Etiket: Ayrılma

  • Kaygı Bulaşıcıdır

    Kaygı Bulaşıcıdır

    Amerikan Psikoloji Derneği (APA) kaygıyı “gerginlik hissi, endişeli düşünceler ve artan kan basıncı gibi fiziksel değişimlerle karakterize bir duygu” olarak tanımlar.Ayrılma (seperasyon) anksiyetesi de anksiyete türlerinden biridir.

    Ayrılma anksiyetesi, kişinin bağlandığı insanlardan ayrılmasıyla ilgili gelişimsel olarak uygun olmayan ve aşırı düzeyde bir kaygı ya da korku duyması olarak tanımlanmaktadır.

    DSM-5’te (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) bazı değişiklikler yapılmıştır. DSM-4-TR’ de ayrılma kaygısı bebeklik, çocukluk ya da ergenlik döneminin bozukluğu olarak yer alırken artık “Kaygı Bozuklukları” bölümüne yerleştirilmiştir. ‘’Ayrılma Kaygısı Bozukluğunun’’ 18 yaşından önce ortaya çıkmış olması koşulu da DSM-5’te kaldırılmıştır ve belirtilerin çocuklarda en az 4 haftadır, yetişkinlerde ise en az 6 aydır devam ediyor olması şartı eklenmiştir.

    DSM –5 TANI ÖLÇÜTLERİ

    A-Aşağıdakilerden en az üçünün olması ile belirli, kişinin bağlandığı insanlardan ayrılmasıyla ilgili gelişimsel olarak uygun olmayan ve aşırı düzeyde korku ya da kaygı duyması:

    1.Evden ya da bağlandığı kişilerden ayrılacak gibi olduğunda aşırı tasalanma.

    2.Bağlandığı kişileri yitireceği ya da bu kişilerin başına hastalık, yaralanma, yıkım, ölüm gibi kötü olay geleceğiyle ilgili sürekli olarak tasalanma,

    3. Bağlandığı başlıca kişilerden birinden ayrılmaya neden olabilecek istenmedik bir olay yaşayacağıyla ilgili tasalanma,

    4. Ayrılma korkusundan ötürü, okula işe ya da başka bir yere gitmek için dışarı çıkmayı evden uzaklaşmayı hiç istememe,

    5.Evde ya da başka ortamlarda tek başına kalmaktan ya da bağlandığı başlıca kişilerle birlikte olmamaktan sürekli bir biçimde aşırı korku duyma.

    6.Evinin dışında ya da bağlandığı başlıca kişilerde biri yanında olmadan uyuma konusunda isteksizlik ya da buna karşı koyma.

    7. Yineleyici bir biçimde ayrılma konusunu da içeren karabasanlar görme

    8.Bağlandığı başlıca kişiden ayrıldığında ya da ayrılacak gibi olduğunda bedensel belirtilerin olması

    B. Bu korku, kaygı ya da kaçınma süreklilik gösterir, çocuklarda ya da ergenlerde en az dört hafta, erişkinlerde 6 ay ya da daha uzun sürer.

    C. Bu bozukluk klinik açıdan sıkıntıya ya da toplumsal okulla ilgili işle ilgili diğer alanlarda işlevsellikte düşmeye neden olur.

    D. Bu bozukluk, otizm açılımı kapsamında bozuklukta aşırı direnç göstermekten ötürü evden ayrılmaya karşı koyma, psikoza giden bozukluklarda ayrılmaya ilişkin sanrılar ya da varsanılar, agorofobide güvenilir bir eşlikçi olmadan dışarı çıkmaya karşı koyma, yaygın bozukluğunda önem verdiği diğer kişilerin başına bir hastalık ya da başka kötü bir olay gelecek olmasından ötürü kaygılanma ya da hastalık kaygısı bozukluğunda bir hastalığının olduğuna ilişkin kaygı duyma gibi başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamaz.

    Bu 8 belirti ve diğer kriterler tanı koymanız, çocuğunuzu ya da kendinizi etiketlemeniz için değildir. Fakat bunlara bakarak yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun, bütün bunların ruhsal olarak bir anlam ifade ettiğinin ve bir uzman desteğine ihtiyacınız olabileceğine dair yorumlanabilir. Amaç farkındalık yaratmak ve rehber olmaktır.

    Şimdi biraz insanın doğumuyla birlikte çıktığı yolculuğuna bir göz atalım ve ayrılma kaygısının temellerini anlamaya çalışalım;

    Bebeklik döneminde başkalarıyla duygusal bağ kurmak bağlanma olarak adlandırılır. Bebeklerle ilgili klasik çalışmasında John Bowlby (1969) bağlanmayı, bebekler ve ebeveynlerin (veya diğer bakım verenlerin) birbirleri ile duygusal bağ kurmalarına yol açan iki yönlü bir süreç olarak tanımlamıştır.

    Bowlby’e (1973) göre, birincil içgüdü “bağlanma”dır. Bebeğin bilişsel yetilerinin gelişimi öncesinde de anneye bağlılığı vardır. Çocuk varlığı hakkında bir tehdit duygusu yaşamıyorsa ya da bağlanma nesnesine kolayca ulaşabiliyorsa kendini güvende hisseder. Anne çocuk arasında kurulan güvenli bir bağlanma ilişkisi çocuğa sağlıklı psikolojik gelişim olanağı sağlar. İleride, okula başlama gibi, çocuğun sevgi nesnesinden ayrılmasını zorunlu kılan durumlarda, çocuğun kendisini yatıştırarak yeni duruma uyum sağlaması beklenir. Çocuğun bu gelişimsel görevi başarması genellikle annenin, yaşadığı ayrılık anksiyetesi tarafından engellenir. Ebeveynin ayrılma anksiyetesi ve aşırı koruyuculuğu, güvensiz bağlanma tarzları ile ilişkili bulunmuştur (Hock ve Schirtzinger 1992, Liotti 1992, Van Ijzendoorn 1995).

    Ayrılma anksiyetesiyle bizlere başvuran ebeveynlere ‘’ Bu kimin kaygısı?’’ sorusu sorulmalıdır.  Bu soru aile dinamiklerini anlamak adına yol gösterici olmaktadır.

    Ayrılık anksiyetesi karşılıklı bağımlı, patolojik anne-çocuk varlığında gelişir. Genellikle bu çocukların çok koruyucu anneleri, çok uzak ve soğuk duran babaları vardır. Bazen ise anne ve baba çocuğa aşırı derecede düşkündür, kendileri de çocuklarından ayrılmayı bir türlü göze alamamışlardır. Bazen de anne ve babaların kendileri nörotik ve güvensizdir, çocuğun başına kötü şeyler geleceğinden gereksiz yere korkmuş ve çocuğu hep evde tutmaya çalışmışlardır. Böylece çocuk kendisi de farkında olmadığı halde evden uzaklaşınca veya okulda iken annesine, babasına veya kendisine korkunç şeyler olabileceğinden korkmakta ve bunu engellemek için evde kalmakta ısrar etmekte, zorlandığı zaman panik içine düşmektedir.

    Annenin çocuktan ayrılırken yaşadığı ayrılık anksiyetesini; ruhsal bozukluk varlığının, annenin depresif ve anksiyöz mizaç özelliklerinin, ebeveynler arasındaki geçimsizliğin ve evlilik problemlerinin arttırdığı da belirtilmiştir (Cummings ve Davies 1994).  

    Aslında kaygı tam anlamıyla bulaşıcıdır, çoğunlukla da anneden çocuğa geçer. Aynı zamanda anne, çocuk için önemli bir özdeşim nesnesidir. Anne çocukla kurduğu ilişkide karamsar, kötümser, güvensiz, şüpheci, huzursuz ve yetersizlik duyguları içinde olmasının hem bağlanma sürecini olumsuz etkileyebileceğ hem de özdeşim nesnesi olarak çocuğa olumsuz bir örnek olabileceği düşünülmektedir.

    Ebeveyler, ayrılık sırasında, farkında olmadan kaygılarını çocuklarına yansıtabilirler. Örneğin, bebeklerini çocuk bakım merkezlerine bırakan anne ve babalar rahatsızlıklarını sözel olarak ya da yüz ifadeleriyle ortaya koyabilirler. Bu tür davranışlar ise bebeklerin stresini arttırabilir. Aynı durum okula başlayan ve ayrılık kaygısı yaşayan çocuklarda da geçerlidir. Burada anne ve babaların stresli ya da telaşlı halleri çocuğa da yansıyacağından, çocukta korkulacak bir şey var hissiyatı yaratılabilmektedir.

    Şimdi aynı soruyu tekrar soralım. ‘Bu kimin kaygısı?’

    Klinik olarak bu çocuklar kaygılı durumdan kurtulmak içinde çeşitli kaçınma davranışları sergileyebilir. Odasında uyumama, okula gitmek istememe, arkadaşlarıyla vakit geçirmeme gibi işlevsellik bozuklukları oluşabilir. Evden ya da bakım verenden ayrıldığında ya da böyle bir ayrılık beklendiğinde tekrarlayıcı biçimde aşırı sıkıntı, huzursuzluk, mutsuzluk hali, bununla birlikte eşlik eden fiziksel belirtiler (karın ağrısı veya vücutta ağrılar, bulantı, kusma, iştahsızlık gibi) görülebilir. Çocuk bu konuyla ilgili kabuslar görme, uykudan uyanma ve anne baba yanına gitme, tek başına uyumayı reddetme, bakım verene daha yapışık davranışlar sergileyebilir.

    Küçük yaşlarda bu sorun ile karşılaşan çocukların yetişkinlik evrelerinde de sorunlar yaşayabildiği gözlemlenmiştir. Bu nedenle ailelerin hassasiyet göstermesi önemlidir. Çocukların sağlıklı şekilde gelişim göstermesi ve çevresi ile kaliteli ilişkiler kurabilmesi için ayrılma anksiyetesini atlatması gereklidir. Fakat bilinmesi gereken bir gerçek vardır ki profesyonel şekilde çözümlenen sorun sadece çocuğunuzun değil sizin geleceğiniz adına da önemli bir rol oynar. Unutmayın ki çocuklar sadece kendileri için değil aileleri için de sinyal verir. Çünkü evin en cesur üyeleri onlardır.

    Böyle bir durumla karşılaştığınızda mutlaka bir uzmandan destek almalısınız. Öykünüz alındıktan sonra ihtiyacınız olan formülasyon ve tekniklerle terapi planınız oluşturulmalıdır. Bu süreçte yapılacak çalışmalar bireysel olarak anne ya da çocuk ile yürütülebileceği gibi çoğunlukla bütün aile dinamiklerini kapsayan, döngüsel ve sistemsel çalışan aile terapisi ile yürütülebilmektedir.

    Bir diğer yandan, biyolojik sağlık alanında önleme ve koruma çalışmaları ne kadar önemliyse psikolojik sağlığımız için de o kadar önemlidir. Hatta psikolojik sağlığımızın ve sağlamlığımızın biyolojik sağlığımıza bağışıklık sağlayacağını düşünürsek çok daha önemli bir yeri olmalıdır. Eğer kendiniz ya da çocuğunuz ayrılma kaygısı yaşadığı veya yaşayacağı ipuçları veriyorsa sorun çıkmasını beklemeden önlem alabilir, harekete geçebilirsiniz.

    Bir kriz durumuyla karşılaşmayı beklemeden krizi önlemek daha anlamlı olacaktır.

    Çünkü krizi önlemek krize müdahaleden daha kolaydır.

  • Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

    Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

    Çocukluğun özellikle ilk 3 yılında anne veya çocuğun bağlandığı kişi ile birlikteliği çok önemlidir. Çocuğun gelişiminde anneyi kaybetme korkusu bu yıllarda doğal olarak oluşur. Ancak bireyselleşme ve sosyalleşme süreci ile birlikte artık çocuğumuz bizden uzaklaşmaya, bizim yanımızda değilken dahi kendi kişiliğini göstermeye başlar. Çocuklarımızın ilk 6 yıl çok yönlü bir gelişim gösterdiğini anne-babalar olarak takip edebilir. Fiziksel ve motor gelişim yanında, çocuklarımızın sözcük dağarcıkları hızla artar, yetenekleri ve öğrenme düzeyleri şekillenir, bireyselleşme ve sosyal çevrede varlık göstermeye başlarlar. Bu çok yönlü gelişimin önemli bir kısmı ailelerin tutumları ile de desteklenir şekillenir, kimi zaman da olumsuz yönde etkilenebilir.  Mahler’e göre, çocuğun sağlıklı olması için onun anneden ayrılması, kopması gerekmektedir. Bunun dışındaki her durum sağlıksız bir olgu, yani bağımlılık anlamına gelecektir. On yedi yirmi dördüncü aylar arasında yaşanan “yeniden yakınlaşma” ayrılma-bireyselleştirme döneminin en can alıcı noktasıdır. Bu dönemde aşırı ilgilenerek işgalci, özerkliğe izin vermeyen annelerin, çocuğun doğal bağlanma sürecini rahatsız etmesi ile ortaya çıkan çevresel kaynaklı bir patoloji ortaya çıkmaktadır.

    Özellikle, “ Aşırı kuruyucu tutum” ülkemizde, geleneksel aile modelinde en sık başvurulan disiplin şekillerinden olması ile aşırı koruyucu tutumda anne babalar çocuklarını sevgi ve şefkatle örülü bir altın kafeste yetiştirirler. Çocuk adına bütün sorumluluğu anne baba üstlenir. Çocuk için neyin doğru neyin yanlış olduğuna anne baba karar verir. Saç şeklinden giydiği elbiseye kadar, anne ve babanın tercihi söz konusudur. Daha çok anne-çocuk ilişkisinde görülen bu aşırı koruyuculuk kimi zaman ömür boyu devam eder. Çocuk çatal kaşık kullanacak yaşa geldiği halde anne onu kendi eliyle beslemeyi tercih eder. Tuvaletini anne yaptırır, anne giydirir, ayakkabı bağlarını dahi anne bağlar. Mikrop kapmasın diye kaynatılmış su içiren, sokağa çıkmasına ve arkadaş edinmesine izin vermeyen, okul çağına geldiği halde çocukla aynı yatağı paylaşan anne örnekleri az değildir. Bu anneler çocuğa sevgi verdiklerini, onu koruduklarını sanırlar; gerçekte çocuğu kendilerine bağımlı hâle getirdiklerini fark edemezler. Aşırı koruyup kollanan çocuklarda bu durumun olumsuz etkileri genellikle çocuğun anneden uzaklaşması gereken ilk evre olan okula gitme sürecinde belirginleştiği görülmüştür. Özellikle ayrılma kaygısı, okul korkusu ile ortaya çıkabilir. Okula başlayan çocuk, sınıf ortamına alışmakta problem yaşamakta, arkadaş edinemez duruma gelmektedir. Okulun ilk günlerinde annelerinin eteğine yapışıp bırakmayan, onlarla aynı sırada oturmakta ısrar eden çocuk örnekleri görürsünüz. Bunlar annelerine bağımlı hâle gelmiş, annelerinden ayrılma kaygısı yaşayan çocuklardır. Ayrılma Kaygısı Bozukluğu durumunda, çocuklar ebeveynlerden, ayrıldıkları zaman aşırı derecede kaygılı ve sıkıntılı gözükürler, ağlamaklı halleri olabilir, evden ayrıldıklarında sevdiklerinin başına önemli zararlar geleceğine inanırlar. Sık sık irtibat kurmak isterler. Bu yüzden sevdiklerinden ve evlerinden ayrılmak istemezler. Anne babalarından ayrı bir şekilde herhangi bir sosyal ortamda bulunmak istemezler. Anne babalarından ayrılmak istemedikleri gibi yalnız başlarına kalmak istemezler. Okula gittiklerinde veya başka ayrı ortamlarda sıkıntıları artar. Annelerini gölge gibi takip etmek isterler. Uyku zamanı zorlanırlar, anne babalarından ayrı uyumak istemezler, gece onların başına gelebilecek kötü şeylerle alakalı kâbus görebilirler. Herhangi bir şekilde ayrılacakları zaman karın ağrısı, baş ağrısı gibi belirtileri gösterebilirler. Ayrılma anksiyetesi bozukluğu nadir değildir; çocukların ve genç ergenlerin ortalama %4’ünde bu bozukluğa rastlanmaktadır. Ayrılma anksiyetesi semptomları, kız çocuklarında erkek çocuklarına oranla daha sık gözlenir. Erkek ve kız çocukları eşit olarak etkilenir. Bu durum en sık erken çocukluk yıllarında gözlemlenir. Ayrılma anksiyetesi bozukluğu bazı yaşam zorluklarından sonra da gelişebilir. Başlangıcı okul öncesi yaşlardan da önce olacak kadar erkendir ya da 18 yaş öncesi herhangi bir yaşta başlar, bazen ergenlik dönemine kadar sarkabilir. Tipik olarak alevlenme ve iyileşmelerle seyreder. Olası ayrılıklara karşı anksiyete ve ayrılığı içeren durumlardan kaçınma davranışları ile birlikte yıllarca sürebilir.

    Psikoterapi ve ilaç tedavisi ile tedavi edilmeye çalışılır. Çocuğun yaşına uygun psikolojik gelişimi açısından bu türlü problemlerin halledilmesi çok önemlidir. Annelerin çocuklarının bu türlü durumunu daha önceden farkına vardıklarında gerekli önlemleri (onu sosyal ortamlara alıştırmaya çalışmak, bazen yalnız bırakmak, ufak ayrılıklara alıştırmaya çalışmak vb.) almaları uygun olur. Eşlik eden başka problemlerin olup olmadığı araştırılmalıdır.

  • Okul Fobisi

    Okul Fobisi

    2-3 yaş grubu çocuklarının, bağlandıkları kişilerden ayrılmaları halinde bir dereceye kadar ayrılma korkusu göstermeleri normal bir gelişimsel özelliktir. Ayrılma korkusu; çocuğun anne-babadan ya da bağlandığı diğer kişilerden ayrıldığında ya da ayrılma tehlikesi bulunduğunda gelişim düzeyine uygun olmayan ve beklenenden aşırı kaygı ve korku duymasıdır. Okul fobisi daha ziyade çocuğun okula giderken ebeveynlerinden ayrılmaya karşı verdiği bir çeşit ayrılma korkusuna bağlı olarak gelişen tepkidir. Çocuk okula gitmeyi reddeder ya da isteksiz görünür.

    Okul fobisi olan çocuklar, okula olan isteksizliklerini tipik bir şekilde bedensel yakınmalarla dile getirirler. Okul fobisi olan çocukların mide bulantısı, karın ya da baş ağrısı, beti benzi atma, solgunlaşma, nefes almada düzensizlik, titreme şeklindeki bedensel şikayetleri genelde sabahtan uyanır uyanmaz görünmekte ve okula gitmemelerine karar verilir verilmez de kendiliğinden kaybolmaktadır.

    Eğer çocuklara okula öğleden sonra, ertesi gün ya da bir hafta sonra gitmeleri önerilirse aynı tür şikayetlerinin okula gitme zamanı yaklaştıkça yinelendiği görülür. Çocukta ağlamaklı olma, sözlü mazeretler ve karşı çıkma gibi direnme tepkileri ile aşırı ölçüde korkma, öfke nöbetleri ve uyku sorunları da görülebilir. Çocuğun bedensel şikayetlerini ve direnmelerini ortadan kaldırmak üzere; öğretmen değiştirme, çocuğu daha az başarılı bir sınıfa alma ya da başka bir okula gönderme sadece geçici bir süre için sonuç verir.

    Okul Fobisinin Temelindeki Etkenler

    Bu etkenlerin başında, yaygın bir baskının egemen olduğu bir aile ortamı gelmektedir. Bu tarz ailelerde çocuklar aşırı özen içinde büyütülür, sürekli olarak çocukları memnun ederek sevgilerini kazanma çabası ve tüm gereksinimlerini karşılama söz konusudur. Bu çocukların sürekli olarak korundukları dikkati çeker. Bu ebeveynler özellikle çocuklarının bedensel yakınmaları ile yakından ilgilidirler.

    Bunların dışında, çocuğun doğuştan gelen aşırı duyarlılık, incinebilirlik ve duygusal tepkisellik göstermesi, çekingen, utangaç ve ürkek mizaca sahip olması, ebeveynden birinin evden uzakta (şehir dışında vb.) çalışması, aile bireylerinden birinin ciddi bir hastalığının olması, ailenin yeni bir bebeğinin olması, ev, okul ya da yaşam koşullarında bazı değişiklikler meydana gelmesi okul fobisine neden olan diğer etkenlerdir. Okul fobisi olan çocuklar başarı kaygısı olan, aşırı onay bekleyen ve ailesine bağımlı çocuklardır.

    Anne Babaya Pratik Öneriler

    -Çocuğunuzun davranışlarındaki ayrılma korkusu yönündeki herhangi bir değişikliği ayırt etmeye çalışın.

    -Okula gitmediği için çocuğunuzu suçlamaktan kaçının.

    -Bu sıkıntılı durumun geçici olduğunu, başka bazı çocuklarda da görüldüğünü, iyileşebilir bir durum olduğunu ve zamanla geçeceğini anlatın.

    -Çocuğun düzenli olarak okula gitmesini sağlayın, devamsızlık yapmasını engelleyin.

    -Okula gitmesi konusunda ailenin tüm fertleri olarak kararlı ve ısrarlı olun.

    -Okula gitmesini engelleyen problemler evden kaynaklanıyorsa en kısa sürede çözmeye çalışın.

    -Bağımlı olduğu ebeveyn yerine okula diğer ebeveynin götürmesini ya da okul servisiyle gitmesini sağlayın.

    -Sınıf öğretmeniyle görüşün, endişelerinizi anlatın, tavsiye ve görüşlerine dikkat edin

    Daha fazla bilgi ve yardım alabilmek için uzmana başvurmak gereklidir.

  • Ayrılık kaygısı bozukluğu (seperasyon anksiyetesi bozukluğu)

    Ayrılık kaygısı bozukluğu (seperasyon anksiyetesi bozukluğu) evden ya da birinci bağlanma figüründen ayrılmaya bağlı olarak oluşan aşırı korku ve anksiyetedir. Anksiyete çocuğun yaşına ve gelişimsel düzeyine göre uygunsuz olmalı ve en az 4 hafta sürmelidir. Anormal ayrılma kaygısını, 7 ay ile 6 yaş arasında gözlenen yaşa uygun fenomenden ayırt etmek önemlidir. Ayrılık kaygısı bozukluğu %2.4 ile %5.4 arasında görülmektedir.

    Ayrılık kaygısı bozukluğu olan çocuklar ayrılma durumu ya da ayrılma beklentisi olduğunda sıkıntıya girerler, ayrılma durumlarından kaçınmak isterler. Yaşadıkları sıkıntı “terör” şeklini ya da otonomik uyarılma halini alabilir. Ayrılık kaygısı bozukluğu olan çocuklar, yapışarak, ağlayarak, yalvararak ya da somatik yakınmalarda bulunarak ayrılığa direnç gösterirler. Korkunun altında yatan, bağlanma figürüne ya da kendisine zarar geleceği ve bu şekilde sürekli ayrılığı yaşayacağıdır. Okul reddi ve yoğun somatik şikayetler en sık tedavi arama nedenidir.

    Ayrılık kaygısı bozukluğu en sık ergenlik öncesi çocuklarda bulunur, ancak 18 yaşından önce herhangi bir yaşta tanı konulabilir. Daha önce belirtildiği gibi sıkıntı ya da ayrılıkla ilgili işlevsel bozulma gelişimsel düzeye göre aşırı olmalıdır.

    Tedavi;

    Ayrılık kaygısı bozukluğu tedavisini çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı yapar. Ayrılık kaygısı bozukluğu tedavisinde bireysel, aile ve grup terapisi yararlı olabilir. Anne babaların çocuğun ihtiyaçlarını ve bağımsız davranış isteğini anlamaları için cesaretlendirilmeleri önemlidir. Her bir anne babada ayrılıkla ilgili kendi temaların ele alınması da önemlidir. Ayrılık kaygısı bozukluğunda ilaç tedavisi başarıyla uygulanmaktadır.

  • Ebeveynden ayırılma(ma)

    Bilinmeyene duyulan korku ve ayrılık endişesi çocuğun gelişiminde beklenen normal aşamalardır; ama her ikisi de aşırıya kaçıp çocuğun fonksiyonlarını engellemeye başlarsa sorun yaratabilirler. Normal gelişim sürecinden kaynaklanan sıkıntılar ‘'ayrılma zorlukları'' ve aşırı ayrılma korkuları da ‘'ayrılık endişesi'' dir.

    Ayrılma zorlukları çocuğun gelişiminin normal, sağlıklı bir parçasıdır. Bağlanma bebeklik döneminin ortalarında çocuk anne babasına ait olma duygusuna kapıldığında başlar. Bu bağlanma çocuğun anne/babasının yanından ayrılırken üzülmesine ve terk edilme endişesi duymasına yola açar. Çocuk anne babanın tekrar geleceğine inanmaya başladığında, ayrı kalmaya ilişkin protestolarından vazgeçer. Çoğu ebeveyn bebeklerini ilk kez bakıcıya bırakıp evden çıkarken, onun nasıl içli ağladığını hatırlar. Genellikle ağlama kapı tamamen kapandığında ya da hemen sonra durur ama bazı bebekler ayrı kalma endişesini yenemez ve neredeyse ebeveyn gelene kadar ağlama devam eder. Ayrılma zorluğu yaşayan çocuk evden ayrılma zamanı geldiğinde ağlayabilir, öfke krizi geçirebilir veya okula sınıfa girmeyi reddedebilir. Bu tepkiler çok olağandışı görünseler de son derece normaldir.

    Kaynak: Dr Susan Anderson ve Dr Henrietta Leonard ”Çocuktur, Geçer!” 2003 Epsilon Yayınevi- İstanbul

    * Bu söylenenlere ek olarak çocuğunuzda uzun süreli bir ayrılma zorluğu varsa ya da ayrılık endişesi bozukluğundan şüpheleniyor iseniz mutlaka bir uzmana danışmalısınız.

    www.gelisimselpediatri.com