Etiket: Astım

  • Astım veya allerjik bronşit

    Tekrarlayan hırıltı- hışıltı, öksürük atakları, hele bir de nefes alıp vermede güçlük varsa; akla gelmesi gereken en önemli hastalıklardan birisidir.
    “Astım” kelimesi, anne babalara korkutucu gelmekte; genellikle daha yumuşak bir ifade olan “allerjik bronşit” kullanılmaktadır. Hatta bazen anne babalar, “bizim çocuğumuzun hastalığı henüz astıma dönmemiş; allerjik bronşit” derler. Oysa her iki terim de aynı hastalığı ifade etmektedir.

    Astım; diğer ülkelerde de olduğu gibi bizim ülkemizde de giderek artmaktadır. Bölgelere göre değişmekle birlikte ülkemizde yaklaşık her 10 çocuğun 1’i astımlıdır. Giderek de artmaktadır.
    Astım, genetik bir yatkınlık üzerine, karşılaşılan bazı dış etkenlerin de kolaylaştırması ile ortaya çıkan, esas olarak solunum sistemini etkileyen bir hastalıktır. Çoğu, çocukluk döneminde ortaya çıkar.

    Hazırlayıcı faktörler var mıdır?
    Evet.
    -Ailede astım veya başka bir allerjik hastalık öyküsü olması önemlidir. Örneğin anne veya babada astım varsa, çocukta olma ihtimali %20 oranında artar. Yine kardeşler, yakın akrabalar da bu ihtimali artırır.

    -Solunum sistemini olumsuz etkileyen çevresel faktörler önemlidir. Bunların en önemlisi de sigara dumanıdır. Çocuğun yaşadığı evin hangi odasında olursa olsun, çocuk yokken bile içilse zararlıdır. Başka odada içmek, kapıyı kapatıp pencereyi açmak, dumanı havalandırma bacasına doğru veya pencereden dışarı üflemek çözüm değildir. Yine kirli hava ortamı, mikroplarla sık karşılaşma, bulaşıcı solunum sistemi hastalıkları birer risk faktörüdür.

    -Allerjenlerle karşılaşma da önemlidir. Küçük yaştan başlayan allerjen teması, o allerjene erken dönemde duyarlılık gelişmesine, astım gelişmesine neden olur. Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüy ve deri döküntüleri, küfler, bazen de daha az oranda gıdalar allerjen olabilir.

    -Sık geçirilen enfeksiyonlar; zaman içinde astıma dönüşmez. Ancak her enfeksiyon, zaten var olan ama henüz ortaya çıkmamış olan astımı biraz daha belirginleştirir. Yani astımı tetikler.

    Nasıl tanı konur?
    -Bebeklikte sürekli veya tekrarlayan hışıltı, tekrarlayan bronşit-bronşiolit atakları, sık öksürük, gece yatınca gelen kuru öksürük şüphelendirir. Özellikle küçük bebeklerde 1 yıl içinde 3 kez veya daha fazla tekrarlayan bronşiolit; kuvvetle astım düşündürür. Daha büyük çocuklarda; tekrarlayan kuru öksürük, hırıltı, hışıltı, özellikle nefes verirken duyulan ıslık sesi gibi ötme, göğsünün inip kalkması gibi nefes zorlanması belirtileri hep astımı destekler. Ailenin vereceği öykü, hastanın muayene bulguları çoğu zaman tanı için yeterlidir. Ancak bazen ayrıntılı kan tetkikleri, röntgen, allerji testi, solunum fonksiyon testi gibi tetkiklere de başvurulabilir. Tetkiklerin bir amacı da astıma çok benzeyen bazı başka hastalıkların olup olmadığını araştırmaktır.

    Tedavisi var mı?
    Evet. Astım sözünün belki de en korkulan özelliği, kalıcı olup ömür boyu devam edeceğidir. Bu yanlış bir bilgidir. Bebeklikte astım tanısı koyulan çocukların % 20’si hiç tedavi edilmese bile iyileşir. Oysa iyi bir tedavi ile bu oran % 100’e yaklaşır. Çocuğun bünyesinin allerjik özellikte olması, göz rengi gibi kalıcı bir özelliktir. Yani o çocuk, ömür boyu allerjik bir bünyeye sahiptir. Oysa hastalık, tedavi edilebilen bir durumdur. Ancak tedavi bazen aylarca, yıllarca sürebilir. Aile ve hekim dayanışması ile, el ele verilerek inançla ve umutla tedavi sürdürülürse; başarı şansı çok yüksektir.

    Nasıl tedavi olur?
    Öncelikle sigara dumanı başta olmak üzere çevre kontrolü önemlidir. Kirli havadan olabildiğince uzak durmak, evde evcil hayvan beslememek, keskin kokulu parfüm kullanmamak, boya, cila kokusundan uzak durmak, enfeksiyonlardan korunmak; korunamadığında da tedavi olmak önemlidir.
    Ayrıca allerji testi yapılarak belirlenmiş ev tozu akarı, polen gibi dış etkenlerden de sakınmak gerekir. Sakınma tedavinin büyük bir bölümüdür. Ancak yetmez.

    İlaç tedavisi:
    Tedavide iki grup ilaç kullanılır. Bir grubu; rahatlatıcı, diğer grubu da koruyucu ve tedavi edici ilaçlardır. Hastanın bulgularına ve hastalığın özelliklerine göre doktorunun seçeceği ilaçlarla tedavi devam eder. Bu tedavi değişkendir. Yani hastanın durumuna göre artırılır, azaltılır, kesilir, ek ilaç verilir. Bu durumları değerlendirmek için yine hastalığın ağırlığına göre belli aralıklarla kontrol edilir. Gerekirse haftada bir, ayda bir, birkaç ayda bir gibi aralıklarla kontrol ve tedavi ayarlanır. Tedavi edici ilaçlar içerisinde en önemlisi kortizon içeren ilaçlardır. Genellikle nefes yoluyla uygulanır. Doğru doz, doğru süre ve doğru kullanım ile yan etki riski sıfır kabul edilebilir. Yani korkmadan, güvenle kullanılmalıdır. İlaç tedavisinde en önemli konu da ilaçların hastaya göre ayarlanmasıdır. Hem çeşidi, hem dozu, hem süresi kişiye özeldir. Başkasının çocuğuna iyi geldi diye bir ilaç kullanılmaz. Veya bu konuyu anlamayanların korkutması ile de gereken ilaç kesilmez. En önemlisi ve iyisi, güven duyduğunuz doktorunuzla birlikte tedaviyi yürütmektir.

    Aşı tedavisi:
    Bir diğer tedavi de allerji aşısıdır. Aşı tedavisi de yöntemlerden birisidir. Ancak bu pek çok kişinin sandığı gibi 1 kez olup biten bir uygulama değildir. Sakınılması mümkün olmayan, nefes yolu ile vücuda giren allerjenlere karşı yapılır. Hastanın sadece o allerjenlere seçici allerjisi varsa yapılır. 3-5 yıl; ortalama 4 yıl süren bir tedavidir. Haftada bir, 15 günde bir, ayda bir gibi sürelerle uygulanır. Cilt altına veya dil altına uygulamaları vardır. Birlikte gerekli ilaçları kullanmaya da devam edilir. Allerji aşısı başlama kararı; mutlaka bir allerji uzmanı tarafından verilmelidir. Aşı ve ilaç ayarlaması allerji uzmanı tarafından başlanıp, hasta başka bir yörede yaşıyorsa, tedavi planı yaşadığı yerdeki bir doktorla işbirliği içinde devam ettirilebilir.

    Ne zaman iyileşir?
    Her çocukta farklı seyreder. Bazen bir tek atak olup, bir daha hiç tekrarlamaz. Bazen çok sık ataklarla başlayıp zaman içinde yatışabilir. Genel olarak hastalığın daha sık iyileştiği dçnemler; 3 yaş civarı, 7 yaş civarı ve ergenlik dönemleridir.
    Ancak en önemli konulardan birisi; çocuğa hiçbir zaman hastalıklı çocuk psikolojisi yerleşmemelidir. Yaşıtlarının yaptığı her şeyi yapabilir. Beden Eğitimi dersine mutlaka girer; rapor verilmez.

    Tam iyileşme gerçekleşmeyen o %5’lik gruba girerse ne olur?
    Herhangi bir sorun olmaz. Erken başlanan tedavi sonucu; kalıcı bir hasar oluşması önlenmiş olur. Ancak zaman zaman ufak tefek şikayetleri olup astım ilaçları kullanması gerekebilir.

  • Bahar ve alerji

    Alerjik nezle, yaklaşık %20 oranında görülen bir hastalıktır. Yani her 5 çocuktan biri alerjik nezle, göz nezlesi hastasıdır. Alerjik astım da % 10-15 civarında görülmektedir. Alerjik hastalıklar alevlenme- yatışmalar şeklinde seyreder. Bahar ayları bu hastalıkların en çok şiddetlendiği dönemdir; alevlenme dönemi bu mevsimde en sık yaşanır.

    *Bahar aylarında allerjik reaksiyonlar hangi nedenlerle artış gösterir?

    Alerjik hastalıkların alevlenmesinde alerjenlerle karşılaşma en önemli tetikleyicidir. Çocukların alerjik hastalıklarında polen alerjisi çok etkilidir. Bahar aylarında bitkilerin polenlerinin ortama dağılması, hava güzel olduğu için açık hava aktivitelerinin artışı nedeniyle de bu alerjenlerle karşılaşma riskini artırır; alerjik hastalıklar alevlenir. Belirtiler şiddetlenir.

    *Bu mevsimde çocuklarda görülen allerjik rahatsızlıklar nelerdir ve çok kısaca hangi tür belirtiler içerir?

    -Allerjik nezle (saman nezlesi): Aksırık, burun akıntısı- tıkanması, burun kaşıntısı, genizde kaşıntı, gıcıklanma. Karşılaşılan alerjeni yok etmek amacı ile vücuttaki hücrelerden salgılanan kimyasal maddelerin oluşturduğu belirtilerdir. En çok bilineni histamindir. Zaten bu şikayetlerde kullanılan ilaç genellikle anti-histamin ilaçlardır.

    -Göz nezlesi: Burunda olan belirtilerin gözde olması. Kızarma, kaşınma, sulanma, hatta şişme.

    -Astım: Öksürük, hırıltı, nefes darlığı ile giden astım atağı yapar. Polen alerjisi olanda kıra, pikniğe gidince atak gelişebilir.

    -Cilt alerjisi: Alerjenlerle temas sonucu kaşıntı, kızarma, şişme gibi deri şikayetleri oluşur.

    *Bu belirtilerin en yoğunlaştığı ay hangisidir?

    Mevsimsel özelliklere göre değişir. Isının ve yağışın durumuna göre bitkilerin tozlaşma dönemi değişebilir. Genellikle Nisan-Mayıs ayları, Haziran ayının ilk yarısı en yoüğun aylardır. Tam tozlaşma döneminde kuru ve rüzgarlı havalarda, polenler çok uzaklara; 100 km. kadar uzaklara bile gidebilir. Tabii ki polenlerin en yoğun olduğu kıra, pikniğe, ormana gidince şikayetler artar.

    *Astım hastalığının bahar aylarıyla bir ilişkisi var mıdır?

    Polen alerjisi olan astımlılarda bahar aylarında astım atakları ve şikayetleri artar.

    *Tedavisi yapılmayan allerji ne gibi zararlı sonuçlara yol açar?

    Tedavisi yapılmayan alerjik hastalıklar, giderek daha ağırlaşır, yaşam kalitesini düşürür. Hatta hastalar evden çıkmamaya başlar. Ayrıca alerjik hastalıklar aktifken enfeksiyon hastalıklarına yakalanmayı da kolaylaştırır. Tedavi edilmeyen alerjik bir hastalık, diğer alerjik hastalıkları davet eder. Örneğin; alerjik nezlesi olan bir kişi tedavi olmazsa, astım olma riski çok artar.

    *Anne babaların çocuklarını korumaya yönelik alabilecekleri önlemler nelerdir?

    Anne – babaya düşen görevler:

    -Çocukların şikayetlerini geçiştirmeyip doktora götürmek, tanı konmasını sağlamak

    -Allerjik hastalıkların doğru tedavisine ulaşmak

    -Tedavinin doğru uygulanmasını sağlamak, denetlemek

    -İlaçlarını doğru doz ve şekilde kullandırmak

    -Baharda polenlerden mümkün olduğunca korumak;

    *Çocuk okula gidecek,

    *Teneffüse çıkacak

    *Beden eğitimi dersine girecek

    *Ekstra polenle karşılaşma riski azaltılacak: Polen yaygın olan dönemde hafta sonu kır- piknik gibi ortamlara girmeyecek, arkadaşlarla kampa gitmeyecek (hastalanması halinde uygun tedaviye ulaşmak riskli olabilir)

  • Alerji tedavisi; kime; ne zaman?

    Allerjik hastalıklar giderek daha fazla görülüyor. Bunların bir kısmı, daha önce de vardı; ama tanımlanamıyordu. Bir kısmı ise gerçekten var olan artışa bağlı. Artık yaklaşık her 3 kişiden biri alerjik. Öyle veya böyle. Bu bir alerjik nezle, olabilir, astım olabilir, egzema olabilir, kurdeşen (ürtiker) olabilir.

    Bazı hastalıklar vardır; adını duymak bile insanı ürpertir ve olmaması için dua edilir. Hiç kimse çocuğunda kalp hastalığı, böbrek hastalığı olsun istemez. Ancak alerjiye gelince iş biraz değişiyor. Çok rahatlıkla kabul edilen bir hastalık. Belki fazla ciddiye alınmıyor, belki hayatı tehdit etmediği için daha rahat kabulleniliyor. Bir de iyileşme şansı ve umudu olması önemli bir artı puan. Aslında hepsinden önemlisi; devamlı öksürün aksıran veya kaşınan , ama bir türlü bunun nedeni açıklanamayan bir çocuğun nihayet hastalığın adının konmuş olması aileye büyük bir rahatlık veriyor. Düşmanının ne olduğunu bilmek, ona karşı daha aktif ve etkili bir savunma yapmanızı sağlıyor. .. Ama acaba gerçek böyle mi?

    Günümüzde allerji teşhisi maalesef çok çabuk koyulmakta. Komşuların, tanıdıkların koydukları teşhis ve tedaviyi bir yana bırakalım; doktorlar arasında da allerji teşhisi koymak abartılmış durumda. Tekrarlayan öksürük varsa; adı hemen astım oluyor. Bundan daha da kötüsü; inek sütü alerjisi konusunda. Maalesef her kusan, kakasını biraz yumuşak veya sık yapan, ya da tam tersine kabızlığı olan, gazı olan, ağlayan bebek hemen süt alerjisi tanısı alıyor. Hemen anneye ve bebeğe sıkı yasaklar uygulanıyor, annenin hayat kalitesi çok düşüyor. Çoğu zaman annenin sütü kesiliyor veya azalıyor. Süt alerjisi tanısı, bazen bu belirtilerle konuyor; bazen de yapılan bir kan tetkiki ile.

    Üzerinde konuşmamız gereken en önemli konu; laboratuvar tetkiklerinin değil, hastanın tedavisidir. Her çocuk öksürür, ateşlenir veya hastalanır. Hele okula veya kreşe başlanan yıl, bu hastalıklar çok daha fazla ve şiddetli olabilir. Çocuk yeni bir çevreye girdi, yeni mikroplarla tanışacak, onlara karşı tepki oluşturacak. Bunu da dışarıya hastalık olarak yansıtacak. Önemli olan; ne erken ne geç kalmadan zamanında ve doğru tedavi uygulanmasıdır. Ne yazık ki anneler evhama kapılarak doktor üzerinde de baskı oluşturuyor; bazen doktor pek niyetli olmasa da annenin tavrı karşısında istenmeyen gelişme riski olmasın diye ilaç önerebiliyor. Bronşiolit denen ve hemen her çocuğun mutlaka geçirdiği basit bir viral hastalık vardır. Hırıltı, öksürük, bazen daralmaya yol açar. Bu çocuklara hemen astım tanısı koyup piyasada var olan bütün allerji ilaçlarını vermek doğru değildir. Bronşiolit, kendiliğinden geçer. Çok çok nefesi ve öksürüğü rahatlatacak basit destek tedavileri yeterlidir. “IgE si yüksek” diye ilaç kullanan pek çok çocuk var. Tek başına veya tesadüfen saptanan bir IgE yüksekliği, bu çocuğun alerjisi vardır dedirtmez ve tedavi gerektirmez. Hastayı değerlendirirken gerekirse yardımcı amaçla kullanılabilir.

    Çocuk mamasını yiyor, sütünü içiyor, sorun yok. Ama tesadüfen bakılan kandaki süt alerjisi değeri sınırın biraz üstünde saptanınca hemen süt ve ürünlerinin kesilmesini gerektirmez. Ya da basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunun buna bağlanması gerekmez. Süte özel allerji testi yapılıp bozuk sonuç da çıkmış olabilir. Artık aileler de bu rakamları görüyor, yorumluyor. Örneğin; inek sütü için laboratuarın verdiği sınır değer 0.35 oluyor, bebeğin test sonucu 0.80 çıkıyor. Hemen süt ve ürünleri yasaklaması başlıyor. Bu doğru değil. Bazen 0.80 allerjiyi gösterebilir, ama bazen 15 bile olsa allerji olmayabilir. Ya da tam tersi; allerji düzeyi 0.35’in altında olduğu halde, başka mekanizmalarla alerjiye neden olabilir. Onun için tekrar edecek olursak; genellemeler yapmadan, her çocuğa göre düşünüp karar vererek, sadece gerekli testleri yapıp doğru yorumlayarak ve doğru tedavi yaklaşımı ile gitmek gerekir.

    Bezinde, kakada hafif bir kan şüphesi olunca da yine abartılmış tepki gösterip hemen sütünü ve mamasını kesip özel diyetlere başlamak gerekmez. Bakalım bu olay tekrarlayıcı mı, giderek artıyor mu, gıdalarla ilişkisi var mı?. Basit bir “anal fissür” yani popoda çatlak bile buna yol açmış olabilir. Çok küçük bebekler, bazen anne meme başındaki çatlaktan sızan kanı yutar; sindirimi yetersiz olup da kakada kan gibi görününce de hemen yanlı olarak süt alerjisi tanısı alabilir.

    Bir diğer önemli konu; alerjik hastalık tanısını almış olan çocukların uzun süreli takip ve tedavilerinde yaşanıyor. Örneğin astım; bazen aylarca, bazen yıllarca tedavi gerektirir. Tedavide; başta sigara dumanı olmak üzere çevresel olumsuz etkenlerden ve saptanan alerjenlerden sakınma, ilaç tedavisi, gerekenlerde aşı tedavisi şeklinde bir yol izlenmektedir. İlaç tedavisinde duruma göre değişiklikler yapılır. Ne fazla, ne az; tam yeteri kadar. Çocuğun ne zaman ne ilaca ihtiyacı olduğunu, uzun süreli izleyen hekim ayarlar. Çünkü uzun dönemde hafif astımdır; bazen hiç, bazen bir adet koruyucu ilaçla izlenir. Durum ağırlaşır; ilaç artırılır, sonra geri azaltılır. Bunun bir plan ve düzenli kontrole göre yapılması gerekir. Yoksa olay tamamen karışır.

    Astımlı çocuklar, enfeksiyonlara yakalanma konusunda astımı olmayanlara göre daha hassastır. Daha sık hastalanır. Çünkü solunum yolu zaten enfeksiyonlara açık, hazır durumda. İşte herhangi bir enfeksiyon ı olduğunda, bunun erken tanı alıp ilerlemeden tedavi edilmesi önemlidir. Çünkü enfeksiyonlar, astımın daha kötüleşmesine yardımcı olur.

    Ateş, genellikle geceleri artar. Bu nedenle de acile başvurular sıktır. Ya da özellikle büyük kentlerde mesafeler, trafik sorunu, işyerinden izin alma zorluğu, randevu alamama vs. nedenlerle çocuğu izleyen allerji hekimi değil de daha önce görmeyen bir çocuk hekimi, acil hekimi görebiliyor. Burada yapılması gereken, o anki problemi değerlendirip onun tedavisini yapmaktır. Oysa bir allerji lafı ortaya atıldığında, o hekim kendi bilgi ve değerlendirmesi doğrultusunda hemen piyasada ne kadar allerji ilacı varsa ekliyor. Ya da kullandığı ve kullanması gereken ilaçları kesip başka ilaçlara geçiyor. Zaten sorunu olan anne, daha iyi bir çözüm sanarak tedaviyi değiştiriyor. Kontrolüne geldiği zaman çocuğun bambaşka bir tedavi aldığı, tamamen farklı bir şekle dönüştüğü görülüyor. Oysa bunu bir epilepsi gibi, kalp hastalığı gibi düşünüp sık sık ve rastgele ilaç değiştirmemek, ezbere ilaç doz ayarı yapmamak gerekir. Tedavide kar zarar dengesi çok önemlidir. Bir çocuğa öyle bir astım ilacı verilebilir ki; bir defa bile öksürmez hale gelir. Aile rahat, çocuk rahat…… Ama işin aslı öyle değil. Bazen ilaçların faydası kadar zarar riski de var. Bu zarar yıllar sonra bile ortaya çıkabilir. Biz , allerji uzmanı olarak ilaçları ayarlarken güvenli ve bazen yavaş düzlemeyi tercih ediyoruz. Daima çocuk hekimi veya aile hekimi ile de işbirliği içinde paralel gitmeyi tercih ediyoruz. Tedavide esas devam ve uyumluluk gerektirir.

  • Allerjik bronşit mi? Astım mı?

    Kışın soğuk günlerinin gelmesiyle birlikte çocuklarda özellikle okul çağındaki çocuklarda ve yine özellikle okulun yada ana okulunun ilk yılındaki çocuklarda tekrarlayan öksürük, hırıltı, hışıltı ve nefes darlığı gibi bulguların görülmesi dikkati çekmektedir. Bu tür yakınmaları olan çocuklar ebeveynleri tarafından doktora götürülürler. Yapılan muayene ve tetkiklerde elde edilen bulgulara göre çocuklardan astım tanısı alanlar olur. Bunlardan özellikle alerji testleri pozitif bulunanlar alerjik bronşit olarak değerlendirilirler. Bir kısmına ise sadece bronşit tanısı konulur. Aslında tekrarlayan yada haftalarca süren atakları olan çocukların hastalıkları farklı isimler ile anılsa da aynı klinik yapı içinde değerlendirilir.

    Astım dünyada en sık görülen kronik çocukluk çağı hastalığıdır. Ülkemizde de sıklığı % 8-10 arasında değişmektedir. Başka bir deyişle, ortalama her 10 çocuktan biri hayatının bir devresinde astım yakınmaları göstermektedir.

    Aşağıdaki bulgular astım tanısını düşündürmelidir;

    Çocukta tekrarlayan hırıltı, hışıltı, öksürük bulunması

    Yada uzun süre devam eden hırıltı, hışıltı, öksürük bulunması

    Solunum alerjenlerine alerji tesbit edilmesi

    Gece yada sabah artan öksürük

    Hareket ile artan öksürük

    Aşırı terleme ve sonrasında öksürük ortaya çıkması

    Nefes darlığı ataklarının bulunması

    Çocukta besin alerjisi öyküsü bulunması

    Çocukta atopik dermatit öyküsü bulunması

    Ailede alerjik hastalık bulunması

    Ailede astım bulunması

    Allerjenlerden korunma tedbirleri uygulandığında yanıt alınması

    Astım tedavisine yanıt alınması

    Bu gibi durumlarda küçük yaştaki çocuklarda klinik tanı konularak tedaviye başlanır. Daha büyük çocuklarda basit yada kapsamlı solunum testleri yapılarak astım tanısı konur. Testlerde solunumla alınan alerjenlere duyarlılık saptanan çocuklarda alerjik bronşit terimi kullanılır. Allerji tespit edilemeyen bir kısım çocukta ise astım terimi kullanılır. Gerçekte de astımlı çocukların % 85 kadarında alerjik astım vardır, % 15 kadar çocukta ise astım bulguları olmasına rağmen alerjik duyarlılık gösterilemez. Bu durumdaki olgularda alerjik olmayan astım tanısı konur. Sonuç olarak temelde bronşit ve alerjik astım aslında aynı klinik tabloyu ifade etmektedir.

    Allerjik astımı olan çocuklarda ev tozu akarları, polenler, küf sporları gibi solunum yoluyla alınan alerjenler ve solunum yollarını uyaran viral solunum yolu enfeksiyonları, keskin kokular, sigara dumanı gibi tetikleyici etkenler bulguların ortaya çıkmasında etkilidir. Sadece tetikleyicilerin etkili olduğu alerji tesbit edilemeyen çocuklarda ise tetikleyiciler astım ataklarını başlatmaktadır.

    Astımda uygulanacak tedavinin ilk basamağı alerjenlerden ve tetikleyicilerden kaçınmadır. Astım bulguları kontrol altına alınabilir ve astımlı çocuk tedavide biraz dikkatli davranıldığında yaşıtlarının yaptığı her türlü aktiviteyi yapabilecek hale gelir.

    Uygun tedavi yöntemi çocuğunuzu normal yaşantısına döndürebilir.

    Tedavinin amacı hastalığın kontrol altına alınmasını sağlamaktır.

    Kontrol altına alınmayı takiben hastalara öncelikle yüzme olmak üzere düzenli spor yapmaları önerilmelidir.

    Prof.Dr.Nihat Sapan – Çocuk Allerji Uzmanı

  • Bronşial astım

    Bronşial astım (veya kısaca Astım) alt solunum yollarının yani bronşların kronik (müzmin, süreğen) hastalığıdır.
    Astım, bulaşıcı bir hastalık değildir ancak genetik temeli olan bir hastalıktır. Yani, anne veya babada astım varsa çocuklarda da astım olma olasılığı çok yüksektir.

    Belirtileri genellikle aralıklı olarak oraya çıkar. Birkaç gün ile birkaç hafta devam eder ve sonra belirtiler düzelir. Belirtilerin düzelmesi hastalığın düzeldiği anlamına gelmez. Çünkü özellikle hastanın düzenli takibi ve tedavisi yapılmıyorsa uygun şartlarla karşılaşıldığında belirtiler mutlaka tekrar ortaya çıkacaktır.
    Birçok etken Astımlı çocuklarda hastalık belirtilerini ortaya çıkarabilir. Bu etkenlerin başında nezle, grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları ve allerjenler gelir.
    Astım tedavisi aylar-yıllar alabilen uzun süreli bir tedavidir ve düzenli aralıklarla hekim takibi çok önemlidir.

    Astım belirtileri
    • Hışıltı
    • Öksürük
    • Nefes darlığı
    • Göğüste sıkışma hissi
    Bu belirtiler devamlı olarak yoktur. Belirli aralıklarla ortaya çıkar. Bazı hastalarda birkaç haftada bir bazı hastalarda birkaç ayda bir belirtiler oluşur. Belirtilerin olmadığı dönemlerde bir sorun yokmuş gibidir. Astımlı çocuklar bu ara dönemlerde oyun oynama, merdiven çıkma, hızlı yürüme, koşma gibi bazı fiziksel aktiviteleri astımı olmayan arkadaşları kadar iyi yapamasalar bile genellikler sağlıklı görünürler. Hatta bu durum bazı aileler tarafından hastalığın düzeldiği şeklinde yorumlanır ve ilaçlar kesilip hekim kontrolünden çıkılır.

    Hangi çocuklarda Astım düşünülmeli?
    • Şikayetlerin devamlı değil, aralıklarla ortaya çıkması,
    • Hışıltının sık tekrarlaması,
    • Oyun oynama, merdiven çıkma, hızlı yürüme, koşma gibi aktivitelere bağlı öksürük veya hışıltı oluşması,
    • Özellikle geceleri nöbetler halinde kuru öksürük olması,
    • Belirtilerin daha çok geceleri veya sabahları ortaya çıkması veya var olan belirtilerin bu saatlerde daha da kötüleşmesi,
    • Belirtilerin yılın her döneminde oluşabilmesi,
    • Belirtilerin 3 yaşından sonra da devam etmesi veya 3 yaşından sonra ortaya çıkması,
    • Soğuk algınlığının hızla göğse inmesi veya 10 günden uzun sürmesi,
    • Allerjenler (Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüyü, küf, hamamböceği), soğuk hava veya kuru hava solunması, egzersiz, ağlama, gülme, sigara dumanı, aerosoller, parfümler, saç spreyleri, hava kirliliği, odun-kömür dumanı, temizlik malzemeleri, nezle-grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları ve stres gibi etkenler ile belirtilerin ortaya çıkması, durumunda, Astım düşünülmeli

    Astım teşhisi
    Astım teşhisi için kullanılan en değerli yöntem, hastalığın hikayesidir. Yani, doktorlar anne-babalardan ve çocuğun kendisinden hastalığın belirtilerini ayrıntılı olarak sorup öğrenmeye çalışırlar. Bu sorgulama ne kadar doğru yapılırsa, astım teşhisi koymak da o kadar kolaylaşır. Bu nedenle, özellikle anne-babalar hastalıkla ilgili sorulan sorulara sıkılmadan, doğru ve net cevaplar vermelidirler.
    Küçük çocuklarda hastalığın hikayesi kadar çocuğun hasta iken hekim tarafından görülmesi ve astım tedavisine alınacak cevap da büyük önem taşır. Çünkü özellikle küçük çocuklarda Astımdan başka birçok hastalık da Astım belirtileri ile aynı belirtileri oluşturur ama sadece astımlı çocuklardaki belirtiler Astım tedavisi ile düzelir. Astıma benzeyen diğer hastalıkların belirtileri ise astım tedavisi ile düzeltilemez. Bu farkı ancak bir hekim anlayabileceği için, çocuğun mutlaka belirtilerin ortaya çıktığı dönemde hekim tarafından görülmesi sağlanmalıdır.
    Astım teşhisinde kullanılabilen en önemli test ise solunum testidir. Ancak, solunum testi büyük çocuklarda yapılabilen bir testtir. Özellikle altı yaşından küçük çocuklarda kullanılamaz.
    Allerji testleri ise teşhise yardımcı olarak kullanılabilen bir yöntemdir. Toplumda, allerji olmadan astım da olmaz gibi bir anlayış geliştiği için, allerji testleri negatif çıkan birçok astımlı çocukta astım teşhisi ve tedavisi gecikir.
    Sonuç olarak, hastaya uygun yöntemlerin kullanılmadığı durumlarda astımlı hastaların teşhisi ve dolayısıyla tedavisi gecikebilir. Bazen de çocukta astım olmadığı halde astım teşhisi konulabilir ve bu çocuklar gereksiz yere uzun süreli ilaç kullanabilirler.

    Astım nasıl tedavi edilir?
    Astım kronik bir hastalık olduğuna göre, tedavisi de uzun süreli olmalıdır. Tedavinin ilk aşaması, anne-babaların çocuklarının astım olduğunu kabullenmelidirler. Bu aslında tedavinin ilk aşamasıdır. Bunun yanında, astımın korkulacak bir hastalık olmadığı ama önemli ve ciddi bir hastalık olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Astım tedavisinde amaç çocuğu şikayetsiz hale getirmek ve günlük aktivitelerini astımsız yaşıtları düzeyinde yapabilmesini sağlamaktır. Bu, hemen sağlanabilen bir durum değildir. Her çocuğun astım şiddeti birbirinden farklı olduğu için kullanılacak ilaçlar ve ilaç dozları da birbirinden farklıdır. Bazı çocuklarda belirtilen düzeyde kontrol birkaç ay içinde sağlanabilirken bazı çocuklarda bu süre çok daha uzun olabilir. Bu nedenle, anne-babalar ve çocuklar özellikle tedavi süreleri açısından sabırlı olmalı, en geç 2-3 ayda bir mutlaka kontrole gitmeli ve tedaviyi başlatan doktordan habersiz ilaçlarını bırakmamalıdırlar. Burada belirtilmesi gereken bir durum da, hastaların bir kısmının belirtiler düzeldi diye hastalığın da düzeldiğini zannederek ilaç kullanmayı bırakmalarıdır. Tekrar belirtmek gerekirse astım, kronik bir hastalık olması nedeniyle tedavisi de uzun sürelidir, belirtilerin düzelmesi hastalığın düzeldiğini göstermez, tedavide kullanılacak ilaçlara, tedavinin süresine ve ne zaman kesileceğine ancak bir uzman hekim karar verebilir ve hastalar mutlaka belirli aralıklarla düzenli olarak kontrollerine gitmelidirler.
    Tedavide kullanılan ilaçlar 2 gruptur:
    1. Kronik iltihabı azaltan ilaçlar: Bunlar içinde en etkili olanları kortizonlu ilaçlardır. Kortizonlu astım ilaçları bazı araç-gereçler yardımıyla kullanılabilen sprey veya toz şeklindeki ilaçlardır. Her hasta için de farklı bir araç-gereç gereklidir. Diğer grup ilaçlar ise toz veya hap şeklinde alınabilen, kortizon içermeyen, bazı hastalarda etkili bir tedavi sağlayabilen ilaçlardır. Hangi hastada, hangi tür ilacın, eğer kortizonlu ilaç gerekiyorsa hangi araç-gereç yardımıyla ve ne kadar süreyle kullanılabileceğine en doğru şekilde hekim karar verebilir.
    2. Bronş genişletici ilaçlar: Atak dönemlerinde, belirli bir süre kullanılan ilaçlardır. Hekim tavsiyesi dışında, kontrolsüz kullanımları önemli yan etkiler oluşturabilir.
    Astım tedavisinde aşı uygulamaları da yapılabilir. Aşı tedavisi 3-5 yıl süren, zahmetli, pahalı ve bazen çok çok ciddi yan etkileri olabilen bir yöntemdir. Üstelik astımlı hastaların ancak bir kısmında işe yarayabilir.

  • Anne ve babalar; uzamış ve düzelmeyen öksürüğe dikkat!

    Anne ve babalar; uzamış ve düzelmeyen öksürüğe dikkat!
    Çocuğum astım mı?

    Kış geldi, enfeksiyonlar arttı, bir de pek çok çocuk kreşe başladı ve düzelmeyen, anne ve babaların kabusu olan sık tekrarlayan ve düzelmeyen öksürükler tekrar başladı. En sık karşılaşılan senaryolardan birisi şöyle; ‟2-4 yaş arası sağlıklı, daha önce ailesi tarafında özenle bakılan ve enfeksiyonlardan sakınılan bir çocuk kreşe veya anaokuluna başlar. Doğal olarak bir üst solunum yolu enfeksiyonu olur, fakat öksürük düzelmez ve uzar. Bir şekilde biraz düzeldikten sonra aile, tamam her şey rayına giriyor diye düşünürken tekrar ateşi yükselir veya tekrar burnu akmaya başlar ve öksürük tekrar artar. Aile tekrar doktora götürür ilaçlar antibiyotikler derken öksürük yine biraz azalır veya düzelir. Aile yine bir ohh çeker, ama kısa süre sonra olay tekrarlar. Bu durum kış boyu devam eder. Bazı çocukların ise nefes yolu ile astım ilaçları (ventolin) kullanması bile gerekebilir. Çocukların bir kısmında ise antibiyotik kullanımı ile burun akıntısı düzelir ama ilaçlar kesilince tekrarlar ve çocuk çok sık antibiyotik kullanmak zorunda kalır”.
    Yukarıda anlatılan hastalık veya durum nedir?
    Bu çocuk astım olabilir mi?
    Bu geçici bir durum mudur?
    Yoksa çocuk bazı internet sitelerinde yazdığı gibi İstanbul bronşiti midir? Bu da neyse,
    Bu sıkıntıyı çeken ve farklı doktorlar tarafından farklı tanılar konulan, farklı tedaviler verilen ve çoğunlukla da tam olarak düzelmeyen bu durum, aile ve çocuk için kış mevsimini bazen kabusa çevirmeye yetmektedir. Bu nedenle bu konu hakkında doğruların ve önemli noktaların aileler tarafından iyi bilinmesi, çocuklarını doğru yere yönlendirmeleri açısından oldukça önemlidir.
    Okul öncesi yaş grubundaki çocuklar daha büyüklere göre daha sık hasta olmaktadırlar. Çünkü immün sistemleri henüz gelişme aşamasındadır ve bazı mikroplarla henüz ilk defa karşılaşmaktadır. Aileler şunu çok iyi anlamalıdır ki 2 yaşına kadar olan çocuklar yılda 6-8 arasında basit üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilmektedirler ve bu enfeksiyonların %80 den fazlası virüsler aracılığı ile olmakta ve antibiyotik tedavisi gerekmemektedir. Yaş arttıkça enfeksiyon sıklığı biraz daha azalmaktadır. Bu geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları immün sistemin sağlıklı gelişmesi için gereklidir. Fakat ilk 3 yılda virüslerle olan solunum yolu enfeksiyonlarının tekrarlaması astım gelişimi için de en önemli risk faktörlerinden birisidir. Özellikle kreşe veya anaokuluna yeni başlamış çocuklarda enfeksiyon sıklığında artış olduğu çok iyi bilinmektedir. Bu çocuklarda tekrarlayan viral üst solunum yolu enfeksiyonları solunum yolu aşırı duyarlılığını ortaya çıkarmakta olup, bu durum öksürüklerin sık tekrarlamasına, gece öksürüklerine ve bazen de göğüste hırıltıya neden olabilmektedir. Hatta bu çocukların bir kısmında tekrarlayan bronşitler görülmekte olup, bu durum astıma kadar da ilerleyebilmektedir. Yine bu çocuklarda viral üst solunum yolu enfeksiyonlarının komplikasyonları (sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit veya zatürre gibi) gelişebilmektedir.
    Okul öncesi çocuklarda diğer çocuklardan farklı olarak 6 adet astım çeşidi vardır. Bunların bir kısmı zaman içinde düzelirken, bir kısmı ise gerçek astım olup bulgular ileriki yaşlarda da devam etmektedir. Bu çocukların bir kısmı allerjik olup, bir kısmı ise allerjik değildir. Bu hastaların hepsinde tekrarlayan bronşitler, sık tekrarlayan enfeksiyonlar, sık tekrarlayan veya düzelmeyen öksürük ve hışıltı gibi benzer şikayetler görülmekte olup, bu durumların birbirinden ayrılabilmesi sadece çocuk allerji uzmanları tarafından yapılabilmektedir. Ayrıca astımın bazı tipleri sadece tekrarlayan öksürük atakları ile gidebilmekte, bronşlarda daralma yapmamakta ve bu durum tanının geç konmasına ve yanlış ve gereksiz ilaçların kullanımına neden olabilmektedir.
    Unutmayınız! Tüm dünyada tanı konmuş, tedavisi başlanarak izlem altına alınmış astımlı çocuk sayısından çok daha fazla çocuk tanı konamadan yıllarca gereksiz ve bazen yanlış ilaçlar kullanmak zorunda kalmaktadır. Doğru ayırıcı tanı yapılamaz ve doğru tanı konamazsa, aşırı ve gereksiz antibiyotik kullanımı, hastalığın kronikleşmesi ve komplikasyonların oluşması gibi istenmeyen durumlar gelişebilir.

    Çocuklarda kronik öksürüğün veya sık tekrarlayan öksürüklerin çok sayıda nedeni bulunmaktadır. Pratik hayatta çok sık olarak karşılaşılan ve ne yazık ki tanı ve ayırıcı tanıları tam olarak yapılamayan ve birbirleri ile çok sık karışan bunlar arasında;
    1. Allerjik hastalıklar
    2. Kalıcı veya geçici astım varyantları (çeşitleri)
    3. Öksürükle giden astım
    4. Kreşe veya yuvaya bağlı reaktif hava yolu hastalığı
    5. Evde okula giden bir kardeşinin olması (eve sık enfeksiyon taşınmasına neden olarak)
    6. İyi tedavi edilmemiş sinüzitler, kronik sinüzit, akut tekrarlayan sinüzit
    7. Gastroözefageal reflü hastalığı
    8. Geçici veya hafif immün sistem bozuklukları, sayılabilir.

    Daha nadir olarak, üst ve alt hava yolunun konjenital anormallikleri, bazı genetik akciğer hastalıkları, konjenital kalp hastalıkları ve konjenital immün yetmezlikler neden olabilir.

    Anne ve babalar tarafında çocuklarında aşağıdaki durumların olup olmadığının mutlaka dikkatli bir şekilde gözlemlenmesi gerekmektedir;
    1. Enfeksiyonlar ve öksürük sık tekrarlıyorsa
    2. Öksürük bir türlü tam olarak düzelmiyorsa
    3. Çocuğunuz sık antibiyotik kullanmak zorunda kalıyorsa
    4. Burun akıntısı bir türlü tam olarak düzelmiyorsa
    5. Öksürükler 10 günden uzun sürüyorsa
    6. Hastalık sırasında çocuğunuz gece uykuda öksürüyor veya öksürerek uykudan uyanıyorsa
    7. Hasta olduğunda göğsünde hırıltı veya hışıltı duyuluyorsa
    8. Hareketle veya eforla öksürük artıyorsa
    9. Tozlu ortamlarda nöbet şeklinde öksürükler oluyorsa
    10. Doktor tarafından bronşit veya bronşiyolit tanısı konmuşsa
    11. Annede, babada ve kardeşinde allerji veya astım varsa
    12. Çocuğunuza daha önce kortizonlu ilaç veya nefes yolu ile kullanılan ilaçlar (ventolin) verilmişse
    13. Tekrarlayan öksürükler köpek havlaması şeklindeyse veya çocuğunuz sık larenjit oluyorsa.
    14. Çocuğunuzda ağız kokusu, karın ağrısı, şişkinlik veya geğirme sık oluyorsa
    15. Çocuğunuzun beraberinde atopik (allerjik) egzeması varsa
    16. Çocuğunuz diğer çocuklarda daha fazla terliyorsa

    Çocuğunuzun mutlaka bu konu ile ilgilenen bir çocuk allerji uzmanı tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmeli ve gerekirse allerji testleri ve bağışıklık testleri yapılarak doğru tanının konması, uygun ilaçların verilerek ileride gelişebilecek istenmeyen durumların önlenmesi, gereksiz antibiyotik tedavisinin önlenmesi ve böylece hem çocuk, hem de ailenin hayat kalitesinin artırılması sağlanmalıdır.

    Yine bu çocuklarda doğru tanı konduktan sonra koruyucu bazı ilaçlar verilerek;
    1. Bağışıklık sistemi güçlendirilebilir
    2. Enfeksiyonların sık tekrarlaması engellenebilir
    3. Hava yollarındaki aşırı duyarlılık düzeltilebilir
    4. Enfeksiyonlar sırasında bulguların göğüse inmesi ve böylece bronşit atakları önlenebilir
    5. Tabi ki istenmeyen durumların ve belki de astımın gelişimi önlenebilir.

    Sonuç olarak; uzamış ve sık tekrarlayan öksürükleri olan çocuklarda bu durumun önemsenmesi, çocukların bazılarında bu durum olabilir diyerek geçiştirilmemeli, ve bir çocuk allerji uzmanından yardım alarak çocuğun ve ailenin normal hayat kalitesinin tekrar düzene sokulması sağlanmalıdır.

  • Çocuğunuzun okul başarısı için doğru beslenme ve sağlıklı geçecek bir kış için yapılması gerekenler

    Çocuğunuzun okul başarısı için doğru beslenme ve sağlıklı geçecek bir kış için yapılması gerekenler

    Okullar açılıyor, derslerdeki başarı öğrenmeyle değil beslenmeyle geliyor. Okul hayatındaki başarı, çocukların kışın sağlıklı kalması, bağışıklık sistemini güçlendirici ve reflüden uzak tutucu beslenmeden geçiyor.

    Okullarda sağlıksız besinlerin satılması ve nüfusu kalabalık okullardaki havasızlık astım ve alerjiye sebep oluyor. Çocukların öğle yemeklerinde hızlı gıdaları tercih etmesi öncelikle reflüye, ardından da astıma yol açabiliyor. Bağışıklık sistemi ve sağlık için beslenmenin önemini aileler ve öğretmenler göz önünde bulundurmalıdır.

    Kahvaltı

    Uzmanların en çok üzerinde durduğu ve günün en önemli öğünü olarak gösterilen kahvaltı için aileler; çocuklarının sabahları birkaç lokma yemesi için, kakaolu fındık ezmesi, kakaolu mısır gevreği gibi hızlı ve hazır gıdalar ile kahvaltı etmesine göz yumuyor. Bu gıdaların besleyici hiçbir değeri bulunmamakta, özellikle alerjik çocuklarda midede reflüyü tetikleyen bu gıdalar, astıma neden olmaktadır. Alerjik çocuklar için kakaolu hazır gıdalar yerine bol tahıllı ekmek, peynir, zeytin, yumurta, salatalık ve şekersiz marmelat gibi vitamin yönünden zengin gıdalar ile beslenmek çocukların bağışıklık sistemlerini güçlendirecektir.

    Öğle Yemeği

    Okullardaki öğle yemeklerinin; hamburger, patates, kola gibi hızlı ve hazır gıda ile yapılmaması, bol peynir, balık, tavuk veya kırmızı et ile yapılmış, içinde sebze ve yeşillik olan bol tahıllı bir sandviç ve yanında taze meyve tüketmenin çok daha besleyici olacağı unutulmamalıdır.

    Ses kısıklığı, iştahsızlık, geğirme, mide bulantısı, diş gıcırdatması, ağız kokusu gibi belli belirsiz şikayetlerle seyredebilen reflü, özellikle astımlı her 10 çocuktan dokuzunda görülmektedir ve bu çocuklar okullarda verilen öğle yemeğinden bile olumsuz etkilenebilmektedir. Okullarda verilen bol salçalı yemekler, yağlı kızartmalar ve kakaolu tatlılar astımlı çocukta mide yanmasına ve reflüye sebep olabilmektedir. Bu çocukların okul yemekhanesinde tabldot yemek yerine, evden hazırlanmış sade, az yağlı yeşillik ve protein içeren sandviç ve meyve tüketmesi daha sağlıklı olacaktır.

    Özellikle kakaolu gıdalar ve çikolatanın reflüyü tetikleyici etkisi bulunur, bu nedenle özellikle sınıflarda ödül olarak çikolata verilmemesi, doğum günü kutlamalarında çikolatalı pasta yerine bol meyveli sütlü pastaların tercih edilmesi çok önemlidir.

    Akşam Yemeği

    Akşam yemeklerinin de sabah ve öğlen kadar önemli olduğu, reflünün önlenmesi için yatmadan en az 2-3 saat önce akşam yemeğinin yenmiş olması gerekmektedir. Akşam yemeklerinde ağır yağda kızarmış gıdalar yerine, yağ oranı düşük hafif gıdalarla beslenmek gecenin rahat geçmesi için önemlidir. Çocuklara yatmadan önceki 2-3 saat kesinlikle süt verilmemesi, bu saatler içinde sadece su içilmesi faydalı olacaktır.

  • En ideali deniz kenarı tatili

    En ideali deniz kenarı tatili

    Bol bol tuzlu suda yüzmek ve tuzlu su buharı solumak tüm havayollarına ilaç gibi geliyor. Astımlı çocuklar için en ideal tatil seçeneğini deniz kenarı oluşturuyor. Havuz açık alanda bile olsa, aşırı sıcak havalarda buharlaşan klorun kimyasal yapısı, astım hastalarının ataklarını tetikleyebiliyor.

    Astım hastalığı, tekrarlayan bronş daralmasıyla seyreden kronik bir akciğer hastalığıdır. Alerjik olabildiği gibi, alerji dışı nedenlerden de kaynaklanabilmektedir. Çocuk hastaların çoğu, alerjik astımdır ve bu nedenle çocuklarda astım ve alerjik bronşit eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Hem alerjik hem de alerjik olmayan astımda, bronşlarda oluşan hassasiyet dış etkenlere bağlı olarak gelişirken, sigara dumanı, kimyasal kokular, küf, hava kirliliği gibi etkenler astımlı bireyde öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi şikayetlerin alevlenmesine neden olmaktadır.

    Bir akciğer hastalığı olan astıma bağlı şikayetler sıcak ve rutubetli havalarda artar. Bu nedenle astım hastaları için en doğru seçim deniz tatilleridir. Yüzmenin, tuzlu su buharı solumanın tüm hava yolları için doğal bir ilaç olduğu unutulmamalıdır. Kış boyu tıkanan ve enfeksiyonlarla mücadele eden hava yolları, doğal tuzlu suyun etkisiyle açılıyor. Havuz suları çoğunlukla klorla dezenfekte ediliyor ve açık havuz olsa bile aşırı sıcak havada buharlaşan klorun astım ataklarını tetikleyici etkisi olmasından dolayı tavsiye edilmiyor. .

    Tatile Giderken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Kısa süreliğine de olsa evimiz olarak kullanacağımız konaklama alanlarına dikkat etmelisiniz. Özellikle astımlı çocukların %90’ının ev tozuna karşı alerjisi olduğunu, tozun da en çok halıda biriktiği göz önünde bulundurmalısınız. Konaklama yapılacak mekanın halı kaplı olmamasına özen gösterilmesi gereklidir. Astımlı kişilerin özel eşyalarını da tatile yanında getirmesi önemli bir detaydır. Anti alerjik yatak kılıfı gibi özel eşyaların kullanımına tatil süresince devam edilmesi, olası olumsuz durumları engelleyecektir.

  • Astım hastaları için tatil önerileri

    Astım hastaları için tatil önerileri

    Astımlı çocuklar için en ideal tatil seçeneğini deniz kenarı oluşturuyor. Bol bol tuzlu suda yüzmek ve tuzlu su buharı solumak tüm havayollarına ilaç gibi geliyor. Ancak, havuz açık alanda bile olsa, aşırı sıcak havalarda buharlaşan klorun kimyasal yapısı, astım hastalarının ataklarını tetikleyebiliyor.

    Astım hastalığı tekrarlayan bronş daralmasıyla seyreden kronik bir akciğer hastalığı olup, alerjik olabildiği gibi alerji dışı nedenlerden de kaynaklanabiliyor. Çocuk hastalarının çoğu, alerjik astımdır. Bu nedenle çocuklarda astım ve alerjik bronşit eş anlamlı olarak kullanılıyor. Hem alerjik hem de alerjik olmayan astımda, bronşlarda oluşan hassasiyet dış etkenlere bağlı gelişir, sigara dumanı, kimyasal kokular, küf, hava kirliliği gibi etkenler astımlı bireyde öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi şikayetlerin alevlenmesine neden olur.

    Bir akciğer hastalığı olan astıma bağlı şikayetler sıcak ve rutubetli havalarda artar, bu nedenle astım hastaları için en doğru seçim deniz tatilleridir ve yüzme, tuzlu su buharı solumak tüm hava yolları için doğal bir ilaçtır. Kış boyu tıkanan ve enfeksiyonlarla mücadele eden hava yolları, doğal tuzlu suyun etkisiyle açılıyor. Havuz suları çoğunlukla klorla dezenfekte ediliyor ve açık havuz olsa bile aşırı sıcak havada buharlaşan klorun astım ataklarını tetikleyici etkisi olmasından dolayı tavsiye edilmiyor.

    Tatile Giderken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Kısa süreliğine de olsa evimiz olarak kullanacağımız konaklama alanları çok önemlidir. Özellikle astımlı çocukların %90’ının ev tozuna karşı alerjisi vardır, tozun da en çok halıda biriktiğinin göz önünde bulundurulması, konaklama yapılacak mekanın halı kaplı olmamasına özen gösterilmesi gerekmektedir. Astımlı kişilerin özel eşyalarını da tatile yanında getirmesinin önemli unutulmamalıdır. Anti alerjik yatak kılıfı gibi özel eşyaların kullanımına tatil süresince devam edilmesi, olası olumsuz durumları da engelleyecektir.

  • Astım hastaları ramazanda dikkat!

    Astım hastaları ramazanda dikkat!

    VÜCUT SUSUZ KALDIĞINDA ALERJİK REAKSİYONLAR ARTIYOR

    Güneşin yakıcı ve sıcak etkisi Ramazan ayına denk geliyor. Yaz mevsiminin ortasına denk gelen bu günlerde oruç tutmak isteyenler için sıcaklarda en çok susuz kalmak sorun oluyor.

    Yüzyılın hastalığı olan alerjinin beslenme ile yakından ilişkisi vardır ve susuz kalan vücudun alerjik reaksiyonları arttırdığına dikkat edilmelidir.

    Susuz kalmak çok önemli bir sorundur ve tüm vücut günün ilerleyen saatlerinde giderek kurumaya başlar. Susuzluğa bağlı olarak, vücutta dolaşan kan koyulaşır ve akışkanlığını kaybeder, bazı dokuların kanlanamaması ileri yaş hastalarında, beyin ve sinir sağlığı açısından ciddi sorunlar oluşturur. Özellikle solunum sistemindeki salgıların kuruması ve koyulaşması, vücuttan atılmasını zorlaştırır, bu durumun oluşturduğu öksürük kişileri zorlar. Kronik bir solunum yolu problemi olan hastaların uzun süre susuz kalması hastalık alevlenmesine neden olabiliyor. Astım ve sinüzit susuzluktan en çok etkilenen iki hastalıktır. Astımda akciğerlerdeki salgılar kurur ve atılması zorlaşır, bunun sonucunda da bronş daralması yaşanır. Sinüzitte ise aynı durum burun salgıları için geçerli olur ve geniz akıntısının atılması zorlaşır.

    Aç Kalmak Nasıl Etkiliyor?

    Susuzluğun yanı sıra uzun süre aç kalmak da vücut açısından zararları olabilir, uzun saatler aç kalmak kan şekerinin düşmesine neden olur. Düşen kan şekeri iftarda aşırı ve hızlı yemek yenmesi ile yükseltilmeye çalışılırsa tokluk hissinin oluşması da zaman alacak ve kişi bir seferde normalden çok daha fazla gıda tüketebilecektir. İftarda tercihler şekerli ve yağlı gıdalar yönünde olduğu takdirde, sağlıklı insanlarda bile reflü oluşabilmektedir. Reflü astım hastalarının yüzde 80’inde var olan bir durumdur, dolayısıyla bir seferde çok yemek yenirse reflünün tetiklenmesi ile astım alevlenmesi gelişebilmektedir. Özellikle yatmaya yakın zamanlarda yemek yendiğinde, mideden yukarı taşan asitli mide içeriği direkt akciğerlere kaçar ve öksürük, hırıltı, nefes darlığı oluşturur.

    Üçüncü bir sorun da astım ilaçlarının süresiyle ilgilidir. En fazla 12 saat etkisi olan ilaçlar, sabah sahurda en geç saatte alınsa bile iftara kadar etkisi geçer, bu duruma reflünün eklenmesi sonucu hastalık alevlenmesi kaçınılmaz olur.

    Astımın En Büyük Düşmanı

    Sigara, astım hastalığının en büyük düşmanıdır. Sigara bağımlılarının tüm gün sigara içmeyip iftardan sonra bu açığı kapatmaya çalışmaları, astım hastaları için mutlak atak oluşturmaktadır. Ayrıca sigaranın hem bronş üzerinde daralmayı tetikleyici etkisi, hem de reflüyü tetiklemesi söz konusudur. Sigara bırakılamayacaksa bu şekilde oruç tutulması sağlık için normalden çok daha büyük zarar demektir.

    ASTIM HASTALARI İÇİN RAMAZAN ÖNERİLERİ

    Oruç saatleri dışında bol su tüketilmesi

    Suyun çay, kahve, kolalı veya şekerli meyve suları şeklinde değil, su olarak tüketilmesi

    Oruç açılırken birden çok ve hızlı yeme değil; az ve sık aralıklarla yavaş yemek yenmesi

    Mide asitini artıran kafein içeren çay, kahve ve kolalı içeceklerden uzak durulması

    Mide boşalmasını geciktiren yağlı kızartma gıdalar ve ağır şerbetli tatlılar tüketilmemesi

    Reflüyü tetikleyen çiğ sarımsak, çiğ soğan ve aşırı domates tüketiminden kaçınılması

    Yatmadan önce en az iki saat yemek yenmemesine özen gösterilmesi

    Sahurda yemek yiyip hemen yatılmaması

    Sabah akşam ilaç kullanımı gereken bir astım hastalığı varsa oruç tutulmaması

    Sigara bırakılamıyorsa oruç tutulmaması veya iftar sonrası kontrollü tüketim sağlanması