Ateşli havaleler (nöbetler), çocukluk çağının en sık görülen nörolojik sorunlarından ve acillerindendir. 6 aylıktan 6 yaşına kadar olan dönemde , beraberinde bir ateşin söz konusu olduğu çocukluk çağı havalelerine denir.
Yani bir havaleye ateşli havale denmesi için:
1. Ateşli bir hastalık veya ani ateşlenme durumu olması
2. Çocuğun 6 aylıktan büyük ve 6 yaşından küçük olması şartları aranır.
Ateşe sebep olan durum genellikle bir kulak, üst solunum yolu veya idrar yolları iltihabıdır. Ateşin sebebi menenjit veya ansefalit gibi (beyin zarı veya beyin iltihabı) durumlar ise o zaman bu ateşli havale sayılmaz.
Havale, ateşin herhangi bir evresinde görülebilir. Bazı hastalarda subfebril ateş dediğimiz 37,5 santigrad derece civarı görülebilirken bazı hastalarda bu eşik 38-39’u gerektirir. Havale (nöbet) değişken özelliklidir. Bazen şuur kaybı, kasılma, nefes almanın geçici durması, her iki kol ve bacaklarda çırpınma gibi özellikler içerebilir. Bazı hastalarda ise sadece şuurda bozulma ve hafif titreme, gözlerde kayma şeklinde olabilir.
Ateşli havaleler tiplerine göre basit veya komplikasyonlu olarak ayrılırlar.
Genelikle tedavide, ateşi düşürmeye yönelik yaklaşımlar (fizik soğutma, ateş düşürücü şuruplar) yanı sıra ateşe neden olan iltihabi duruma yönelik tedaviler ( antibiyotik veya antiviral tedavi) birlikte yapılır. Nöbetlerin önemli bir kısmı birkaç dakika içinde kendisini sonlandırır. Ateşli havale genellikle evde geçirildiğinden böyle bir durumda birkaç dakikayı geçen ve solunum durması –düzensizliği olan tablolarda 112 servisine haber vermek veya hızlıca bir acil servise gitmek gerekebilir. Her durumda havale durduktan sonra dahi bir sağlık kuruluşuna başvurmak gereklidir. Muayene ve hikaye özelliklerine göre gerekli tetkikler (gerekirse MR; beyin görüntüleme ve EEG; beyin elektrosu ) yapılabilir.
Tekrarlayan veya tekrarlama ihtimali yüksek olan ateşli havalelerde, konunun uzmanı tarafından önleyici ilaç tedavileri önerilebilir. Burada makattan sıkılan nöbet durdurucu ilaçlardan birkaç yıllık düzenli nöbet engelleyici, (antiepileptik ) ilaç kullanımına kadar değişik seçenekler sözkonusudur. Çocuğun ailesinde de ateşli havale öyküsü var ise bu, tekrarlama şansının daha yüksek olabileceğini düşündürür. Ateşli havaleler genellikle 5 yaşında dururlar. Nadir olgularda daha ileriki yıllarda da tedavi gerektiren epileptik fenomenler görülebilir.
Etiket: Ateş
-
Ateşli havale – (febril konvulsiyon)
-
Çocuk başağrıları
ÇOCUK BAŞAĞRILARI
Çocukluk çağında başağrısı, nadir olmayan bir şikayettir. Çocuğun yaşına göre değişik belirtiler verir. Görüldüğü yaşa göre başlıca:Erken çocukluk dönemi başağrıları (1-2 yaş)
Oyun çocuğu dönemi başağrıları (2-5 yaş)
Okul çağı çocuğu başağrıları (6-12 yaş)
Ergenlik dönemi başağrıları (13-18 yaş) olarak ayrı kategorilerde değerlendirilebilir.
Erken çocukluk dönemi başağrıları: Burada kastedilen 2- 3 yaş grubu olup, genellikle başağrısı net ifade edilemez. Bu başağrılarının bir kısmı çocukta kendisini huzursuzluk, ağlama, mide bulantısı, karın ağrısı olarak gösterebilir. Nadiren eğer çocuk kendisini ifade etmeye başlamışsa bu yaşlarda başının ağrıdığını işaret edebilir veya eliyle başını gösterir. Ağrı genellikle belirgin bir lokalizasyon göstermez. Bu tip başağrıları sıklıkla bir ateşli hastalıkla birlikte olabilir. Kulak, boğaz , üst solunum yolları ile birlikte olan ateşle birlikte başağrısı görülebilir. Bazı başağrıları ise tekrarlayıcı özelliktedir. Haftanın değişik günlerinde ortaya çıkar.
Beraberinde ateş olmayan basit tip ağrılar genellikle çocukla ilgilenip, rahat bir ortamda uyutulursa geçer. Nadiren yaş grubuna uygun ateş düşürücü ilaçların kullanılması gerekir. (Ateş düşürücü ilaçların çoğunda aynı zamanda ağrı kesici özellik de bulunmaktadır.) Bazı durumlarda çok erken yaşlarda başlayan migren tipi tekrarlayıcı başağrıları da görülebilir. Burada ağrının meydana geliş, tekrarlayış gibi özellikleri ile tanıya gidilir.
Başağrısı, ani başlayıp beraberinde bulantı, kusma, göz bebeğinde değişiklikler veya çocuğun şuurunda bozulma meydana getiriyorsa bunlar bir sağlık kuruluşuna başvurmak için yeterince uyarıcı özelliklerdir. Başağrılarında tanı için gerekirse kafa içi görüntüleme (MR), nadir durumlarda da beyin elektrosu (EEG)gibi daha ileri spesifik tetkiklere başvurulabilir.
Daha büyük, oyun çağına gelmiş 3-6 yaş çocuklar genellikle başağrısını iyi tarif edebilirler. Burada da ağrının özellikleri dikkate alınır. Bu yaş grubunda da benzer ateşli durumlar ağrıya neden olabileceği gibi migren tipi başağrıları ile ebeveynlerden öğrenilmiş başaağrısı tipleri görülebilir.
Okul çağı çocuklarında başağrıları genellikle günlük faaliyetler ile değişkenlik gösteren özelliktedir. Örneğin sabah servisle okuluna gidememiş, erken saatte kalktığı için yeterli kahvaltı edemeyen, akşamları geç yatıp sabah erken kalkan ve tüm gün okulda dikkatini vemeye çalışan bir çocukta bu günlük faaliyetin herhangi bir safhasında başağrısı görülebilir. Bu başağrıları tekrarlayıcı olabilir. Bunların çoğu dinlenme ve uyku ile geçer. Migren tipi başağrıları bu yaşlarda da görülebilir. Gene başağrılarının özellikleri, beraberinde bulantı kusma şuur değişiklikleri olup olmaması, basit dediğimiz ateş düşürücü ağrı kesici ilaçlara verdiği yanıt da başağrısının ciddiyeti konusunda fikir verir. Bu tip başağrılarında da gerekirse kafa içi görüntüleme dahil ileri tetkikler yapmak gerekebilir.Bu yaş gurubu başağrılarını tedavi ederken öncelikle ağrının tipi ve ortaya çıkarıcı faktörler ele alınır, gerekirse yaşam tarzı değişiklikler önerilir. Ağrı esnasında basit ateş düşürücü ağrı kesici ilaçlar denenebilir. Bazı olgularda tekrarlayan migren tipi başağrıları için önleyici ilaç kullanımı seçenekleri de konunun uzmanının değerlendirmesi sonrası uygulanabilir.
Özetle, çocuk da başağrısı hiç de nadir görülen bir durum olmayıp, küçük yaştaki çocuklardan ileri ergenlik dönemine kadar çocukluğun her evresinde görülebilir. Bu başağrılarının çok azının nedeni kafa içinde yer kaplayıcı lezyon gibi ciddi bir durumdur. Buna rağmen başağrısı tarif eden bir çocukta takibini yapan aile doktoru veya çocuk doktorunun gerekli görmesi halinde bir çocuk nörolojisi uzmanınca değerlendirilmesi ve sebebe yönelik ileri tetkik gerekebilir. Tedavileri ağrıya neden olan, başlatan sebeplerin ortadan kaldırılması, önleyici önlemler, yaşam tarzı değişiklikleri ve telkin, yaşına uygun ağrı kesici veya diğer bu durumlarda endike ilaçlar gibi değişik seçenekler içerir.
O ana kadar normal olan bir çocukta ( özellikle kendi ifade edebiliyorsa), ani başlangıçlı ve beraberinde kusmanın, şuur bulanıklığının da eşlik ettiği ve basit ağrı kesicilerle geçmeyen başağrıları daha ciddi kabul edilmelidir. -

Çocuklarda sık görülen kış hastalıkları

ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLEN KIŞ HASTALIKLARI :
Kış aylarında en dirençsiz grubun başında çocuklar geliyor. Okul, kreş gibi toplu ortamlar bulaşıcı hastalıkların yayılması için en uygun ortamı hazırlıyor. Çocukların fazla hasta olmaması için öncelikli olarak bazı önlemlerin alınması gerekiyor. Bu nedenle güncel aşı kartları da dahil olmak üzere , çocukların aşı kartları incelenmelidir. Çocuklara tuvalet kullanımı ve tuvalet eğitiminde hijyenik temizlik işlemleri benimsetilmelidir. Enfeksiyondan korunmada en önemli unsur olan el yıkama alışkanlığı kazandırılmalıdır. Bulaşıcı hastalıklar izlenmeli ve ailelere bildirilmelidir.
Sık Görülen Hastalıklar ve Tedavi :
Okul döneminde üst solunum yolu ( Nezle, grip, tonsillit , krup, kulak iltihabı, pnömoni, bronşiolit ) enfeksiyonları sık rastlanılan hastalıkların başında geliyor.
Nezle: Kış aylarında en sık rastlanan çocuk hastalıklarından biridir. Hafif bir burun akıntısı ile başlar. Bazen de hafif öksürük olur. Kimi zaman öksürük biraz daha şiddetli olabilir. Bu tabloya nadiren ateş de eklenir.
Grip: İnfluenza virüslerinin neden olduğu grip, genellikle yüksek ateşle başlar. Baş ağrısı, kas ağrıları, 39-40 dereceye varan ateş, burun akıntısı, burunda doluluk, öksürük olur.
Boğaz enfeksiyonu: Halk arasında beta mikrobu' olarak bilinen A grubu beta hemolitik streptokokun yol açtığı bademcik enfeksiyonu okul çağı çocuklarında çok sık görülen hastalıktır. Bademcikleri şişen çocuk, yutkunmakta, bazen uyurken nefes almakta zorluk çeker. Boğaz enfeksiyonu geçiren çocuklarda, enfeksiyonunun nedeninin beta streptokok olup olmadığı laboratuvar testleri ile araştırılmalıdır. Eğer beta mikrobu belirlenirse mutlaka antibiyotik tedavisine başlanmalı ve bu tedavi 10 gün sürdürülmelidir. Basit üst solunum yolu enfeksiyonlarında gereksiz yere antibiyotik kullanarak, bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç kazanmasına zemin hazırlamamak gerekir. Ancak beta mikrobunun yol açtığı enfeksiyonun tedavisi özellikle önemlidir. Çünkü tedavi edilmediği taktirde, beta streptokokun neden olduğu enfeksiyona bağlı olarak çocukta hayatı tehdit eden akut eklem kalp romatizması, akut glomeluronefrite yol açabilir.
Zatürre ( Pnömoni ): Daha çok kış mevsiminde görülen zatürre, akciğerin bir veya birkaç lobunun iltihaplanması şeklinde ortaya çıkan ateşli bir hastalıktır. Bu hastalıkta akciğerlerde bulunan hava kesecikleri iltihabi bir sıvıyla dolar. Akciğerlerin görevi olan oksijen alış veriş fonksiyonu bozulur ve bu nedenle kanda oksijen düzeyi azalır. Çeşitli bakteri ve virüslerin neden olduğu zatürre, özellikle risk grubu hastalarda ölümle sonuçlanabilecek ciddi bir akciğer hastalığıdır. Küçük çocuklarda, ileri yaştakilerde ve hali hazırda kronik bir hastalığı bulunan kişilerde daha ağır seyreder ve ölümle sonuçlanabilir. 39 dereceyi geçen ateş, öksürük, çoğu zaman pas renginde olan koyu kıvamlı balgam en önemli belirtileridir. Sıklıkla burun, boğaz enfeksiyonu sonrasında başlar.
Bronşiolit ve bronşit: Bronşiolit, çocuklarda erken yaş grubunda (özellikle 3 yaş altında) bronşiol adı verilen küçük bronşların iltihabıdır. Bronşit, büyük bronşların, yani soluk borusundan dallanarak akciğerlere yayılan hava borularını örten mukoza dokusunun akut ya da kronik iltihabıdır. Bronşit, üst solunum yollarında grip enfeksiyonu sırasında çok sık gelişen bir komplikasyondur. Boğmaca ve kızamık sırasında da soluk borusu ve bronş enfeksiyonlarına sık rastlanır. Özellikle çocuklarda, gençlerde görülen akut bronşitlerde, başlıca etken bakterilerden çok virüslerdir. Ama bakteriler de akut bronşit etkeni olabilir. Belirtileri inatçı kuru öksürük, balgam, ateş ve göğüste ağrıdır.
Orta kulak iltihabı: Soğuk algınlığından sonra orta kulak iltihabı çocuklarda en sık görülen hastalıktır. Östaki borusunun bebeklerde ve çocuklarda erişkinlere oranla daha kısa ve yatay olmasından dolayı bakteriler burun ve boğazdan orta kulağa daha çabuk geçebilirler. Soğuk algınlığı, sinüzitlerde ya da boğaz enfeksiyonlarında östaki borusu kapanır ve bakterilerle bulaşmış olan sıvı orta kulak içinde kalır. Böylece mikropların daha çabuk üreyebileceği bir ortam oluşur. Akut Otitis Media adı da verilen bu hastalığın belirtileri kulak ağrısı,ateş ve işitme kaybı ve özellikle bebeklerde beslenme güçlüğüdür.
İshal (Gastroenterit): Günde üçten fazla sulu dışkılama, ateş, bulantı-kusma, halsizlik, iştahsızlık ile belirtileriyle görülür. Çeşitli virüs, bakteri ve parazitler ishal etkeni arasında yer almaktadır. İshal ile karşılaşıldığında, sıvı kaybının olup olmadığına bakılmalı ve bol sıvı tüketilmelidir. Ağız kuru, göz yaşı azalmış ve aşırı halsizlik saptanırsa, ağızdan sıvı verilemiyorsa acilen doktora başvurulması gerekmektedir. Dışkı analizine göre ishalde nadiren antibiyotik tedavisi uygulanır. Eller çok iyi yıkanmalı, çocuk alt bezleri özel poşetlere sarılarak atılmalı, klozet kullanıyorsa, çamaşır suyu ile her defasında klozet temizlenmelidir.
Konjonktivit : Göz kapağının iç yüzeyini ve gözün beyaz parçasını kaplayan parlak ince zarın iltihaplanmasıdır. Virüsler ve bakterilerin sebep olduğu bu hastalık hızla bulaşabilir. Antibiyotik göz damlaları ve damlalarla tedavi edilir.
DÖKÜNTÜLÜ HASTALIKLAR :
Virüslerin üst solunum yolu hastalıklarının yanı sıra döküntülü bulaşıcı hastalıklara da yol açmaktadır. Çocukların kış aylarında kalabalık ortamlara girmesiyle yoğun olarak geçirdikleri bu hastalıkları şöyle sıralanabilir :
Kızamıkçık: Rubella virüsünün neden olduğu hastalıkta bazen hafif ateş ve boyundaki lenf bezlerinde şişkinlik görülür. Yüzde küçük, düzgün, kırmızımsı pembe lekeler görülür. Lekeler vücuda ve damağa yayılır. Aşı ile korunmak mümkündür.
Kızamık: Kızamık virüsünün neden olduğu hastalıktan yine aşı ile korunmak mümkündür. İlk belirtileri bir iki gün süreyle ateş, burun akması, göz sulanması ve kuru öksürüktür. Yanakların iç tarafında beyaz lekeler, alında, kulaklarda hafif kırmızılık görülür. Bu kırmızılık daha sonra tüm vücuda yayılır.
Su Çiçeği: Varisella-zoster virüsünün sebep olduğu hastalık, hafif ateş, halsizlik, iştah kaybı ve şiddetli kaşınma ile başlar kısa süre içinde vücutta kırmızı lekeler oluşur. Bu lekeler daha sonra sivilceye dönüşür ve kabuklanır. İnsandan insana damlacıklar veya hava yoluyla bulaşır.
Altıncı Hastalık: Ani başlayan ve 39- 40 dereceye kadar yükselen ateş Altıncı hastalığın en önemli belirtisidir. Çocukta ateş, hafif burun akıntısı, baş ağrısı ve mide bulantısı diğer belirtilerdir. Boynun yan kıvrımlarında, kulak arkalarında ve başın arka kısımlarındaki lenf bezleri şişebilir. Bu hastalıkta ateş düştükten hemen sonra vücutta kırmızı renkli kaşıntısız deri döküntüsü oluşur.
KİMLER RİSK ALTINDA?
Hem viral, hem de bakteriyel hastalıklar açısından kalabalık ortamlara giren tüm çocuklar isk altında olmakla beraber solunum yolu hastalıkları açısından astımı ve alerjisi olan çocuklar, kalabalık ailelerdeki çocuklar, küçük bebekler, okula giden ağabeyi ya da ablası olan bebekler , bağışıklık sistemi bozuk olan çocuklar, kanser tedavisi alan çocuklar risk altındadır. Risk grubundaki bütün çocukların grip ve diğer solunum yolu hastalıklarına karşı aşılanması gerekir. Grip aşısı ile bütün gribal enfeksiyonlar ve grip sonrasında çocukların karşılaşacakları ortakulak enfeksiyonları, zatürre gibi daha ciddi sağlık sorunları önlenebiliyor.
NASIL KORUNMALI ?
Mikroplar aksırık ve öksürük yoluyla havaya yayılıyor. Okulda sıralara, kapı tokmaklarına yerleşen bu mikroplar çocukları hasta ediyor. Bu sebeple çocuğunuzu hastalıktan korumak için ilk yapmanız gereken çocuğunuza ellerini yıkama alışkanlığı kazandırmak. Sadece elleri yıkayarak birçok hastalıktan korunmak mümkün olabilir.
-
Pfapa sendromu
PFAPA sendromu periyodik ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal adenitin eşlik ettiği tekrarlayıcı yüksek ateş atakları ile karakterize, etiyolojisi bilinmeyen bir klinik antitedir. İlk olarak 1987 yılında Marshall ve arkadaşları tarafından tanımlanmıştır. Daha sonra bu tablo 1989 yılında yılında sendroma adını veren İngilizce “ Periodic Fever”, “ Apthous Stomatitis”, “ Pharyngitis”, “ Adenitis” kelimelerinin baş harflerinden türetilen isimle anılmıştır (1 ).
Çocuklarda nedeni bilinmeyen ateşin ayırıcı tanısında Ailesel Akdeniz Ateşinin de içinde bulunduğu periyodik ateş sendromları göz önüne alınmalıdır. PFAPA sendromu için spesifik laboratuar testleri olmadığından , enfeksiyon gibi ateşin diğer olası nedenleri ekarte edildikten sonra klinik olarak tanı alır.
Ortalama 5 gün (3-6 gün ) süren ve 3-6 haftada bir tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları , aftöz stomatit ve yüksek ateş (38-41o C ) ataklarıyla kendini gösterir (2- 4 ). Ateş ataklarının genellikle düzenli görülmesi nedeniyle , çoğu zaman aile bir sonraki atağın ne zaman ortaya çıkacağını tahmin edebilir (5 ).PATOFİZYOLOJİ
Etyolojide viral ve otoimmün mekanizmalar ileri sürülmekle beraber , kesin nedeni tam olarak bilinmemektedir (1,4,6 ). Hastalığın oluş mekanizmasında sitokin regülasyon bozukluklarından şüphenilmektedir. Ataklar sırasında TNF –alfa , IFN – gama ve IL-6 seviyelerinde artış olması inflamasyon durumun yansıtmaktadır (1,5 ). Oral lezyonların patogenezinde lokal olarak dokuda artmış bulunan IL-2 , IL-6 ve IL-10 gibi sitokinlerin rolü olabilir (7). PFAPA sendromunda enfeksiyon ajanlarının antijenlerine ya da epitoplarına karşı immünolojik cevapta beklenmeyen aşırı bir yanıt olabileceği öne sürülmüştür (6 ). Asemptomatik dönemde, serum IL-1β, IL-6, TNF-alfa ve IL-12p70 kontrollere göre önemli ölçüde artmıştır. Intracellular TNF-a synthesis was not elevated at any time point.Anti-inflamatuar IL-4 , IL-10 gibi sitokinlerin serum düzeyi ise kontrol grubuyla karşılaştırıldığında düşük bulunmuştur. Febril ataklar arasında bile pro-inflamatuar sitokinlerde gözlenen bu artış, sürekli pro-inflamatuar sitokin salınımı ve azalmış bir anti-inflamatuar yanıt nedeniyle PFAPA sendromunda immün sistemde bir disregülasyon olduğunu düşündürmektedir (8). Steroidlerin ateş ataklarını giderebilmesi nedeniyle hastalığın inflamatuar süreç sonucunda ortaya çıktığı savını destekler. Hastalığa yol açması olası genin saptanması amacı ile yapılan tüm genetik çalışmalar sonuçsuz kalmıştır. Yalnızca İsrail’de yapılan bir çalışmada PFAPA’lı hastalarda MEFV geninde heterozigot mutasyonların yüksek oranda görüldüğü bildirilmiştir (9).
PFAPA’lı çocuklar ile ilgili önemli bir veri de ailesel geçişin olmamasıdır. Tıp kaynakçasında nadiren kardeş olgular bildirilse de tam bir ailesel geçiş gösterilememiştir (10).KLİNİK
PFAPA sendromunda , ateş her epizotta bulunmakla birlikte diğer üç bulgu olan farenjit , aftöz stomatit ve servikal lenfadenopati aynı epizotta görülmeyebilir. Literatürde ateş dışında en sık görülen bulgunun servikal lenfadenopati ( % 88) olduğu , bunu farenjit (%72) ve aftöz stomatitin (%70 ) izlediği bildirilmiştir. Ateş atakları aniden ortaya çıkar. Sıklıkla da ateş düşürücü ve antibiyotik tedavilerine yanıtsızdır. Ateş çoğunlukla 39 oCderecenin üzerindedir. Kısa süreli düşüşler olsa da genellikle hep yüksek kalır. PFAPA hastalığına ait en önemli bulgulardan birisi de ateşin yüksek olmasına karşın çocuğun genel durumunun çoğunlukla bozulmamasıdır. Bu bulgu hastalığın enfeksiyonlarla ayırıcı tanısının yapılmasında oldukça yararlıdır. Ateş ortalama 3-5 günlük süreden sonra kendiliğinden düşer. Hastalığın tek geçici tedavi yöntemi olan kortikosteroidlerin uygulamasını izleyen 3-4 saat içinde ateş hızla düşer ve kaybolur. Bir sonraki atağa dek ateş normal düzeylerde kalır (5). Atak sırasında hastaların tümünde boynun her iki tarafında zincir şeklinde yer alan ağrılı ve iri lenfadenopatiler görülür. Lenfadenopatiler çenenin hemen altından başlar ve ön servikal zincir boyunca yayılır. Servikal bölge dışında vücudun başka yerlerinde lenfadenopati görülmesi bu sendromun bir özelliği değildir (11-12 ). Hastaların çoğunda tipik bir kriptik tonsillit tablosu vardır. Tonsiller genellikle hipertrofiktir. Farenks üzerinde ise belirgin bir farenjit tablosu yer alır. Hastalardan alınan boğaz kültürü ve hızlı streptokok testleri negatiftir. Hastalardaki tonsillit tablosu kullanılan antibiyotik tedavilerine yanıtsızdır, kullanılan kortikosteroid tedavisinin ardından kriptler hızla kaybolur (11-12). Aftöz ülser ise en sık gözden kaçan bulgudur. Minör aft karekterinde olup genellikle hafif ağrılıdır ve iz bırakmadan iyileşir (4) . Aftöz lezyon , non-keratinize mukozada inflamasyonlu kırmızı sınırı olan oval , beyaz veya sarı renkte oral ülser olarak görülür (13) . Diğer belirtiler arasında baş ağrısı , karın ağrısı, bulantı, kusma , terleme , titreme , kranial nörit ve nadiren artralji görülebilir. PFAPA’lı çocuklarda artralji ya da miyalji benzeri kas-iskelet sistemine ait yakınmalar görülürken artrit bulgusuna hiç rastlanmaz (14 ) . Bazı hastalarda hepatosplenomegali de görülebilir. Diğer temel özellik ise ataklar arasında hastanın tamamen sağlıklı olmasıdır (9) .
PFAPA sedromunun sıklığı bilinmemekle birlikte sanıldığından daha yaygın olduğu düşünülmektedir. Mevcut kanıtlara göre bu sendromla ilişkili coğrafik veya etnik faktörler saptanmamıştır. Tekrarlayan ateş atakları yıllarca sürebilir, ancak çocuk büyüdükçe bu atakların arası açılmaktadır (5-10 ). Vakaların çoğu beş yaşın altında olup , erkeklerde daha sık görülmektedir.(15). Sendromun bazı çocuklarda kronik olmasına rağmen genellikle 4 ile 8 yıl içinde kendiliğinden iyileşir. Bugüne kadar PFAPA sendromuna bağlı uzun dönem sekel bildirilmemiştir ve bu hastalar yaşları ile uyumlu normal büyüme ve gelişme eğrilerine sahiptir.(4-6).Hastalık bazen erişkin dönemine taşınabilir ve erişkinlerde de benzer klinik bulgular ortaya çıkabilir (16 ).
Şimdiye kadar yayımlanmış en geniş serilerde (Thomas ve Padeh ve ark. nın çalışması ) saptanan klinik bulgular Tablo 1 ‘ de özetlenmiştir.
LABORATUVAR
Hastalığa özgü belirli laboratuvar parametreleri bulunmamaktadır. Atak sırasında hafif artmış lökosit sayısı ( tipik olarak < 13000 mm3 ) ve eritrosit sedimentasyon hızı (genellikle < 60 mm /saat ) mevcut iken , ataklar arasında bu tetkikler normale dönmektedir (5) . PFAPA sendromu olan çocuklarda febril epizotlar sırasında CRP düzeylerinde artış olması inflamatuar mekanizmaların sürece dahil olduğunu göstermektedir.(17). Hastaların çoğunun tonsillit nedeniyle çalışılan streptokok için yapılan boğaz kültürleri negatiftir (18). Serum IgD ve IgE seviyelerinde hafif artış görülebilir . Ayrıca ayırıcı tanı açısından Ig’ler , Ig G alt grupları , antinükleer antikor, C3, lenfosit CD4/CD8 oranı , Epstein –Barr virüs ve adenovirüs serolojisi çalışılmalıdır. AYIRICI TANI
PFAPA ‘ ya özgü spesifik semptomlar olmadığından ve sıklıkla diğer sendromlara benzer klink bulgular gösterdiğinden PFAPA nın gerçekten ayrı bir klinik durum olup olmadığı konusunda tartışma söz konusudur. PFAPA tanısı dikkatli bir öyküye ve detaylı muayeneye dayanmalıdır. Yakın takip ciddi bir hastalığın diğer var olan semptomlarının erken süreçte belirlenmesine yardım edecektir.
Ateş çocukluk çağının önemli bir bulgusu olup en sık olarak viral üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında görülebilir (2). Ateşin tekrarladığı ve ayırıcı tanıda enfeksiyonların dışlandığı durumlarda neoplastik ve romatolojik hastalıklar ( Behçet Hastalığı , Juvenil Romatoid Artrit ) ; konjenital veya kazanılmış immün yetmezlik hastalıkları (hipogamaglobulinemi , IgG alt grup eksikliği , hiper IgM sendromu , hiper IgE sendromu , siklik nötropeni ve AIDS ), çeşitli endokrin ya da metabolik bozukluklarının da bu duruma sebep olabileceği hatırlanmalıdır.
Ateşin belirli zaman aralıklarıyla tekrarladığı ve sebebinin anlaşılamadığı durumlarda periyodik ateş sendromları düşünülmelidir. Genel olarak periyodik ateş sendromlarında , tekrarlayan ateşli dönemler arasında en az yedi gün bulunması ve altı aylık bir zaman dilimi içinde en az üç sefer ateşli dönemin görülmesi ortak bulgudur. Ateşsiz ara dönemlerde hasta tamamen asemptomatiktir. Klinik tablo sistemik enflamasyon ataklarıyla karakterizedir.(3). Periodik ateşe neden olan tablolar arasında PFAPA sendomu , HiperIg D senromu (HIDS ) , Tümör nekroz faktörü ile ilişkili periyodik sendrom (TRAPS ), Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF ), Ailesel soğuk ürtikeri (FCU) ve Muckle-Wells sendromu (MWS ) ile siklik nötropeni sayılabilir (19).
TEDAVİ
PFAPA’lı çocuklarda 3-4 günlük atak döneminde yüksek ateş ve diğer klinik bulgular kullanılan antibiyotik tedavisine yanıtsızdır. Hastalardaki yüksek ateş seviyesi ateş düşürücü (parasetamol, ibuprofen, asetil salisilik asit) tedavilerden de etkilenmez.Kendiliğinden düzelme genellikle beş gün içinde görülmektedir (3-5 ). Bununla beraber glukokortikoidler semptomları kontrol etmede oldukça etkilidir. Atağın herhangi bir zamanında verilecek tek doz prednizolon tedavisi (1-2 mg /kg /gün ) ya da yarı ömrü daha uzun olan betametazon 0.3 mg/kg/gün kullanımı ile dramatik olarak 2 ile 4 saatte klinik düzelme tanısal bir kriter olarak kullanılabilir (5). Bazı merkezlerde ise profilaktik olarak simetidin tedavisiyle atak arası süresinin uzatılmasında orta derece başarı sağlanmıştır. İmmunomodulatör özelliği de bulunan simetidinin supresör T hücrelerini baskıladığı , nötrofil ve eozinofillerin kemotaksisini bozarak etki ettiği düşünülmektedir(20). Ayrıca kolşisinin de atakların arasının açılmasında etkili olduğu bildirilmektedir ( 21) .Tonsillektomiyle de çocukların bazılarında atakların önüne geçilmiş , ancak bütün vakalarda başarı sağlanamamıştır (4,17 ). Başarı sağlanan vakalarda da PFAPA sendromu kendi kendine gerileme eğilimi taşıdığından , semptomlardaki düzelme cerrahi işleme bağlanmayabilir. Thomas ve ark.’nın yaptığı çalışmadaki toplumda tedavi etkinliğinin değerlendirilmesinde ; steroid tedavisi %90 , tonsillektomi %75 , tonsillektomi ve adenoidektomi %86 oranında başarılı bulunmuştur.
SONUÇ
Sonuçta tekrarlayan yüksek ateş, aftöz stomatiti ve lenfadenopatisi olan ve antibiyotik kullanımına rağmen klinik fayda saptanmayan olgularda PFAPA sendromunu akla getirmemiz gerektiğini vurgulamak istedik.
Tablo 1 : PFAPA sendromunda görülen klinik bulgular
Semptom Thomas kriterleri (4) Padeh kriterleri (5)
( %) (%)
Ateş 100 100
Tonsillit 72 100
Kırıklık – 100
Servikal lenfadenopati 88 100
Aft 70 68
Başağrısı 60 18
Karın ağrısı 49 18
Artralji 79 11
Üşüme hissi 80 –
Öksürme 13 –
Bulantı 32 –
İshal 16 –
Ürtiker 9 –KAYNAKLAR :
1. Marshall GS, Edwads KM , Butler J ,Lawton AR. Syndrome of periodic fever ,pharyngitis,and apthous stomatitis. J Pediatr 1987 ;110:43-6
2. Frenkel J, Kuis W.Overt and occult rheumatic diseaes: the child With chronic fever . Best Pract Res Clin Rheumatol 2002 ;16: 443-69
3. John , CC, Gilsdorf JR .Recurrent fever syndrome in children . Ped İnfect Dis J 2002;21:1071-7
4. Thomas KT, Feder HM Jr, Lawton AREdwards KM. Pediatr 1999;135:15-21.
5. Padeh S, Brezniak N ; Zemer D . Periodic fever , aphtous stomatitis ,pharyngitis, and adenopathy syndrome :clinical charactericticics and outcome . J. Pediatr 1999 ;135:98-101 .
6.Scholl PR. Periodic fever syndromes. Curr Opin Pediatr 2000 ; 563-6
7,.Aridogan BC, Yıldırım M Baysal , V Inaloz HS, Baz K, Kaya S. Serum Levels of IL-4 IL-10 ,IL-12 , IL- 13 ,and IFN- gamma in Behçet s diseaes . J Dermatol 2003 31:236-9
8. Diana Tasher, Michal Stein, Ilan Dalal, Eli SomekhActa Paediatr Suppl 97(8):1090.
9. Dagan E, Gerschoni-Baruh R, Khatib I, Mori A, Brik R. MEFV, TNF1rA, CARD15 and NLRP3 mutation analysis in PFAPA. Rheumatol Int 2009
10. Sampaio ICRM, Rodrigo MJ, Marques JGDPM. Two siblings with periodic fever, aphthous stomatitis, pharyngitis, adenitis (PFAPA syndrome). Ped Inf Dis J 2009; 28: 254-5.
11. Pinto A, Lindemeyer RG, Sollecito TP. The PFAPA syndrome in oral medicine: differential diagnosis and treatment. Oral Surg Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod
12. 2006; 102: 35-9. Feder HM Jr .Periodic fever , aphtous stomatitis, phryngitis, and adenitis : a clinical review of a new stndrome. Curr Opin Pediatr 2000;12: 253-6
13. Scully C, Gorsky M, Lozada-Nur F. The diagnosis and management of recurrent aphthous stomatitis: a consensus approach. J Am Dent Assoc 2003; 33: 200-7.
14. Padeh S, Brezniak N, Zemer D, et al. Periodic fever, aphthous stomatitis, pharyngitis and adenopathy syndrome: clinical characteristics and outcome. J Pediatr 1999; 135: 98-101.
15. Long SS. Syndrome of periodic fever ,aphtous stomatitis,phryngitis and adenitis (PFAPA) :clinial review of a new syndrome . Curr Opin Pediatr 2000 ;135;1-5
16. Padeh S, Stoffman N, Berkun Y. Periodic fever accompanied by aphthous stomatitis, pharyngitis and cervical adenitis syndrome in adults. IMAJ 2008; 10: 358-60..
17. Hernandez – Bou S ,Giner M ; Plaza AM , Sierra JI,Martin Mateos MA , PFAPA syndrome : with regal to case. Allergol İmmunopathol 2003 ; 31: 236-9.
18. Feder H. Periodic fever, aphthous stomatitis, pharyngitis, adenitis: a clinical review of a new syndrome. Curr Opin Pediatr 2000; 12: 253-6.
19. Kurtaran H, Karadag A, Catal F, Aktas D. PFAPA syndrome: a rare cause of periodic fever. Turk J Pediatr 2004; 46: 354-356.
20. Feder HM Jr. Cimetidine treatment for periodic fever associated with apthous stomatitis, pharyngitis and cervical adenitis . Pediatr Infect Dis J 1992 ;11:318-21
21. Leong SC , Karkos PD , Apostolidou MT . Is there a role fort he otolaryngologist in PFAPA syndrome ? A systematic review .Int J Pediatr Otorhinolarygol 2006 ; 70 :1841-5 -

Febril konvulsiyon

FEBRİL KONVULSİYON
Altı ay, beş yaş arası çocuklarda santral sinir sistemi enfeksiyonu veya başka bir etken bulunmaması koşulu ile ateş sırasında ortaya çıkan nöbetler ‘Febril Konvulsiyon’ olarak tanımlanır. Febril nöbet geçiren hastaların büyük çoğunluğu bu yaş grubu içinde olsa da nadir olarak daha küçük ve daha büyük yaşlarda da ortaya çıkabilir.
Febril nöbetler, çocukluk yaş grubunda en sık gözlenen konvulsiyon nedeni olup, genel olarak toplumun %1-5’inde görüldüğü bilinmektedir. Febril konvulsiyon geçiren bir çocuğun ailesinde %30’lara varan oranda nöbet geçirme öyküsü vardır. Ailenin bir çocuğunda Febril Konvulsiyon ortaya çıkmış ise ikinci çocukta olma olasılığı %10-20 olarak bildirilmektedir.
Ateş rektal ölçüme göre 38 derecenin üzeri kabul edilmektedir. Nöbetler, genellikle enfeksiyonun erken döneminde, ateş yükselme eğiliminde iken görülür. Ancak bazı aileler ateşin yükseldiğini farketmezler, çocuk hastaneye getirildiğinde ölçümle saptanabilir.
Etken büyük oranda viral enfeksiyonlardır. Orta kulak iltihabı (Otitis media), üst solunum yolu enfeksiyonları, rosela infantum, ishal (akut gastroenteritler) sırasında gözlenmektedir. Aşı ve Şigella enfeksiyonu konvulsiyon eşiğini düşürmektedir.
Febril nöbetlerin çoğu jeneralize olmakla beraber, tonik (kasılma), klonik (titreme-atımlar), atonik (yığılmak, pelte gibi olma) ve nadiren myoklonik (sıçrama) tipte olabilir. Nöbetler genellikle 5 dakikadan kısa sürer. Nöbet sonrası derin bir uyku dönemine benzeyen postiktal dönem görülebilir.
Febril nöbetler, özelliklerine göre başlıca 2 grup altında toplanmaktadır.
A. Basit Tip Febril Konvulsiyon
1-Nöbetler jeneralizedir
2-15 dakikadan kısa sürer
3-24 saat içinde tekrarlamaz
4-Nöbet sonrası nörolojik bulgu yaratmaz
B. Komplike Tip Febril Konvulsiyon
1-Nöbetler fokaldir
2-15 dakikadan uzun sürer
3-24 saat içinde tekrarlar
4-Todd paralizisi (vücüdun bir yarısında 1-4 saat süren geçici felç hali) gibi nöbet sonrası bulguları olabilir.
Febril Status: tek bir uzun nöbetin veya bilinç açılmadan peş peşe gelen kısa nöbetlerinin süresinin 30 dakikanın üzerinde olması durumudur.
Febril Konvulsiyon geçiren bir hastaya yapılabilecek laboratuvar tetkikleri,
-Tam kan sayımı, hemokültür
-Rutin biyokimya tetkikleri
-Lomber ponksiyon (belden su alma)
-EEG
-Kranial görüntüleme
Ancak bu tetkiklerden hastanın öykü ve muayene bulgularına göre, hasta için gerekli olanlar istenir. Basit Febril Konvulsiyonda enfeksiyon nedeninin araştırılması dışında genellikle hiç bir tetkik önerilmemektedir. Diğer yandan komplike Febril Konvulsiyon geçiren hastanın bulgularına göre tetkikler genişletilebilmektedir.
Febril Konvulsiyonların ayırıcı tanısında ilaç zehirlenmeleri (intoksikasyonları), aspirasyonlar, senkop atakları (ağlarken nefes tutma ve refleks anoksik nöbetler) ve çocukluk çağı ciddi miyoklonik epilepsi (Dravet’s sendromu) akla gelmelidir.
Febril konvulsiyon sonrası EEG çekimi rutin bir tetkik değildir. Febril nöbetin tekrarı ve prognoz hakkında fikir vermez. Ancak Febril Konvulsiyon ayırıcı tanısında yer alan diğer durumların dışlanması amacı ile çekilebilir. Eğer endikasyon görülürse genellikle 20 gün sonrasında istenmektedir. Nadir durumlarda erken EEG istemi bulunulması doktorun insiyatifindedir. Ancak erken çekilen EEG de geçici bazı bozukluklar görülebileceğinden, bu tür bulguları olan hastalarda kısa bir süre sonra tekrar EEG çekimi yapılması gerekmektedir.
Febril Konvulsiyon sonrası kranial görüntüleme rutin istenilmemekte, doktorun ayrıcı tanı yapma ihtiyacı duyduğu durumlarda istenilmektedir. Lomber ponksiyon, merkezi sinir sistemi infeksiyonu (menenjit, ensefalit) şüphesi olan hastalara yapılmaktadır.
Prognoz: Geniş toplum çalışmalarında, Febril Konvulsiyon geçiren hastaların büyük çoğunluğunda uzun dönemde prognozun iyi olduğu söylenmektedir. Febril Konvulsiyon geçirilmesi çocuğun zekasını, okul başarısını, hareket kabiliyetini değiştirmez.
Sadece Febril status geçiren hastalarda %5 oranında hasar kalabileceği bildirilmiştir.
Febril Konvulsiyonnun tekrarlama oranı çeşitli risk faktörlerine, tedavi tipine bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. İlk nöbetten sonra tekrarlama insidansı ortalama %30-40 olarak bildirilmekte, oysa bu oran üçüncü nöbetten sonra %90 a çıkmaktadır. Nöbet hastaların %50’sinde ilk 6 ay, %75’inde ilk 1 yıl içinde tekrarlamaktadır.
Nöbetin tekrarlama ihtimalini arttıran risk faktörleri mevcuttur.
- İlk nöbetin 12 aylıktan önce geçirilmesi
- İki nöbet arasında iki aydan kısa süre olması
- Düşük ateşte nöbet geçirilme öyküsü
- İlk nöbetin komplike olması
- Ailede febril konvulsiyon öyküsü olması
- Ailede epilepsi (Sara) hastalığının olması
- Nöbetten önceki ateş ile nöbet arasındaki sürenin kısa olması.
Çocukluk çağı epilepsi olgularının %15’inde, öncesinde Febril Konvulsiyon öyküsü olduğu bildirilmektedir. Febril Konvulsiyon geçiren çocukların da %1-6’inde daha sonra epilepsi ortaya çıkar.
Tedavi
Hasta ateşlendiğinde yapılması gerekenler:
· Ateşini ölçülmesi,
· İnce giydirilmesi,
· Ilık banyo yapılması (Çoğu kez çocuklar soğuk su ile yıkanarak ateş düşürülmeye çalışılmaktadır, bu ise periferik kollapsa yol açıp santral ateşi daha da yükseltmektedir) (Kolların ve bacakların hızla soğuması burada bulunan sıcak kanın beyin ve gövdede toplanmasına bu da ateşin daha çok yükselmesine neden olmaktadır.)
· Ateş düşürücü verilmesi,
· Takip eden çocuk doktoru ile temasa geçilmesi
Nöbet geçirir iken Evde Tedavi
· Sakin olunmalı, nöbetin öldürücü ve hasar bırakma ihtimalinin çok çok düşük olduğu bilinmeli,
· Çocuk sol yanına çevrilmeli (başı ile birlikte) böylece rahat nefes alması sağlanır.
· Ağzını açmak için zorlanmamalı
· Ateşin düşürülmesine çalışılmalı
· Nöbet 5 dakikadan uzun sürer ise rektal diazepam fitili ile daha önce belirlenen dozda araya girilmeli
Hangi durumlarda hastaneye başvurmak gerekir:
· Rektal diazepam yapılmış ise veya nöbet 10 dakikadan uzun sürüyorsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması önerilir.
· Febril nöetlerin ilk 24 saat içinde tekrarlama riski %16 olup, bunun yarısı ilk 2 saat içindedir.
Önleyici Tedavi
· Profilaktik (önleyici) tedavi sadece nöbetin tekrarlama riski üzerine etkili bulunmuştur. Epilepsi gelişimini ve nörolojik defisit oluşumunu engellediğine dair bir çalışma yoktur.
· Bu nedenle, genellikle basit-iyi huylu Febril Konvulsiyonlarda profilaktik tedavi gerekmez.
Uzun süreli ilaç tedavisi
Febril konvulsiyonlar genelde benign (iyi huylu) seyirlidirler. Bu nedenle uzun süreli devamlı antikonvulsiyon uygulanımı risk taşıyan gruba verilmelidir.
Tercih edilen ilaç fenobarbitaldir. 3-5mg/kg/gün 2 doza bölünerek verilir. İkinci tercih edilebilecek antikonvulsan valporik asittir 20-25mg/kg olarak verilmektedir. Nöbet tekrarını önlemede iki ilaç eşit etkinliğe sahiptir.
-
Febril konvülsiyon (ateşli havale) nedir?
Genellikle 6 ay-6 yaş arası santral sinir sistemi dışı enfeksiyonlara bağlı ateş yükselmesi sonucu ortaya çıkan nöbetlere ‘febril konvülsiyon’ denir. Toplumumuzda 5 yaşına kadar olan sağlıklı çocukların %2 ile 5’inde bir veya daha fazla ateşli havale görülmektedir. Erkek çocuklarında kızlara göre daha sık görülmektedir. Nöbetlerin başlangıç yaşı vakaların %90’ında ilk üç yaşta, %4’ünde 6 aydan önce, %6’sında 3 yaşından sonra görülür. En sık 18-24 ay arası gözlenir. 6 aydan önce ve 6 yaştan sonra görülen ateşli havaleler dikkatli araştırma gerektirir. Genellikle üst solunum yolu viral enfeksiyonları, nadiren gastroenterit esnasında ortaya çıkan ateş sınırlandırılamayıp henüz tam olgunlaşmamış çocuk beyninde anormal elektriksel deşarja, klinik olarak da tüm vücutta kasılma ya da pelteleşme şeklinde kısa süreli bilinç kaybının olduğu tabloya yol açmaktadır. Nadiren ilk nöbette febril status dediğimiz bir saatten uzun süren nöbet tablosu görülebilir. Ya da nöbet fokal (vücudun tek tarafında) izlenebilir. Bu durum altta yatan nedenin daha ciddi bir beyin sorunu olduğunu düşündürür.
Nöbetler basit ve komplike olarak iki gruba ayrılır. %80-90’ı basit tiptedir.
Basit febril konvülsiyonda ateş 39 derece ve üstü, 15 dakikadan kısa süren nöbet, çocuğun nörolojik gelişiminin normal olması, ailede ateşli havale geçiren ebeveyn öyküsü olması, nöbet şeklinin tüm vücutta (jeneralize tip) görülmesi anlaşılır.
Komplike tip febril konvülsiyonda ise, nöbetin 38 derece ve altı düşük ateşle provoke olması, çocuğun nörolojik gelişiminin anormal olması, nöbetin 15 dakikadan uzun sürmesi, 24 saat içinde birden fazla nöbet geçirilmesi, ailede epilepsi hikayesi olması, nöbet şeklinin vücudun tek bir tarafında (fokal tip) olması söz konusudur.
Nöbetlerin tekrarlama riski genel olarak %33 (%25-50) , nöbet ilk 1 yaşta başladıysa tekrarlama riski en yüksektir. Aile öyküsü pozitif olanlarda rekürrens riski %50 artar. Nöbetlerin %50’si ilk 6 ay, %75”i bir yıl, %90’ı iki yıl içinde tekrarlama gösterir.
Tanıda; 12 ay altı ilk ateşli havalede menenjit olasılığını dışlamak için lomber ponksiyon önerilmektedir. 12-18 ay arası çocuklarda başka ateş odağı yoksa izlemde karar verilmeli. 18 ay üstü çocuklarda rutin lomber ponksiyon önerilmez . Nöbet sonrası akut dönemde EEG’de geçici düzensizlikler görülebilir. Komplike febril konvülsiyonda EEG’de bulgu olma olasılığı daha yüksektir. Görüntüleme basit ateşli havalede önerilmemektedir. Komplike tipte ise yeri tartışmalıdır. Genellikle ateşli nöbetler %90-95 yaşa bağlıdır ve 6 yaştan sonra kaybolur. . Nadiren %5-10 oranında ateşsiz havale (epilepsi) dönüşme olasılığı mevcuttur
Tedavide aileye ateşle ilgili genel önlemler ve öneriler anlatılır. Bunun yanında basit ya da komplike tipte olmasına göre aralıklı koruyucu tedavi (rektal diazepam) veya antiepileptik ilaçlar ile en az bir yıllık devamlı koruyucu tedavi başlanır.
-
Çocuklarda havale veya nöbet
Havale, aileleri çok korkutan ve yanlış olarak ateşle karıştırılan bir kavramdır. Bunun sebebi, çocuklardaki havalelerin genellikle ateşli havale denilen bir rahatsızlığa bağlı olmasıdır. Sara ve başka bazı hastalıklarda da havaleler görülür.
Havale, nöbet ve konvülsiyon kelimeleri genelde eş anlamlı olarak kullanılır.
Sara ile epilepsi de eş anlamlıdır.
Havaleler nasıl olur?
Havaleler, beyindeki yanlış biyoelektrik sinyallerin ani yayılması sonucu şuurun ve vücudun çeşitli şekillerde tutulmasıyla oluşur. Bu sırada şuur kaybı, vücutta kasılmalar, morarma, gözlerin bir noktaya dönük kalması görülebilir. Yanlış biyoelektrik sinyallerin kesin sebebi bulunamayabilir veya genetik (ırsi) olabilir. Menenjit, beyinde tümör, kanama, doğuma veya kazalara bağlı zedelenme de etken olabilir. Ayrıca kan şekeri ve tuzlarındaki düşüklük, zehirlenmeler veya nadir bazı metabolik bozukluklar da havaleye yol açabilir.
Ateşli havale ne zaman görülür?
Ateşli havale sadece erken çocukluk çağında görülen ailesel olabilen bir rahatsızlıktır. Ateşin hızla 38-38,5 derece üzerine çıkmasıyla olur. Çocukların yüzde dördünde görülebilir. 6 yaşına kadar tekrarlayabilir.
Sara (epilepsi) nedir?
Tekrarlayan havaleleri (nöbetleri) olan çocuklara sara tanısı konur. Sara nöbetleri de ateşle ortaya çıkabilir ve ateşli havalelerle karışabilirler. Bu ayrımın doktorlar tarafından yapılması önemlidir çünkü sarada düzenli tedavi gerekirken ateşli havalelerde gerekmez. Sara hastalıkları nöbet çeşitlerine göre farklı seyirler gösterirler.
Havale (nöbet) çeşitleri nelerdir?En iyi bilinen havale olan büyük nöbetlerde (grand mal) şuur kaybı, tüm vücutta kasılmalar, çenenin kilitlenmesi, ağızdan köpük gelmesi, idrar kaçırma görülebilir.
Absans nöbetleri (petit mal) uyarılmayla kesilemeyen dalmalar olarak görülür.
Vücutta sadece bazı kısımları tutan çekilmeler ve atmalarla seyreden basit nöbetler de vardır.
Uykudan uyanıp geçici olarak konuşamama ve yüzde çekilmelerle seyreden havaleler çocuklarda sık olan bir çeşittir.
Dalgınlaşma, ağız şapırdatıp yutkunma ve bazı otomatik hareketler de havale bulgusu olabilir. Beraberinde şuurda bulanma, şaşkınlık, hayal görme olabilir.
Bebeklerde ardarda gelen irkilmeler gözden kaçırılmaması gereken bir havale çeşididir. Uykudaki düzensiz irkilmeler havale değildir.
Sara tanısı nasıl konur?
Ailenin nöbete dair gözlemleri en önemli tanı aracıdır. İyi tarif edilen ve tekrarlayan nöbetler bir uzmanın sara tanısı koyması için yeterlidir. EEG tetkiki beyindeki biyoelektrik dalgaları göstererek tanıda yardımcı olabilir. Görüntüleme (MRI, BT) ve kan tetkikleri sebepleri araştırmak için gereklidir.
Havaleler önceden anlaşılır mı?
Bir çok çocukta havaleler aniden, uyarı vermeksizin olur. Nadiren bazı korkular ve karın ağrısı, ışıklar görme, kötü kokular gibi duyumsamalar havaleden önce hissedilir, aura olarak adlandırılırlar. Kimi çocukta da havale öncesi sinirlilik ve huzursuzluk görülür.
Havale sırasında beyin zarar görür mü?
Çoğu havale dakikalar içinde kendiliğinden durur ve tüm korkutuculuğuna rağmen çocuğa kalıcı zarar vermez. Bu sırada morarma olsa bile beyin tamamen oksijensiz kalmaz. Havale sırasında düşüp, çarpıp yaralanma daha önemli bir tehlikedir. Her havalede beyinde hücrelerin öldüğü doğru bir inanış değildir. 20-30 dakikadan uzun süren havalelerin kalıcı etkileri olabilir.
Havale sırasında neler yapılmalıdır?
Sara veya ateşli havalelerde ilk yapılacak olan hastayı yan yatırmak ve ağızdaki salya ve köpüğün gırtlakta birikmesini engellemektir. Hastanın ağzını açmağa çalışmak, dilini çekmek, soğan koklatmak gereksiz ve zararlıdır. Havale sırasında hasta dilini ısırıp kanatabilir ama dil yutma, tamamen koparma gibi inanışlar yanlıştır. Yapay solunum gerekli değildir. Eğer ateş varsa ilaç veya soğuk uygulamayla düşürülmelidir. Havale 5-10 dakikadan uzun sürerse acil bir tıp merkezine gidilmelidir.
Havalenin (nöbetin) bittiği nasıl anlaşılır?
Havale, genellikle kasılmaların olduğu dönemdir. Havaleden hemen sonra derin uyku ve hırıltılı soluma görülebilir. Bu aşamada havale tamamlanmıştır ama hasta kendine gelemez. Kasılmalarla seyretmeyen havalelerin ne zaman bittiğini değerlendirmek zordur. Hasta yavaş yavaş kendine gelmeğe başlamazsa doktora baş vurmak gerekir.
İlk ateşli havale sırasında ne yapılır?
Ateş ve havale, menenjit gibi çok tehlikeli hastalıkların ilk belirtisi olabileceğinden çocuk derhal doktora götürülmelidir. Değerlendirme sonrası (bu belden su almayı da gerektirebilir) böyle tehlikeli bir hastalık söz konusu değilse rahatsızlığın ateşli havale olduğu düşünülür. Genelde çocuklar birkaç saat içinde eski normal hallerine dönerler. Menenjit gibi hastalıklarda ateş düşse bile çabuk düzelme olmaz.
Ateşlenmelerde neler yapılmalı?
Her ateşlenme ile beraber havale görülmez. Ateş düşürücü şurup ve fitilleri belli aralıklarla kullanmak, bunlar etkisiz kalırsa ıslak bezlerle vücudu soğutmak gerekir. Bazen bunlara rağmen veya ateşin aniden yükselmesiyle hiç müdahale edilemeden havale gelişebilir. Havale durdurucu ilaçlar doktorun önerdiği şekilde ya havale sırasında ya da ateş çok yükseldiğinde kullanılabilir. Bu ilaçların dengesizlik, sinirlilik, uyku hali gibi yan etkileri olabilir.
Ateşli havalelerin kalıcı etkisi olur mu?
6 yaş sonrası ateşli havaleler kendiliğinden kaybolur ve ilerde çocuğun gelişimini, okul hayatını etkileyecek sorunlar bırakmaz. 20-30 dakikadan uzun süren ateşli havaleler kalıcı etki açısından risklidir.
Saralı çocuklarda nelere dikkat etmeli?
Sara tedavisi yapılan çocuklara, doktorun özellikle belirttikleri dışında kısıtlama yapılmaz. Okul ve ev ortamında normal yaşantılarını sürdürebilirler. Özel korumacı bir yaklaşım gereksiz, hatta yanlıştır. Korkuların, stresin ve yorgunluğun havaleye yol açtığı genelde doğru değildir. Ancak uykusuzluk havale oluşumunu kolaylaştırabilir. Nöbetlerin uykudayken olup duyulmaması pek olası değildir. Çok kaygılanılıyorsa odadan odaya diafon sistemi ile tedbir alınabilir. Çocukla beraber yatmaya başlamak psikolojik gelişimi olumsuz etkileyebilir.
Sara hastası özürlü müdür?
Sara, halk arasında çok korkutucu bilinmekle beraber, özellikle çocuklarda tedaviye iyi yanıt verir. Zeka ve öğrenme sorunları ufak bir grup hastada görülür. Tedavinin aksatılmaması, ilaçların ihmal edilmemesi çok önemlidir.
Sara tedaviyle iyileşir mi?
Nöbetlerin tekrarlamasının ilaçla kontrol edilmesiyle, saranın geçtiği gözlenmiştir. Birçok çocukta hayat boyu tedavi gerekmez, ama tedavi birkaç sene sürebilir. Havalelerin tekrarlaması tedavi süresini uzatır. Bazı sara çeşitleri ise ergenliğe doğru kendiliğinden iyileşir.
Havale veya sara kavramlarından korkmak yerine bu konudaki bilgisizliği ve yanlış inanışları gidermek çok önemlidir. Bunun için ailenize, çocuğunuza ve çevrenize açıklama yapmaktan kaçınmayın, gerektiğinde uzmanlara danışın. -

Çocuklarda ateş ve tedavisi

Çocuk hekimlerine en sık başvuru nedenini ateş oluşturmaktadır. Çocuk muayeneleri ve acil servis başvurularının %10 ile %20 sinde esas yakınma nedeni ateştir.
Vücut ısısında yükselme olarak tanımlanan ateş beyinde(hipotalamus)ki bir bölge tarafından kontrol edilmektedir.Vücut ısısı gün içerisinde değişim gösterirsede, hipotalamus vücut ısısını oldukça dar bir aralıkta tutmaya çalışmaktadır.Karaciğer ve kaslarda oluşan ısının düzenlenmesi yine aynı bölge tarafından kontrol edilmekte ve vücuttan ısı kaybını sağlayan deri ve akciğerler aynı mekanizma ile düzenlenmektedir.
Vücut ısısında yükselme olarak tanımlanan ateş 3 değişik mekanizma ile ortaya çıkmaktadır.Enfeksiyon,malignensi ve kollagen vasküler hastalıklarda santral sinir sistemindeki hipotalamik bölgedeki ateş merkezinde ısı yükselmesi olmaktadır.Bu tip ateşlerde ateş düşürücüler ve çevre ısısının düzeltilmesi ile ateş düşürülebilmektedir.İkinci tip ateşte örneğin salisilat zehirlenmesi,hipertroidizm ve çevre ısısının arttığı durumlarda ısı kaybından fazla ısı oluşması söz konuşudur .Üçüncü tip ateş’de ısı kaybında sorun vardır. Bu duruma örnek olarak sıçak çarpması,bazı deri hastalıkları ve zehirlenmeler verilebilir.Ateş düşürücüler ikinci ve üçüncü tip ateşlerde etkili değildir.
Ateşin ortaya çıkması oldukça karışık bir mekanizma ile oluşmaktadır.Eksojen pirojenler (Bakteri,virüs,mantar enfeksiyonları ve bazı ilaçlar)fagositik hücreleri uyarmakta ve endojen pirojenlerin salınımına yol açmaktadır.Bu maddeler prostaglandin E2 uyarmakta ve prostaglandin E2’nin hipotalamusu uyarması sonucunda ateş ortaya çıkmaktadır. Özette ateş oluşum mekanizması son derecede karışık bir sistemdir.Burada kısaltılarak verilmeye çalışılmıştır ve bazı ayrıntılar atlanmıştır.
Yukarıda oluşumun özetlemeye çalıştığım ateş klinikte bazı belirtilerle ortaya çıkmaktadır.Vücut ısısı yükselince başlıca dört evreden bahsedilebilir
1.Evre-Prodromal dönem
Hasta kendini iyi hissetmez. Vücut ısısı normaldir.2.Evre-Titreme dönemi
Hasta üşür ve kendini soğuk hisseder vücut ısısı yüksektir.3.Evre-Kızarma dönemi
Hasta kendini daha iyi hisseder ,deri sıcak ve kurudur.4.Evre-Terleme dönemi
Bu evrede ise deri ıslak olup,vücut ısısı düşmeye başlamıştır.Ateşin tanımı oldukça zordur.Vücudun çeşitli bölgelerinde ölçülen değerler farklı olduğu gibi,gün içindeki değerlerde de farklılıklar vardır.
Rektal(Anus) 38 ° CAğız 37,5 ° C
Koltuk Altı 37,2 ° C
Kulak 38 ° C
Çocuklardaki ateşin başlıca nedeni enfeksiyonlardır.
Viral ve bakteriyel enfeksiyonlar
Üst solunum yolu enfeksiyonları
Mide-bağırsak enfeksiyonları
Kulak enfeksiyonu
Krup,bronşiolit ve diğer alt solunum yolu enfeksiyonları
İdrar yolu enfeksiyonları başlıca ateş nedenlerini oluşturmaktadır.
Enfeksiyonların dışında aşı uygulamalarından sonrada ateş görülebilir.Aşılama sonrası gelişen ateş oluşumu ve görülme zamanı aşının tipine göre değişmektedir.
Fazla giydirilen çocuklarda da ateş yüksek bulunabilir. Çocuğun giysilerinin hafifletilmesi ile ateşin düştüğü görülür.Diş çıkarma döneminde görülen ateş tartışılan bir konudur Genellikle diş çıkarmaya bağlı ateş yüksek bir ateş olmayıp kendiliğinden düzelmektedir.
Ateşli çocuğun tedavisi konusunda tartışmalar mevcuttur.Ateşin bir savunma mekanizması olduğu görüşü yanısıra ateş tedavisinin önemli olduğunu vurgulayan çalışmalarda vardır. Ateşli çocuklar genellikle başlangıçta aileler tarafından önemsenmez ve evde tedavi edilmek istenirse de ateşli çocuğun değerlendirilmesi ve bu değerlendirmenin hekim tarafından yapılması son derece önemlidir.
-Eğer bebek üç aydan küçük ve ateşi 38° C ise
-Üç aydan büyük bir çocukta ateş 38° C veya daha yüksek ve çocuğun görünümü iyi değilse
-Üç ay-otuz altı ay arasındaki bebek çocuklarda ateş 38,9° C ve üstünde ise
-Herhangi bir yaştaki çocukta ateş 40° C ve üzeri ise
-Çocuğun öyküsüne ateşli havale mevcutsa
-Ateşle birlikte döküntüleri mevcutsa
-Çocukta kronik hastalıklar örneğin;kalp hastalığı,kanser,lupus ve orak hücreli anemi tanısı ile takip ediliyorsa bu durumda çocuğun mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir.
Ateşli çocukta yapılacak öncelikle yaklaşım ateşin düşürülmesidr.Bu durumda;
-Çocuğun giysileri çıkarınız veya azaltınız
-Çocuğun bulunduğu odayı serinletiniz
-Sıvı almasını artırınız
-Ilık suyla banyo yapmasını sağlayınız.
Oda ısısının 22-23 °C ve banyo su ısısının 29.4 °C ve 32.2° C arasında olmasına dikkat ediniz.Ateş yukarda belirttiğim işlemlerde düzelmez ve ateş yükselmeye devam ederse bu durumda Dr ile görüşünüz ve ateş düşürücülere başlayınız.Çocuğunuzun dinlenmesini sağlayınız.
Ateş düşürücüler(antipiretik)ajanlar ne şekilde etki etmektedir yan etkileri söz konusumudur ve veriliş yolları
(Tablo 1ve Tablo 2) de özetlenmiştir.Tablo1:Ateş düşürücü ajanların etkileri.
Ateş düşürücü Ağrı kesici Ödem çözücü
etki etki etki
(Antipretik) (Analgezik) (Antinflamatuvar)
üüSalisilatlar : ++ + +Parasetomol : + + sınırlı
İbuprofen : ++ + +
Ketoprofen : + + +
Nimesulid : ++ + +
Tablo2:Ateş düşürücü ajanların toksik etki,yan etki ve veriliş yolları.
Toksik etki Yan etki Veriliş Yolu
Salisilatlar : Reye sendromu Mide-barsak kanama Tablet
Parasetomol : Karaciğer ve böbrek _ Şurup
Tabletİbuprofen : Akut böbrek yetmezliği Az Şurup
TabletKetoprofen : Akut böbrek yetmezliği ? veya az Şurup
TabletNimesulid : Akut karaciğer ve + Şurup
böbrek yetmezliği Tablet*Aspirin 18 yaşından küçük çocuklarda verilmesi;nadir ve ciddi bir komplikasyon olan Reye sendromu nedeniyle önerilmemektedir.
*Ülkemizde çocuklarda Nimesulid kullanımına 2002 yılından sonra kısıtlama getirilmiştir.
Çocuklarda ateşin düşürülmesi son derece önemlidir.Ailelerin ateş düşürme konusunda eğitilmelidir. Ateş bir savunma mekanizması olmakla beraber ateşin oluşturduğu yan etkiler önemlidir.
Ateşin oluşturduğu en önemli yan etki febril konvülziyon diye adlandırdığımız ateşli havalenin oluşumudur.Febril konvülziyon vücut ısısının artması ile ortaya çıkar. Çocuklarda görülme sıklığı %2 ile %5 arasında değişmektedir. En sık görülme aralığı 6 ay -5 yaş olup 18.ayda pik yapmaktadır.Basit,Komplike Epileptik formda febril konvülziyonlar görülebilir.Önemle üzerinde durulması gereken bir nokta febril konvülziyon ile epileptik nöbetlerin karıştırılmamasıdır.
Febril konvülziyonlu çocuklarda ateş nedenini saptamak ve tedaviyi planlamak esastır. 6ay-5 yaş arasındaki hastaların öykülerinde bir veya birden fazla febril konvülziyon öyküsü mevcut olsa bile,tedavide antikonvülzan ilaçların önerilmesi söz konusu değildir.
Ateşli çocukta ateşin düşürülmesi son derece önemlidir.Yukarıda belirttiğim ateşin düşürülmesi metodların yanı sıra ateş düşürücüler de bu amaçla kullanılmaktadır.Ateş düşürücü ilaçlar arasında en çok kullanılan parasetamol ve ibuprofendir. Ancak bir çok hastada bu ilaçların tek başlarına kullanılmalarının yeterli olmadığı görülmektedir. Bu durumda ardışık antipiretik tedavi gündeme gelmektedir. Ardışık antipiretik tedavisi konusunda bazı tereddütler olduğu şüphesizdir.Sonuçta oldukça karışık bir mekanizma ile ortaya çıkan ateşte ateşin düşürülmesi ve ateş nedeninin saptanması için hekime müracaatın en doğru yaklaşım olduğu unutulmamalıdır.
-

Çocuklarda ateş nedir ? Nasıl ölçülür ?

Vücut ısısının normal değerlerinin üzerine çıkması ateş olarak tanımlanır.Vücut ısısı gün içerisinde değişim göstermektedir.Normal ısı koltuk altından 36,4°-36,7°C Ağızdan ölçülen ısı ise 36,6°- 37° C dir.
Ateş ölçümü için farklı vücut bölgeleri kullanılmakta ve ısı ölçerler (termometre)ile ateş ölçümü yapılmak tadır.Ölçümün yapıldığı bölgeye göre değerler değişebil mektedir.Ölçümde ateş olarak değerlendirdiğimiz kriterler aşağıda belirtilmiştir.
Koltuk altı 37,2°C
Kulak 37,5°C
Ağızdan 37,5°CRektal ölçümde 38°C nin üzerindeki ölçümler ateş olarak kabul edilmektedir.
Koltuk altı (Aksiller) ölçüm: Bu ölçümün güvenilir olması için çocuğun koltuk altının kuru olması gerekir, Ölçüm için gereken süre civalı cam termometre ile 5 dakika olarak belirlenmiştir.
Kulak (Timpanik) ölçümü: Altı aylıkken küçük bebeklerde kullanımı zordur.Ölçüm yapacak şahsın aleti kulağa yerleştirmeden önce kulak kepçesini geriye doğru çekmesi ve ateş ölçeri daha sonra yerleştirmesi gerekir.Kısa sürede 2 saniyede sonuç alınır uygulanması kolay ve hijyeniktir.Eğer çocuk soğuk bir günde dışardan geliyorsa ölçüm yapmak için 15 dakika beklemek gerekir.Kulak tüpleri ve kulak enfeksiyonları ölçümde hataya neden olmaz.
Ağız içinden (Oral) ölçüm: Ağız içinden yapılan ölçümün sağlıklı olabilmesi hastanın kooperasyon uyumuna bağlı olduğu için 4 veya 5 yaşından büyük çocuklarda ateşin bu yolla ölçümü önerilmektedir.
Termometre su ve sabunla yıkandıktan sonra ağızdan ölçüme hazır hale gelmektedir.Ağız içinden yapılan ölçümün sağlıklı olabilmesi için çocuğun en az ölçüm den 30 dakika önce soğuk veya sıcak herhangi bir gıda almaması gerekmektedir. Ölçüm için gerekli süre civalı termometre ile 3 dakika digital termometre için 1 dakikadır.
Rektal (Anus) ölçüm: Vital bulgular stabil seyreden hastalarda tercih edilmektedir.Digital termometre ile 1 dakika civalı termometre ile 3 dakikada sonuç alınmak tadır.Rektal ölçüm yenidoğan ve süt çocuklarında perforasyon riski taşımaktadır.Gerek komplikasyon gerekse psikososyal nedenlerle son yıllarda az kullanılmaktadır.
Ateş ölçümü için önerilen en uygun ölçme şekli aşağıda belirtilmiştir.
Yenidoğan – 3 ay Rektal
3 ay – 3 yaş Rektal
Koltuk Altı
Kulak (6 aydan sonra)4 – 5 yaş Rektal, Koltuk altı, Ağız
5 Y Ağız, Koltuk altı
En güvenilir ateş ölçüm bölgesi rektal bölgedir.Ağız içinden (oral) yapılan ölçümün güvenilir olduğu bilinmektedir.
Ateş günlük aktivite ve yaş ile değişiklik gösterir. Gün içinde ateş değişimi vardır.En yüksek ateş öğleden sonra ve akşam ölçülürken,sabah ve gece yarısı ateş ölçümü en düşüktür.Günlük ateşteki değişim sabah akşam 0,5°c olarak değişmektedir.Ateşli bir hastalık geçiren çocuklarda ise sabah akşam değişimi 1°c civarındadır ve bu durum bir süre sonra kendiliğinden düzelir.Genellikle bebeklerde ve erken çocukluk döneminde vücut ısısı büyük çocuk ve erişkinlere kıyasla daha yüksek olabilmektedir.Bu durumun bebek ve çocuklardaki yüksek metabolik aktiviteye bağlı olduğu düşünülmektedir.
Ateş tek başına bir hastalık değildir.Hastalığın bir işareti veya bulgusudur.Vücudun enfeksiyonlara karşı bir savaş mekanizmasıdır.Ateş savunma mekanizma larını uyararak enfeksiyonlara karşı korunmayı sağlamaktadır.Ateşle birlikte metabolizmada hızlanma başlar,oksijen kullanımı ve karbon dioksit oluşumu artar.Bütün bu değişiklikler sonucunda solunum ve dolaşım sistemi etkilenir.Ateşli çocuklarda solunum sayısı ve kalp atışları hızlanır,çocukların huzursuz olduğu görülür.Ateşin arzu edilmeyen bir diğer yan etkisi de özellikle 6 ay-5 yaş arasındaki çocuklarda görülen ateşli havale (febril konvülziyon) dur.
Ateş bebek ve çocuklarda acil servise başvurma nedenlerinin başında yer almaktadır.Özellikle 3 yaş altı çocuklarda ateş genellikle ilk belirti olarak ortaya çıkmaktadır.Yaş gruplarına göre değişmekler birlikte çocuklarda sıklıkla solunum yolu enfeksiyonları,idrar yolları ve gastroentestinal enfeksiyonlar ateşe yol açmaktadır.Bakteriyel enfeksiyonların yanı sıra birçok viral ajan ateşe neden olmaktadır.Ateşli hastalarda her zaman ateş nedenini saptamak mümkün olmaz ve çoğunlukla ateş düşürüldükten ve nedene yönelik tedavi planlandıktan sonra klinik tablo düzelmektedir.
-

Kawasaki hastalığı

İlk kez 1967 yılında Kawasaki Sendromu olarak tanımlanmış ve 2000 yılından itibaren Sendrom olmadığı anlaşılarak Kawasaki Hastalığı tanımı kabul edilmiştir.
Kawasaki;
Ateş
Döküntü
Vaskülit ile seyreden bir hastalık tablosudur.
Çocukluk yaş grubunda görülmektedir. Erişkinlerde az görülür.En sık görüldüğü yaş 6 ay 5 yıl olup, 6 aydan küçük çocuklarda nadir görülür.Görülme sıklığı ülkelere göre değişmektedir. A.B.D de yılda 4000 ile 5500 yeni vakanın olduğu bildirilmektedir. Ülkemizde ise,verilerin yetersiz olduğu görülmektedir.Tek veri 2009 yılına ait olup, yılda 30 yeni vakanın tanımlanmış olduğu bildirilmiş ise de, Kawasaki hastalığının daha fazla olduğunu düşünülmektedir.İnatçı ateşle gelen çocuk hastalarda,tanının başlangıçta düşünülmemesi ve laboratuvar testlerinin özgül olmayışı nedeni ile tablo çoğu kez atlanmakta ve bir kısım hastalar,gelişen komplikasyonlarla doktor’a başvurmaktadır.
Kuluçka süresi bilinmemektedir.
Etken virüs veya geçirilmiş bakteriyel enfeksiyona bağlı toksinlerdir. Hastalık belirli mevsimde kış ve ilkbahar aylarında görülmektedir. Salgınlar şeklinde seyredebilir.Hasta çocukların kardeşlerinde, hastalık görülme sıklığı fazladır.Bütün bu veriler hastalığın bir enfeksiyon hastalığı olduğunu ,bazı vakalarda da genetik yatkınlığın olabileceğini düşündürmektedir.Günümüzde Kawasaki hastalığı çocukluk yaş grubunun hastalığı olarak tanımlanırsa da , erişkin yaş grubunda görüldüğü bilinmektedir.
Kawasaki hastalığında tanı koymak güçtür. Nedeni belirlenemeyen bu hastalıkta tanı öykü ve hastanın kliniği ile konulmaktadır. Kawasaki hastalığında laboratuvar bulgularının belirgin olmayışı tanının gözden kaçırılmasına neden olmakta ve maalesef hastalar komplikasyonlarla müracaat etmektedir.
Kawasaki hastalığının klinik bulguları nelerdir?
Ateş
İltihaplı olmayan konjuktival kanama,
Dudak ve ağız mukozasındaki kızarıklık,
Boynundaki lenf bezlerinde büyüme,
Döküntü,
El ve ayaklarda şişme ve kızarılıklar.
Esas bulgu, ateştir. Ateşle birlikte, yukarıda belirttiğim 5 bulgudan 4’ünün olması halinde Kawasaki düşülmelidir.
Bulguların hepsi aynı anda bulunmayabilir ve hastaların takiplerinde ortaya çıkabilirler. Ateşi devam eden bir hastanın, dikkatli izlenmesi ve gelişen bulguların değerlendirilmesi önemlidir.
Bu bulgular dışında;
Üretrit
Üveit
Artrit
BCG aşı bölgesinin belirginleşmesi
Karaciğer fonksıyon testlerinde bozulma görülebilir.
Tedavi edilmeyen vakalarda Kawasaki hastalığı 3 klinik fazının olduğu görülür.
Akut dönem olarak tanımladığımız ilk 10 gün içinde klinik bulgular belirgindir. Eritrosit sedimentasyon hızı, C reaktif protein gibi özgül olmayan akut faz reaktanlarında yükseklik vardır.Trombosit sayısı yüksektir.Steril piyüri saptanabilir.Bu dönem de tanı konulması ve tedaviye başlanması önemlidir.
Subakut dönemde ateş ve diğer klinik bulgular azalır.Trombositoz belirginleşir,perianal bölgede soyulmalar önemlidir.Bu dönem genellikle dört hafta sürer.Koroner anevrizma ve ani ölüm riskinin olduğu dönemdir.
Klinik bulguların kaybolduğu iyileşme dönemi hastalık başlangıçından sonraki 6-8 haftalık süredir. Bu safhada eritrosit sedimentasyon hızı normale dönmüştür.
Koroner arter bozuklukları çok önemlidir.Tedavi edilmeyen vakaların %20 sinde koroner damarlarda anevrizma gelişmektedir.Kawasaki geçiren hastalarda arterio sklerotik kalp hastalığı riski yüksektir.Çocuklukta bu hastalığı geçiren erişkinler erken yaşta enfarktüs geçirebilmektedir.Tedavi edilen vakalarda bu risk söz konusu mudur? Bu sorunun yanıtını vermekte güçtür. Tedavi edilen vakalarda komplikasyonların az olduğu vurgulanmaktadır.Kawasaki hastalığı tanısı olan bir çocuğun 6 ayda bir EKO kontrollerinin yapılması gerekir.Komplikasyon gelişen vakalarda uygun tedavi yaklaşımı planlanmalıdır.
Kawasaki hastalığında tedavi süratle başlanmalıdır.Tedavide yüksek doz aspirin 4 doz (80-100 mg/kg/gün) , İntravenöz immunglobulin (İVIG 2gm/kg) uygulanabilmektedir..
Yüksek doz aspirin ilk 10 gün verilir ve hastanın 48 saatlik ateşsiz döneminden sonra aspirin 3-5 mg/kg/gün tek doz olarak devam edilir..Bu dozda aspirin 6-8 hafta verilmekte bu süre sonunda EKO bulguları normalse aspirin tedavisi sonlandırlmaktadır.
Koroner arterlerde değişikliğin olduğu vakalarda aspirin ve diğer antikoagulan ajanlar kulanılmaktadır.
IVIG tedavisine yanıt vermeyen vakalarda ise İ.V, metilprednisolon,cyclophosphamid ve plazmaferez uygulanmaktadır.
IVIG ve kortikosteroid tedavisine yanıt vermeyen vakalarda ise infliximab önerilmektedir.
Kawasaki geçiren çocukların aşılanmasıda önemlidir.
Aspirin tedavisi devam eden hastalarda yıllık grip aşısı yapılmalıdır. IVIG tedavisi alan kawasakili çocuklarda suçiçeği ve kızamık, kızamıkçık ve kabakulak aşılarında ise özel durumun olduğu hatırlanmalıdır.
Kawasaki hastalığı yaygın enfeksiyöz bir vaskülittir. Esas bulgusu ateştir.Bu tabloya mukoza ve deri bulguları eklenir.Kawasakili hastalarda tanı çoğu kez konulmamaktadır.Klinik tablonun çeşitliliği ve laboratuvar bulgularının özgül olamayışı tanının gözden kaçmasına neden olmaktadır.Hastalık kendiliğinden iyileşme gösterirse de komplikasyonlar ağır seyretmekte ve ölümcül olabilmektedir.Kawasaki hastalığın %1-3 oranında tekrarlama riski olabilir.Hastalıktan sonraki ilk iki yıl içinde tekrarlama riski yüksektir.
Yüksek ateş ve inatçı ateşle gelen çocuk hastalarda neden saptanmıyorsa klinik bulguların değerlendirilmesi titizlikle yapılmalı ve kawasaki hastalığı tanısı düşünülmelidir.
Prof.Dr. Nuran Gürses
Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı