Etiket: Aşk

  • AŞK

    AŞK

    Aşk 

    Ne güzel de tanımlamış Kürşat Başar Aşk’ı: 

    “Her zaman sizin dediklerinizi yapacağını sandığınız içinizdeki benliğin birdenbire kendi başına, sizi dinlemeden, asi bir çocuk gibi çılgınca davrandığını farketmenin çaresizliği, onunla başa çıkamadığınızı görmenin verdiği şaşkınlık ve aynı zamanda onun peşinden giderek başka hiçbir şeyde bulunmaz bir heyecan duyduğunuz o maceranın vazgeçilmez çekiciliği…”

    Herkesin aşk tanımı kendincedir bence. Peki hiç düşündünüz mü aşk sizin için nedir, aşk sizin yüreğinizde nasıl yaşanır?

  • Aşk ve Evlilik Üzerine

    Aşk ve Evlilik Üzerine

    “Eşimle 6 yıllık evliyiz, her şey evlenmeden önceki gibi olsun istiyorum ama ne yaparsam yapayım hiç bir şey eskisi gibi olmuyor, çok çaresizim.”

    “Eşim bana eskisi gibi ilgi göstermiyor.”

    “Eşimle eskiden çok güzel vakit geçirirdik, çocuklar doğduğundan beri sadece aynı evi paylaşan iki yabancı gibiyiz.”

    “Eşim çocuklar doğduktan sonra beni tamamen unuttu, tüm odak noktası çocuklar oldu.”

    “Eşimden görmediğim ilgiyi dışarıda bulmaktan ve buna engel olamamaktan çok korkuyorum.”

    Evlilikte ilişki problemlerine baktığımız zaman kadın olsun erkek olsun temel problemlerin yukarıda bahsedilen problemler olduğu görülmektedir. Eğer sizde evliliğinizde bu tarz problemler yaşıyorsanız bu yazıyı okumanızı tavsiye ediyorum.

    İlişki kavramı, aşk ve sevgi kavramları üzerine kuruludur. Karşı cinsi önce fiziksel olarak beğeniriz, sonra onu tanıdıkça aşık olmaya başlarız. Aşık olduğumuz bir kişiye ise saygısızlık yapmamız hemen hemen imkansızdır çünkü onu kırmak, üzmek, incitmek istemeyiz. Günümüzde yapılan en büyük hatalardan biri aşk ve sevgi kavramlarını birbirine karıştırmaktır. Biz her şeyi, herkesi sevebiliriz; annemizi, babamızı, arkadaşımızı, kedimizi, köpeğimizi… hatta o kadar çok severiz ki bir çoğumuz “canımdan bile çok seviyorum” cümlesini hayatımızda mutlaka birkaç kez kullanmışızdır. Ama aşk çok daha farklı bir duygudur. Aşık olduğumuz kişiyi sürekli düşünürüz, hep onunla beraber olmak isteriz, olamadığımız zaman kendimizi dünyanın en mutsuz insanı hissederiz, öyle güçlü bir duygudur ki, yeri geldiğinde çok seviyoruz dediğimiz insanları bile gözümüz görmez olur. Bir bakıma hep söylenildiği gibi kör oluruz, gözümüz dünyayı görmez. Mutluluğu da, mutsuzluğu da hep en üst seviyede yaşarız. Ama yeri geldiğinde mutsuzluktan bile mutlu olunabilecek kadar karmaşık bir duygudur aşk. Eğer aşkın karmaşıklığı ile baş edebilirse sonunda evlilik kararı alınır ve evlenilir. Artık dünyanın en mutlu insanı bizizdir çünkü aşık olduğumuz insan artık hep yanımızda olacaktır. Onunla beraber hayatı doya doya, özgürce yaşamaya başlamışızdır ama zaman geçtikçe artık onunla olmaya alışmışızdır. İnsanlar sürekli güzel bir şeye maruz kalınca, onun güzelliğine alışır ve artık güzelliğin farkına varmamaya başlar. Bu noktadan sonra kusurları fark etmeye başlarız. Kusurları fark etmeye başladıktan sonra ise artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını görürüz. Artık daha az konuşuyoruzdur hatta belki o ayrı bir oda da televizyon izlerken biz kendimizi başka bir oda da kitap okurken buluveririz. Çıkar yol ararken aklımıza çocuk fikri geliverir. Çocuğun her şeyi eskisi gibi yapacağını düşünürüz. Eskisi gibi aşk duygusunu tetikleyeceğini düşünürüz. İşte en büyük hatalardan biri bozulan ilişkimizi çocukla düzeltmeye çalışmaktır. Çünkü zaten odak noktamız birbirimizden farklılaşmışken, çocukla birlikte tamamen koparmaktayız. Bu nedenle kötüye giden ilişkimizi asla çocukla düzeltmeye çalışmamalıyız.

    Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, bugün boşanmaların bu kadar artmasındaki etkenlerin en önemlisi çiftlerin çocuk doğduktan sonra birbirlerinden tamamen uzaklaşmalarıdır. Bu nedenle önce ilişkimizi gözden geçirmeli, çift taraflı olarak problemlerimizi aşabiliyorsak o aşamadan sonra çocuk yapmaya karar vermeliyiz. Unutulmamalıdır ki çocuk sahibi olmak ilişkiyi kurtarmanın aksine ilişkilerinde problem yaşayan kişilerin ilişkilerini daha çok çıkmaza sürüklemektedir.

    Bir diğer unutulmaması gereken nokta da aşk duygusunun geçici ama sevgi duygusunun kalıcı olduğudur. Eşimizi çok sevebiliriz, çok değer verebiliriz, çok eğlenceli ve kaliteli zaman geçirebiliriz ama ilk zamanlarda ki aşk duygusunu, heyecanı yaşamayı düşünürsek ve bunun arayışına girersek hayal kırıklığı yaşama olasılığımız çok yükselir. İlişkiyi canlı tutmanın en önemli özelliğinin davranışlarımızı aşk duygusunu yaşarken ki gibi farklı ve heyecanlı tutabilmekten geçtiğini unutmamalıyız.

    Eğer bu makalede yazan sorunları yaşıyorsanız ve sizde ilişkinizi kurtarmak istiyorsanız vakit kaybetmeden bir uzmana başvurarak yardım almalısınız.  

  • Aşktan beklediğimiz

    Aşktan beklediğimiz

    Aşktan beklediğimiz…
    Rollo May Aşk ve İrade adlı kitabında bireyin yaşadığı kimlik sorunu ile kötü giden yaşamına çözüm olarak aşka yaptığı vurgunun arttığından bahseder ve ekler “kendilerine verdiği değer, aşkı elde edip etmemelerine göre yükseldi veya düştü. Aşkı bulduklarına inananlar; Kalvincilerin, zenginliği seçilmiş kul olmanın elle tutulur kanıtı olarak görmeleri gibi, bunu kurtuluşun gözle görünür delili sayarak, kendilerini üstün görme eğilimine girdiler. Aşkı bulamamış olanlar kendilerini sadece yoksun hissetmekle kalmadılar, daha derin ve daha yıpratıcı olan içsel boyutta, kendilerine verdikleri değer de düştü. Kendilerini toplumun dışına itilmiş yeni bir yaratık türü gibi damgalanmış hissedip, psikoterapide sabahın erken saatlerinde uyanınca hissettiklerinin mutsuzluktan ve yalnızlıktan çok, içlerini kemiren, yaşamın büyük gizini kaçırmış olma kanısı olduğunu itiraf ediyorlardı.”
    Rollo May bu satırları 1969 yılında yazmış aradan geçen 45 yıla rağmen May’in söylediklerinin geçersiz olduğunu söyleyebilir miyiz? Amerika’da yapılan ve on yıl süren bir araştırma modern hayatta insanların yaşadığı en yoğun duygunun yalnızlık ve depresyon olduğunu ortaya çıkarmış. 
    Artık 30 lu yaşlara gelmiş bir erişkinin yaşamında bir yol arkadaşı istemesi kadar doğal bir şey yoktur bence; ama bizim sorgulamamız gereken, bu yol arkadaşı ve aşktan beklentiler ya da bu aşkın yokluğunda yaşanılan yoğun değersizlik olmalıdır. Yukarıda May’in bahsettiği gibi aşktan bir elmanın yarısı olmayı beklemek… onunla tamamlanmayı istemek ve yokluğunda var olamamak… değersizliğin kollarında kendini hırpalamaksa yapılan, bu noktada aradığımız şey aşk değil, belki de kendimizin kendimize vermediği değerdir…
    Oysa terapi sürecinde ben hep danışanlarıma söylerim “Aşk bir elmanın iki yarısı olduğunuzda acı verici iki ayrı elma olduğunuzda ise keyif vericidir” Aksi… aşkla tamamlanmayı bekleme ve değersizliğimizi yenme hali geçmişten getirdiğimiz yükümüzdür… geçmişte yaşayamadıklarımızın bedelini sevgiliye ödetmedir. Hocam Mehmet Zararsızoğlu’nun da belirttiği gibi “çünkü geçmişin bitmemiş işlerinin faturasını biz hep sevgiliye keser… farkında olmadan hep onu hırpalar… onu yıpratırız…”