Etiket: Ateş

  • Çocuklarda ateşle mücadele nasıl olmalıdır?

    Çocuklarda ateşle mücadele nasıl olmalıdır?

    Ateş, enfeksiyonlara karşı organizmanın oluşturduğu bir tür bağışıklık yanıtı, enefeksiyon etkenleri ile savaşın işaretidir. 38-39 derece arasındaki ateşlerde hastalık yapıcı mikroorganizmalar rahat çoğalamaz ve hayatiyetlerini kaybederler. Özellikle ateş yükselmeye başladığında bu yanıt daha belirgindir.

    Aslında ateş bir hastalık olmayıp sadece bir bulgudur. Ateşi tedavi edemeyiz. Önemli olan ateşe neden olan etkeni veya hastalığı bulmak ve ona özgül tedaviyi vermemiz gerekmektedir. Tabiiki çok yüksek ateşlerde doktora ulaşıncaya dek uygun birtakım girişimlerle ve/veya ateş düşürücü ilaçlarla, yüksek olan ateşi daha uygun düzeylere indirmemiz gerekebilir.

    Evde uygulanabilecek bu girişimler ile belki de hiç ilaç kullanmadan ateşi daha uygun düzeylere indirmek gerçekleşebilecektir. Oda ısısını 22-24 derece arasında tutmak, ateşli çocuğun üzerindeki giysileri çıkarmak ve üzerini örtmemek gerekir. Ateş, solunum sayısını arttırarak sıvı kaybı oluşturur. Bu nedenle ateşli çocuklara bol miktarda sıvı (su, meyve suyu, ayran, çorba gibi)verilmelidir. Fizik aktivite ile karaciğer ve kaslarda ısı yapımı olacağından aşırı fizik aktiviteden kaçınılmalıdır. Gerekirde ısısı 29-31 derece olan su ile banyo yaptırılmalı veya belirtilen ısıda su ile doldurulmuş küvetler içerisinde ortalama 15-20 dakika kadar bekletilmelidir. Soğuk su ile banyo yaptırıldığında etraf damarlarda kasılma meydana geleceğinden ateşin düşmesi mümkün olmayacak hatta daha da artacaktır.

  • Ateşli çocuğu hangi durumlarda doktora götürmek gerekir?

    Ateşli çocuğu hangi durumlarda doktora götürmek gerekir?

    1-30 gün arası bebeklerde (yenidoğan dönemi) ateşin yüksekliği kadar düşük vücut ısısı da önemlidir. Bu nedenle bu dönemdeki her bebek doktor tarafından görülmelidir.

    Ateşin 38 derece ve üstü olduğu 3 aylıktan küçük bebekler yine doktor tarafından görülmelidir.

    3-36 aylık bebeklerde 38,5-39 derece gibi yüksek ateşe ek olarak dalgınlık, huzursuzluk, ağlama, beslenememe, nabız ve solunum sayısının artması ile birlikte solunum güçlüğü belirtileri, uykuya meyil olduğu durumlarda doktorunuzun aranması veya çocuk acil servislerine başvurunuz gerekmektedir.

    Herhangi bir yaştaki çocukta ateş 40 derece ve üzerinde ise, çocuğun öyküsünde daha önceden geçirilmiş ateşli havale mevcutsa, ateşle birlikte döküntüler varsa ve çocukta kalp hastalığı, kanser ve orak hücreli kansızlık gibi kronik hastalıklar var ve bu nedenle izleniyorsa mutlaka bir doktor tarafından değerlendirilmelidir.

  • Çocuklarda ateş ölçüm metodları nelerdir ve nasıl ölçülmektedir?

    Çocuklarda ateş ölçüm metodları nelerdir ve nasıl ölçülmektedir?

    Bugün kullanımda çok farklı ateş ölçüm cihazları bulunmaktadır. Ateş ölçerler kullanılarak çocukların ateşleri koltuk altından, ağızdan, kulak zarından ve makattan ölçülebilmektedir. En eski ve en çok bilineni civalı cam termometrelerdir. Son yıllarda gündeme gelen civa zehirlenmeleri ile ilgili kaygılar bu tip termometrelerin kullanımının sorgulanmasına neden olmuştur. Bu termometrelerin kırılması ve civanın oda içine yayılımı solunum yolu ile civa alınımına neden olabileceği, seyrek olmakla birlikte ağızdan ölçümlerde termometrenin ağız içerisinde kırılması ve civanın yutulması gibi nedenlerle zehirlenme gelişmesi olasılığı düşünülerek civalı termometrelerin kullanımı sınırlandırılmıştır.

    Son yıllarda özellikle ev kullanımlarında yaygınlaşmış ve ölçüm tamamlandığında sesli uyarı veren, kullanım kolaylıklarına sahip ve kolay okunabilen ekranları ile dijital termometreler ön plandadır. Özellikle koltuk altı ve ağızdan ateş ölçümlerinde kullanılan bu termometrelerde en önemli sorun zamanla ölçüm duyarlılıklarını kaybetmeleridir. Hastane şartlarında veya kreş gibi ortak kullanımın söz konusu olabileceği ortamlarda enfeksiyon bulaş tehlikesi ve ölçüm güvenilirliklerinin tartışmalı olması nedeni ile tercih edilmemektedir.

    Genel olarak uzaktan ölçüm termometresi olarak da bilinen infrared termometreler ile kulaktan ölçüm yapılabilmektedir. Bu yöntemin en önemli avantajı temasa gerek kalmadan, uzaktan sıcaklığın ölçülmesine olanak tanımasıdır. Kullanım kolaylığı, kolay ulaşılabilir olması ve hijyenik oluşu da diğer avantajlarıdır. Kulak zarı, vücudun ana arterlerinden karotid arterin direkt dalından kanlandığı ve beyindeki ısı merkezi ile aynı atardamarın dalını kullandığı için vücut merkez sıcaklığını en iyi yansıtan odaklardan biridir. Bu termometrelerde karşılaşılan en önemli sorun dış kulak yolunda uygun olmayan yerleşime bağlı olarak hatalı ölçümler olabilmektedir. Ayrıca çalışma özellikleri nedeni ile kulak zarını net olarak görecek pozisyondan ölçüm yapmaları gerektiği için yenidoğan döneminde ve ilk bir yaşta ölçüm güvenilirliği düşüktür.

    Vücut sıcaklığının en yüksek ölçüldüğü vücut bölgesi makat’dır. Genel olarak güvenilir bir ölçüm bölgesi olarak kabul edilmesine rağmen, özellikle yenidoğan ve küçük süt çocuklarında makat yırtılması tehlikesi taşımaktadır. Büyük çocuklarda ve yetişkinlerde ise fiziki şartlar ve hastaların psikolojik tutumları nedeni ile de çok tercih edilen bir ölçüm bölgesi değildir.

    Koltukaltından ateş ölçümleri güvenli, kolay ve hastaya çok rahatsızlık vermeden uygulanabilir olması önemli avantajlardır. Özellikle ateşin yükselmeye başlaması ile birlikte küçük uç damarlarda kasılma geliştiği için koltuk altı ateş ölçümlerinde hata oranı artmaktadır.

  • Ateş vücutta nasıl oluşmaktadır?

    Ateş vücutta nasıl oluşmaktadır?

    Ateş vücutta üç değişik mekanizma ile oluşmaktadır. Bu değişik mekanizmalarla oluşan ateşe, ateş düşürücü ilaçların cevabı da farklı olmaktadır.

    Birinci grupta enfeksiyonlar, kanserler ve bağ dokusu hastalıkları bulunmaktadır. Bu grupta beyindeki hipotalamus bölgesindeki ateş ile ilgili merkezde ısı yükselmesi olmaktadır. Bu tip ateşlerde ateş düşürücü ilaçlarla ve çevre ısısının düzeltilmesi ile ateş düşürülebilmektedir.

    İkinci tip ateş tiroid bezinin aşırı çalıştığı ve çevre ısısının aşırı arttığı durumlar ile aspirin gibi bazı ilaçların yüksek dozlarda alındığı salisilat zehirlenmelerinde oluşmaktadır. Bu grupta ısı kaybından fazla ısı oluşması söz konusu olup ateş düşürücü ilaçlar ateşi düşürememektedirler. Üçüncü grupta sıcak çarpması, bazı deri hastalıkları ve zehirlenmeler sonucu ateş oluşmaktadır. Bunlarda ısı kaybında sorun vardır ve ateş düşürücüler yine etkisiz olmaktadır.

  • Çocuklarda ateş ne kadar sıklıkta görülmektedir?

    Çocuklarda ateş ne kadar sıklıkta görülmektedir?

    Bugün için çocuk acillere ve polikliniklere en sık başvuru nedenini ateş oluşturmaktadır. Acil servis doktorlarının en sık karşılaştıkları tablo ateş yakınması ile başvuran çocuklar olmaktadır. Tüm çocukluk çağı acil başvurularının %30’undan fazlası ateş yakınması ile olurken çocuk poliklinikleri başvurularının %10 ile %20’sinde esas yakınma ateş olmaktadır.

    Ateş, hastalıklarda organizmanın bağışıklık yanıtı, savunma düzeneğinin bir parçası olmasına karşın ailelerde ciddi korku ve kaygıya neden olmakta, ateş süresi uzadıkça korku bazen paniğe dönüşebilmektedir. Bu durum, ailenin yanısıra doktorları da etkilemekte, kaygı ve panik hali ateşi düşürmek için kimi zaman gereksiz, kimi zaman da hastaya zararlı olabilecek uygulamaların yapılmasına neden olmaktadır. Bu yanlış tutum ve uygulamaların en başında da antibiyotiklerin ateş düşürücü olarak kullanılması gelmektedir. Ateş bir hastalık olmayıp bir bulgudur. Ateşli bir çocukta bu bulgunun ortadan kaldırılması için, ateşe neden olan esas hastalığın ortaya çıkarılması gerekmektedir.

  • Sık ateşlenen çocuk

    SIK ATEŞLENEN ÇOCUKLARDA (PFAPA) DÜŞÜNÜLMELİDİR

    Periyodik ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal adenit Semptomları ile tanınan bu antiteye dikkat çekmek isterim.

    PFAPA sendromu, çoğunlukla 5 yaşından küçük çocuklarda görülmektedir. Sendrom erkeklerde genellikle kızlardan daha sık görülmektedir. PFAPA sendromunun en önemli bulgusu 21-28 gün arası olmak üzere düzenli aralıklarla tekrarlayan ve genellikle 40.0-40.6ºC’ye yükselen ateştir.Ateş ortalama 4 gün sürmekte ve spontan olarak gerilemektedir.

    Hastaların ateşinin antibiyotik ve non-steroid antiinflamatuvar ilaçlara yanıt vermemesi dikkat çekicidir. Ateşle beraber aftöz stomatit %70, farenjit %72 ve servikal adenit %88 oranında eşlik etmektedir (5). Aftöz stomatit genellikle grup yapmayan 5 mm’den küçük, yüzeyel ülserler şeklindedir. Bunlar skar bırakmadan 5-10 gün içinde iyileşirler.

    Tonsillerde genellikle non-eksudatif eritem görülebildiği gibi kript ve membranlar da görülebilir. Hastaların atakları sırasında alınan boğaz kültürü normal boğaz florası olarak saptanır. Servikal lenfadenit genellikle bilateral, çapları 5 cm’yi geçmeyen, ağrısız, hareketli lenfadenopatilerdir. Servikal bölge dışındaki lenf bezlerinde büyüme görülmez. PFAPAsendromuna özgü bir laboratuvar bulgusu bulunmamaktadır. Ataklar sırasında lökositoz ve eritrosit sedimantasyon hızında artış görülmektedir. Atak aralarında ise klinik ve laboratuvar bulguları tamamen normale dönmektedir.

    PFAPA sendromunun nedeni bilinmemekle birlikte viral ve otoimmün mekanizmalar üzerinde durulmaktadır.Yineleyen ateş atakları olan bir çocukla karşılaşan hekimlerin bu hastalıklara özgü bazı ipuçlarından yararlanarak tanı koymaları mümkündür.(PFAPA) sendromu ender hastalıklardan biridir .. Bu sendromun hastalığa özgü laboratuvar bulgusunun olmayışı hastalığın tanısını güçleştirmektedir.

    PFAPA sendromu ender görülse de, sendromu oluşturan ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal lenfadenit gibi bulguların çocuklarda sık rastlanan muayene bulguları olması nedeniyle atlanabilir. Hekim bademcikler iltihaplı diyebilir çünkü farenjit mevcuttur hakikaten ama ateşin tekrar edişi gözden kaçırılmamalıdır.Antibiyotik ve ateş düşürücü kullanılmasına karşın ateşin 5-6 gün sürdükten sonra normale döndüğü vakalarda, yineleyen ateş nedeniyle ayrıntılı biçimde incelenen hastada ailevi Akdeniz ateşi (FMF) açısından DNA analizinde mutasyon saptanmaması önemlidir.

    PFAPA sendromu düşünülen hastaya atak başlangıcında 1mg/kg tek doz prednizon tedavisi verilip bu tedaviyle hastanın klinik bulguları bir gün içinde hızla düzeliyor mu test edilerek tanıya gidilebilir. Hastanın prednizolon aldıktan sonra saatler içinde semptomlarında iyileşme olduğu gözlenmesi tanıda kıymetlidir.PFAPA sendromunda ataklar yıllar boyu sürebilmektedir,ailelere çocukta sekel kalmayacağı, gelişiminin etkilenmeyeceği ve hastalığın kendiliğinden iyileşeceği anlatılmalıdır.

  • Ateşe bakış ve sık ateşlenen çocuklarda (pfapa)

    ATEŞLİ ÇOCUĞA NASIL YAKLAŞILMALI

    Çocuğunuzun ateşi 37.9 ve üzeri ise ve kendini rahatsız hissediyorsa ateşe müdahale edilmelidir. Hastalık süreci içerisinde alttaki neden tedavi edilmediği sürece ateş tekrar yükselecektir, ancak ateşi düşürerek çocuğunuzun kendini daha rahat hissetmesini sağlayabilirsiniz.

    Ateşi düşürmek için bazı şurup ve fitilleri kullanabiliriz. Özellikle 2 yaş altındaki çocuklarda ilaç seçiminde doktorunuza danışmakta fayda vardır.Ateşin sebebi ne olursa olsun ılık sularla banyo yaptırmak alnına, koltuk altlarına, kasıklarına ılık ıslak bez ile uygulama yapmak her zaman işe yarar.

    Çıplak kalabilir ya da ince giydirilmelidir

    Sık sık emzirin ya da bol sıvı veriniz.

    Ateş ölçümü için dijital termometreler hem kullanım hemde fiyat açısından uygundur, çabuk ve doğru ölçebilirler.

    Ağız, koltuk altı veya her iki yoldan ölçebilirler. Kullanmadan önce koltuk altındaki teri veya suyu silmek gerekir.

    Bebeğiniz 3 ay ve altındaysa, ateşi 37.9 C’ nin üzerinde olduğunda doktorunuzu aramalısınız.

    Düşüremediğiniz her ateşte veya sık tekrarlayan ateşte hekiminizi aramalısınız.

    Bunların yanında huzursuzluk ateş düşürücüye cevap vermeyen ateş;döküntü var ise çocuğunuzun ateşi düştüğü halde halsiz görünümü devam ediyor ya da giderek artıyorsa, ateşi 2 yaşın altında 24 saatten daha uzun süre, 2 yaş ve üzerinde 3 gün ve daha uzun süre devam ediyorsa doktorunuza gitmelisiniz.

    Önce duş veya kompresle müdahale peşinden ilaç tercih etmek ateşi daha kolay kontrol etmemizi sağlar..

    ALTINCI HASTALIK (ROSEOLA İNFANTUM)

    Roseola üç ay- altı yaş arasındaki çocukları etkileyen çok yaygın hafif viral hastalıklardan biridir.

    Bir kaç saat ile üç beş gün sürebilen yüksek ateş ve sonrasında kırmızı deri döküntüleri ile seyreder.

    Döküntü, bazen kızamık veya kızamıkçık ile karışabilir.

    Rozeola da en büyük risk ateşin tetiklediği febril konvülziyon (havale) riskidir.

    Tedavi seçenekleri bol sıvı, parasetamol, dinlenme ve evde bakımı içerir.

    Belirtiler:

    Roseola 39,4 – 40,6 derece arasında genellikle 2-3 gün süren, en fazla 8 güne kadar uzayabilen ani yüksek ateş ile başlar. Ateş başladığı gibi aniden normale döner. Bazen yüksek ateşe bağlı nöbetler gelişebilir. Kulak arkası ve boyunda lenf bezlerinde şişmeler görülebilir.Nadiren ensefalit ve hepatit gelişebilir.
    Diğer belirtileri göz kızarıklığı, burun akması, huzursuzluk, sinirlilik,iştahsızlık, boğaz ağrısıdır.
    Ateşin düşmesi ile birlikte pembe-kırmızı döküntüler başlar. Döküntüler önce gövde ve boyunda başlar, daha sonra yüz, kollar ve bacaklara yayılır. Kabuk hafifçe kaldırılırsa altında yara oluşabilir. Döküntüler birkaç saat ile 1-2 gün arasında sürebilir. Genellikle kaşıntı yoktur.

    Hastalık genellikle bir haftada iyileşir. HHV-6 enfeksiyonlarının yaklaşık % 70 inde döküntü oluşmaz, sadece ateş vardır.

    SIK ATEŞLENEN ÇOCUKLARDA (PFAPA) DÜŞÜNÜLMELİDİR

    Periyodik ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal adenit Semptomları ile tanınan bu antiteye dikkat çekmek isterim.

    PFAPA sendromu, çoğunlukla 5 yaşından küçük çocuklarda görülmektedir. Sendrom erkeklerde genellikle kızlardan daha sık görülmektedir. PFAPA sendromunun en önemli bulgusu 21-28 gün arası olmak üzere düzenli aralıklarla tekrarlayan ve genellikle 40.0-40.6ºC’ye yükselen ateştir.Ateş ortalama 4 gün sürmekte ve spontan olarak gerilemektedir.

    Hastaların ateşinin antibiyotik ve non-steroid antiinflamatuvar ilaçlara yanıt vermemesi dikkat çekicidir. Ateşle beraber aftöz stomatit %70, farenjit %72 ve servikal adenit %88 oranında eşlik etmektedir (5). Aftöz stomatit genellikle grup yapmayan 5 mm’den küçük, yüzeyel ülserler şeklindedir. Bunlar skar bırakmadan 5-10 gün içinde iyileşirler.

    Tonsillerde genellikle non-eksudatif eritem görülebildiği gibi kript ve membranlar da görülebilir. Hastaların atakları sırasında alınan boğaz kültürü normal boğaz florası olarak saptanır. Servikal lenfadenit genellikle bilateral, çapları 5 cm’yi geçmeyen, ağrısız, hareketli lenfadenopatilerdir. Servikal bölge dışındaki lenf bezlerinde büyüme görülmez. PFAPAsendromuna özgü bir laboratuvar bulgusu bulunmamaktadır. Ataklar sırasında lökositoz ve eritrosit sedimantasyon hızında artış görülmektedir. Atak aralarında ise klinik ve laboratuvar bulguları tamamen normale dönmektedir.

    PFAPA sendromunun nedeni bilinmemekle birlikte viral ve otoimmün mekanizmalar üzerinde durulmaktadır.Yineleyen ateş atakları olan bir çocukla karşılaşan hekimlerin bu hastalıklara özgü bazı ipuçlarından yararlanarak tanı koymaları mümkündür.(PFAPA) sendromu ender hastalıklardan biridir .. Bu sendromun hastalığa özgü laboratuvar bulgusunun olmayışı hastalığın tanısını güçleştirmektedir.

    PFAPA sendromu ender görülse de, sendromu oluşturan ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal lenfadenit gibi bulguların çocuklarda sık rastlanan muayene bulguları olması nedeniyle atlanabilir. Hekim bademcikler iltihaplı diyebilir çünkü farenjit mevcuttur hakikaten ama ateşin tekrar edişi gözden kaçırılmamalıdır.Antibiyotik ve ateş düşürücü kullanılmasına karşın ateşin 5-6 gün sürdükten sonra normale döndüğü vakalarda, yineleyen ateş nedeniyle ayrıntılı biçimde incelenen hastada ailevi Akdeniz ateşi (FMF) açısından DNA analizinde mutasyon saptanmaması önemlidir.

    PFAPA sendromu düşünülen hastaya atak başlangıcında 1mg/kg tek doz prednizon tedavisi verilip bu tedaviyle hastanın klinik bulguları bir gün içinde hızla düzeliyor mu test edilerek tanıya gidilebilir. Hastanın prednizolon aldıktan sonra saatler içinde semptomlarında iyileşme olduğu gözlenmesi tanıda kıymetlidir.PFAPA sendromunda ataklar yıllar boyu sürebilmektedir,ailelere çocukta sekel kalmayacağı, gelişiminin etkilenmeyeceği ve hastalığın kendiliğinden iyileşeceği anlatılmalıdır.

  • Öfkelenerek Neyin Bedelini Ödüyoruz?

    Öfkelenerek Neyin Bedelini Ödüyoruz?

    Öfke duygusunu hissetmeden önce çoğu zaman başka bir duygu daha hissederiz. Ama çoğunlukla hissettiğimiz bu duyguyu fark edemeyiz. Yani öfke, ikincil bir duygu olarak yaşanır. Öfke, buzdağının görünen kısmını oluşturur. Buzdağının altında ise, görünmeyen, fark edilemeyen birincil duygular söz konusudur.

    Öfke başkaları tarafından görülebilen bir duygu iken, buzdağının altında yer alan diğer duygular ifade edilme olanağı bulamadığı için fark edilmezler.

    Buzdağının altında fark edilmeyen bu duygular neler olabilir?

    Belirsizlik, çaresizlik, yalnızlık, utanmak, kayıp yaşamak, korkmak, üzülmek, kırılmak, aşağılanmak, reddedilmek, engellenmek, hayal kırıklığına uğramak, güven bunalımı yaşamak ve acı çekmek gibi kişiye rahatsızlık veren duygular buzdağının altında yer alabilecek duygulardan bazılarıdır.

    Thomas Gordon bu durumu şu şekilde açıklar; “üzüntü, kırgınlık, hayal kırıklığı, endişe, kaygı, korku gibi acı veren zor duygular kelimelere dökülemeyince, açıklanamayınca ve yaşanamayınca donar, katılaşır ve bir buzdağına dönüşür. Buzdağının görünen yüzü kızgınlıktır, öfkedir; ancak buzdağının sular altında kalan bölümünde ise gerçekte yaşanmakta olan başka duygular yer almaktadır.”

    Peki! Öfke duygusu kolayca yansıtılabilen bir duygu iken, buzdağının altında yer alan diğer duygular neden öfke gibi kolay ifade edilemez?

    Bu durumun en önemli nedeni şudur; öfkeye başvurarak yaşadığımız diğer duyguları gizlemiş ve rahatsızlık veren diğer duyguları yaşamaktan kaçınmış oluruz. Rahatsızlık veren duygulardan kaçınma eğilimi insanın doğasında var olan bir durumdur. Bu nedenle rahatsızlık veren ana duyguları yaşamaktan kaçınarak öfkeyi yaşamayı tercih ediyoruz. Ayrıca rahatsızlık veren bir duyguyu hissetmek, kişinin kendisini savunmasız, çaresiz olarak algılamasına ve kontrolünü kaybedeceği endişesine de yol açan bir durumdur. Bu yüzden bu duyguları yaşamak yerine, öfke duygusunu hassasiyet karşısında bir kontrol ve güç duygusu oluşturmanın bir aracı olarak görüyoruz.

    Öfke duygusunu kontrol etmeye çalışmak, sorunun çözümü adına tek başına yeterli değildir. Çünkü buzdağının altındaki duyguların neler olduğu anlaşılmadan, sorunun kökenine inilmeden yapılacak bir müdahale sınırlı ve sığ olacaktır. Bu durumu şöyle bir örnekle açıklanabilir. Bir kişinin ateşinin yükselmesi bir hastalık değil, hastalığa ait belirtidir. Ateş gözle görülen bir belirtidir ve bu belirti, gözle görülmeyen bir enfeksiyon veya virüsün varlığının göstergesidir. Sadece ateşi düşürmek, hastalığı tedavi etmek adına yeterli değildir. Bu nedenle doktorlar, yüksek ateşe neden olan sorunu bulmaya ve tedavi etmeye çalışırlar. Ateşi düşürmek, belirtinin azalmasına yönelik bir müdahaledir ama tedavi değildir.

    Yukarıdaki örnekteki gibi öfke duygusu da yükselen ateş gibi bir belirtidir. Sorunun kaynağı değildir. Bu nedenle sadece öfke duygusuna yönelik bir müdahale yeterli olmayacaktır. Öfke duygusuna yol açan diğer duyguların neler olduğunun anlaşılması çok önemlidir. Öfke hissetmeden önce hangi duygunun hissedildiğini anlamak biraz çaba gerektirir. Genellikle öfkeye yol açan neden; çözülmemiş acılar veya korkulardır. Öfkenin altında yer alan ana duygular ve bu duygulara yol açan düşünceler irdelenmeden sorunun tamamen çözülmesi mümkün değildir.

    Özetlemek gerekirse; öfke, başka duyguların bastırılmasının ve ifade edilmemesinin bedeli olarak karşımıza çıkan bir duygudur. Yani ifade edilmeyen, bastırılan, kaçınılan diğer duyguların faturası olarak yaşanan bir duygudur. Bu bedeli ödemek yerine rahatsızlık veren duyguların neler olduğunu anlamaya ve bu duyguları ifade etmeye çalışmak daha sağlıklı bir tutum olacaktır. Kişi, tek başına bunu yapmakta zorlandığında bu konuda terapi desteği almak sorunun çözümü adına önemlidir. Çünkü terapi; kişinin öfke duygusunu yaşamasına yol açan ana duyguların ve düşüncelerin neler olduğunun ortaya çıkmasına, kişinin rahatsızlık veren durumlarla başa çıkmasına, bu duyguları yapıcı ve olumlu yollarla yönetmesine yardımcı olacak araçları fark etmesini sağlar ve sorunun çözümünü kolaylaştırır.

  • Çocuklarda ateş nedir ve hangi yöntem ile en doğru ölçüm yapılır?

    Vücut ısısının normalin üzerine çıkması ateş olarak tanımlanır. Normal vücut ısısına ait sınırları belirlemek zordur. Genel olarak makattan ölçülen normal vücut ısısı 36.1 – 37.8 Cº olarak kabul edilir.

    Çocuklarda vücut ısısı, erişkinlerden daha yüksektir ve ateşin gün içinde belli bir ritmi vardır. Akşam üstü saatlerinde,makattan ölçülen ateş, 38.5 dereceye kadar çıkabilmektedir. Çocuklarda en yüksek vücut ısısı saat 17-19 arasında, en düşük ısı ise saat 24- 06 arasında olmaktadır. Gün içinde 1.1 dereceye kadar değişiklik olabilir.

    Rektal ölçüldüğünde 38ºC, ağızdan ölçüldüğünde 37.8ºC, koltuk altından ölçüldüğünde 37.2 ºC , deriden 38ºC derecenin üzerinde ölçülen vücut ısıları ateş olarak değerlendirilir.

    Vücut sıcaklığı ölçen kişiye bir kaç faktöre bağlı olarak vücut ıssıs değişebilir. Ateşi etkileyen faktörler:

    ölçüm yapılan saat

    ölçümün yapıldığı vücut bölgesi

    ölçüm tekniği

    termometrenin türü

    ölçümün yapıldığı ortam

    ölçüm öncesi fiziksel aktivite

    Ölçümlerde hangi yöntemin uygulanacağı çocuğun yaşına göre belirlenebilir. Bebeklerde rektal ölçümler, daha büyük çocuklarda ise koltuk altından ateş ölçülmesi daha doğru olmaktadır. Rektal yolla yapılan ateş ölçümü en doğru sonucu verrir.

    Dijital termometreler en doğru ölçüm yapan termometrelerdir.

    Çocuklarda cam termometrelerin vücut ısısı ölçümü amacı ile kullanılması artık önerilmemektedir. AAP (Amerikan Pediatri Akademisi) bebek ve çocuklarda cam termometre kullanımını kesinlikle tavsiye etmemekte olup, ABD ve gelişmiş bazı ülkelerde cam termometre kullanımı yasaklanmıştır.(2008)

    Vücut sıcaklığı termometre ile ölçülür. 
Ateş çeşitli şekillerde ölçülebilir:

    Makattan ölçüm (rektal)

    Koltuk altı

    Kulaktan ölçüm(Timpana)

    Ağız içinden ölçüm (oral)

    Deriden

    Makattan (Rektal) Ölçüm

    Vücut sıcaklığının ölçülmesinde altın standart olarak kabul edilen vücut bölgesidir. Makattan ölçüm için dijital termometreler kullanılabilir. Termometrenin temiz olduğundan emin olunmalıdır. Alkol ile temizlenmelidir.. Dijital termometre ucu vazelin ile yağlanır ve çocuğun makadının içine 1.5-2 cm kadar nazik bir şekilde ilerletilir. En az 3 dk süre ile makat içinde kalması sağlanır. Dijital termometre ötene kadar tutulur.

    Koltuk Altı ölçüm (Aksiller)

    Dijital termometre alkol veya temiz su ile temizlendikten sonra ucu koltuk altına gelecek şekilde yerleştirilir. Termometrenin koltuk altında 4- 5 dakika kalması gereklidir.

    Kulaktan (Timpanik) Ölçüm

    2 yaş altındaki çocuklarda kulaktan ölçüm önerilmez. Çocuğun kulak kepçesi üst kısmından tutularak arkaya ve yukarıya doğru hafifçe çekilir. Termometrenin sensör kısmı hafifçe kulak içine itilir. Termometrenin ölçümü başlatan düğmesine basıldıktan birkaç saniye sonra kulaktan çıkarılıp dijital göstergedeki değer okunur. Eğer çocuk ölçümden önce sıcak duş yapmış , soğuk ortamda kalmış, kulağın üzerine yatmış ise ölçüm 10-15 dakika bekledikten sonra yapılmalıdır.

    Ağızdan Ölçüm

    Termometrenin ağız içinde tutulması gerektiğinden 5 yaşından küçüklerde bu ölçüm tekniği önerilmez. Ağızdan ölçüm için dijital termometreler kullanılır. Termometre çocuğun dilinin altına yerleştirilir. Ağız kapalı tutularak termometrenin 3 dakika süre ile dil altında kalması sağlanır

    Deriden ateş ölçerler

    Alından temas ile ölçenler ve çocuklarda çok hızlı bir şekilde ateşi ölçebilmelerine rağmen yüksek değerlerin koltuk altı veya makattan ölçülerek doğrulanması gerekir. Dezavantajı çok pahalı olmasıdır.

  • Ateşli havale (febril konvülzyon)

    Çocuk nöroloji kliniklerine başvuran en sık hasta gruplarındandır.Ateşli havale 6 ay 6 yaş arası çocuklarda ateşli dönemlerde ortaya çıkan nöbetlerle karakterizedir.Bu nöbetler gözleri bir noktaya dikme, vücudta tamamen gevşeme ve bilinç kaybı ya da vücudta kasılma ve atmalar şeklinde olabilir.

    Ateşli havale toplumlara göre farklı sıklıklarda görülmekle beraber genellikle çocuklarda %4-10 arasında izlenmektedir. Ateşli havalede en önemli risk faktörü genellikle aile öyküsü olmasıdır. Ateşli havale en çok vücudta geçirilen viral enfeksiyonlara bağlı olarak ortaya çıkar.Genellikle hastalığın ilk 48 saatinde ateşin hızla yükseldiği sırada görülür.

    Ateşli havale genellikle bir kaç dakika süren kısa süreli tüm vücudta kasılma ve atmalarla seyreder nadiren vücudun sadece bir kısmında nöbet hareketleri ya da sıçramalar şeklinde olabilir.Eğer ailede ateşli havale ya da sara hastalığı öyküsü varsa, ilk nöbet 1 yaşın altında geçirilmişse, 38.5 derecenin altında değerlerde geçirilmiş ise, erkek çocuk ise tek taraflı nöbet ya da 15 dakikadan uzun süren nöbeti olmuşsa, 24 saat içinde tekrar eden havaleleri olmuşsa nöbetin ileriki dönemlerde tekrarlama ihtimali yüksektir. Özellikle böyle hastalar koruyucu önlemler açısından uyarılmalı gerekirse ateşli durumlarda nöbet geçirmesini engelleyici ilaçlar verilmelidir.

    Ateşli havale geçiren çoocukların aileleri mutlaka evlerinde derece bulundurmalı, çocukta hastalık bulgularını gördükleri anda derece ile düzenli olarak ateşlerini ölçmeli ve ateş yüksekliğini farkettiklerinde ateş düşürücüler ile ve ılık duş aldırarak ateşlerini düşürmelidir. Nöbet geçiren çocukların yüzüne su dökmek gibi davranışlar çocuğa çok ciddi zarar verebilir. Nöbet geçiren bir çocukta yapılacak şey hastayı yan çevirerek ağzındaki salgıların akciğerine kaçmasını engellemek ve başını koruyarak özellikle kasılma ve atmalar sırasında ortaya çıkabilecek kafa travmasını engellemektir.