Etiket: Ayrılık

  • Ayrılık Acısı

    Ayrılık Acısı

    Ayrılık yaşadığımızda kendimizi çok kötü hissediriz. Sanki yalnızca duygusal değil de fiziksel bir acı deneyimliyormuşuz gibi acır canımız; göğsümüze ağırlık çöker, nefes almakta zorlanırız.. Aslında gerçekten ayrılık acısının fizyolojik bir yanı da vardır. Beynimiz fiziksel bir hasar gördüğümüzde nasıl öncelikle oraya odaklanıyorsa; ayrılık durumunda da partnerimize odaklanır ve önceliğimiz istemsiz bir şekilde biten ilişkimiz olur; işimiz, okulumuz, sorumluluklarımız her şey ikinci plana atılır. Columbia Üniversitesi’nde Bilişsel Nörobilimciler tarafından yapılan bir çalışmada, sevgililerinden ayrılan bireylere 6 ay sonra ayrıldıkları partnerlerinin fotoğrafı gösterilip, beraber geçirdikleri zamanı düşünmeleri istenirken beyinleri fonksiyonel MRI’da görüntülendi; çıkan sonuçlar gösterdi ki ayrılık acısıyla fiziksel acı sırasında beynin aynı bölgeleri aktive oluyor. Yani beynimiz için ikisi arasında bir fark yok; kolun kırılmış veya sevgilini kaybetmişsin.. Başka bir çalışmadaysa, eski sevgilileriyle barışmak isteyen kişilerin onları fotoğraflarına baktığı sırada beyni görüntülendiğinde, bağımlı bir kişinin bağımlı olduğu maddenin yoksunluk kriziyle aynı beyin aktivasyonu görüldü. Sigarayı bırakmaya çalışan birinin sigara krizi gibi.. Yani aslında partnerimizin bağımlısı oluyoruz. Ayrılık acısı aslında özünde bir sevgiliyi kaybetmekten çok daha fazla şey barındırıyor olabilir. Erken çocukluk dönemi yaşantıları ayrılığı nasıl algıladığınızı da etkiler. Dolayısıyla, bu durumun içinden çıkılamadığında yapılacak şey terapiye başlamaktır. Fakat bunun yanısıra yardımcı olarak, beynin işleyiş tarzıyla bağlantılı, kişinin kendi başına yapabileceği; bilişsel olarak fark yaratabilecek davranış ve düşüncelerin de olabileceğini söylüyor bize nörobilim.

    Peki durum böyleyken ayrılık sonrası nasıl davranmalıyız?

    • Ayrılık sonrası eski partnerimizin fotoğraflarına, eşyalarına bakmak, sosyal medyadan onu takip etmek vs gibi davranışlar beyindeki dopaminle ilişkili olarak bağımlılıktaki yoksunluk krizini tetikleyeceğinden; yapılmamalıdır.

    • Zihinde oluşan ve devamlı tekrarlayan eski partnerinizle ilgili döngüyü bir noktada kırmak gerekiyor. Aklınıza eski partneriniz her geldiğinde kırmızı bir DUR tabelasını zihninizde görselleştirerek başka şeyler düşünmeyi deneyebilirsiniz.

    • Egzersiz yapmak beyin fonksiyonlarını ve dopamin, serotonin gibi nörotransmiterleri düzenler ve daha iyi hissetmenizi sağlar.

    • Ayrıldığımız partnerin kötü yönlerini düşünmektense, idealize etmeye meyilliyizdir, bunun farkında olarak objektifliği korumaya çalışmak ve ayrılığın geçerli sebepleri üzerinde durmak gerekiyor.

  • Ayrılık

    Ayrılık

    Romantik bir ilişkiye başladığınızda, hayatınıza giren kişiyle birlikte hayatınızın öncelikleri yer değiştirmeye başlayacak, alışkanlıklarınız ortak zevkler, beğeniler doğrultusunda yeniden şekillenecektir. İlişkinin ilerlemesiyle birlikte umutlarınız ve hayalleriniz ben olmaktan çıkıp biz olarak yaşanmaya başlayacaktır. Dolayısıyla artık sizin için hayat çift kişiliktir. Peki, ilişkiler çıkmaza girdiğinde yani ayrılık kapıyı çaldığında, neler yaşarız, hangi duygular bizi ele geçirir, nasıl davranırız, bu durumla baş etmek için neler yaparız ya da yapmalıyız?

    Her ne sebeple olursa olsun ayrılık örseleyici, psikolojimizi olumsuz yönde etkileyen travmatik bir durumdur. İster ilişkiyi sonlandıran taraf olun, ister terkedilen taraf olun her şekilde ayrılık sürecini yaşarken belirli psikolojik evrelerden geçeriz. Yapılan araştırmalara göre kadınların ayrılık sürecini erkeklerden daha yoğun ve uzun yaşadığı ifade edilse de bireylerin kişilik özelliklerinin cinsiyet kadar etkili olduğu da göz önünde bulundurmak gerekiyor.

    Öncelikle ayrılık bir kayıp durumu ve yas sürecidir. Birlikte geçirilen zamanın, edinilen alışkanlıkların, kurulan hayallerin kısacası ilişkinin kaybıdır. Diğer taraftan sevdiğiniz kişinin kaybıdır. Ayrılıkla karşı karşıya kaldığımız ilk günlerde şok evresine gireriz. Kısa süreli bir şaşkınlık halidir bu. Durumun gerçekliğini anlamaya çalıştığınız ne yapacağınızı bilemediğiniz bir zaman dilimidir. Hayat durmuş gibidir. Zamanla şok evresi yerini inkâr evresine bırakır. İnkâr, o kişiyi kaybettiğiniz gerçeğini fark ettiğiniz fakat kabullenemediğiniz dönemdir. İnkâr ilk etapta bireyin kaygılarını yenmesi ve umutsuzluğa düşmesini engeller. Dolayısıyla eski sevgiliyle iletişim kurma çabalarına girersiniz. “Diş fırçamı evde unutmuşum almaya geleceğim” ya da “Rüyamda seni gördüm iyi misin?” gibi mesajlar atarak görmek ve konuşmak için bahaneler üretirsiniz. Bir yandan da sosyal medyadan takip halindesinizdir. Koyulan her fotoğrafa ya da yapılan her yoruma umut dolu anlamlar yüklersiniz. Çevrenizdeki kişilerden ilişkinizin devam edeceği konusunda onay almak istersiniz. O kişinin geri döneceği ile ilgili kurgular oluşturur ve beklersiniz. Bu bekleyiş uzadıkça zaman zaman öfke ve kızgınlığı da beraberinde getirir. Pazarlık dönemi başlar ve ayrılığın sebeplerini bulmaya çalışırsınız. Keşkeler denizinde boğulduğunuz anlar çoğalır. “ Keşke daha dikkatli davransaydım.”, “ Keşke daha anlayışlı olsaydım” öyle olsaydı böyle olurdu şeklinde cümleler uzayıp gider ve nihayetinde depresyon dönemine geçilir. Bu dönemde kaybın kabul edildiği ve vedalaşıldığı dönemdir aslında. Ayrılık sürecinin yaşanması gereken en zor dönemi olan depresyon döneminde hayat anlamını sizin için yitirmiştir. Onsuz olamayacağınızı düşünürsünüz. Yaptığınız birçok şeyden keyif alamaz hale gelirsiniz. Mutsuzluğunuz katlanılmaz hal aldığında artık kabullenme aşamasına geçmiş hayatınızın bu sayfasını kapatmaya hazırsınızdır. Gerçeği kabul etmiş ve hayata yeniden yeni anlamlar yüklemek için yola koyulmuşsunuzdur.

    Hayatınızın en acı günlerini geride bırakırken ayrılık en iyi deneyiminiz olmuş olur. Mevlana’nın da dediği gibi “Ayrılık içinde insanın gözünü açıp kapayıncaya kadar geçen zaman yıl gibi gelir.” Ama geçer. Bir sonraki ay ayrılık süreciyle nasıl baş edilir konulu yazımla sizlerle buluşacağım.

  • İnsan neden ayrılık acısı çeker?

    İnsan neden ayrılık acısı çeker?

     Günümüz dünyasında belki de teknolojinin de etkisiyle her şey artık daha da hızlı. Buna duygusal ilişkilerde dahil. Artık insanlar daha hızlı tanışıyor, ilişkileri daha hızlı yaşayıp tüketiyor ve bir mesaj ile daha hızlı ayrılıyor. Kadın erkek ilişkileri duygusal açıdan yoğunluğu fazla olan ilişkilerdir. Bu nedenle kişilerin ilişki sırasında çok daha dikkatli davranmaları gerekir.Bazen taraflardan birisi beraber yürünen bu yoldan kendi tercihi doğrultusunda ayrılmak ister.Bu durum  karşı tarafta yıkım yaratabilir. İlişkinin akıbeti önceden belli olsun ya da olmasın, terk edilen taraf olmak terk eden taraf olmaktan çoğunlukla daha yaralayıcıdır.
    Ayrılık acısı çeken ve psikologa gelen kişi zor durumdadır, depresyon semptomları gösterir. Yaşanan ayrılık dolayısıyla bu durumu normaldir ve üzüntü normal olmakla beraber en fazla 6 ay içinde giderek azalır. Üzüntü duymak yaşanan ayrılığa  karşı doğal bir tepkidir. Bu insanların ihtiyacı olan en temel şey dinlenilmektir. Etrafınızda bu durumu yaşayan biri varsa onu yargılamadan dinleyin ve ona aynalama yapın. Aynalama yapmak demek, basit anlatımıyla çok üzülen arkadaşınıza ” Şu an bir ayrılık yaşadıgın için çok üzgünsün-üzgün görünüyorsun” demektir. Yani kişinin duygusunu ayna tutar gibi ona geri bildirmek, fakat bunu yaparken öznel yorumunuzu katmamaktır. Burada dikkat edilecek bir diğer şey; kişi gerçekten yogun ayrılık acısı mı çekiyor, yoksa ikincil kazanç sağladığı için acısını abartıyor mu? Gerçek acı çeken duygu yoğunluğu yaşarken veya ağlarken sizinle ilgilenmez, kendi canının derdindedir. İkincil kazanç için acısını abartan birey ise acısını yaşarken çoğunlukla sizin tepkilerinizle ilgilenir, bir gözü sürekli sizdedir. Peki neden? Çünkü kişi hep bu şekilde değer görmüştür. Ağlarken,üzülürken onunla ilgilenenler sayesinde kendini değerli hissetmiştir.Acısını da bu yüzden abartır, hatta bazen acı çekmiyorken bile çekiyormuş gibi davranır. Her iki durumda da yapmanız gereken şey o kişinin duygusunu almamaya çalışmak ve onu kendi duygusuyla baş başa bırakmaktır.
    Öte yandan; ayrılık acısı çeken sizseniz sürecinizi kolaylaştıracak bir kaç şeyden bahsetmek istiyorum; her ne kadar ben onu unutmak istiyorum deseniz de bunu gerçekleştirmek malesef göründüğü kadar kolay degildir. Burada yapacağınız en sağlıklı şey çiftlerin ortak olarak gördükleri her şeyin en azından bir süreliğine ortadan kaldırılmasıdır. Örn; sosyal medya hesapları,resimler,eşyalar,müzikler… Bunun nedenini gelecek olursak, insan zihninde bazı linkler olduğunu düşünelim. Örnegin koku bir linktir, resim bir linktir,görmek,dokunmak…Bu linkler bazı diger linkleri tetikler. Bu nedenle ayrıldığınız kişiyi size hatırlatacak sosyal ortamlardan, resimlerden, müziklerden,eşyalardan ne kadar çok uzak durursanız uzun vadeli iyileşme süreciniz o kadar hız kazanır. Çünkü anılar canlandıkça, acılar taze kalmaya devam eder. Ortak facebook hesabı varsa bir süre facebook kullanmamalı, anıları olan müzikleri dinlememeli, ondan kalan eşyaları ortadan kaldırmalı…
    Ayrılık sonrası gerçekten o ilişkiden ümidi kesen insan sayısı çok azdır. Bazen kişi ”Onu sevmiyorum ama yine de üzülüyorum” der. Çünkü onu değil onun verdiği değeri,ilgiyi seviyordur. Kendi değersizlik hissini o kişiyle üstünden atıyordur. Bu yüzden de o kişiye değil, onun verdiği hisse muhtaçtır. Eger o kişiyi degil verdiği degeri özlüyorsanız burada kendinize  sormanız gereken iki soru var; 1) Ben ne yapsam kendimi değerli hissederim? 2) Bu değersizlik duygusunu bana temelde kim verdi ve bu duygu esasta kime ait?
    Ayrılık sonrası kişiler duygularını özgürce ifade etmeliler. Kalıcı bir iyileştirici etki istiyorsanız anlatılmamış ya da tam boşalmamış duyguları ifade edeceksiniz, o duyguların boşalmasına izin vereceksiniz. Son olarak, her şey yapıldı üzerinden yıllar geçti ama kişi hala acı çektigini düşünüyor. Burada yapılacak şey; kişinin biraz daha derinine inmek yani çocukluk çağındaki yaşadıklarına ve o çağdaki muhattaplarına bakmak. Kişi çocukluk çağında yakın çevresiyle bir ayrılık yaşadı mı ya da böyle bir ayrılığa şahit oldu mu ? Bu kişiler bulunur ve birey kendini onlardan ayrıştırmayı başarırsa iyileşme süreci daha saglıklı bir şekilde işler. Son olarak, kişiler bu sıkıntılı süreçlerini bir uzman eşliğinde atlatmaya çalışırlarsa süreç daha hızlı ilerleyecektir.

    Psk. Dilara Tahincioglu

  • Uzak Diye Bir Yer Yok…

    Uzak Diye Bir Yer Yok…

    İnsan bazı sözcüklerin tam anlamını bazen yaşayarak bazen hissederek bazen ise görerek öğreniyor. Mesela özlem mesela ayrılık mesela uzaklık…Hepimizin hayatında bir özlem bir ayrılık bir uzaklık yaşanmıştır. Özlemi ele alalım önce. Özlem, bir şeyden uzak olmak ve ona kavuşma isteği. O anda orada, yanında olma isteği. Ayrılık? Kavuşmanın diyalektiği olabilir mi? Aslına bakacak olursak bu bir masayı ayakta tutan dört önemli ayak. Mutluluk ise dantelli masa örtüsü.

    Uzaktayken, ayrılık yaşarken özlemle tanışır insan. Özlem duygusunu tadar. Hani Orhan Veli’nin dediği gibi “Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, kelimerinse kifayetsiz olduğunu. Bu derde düşmeden önce” İnsan ayrılığı, özlemi, kavuşmayı bu denli bilmezdi uzağa gitmeden önce!

    Uzak! Uzak diye bir var mı gerçekten? Aynı şehirde, aynı ülkede aynı kıtada hatta aynı gezegende olduğumuz sürece uzak dediğin neresi? Sınırı var mı? Hepimiz tek bir gökyüzü altında toplanmadık mı? Uzak nedir öyleyse hiç gidilemeyen hiç varılamayan mı? Kilometreler, dağlar, denizler bizi sevdiklerimizden dostlarımızdan ayırabilir mi? “Sevdiğimiz biri ile olmak istiyorsak zaten orada değil miyizdir? ” diyor Richard Bach. Uzak diye bir yer yok elbette. Hele günümüzde hele şu Milenyum çağında. Elimizde cep telefonları, bilgisayarlar, tabletler, facebook, whatsapp, viber, v.b varken yıkarız dağları denizleri kilometreleri…Tabi ki burada aslolan yürek uzaklığı.. Yüreğinden hissedersen mesafe yoktur. Taa uzaklardan bir e-posta, bir küçük günaydın mesajı ya da bir telefon sesi içimizi ıstmaz mı?

    Yaşam bu. Her daim hareket halinde. Herakleitos’un da dediği gibi “Her şey akar!” Madem ki aynı nehir bir kere daha giremeyeceksek o halde özlem, ayrılık ve uzaklık da sona erecektir evrenin devinimiyle. Bir ayrılık bir uzaklık…Ve sen, ben ve biz kavuşacağız. Masa örneğimde olduğu gibi dört yanı dört ayrı ayak dört ayrı duygu: Ayrılık, uzaklık, özlem ve kavuşmak..

    “Bahaneyi bir kenara bırakmalı insanlar, çünkü mesafeler dokunmaya engeldir sevmeye değil” diyor Leo Buscaglia. Ne de güzel diyor. Uzak sevdirir. Uzak özletir. Uzak bağlatır. İnsan uzaklaştıkça özler. Toprak sudan uzaklaştıkça çatlamaz mı hasretten? İnsan uzaklaştıkça sever. Yok öyle gözden ırak olan gönülden de uzak olur deyimine sığınmak. Gönül inadına daha da koynuna giriyor geceleri uzakta olanların. Efsane aşkların sebebi değil midir uzaklık. Mesafeler sevgiyi yok etmez çoğaltır. Bazen aynı anda telefonlara sarılırsınız, bazen de mesajlar çekersiniz sevdiğinize. Bu özel anlara şaşırır işte düşüncenin gücü dersiniz. Bunun tek açıklaması; seviyorsunuzdur, seviliyorsunuzdur. Sevdikleriniz sizden kilometrelerce uzakta olsa da yalnız değilsinizdir. Sizi düşündüğünden emin olduğunuz dostlarınız, sevdiğiniz varsa asla güçsüz değilsiniz uzaklarda. Gönüle dokunmayı bildikten sonra, ister on adım ötede ol ister deniz ötesinde. Sevgi mesafe ile orantılı değildir, ne kadar içtenlik taşıdığı ile orantılıdır. Farklı şehirlerde, farklı ülkelerde de olsanız farklı farklı hayatlarda yaşasanız, bazen sıkıntılara çareler ararsınız, sevinçlere kutlamalar yaparsınız ayrı ayrı şehirlerde… Onun ne hissettiğini biliyorsunuzdur. Radyoda hasret dolu bir şarkı çalar siz şarkıyı değil dostunuzu dinlersiniz. Keşke sende gelebilseydin ile başlayan buluşmalar anlatılır saatlerce sonra biraz hayıflanılır beraberce. Bir anda fark edersiniz ki oradadır. Zaten hep yanı başınızda. Onun şehrine ait kültürel faaliyetleri araştırırsınız internet sayfalarında. Birlikte programlar yaparsınız gerçekleşmeyeceğini bilseniz de hayal kurmakta parayla değil ya kardeşim deyip gülüşürsünüz telefonda…

    Bazen özleminiz öyle sarar ki bedeninizi ona dokunmak, yüzüne doya doya bakmak istersiniz. İlk uçakla ya da ilk otobüsle ansızın çıkmak istersiniz karşısına.. İşte uzaklarda dostluk böyle bir şeydir. Onun kalbiyle hissetmeyi öğrenirsiniz, anılara gider, tekrarlarla yaşarsınız ayrı şehirlerin inadına… Çünkü dostluğun kilometre tanımadığını en iyi siz bilirsiniz. Vedalar canınızı sıkmasın. Yeni bir buluşma için, Merhaba demek için bir Hoşça kal gereklidir. HOŞÇAKAL!…