Etiket: Ayak

  • Ameliyat

    Bel Fıtığı ameliyat edilmediğinde!
    Bel fıtığı ameliyatlık ise hasta ameliyattan korkarsa veya etrafından insanların söylemlerinden ameliyat olmazsa ne gibi sonuçlarla
    karşılaşabilir? Bel fıtığı hastalarının tarafımıza başvuru şekilleri farklı farklıdır.
    1. Hasta çok ızdıraplı haldedir. Hareket etmekte basmakta zorlanır. Yürüyemez. Bacağının cansızlaştığı hisseder. İdrara sık sık
    gider. Muayeneye bile izin vermez. Şikayetlerin başlangıç süresi kısadır.Bu hastanın omuriliğinde ve bacağa giden sinirinde bası söz
    konusudur. Bu bası bu tür hastada mutlak giderilmelidir. Giderilmediği takdirde ayağında düşük ayak gelişme riski, cinsel fonksiyonlarda
    kayıp, idrar tutamama gelişebilir. Bu hasta riske atılamaz.
    2.Hasta yıllardır olan bel rahatsızlığından şikayet etmektedir. Bacaklarına veya bir bacağına vuran ağrısı mevcuttur. Doktora
    başvurmuştur. Bel fıtığı olduğu söylenmiş ameliyat olması gerektiği dile getirilmiştir. Hasta ameliyat olmamıştır Şikayetleri artmış ve
    başvurmuştur. Hastada yapılan muyenede kuvvet kaybı vardır.Tekrar ameliyatlık fıtık olduğu tespit edildi. Bu hastanın unutmaması
    gereken şey iyileşme ve hastalık dönemleri arasındaki sürenin giderek kısalacağı ve hastalıklı olduğu dönem süresinin giderek
    artacağıdır. Bu hastalar giderek ilerleyen kuvvet kaybına uğrayacaklardır.Yürüme esnasında ayaklarını boşluğa atıyormuş hissi, yol
    yürüme mesafesinde daralma, cinsel fonksiyonlarda giderek azalma duyacaklardır. Bu hastalar Beyin ve Sinir Cerrahisinde en sık
    görülen hasta grubudur. Fakat bu hastaların bilmesi gereken şey; tanının konması ile cerrahinin yapılması arasındaki süre ne kadar fazla
    olursa yapılan cerrahiden fayda alma oranıda okadar az olacaktır. Çünkü; bel fıtığı sinirde ve omurilikte yapması gereken zedelenmeyi
    yapmış ve hastanın diğer omurgaları ve bağları üzerinde etkisini gerçekleştirmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Duyarsınız bel fıtığı
    ameliyatı oldum ama uyuşukluğum geçmedi, bel fıtığı ameliyatı oldum ama ayağımı hareket ettiremiyorum gibi. Bu durumun nedeni
    aslında hastanın kendisidir. Bu durum veya durumları yapılan ameliyata bağlaması son derece yanlıştır.
    3.Hasta yıllardır bel hastasıdır. Kısa süre önce düşük ayak veya ayaklar gelişmiştir. İdrarını tutamıyordur. Bu hasta için bel cerahisinin
    başarı şansı %30 dur. Düşük ayak veya ayaklar gelişme ve doktora başvurma süresi arasındaki süre ne kadar uzun olursa ameliyattan
    fayda alma şansı o kadar düşüktür. Ameliyatın amacı artık hastaya şans vermek olmuştur.Bu süre 3 gün ve altında olsa dahi başarı
    şansı %30 dur.

    Bel Fıtığı ameliyatında riskler
    Halk arasında yaygın bir kanı vardır. Bel fıtığından ameliyat olan bir daha düzelmez? Bel fıtığı ameliyatı kesin çözüm değildir. Bel Fıtığı
    ameliyatı sonrası felç olunabilir. gibi kanılardır.
    Bel Fıtığının oluşma sebebi kişilerin kendilerine özen göstermemeleridir. Evrende tekrarlamayan hiç hastalık yoktur. Tedavi edilen ve
    tekrarlamayan hiç bir hastalık söz konusu değildir. Bir hastalıktan korunmanın en baş yöntemi o hastalıktan korunmak için gerekenlerin
    yapılmasıdır.
    Bel fıtığı ameliyatı olan bir kişinin kendisine özen göstermesi ve yaşam şeklini değiştirmesi esastır. Bel Fıtığı cerrahisinin yapılma amacı
    cerrahiyle düzeltilebilecek sorunun varlığında söz konusudur. Yani bel fıtığı ameliyatı hadi ben ameliyat oluyim bari değildir. Bütün
    belfıtıklarının ancak %1-5 i cerrahiye adaydır.
    Bel fıtığı cerrahisinde bir terazi söz konusudur. Bu terazi dengesi kazanç lehine olmalıdır. Kazanç ise sinirin baskıdan kurtarılarak bir
    kısmının veya tamamının ölmesine engel olarak hastanın sosyal hayat içinde hareket kabiliyetinin kazanılmasıdır.
    Bel fıtığı ameliyatı olan bir kişiyi %86-91 tam sağlık beklemektedir. %8-10 arasında tüm fıtıklar belirli bir zaman sürecinde tekrarlama
    gösterebilir.
    Bel Fıtığı ameliyatında riskler şunlardır;
    1. Fıtığın alınamaması veya yetersiz alınması(%3-5)
    2. Fıtığı Boşaltılan bölgesinde iltihap: diskitis(%1)
    3. Omurilik zarının zedelenmesi(%1-3)
    4. Bacağa giden sinirin zedelenmeleri(%1)
    5.Omurga çevresinde apse gelişmesi(%1)
    6.Yara yeri enfeksiyonları veya akıntıları(%1)
    7.Fıtık boşaltılan alan çevresinde yapışıkıkların gelişmesi(%5-10)
    8.Kanamaya veya anesteziye bağlı ölüm(10.000 de 1-5 arasındadır.)

  • Sinir sıkışması hastası olabilirsiniz!

    Sinir sıkışması hastası olabilirsiniz!

    Normal koşullarda duyu ve hareket özelliğinin bir arada uyum içinde çalışması sayesinde kolların, bacakların, el ve ayakların tüm hareketleri kusursuz biçimde gerçekleşir ve herhangi bir yakınmaya yol açmaz; ancak bazı hallerde el ve ayak kaslarına giden sinirler ince kanallardan geçerken basıya uğrar ve sinir sıkışması meydana gelebilir.

    Sinir sıkışmaları içinde en sık görüleni “Karpal Tünel Sendromu” olarak bilinir ve el bileğiyle birlikte el parmaklarını etkiler.

    Elin ilk dört parmağına giden median sinirin el bileği hizasında sıkışmasıyla ortaya çıkan bu rahatsızlık, meslek gereği ellerini çok kullananlarda (bilgisayar kullananlar, masa başı çalışanlar) ve ev hanımlarında sık görülür.

    Ayrıca Şeker ve Tiroid hastalarında da sinir sıkışması sıklıkla görülebilir.

    Dirsekte sinir sıkışması (Kubital tünnel sendromu) ise daha çok masa başında çalışan kişileri hedef alıyor, masaya dayanan bölgenin bası altında kalmasıyla sinir sıkışmaları yaşanıyor.

    Sinir Sıkışması Belirtileri Nelerdir ?

    En önemli belirtisi gece uykudan uyandıran el uyuşmalarıdır. Bazen ağrı da olabilir ama uyuşmalar genelikle ön plandadır; hastalar ellerini silkeleyince rahatladıklarını belirtir. Gün içinde bu yakınmalar tekrarlar ve zamanla el parmaklarının kuvveti azalır, elde tutulan eşyalar düşmeye başlar.

    Özellikle sivri burunlu, yüksek topuklu ayakkabı giyenlerde ve ağır işlerde çalışanlarda ayak bileğinde ve ayak parmaklarında benzer bir durum gelişir ve “Tarsal Tünel Sendromu” olarak adlandırılır. Benzer yakınmalar ayak bileği ve ayak parmaklarında ortaya çıkar.

    Her iki sinir sıkışması rahatsızlığında öncelikle kesin tanının konması gerekir. İlk muayenenin ardından EMG adı verilen hassas bir sistemle sinir iletilerinin ölçülmesi gerekir. Bu inceleme sonucunda çok ilerlemiş olmayan ve henüz kuvvet kaybı gelişmemiş olgularda tıbbi tedavilerle birlikte fizik tedavi yöntemlerine başvurulur. Elin istirahatini sağlayan uygun bir atel verilir ve bazı durumlarda enjeksiyon tedavisi uygulanabilir. Sinirin sıkıştığı bölgede rahatlaması ve iyileşmesinin hızlanması için fizik tedaviden yararlanılır.

    İlerlemiş ve ağır olgularda ise cerrahi yöntemlere başvurulur. El veya ayak bileğine yapılan ameliyatla sinirin geçişi rahatlatılır. Ameliyat lokal uyuşturma ile yapılabileceği gibi genel anestezi altında da yapılabilir. Ameliyat Mikrocerrahi yöntemlerle yapıldığından sinirlere herhangi bir hasar meydana gelmez.

    Ameliyattan sonra evde rehabilitasyon programı uygulanarak eklem sertliklerinin giderilmesine ve kasların güçlendirilmesine çalışılır. Daha sonra aynı rahatsızlığın tekrarlamaması için mesleki faktörlerin düzeltilmesine çalışılır, el ve ayağın kullanımıyla ilgili hataların düzeltilmesine yönelik eğitim ve egzersizler yaptırılır.

  • Yürüme bozuklukluğu ve yürüme bozuklukları

    Yürüme, omurganın dik hale gelerek gövdeyi taşıması ve her iki ayak üzerinde dengede hareket etmesi nedeniyle önemlidir. Yürümede gövde ağırlığının her iki ayağa eşit ve dengeli iletilmesi gerekir. Aksi halde ayak tabanlarından başlayan ve omurgayı da etkileyen sağlık sorunları oluşur.

    Doğru ayakkabı giyme ve yürümenin tüm safhalarının doğru öğrenilmesi sağlıklı bir hareket sistemi için ön koşuldur. Ayak tabanındaki kavislerde çökme ayak bileği eklemlerinde bozulmaya ve kalçada yük dağılımında dengesizliklere yol açar.

    Ayak bileği eklemleri, diz, kalça eklemleri ve omurga ağrıları genellikle birbiri ile bağlantılıdır. Omurga sağlığı için doğru şekilde yürüme önemlidir.

  • Dizin dış kısmında sinir sıkışması (peroneal sinir tuzaklanması)

    Dizin dış kısmında sinir sıkışması (peroneal sinir tuzaklanması)

    Peroneal Sinir Sıkışması

    Dizin dış yanındaki bölgede sinirin bası altında ezilmesiyle oluşur. Bacakta duyu azalması veya hissin tamamen kaybolma durumu söz konusudur. Düşük ayak denilen bu durum hastalığın ciddiyetini de ortaya koyar.

    Düşük Ayak Belirtileri

    Topuğun yere basması olmaz, ayağın önüyle yere basmaya çalışılır. Tam basmada denge sağlanamaz, ayak yere takılır. Ayak boşluğa düşermiş gibi olur. Yürümede bozukluk, ayakta şekil bozukluğu olabilir.

    Dizin Dış Kısmında Sinir Sıkışması Tedavisi

    Sinir sıkışmasının seviyesine göre tedavi yöntemi belirlenir. Kendiliğinde düzelme olma ihtimali vardır. İlerlemiş sıkışmalarda ameliyat gerekebilir. Dizin dış kısmında oluşan sıkışıklık ve bası yapan dokular gevşetilir.

  • Düşük ayak

    Düşük ayak

    Kişinin değişik nedenlere bağlı olarak ayağını yürümenin değişik fazlarında kontrol edememesi (özellikle de ayağın bilekten yukarıya doğru kaldırılmasını kontrol etme yeteneğinin kaybolması) düşük ayak olarak adlandırılan klinik tablodur. Düşük ayağı olan kişi yürürken ayak parmaklarını yerden kaldıramadığından parmaklarını yerde sürüyerek yürür (Stepaj yürüyüşü), normal yürümesi bozulur ve yürümesi kontrolsüz olur. Ayağının bir yerlere takılmasından, ayağını sürümekten ve hızlı yürüyememekten şikayetçi olabildiği gibi ayrıca yokuş çıkmak, inmek ve merdiven çıkıp inmek zorludur. Topuklu ayakkabılar veya terliklerle yürüyemezler.

    Normal ayak, kas ve sinirlerin doğru çalışması ile bilekten yukarı doğru çekilmiş durumda olup duruş için hazırlanmak üzere orta hatta durmaktadır. Ayağın bu hareketini sağlayan sistemlerimiz ise sinir ve kaslarımızdır. İstemli olarak normal hareketlerimizi yapmamızı sağlayan, merkezi sinir sistemi olarak adlandırılan beyin ve omurilik yapısı olup bu sistemden alınan komutları ise omurilikten ayrılan sinirler, sağlıklı kaslar ve eklemlerle normal harekete çevirir. Düşük ayakta bu yapılardan herhangi birisinde bir problem oluştuğu için sağlıklı ve normal yürüme bozulur, ayak bu sırada bilekten aşağı doğru sarkık durur ve kişi istese de onu yukarı doğru çekemez.

    Düşük ayak, HASTALIK DEĞİL, BULGUDUR. Bunun içinde öncelikle mutlaka nedeninin ortaya konulması ve bu nedene yönelik tedavi belirlenmelidir. Düşük ayak bel fıtığının en önemli sonucu olabileceği gibi ‘’SESSİZ DÜŞÜK AYAK’’ nedenleri de ayrıca irdelenmelidir.

    Bel fıtığına, bel kaymasına, belde dar kanala ve periferik sinir travmalarına ( kalçadan enjeksiyon yapılırken sinir hasarı olması gibi ) bağlı olarak oluşan düşük ayak klinik tablolarında ağrı eşlik ettiği için ‘’Ağrılı düşük ayak’’ denilmektedir.

    Multipl skleroz, omurilik travmaları, siyatik siniri etkileyen beyin kanserleri, toplardamar hastalığı, şeker hastalığı, namazda uzun süre dizin üzerine oturarak bası uygulamak ve arka cebe cüzdan koyarak hareketsiz uzun süre aynı pozisyonda kalmak da ağrının eşlik etmediği ‘’Sessiz düşük ayak’’ adını verdiğimiz klinik tablodan sorumludur.

    İster ağrılı isterse ağrının eşlik etmediği düşük ayak olsun her türlü düşük ayak klinik tablosunda zamanla ayakta bazı şekil ve görüntü bozulmaları olur. Ayağın kavsi yükselir ve ayak sadece topuktan yere temas eder duruma gelir. Ayağın çeşitli yerlerinde değişen basılara bağlı yara veya nasırlar oluşarak zamanla ayak eklemlerinde kireçlenme, parmaklarda şekil bozuklukları meydana gelir. Zamanla tedavi edilmediğinde ayak bilek bölgesinde sürekli burkulmalara bağlı şişlikler ve hareketle ortaya çıkan ağrılar oluşabilir. Gerekli tedbirler alınmazsa düşük ayağa bağlı olarak düşük ayak olan tarafta bacak kaslarında belirgin atrofi olmaya başlar.
    Ayaktaki bu problemler diz ve kalçanın hareketlerini de olumsuz etkiler. Diz ekleminin zamanla geriye doğru aşırı derecede esnemesine bağlı sorunlar ve ağrılar oluşabilir. Kalça, sırt ve bel ağrları oluşabilir.
    Bu durum tedavi edilmezse ilerde gelişecek mekanik kaynaklı bu sorunları tedavi etmek de oldukça zor olacaktır.

    Düşük ayak, omurga kaynaklı patolojilere bağlı sinir yaralanması nedeniyle ortaya çıkmışsa, bası bölgesindeki neden cerrahi olarak ortadan kaldırılmalıdır.

    Hastalığın tedavisinde en sık ayak bileği ortezleri veya desteklerinin (AFO) kullanılmaktadır. AFO, genellikle plastik veya daha hafif malzemelerden yapılan ayak ve alt bacak kısmına giyilen ortez olup ayak bileğini 90 derecelik açıda destekler ve ayağın yere takılmasını engelleyerek yürümeye yardımcı olur. Yumuşak ayakkabılar, sandaletler veya arkası açık ayakkabılar ile AFO giyilemez. Ayrıca özellikle şeker hastası olanların namaz kılarken veya yerde otururken uzun süreli dizlerinin üzerine bası uygulamamaları gerektiğini yakın çevremizdekilere anlatmalıyız.

  • Bel fıtığı nedir? Nedenleri ve türleri nelerdir?

    Bel fıtığı nedir? Nedenleri ve türleri nelerdir?

    – Bel fıtığı bel ağrılarının en sık nedenlerinden biridir. Halk arasında bel kayması, disk kayması, omurilik sıkışması gibi isimlerle de duyabilirsiniz.
    – Bel fıtığı, omurgalar arasındaki kıkırdağın aşırı zorlama nedeniyle yerinden kayarak omurilik kanalı içine doğru girmesi, bacaklara gelen sinirlere ve omuriliğe baskı yapması sonucu oluşan bir hastalıktır. Hangi omurga kemikleri arasında oluşmuşsa o bölgenin adıyla anılır.
    – En sık L4-5 ve bunun bir altında bulunan L5-S1 mesafeleri arasında bel fıtığı oluşur.
    – Alttaki 4 bel omurundan çıkan sinir köklerinin bazı dalları birleşerek siyatik siniri oluşturur. Siyatik sinir kısa bir mesafe leğen kemiğinin arka duvarı boyunca karında seyrettikten sonra kalçanın ortasından dışarı çıkar ve bacağın arkasında orta hattı boyunca aşağı doğru iner. Bu nedenle bel omurlarındaki bir takım hastalıklarda ( bel fıtığı, bazı tümörler gibi) ağrı kalça içinden bacağa doğru hissedilir.

    BEL FITIĞI NEDENLERİ

     Genetik faktörler: Son yıllarda bel fıtığı hastalarında muhtemel bir genetik bozukluk olabileceği fikri üzerinde ciddi şekilde durulmakta ve yapılan araştırmalarda buna ait bazı ipuçları elde edilmektedir.
     Ailevi eğilim: Bu konuda net veriler olmamakla birlikte disk hastalıklarında ailevi bir eğilim genellikle saptanabilir.
     Yaş: Diskler yüksek oranda su içerir. İnsanlar yaşlandıkça su içeriği azalır ve disk daha sert bir hal alır ve yüksekliği azalır. Daha sert diskler fıtıklaşmaya daha eğilimli olur.
     Aşırı ağırlık: diskin ortasındaki jöle kıvamlı çekirdeği sıkıştırarak halkayı kırarak dışarı çıkmaya zorlar.
     Kötü duruş-oturuş pozisyonu
     Hatalı yük kaldırma

    BEL FITIĞI TÜRLERİ
    Bel fıtığı pratik olarak 3 şekilde görülür. Bu ayırım tedavide önemlidir.

    1. Başlangıç halindeki bel fıtığı
    2. Orta safhada bel fıtığı
    3. İlerlemiş safhadaki bel fıtığı

    1. Başlangıç Halindeki Bel Fıtığı: Kıkırdak henüz etrafındaki kapsülü yırtmamıştır. Dolayısıyla bir balon gibi sinire baskı yapar. Hastada sadece bacak ve bel ağrısı vardır. Hasta bu dönemde ilaç, , istirahat veya egzersizlerden fayda görür. Bu dönemdeki tedavi uygun yapılmaz ise, fıtık ilerleyebilir.

    2. Orta Safhada Bel Fıtığı: Omurgalar arasındaki kıkırdak etrafındaki kapsülü daha da iterek omurilik kanalına taşmıştır. Bu taşan parça bacaklara gelen sinirin altına girerek sinir üzerinde baskı yapar ve ağrıya neden olur. Bu safhada tedavi ve önlemler daha önemlidir.

    3. İlerlemiş Safhadaki Bel Fıtığı: Omurgalar arasındaki kıkırdak etrafındaki kapsülü yırtarak omurilik kanalına çıkmıştır. Yerinden çıkan bu parça bacaklara gelen sinirin altına girerek sinir üzerinde baskı yapar ve şiddetli ağrıya neden olur. Bu safhada omurilik kanalına çıkan kıkırdak parçasını ilaç veya manuel tedavi ile ortadan kaldırmamız genellikle mümkün değildir. Özellikle ayakta kuvvet kaybı da varsa hastalarımıza vakit kaybetmeden mikrocerrahi ile ameliyat öneriyoruz.

    DİSK PROBLEMLERİ

    BEL FITIĞI BELİRTİLERİ

    Her beş kişiden 4’ü hayatının bir döneminde bel ağrısı çekmektedir. Yalnız ağrı bel fıtığı demek için yeterli değildir.
    – Ağrı: Hastalar belinden kalçasına ve bacağına doğru yayılan ağrıdan şikayet ederler. Bu ağrı ayak topuğuna ve parmaklara kadar uzanabilir. Özellikle bel fıtığında ağrı şikayeti öksürmekle veya ıkınmakla artar. Bu bel fıtığı teşhisi için önemli bir bulgudur.Bazı hastalar bacağının arka kısmından bir iple çekildiğini söylerler. Hastanın beli bir tarafa doğru eğilebilir.
    – Kuvvet kaybı: Bazı vakalarda ayak bileğinde kuvvet kaybı gelişmeye başlar. Hastaya ayak parmaklarının ve topuklarının üzerinde yürümesi söylendiğinde parmaklarının veya topuğunun üzerine kalkamaz. Bu bölgelere gelen sinirlerin baskı altında kalması nedeniyle ayak bileğinde kuvvet kaybı oluşmuştur. Tedavi edilmezse ayak bileğinde felç meydana gelebilir. Hastalar yol yürüdüklerinde önlerine çıkan küçük bir engelde ayak bileklerinin döndüğünden şikayet ederler.
    – His kaybı: Hastanın ağrı duyduğu bacağının ayak üstünde ve parmaklarında his kusuru (uyuşukluk) mevcuttur.
    – İdrar veya büyük abdest tutamama: Nadiren de olsa çok ilerlemiş vakalarda idrar ve büyük abdestini yapmakta zorluklar veya tutamama oluşabilir.
    – Cinsel fonksiyon kaybı: Yine çok ilerlemiş vakalar da cinsel fonksiyonlar olumsuz yönde etkilenir. Özellikle erkeklerde penis sertleşmesinde sorunlar meydana gelebilir.

    BEL FITIĞINDA TANI

    – Hikaye: Tıbbi hikaye tanıda en önemli ipuçlarını sağlar. Genellikle, az veya çok bel ağrısını takiben bacağa vuran ağrı hikayesi vardır. Genellikle ağır kaldırma gibi bir olay sonrası ilk bulgular hissedilirse de, uzun süren sabahları kalktığında bel ağrısı ve sertliği ardından belirgin bir zorlama olmaksızın ani başlayan vakalar da az değildir.
    – Fizik muayene: Genellikle tanıyı sağlar. Muayene ile hangi sinir kökünün sıkıştığı, bu sıkışmanın ciddiyeti rahatlıkla saptanabilir. Tedavi yönteminin seçiminde muayene bulguları esastır.
    – Radyolojik inceleme: Basit bir radyolojik inceleme ile omurga mekaniğini etkileyen, bel ağrısı ile karakterize doğumsal omurga hastalıkları (% 5-10 a varan oranlarda görülebilir), kireçlenmeler, omurga kaymaları, bazı tümörler tanınabilir.

    MR ve EMG gibi tetkikler tedaviye yanıt vermeyen, sık nüks eden, muayene bulguları ile cerrahi karar verilen vakalarda ayırıcı tanı ve operasyon stratejisi açısından gerekebilir.

  • Bel sağlığı  için dikkat gereken hususlar

    Bel sağlığı için dikkat gereken hususlar

    Bel sağlığı için tavsiyeler

    Bel sağlığı için tavsiyeler
    Bel fıtığı veya başka sebebe bağlı bel rahatsızlığı bulunan herkesin günlük yaşamda dikkat etmesi gerekenler.

    Bel sağlığını korumak için, çok ağır yükleri kaldırmayı denemeyin, kaldırılacaksa da mutlaka dizleri kırarak yani çömelerek yerden alın. Belden eğilerek kaldırmamaya özen gösterin. Hiçbir şeyi uzanarak almayın. Mesela telefon çaldığında veya raftan kitap alırken uzanmayın. Daima cisimlere yaklaşarak, arada mesafe bırakmaksızın alın.
    1- Herhangi bir ağırlığı taşımanız gerekirse yükü vücudunuza simetrik olarak paylaştırdıktan sonra taşıyın.
    2- Cisimleri bir yerden başka bir yere taşırken belinizin eğik değil de dik pozisyonda olmasına dikkat edin.
    3- Ağır bir yükü kaldırmayı denemeyiniz. Kaldırmak zorundaysanız başkalarından yardım isteyin.
    4- Hafif dahi olsa yerden bir cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın. Belden eğilmeyin. Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırın.
    5- Bir eşyayı alırken ona doğru uzanmayın, yanına iyice yaklaşınız ve öyle alın. Bir cismi yerden alırken de önce onu bedeninize doğru yaklaştırıp sonra yükseltin.
    6- Bir eşyayı taşırken de onu gövdenize yakın tutun. Taşınacak eşya vücudunuza ne kadar yakın olursa omurganıza binen yük o kadar azalacaktır.
    7- İki kişi iseniz ve bir eşyayı iki ucundan tutarak taşımanız gerekiyorsa, birbirinize haber vermeksizin eşyanın bir ucunu asla bırakmayın.
    8- Bir cismi kaldırmadan önce onun ne derecede ağır olduğunu tahmin etmeye çalışın, ondan sonra yaklaşın. Kaldırma işlemine geçmeden önce cismi hafifçe yoklayarak bir kez de test edin ve ağırlığı hakkında tam bir fikir edindikten sonra kaldırın.
    9- Cisimleri bedeninizle değil de önce beyninizle kaldırdığınızı unutmayın. Bunun için ağır bir yükü mutlaka kaldırmanız gerekiyorsa, haltercilerin yaptığı gibi çok iyi konsantre olun. Kaldırırken yavaş ve temkinli hareket edin, ani hareketlerden kaçının. Adalelerinize ani yük bindirmeyin. Kaldırma esnasında karın kaslarınızı kasarak bütün kas gruplarınızı aynı anda çalıştırın. Karın ve sırt adalelerinizin kasılması omurganızı destekler.
    10- Ağır bir yükü belinizden daha yükseğe kaldırmayın. Hele bu yükü başınızdan yukarı kaldırmayı denemeniz tam bir felaket olabilir.
    11- Ayakta iken belinizi sağa veya sola doğru rotasyon yaptırıp eğilerek yerden bir şey almayın.
    12- Yük elinizde iken dönmeniz gerekiyorsa belinizle değil, ayaklarınızın yerini değiştirerek dönün.
    13- Beliniz geriye doğru eğilmiş vaziyetteyken sırtınıza ağırlık yüklemeyin. Mutlaka yüklemeniz gerekiyorsa dizleriniz biraz kırılmalı ve vücudunuz öne doğru hafif eğik olmalı.
    14- Ağır bir cismi bir yerden bir yere çekerek veya iterek tek başınıza götürmeyin.
    15- Bir cismi taşırken ayaklarınızın yere sağlam basması gerekir. Her iki ayağınız arasındaki mesafe de yaklaşık omuz genişliğinde olmalı ve ayak uçlarınız dışa bakmalı.
    16- Sandalye veya koltukta otururken dik bir pozisyonda olmaya gayret edin ve bunu alışkanlık haline getirin. Bu esnada diz eklemlerinizin kalça eklemlerinden daha yüksekte bulunmasında, ayak tabanlarının yere temas ederken düz konumda olmasında ve yere rahatça basmasında yarar vardır. Otururken zaman zaman pozisyon değiştirmeniz de iyi olur.
    17- Yumuşak, alçak ve derin koltuklarda oturmayın. Stabil olmayan bozuk koltukların ve yumuşak iskemlelerin belinizi tehdit ettiğini unutmayın. Kol konacak sandalye ve koltukları tercih edin.
    18- Sandalyede otururken ayaklarınızın altına bir basamak çekerseniz daha rahat edersiniz.
    19- Abdest alırken, dişlerinizi fırçalarken ya da elinizi, yüzünüzü yıkarken lavaboya doğru eğilmeyin; belinizi olabildiğince dik tutmaya gayret edin. Bu yüzden evinizdeki lavaboların mümkünse biraz daha yüksekçe yapılmasını sağlayın.
    20- Her gün ez az 15 dakika yürüyün. Yürüme mesafesini giderek artırın.

  • Diyabetik ayak nöropatik ağrı ve yarasının tedavisinde girişimsel blokların yeri

    Olgu: 60 yaşında erkek hasta. Hastamızın ayaklarında yanma, karıncalanma, kramp girme şikayetleri ile bize başvurdu. VAS8-9’du. Bu hastamızın sağ ayak baş parmağının ampütasyona bağlı iyileşmeyen diyabetik yarasıda vardı. Bunun için hastamıza pregabalin 150mg/gün başlandı. Bu hastamızın şikayetleri azalmıştı. VAS6-7’ye geriledi. Bu ilacın etkisinin azalması ile tekrar şikayetleri artıyor ve VAS8-9’a tekrar yükseliyor. Burada pregabalin dozu 300mg/gün ‘e çıkarıldı ve girişimsel bloklar planlandı. İlk önce hastamıza kaudal epidural blok yapıldı. 15 gün sonra kontrolde VAS6-7’idi. Bu arada hastamızın sağ ayak baş parmak ampütasyonunda iyileşmeyen yaranın iyileşmeye başladığı görüldü. Bunun üzerine hastamıza tekrar kaudal epidural blok yerine ek olarak sağ popliteal blok da uygulandı. 15 gün sonra kontrolde VAS’ın 3-4’ e gerilediği ve yara iyileşmesinin arttığı görüldü. Tekrar hastamıza kaudal epidural blok + sağ popliteal blok uygulandı. 15 gün sonra kontrole geldiğinde VAS0-1’di. Bu arada ayak yaralanmasının iyileşmesinin devam ettiği görüldü. Bunun üzerine hastamıza medikal tedavi ayarlanarak birer ay arayla kontrole çağrıldı.

    Bu kontrollere geldiğinde şikayetlerinin olmadığı ve VAS’ın 0-1 olduğu görüldü. Bu kontrollerde sağ ayak yarasının iyileşmeye devam ettiği görüldü.

    Sonuç: Burada diyabetik nöropatik ağrıda medikal tedavi yanında girişimsel blokların yerinin olduğu görüldü. Yine bu girişimsel blokların iyileşmeyen diyabetik ayak yaralarının iyileşmesinin hızlandırıldığı görüldü. Bu nedenle girişimsel blokların iyileşmeyen diyabetik ayak yarasında ve diyabetik nörapatik ağrıda kullanılabileceği görüşündeyiz.

  • Topuk dikeni tedavisinde yenileyici enjeksiyon

    Topuk dikeni, kişide fiziksel aktivitelerde kısıtlılık, eklemlerde kireçlenme ve istenmeyen kiloya neden oluyor. Bunun yanı sıra, eklemleri ve omurgayı etkilemeye başlayan topuk dikeni, diz ekleminde menisküs yırtığına, diz ve kalça eklemlerinde kireçlenmeye, omurgada postür bozukluğuna bağlı kronik ağrıya, omurga eğriliğine ve bel fıtığına yol açabiliyor.

    Topuk ağrısı düztabanlarda, yüksek kavisli ayaklarda, kilo problemi olanlarda, topuklu ayakkabı ya da babet tarzı düz ayakkabı kullananlarda, diyabetiklerde, çeşitli romatizmal hastalıklarda ortaya çıkabilmektedir. Topuk Dikeni hastalığı, topuğunda ağrı şikâyeti olan hastalarda çekilen röntgende topuk kemiğinde bir çıkıntı oluştuğunun görülmesiyle adı konan bir rahatsızlıktır. Ancak topukta görülen bu çıkıntının ağrının oluşmasında bir önemi yoktur. Hatta topuk ağrısı çeken hastada röntgende topuk dikeni görülmeyebilir veya topuk dikeni olan bir kişi hiç topuk ağrısı duymayabilir. Ağrının sebebi ”Plantar Fasiit”tir. Yani ayak tabanını ve ayak kavsini destekleyen bağ dokusunun rahatsızlığıdır. Hastalar tipik olarak sabah yataktan kalktıktan sonra ilk birkaç adımda topuk ağrısı ile karşılaşırlar ve bu ağrı yürüme ile kendiliğinden azalır. Bir yerde uzun süre oturduktan sonra ilk kalkmada oluşan ağrı ve gün sonu ağrıları çok tipiktir ve tanı koydurucudur. Hastalar çok uzun süre yürüdüklerinde veya ayakta kaldıklarında topuk ağrısından şikâyet ederler. İlerleyen zamanla ayakta şişme, çeşitli kemik deformiteleri, ayak bileğinde ağrı gibi sorunlar tabloya eklenir. Eğer topuk dikeni rahatsızlığı tedavi edilmezse, kronik bir duruma dönüşebilir ve kişinin yürüyüş şeklini değiştireceği için zamanla ayak, diz, kalça ve omurga problemlerine yol açabilir.

    Nasıl Tedavi Ediliyor?

    Topuk dikeni hastalarında uygulanan tedavilerin başında aşil germe egzersizleri gelir. Kişiye özel hazırlanan tabanlıklar kullanılarak basma esnasında hissedilen ağrılar azaltılmaya çalışılır ve ağrı kesici ilaçların yanı sıra buz uygulaması önerilir. Uygulamaların altı hafta gibi bir sürede fayda sağlamaması durumunda ise fizik tedaviye başlanır.

    En Etkili Tedavi Yenileyici Enjeksiyon Yöntemi

    Kortizon enjeksiyonu zaten zayıf ve gergin olan bağ dokusunun kemiğe tutunmaya çalışan kısmını daha da zayıflatır ve taban çökmesine zemin hazırlar. PRP enjeksiyonu ise tedavi konusunda daha isabetli bir tercih olmakla birlikte genellikle yetersizdir. Topuk Dikeninde en etkili tedavi Rejeneratif (yenileyici) enjeksiyon yöntemidir. Ayak tabanını oluşturan ve ayak kubbesini destekleyen plantar fasyanın güçlendirilmesi tedavinin ana hedefidir. Seanslar halinde uygulanan proliferan solüsyonlar o bölgede vücudun savunma mekanizmasını harekete geçirerek bir tamir süreci başlatır. 3 haftada bir uygulanan seanslarla birlikte hastaya evde uygulamak üzere egzersiz programı verilmelidir. Ortalama 4-6 seans enjeksiyon tedavisi ile vücudun ağırlığını taşımakta zorlanan zayıf plantar fasya doğal yoldan güçlendirilerek kalıcı bir iyileşme ve ağrı kontrolü sağlanır. Plantar fasya güçlendirildiği için sonuçlar kalıcıdır. Ağrı genellikle nüksetmez. Böylece uzun vadede oluşabilecek, diz ve bel rahatsızlıklarının önüne geçilmiş olur.

    Topuk dikenini önlemek için:

    İstirahat çok önemlidir (Gerekli durumlar dışında ayakta kalmamak – uzun mesafe yol yürümemek gerekir ),

    Düzenli olarak egzersiz yapılmalıdır,

    Kaliteli, sağlıklı, tabanı yumuşak ortopedik ayakkabı kullanmalıdır,

    Fazla kilo varsa zayıflamak topuklarınıza binecek yükün azalmasına yardımcı olacaktır.

  • Ayak ve ayak bileğindeki ağrılarda proloterapi uygulaması

    Ligament, tendon ve eklem gibi bağ dokusu elemanlarının hasarlandığı durumlarda proliferan solüsyon enjeksiyonu ile yara iyileşme mekanizmalarının uyarılması, bu yolla dokuların tamir edilmesi ve yeniden şekillendirilmesi işlemi proloterapi olarak adlandırılır.

    Proloterapi doğal yoldan iyileşmeyi sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı durumlara yol açan doku hasarlanmaları proloterapi sayesinde kalıcı olarak tedavi edilebilirler.

    Travma sonrası oluşan tendon ve ligament sorunlarının iyileşmesinin yeterli olmayıp kronik ağrıya neden olan durumlar proloterapinin en başarılı olduğu vakalardır.

    Proloterapide amaç bu hasarlı eklem, tendon ve ligamentlerin proliferan solüsyonlarla uyarılarak yenilenmesini ve yeniden şekillenmesini sağlamaktır, böylelikle ayak ve ayak bileği bölgesinde dejenerasyon sebebi ortadan kalkacağından ağrı da geçecektir.

    Günümüzde ayak ve ayak bileğinde ağrıya yol açan nedenlerin çoğunluğu bu bölgede yer alan eklem, tendon ve ligamentlerin hasarlanmasındandır. Hasar meydana gedikten sonra tedavi edilmezse kronik enflamasyon oluşur. 4-6 hafta sonra artık dejenerasyona bağlı kronik ağrı oluşumu başlar.

    Ayak ve ayak bileğinde ağrıya neden olan en sık nedenler; ayak bileği ve ayak eklemlerindeki artrit, talonavicular nekroz, aşil tendinozisi, haglund hastalığı, halluks valgus deformitesi, topuk dikeni(plantar fasciitis), edinsel düz tabanlık, morton nörinoma, hiperelastisite sendromuna bağlı tekrarlayan ayak bileği burkulmaları.

    Aşil Tendinozisi, Haglund hastalığı ve parsiyel tendon rüptürü

    İp atlama, uzun mesafe koşuları ya da tenis gibi aktivitelerle oluşan tekrarlı travmalara maruz kalınmasıyla oluşan mikrotravmalar aşil tendonunda progresif tendon dejenerasyonuna neden olur. Mikrotravma ya da parsiyel yırtıklar tendonun ortasına lokalize, keskin ve geçici ağrı epizodlarına neden olur. Tendinozisin ilerlemesiyle azalan elastisite ve hareket kabiliyeti aksamaya neden olur. Tam kat rüptür olmadıkça düzenli aralıklarla yapılacak proloterapi tedavisi tendinozisi, tetik noktayı ve parsiyel rüptürü iyileştirmede konvansiyonel fizik tedavi uygulamalarına kıyasla daha hızlı ve uzun vadeli sonuçlar verir.

    Ayak Bileğinde ve parmaklarda Artrit

    Artrit sistemik bir sebep veya kristaloid birikimi dışında tekrarlayan travma, aşırı aktivite, ya da beslenme bozukluklarına bağlı olabilir. Ağrının zamanı, hareketle ilişkisi ve hissedildiği bölge önemlidir. Düzenli periyodlarla yapılan proloterapi tedavisine ilaveten fizik tedavi uygulamaları, hiperbarik oksijen tedavisi, ozon tedavisi gibi yöntemler destekleyici olarak uygulanabilir.

    Halluks Valgus Deformitesi

    Ayak 1inci parmakta tarak kemiği ile parmak arasındaki eklem bölgesinde oluşan deformiteye bağlı olarak ağrı ve şekil bozukluğu meydana gelir. Sivri burunlu ve dar ayakkabı giyen bayanlarda daha sıklıkla görülür. Düzenli aralıklarla yapılacak proloterapi tedavisine ilaveten eklem üzerinde stres yaratan faktörler ortadan kaldırılmalıdır. Burada parmak arası silikon, gece takılan makaralar parmağı doğru pozisyona alarak etraf dokunun rahatlatılması ile ağrıyı azaltabilir, kişiye özel yapılmış tabanlıklar kullanılabilir.

    Topuk Dikeni (Plantar Fasciitis) ve Edinsel Düz Tabanlık

    Topuk Dikeni (Plantar Fasciitis), topuk veya ayak tabanının (plantar yüz) fazla kullanılmasından kaynaklanan bir incinmedir. Kadınlarda, kilosu normalin üzerinde olan insanlarda, yürümeyi veya ayakta sert zeminde kalmayı gerektiren bir işte çalışanlarda, topuk dikeni oluşma ihtimali daha fazladır. Eğer topuk dikeni rahatsızlığı tedavi edilmezse, kronik bir duruma dönüşebilir ve kişinin yürüyüş şeklini değiştireceği için zamanla ayak, diz, kalça ve sırt problemlerine yol açabilir.

    Edinsel Düz Tabanlık’da ayak kubbesini destekleyen ve ayak kavsini oluşturan tibialis posterior tendonunun yetersizliği söz konusudur. Bu hastalarda tablo yavaş yavaş oluşur, hastanın şikayetleri yıllar içerisinde giderek artar. Hastalar önce ayak iç kavisinin kaybolduğunun farkına varır, daha sonra yürüme mesafelerinde azalma meydana gelir. İlerleyen zamanla ayakta şişme, çeşitli kemik deformiteleri, ayak bileğinde ağrı gibi sorunlar tabloya eklenir.

    Her iki hastalığın tedavisinde düzenli periyodlarla yapılan proloterapi tedavisine ilaveten erken dönemlerde ayakkabı modifikasyonu, özel tabanlık, koruyucu bileklikler kullanılabilir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon programları tedaviye eklenebilir.

    Ayak Bileği Burkulması

    Ayak bileği burkulmasında normal şartlarda ayak bileğinin iç ve dış yanında ayağı dengelemekle görevli olan bağ yapıları zarar görürler. Ayak bileği burkulmalarının % 90 ı ayak bileğinin dışa doğru dönmesi ve zorlanması ile oluşur. Ayak bileği dış yanında bulunan bağ kompleksi bu zorlanma sonucunda hasar görür, ayak bileğinde şişlik, ağrı, hareket kısıtlılığı gelişir.

    Ayak bileği burkulmalarının % 10′unda instabilite – tekrarlayan ayak bileği burkulmaları- şikayeti gelişebilir. Ayak bileği ilk burkulduğunda meydana gelen hasar sonucunda ayak bileği dış yan bağları zarar görür. Ayak bileği instabilitesi birden fazla bağ yaralanması sonrasında, ilk burkulmanın tedavisinin yetersiz olması sonucunda ya da proprioception (ayağın yeri algılama yeteneği) bozukluklarında oluşabilir.

    Genetik olarak vücuttaki bağların aşırı elastik olması nedeniyle gelişen ayak bileği burkulmalarında (Hiperelastisite sendromu)nda genellikle problem iki taraflıdır. Hastanın özgeçmişinde burkulmaların oluşmasında özel bir travma yoktur. Hasta yolda yürürken dahi ayak bileği kolayca burkulabilir. Gerçek ayak bileği instabilitesinde problem genellikle tek taraflıdır. Olayın başlangıcında travma (genellikle spor yaralanmaları) vardır. Burkulmalar genellikle spor esnasında tekrarlar ve oluşur.

    Ayak bileği burkulmalarının tedavisinde akut yaralanma döneminin geçmesi beklenir. 2-3 haftalık istirahat döneminden sonra proloterapi tedavisiyle beraber fizik tedavi (önceleri friksiyon ve germe, ilerleyen seanslarla birlikte güçlendirme egzersizleri) uygulamaları yapılabilir.

    Proloterapi tedavisinin prensipleri:

    Ön tedavi: Enflamasyon (iltihap) cevabını kontrol etmek amacıyla ağrının ve kas spazmının azaltılması (Korunma, istirahat).

    Kesin tedavi: Tamir fazı ve yeniden şekillendirme süresince tam iyileşme sağlanıncaya kadar proloterapi ve germe-güçlendirme egsersizleri programları ile kombine edilerek uygulanması.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid (kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz ve seyreltilmiş lokal anestezik kombinasyonu kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler proloterapi tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

    Geleneksel yaklaşımdan farklı olarak bizim uygulamamızda soğuk uygulama, yüksekte tutma, kompres uygulama, non-steroid ağrı kesici kullanımı ve steroid enjeksiyonlarının yeri yoktur.