Etiket: Aşırı

  • Çocuklarda gece terlemesi: ne yapmalıyız ve ne zaman endişenmeliyiz?

    Terleme, fizyolojik ve hayati bir süreçtir. Vücut ısısı beynin hipotalamus bölgesindeki ısı düzenleme merkezi tarafından kontrol edilir.Temelde iki tür terleme vardır: termoregülatuar ve duygusal terleme. Terlemenin faydası ter bezlerinin yaydığı sıvının, vücuttan atıldıktan sonra buharlaştığı ve böylece vücudun aşırı sıcaklarda ısı dengesinı koruduğudur. Terlemenin ikinci faydasının ise, insan vücudundaki zararlı maddeler terleme yoluyla dışarı atılması olarak gösterilir.

    Gece terlemesi ebeveylerin çocuklarında en çok endişe ettikleri bir durumdur.

    Gece çocuklarda terleme çok sık görülür fakat genel olarak çok kötü bir anlamı yoktur. Çarşaflarının ve elbiselerinin sırılsıklam olması şeklinde bir gece terlemesi olur.

    Çocuklarda çeşitli nedenlerle gece terlemesi görebilirsiniz. Genelikle fizyolojik, yani altında hastalık olamayan normal bir durumdur.

    En çok çevre faktörlerinden kaynaklanan bir durumdur. Çok fazla giyisiler, fazla örtünmeden, çok sıcak oda ıssısından kaynaklanan bir terlemedir.

    Çocuklar yetişkinlere göre daha çabuk ve kolay terlerler. Yıl 2012 de 6381 7 – 12 yaş çocuk arasında yapılan bir araştırmada 11,7 % çocukların haftada en az 1 kere gece terlediğini tespit edilmistir. Erkek çocuklarında daha fazla görüldüğü ve genelikle terlemenin üst solunum yollu hastalıkları, sinuzit, bronşit, genel soğuk algınlığ, uyku bozuklukları ve atopik hastalıklara bağlı olarak görülmüstür.

    Çocuklarda gece terlemeleri sağlık sorunlarında görülebilir: viral enfeksiyonlar, bronşit,sinüs enfeksiyonu,zatürre gibi sağlık sorunları. Eğer çocugunuz gece yarısı uyanıyorsa ve aşırı bir sussama ve açlıkile diabet hastalığın bir işareti olabilir. Çocuklarda aşırı tiroid hormonu (tiroksin) salgılanması, hipertiroidi, de aşırı terleme yapacaktır. Hipertiroidi rahatsızlığında çocuğun vücudu yorgun olur, aşırı kilo kaybı ve karın ağrıları olur. 4-8 yaş arası çocuklarda gece korkulu rüyadan ile uyanmaları da gece terlemenin sebebi olabilir. Çok ciddi hastalılarında bir belirtisi olabilir. Gece terlemesi Hodgkin hastalığı, lösemi, malign deri kanseri, tüberküloz, beyin hastalıkları gibi ciddi hastalıklaırnda işareti olabilir.

    Gece terlemelerine karşı siz nasıl önleyebiliriz?

    Gece oda sıcaklığı 16-20 derece arası olmalı.

    Gece uyurken oda sıcaklığı ne kadar az olursa uyku kalitesi de o kadar iyi olacaktır.

    Çocuklarımızı fazla giysi ile yatırmamalıyız. Keten ve rahat giysiler tercih edilmeli.

    Çocuğumuzun yatmadan once ağır yemekler yedirmemeli.

    Çok şekerli yiyeceklerden ve kafein içeren içecekler kaçınılmalı

    Çocugunuz sıvı alımı gün içerisinde yeterli olmalı.

    Eğer bunların hepsini uyguluyorsanız ve çocugunuzda gece terlemesi çok aşırı bir şekilde devam ediyorsa artı yanın sıra başka şikayetler var ise, örneğin kilo kaybı, iştahsızlık gibi, mutlaka bir çocuk doktoruna başvulmalısınız.

  • SAÇIN TENİNE DEĞSE…

    SAÇIN TENİNE DEĞSE…

    Sakın bir söz söyleme…Yüzüme bakma sakın!

    Sesini duyan olur,sana göz koyan olur.

    Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın, (Faruk Nafız ÇAMLIBEL)

    Telefonu meşgul, chat mi yapıyor, şu karşıdan gelen kadının bacaklarına mı baktı, telefonundaki bu mesaj da neyin nesi? Okul zamanından kalma fotoğrafta o yanındaki yabancı da kim? Bana hiç bahsetmemişti? Niye mesajlarıma geç cevap veriyor? Aradığımda niye daha sonra görüşürüz dedi?…

    Psikolojideki geleneksel yaklaşıma göre , ‘kıskançlık’ insanın yapısında doğuştan varolan bir durum değil. Aksine sonradan öğrenilen bir şey. Herkesin hayatı boyunda birçok kez karşı karşıya kaldığı bir duygu durumu.Kıskançlık genellikle bazıları için kamçılayıcı ve itici bir güç olarak görülse de , aşırı kıskançlık hem kıskançlık gösteren kişiyi hem de karşı taraftaki kişiyi çaresiz bırakabiliyor.Ayrıca psikolojideki geleneksel anlayış kıskançlığı güvensizliğe de bağlar. Çoğu sevgili ise aşkın yoğunluğuna. Biz psikologlar kıskançlığın aşırısının ciddi bir rahatsızlık olduğunu söylüyoruz ama flörtçüler işin tuzu biberi diyor. Kıskançlık ne zaman tuz, biber, ne zaman hastalık?

    Bilen bilir, ya da herkes bilir; kıskançlık ürkütücüdür. İnsanın içini yer bitirir… Birinden şüphe duymak insanı korkutur. Bir rakibin ya da rakibenin varlığından kuşkulanır, onu kaybetmekten korkarsınız. Bunu ona itiraf da edemezsiniz çoğu zaman… Boğazınızda konuşmanızı engelleyen kocaman bir lokma vardır, mideniz bulanır, kafanız karmakarışıktır…Gider gelirsiniz düşünceleriniz arasında…Sanki içinizde iki kişi vardır ve onları susturamazsınız…

    İleri safhalarda artık kendinize engel olamamaya başlarsınız ve telefonlar dinlenir, defterler karıştırılır, bilgisayardaki kayıtlar okunur. Bir nev’i casus olunur kısaca…Kendinize de şaşarsınız…Ayıpladığınız şeyleri yapmaya başlarsınız….Aslında neredeyse herkesin hissettiği bu ortak bulanıklık duygusu, insan doğasının bir parçası olarak görülebilir. Tıpkı kızgınlık, öfke, umut, üzüntü gibi.Bu, hayvanların kendi alanlarını korumak için içgüdüsel olarak mücadele etmesine benzer. İnsan da “kendisine ait” birini başka birine kaptırmama kaygısındandır…

    Her insanda az veya çok kıskançlık duygusu vardır.Çoğumuz için kıskançlık,nabzımızda, soluğumuzda hissettiğimiz bir duygudur…O anı yaşayanlar bilir, insan sanki kilometrelerce koşmuş gibidir… Ya da küçücük bir odada kapatılmış, eliniz kolunuz bağlanmış gibidir…Nefes alamazsınız doya doya…Kıskançlık bir hastalık değildir, aksine dozunda olan kıskançlık normaldir ve sevginin bir göstergesi olarak kabul edilir. Anormal kıskançlık ise yıkıcı bir saplantıdır ve tedavi edilmesi gerekir. Kıskançlığın temelinde genellikle ilişkiyi kaybetmekten korkmak ve bunu hayal etmek olabilir.Bu da kişilerin özgüven eksikliğinden kaynaklanan bir sorun olarak kabul edilir. Kıskançlığın patolojik hale geldiği durumlarda ise hastalar bir hayli zorlanabilir. Çünkü aşırı kıskançlık adaptasyonu bozar, depresyona sürükler ve yetersizlik duygusunu hissettirir.

    Kıskançlık çok aşırıya varmışsa, bu kişiler aşırı gururlu ve geçimsizdirler. Kendini üstün görür , şüpheci ve evhamlı davranırlar. Her şeyden olmadık anlamlar çıkarırlar. Bazen o kadar ayrıntılı düşünürler ki ve öyle kurgular oluştururlar ki bunun şaşkınlığını günlerce atamazsınız üzerinizden… Bu da birçok olumsuz sonuca temel hazırlar.Kişi bu durumdan kurtulmak istediğinde öncelikle buna sebep olan nedenleri bulmaya çalışmalıdır. Bu nedenler çoğu kez sadece kişinin içinde kaldığından dolayı çözümlenemez. Bu yüzden kişi karşısındakine onu rahatsız eden şeyleri anlatmalıdır. Böylelikle kişi belki de kendi inandığı şeyin nedensiz olduğunun farkına varabilir.

    Aşırı kıskanmayı sevginin bir yolu olarak görmemeli tam tersine sevgiyi yıpratan bir unsur olarak değerlendirmeliyiz.Tabi ki dozunda olduğunda kıskançlık zararlı değildir ama abartıldığında sevgi gibi yapıcı bir duygunun zıddı haline gelebileceği unutulmamalıdır…Kıskanmak ve kıskanılmak istemiyorsanız size acil bir reçete: Size yapılmasını istemediğiniz hiçbir hareketi sevdiğinize yapmayınız…

  • Anoreksia!

    Genel olarak 12-18 yaşları arasında başlayan ve şişmanlamaya karşı ağır korku yüzünden bilinçli olarak aşırı zayıf kalma çabaları ile belirlenen bir bozukluktur. Toplumda ortaya çıkma sıklığı bilinmemekle birlikte eskiden sanıldığı gibi çok ender rastlanan bir rahatsızlık değildir. Anoreksia Nervozalı bireylerin yaklaşık %95′ i kadındır. Ve bir kişinin kız kardeşinde bu tür bir bozukluk varsa o kişide aynı hastalık riski belirgin oranda artmaktadır. Bozukluk daha üst sosyoekonomik sınıflarda daha sıktır.

    En temel belirti aşırı kilo alma korkusudur. Bu durum kişinin yiyecek konusunda neredeyse fobik olacak noktaya dek varmasına neden olabilir. Şişmanlama korkusunun yanı sıra beden imgesinde de bozulma vardır. Buna bağlı olarak bu kişiler çok zayıf ve ince olsalar bile kendilerini şişman bulabilirler. Vücut ağırlığını kontrol altında tutabilmek için iki yolu kullanırlar: Kişilerin bir bölümü yiyecek alımını ileri derecede kısıtlarlar. Zaten aldıkları çok az yiyeceğin de çok az kalorili yiyecekler olmasına dikkat ederler. Bu kişiler buna rağmen ağır egzersizler de yaparlar. Diğer gruptaki kişilerde yiyecek alımının ileri derecede azaldığı açlık dönemleri ile aşırı yeme dönemlerinin birbirini izlediği gözlenir. Bu gruptaki kişiler, aşırı yemeden sonra şişmanlayacakları korkusuyla boğazlarına parmaklarını bastırarak kusarlar. Sık sık bunu yapan kişilerin el sırtında deri sertleşmesi olabilir. Sık kusan kişilerde mide asidinin etkisiyle dişlerde bozukluklar, çürümeler olur.
    Bu kişilerin yeme davranışlarında ve yiyeceklerle olan ilişkilerinde gariplikler gözlenebilir. Yiyecekleri saklayabilir, yemek yapmak için mutfakta saatlerce uğraşabilirler.
    Anoreksia Nervoza’ nın nedenleri günümüzde kesin olarak bilinmemektedir. Hastalığın oluşumu psikolojik, sosyolojik ve biyolojik olmak üzere üç boyutta ele alınabilir. Hastalığın ergenlikte ortaya çıktığı; bu dönemin cinsel ve sosyal çatışmalarla yüklü oluşu dikkate alınacak olursa; cinsel ve sosyal çatışmalarla başa çıkma konusundaki yetersizliklerin yiyeceklerden fobik kaçınma şeklinde ortaya çıkması öne sürülebilir.

    Aşağıdakilerin varlığı halinde bu rahatsızlıktan bahsedilmektedir:
    1-Bulunduğu yas grubu ve boy uzunluğu acısından normal kabul edilen en az kilo ya da bu ağırlığın üzerindeki bir kiloyu kendisi için uygun bulmayıp,kabul etmeme.
    2-Yas ve boy göz önüne alındığında beklenenden daha düşük bir kilosu olmasına rağmen kilo almak veya şişmanlamaktan aşırı derecede korkma.
    3-Kişinin kilosu ya da vücut şeklini algılayışında bozukluk vardır. Kişinin kendini değerlendirişinde kilo ya da vücut seklinin ,olağandan çok daha fazla ve anlamsız ölçüde bir yer kaplaması veya o anki kilosunun düşük olmasının öneminin farkına varmama.
    4-Bayanlarda birbirini izlemesi gereken en az 3 adet döneminin olmaması
    Bu rahatsızlığın kısıtlı ( bu durum yaşanırken kişide bir anda “patlayıncaya dek” yeme ya da kendini kusmaya ya da lavman- idrar söktürücüler ile yediklerini çıkarma davranışının olmadığı) tip ya da bu sayılan davranışların olduğu tiksinircesine yeme/ çıkartma tipi olarak 2 şekli vardır.
    Hastaların çoğunun düşünce içeriği yemek ile ilişkilidir. Kimileri kalan, artan, yiyemedikleri yiyecekleri bırakamayıp, biriktirir, bazıları da hiç yapamayacağı yemek tariflerini edinmeye çalışabilir. Topluluk içinde yemek yeme konusunda isteksiz davranabilirler. Başlangıç ta çevrelerinden ilgi ve beğeni görmek için , kendileri üzerinde kontrol sağladıklarını görmek amacıyla alınan besinleri kısıtlamaya başlarlar. Eski kilolarına ya da çevrelerinde görünüm olarak beğeni kazanan kişilerin kilosuna inmek için hedef belirler. Kendileri gün içinde farklı zamanlarda tekrar tekrar tartar
    Tıkınırcasına yeme-çıkartma tipine ait grubun alkol-madde kötüye kullanımı, daha çok duygusal durumda dalgalanmalar ve cinsel aktivitelere sahip olup, dürtülerini kontrollerinin daha zor olduğu gözlenmiştir.
    Kişiler kilo kayıplarını arttırmak için fiziksel egzersizler yapar ya da yorucu fiziksel uğraşılar içine girerler. Öyle ki kişi daha çok enerji harcayıp, kilo verebilmek için oturmayıp, ayakta durmayı yeğleyebilir ya da durduğu yerde el ve ayaklarını hareket ettirebilir. Kişinin toplumsal ilişkileri azalabilir. Sadece is, fiziksel egzersiz ve kilo düşünceleri ile ilgilidir. Bir deri bir kemik kalsa bile kilolu olduğu düşüncesindedir. Kişiler kendilerine listeler hazırlayarak kendilerine yasakladıkları yiyecekleri belirterek, bunları yemeyeceklerine yeminler ederler. Yarim kilo bile almaları onları zayıflıktan şişmanlığa geçtikleri seklinde düşündürür. Uzun sure bir konuya dikkatlerini veremezler . Kendilerine güvensizlik yoğun bir şekilde kendini hissettirmektedir. Gitgide sosyal çevrelerini kısıtlarlar.
    Çocuk gelişiminin erken evrelerinde, anne-çocuk iletişiminde çocuğun kendi başına,özgür davranışları üzerine yapılan müdahalelerin önemine dikkat çekilmektedir.
    Anoreksia başlangıcı sonrasında genellikle obsesif- kompulsif davranışlar başlayabilir. Özellikle temizlik saplantıları ( ev temizliğine yönelik aşırı aktiviteler gibi) ve ders çalışma ile ilgili saplantılara rastlanabilir. Cinsel gelişimlerinde sorun olduğu gibi , cinsel isteksizlik ve diğer cinsel sorunlar da beraberindedir.

    Bu kişilerde hastalığın yol açtığı vücutsal değişimler:
    Hastalarda kansızlık, vücut su- tuz dengesinin bozulması, kanda kolesterol ve üre düzeylerinin artışı, karaciğer enzimlerinin yükselmesi, tiroid bezi hormonlarının düşmesi, kadınlarda ostrojen dediğimiz kadınlık hormonu ,erkeklerde testesteron denen erkeklik hormonu düzeylerinde düşme sonucu cinsel işlevlerde azalma, kalp atımında azalma ve düzensizlikler, beyin boşluklarının beyin dokusuna oranla kapladığı hacmin artışı oluşabilmektedir.

    Kimlerde görülmektedir:
    Bu rahatsızlık düzenli ve bol çeşitli yemek yeme olanaklarının olup, göze hoş görünmenin zayıf bir vücut yapısı ile paralel düşünüldüğü bati toplumlarında, kentsel alanlarda daha çok gözlenmektedir. Hastaların % 90-95 i kadındır. Anoreksia nervosa genç kızlarda % 0,5 oranında saptanmakta, genellikle 12-25 yas arasında rastlanmaktadır.
    Son yıllarda yurt dışında yapılan çalışmalara göre hastalığın yüz bin kişide 15-20 arasında görüldüğü saptanmıştır.

    Rahatsızlığın oluşumunda etkili risk faktörleri:
    – Yaşanılan sosyo-kültürel çevrenin etkisi ile zayıflığın kesin güzellik ölçütü olması durumu yaygınlaştırmaktadır. Bazı mesleki alanlar ( hosteslik, modellik, dans ve müzikle uğraşanlarda) bu yüzden özellikle risk altındadır.
    -Bu rahatsızlığı olanların ailelerinde depresyon, alkolizm, şişmanlık ve gene bir yeme bozukluğuna daha çok rastlanmaktadır. Bu kişilerin annelerinin daha çok diyet yapıp,yeme bozukluğunun olduğu, sürekli diyet yapma düşünceleri ile haşır nesir oldukları, kızlarının da diyetleri konusunda yoğun düşünceler içinde olabildikleri gözlenmiştir.
    – Aile yapıları itibariyle, bağımsız hareket serbestisinin verilmediği ve aile işleyişi açısından yeterli keyif alınmayan doyum sağlanamayan ilişkilerin varlığı.
    -Öncesinde var olan aşırı şişman beden yapısı
    -Çocukluk cağı başlangıçlı diabet ( seker hastalığı) varlığı
    – Geçmişte yaşanan cinsel, fiziksel tacizler.

    Rahatsızlıktaki kişisel düşünce yapıları:
    – Kişisel açıdan kendilerini yardıma muhtaç ama yardim edilemez görürler
    – Kendi ve çevreleri üzerindeki denetimi kaybetme korkuları vardır.
    – Aşırı bir şekilde başkalarının görüşlerine bağımlı olarak özgüvenlerini koruyabilen, onların yeterli ya da olumlu desteği olmadığında kendilerini bir hiç olarak görürler
    – Bir şey ya tam olmalı ya da hiç olmamalı seklinde bir düşünce yapısı olan kişilerdir.

    Hastalığın seyri:
    Hastaların yarısının ilerleyen donemde iyileştiği, dörtte bir oranında hastanın kısmen iyileştiği, ancak bir miktar yakınmalarının sürdüğü belirlenmiştir. Hastalık sonucu olum oranının % 5 civarında olduğu gözlenmiştir.

    Hastalığın gidisine olumsuz etki yapan faktörler:
    -Ailede aşırı geçimsizlik, tartışmalı ortam
    -bulimianın hastalığa eslik etmesi
    -Kusma, dışkılamayı arttırıcı ilaç kullanımları
    -Obsesif-kompulsif, histerik, depresif, nörotik davranış yapıları, zeminde bulunan psikiyatrik sorunlar nedeniyle, kişide vücutsal yakınmaların fazlaca gündeme gelmesi (gastrit, kolit vb.)
    -Hastalığı inkar eden davranışlar içine girilmesi.
    Hastalığın gidisini olumlu etkileyen etmenler arasında ise erken başlangıç yaşı, hastalığı kabul etmek ve kendine güvenen bir kişilik yapısının bulunması sayılmaktadır.

    Tedavi:
    Anoreksia Nervozalı hastaların tedavisi çoğu kez güçlüklerle doludur. Hastaların çoğunda, hastalık birkaç yıl önce başlamıştır. Tedaviye katılmak ve tedavi planları için isteksizdirler. Bu sebeple genellikle çocuklarının bu durumundan üzüntü ve endişe duyan anne babaları tarafından doktora getirilirler. Tedavide bireysel psikoterapi, grup ve aile terapisi, ilaç tedavisi gibi yöntemler kullanılabilir
    Psikoterapide hastanın kendi duygularını uygun bir şekilde ifade edebilmesi, yeme davranışı üzerine kurulu yanlış düşünce tarzının değiştirilmesi, vücuduna yönelik olumsuz algılamaların düzeltilmesi, özgüvenin oluşturulması, kişilerarası sorunların belirlenip, çözümüne yönelen bir yaklaşımın oluşturulmasına çalışılır.Tedavide davranışçı terapi, aile terapisi ve grup terapisi kullanılabilir.
    Eğer yeme bozukluğu hayati tehdir eden kilo kayıplarına neden olmuşsa bu hastalara tüple beslenme desteği (nazogastrik veye PEG ile) hayat kurtarır.

  • Gençlerde Beden Algısı ve Yeme Bozuklukları

    Gençlerde Beden Algısı ve Yeme Bozuklukları

    Gençlerde Beden Algısı ve Yeme Bozuklukları

    Büyüme ve gelişmenin tamamlanması, yaşamın sürdürülebilmesi, hastalıkların önlenmesi ve sağlığın korunması için yeterli ve dengeli beslenme önemlidir.

    Günümüz toplumunda çocuklar ve gençler, tüketime dayalı birçok sektörün hedef kitlesidir. Hem gıda hem de güzellik endüstrisi bütün pazarlama olanaklarını bu gruplar için kullanmaktadır. Bir yandan bol kalorili popüler fast food zincirleri beslenme alışkanlıklarında dengesizliğe yol açarken diğer yandan ise kitle iletişim araçlarının güzelliği santimlik ölçülere indirgeyen anlayışı, sürekli olarak gençleri baskı altında bırakmaktadır.

    Bunların üzerine ergenin kendi bedeni ile uğraşma merakıeklendiğinde, neredeyse aç kalma sayılabilecek diyetlerin ergen kültürünün bir parçası haline gelmesi daha kolay anlaşılabilmektedir.

    Yeme bozukluklarının en sık rastlandığı dönem, ergenlik dönemidir. Ergenin beden imgesini yanlış değerlendirdiği, buna bağlı olarak kendisini şişman algıladığı, yemek yemeyi reddettiği ve bu nedenle aşırı kilo kaybına uğradığı dönemler olabilmektedir. Aç kalma noktasına varan diyet programları,kendini kusturma, aşırı spor yapma, idrar söktürücü ve müshiller kullanılması gibi yöntemler sıkça gözlenebilmektedir.

    Yeme Bozuklukları

    Her geçen gün pek çok insan yeme bozukluklarından etkilenmektedir. Ciddi fiziksel ve psikolojik sonuçlar doğuran yeme bozuklukları geçen yüzyılın sonlarına doğru artış göstermiş ve özelikle anoreksiya nevroza da ölüm riski yükselmiştir.

    Anoreksiya nevroza da; kilo kaybı için istemli davranışlar mevcuttur. Kilo kaybı, yemek ve kilo ile aşırı uğraş halinde olan birey, kilo almaktan yoğun bir şekilde korku duymaktadır. Adet görmeme bu sıkıntılara eşlikederken beden imajının bozulduğu gözlenmektedir.

    Hastalığın ciddi tıbbi sonuçları inkar edilirken, kilo vermek büyük başarı olarak değerlendirilir ve benlik değeri tümüyle buna bağlı hale gelebilmektedir.

    Yiyecek tüketimini kısıtlamak, bazı yiyecek gruplarından hiç yememek, ağır egzersiz, sürekli hareket, kusma, bağırsak hareketlerini hızlandırıcı ve idrar söktürücü ilaç kullanımı, yemek ile aşırı uğraş, yemek tarifleri toplama, aile fertleri için yemekler hazırlama, yemek biriktirmek görülebilmektedir.

    Beden şekli ve kilonun anlamı bozulmuştur. Zayıf olduklarının farkındadırlar ancak yine de bazı beden bölgelerini kilolu bulabilmektedirler.

    Daha çok kadınlarda görülen anoreksiya nevroza, çekici ve güzel olmanın zayıf olmakla bağlantılı bulunduğu endüstrileşmiş toplumlarda,stres verici yaşam olaylarından sonra ve birinci dereceden akrabalarında anoreksiya olan bireylerde daha sık görülmektedir.

    Ya hep, ya hiç düşünce biçimi, düzelmek için düşük motivasyon, anoreksiya olan bireylerde mevcuttur.

    Bulimiya Nervoza’da ise; tıkınırcasına yeme atakları,yemek ve kilo ile aşırı uğraş, kilo almaktan duyulan yoğun korku, tıkınırcasına yeme atakları sırasında alınabilecek yüksek kaloriyi dengelemek için yapılan uygunsuz davranışlar gözlenmektedir. Kilo fazla ya da normal olabilmektedir.

    Bulimiya nervoza başarılı ya da başarısız diyetten sonra başlar.

    Kilo kaybı anoreksiya nervozadaki düzeye ulaşmaz, kısıtlı yeme, tıka basa yeme atakları,karında şişlik ve ağrı, kusma, kendini kusturma, suçluluk hissi, depresyon, kilo kontrolu için laksatif, diüretik kullanımı mevcuttur.

    Yemeyi durduramayacağından korkma, tekrarlayan katı diyet dönemi, katı diyeti takiben kontrol kaybı ve yeme atakları, kiloda aşırı oynama,beden imajı, şekli ve kilo ile aşırı uğraş ancak anoreksiya nervozadaki kadar kilo verememe, psikolojik ve davranış sorunları, dürtü kontrolünde güçlük bulunur.

    Her iki bozuklukta da ortak temel nokta sonuçları ne olursa olsun, karşı konulamaz, zayıf olma isteği ve benlik değerinin tümüyle beden algısına bağlı olmasıdır.

    Mükemmeliyetçilik, düşük benlik değeri, olumsuz duygularla baş edememe yeme bozukluğu olan bireylerin psikolojik yapılarında gözlenmektedir.

    Üniversite öğrencileri arasında yeme tutumlarında bozukluk daha yaygın görülmektedir.

    Erken müdahale ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları beden ve ruh sağlığı için oldukça önemlidir. Sorunun dışarıdan anlaşılmaması için gayret içinde olan bireyi profesyonel destek almaya ikna etmek çoğu zaman kolay olmamaktadır. Profesyonel destek sürecinde tekrarları önleyecek programların seçilmesi ve süreci destekleyecek aile ve arkadaşların varlığı oldukça önemlidir.

    ;

  • YEME BOZUKLUKLARI

    YEME BOZUKLUKLARI

    Yeme Bozuklukları Pika, Geri Çıkarma (geviş getirme bozukluğu), Kaçıngan/Kısıtlı Yiyecek Alımı Bozukluğu,Anoreksiya Nevroza, Bulimiya Nevroza, Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu gibi psikiyatrik hastalıkların içinde yer aldığı bir tanı grubudur. Bu hastalıklar ruhsal kaynaklıdır ve bedensel belirtiler ön planda gibi görünse de ciddi ruhsal sorunlarla birliktedir.

    Yeme bozuklukları daha çok 12 ile 35 yaş arası kadınlarda olmak üzere milyonlarca kişiyi etkilemektedir. Yeme bozukluklarından kaynaklanan bu rahatsızlıklar tipik olarak yiyeceklere ve vücut ağırlığına karşı bir saplantı haline dönüşmektedir.

    Anoreksiya Nevroza, çok sıkı, sağlıksız bir diyet sonucu ciddi miktarda kilo kaybıyla kendini belli etmeye başlayan önceleri kontrol edilebilen iştahın bir süre sonra yok olarak zayıflamanın normal ölçüleri aşması ile görülen psikolojik bir hastalıktır. Anoreksiya Nervoza sadece genç kızlarda değil, erkeklerde de görülür. Tedavi edilmediğinde ölümcül sonuçlara varır. Kişi kilosunu kabullenemez ve sürekli kilo verme çabası içerisindedir, kilo almaktan aşırı derecede korku duyar, beden algısı düşüktür, bedenini beğenmez. Sadece diyet değil, müshil kullanımı, aşırı spor veya ek yöntemler uygulayabilir. Kalsiyum kaybı sonucunda kemik erimesi, saçlar ve tırnaklarda incelme, ciltte kuruma, sararma, anemi ve vitamin eksiklikleri, kalp kasları da dahil olmak üzere tüm kaslar zayıflama ve erimesine bağlı problemler, ileri derecede kabızlık, düşük kan basıncı gibi hayatı tehdit eden rahatsızlıklara neden olur.

    Bulimia Nervosa, kişinin tıkınırcasına çok yemek yedikten sonra bu yiyeceklerin şişmanlatıcı etkisinden kurtulmak için gösterdiği aşırı ve yanlış çabalardır. Bulumiya hastaları olağan dışı miktarlarda yiyecek tüketimini takip eden kilo almayı engellemek için kusma, oruç tutma, aşırı spor yapma, idrar söktürücü ya da laksatif kullanmayı seçerler.

    Aşırı ölçüde, adeta patlayıncaya dek, tıkınırcasına kriz halinde yenen yemeklerden sonra suçluluk ve utanç duygusu yaşarlar.

    Anoreksiya hastalarının aksine, bulimiya hastaları yanlış yeme davranışlarının farkındadırlar. Bedensel olarak kullanılan ilaçlara bağlı olarak şişkinlik, ödem, kusmaya bağlı olarak da sıvı ve elektrolit kayıpları, halsizlik, sindirim sistemi şikayetleri, yemek borusunda aşırı kusmaya bağlı zararlar ve aşırı ishale bağlı makad kenarlarında incelme, ağız hijyeninde bozulma sıklıkla rastlanan neticelerdir. Bulimiya hastaları obez, normal kilolu ya da zayıf olabilirler. Bir süre sonra mide bulantısı ve kusma istem dışı oluşur.

    Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu,bir bireyin aynı zaman diliminde ve aynı koşullarda yiyebileceğinden çok daha fazla miktarda yiyeceği kısa bir süre içinde tükettiği, yemek yeme davranışını dizginleyemediği ve aşırı miktarlarda yemek yeme davranışının tekrar ettiği bir yeme bozukluğudur. Tanının konulabilmesi için tıkınırcasına yeme ataklarının üç ay içerisinde haftada en az bir kez olması gerekmektedir.

    Bulimiya Nevroza dan farkı tıkınırcasına yeme nöbetlerinin yol açabileceği etkileri giderebilmek için, hastanın kendini kusmaya zorlaması, ishale yol açan ya da idrar söktürücü ilaçlar kullanması, yeme alışkanlığını uzunca bir süre dizginlemesi yahut yorucu beden hareketleriyle metabolizmayı hızlandırması gibi tedbirlerin alınmamasıdır.

    Bu bireyler yemek yeme davranışlarından ya da kilolarından dolayı kendilerinden nefret etme, beden görünümlerinden hoşlanmama ya da iğrenme, bedensel kaygılar ve kişisel ilişkilerde sıkıntı yaşayabilirler. Öte yandan yemek yeme davranışları ya da kiloları kişinin öteki insanlarla ilişkilerini ve çalışma hayatını olumsuz yönde etkiler.

    Yeme bozukluklarının etkileri oldukça ciddidir,kişiler bu ciddi etkileri görmezden gelebilir,hafife alabilir ve tedaviyi reddedebilirler.Yeme bozukluklarının görülme yaşı genellikle ergenlik dönemin denk gelir ve yapılan araştırmalarda lise dönemindeki bireylerin %80 ninin kilo verme isteğine işaret etmektedir.İnce vücut idealinde medya ve yayınlarının rolü oldukça yüksektir.Ergenlerin kişilik ve kabul görme isteklerinin yoğun olduğu bu dönemde yeme bozukluklarına yakalanma riski daha yüksektir.

    Tedavide besinsel, tıbbi ve psikiyatrik değerlendirmenin ardından akut tıbbi sorunlara yönelik tedavi uygulanmalıdır. Yeme bozukluğu olan bireylerde hastaneye yatış kriterleri doğrulusunda gerekirse yatarak tedavi planlanmalıdır. Yeme bozukluğu olan kişilerin, hastalıklarını tetikleyen düşünceler, duygular ve davranışlar hakkında bilgi edinmesi ve anlaması için mutlaka psikoterapi gereklidir. Yeme Bozukluklarının tedavisinde Genel Tıbbi Bakım, Beslenme Danışmanlığı, Psikiyatrik Tedavi ve Psikoterapi Desteği Programlarının beraber yürütülmesi gerekmektedir.

  • Bulimia Nervosa

    Bulimia Nervosa

    Bulimia Nervosa kişinin kısa sürede aşırı yemek yiyip akabinde kusarak ya da laksatif ilaçlar (müshil) kullanarak vücuttan atmaya çalışması ile ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Anoreksiyanın aksine çoğu zaman normal ya da normalin üstünde kiloda olurlar. 
    Birkaç saat gibi kısa bir süre içerisinde binlerce kalorilik yemek yiyip akabinde kontrol amaçlı vücuttan bu besinleri atmaya çalışırlar. “Binge Eating” (Tıkınırcasına aşırı yeme)den sonra gelen kendini kusturma ya da zorla dışkılama durumu rahatsızlığın derecesine göre ayda bir olabileceği gibi günde birkaç kere de olabilir. Teşhis konulabilmesi için kişinin 3 aylık periyod içerisinde en az 1 defa kontrol amaçlı kasıtlı kusma, laksatif ya da diuretika (idrar söktürücü) ilaç kullanmış olması ve yeme krizleri yaşıyor olması beklenir. Kişi aynı zamanda yeme davranışlarından, vücut ağırlığından ve şeklinden memnun değildir ve bu endişelerini sıklıkla dile getiriyordur.
    Bazı tip bulimialarda kişilerin aşırı yeme krizlerinden sonra aşırı spor, ertesi dönemde aşırı diet yöntemlerine başvurdukları da gözlemlenmektedir.
    Yemek yeme krizleri bulimikler insanlar için utanç kaynağıdır. Bu sebeple çoğu zaman bu yeme krizlerini gizli bir şekilde gerçekleştirirler. 
    Bulimik kişiler sürekli olarak vücut ağırlıkları ile meşgul olurlar. Normal kiloda olsalar dahi şişmanlama endişesi ile kontrolü ellerinde tutmak isterler. 
    Çoğunlukla 18-25 yaş arası genç kadınlarda görülen rahatsızlık, son dönemlerde genç erkeklerde de sıklıkla görülmeye başlanmıştır. Yaklaşık olarak her 100 kişiden 5i bulimiktir ve bu kişilerin büyük bir kısmı bunun bir rahatsızlık olduğunun farkında değildir. 
    Bulimia rahatsızlığı bir çok sebeple ortaya çıkabilir. Genel anlamda incelik temelli güzellik anlayışının ve çok kalorili gıdaların sürekli olarak reklamlarda ve medyada karşımıza çıkması, travmatik yaşantı, düşük özgüven, biyolojik faktörler bunların başında gelir. Genetik olarak ailede bu tip bir rahatsızlık yaşayan kişilerde hastalık riski 3-4 kat artmaktadır.
    Bulimia tedavisi mümkün bir rahatsızlıktır. Çoğu zaman psikoterapi fazlasıyla yardımcı olmaktadır. Kişinin yeme alışkanlıklarını, kişinin kendine bakış açısını, kişisel değerlendirmesini sadece vücut yapısı ile yapmaması gerektiğini danışana vermeye çalışan bilişsel davranışçı terapiler ile birlikte kalıcı olarak iyileşme mümkündür. Bazı durumlarda ilaç desteği ve yatılı tedavi de kullanılabilir. 

    Bir yakınınızda bulimia belirtileri görüldüğünde, bu konu hakkında kendisi ile konuşmanız faydalı olacaktır. Ancak bu konuşmayı yaparken dikkatli olmak gerekmektedir. Kişi yaşadığı utanç duygusu ile birlikte bu konu hakkında konuşmak istemiyor olabilir ya da durumunu inkar ediyor olabilir. Sabırla bu konu tekrar tekrar gündeme getirilmeli, destekleyici ve anlayışlı bir tavırla yaklaşılmalıdır. Bu tip bir durumda hasta yakınlarının da izlenecek yolun belirlenmesi içinbir uzmandan yardım alması faydalı olacaktır.

  • ANNE-BABA TUTUMLARI

    ANNE-BABA TUTUMLARI

    AŞIRI KORUYUCU ANNE-BABA TUTUMU

    * Aşırı sevgi

    * Çocuğun her istediği anında olur

    * Aşırı koruyucu, kollayıcı tutum

    * Denetim ve sınırlama yok

    Bu tarz aile içinde yetişen çocuklarda özgüven eksikliği ve anne-babaya bağımlılık gösterirler

    MÜKEMMELLİYETÇİ ANNE-BABA TUTUMU

    * Sıkı disiplin

    * Aşırı sevgi

    * Aşırı koruyucu ve kollayıcı tutum

    * Çocuktan yaşının üzerinden bir davranış beklemek

    Bu tutumdaki anne-babalar her alanda çocuğun kapasitesini zorlayıp, yanlış yapmasını kabul edemezler. Yanlış yapmaktan korkan, kendine güveni olmayan bireyler yetiştirirler.

    OTORİTER VE REDDEDİCİ ANNE-BABA TUTUMU

    * Sevgi, şefkat yok

    * Sıkı disiplin

    * Çocuk hata yaptığında şiddet ve dayakla cezalandırılır

    Korkuya dayalı bir ilişki söz konusudur. Bu tutumda büyüyen çocuk güvensiz, saldırgan ve tutarsız yetişir.

    İLGİSİZ VE KAYITSIZ ANNE-BABA TUTUMU

    * Başı boş çocuk

    * Kural yok

    Çocuk duygusal ve fiziksel yalnızlık içindedir ve anne-baba-çocuk arasında iletişim kopukluğu vardır. Genellikle pasif ve donuk oldukları görülür. Aile içinde ilgi görmeyen çocuk, dikkat çekmek için zararlı alışkanlıklar edinmeye meyillidir. Sözlü iletişimin yetersizliğinden dolayı dil gelişiminde gecikme ya da konuşma bozuklukları ortaya çıkabilir

    TUTARSIZ ANNE-BABA TUTUMU

    Bu tarz ailelerde genellikle anne-babanın o anki psikolojik durumu ile ilintili olarak çocuğa karşı sergilenen tutum değişkenlik gösterir.

    Anne babalar kimi zaman bir davranışı olumlu karşılarken, kimi zaman cezalandırabilirler. Dolayısıyla ne zaman nerede ne yapacaklarını bilemezler

    Tutarsız tutum sergilenen çocuklar çevrelerine karşı güvensiz, şüpheci ve karasız bir kişilik yapısı geliştirirler.

    OLUMLU VE SAĞLIKLI ANNE-BABA TUTUMU

    * Sevgi ve disiplini dengeli bir şekilde barındırır

    * Tutarlı, esnek, ceza ile ödül barındıran disiplinle, çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları öğretir

    * Disiplin yeteri kadar ve çocuğun yaşına uygun olmalıdır

    * Bu çocuklar, yapıcı, yaratıcı, özgüveni yüksek, sosyal ilişkilerinde başarılı ve davranışlarının sorumluluğunu alabilen bir kişilik geliştirirler

  • YEME BOZUKLUĞU

    YEME BOZUKLUĞU

    Diğer bozukluklarda olduğu gibi, tek bir faktörün, yeme bozukluğuna yol açtığını söylemek doğru değildir. Çeşitli alanlarda yürütülmekte olan araştırmalar (kalıtım, beynin rolü, ince olmaya yönelik sosyokültürel baskılar, ailenin rolü ve çevresel baskıların rolü) yeme bozukluklarının bir kişinin yaşamındaki pek çok etkinin kesişmesi sonucunda ortaya çıktığını göstermektedir. Yeme bozuklukları, ergenlikte, çoğunlukla kadınlarda görülen ve yeme davranışının ciddi olarak etkilendiği psikiyatrik bozukluklardır. Anoreksiya nevroza(AN) ve bulimiya nevroza(BN) en çok bilinen ve tanınan yeme bozukluklarıdır

    Kontrollü aile çalışmalarında yeme bozukluklarının ailesel geçiş gösterdiği kanıtlanmış, ikiz çalışmaları ile bu bulgu desteklenmiştir. Bununla birlikte çevrenin özellikle de kişinin bireysel ortamının etkisi yeme bozukluklarında önemli derecede etkili olmaktadır. Yeme bozuklukları karmaşık hastalıklar olduğu için bir çok genin etkisi ile çevre faktörü altında geliştiği söylenebilir

    YEME BOZUKLUĞU TEDAVİSİ Yeme bozukluğu tedavisinde ilk adım düzenli psikoterapi yardımı ile kişinin yeme bozukluğu altında yatan duygusal sorunun bulunması, bu sorunun çözümüne yönelik çalışılmasıdır. Sağlıksız yeme davranışının tedavisinde diyetisyen ve psikoterapist iş birliği sağlanır. Kronik yeme bozukluğu vakalarında gelişen fizyolojik sorunlara müdahale açısından ise hekim kontrolü de işbirliğinin bir parçası olur

    AŞIRI ŞİŞMANLIK VE İŞTAHSIZLIK

    Bu 2 sendrom daha çok kadınlarda görülür ve iştahsızlık, bir kural olarak aşırı şişmanlığa çözüm olarak aşırı diyet yapmanın bir sonucu olarak gençlik yıllarında aşırı kilo kaybı olarak çıkar. Aşırı şişmanlık daha genel bir problemdir; iştahsızlığa göre daha az rastlanır.

    Aşırı şişmanlık gençlik yıllarında iştahsızlığa dönüşebilir.hasta bu kez bir başka uca savrulur, yeterince yemek yemeyi bırakır ve yaşı ile boyuna uygun ortalama kilonun altına düşer. Hasta kilo kaybetmeye başladıktan sonra genellikle sinirli ve düşmanca tavırlar sergiler. Zaman zaman aşırı şişmanlık iç salgısal bozukluk, yani tiroidlerin ya da hipofiz bezlerinin daha az çalışması gibi bozukluklardan beslenebilir Aşırı şişmanlığa çevrenin verdiği tepki gündeme gelir. bu kimi ölçülerde çocuklukta da etkili olur. Çocuklar arkadaşları tarafından ‘’şişko’’ ya da ‘’çiroz’’ olarak çağırılabilir. Bununla beraber aşırı yemek yemekte teselli daha büyük bir anlam kazanır. Hasta teselli bulmak için aşırı yemek yer ve kilo alır. Aşırı şişmanlık

    değersizlik hissinin kaynağı halini alır. İdari bir çaba sonucu aşırı yemek yemeyi bırakarak kilo verebilse dahi, karşılaşılan yeni hayal kırıklıkları sonucunda bu süreç yeniden başlar. Her iki türden vakaların tedavisi de güçtür. İştahsızlığın tedavisi aşırı şişmanlığa nazaran daha da güçtür.ciddi vakaların hastanede tedavi edilmeleri yerinde olabilir.

  • ANNE-BABA TUTUMLARI

    ANNE-BABA TUTUMLARI

    Birbirinden farklı birçok anne baba tutumu vardır. Ebeveynler farkında

    olmadan bu tutumlardan birini sergiliyor ve şüphesiz ki o tutumun

    çocukları için en doğrusu olduğuna inanıyolar. Peki çocuğunuz için en

    sağlıklı anne baba tutumu hangisi ?

    1- Aşırı Koruyucu Anne-Baba Tutumu:  

    Çocuğun her an kontrol altında tutulduğu, aşırı ilgi ve alaka gösterildiği,

    zarar gelebilir endişesi ile gündüzleri bile sokağa çıkması istenmediği

    veya kısıtlandığı aile tipidir. Bu tip ailelerde yetişen çocuklar, aileye aşırı

    bağımlı, özgüveni olmayan, duygusal açıdan zayıf, sıkıştırıldığında

    başkalarına suç atabilecek yapıda olabilmektedirler. Bu tutumu

    sergilerken çocuğunuza iyilik yaptığınızı düşünüyor olabilirsiniz fakat

    onun bir birey olduğunu ve hayatta yalnız kalabilmesi gerektiğini

    unutmamalısınız. Çocuğunuzun ileride kendi ayakları üzerinde

    durabilmesi için koruyucu tutumu tadında bırakmak gerekir.

    2-Baskıcı ve Otoriter Anne-Baba Tutumu:

    Aile katı, kuralcı ve disiplinlidir. Anne /baba veya her ikisinin de otoriter

    tutumu karşısında, çocuk nazik, dürüst, disiplinli, yardımsever ve dikkatli

    olmasına rağmen, ürkek, çekingen, kendine güveni olmayan veya çok

    zayıf, başkalarının etkisi altında kalabilen, duyarlı, korkak, kendi başına

    iş yapma yeteneği gelişmemiş bir yapıya sahip olabilirler. Kural ve

    disiplin hayatımızda her zaman olması gereken bir şeydir fakat bunun

    aşırısı çocukta özgüven eksikliğine sebep olur. İş ve sosyal hayatında

    kaçıngan-çekingen bir kişilik yapısı sergiler. Bu tutumun sonucu sosyal

    fobiye kadar varabilir. Kurallar her zaman olmalıdır fakat aşırı baskıdan

    uzak durulmalıdır.

    3- Aşırı Hoşgörülü Anne-Baba Tutumu:

    Baskıcı ve otoriter tutumun tam tersine bu tip ailelerde çocuk tek

    hükmedendir. Aile tüm hayatını çocuğun istek ve arzusuna göre belirler.

    Aile çocuğa aşırı sevgi gösterir. Bütün tutumları dengesiz ve çocuk

    merkezlidir. Bu tip ailelerde çocuk ne derse o olur. Böyle ailelerde

    yetişen çocuklar; bencil, sevgi arsızı, kural tanımayan, doyumsuz kişilik

    yapılarına sahip olabilmektedirler. Bu çocuklar sosyal hayatta geçimsiz,

    sosyal yönleri zayıf ve benmerkezci bir yapıya sahip bir görünüm

    çizerler. Ne aşırı baskıcı ne de aşırı hoşgörülü olmak gerekir. Her ailede

    kural ve sorumluluklar olmalı, çocuk bunları bilinçli yapmalı ve uyum

    sağlamalıdır. Aşırı hoşgörü gösterilen çocuklar hayat başarısına

    ulaşmakta oldukça zorluk çekerler.

    4- Kararsız ve Dengesiz Anne-Baba Tutumu:

    Bu tip aileler genellikle anne ve babanın iyi anlaşamadığı ve her iki

    tarafın da baskın karaktere sahip olduğu ailelerdir. Anne / babanın

    çocukla ilgili bir konuda evet dediğine, diğeri hayır diyebilmekte çocuk

    hangisine bakacağına, hangisine uyacağına karar verememekte

    çoğunlukla kararsız kalarak herhangi bir tepki vermemeyi tercih

    etmektedir. Bu tip ailelerde yetişen çocuklar genellikle kararsız, her türlü

    etkilenmeye açık, tutarsız, çabuk karar değiştirebilen çocuklardır. Aynı

    zamanda duygusal açıdan dengesiz bir yapıya sahip olmaları da

    mümkündür. Aile içinde ki en önemli şey tutarlılıktır. Anne ve babanın

    ağzından çıkan her söz ve yapılan her davranış aynı olmalıdır. Aksi

    takdirde çocuk annenin izin vermediği bir şeyi babadan ister ve elde

    ederse hem aile içinde ki olması gereken otorite sarsılır hem de çocuk

    neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenemez hale gelir, kafa karışıklığı

    yaşar.

    5-Mükemmeliyetçi Anne / Baba Tutumu:

    Bu tip ailelerde anne ve baba çocuklarının her konuda mükemmel

    olmalarını isterler. Genellikle benmerkezci bireylerin oluşturduğu bu

    ailelerin çocuklarında; yaptığı işi beğenmeme, yetersiz olduğu duygusu,

    devamlı olarak başkalarını mutlu etmeye çalışma duyguları görülebilir.

    Bu tutum sonunda çocuklarda otoriter anne-baba tutumunda olduğu gibi

    sosyal fobi ve özgüven eksikliği oluşabilir. Çocuğunuzun neye yeteneği

    varsa onu yapmasına izin verin. Sizin istediğiniz doğrultuda gitmeye

    zorlanırsa hem başarısız hem de mutsuz bir gelecek onu bekler.

    6-Reddedici Anne- Baba Tutumu:

    Bu aileler farkında olarak veya olmayarak çocuğun tüm isteklerini

    aksatırlar. Çocuğun aslında istenmediğini hissettirmek ve çocuğa karşı

    düşmanca tutumlar beslemek olarak da tarif edilebilir. Bu tip ailelerde

    yetişen çocuklarda kendisinden daha zayıf olanı ezme, tüm çevresine

    karşı nefret besleme, kimseye güvenememe, çevresindekilere düşmanca

    tutum sergileme düşüncelerine sahip olabilirler.

    7-Tutarsız Anne- Baba Tutumu Tutumu:

    Bu tip ailelerde genelde kurallar yoktur. Anlık çözümler, anlık kavgalar

    ve anlık mutluluklar vardır. Çocuk için konulan kuralların bazen çok katı

    bir şekilde uygulandığı, bazen de hiç yokmuş gibi davranıldığı tutumlar;

    çocukta güvensizlik, kurallara karşı kayıtsızlık,  çözümün parçası olmayı

    reddetme,  kararsız ve kişiliksiz karakter yapısı meydana gelebilmektedir.

    8- Hoşgörülü ve Güven Verici Anne-Baba Tutumu:

    İdeal aile tipine uygun bir yapıdır. Bu tip ailede temel kural ve

    kısıtlamalar haricinde çocuklar özgür bir şekilde, fakat sorumluluklarının

    bilincinde olarak yetişirler. Birey olmanın ayırtına varan çocukların

    özgüvenleri tam, sosyal ilişkileri kuvvetli olur. Bu tutumla yetiştirilen

    çocuklar geleceğin ideal yetişkin adaylarıdır.

    Çocuk yetiştirirken hoşgörü, kural, sınır koyma, koruma ve kollama

    davranışlarının hiç birinde aşırıya kaçılmamalıdır. Hem tüm bunlar

    dozunda olur hem de tutarlı ve kararlı davranılırsa ideal bir yetiştirme

    tarzında bulunmuş olursunuz.

    Ömür boyu süren bu ebeveynlik yolculuğunda hepinize, çocuklarınızla

    olumlu anılar biriktireceğiniz keyifli günler dilerim…

  • YEME BOZUKLUĞU VE YİYEREK RAHATLAMA

    YEME BOZUKLUĞU VE YİYEREK RAHATLAMA

    Kilo problemi olan hastalarımızın nedenleri incelendiğinde, çoğunluğunda alınmış aşırı kilo yüklerinin kaynağı organik temelli nedenler (metabolizmanın yavaşlamış olması , haşimato hastalığı sonrası gelişen hipotiroidi, insülin direnci gelişmesi , genetik yatkınlıklar ve metabolik hastalıklar )den çok  psikolojik nedenlerle aşırı gıda tüketimiyle karşılaşmaktayız. Organik nedenli kilo fazlalıklarını konunun dışında bıraktığımız da özellikle kadın hasta grubunda daha fazla karşımıza çıkan , erkek hastalarda nispeten daha az oranda gördüğümüz psikolojik kaynaklı  aşırı yeme davranışı söz konusudur.Burada kişinin ihtiyacının çok üzerinde yemek tüketmesinden söz edilmektedir. 
           ‘Davranışa vurma’ diye nitelendirilen,kişinin hemen her kendini kötü hissettiğinde yemeye sarılması biçiminde ki  ‘Yeme Eyleminin’ gerçekleştirdiğini görüyoruz.
    Kişiler mutsuzken, kırgınken , öfke krizlerinde ,ayrılıklar , dargınlıklar yaşadıklarında kendilerini nasıl teselli edeceklerini bilemeyip, çareyi yemekte buluyor . Eyleme vurma tarzında ki bu yemeler  zaman içerisin de , sürekli tekrarlandığı için  ve  bu  yeme ile geçen kriz süreçlerinin sıklığından, gece kalkıp yemelerden dolayı , kısa zamanda kişiler  anormal kilolara  ulaşıyorlar.
            Ardından da acı diyet reçetelerine sarılıyorlar , bazı kişiler ise bunu da yapamayıp kilo üzerine kilo ekleyerek her yıl  daha fazla kilo alarak  yaşamını sürdürmeye çalışıyor.Yine bazı kişilerin yeme konusundaki bu tarz ‘’ Yeme Davranışı Bozukluklarının ‘’ psikolojik hastalıklar arasında önemli bir yeri olduğu biliniyor.
      Moral bozukluğu , kendini kötü hissetme , yoğun yalnızlık ve değersizlik duygusu ,boşluk hissi ve kendini nasıl sakinleştireceğini  bilememe gibi anksiyetenin yoğun yaşandığı durumlarda içine düştükleri duygusal boşluğu doldurmak ve kendinlerini teselli etme yolu olarak buz dolabının başına kamp kurup gidip gelip aşırı derecede patlayıncaya kadar ve de tıkınırcasına yemek, yemek ve yemek ve yemek… 
    Hat da öyle ki gözü başka bir şey görmeksizin  çılgınlar gibi yemek , özellikle endorfin kaynağı olarak bilinen çikolata ve türevlerine sıkıca sarılmak, kremalı pastalar ,börekler ,çörekler gibi ülkemizde çok sevilen bol şekerli / karbohidratlı besinleri yiyerek rahatlama eğilimi içine girmekten söz edilmektedir.

            Gece kalkıp yemelerin sürekli mevcut olduğu , tüm hırs ve öfkenin yiyeceklerden çıkarıldığı, kişinin yemek yiyerek rahatlamayı , iyi hissetmeyi adet haline getirdiği , öfkesini eritmeyi bu yolla sağladığı gerçektir.Kişi  ne yazık ki dışarı yansıtamadığı duygularını , söyleyemediği içinde kalmış sözlerini ancak bu duyguları  yiyerek, içinde tutabildiği bir durumdan söz edilir.
          Burada kişiler saldırır tarzda  yiyerek , sorunlarını ve kendini üzen şeyleri de yok edip ,adeta problemlerini  çözüyormuş gibi hissetmek , sıkıntısını gidermeye çalışmaktır yaptığı..Sonuçta günler aylar ve hat da yıllar boyunca bu şekilde davranmanın bedeli ciddi bir obezite sorunu olarak kişinin karşısında durmaktadır.Mevcut da başa çıkamadığı yaşam sorunlarına , belki de hepsinden daha vahim ve zorlu bir sorun daha eklenmiştir. Buna benzer bir yeme davranışını, çoğu kişi bu derece değilse de daha az oranda kendi hayatlarının zorlayıcı ve stresli bazı dönemlerinde kısa süreli deneyimlediklerini söyleyebilirler, bu normal sınırlar içerisinde  sınırlandırılsa da patolojik yeme davranışı aynıdır.
        Bu tür bir yeme patolojisi dışında ,  ‘Patolojik  Davranışa Vurmanın’ başka  hallerinden bir veya bir kaçını da  bazen birlik de  de görebiliriz bu kişiler de.. kişilik problemleri vardır ve kişiyi fena halde bunaltmak da ve köşeye sıkışmış hissettirmektedir. Kişi kötü ve mutsuz dönemlerinde çılgınca örneğin aşırı alış verişe vurma ,bol alkol hat da uyuşturucu kullanma , karşı cinsle tutarsız ,ani cinsel ilişkiye girme , çok hızlı araba kullanma, çok aşırı ve  kendine zarar verecek derecede aşırı ve sürekli egzersize yönelme gibi  davranışa vurma biçimlerini de benimseyebileceği unutulmamalıdır.
    Yaşamındaki boşluğu doldurup , dönüp kendi içine bakmaya ve kendine tahammül  etmeye dayanamayan kişinin ,  o anda  kendisine en iyi geleceğini hissettiği davranışa gitmesi neredeyse kaçınılmazdır.
    Aşırıya kaçarak,  davranışa- eyleme vurma ,boşluk hissini önlemek için yapmaktadır..
    Bu tür davranışa vurmalar arasında kişiyi en fazla zor durumda bırakanların başında şüphesiz aşırı yemek gelmektedir.Sonuçta giderek artan ve her yıl üzerine yenileri eklenen kilolar genç yaşta ki hastalarımızın sosyal yaşamını ,ilişkilerini olumsuz etkileyerek psikolojilerini daha da  bozmakta ve ayrıca bir  mutsuzluk hat da giderek depresyon sebebi olabilmektedir. Bu davranış şekliyle yıllarını geçirmiş hayatı boyunca elinde diyet listeleriyle yaşamış, neredeyse tüm hayatım diyet yaparak geçti diyen kişilerin sayısı hiç de az değildir.
        Yalnızca yemekle kalmayıp ,bir yandan da her gün çok sayıda sigara içerek hat da neredeyse sigarayı yiyerek yaşamak zorunda olmak sık rastlanan bir durum. ORAL BAĞIMLILIK  olarak ifade edilen durum aşırı yemek yiyen kişinin aşırı sigara içmesini de içermektedir.

    Bir çok kişi kilo almaktan korktukları için sigarayı bırakamadıklarını söylerken, aslında bir çeşit aklileştirmeye gitmektedirler. Sigaranın  yemek yemeyi önleme  açısından sanıldığı gibi kurtarıcı olmadığı açıktır. oral bağımlılıklar dediğimiz aşırı yeme, sigara- tütün içme gibi bağımlılıklardan erken yaşlarda kurtulmak , sağlıklı ve ihtiyacı kadar yiyerek mutlu yaşamak , hayatınızda değiştiremediğiniz , tahammül etmek de zorlandığınız sorunlara kendinize zarar vererek dayanmaya çalışmak yerine  sorunlarınızı çözmeyi denemelisiniz.
    Kişilik bozukluğu, oral bağımlılık  getiren kişilik gelişim dönemlerine saplanıp kalmış kişilerin  psikoterapi yardımı  alması, bedeninine daha iyi davranıp, kendini sevmeyi öğrenmesi ,kişinin kendisi  için yapabileceğiniz en iyi şey olacaktır.

       Önemle dikkat çekilmesi gereken husus, kişileri yemeğe teşvik eden psikolojik  alt yapılarının incelenerek, çözüme yönelik destekleyici veya dinamik terapi yaklaşımları ile  ‘’Yeme Bozukluklarının’ çözümlenmeye çalışılması gerekmektedir.
    Kişilerin  sorunlarından yiyerek kaçmaya çalışan, yanı sıra çoğu kez sigara da  içerek ,şiddetle oral bağımlılık göstermelerinin  temelinde yatan psikolojik  sorunlara eğilmek yararlı olacaktır.