kadar önemlidir çocuğun yaşamında. Çocuğun anne ile bağı çocuğun iç dünyasını sağlam bir temele oturturken, baba ile kurulan bağ çocuğu dış dünyaya hazırlar. Babayla güvenli bir bağlanma oluşması çocuğun duygusal gelişimini destekler. Baba ve bebek bağının sağlıklı kurulabilmesi için babanın ilk bir yıl içerisinde bebeğin bakımı ile ilgili faaliyetlere katılması gerekmektedir. Babaların çocuklarıyla etkileşimlerinde duyarlı ve ilgili olmaları önemlidir. Çocuklarına karşı sıcak ve duyarlı olan ebeveynler, oyun ve bakım verme yoluyla, çocuklarıyla güvenli bağlanma ilişkileri kurabilmektedir. Çocuk için baba, anneden farklı bir bakış açısı kazandırır. Bu süreçte babanın etkisi bu kadar önemli ve etkiliyken babaların sürecin dışında kalması düşünülmemelidir.

  • Boşanma Sürecini Çocuğa  Anlatmalı Mıyız?

    Boşanma Sürecini Çocuğa Anlatmalı Mıyız?

    Her türlü yaşam değişikliği -iyi yada kötü olaylar da dahil olmak üzere- zordur. Boşanma yetişkinler için dahi kolay alınan bir karar olmasa da çoğu zaman çocuk için bu olguyla karşı karşıya kalmak, altındaki zeminin kaymasına benzer. Peki böyle bir sürece girip çocuklara zorluk yaşatmak doğru mu? Etkisi kalıcı olmaz mı? Sadece çocuklar zarar görecek anlayışıyla, sürdürülemeyen bir evliliği sürdürmeye çalışmak çocuklar için faydadan çok zarar getirebilir. Ne kadar dikkat edilirse edilsin çocuklar ortamdaki negatif elektriği her zaman hissederler. En net söyleyebileceğimiz olumlu sonuç şiddetin, yüksek sesle tartışmaların çok olduğu evlilikler bittiğinde çocuklar negatif bir etkiden çok, rahatlama gözlemlenmesidir. Şu da bir gerçek ki, bir evliliğin bitiyor olması çocukta -yetişkinde dahi- hangi yaşta olursa olsun kızgınlık, korku, depresyon, suçluluk duygusu yaratır.

    Anne babası boşanan çocuklarla yapılan tüm araştırmaların ortak noktası çocukların boşanma için kendilerini sorumlu buldukları gerçeğidir. Çocuklar, ebeveynlerinin boşanma nedeni olarak kendilerini görürler. Bu nedenle boşanma kararı olduktan sonra yapılacak işlerin en başında bunun çocuklarla paylaşılması gelir. Ve bu haberi çocuk başkalarından değil, ebeveynlerinden öğrenmesi gereklidir. Özellikle de ebeveynlerinden öğrenmesi gereklidir.

    Peki bu boşanma durumunu çocuğa nasıl anlatmalıyız?

    Çocuğunuza boşanma kararınızı anlatmaya başlamadan önce evliliğinizin başlangıcı hakkında birkaç cümle söyleyerek konuya giriş yapabilirsiniz. Biliyorsun insanlar doğar, okula gider, işleri olur, büyüdüklerinde bir aile kurmak isterler ve evlenirler. Ben ve baban da birbirimizi tanıdığımızda bir aile kurmak istediğimize karar verdik. Birbirimizi çok sevdik ve evlendik. Ama evlendikten sonra bazı konularda anlaşamadığımızı gördük. Baban ve ben farklı hayatlar sürmek istediğimizi fark ettik. Başta birbirimizle çok iyi anlaşırken, daha sonraları bende baban da daha farklı hayatlar yaşamak istediğimize karar verdik. Çocuğa söylenecek hiçbir sebebin yalan olmaması ama suçlayıcı ve karşı tarafı küçük düşürücü de olmaması gerekir. “Başta birbirimizle anlaşabiliyorken artık anlaşamadığımıza ve ayrı yaşamak istediğimize karar verdik.” söylemi çocuk için açıklayıcı bir söylemdir. Bunlar çocuğa söyleniyorken anne babanın en dikkat etmesi gereken şey birbirlerini suçlamamaktır. Tüm bu konuşmalar yapıldığında bu kararın alınmasının kolay olmadığı ve bu karardan ötürü üzgün olduğunuzu da çocuğun duyması yararlı olur. Siz duygunuzu net olarak ifade ettiğinizde çocuk kendi duygularını rahat bir şekilde paylaşabilir.

    Boşanırken önemli olan bir konu da anne babanın karşılıklı saygı sınırları içerisinde hareket etmeleri üzerinde anlaşmalarıdır. Evlilik içerisinde hareket etmeleri üzerinde anlaşmalarıdır. Evlilik içinde her ne yaşandıysa, boşanmayla artık bitmiştir. Artık siz anne ve baba olarak çocuğunuza karşı sorumlusunuzdur. Boşanmayla birlikte anne baba olarak bu sorumluluklarınızı yerine getirmeye nasıl devam edeceğinize karar vermek zorundasınız. Çocuğun tüm sorumluluğunu annenin yüklenmesinin, babanın da ara sıra ortaya çıkan bir figür olmasının çocuğun gelişimine ne kadar zarar verdiği görülerek son yıllarda çocukların sorumluluklarının ortak olarak paylaşılması çocuğun gelişimi açısından da önemlidir. Hem anne, hem baba çocuk için vazgeçilmezdir. Çocuğun her iki ebeveyne de eşit erişebilme hakkı olmalıdır. Boşanma daha çok sorumluluk, daha az kontrol getirir. Çocuğunuzun diğer ebeveynde iken nasıl bakılacağına ne yazık ki karar veremezsiniz ama sorumluluk sahibi anne babalar çocuğun her iki evde de benzer kurallar içinde yaşanmasını sağlamak için özen gösterebilirler. Bu çocuğun gelişimi için gerekli olanıdır. Boşandığınız eşinizle arkadaşça davranmak veya eski günlerdeki gibi davranmak elbetteki zordur ama zaman içinde çocuklar için konuşabildiğiniz, ortak kararlar alabildiğiniz, aynı ortamda bulunabildiğiniz bir yetişkin -yetişkin ilişkisine çok ihtiyacınız olacaktır. Destekleyici rol üstlenenen ebeveynlerin çocukları bundan olumlu etkilendikleri görülmüştür.

    *Bu yazı Danışman Psikolog Ani Eryorulmaz’ın ‘Eyvah Boşanıyorum!’ kitabından derlenmiştir. daha kapsamlı bilgiye ulaşmak için ‘Eyvah Boşanıyorum!’ kitabı okumanız tavsiye edilir.