Etiket: Aşırı

  • Yeme Bozuklukları

    Yeme Bozuklukları

    Yeme bozukluklarının nedenlerine bakıldığında çeşitlilik göstermektedir. Bir yeme bozukluğunun ortaya çıkışını tek bir nedene bağlamak da çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Ancak yeme bozukluklarına zemin hazırlayan bir takım faktörler söz konusudur.

    Özellikle ergenlik döneminde yaşanan yaşamsal, duygusal ve fiziksel değişimlerle aile özellikleri, mükemmeliyetçilik, medya etkisi gibi bir takım faktörler bir araya geldiğinde yeme bozukluklarını ortaya çıkışı için riskli bir zemin yaratabilir. Bunların üstüne spor ve egzersizin aşırılığı, masum başlayan diyetlerle aşırı kilo oynamaları ve kilo ve beslenmeyle aşırı ilgi, yeme bozuklarının başlangıcını tetikleyebilir. Bu faktörlerle ilgili daha ayrıntılı bilgiyi şurada bulabilirsiniz.

    Yeme Bozuklukları Nasıl Başlar?

    Yeme bozuklukları genellikle ergenlik döneminde başlar. Daha nadiren de geç çocukluk-ön ergenlikte ya da erken yetişkinlikte ortaya çıkar. Çoğunlukla kişinin kilosu ya da bedeniyle ilgilenmek için bir sebebi vardır. Bu illa da problemli bir sebep dolayısıyla problemli bir başlangıç olmak zorunda değildir. Örneğin, daha sağlıklı beslenmeye karar verebilir, bir kaç kilo fazlası olduğunu ve bu kilo vermesi gerektiğini düşünebilir, sağlık ya da vucüt şekillendirme amaçlı spora başlayabilir, vb. Ilk bakışta son derece sağlıklı ve masumane görünen bu sebepler başka bir takım zorlayıcı faktörlerle bir araya geldiğinde yeme bozukluklarını tetikleyebilir. Örneğin, bedeni ile ilgili olumsuz yorumlar almak, hayatında yönetmekte ve baş etmekte zorlandığı şeylerle uğraşıyor olmak, zayıf beden ideali ile ilgili yanlış yönlendirici bilgilere maruz kalmak gibi pek çok durum, bu sağlıklı ve masumane girişimleri rayından çıkarabilir. Kilo vermek giderek kişinin hayatının merkezine oturabilir, gittikçe artan şekilde bedeniyle, kilosuyla, ne yiyip ne yemediğiyle ilgilenmeye başlayabilir, kilo verdiyse geçici olarak mutlu olabilir ancak sonrasın hemen yine bedeninden memnuniyetsizliği artabilir ve daha fazla kilo verme çabasına girebilir, kendini sağlığını tehdit edecek şekilde zorlayabilir, tüm bunları daha sağlıklı-iyi-mutlu olmak için yaptığını düşünüp giderek daha sağlıksız-kötü-mutsuz olduğunu fark etmeyebilir. Bu noktada çoğunlukla aşırı ve kısıtlayıcı diyetler, sağlıksız beslenme davranışları, tıkınırcasına yeme nöbetleri, kendini kusturma yoluyla yediklerini telafi etme, aşırı spor ve egzersizle kilo kontrolü sağlamaya çalışma gibi bir takım yeme bozukluğu belirtileri ortaya çıkmaya başlar.

    Yeme Bozuklukları Nasıl Anlaşılır?

    Yeme bozuklukları çoğunlukla bir gizlilik içerir. Bu gizlilik, kişinin bedeninden ya da kilosundan veya yemek yemekle ilgili davranışlarından duyduğu utançla bağlantılıdır. Yeme bozukluğu olan pek çok kişi, durumunun ne kadar kötü ya da ciddi olduğunu fark etmese dahi, yemekle ve bedenleriyle ilgili tutumlarının başkaları gibi olmadığını düşünür ve bunu gizleme eğilimi gösterirler. Bu gizlilik sebebiyle yeme bozukluklarını fark etmek zor olabilir. Ancak yine de birkaç ipucu yol gösterici olabilir.

    Aşırı ve ani şekilde kilo verdiyse,
    Beslenmeyle, kalorilerle, çeşit diyet türleriyle giderek daha ilgili hale geldiyse,
    Eskiden başka şeylere de ilgi duyarken artık sadece sağlıklı beslenme, diyet, spor ve nasıl göründüğü ile ilgili olmaya başladıysa,
    Başkalarının yanında yemek yemekten kaçınıyorsa, yerken stresli ya da gergin görünüyorsa,
    Her yemek yedikten sonra tuvalete gidiyorsa,
    Ellerinde (kendini kusturmaktan kaynaklanan) morluk benzeri yaralar varsa,
    Cildi, saçları güçsüzleşmişse, dişlerinde problemler varsa,
    Kabızlık şikayeti çekiyorsa,
    Neredeyse hiç yemek yemiyorsa,
    Erzak dolabında, buzdolabında fazla miktarda yiyecek tükeniyorsa,
    Spordan ödün vermiyorsa, acı ya da ağrı çekmesine rağmen devam ediyorsa,
    Kilo almaktan korku, bedeniyle ilgili mutsuzluk ya da kaygı gözlemleniyorsa
    Bir yeme bozukluğu söz konusu olabilir. Bu durumda utandırıcı ve suçlayıcı yüzleşmelerden kaçınılmalı, destekleyici ve empatik bir iletişim tarzıyla kişiye destek olunmalıdır. Bu anlayışlı destek yoluyla bir an evvel profesyonel yardım almaları konusunda yönlendirilmelidirler.

    Yeme Bozukluklarının Türleri

    Anoreksiya Nervoza: Anoreksiya’da, gıda alımı neredeyse hiç yemek yemeyecek kadar azalmıştır. Aşırı kilo kaybı söz konusudur ve kilo almaktan veya şişman olmaktan çok fazla korkulur. Kilo ve bedenle ilgili çok rahatsızlık duyulur; bu rahatsızlık kendini sürekli olumsuz değerlendirmeye sebep olur.

    Bulimia Nervoza: Bulimia’da tıkınırcasına yeme nöbetleri vardır. Bir yandan da tıkınırcasına yemeyi telafi edecek; aşırı diyet yapma ya da hiç yemek yememe, kusma, aşırı egzersiz yapma, lavman vb.ne başvurma gibi davranışlar mevcuttur. Kendini algılama ve değerlendirme sadece beden ve kiloya bağlıdır.

    Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu: Tıkınırcasına yeme nöbetleri görülür. Bu nöbetlerde, belirli bir zaman içerisinde (genellikle 2 saatten az sürede), çoğu insanın o zaman ve koşullar içinde yiyeceğinden somut şekilde çok daha fazla miktarda yemek, adeta kontrol edilemez şekilde yenir.

    Gece Yeme Sendromu: Gece Yeme Sendromunda, gece uykudan uyanarak ya da akşam yemeğinden sonra aşırı besin tüketilen yeme nöbetleri vardır. Gece uyanıp yemek yemek, yemek yemeden tekrar uykuya dalamamak ve günlük besin miktarının çoğunu akşam yemeğinden sonra almak söz konusudur.

    Yeme Bozukluğu Tedavisi

    Yeme Bozukluklarının tedavisi oldukça kapsamlıdır. Bu konuda uzman bir psikolog denetiminde, gerektiğinde psikiyatrist, diyetisyen ve tıp hekimlerinin de desteğiyle tedavi yürütülür. Amaç öncelik sağlığı tehdit edici zararları durdurmak; duygusal donanımı güçlendirmek, kiloyu dengelemek ve yeme davranışlarını düzenlemektir.

    Anoreksiyanın psikolojik tedavisinde kilo kaybının miktarına ve fiziksel zararların boyutuna göre, tıbbi destek de içeren bir tedavi gerekebilir. Öncelik, bireye eski psikolojik ve fiziksel işlevlerini geri kazandırmaktır. Bunun için önce yeme düzenlenir ve kilo kaybı durdurulur. Acil olarak beden imajı ve kişinin kendini algılamasıyla ilgili çalışmalara başlanır. Ailenin tedaviye katılımı ve desteği sağlanır. Uzun vadeli ve ciddi bir çalışma ile, hem beslenme, hem duygusal beceriler, hem fiziksel sağlık eski haline döndürülmeye çalışılır.

    Bulimianın tedavisi yeme ve beslenme davranışının düzenlenlenmesini; sağlıklı beslenme ile ilgili psikoeğitimi; gerekli durumlarda ilaç tedavisini; stresle baş etmeyi ve mutlaka kendilik algısı ve özgüvenle ilgili çalışmaları kapsamaktadır.

    Tıkınırcasına Yemenin tedavisinde, beslenme rutininin yeniden düzenlenmesine; yeme davranışının değiştirilmesine, beslenme ile ilgili psikoeğitime, olumsuz duygularla baş etmeye ve stres yönetimine odaklanılır.

    Gece Yeme Sendromunun tedavisi, gün içindeki düzenli beslenmenin desteklenmesini, stresle baş edebilmeyi ve olumsuz duyguları yönetebilmeyi hedefler.

  • Sosyal Fobi Nedir? Nasıl Başedilir?

    Sosyal Fobi Nedir? Nasıl Başedilir?

    Sosyal fobiler, yani toplumsal kaygı bozukluğu, başkalarının varlığı ile ilgili mantıklı olmayan ısrarlı bir korkudur. Fobik kişi genellikle değerlendirilebileceği durumlardan kaçınmaya çalışır ve kaygı belirtileri göstererek utangaç bir tutum sergiler. Topluluk karşısında konuşmak ve performans göstermek, dışarıda yemek yemek, ortak tuvaletleri kullanmak ya da başkalarının olduğu yerde her hangi bir iş yapmak aşırı kaygı doğurur.

    Sosyal fobiler oldukça yaygındır. Genel olarak yaşam boyu görülme sıklığı %15 civarındadır. Bu oran cinsiyete, yaşa, kültüre göre değişiklik gösterebilmektedir.
    Başlangıcı, genellikle sosyal farkındalık ve başka kişilerle etkileşimin kişinin yaşamında çok daha önemli olduğunun düşünüldüğü ergenlik sürecinde meydana gelir. Fakat son yıllarda çocuklarda da yaygınlaşmaya başlamıştır.

    Toplumsal kaygı bozukluğunda başlıca kaygı gerekçesi; başkalarının yanında küçük düşeceği sıkıntı duyacağı ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağı korkusudur. Yani aslında kişinin hem özgüveni hem de sosyal çevreye karşı güveni zarar görmüş durumdadır. Kendisini olduğu gibi doğal halinde kabul edemeyip hata yapmaya meyilli görür ve başkalarının da onu kabul etmeyeceği, onunla alay edebileceği, komik duruma düşeceği ve rezil olacağına yönelik güçlü bir inanca sahiptir.

    Her çekingen olan ya da topluluk önünde utangaçlık gösteren kişi için sosyal fobik denemez. Tanı konulabilmesi için korku ya da kaçınma tutumu, kişinin olağan günlük işlerini, mesleki ya da eğitimle ilgili işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini önemli ölçüde bozmalıdır. Gelip geçici toplumsal kaygı herkeste görülebilir, ancak kişinin tanı alabilmesi için işlevselliğinin, verimliliğinin bozulmuş olması gerekir. Ayrıca kaygıya eşlik eden bedensel durumlar da olmalıdır. Bunlar terleme, ağız kuruluğu, yüz kızarması, kaslarda gerilim, nefes ritminde bozulma şeklindedir.

    Bu kişilerin, kişisel özellikleri arasında eleştirilmeye ya da olumsuz izlenim bırakmaya aşırı duyarlılık, haklarını savunma da güçlük çekme, benlik saygısında düşüklük, aşağılık duyguları da vardır.

    Toplumsal kaygı bozukluğu vakalarının birçoğu korkularının aşırı ve anlamsız olduğunu bilirler . Hem utanç duymadan korku hem de bunun anlaşılacağı, zayıf, beceriksiz, aptal ya da tuhaf görülme korkusu vardır. Ellerinin sesinin ya da başına titreyeceğinden, başkalarının bunu anlayacağından korktukları için topluluk önünde konuşmak korkunç bir eylemdir onlar için ve aşırı kaygı duyabilirler. Aşırı kaygı duyabilirler.

    Tüm kaygı ve korkularda olduğu gibi sosyal fobide de birbirini besleyen ve güçlendiren bir kısır döngü zinciri vardır. Kurtulmak için önce bu zinciri kopartmak gerekir.

    Yaklaşmakta olan toplumsal bir durum, (örn: toplantı, buluşma, eğitim vs. ) Öncesinde beklenti kaygısına yol açar. Beklenti kaygısı çok korkacakmışız gibi bir algıya bu algı kaygı belirtilerini belirtiler sıkıntıda olmasına yeniden beklenti kaygısına yol açarak kısır bir döngü ye dönüşür.

    Sosyal fobiden kurtulmak için, öncelikle kişinin bu problemden kurtulmaya gerçekten niyetli ve kararlı olması gerekir.
    İkinci olarak problemini ve kendini iyi tanıması gerekir.
    Sosyal fobi ilerlemiş durumdaysa ve uzun bir zamana yayılmışsa muhakkak bir uzmandan yardım alınmalıdır. Çünkü sosyal fobi doğru tedavi ile ortadan kalkması mümkün bir bozukluktur .
    Tedavi de gevşeme kas ve nefes egzersizleri oldukça önemli bir yere sahiptir. Kişi öncelikle bedensel farkındalık kazanmalı vücudundaki değişimleri tanımalı ve yönetebilecek duruma gelmelidir.
    Sonraki aşamada yüzleşme yani problemle karşı karşıya kalma esastır. Hiç kuşku yok ki herhangi bir problemden onu yaşamaktan onu yaşatabilecek ortamlardan kaçarak problemle baş edemeyiz. Yüzleşme önce zihinsel yani hayali biçimde yaptırılır. Daha sonraları kişinin kaygı hissedebileceği yerler planlanıp oralarda yüzleştirmeler yapılması çok yararlıdır. Mesela kişinin çok istekli olmadığı bir iş için başvuru yaptırtmak gibi. Çok dikkat çekmeyeceği sosyal ortamlarda gözlem yaptırtmak da uygun bir yoldur.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Halk arasıda Dikkat Eksikliği belirtileri yanlış bir şekilde üstün zekalı olma, şımarıklık, terbiyesizlik, tembellik ve huysuzluk gibi terimlerle ifade edilmeye çalışılır. Dolayısıyla belirtileri görmezlikten gelmeden, şidddet uygulamaya kadar, geniş bir yelpazede çüzüm aranır.

    Belirtileri bu sorunun yansıması olarak görmek yerine, suçlu aramak ve sonunda çocuğu cezalandırmak, en büyük çözümsüzlüğü üretmek demektir.

    Anne babaların sürekli birbirini suçlayarak, adeta ‘‘ sorunun nedeni ben değilim’’ mesajını vermeye çalışmaları, ev içindeki huzuru bozarak, çocuğa ulaşmayı daha da güçleştirir. Evin duygusal ortamı olumlu olmaktan çok gerilimlidir.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) erken çocukluk döneminde başlayan ve temel belirtileri erişkin dönemde de devam eden nörolojik tabanlı bir gelişim bozukluğudur.

    DEHB bireyin kişiler arası etkileşimini, akademik yaşantısını ve mesleki hayatını, oluşturduğu olumsuz etkiler açısından toplumun da önemli bir sorunudur.

    DEHB doğuştan gelen bir bozukluktur ve daha bebeklik döneminden itibaren uyku azlığı, bozuk uyku düzeni, uyarılara aşırı duyarlılık, ışık, ısı, gürültü gibi çevresel değişikliklere aşırı tepkilerle kendini göstermeye başlar.

    Oyun dönemine geldiklerinde aşırı hareketlilik, duygusal değişkenlik, oyun ve oyuncaklara yaşıtlarından beklenen odaklaşmayı yapamama, bebeklikten beri süregelen uyku düzensizliklerinin yanı sıra söz dinlemeyen, aşırı yaramaz, yerinde duramayan çocuklar olarak annelerinin dikkatini çekebilirler

    Tanının konduğu yaş okula başlama dönemi olan 6 – 7 yaşlarıdır. Çünkü bu yaşlar çocuğun okula ya da sınıf kurallarına uymadığı, dikkatsizlikten dolayı konuya odaklaşmakta güçlük gektiği, akademik başarısında düşüklük, ataklık ve aşırı hareketliliğe bağlı olarak arkadaş ilişkilerinde bozulma gibi yakınmaların yoğunlaştığı bir dönemdir.

    DEHB’li çocukla ilgili aileye devamlı şikayet gelir. Çocuklarının neden olduğu sorunlar için sürekli okula çağırılırlar ve aile devamlı sıkıntı içerisindedir. Diğer aileler ve öğretmenlerin, bu annne babaları yetersiz olarak görmeleri, sorunları iyice karmaşık hale getirmektedir. DEHB’li çocuklar ise, sürekli neyi nasıl yanlış yaptıklarıyla ilgili geribildirim alırlar. Anne – baba, giderek aşırı denetimci, uyarıcı ve stresli bir hale gelir. Böyle bir durumda çocuk yetiştirmenin zorluğu açıktır.

    Diğer çocuklarla kıyaslandığında olumlu yanlarıda göze çarpmaktadır. Bunlar, daha üretken olmaları, enerjik, sıcakkanlı, cana yakın ve dürtüsel olmalarıdır.

    Ancak bu çocuklar, sıklıkla insanlara çabuk güvenebilirler ve kolaylıkla risk alabilirler. Özellikle riskli sağlık davranışları açısından tehdit altında olan bu çocuk ve ergenler de sigara ve madde kullanımı, yasal sorunlar, kötü akran ilişkileri, kendine güven kaybı, okul ve iş başarısında düşüklük ve psikiyatrik komorbite gözlenmektedir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu 3 Tipte Görülmektedir Bunlar;

    1)Dikkat eksikliğinin önde görüldüğü tip:Sadece dikkat eksikliğinin görüldüğü tiptir hiperaktivite ve dürtüsellik varsa da tanı alacak kadar değildir.

    2)Aşırı hareketliliğin önde görüldüğü tip: Aşırı hareketlilik ve dürtüsellik görülmektedir dikkat eksikliği varsada tanı alacak kadar değildir.

    3)Birleşik Tip:İçersisinde dikkat eksikliği, dürtüsellik ve aşırı hareketliliğini tanı alacak düzeyde barındırmaktadır

    Amerikan Psikyatri Birliği tarafından zihinsel hastalıklara tanı koymak ve ölçüt koymak için belirlenen DSM – V de tanı belirtiler şu şekilde sıralanmıştır

    Dikkatsizlik

    Aşağıdaki belirtilerden en az altı tanesi altı aydır devam etmeli

    • Ayrıntılara özen göstermez okul çalışmalarında işte yada etkinliklerde ayrıntıları gözden kaçırır dikkatsizce hatalar yapar
    • İş yaparken, oyun oynarken dikkatini sürdüremez(oyuncaktan hemen sıkılıp başka bi nesneye yönelebilir) okulda dersi dinlerken yada uzun bir yazı okurken odaklanmakta zorlanır.
    • Doğrudan kendisi ile konuşulurken dinlemiyor gibi görünür(ismiyle seslendiğiniz zaman cevap vermeme gibi)Dikkatini dağıtacak bir şey olmasa bile aklı başka yerde gibi görünür
    • Verilen yönergeleri takip etmez, okulda verilen görevleri ev ödevlerini, sıradan günlük sorumluluklarını tamamlayamaz(örneğin; işe başlar hızlı bir şekilde odağını kaybeder ve dikkati dağılır.
    • İşlerini ve etkinliklerini düzenlemekte zorlanır(Örneğin ardışık işlemleri yapmakta, düzenli olmakta zorluk çeker, düzensiz ve dağınık çalışır, zamanı doğru kullanamaz
    • Uzun süre zihinsel çaba gerektiren işlerden kaçınır, bu tip işlerden hoşlanmaz ve yapmak istemez(Örneğin; okulda verilen görevler ve ev ödevler, gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde ise from doldurmak, uzun süren yazılara göz gezdirmek gibi)
    • Kendisi için gerekli olan nesneleri kaybeder(Örneğin; kalem, defter, kitab, gözlük, cüzdan, telefon, anahtar)
    • Dış uyaranlara dikkati kolay dağılır (Gençlerde ve yetişkinlerde ilgisiz düşüncelerde olabilir)
    • Günlük etkinlikleri unutma eğilimindedir (Getir götür işleri yaparken, günlük etkinlikler sırasında, yetişkin ve gençlerde, randevu saatine uymada, faturaları ödemede, telefon aramalarına cevap verme)

    Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik

    Aşağıdaki belirtilerden en az altı tanesinin bulunması ve altı aydır devam etmesi gerekir

    • Kıpırdanır, oturduğu yerde kıvranır yada ellerini ayaklarını vurur.
    • Oturması beklenen yerlerde oturamaz oturduğu yerden kalkar(Sınıfta, iş yerinde durması gereken durumalrda yerinden kalkar)
    • Uygunsuz ortamlarda koşturur yada bir yere tırmanabilir(Yetişkin veya ergenlerde huzursuzluk hissetme şeklinde görülebilir)
    • Boş zaman etkinliklerine sessiz bir şekilde katılamaz yada sessiz bir şekilde oyun oynayamaz
    • Her an hareket halindedir yada kıçına motor takılmış gibidir
    • Çoğu zaman aşırı konuşur
    • Sırasını beklemekte zorlanır(oyunda yada yetişkinler için kuyrukta)
    • Başkalarının sözünü keser yada konuşmalarının arasına girer, sormadan izin almadan başkalarının eşyalarını kullanabilir

    Birkaç dikkatsizlik yada aşırı hareketlilik dürtüsellik belirtileri iki yada daha çok ortamda olması gerekir(ev, okul, gezme, işyeri, akrabaların yanındayken yada bir etkinlik sırasında.

    Bu belirtiler çocuğun yada yetişkinin ev, okul ve toplumsal yaşayışını açık bir şekilde olumsuz etkilemesi gerekir.

    DEHB’li Çocuğu Olan Veliler Genelde Aşağıdaki Söylemlerle Gelmektedirler

    • Yerinde bir türlü durmuyor gözümüz süreki üstünde çok hareketli
    • Sesleniyoruz ama cevap vermiyor hiç umursamıyor
    • Çok geveze hiç susmuyor sürekli sözümüzü kesip kendisi konuşmak istiyor
    • Çok aceleci hemen olmasını istiyor tezcanlı(aileler bunun mizaç özelliği olduğunu düşünebilmektedirler)
    • Maymun iştahlı hemen sıkılıyor(oyuncaklardan, oyundan, dersten)
    • Çok zeki aslında ama çalışmıyor
    • Aklı sürekli başka yerlerde
    • Dersi dinlerken aklı başka yerlere gidiyor
    • Ders çalışmayı hiç sevmiyor çabuk sıkılıyor
    • Bi işe hevesle başlıyor çabuk bırakıyor
    • Televizyon ve tabletle çok oynuyor kilitlenmiş gibi bakıyor
  • Yeme Bozuklukları

    Yeme Bozuklukları

    Günümüzde birçok insanın yeme alışkanlıklarından şikayet ettiğini hemen hemen her mecrada duymaktayız. “İştahıma engel olamıyorum, gece bile kalkıp yemek yiyorum”, “tok olsam bile sürekli yemek istiyorum”, “bir anda ne bulursam yiyorum, öyle ki yerken nefes dahi almıyorum, ama daha sonra pişman oluyorum” veya “kilo almaktan çok korkuyorum, genellikle çok az yemek yiyorum ve sürekli spor yapıyorum” gibi cümleleri danışanlarımdan sıkça duymaktayım. Modern toplumların ince bir bedene sahip olmanın önemini vurgulaması, basın-yayın organları ve sosyal medyanın etkisiyle bireylerin bedensel memnuniyetsizliklerinin arttığı düşünülmektedir. Sözü edilen güncel faktörlerin yanında yeme bozuklukları ne kadar bedensel rahatsızlıklar gibi görünseler de aslında ruhsal sorunların ortaya çıkardığı bedensel belirtileridir.

    Erkeklere kıyasla kadınlarda daha çok karşımıza çıkan yeme bozuklarının erkek/kadın oranı 1/10’dur. En çok karşılaşılan yeme bozukluklarından bazıları şöyledir;

    1. Anoreksiya Nervoza

    Genellikle ergenlik döneminde (14-15 yaşlarında) gençlerin bedenlerine karşı aşırı hoşnutsuzluğuyla ortaya çıkar. Kişiler kalori alımını aşırı denecek ölçüde kısıtlar, aşırı egzersize yönelebilir, kontrolsüzce laksatif (ishal yapıcı) ya da diüretik (su atıcı) kullanabilirler. Anoreksiya Nervoza tanısı alan bireylerde aşırı zayıf olma hali, kilo almadan aşırı derecede korkma, zayıf olma arzusu, beden algısında bozulma (aşırı zayıf olunsa da yeterince zayıf olduğunu düşünmeme), adetten kesilme gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır.

    II. Bulimiya Nervoza

    Bulimiya nervozada da kişi zayıf bir bedene sahip olmayı amaçlamaktadır lakin anoreksiya nervozanın aşırı zayıf görüntüsünün aksine bulimik bireyler ya normal beden ağırlığında ya da hafif kiloludurlar. Genellikle 18-19 yaşlarında ortaya çıkar. Bulimiya nervoza genellikle bireylerin tıkanırcasına yemek yemesinin ardından (genellikle 1 saat kadar sürer) kendini kusturma döngüsüyle devam eder.

    III. Duygusal Yeme Bozukluğu

    Bireylerin hissettiği sevgisizlik, yalnızlık, stres gibi olumsuz duyguların yarattığı çökkünlüğü hafifletmek için aşırı yeme halinden kaynaklanabileceği gibi aşırı mutluluk, kutlama ya da ödül verme gibi pozitif duyguları perçinlemek amacıyla da aşırı yeme davranışı gösterebilmektedirler. Yeme krizinin arkasından gelen pişmanlık kişileri strese sokmaktadır ve bu da duygusal yeme döngüsünü devam ettirmektedir.

    Yeme Bozukluklarının Tedavisi

    Yeme bozuklukları psikiyatrik hastalıklar içinde en ölümcül olanlarıdır. Anoreksiya nervozalı hastalar, bulimiya nervozaya kıyasla daha çok risk altındadır, bu yüzden tedaviye başlanmakta geç kalınmamalıdır.

    Yeme bozukluklarının tedavisinde çeşitli tıbbi dallarla iş birliği yapılmasının yanında psikiyatrik tedavinin de önemli bir yeri vardır. Yazının başında da belirtmiş olduğum gibi ne kadar fiziksel belirtilerle ortaya çıksa da yeme bozuklukları aslında ruhsal kaynaklıdır. Bu nedenle psikoterapinin hem danışanın içgörüsünü arttırmada hem de tedavinin verimini arttırmadaki rolü çok önemlidir.

    Psikoterapi sürecinde sorunun kaynağını tespit etmek ve tedavi programını buna göre hazırlayarak doğru terapi ekolünü seçmek yeme bozukluklarının tedavisinde kritik öneme sahiptir.

  • Aşırı Hassas İnsanların Özellikleri

    Aşırı Hassas İnsanların Özellikleri

    Hassas bir insan mısınız? Hassas olduğunu düşündüğünüz tanıdığınız insanlar var mı?Aşırı hassas olmak dışsal (sosyal ve çevresel) ve /veya içsel (kişisel) uyaranlara akut fiziksel, zihinsel ve duygusal tepkiler verme durumudur. Kişilik özelliğine bakmaksızın aşırı hassasiyet durumu, kişinin hayat kalitesini etkileyen bir tepkiler zinciridir.Hassas olmanın bir çok olumlu yönü olsada (iyi bir dinleyici olma, onaylama, empati yeteceğinin gelişmiş olması, sezgisel olma, başkalarının istek ve ihtiyaçlarını daha iyi anlama vb.) , aşırı duyarlı hassas olma durumu kişinin sağlığına, mutluluğuna ve başarısına olumsuz yönde etki eder. İçsel kendine dönük inançları sağlıksız ve ilişkilerinin karmaşık olmasına neden olur.

    Kişinin aşırı hassasiyet duyarlılığına bakabilmek için kişinin yaşam alanında ; kendisiyle ilgili duyarlılığını, başka insanlar hakkındaki hassasiyetini, çevresine karşı duyarlılığını değerlendirmek gerekir.

    Aşağıdaki durumların hangilerini ne sıklıkla yaşamaktasınız?

    1.Olumsuz düşüncelerin ve duyguların etkisinde kalmak,

    2.Gün boyunca hoş olmayan bir şey olduğunda sıklıkla somatik bazı belirtileri yaşamak(bedensel yakınmalar, stres, baş ağrısı, spazmlar),

    3.İştahda aşırı artma yada azalma,

    4.Uyku alışkanlığın bozulması(çok uyuma,az uyuma yada uyuyamama),

    5.Gergin ve endişeli ruh hali,

    6.Beklentilerin karşılanamaması durumunda ‘kendini yitirmek’ kontrolü kaybetme eğilimi,

    7.Küçük durumlarda bile reddedilmekten korkma,

    8.Başka insanlarla(fiziksel,ilişkisel,sosyal,iş,finans ve başka alanlarda)senaryolarda karşılaştırma ve sonrasında mutsuzluk hissini yaşama,

    9.Hayattaki veya toplumdaki adaletsizlik,ağır can sıkıcı durumlar karşısında aşırı öfke ve kızgınlık hissi,

    10.Başkalarının kendisi ve kendi yaşam alanıyla ilgili ne düşündüklerini aşırı düşünme,

    11.İnsanlarla yaşanılan küçük sorunlar karşısında köprüleri tamamen atma,

    12.Olumsuz duyguları gizlemekte ustalaşarak çok güçlü olduklarına kendilerini inandırırma,

    13.Hayatın her döneminde incitilmiş olduğunu düşünme,

    14.Toplulukta kendini garip hissetme, grup içerisinde görünmez olma.

    Aşırı hassas insanlar, yukarıda yazılanlardan bazılarını akut olarak yaşarken bazılarını daha hafif yaşayabilmektedir.

    Aşırı duyarlılığı yönetmenin yolu; yoğun duygulanım yaşandığında öz kontrol sistemlerini çalıştırmak, duygusal bağışıklığı güçlendirmek adına öz denetim sistemlerini çalıştırabilmektir. Bu sistemlerinin sağlıklı çalışmadığını, bu duruma bağlı olarak yaşam kalitesinin bozulduğunu düşünen kişilerin profesyonel psikolojik destek almaları gerekmektedir. Aşırı hassas insanlarla yaşayan,çalışan kişilerin ise olumlu ve yapıcı ilişkiler geliştirebilmeleri için etkili iletişim becerileri öğrenmeleri gerekmektedir.

  • Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Kaygı (anksiyete)bizlere rahatsızlık veren, tehlikede olduğumuzu düşündüğümüz bir uyarıcı karşısında veya böyle bir durumun olduğunu düşündüğümüzde, vücut olarak ve zihnen verdiğimiz tepkilerdir. Elbette tehlikeler karşısında tetikte olmamız bizim hayatımızı devam ettiren işlevselliktedir. Aksi taktirde hayatımızı riske atmış olurduk. Fakat kaygımız çok yüksekse günlük hayatımızı sekteye uğratabilir. Obsesif Kompulsif Bozukluk anksiyete bozukluklarının içinde yer alır.Türkçeye takıntı olarak çevrilen obsesyon, kişinin elinde olmadan aklına gelen, onda kaygı oluşturan, ısrarlı, inatçı, tekrarlayıcı, rahatsız edici düşüncelere, imajlara denir. OKBsi olan kişi bu imajlarla(zihinde oluşan resim), düşüncelerle baş etmek için bazı baş etme yöntemleri geliştirir, çünkü kişi bu düşünce zihninde oluşan resimden rahatsız olur. Yaşanılan kaygı ile baş etmek için yapılan davranışlar obsesyonların( istenmediği halde zihne gelen kaygı oluşturan düşünceler) tetikleyicisi haline gelmektedir. Bu da obsesif düşüncenin akla gelişini artırır. Türkçe’ye zorlantı olarak çevrilen kompulsiyon, kişiye rahatsızlık veren, zihne takılan ve kovulamayan düşüncelerin oluşturduğu kaygıyı azaltmak için katı bir biçimde kişinin yapmak zorunda hissettiği belirli davranışlara veya zihinsel etkinliklere denir. Bu davranışlar kişinin obsesyonlarının azalması için yaptığı davranışlardır ve düşüncenin verdiği rahatsızlığı ortadan kaldırır. Ama bir süre sonra düşünceler yine gelecektir. Yani rahatsızlığı kısa süreliğine geçirir ama uzun vadede devam ettiren davranışlardır.

    Amerikan Psikiyatri Derneğinin DSM 5 istatiksel tanı elkitabına göre

    1. Takıntıların(obsesyonların) zorlantıların(kompülsiyonların) her ikisinin varlığı:

    Obsesyonlar (1) ve (2) ile tanımlanır.

    1. Kimi zaman zorla ve istenmeden gelen kişide belirgin bir kaygı ve sıkıntıya neden olan düşünceler imajlar dürtülerdir.
    2. Kişi bu düşünce, dürtü ve imajlara aldırmamaya ya da bunları baskılamaya çalışır ya da bunları başka bir düşünce ya da eylemle nötrleme girişimlerinde bulunur.

    Kompülsiyonlar (1) ve (2) ile tanımlanır.

    1. Kişinin aklına gelen obsesyonuna tepki olarak katı bir şekilde uyulması gereken kurallara göre yapmaya zorlanmış gibi düşündüğü yinelemeli davranışlarıdır(el yıkama, düzenleme, denetleyip durma) ya da zihinsel eylemleridir(dinsel değeri olan sözler söyleme, sayı sayma, sözcükleri sessiz bir biçimde yineleme)
    2. Bu davranışlar ya da zihinsel eylemler yaşanan kaygı ya da sıkıtıdan korunma ya da korkulan durumdan sakınma amacıyla yapılır ancak bu davranışlar ya da zihinsel eylemler korunulacağı tasarlanan durumlarla gerçekçi bir biçimde ilişkili değildir.
    3. Obsesyonlar ve kompülsiyonlar kişinin zamanını alır( örn. Günde bir saatten fazla zamanını alır) ya da kinik açıdan belirli bir sıkıntıya ya da toplumsal , işle alakalı alanlarda işlevsellikte düşmeye neden olur.

    Obsesif Kompulsif Bozukluğunun neden ortaya çıktığının bilimsel açıklaması henüz elde edilememiştir. Buna karşın OKB’nin nasıl devam ettiğinin açıklaması vardır.

    OKB problemi yaşayan bireyler, akıllarına gelmesini istemedikleri düşüncelerinden rahatsız olurlar, obsesyonlarının ve kompulsiyonlarının anlamsız bulduklarını ifade edebilirler.

    En yaygın obsesyon, mikrop kapma, bulaşm, saldırgan düşüncelerdir. Simetri ve tam düzen obsesyonu da vardır kişi sürekli düzenleme ile meşguldür. En yaygın kompulsiyon, kontrol etmedir. Yıkama ve sayma kompülsif davranışları da yaygındır.

    Obsesyonu olan kişiler düşüncelere aşırı bir önem verme eğilimindedirler. Düşünmek ile yapmak bu kişiler için aynı anlama gelmektedir, buna eylem düşünce kaynaşması diyoruz. Eylem eşittir düşünce mantalitesi vardır bu kişilerde. Dolayısıyla kişiler düşüncelerini kontrol altına almak isterler. Mesela kendini atma fikri aklına gelen bir kişiyi düşünelim bu kişi ‘’Bu fikir aklıma geliyorsa demek ki ben farkında olmasam bile kendimi atmak istiyorum.’’ şeklinde düşünebilir yani kişiye göre düşüncenin akla gelmesi o davranışı yapmakla ya da yapmayı istemekle aynı şey olmuş oluyor.

    Bu rahatsızlığın kilit noktasındaki kelime sorumluluktur. Kişi kendini sorumlu olarak görür. OKB’li kişilerin sorumluluklarına ilişkin duyarlılıkları vardır potansiyel tehlikeleri, zarar olasılığını olduğundan daha aşırı değerlendirme eğiliminde olurlar bundan dolayı doğal olarak bu tehlikelere karşı önlemler alırlar yani kompulsif davranışlar gerçekleştirirler.

    OBSESYONLAR

    Saldırganlık içeren obsesif düşünceler

    Şiddet ve korkunç şeyler içeren görüntüler(imajlar) görmek

    Başka birine zarar vermekten korkmak, örneğin istemeden birini balkondan atmaktan ya da bir arabanın, otobüsün önüne itmekten korkmak

    Dürtüsel olarak istemediği bir şey yapmaktan korkmak

    Dikkatsizliğinden ötürü başkalarını yaralamaktan korkmak

    Kendi hatasından dolayı korkunç bir olayın gerçekleşmesinden korkma

    Mikrop kapma, hastalanmaya ilişkin obsesif düşünceler

    Çevreden gelebilecek bulaşıcı, radyasyon, kanserojen maddeler ve kir, mikrop, toz, dışkı, idrar, tükürük gibi şeylerden iğrenme ve bunlardan korkma

    Ev temizliği ile ilgili deterjan, çamaşır suyu gibi malzemelerle aşırı meşgul olma

    Bulaşıcı bir şeyden dolayı hasta olmak düşüncesiyle meşgul olma

    Ya bir hastalığı başkalarına bulaştırdıysam diye korkma

    Yaygın bir hastalığa yakalanmış olabilirim diye korkma

    Cinsel içerikli obsesyonlar

    Kişinin kendine, yaşına toplumsal konumuna yakıştıramadığı, cinselliğe ilişkin kabul edemediği, sapıkça ya da yasaklanmış düşüncelere, imajlara, dürtülere sahip olduğunı düşünmesi ve bundan korkma

    Başkalarına karşı cinsel şiddet ve saldırganlık içeren davranışlarda bulunmaktan korkma

    Biriktirme ve Koleksiyon içerikli obsesyonlar

    Çöp evler

    Dinsel içerikli obsesyonlar

    Dinsel şeylere saygısızlık etmekten korkma

    Farkıda olmadan günah işlemekten korkma

    Simetriye ve mükemmel düzenliliğe ilişkin obsesyonlar

    Simetri ve düzenlilikle aşırı meşgul olma.

    KOMPÜLSİYONLAR

    Yıkama ve temizleme kompülsiyonları

    Aşırı ya da ritüelleşmiş bir tarzda el yıkama

    Ritüelleşmiş vücut bakımı ya da aşırı yıkanma, diş fırçalama

    Mikrop kapmamak için çeşitli aşırı önlemler almak

    Kontrol kompülsiyonları

    Kapıları, kilitleri, gaz ocağını, elektrikli aletleri ya da arabanın el frenini kontrol etme

    Başkalarına zarar verebilecek bir şeyler olup olmadığını kontrol etmek

    Kendine zarar verebilecek bir şeylerin olup olmadığını kontrol etmek

    Olumsuz bir durumun ortaya çıkıp çıkmayacağını kontrol etmek

    Yanlış yapıp yapmadığını kontrol etmek

    Hasta olup olmadığını kontrol etmek,bunun için sürekli doktora gitmek

    Düzen ve düzenleme/toplama kompulsiyonları

    Eşyaları, şeyleri bir düzene koyma

    Elbiseleri düzenleme, toplama

    Koleksiyon kompulsiyonları

    Eski gazeteleri, çöp torbalarını biriktirme

    Çöpleri ayıklayarak saklamak, biriktirmek

    Gerekli gereksiz her şeyi biriktirme

    Çeşitli ritüeller

    Sayma ve kontrol dışı zihinsel ritüeller

    Her şeyin bir listesini yapma

    Şeylere dokunma, vurma ya da sürtme

    Göz kırpma ya da sabit bir şekilde bakma

    Ritüelleştirilmiş yeme davranışları

    Trikotilomani yani saçları ya da kaşları yolma

    Obsesif yavaşlık

    Ayrıntılarla o kadar çok ilgilenirler ki işleri bitmez harekete geçemezler, örneğin basit bir şeye karar vermekte zorlanabilirler bunun için saatler hatta günler harcayabilirler ya da evden çıkmaları çok fazla zaman alabilir.

    Normal olan ile patolojik olan (hastalıklı olan) arasındaki farkı nasıl anlayacağız?, Bu düşüncelerin ve davranışların kişinin günlük hayatını ne kadar etkilediğine onun ne kadar zamanını aldığına ve hatta bazen kişinin bunlardan ne kadar rahatsız olup olmadığına bakmalıyız.

    OKB problemi yaşayan bireyler, kendi düşüncelerine odaklıdırlar ve kendi düşüncelerinden ve eylemlerinden de korkmaktadırlar. Örneğin, abartılı tehlike, mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük, abartılmış sorumluluk, düşüncelerin kontrol edilebileceğini düşünme, düşüncelere aşırı önem verme (yani kişi düşünceye o denli değer verir ki o düşünceyi eyleme dökmekle aynı kefeye koyar düşüncelerini.) Oluşan tehdit, tehlike algısı ve kendini sorumlu tutma düşünme doğal olarak kaygıya yol açar. Bu kaygıdan kurtulmak için nötralize etme davranışları yani kompülsiyonlar yapar böylelikleri felaketlerin önüne geçtiğini düşünür yani kompülsiyonu onu felaketlerden korumuştur. Bunu defalarca yaptıktan sonra bu düşüncesine olan inancı artar. Sonuçta kişi hem değerlendirmelerinin doğruluğuna ve olası tehlikelerden sorumlu oluşuna ilişkin düşüncesi katılaşır, pekişir.

  • Yeme Bozuklukları: “Anoreksiya Nervoza”, “Bulimia” ve “Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu”

    Yeme Bozuklukları: “Anoreksiya Nervoza”, “Bulimia” ve “Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu”

    Yeme bozuklukları, herhangi bir medikal duruma bağlı olmaksızın yeme davranışındaki süreklilik arz eden şiddetli bir bozukluktur. Fİziksel sağlığı ve psikososyal işlevleri bozacak derecede kiloyu kontrol altında tutma davranışı olarak tanımlanabilir (Fairburn,2001, Akt.Klein ve Walsh, 2003).

    2 ana çeşiti vardır:

    Anoreksiya Nervoza (AN): Normal sayılan en düşük vücut ağırlığını korumayı reddetme, daha fazla kilo verme ihtiyacı ve kilo alma korkusu

    Blumia Nervozo (BN): Tekrarlanan tıkınırcasına yeme ataklarını takip eden ve kilo alımını engelleyen yönetemlerin uygulandığı bozukluk. Kendini kusturma, hiç yemek yememe veya laksatif, diüretik ve lavman gibi ilaçların kullanımı gibi uygunsuz davranışlar mevcuttur.

    Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu:

    Tekrarlanan aşırı yeme ataklarından oluşur ama bu atakları Blumia dan farklı olarak kilo alımını engelleyecek uygunsuz dengeleyici davranışlar takip etmez (Klein,Walsh, 2003).

    ANOREKSİYA NERVOZA’ NIN TARİHÇESİ:

    Anoreksiya kelimesinin kökeni Yunanca’dan gelmedir. An: eksiklik ; orexis: iştah anlamına gelir. Eskiden, baş ağrısı, kanser veya depresyon rahatsızlıklarında kişinin iştahsızlığını anlatmak için kullanılırmış. Ağrıya verilen tepki anlamı da vardır.

    Çelişki şu ki; Anoreksiyası olan kişilerde iştahsızlık görülmez tam tersine yemek yeme istekleri aşırıdır, yemek yeme hakkında durmadan düşünürler ve hayal kurarlar.

    Blumia Nervoza: Latince kökenlidir. “Öküzün açlığı” anlamındadır (Costin,1999).

    Aneroksiya Nervoza, ilk defa 1870’te tıp literatüründe tanımlanıyor ve içeriği ;

    • Kilo kaybı
    • Amenore (adet görmeme)
    • Psikolojik rahatsızlıklar
    • Artan fiziksel aktivite (Klein, Walsh,2003).

    AN iki alt tipe ayrılır.

    Bu alt tipler, güncel Anoreksia atağı sırasında düzenli tıkınırcasına yemenin ya da çıkarmanın varlığı ya da yokluğunu belirtmek için kullanılır.

      1. Kısıtlı Tip: AN o anki epizodu sırasında kişi düzenli olarak tıkınırcasına yeme ya da çıkartma (kendisinin yol açtığı kusma ya da laksatiflerin, diüretiklerin ya da lavmanların yanlış yere kullanımı) davranışı göstermemiştir.
      2. Tıkınırcasına Yeme/Kusma (Çıkartma) Tipi: AN o sıraki epizodu sırasında kişi düzenli olarak tıkınırcasına yeme ya da çıkartma davranışı göstermiştir.

    BLUMİA NERVOZA:

    • BN’ın iki alt tipi bulunmaktadır;

    Bu alt tipler tıkınırcasına yemeyi dengelemek amacıyla çıkartma yöntemlerinin düzenli kullanımının varlığı ya da yokluğunu belirtmek için kullanılır.

    • Kusma (Çıkartma) Olan Tip: BN’ın o sıradaki epizodu sırasında kişi düzenli olarak kendi kendine kusmuş ya da laksatifler, diüretikler ya da lavmanları yanlış yere kullanmıştır.
    • Kusma (Çıkartma) Olmayan Tip: BN’ın o sıradaki epizodu sırasında kişi, hiç yemek yememe ya da aşırı egzersiz yapma gibi diğer uygunsuz dengeleyici davranışlarda bulunmuş, ancak kendi kendine kusmamış ya da laksatifler, diüretikler ya da lavmanları yanlış yere kullanmamıştır.
    • ICD-10 Blumia’ya inatçı anoreksiya nervozanın kalıntısı olarak bakılabileceğini söyler. Daha önceden anoreksik olan hasta kilo alımına bağlı olarak iyileşiyor gibi görülebilir ve amenoresi düzelebilir; ancak sonradan aşırı yeme ve kusma ile ilerleyen bir biçimde, yineleyen kusmalara bağlı olarak elektrolit kaybı ve bedensel komplikasyonlar (tetani, epileptik nöbetler, kalp ritm bozuklukları, kas güçsüzlüğü) ve daha ileri kilo kaybı gözlenebilir.
    • Yeme ile inatçı aşırı uğraşma ve karşı konulamayan bir yeme isteği vardır. Hasta, kısa sürede büyük miktarlarda tıkanarak yeme nöbetlerini durduramaz.
    • Hasta aşağıdaki yollardan biri ya da daha fazlası ile yiyeceklerin şişmanlatıcı etkilerini ortadan kaldırılmaya çalışır: kusma, müshil ilaçlar kullanma, değişen sürelerle aç kalma, iştah baskılayan ilaçlar (diüretikler ya da tiroid preparatları) kullanma. Diyabetik hastalar blumik olduklarında insülin tedavilerini ihmal etmeyi seçebilirler.
    • Çok şiddetli bir şişmanlama korkusu vardır. Hasta kendisi için, tıbben en uygun yada sağlıklı olandan çok daha düşük ve kesin olarak belirlenmiş bir beden ağırlığı eşiği saptamıştır. Öyküde sıklıkla AN dönemi vardır ve iki dönem arasındaki süre birkaç aydan yıllara kadar değişebilir. Başlangıçtaki bu dönemde AN’nın tüm belirtileri bulunabileceği gibi, orta derecede kilo kaybı veya geçici amenore ile giden hafif, gizli bir form olabilir.

    TIKANIRCASINA YEME BOZUKLUĞU:

    Blumia dan farklı olarak bazı kişilerde birincil problem tıkınırcasına yemektir.

    Nedeni kilo almaktan kaçınma veya kısıtlanan yeme davranışı değildir. Sonrasında kusma gibi dengeleyici davranışlar görülmez.

    • İlk olarak 1992’de Uluslararası Yeme Bozuklukları Konferasında tanımlanmıştır (Costin,1999)

    Tıkınırcasına yeme epizodları aşağıdakilerden üç (ya da daha fazlası) ile birlikte görülür:

    1. Normal zamanda yediğinden çok daha hızlı yeme
    2. Rahatsız edici bir şekilde “dolu” (tıkanmış hissedene kadar) yeme
    3. Fiziksel bir açlık olmadan büyük miktarlarda yeme
    4. Çok fazla yiyor olmanın verdiği utanmadan dolayı tek başına yemek yeme
    5. Aşırı yemeden sonra kendinden iğrenme, depresif ya da suçlu hissetme
  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon bir duygudurum bozukluğudur. Başlı başına bir hastalık olarak görülebildiği gibi alkol, uyuşturucu, uyarıcı madde kullanımı, tedavi amaçlı ilaçların kullanımı, metabolik hastalıklar, kanser gibi sorunlara ikincil olarak da gelişebilir.

    Genellikle ağır tablolarla seyreden ve tamamlanmış intiharlara neden olan depresyonların doğuştan gelen genetik özellikleri bulunmaktadır ve bu depresyon türlerinde ilaç tedavisi çok titizlikle belirlenmelidir ve ilaç tedavisi önemle üzerinde durulması gereken başlıca tedavi yöntemidir. Bu tür ağır depresyonlar unipolar, bipolar, affektif bozuklukların depresif dönemlerinde gözlenen ve tedavi edilmediklerinde ciddi yaşamsal, sosyal ve ekonomik sorunlara yol açan tablolardır.

    Diğer bir grup depresyon tablosunda ise klinik olarak daha hafif şiddette ve yaşamsal, çevresel olaylara ikincil olarak gözlenen depresif yakınmalar ortaya çıkar. Bu tür depresyonların genellikle genetik özelliği yoktur, öğrenilmiş çaresizlik ve nesne kayıplarının önemli bir rolü vardır. Bu nedenle bu tür depresyonlarda iyi bir ilaç tedavisinin yanında öğrenilmiş çaresizlik biçiminde ortaya çıkan bilişsel şemaları düzeltmek ve nesne kayıplarının yol açtığı algı sistemini normalleştirmek için psikoterapi önemli yer tutmaktadır.Bu durumlarda yapılacak olan psikoterapinin yöntemi hastanın yaşı, sosyo kültürel düzeyi, eğitim düzeyi gözönüne alınarak belirlenir ve destekleyici, dinamik, bilişsel, analitik yöntemlerden bir ya da birkaçı tercih edilebilir.

    Bir depresyon tablosunda, şiddeti klinik olarak değişen şu gibi belirtilere rastlarız.

    Anhedoni:Hiçbir şeyden keyif alamama ve zevk alamama hali.

    Sosyal çevreden, iş ve aile çevresinden kaçarak içe çekilme.

    Motivasyon düşüklüğü, istek azlığı ve düşük engellenme eşiği.

    Libido kaybı, kilo kaybı ve iştahsızlık ya da aşırı kilo alma, aşırı iştah, düşük enerji düzeyi, kolay yorulma hali, adet düzeninde aksama, uyku bozuklukları, sabah erken uyanma, uykuya dalma güçlüğü, hiç uyuyamama yada aşırı uyuma hali.

    Kabızlık, ağız kuruluğu, başağrısı, uyuşmalar, karıncalanmalar gibi fiziksel yakınmalar.

    Hasta psikomotor yavaşlama halinde ya da aşırı gerginlik içinde olabilir. Kolayca ağlayabilir durumdadır, çökkündür, dikkati dağınıktır. Duygusal olarak sıkıntılı, tedirgin, üzgün, depresif ya da kendini engelleniyor hisseder durumdadır. Konuşmanın akıcılığı ve canlılığı spontanlığı azalmıştır. Genellikle tek kelimelik uzun aralıklarla, alçak sesli ve monoton şeklinde konuşur. Hastanın düşünce içeriğinde intahar düşünceleri, ölümle yoğun bir uğraş hali, yoğun bir umutsuzluk ve çaresizlik, değersizlik, suçluluk, karasızlık görülür. Düşünce içeriğinin zenginliği azalmıştır. Fiziksel şikayetlerle yoğun bir uğraş halinde olabilir. Konsantrasyon güçlüğü, hafıza bozukluğu ve değersizlik hisleri sık rastlanan şikayetlerdendir.

    Depresyon tablolarında yapılacak tedaviler genellikle 2 ile 6 ay arasında süren ve yukarıda belirtildiği gibi ilaç tedavisi ile birlikte zaman zaman psikoterapinin uygulandığı tedavilerdir. Günümüzde depresyon için kullanılabilecek tıbbi tedaviler ve ilaçların sayısı çok çeşitlenmiş ve kalitesi arttırılmıştır. Kullanılacak olan ilaçların mutlaka hekim gözetiminde alınması ve gerekli olan zaman süresinin aşılmamasına dikkat edilmesi önemlidir.

    Ergenlerde depresyon tablolarında erişkinlerden farklı olarak aşırı bir tedirginlik ve huzursuzluk, öfke patlamaları, sabırsızlık, çabuk bıkma ve sıkılma, dikkat dağınıklığı, impulsivite, aşırı bir hareketlilik ve dışa dönüklük hali, düşünmeden çok sayıda amaçsız girişimde bulunmak ve kurallara karşı çıkma eğilimi ön planda olabilir. Bu nedenle ergenlerin okul ve aile yaşamlarında, arkadaş ilişkilerinde ortaya çıkabilecek sorunlara karşı uyanık olunmasında fayda vardır.

    Ergenlerde depresyon tedavisi uygulanırken sosyal becerileri geliştiren yöntemlerin kullanılması, aile ile ilgili manipülasyonların yapılması, oldukça yüzgüldürücü sonuçlar vermektedir.

  • Anoreksiya,Yeme Bozukluğu,Aşırı Kilo Kaybı

    Anoreksiya,Yeme Bozukluğu,Aşırı Kilo Kaybı

    Anoreksiya aşırı diyet yapma sonucu oluşan önemli derecede kilo kaybıdır.

    Anoreksikler kiloları ne olursa olsun kendilerini şişman hissederler. Çoğu kez anoreksikler normalden daha zayıf olduklarını farketmezler ve 45 kg olsalar bile kendilerini şişman kabul ederler. Dahada zayıf olma çabaları içinde anoreksikler, her koşulda yemek yemekten ve kalori almaktan kaçınırlar. Bu hastalığın %10-20 oranı, oluşan çeşitli komplikasyonlar nedeniyle ölümle sonuçlanır.

    Anoreksikler genelde mükemmeliğe ulaşmaya çalışırlar. Oldukça yüksek hedefler belirlerler ve kendilerini sürekli olarak ıspatlamak zorunda hissederler. Genelde başkalarının ihtiyaçlarını hep kendi ihtiyaçlarının önünde tutarlar. Anoreksik bir hasta yaşamda kontrol edebildikleri tek olayın yemek ve kiloları olduğunu düşünürler. Her sabah tartı üzerindeki sayı, zayıf olma hedeflerinde başarılı olup olmadıklarını belirler. Kilo kaybetmeyi başardıklarında kendilerini güçlü ve kontrolde hissederler. Genelde kalorilerine ve kilolarına yoğunlaşmaları istemedikleri duyguları bloke etmenin bir yoludur. Anoreksikler için, problemlerle direk olarak baş etmektense kilo vermek daha kolaydır. Genelde bu kişilerin kendilerine güveni çok azdır ve bazen yemek yemeyi haketmediklerini düşünürler. Çoğunlukla bir sorun olduğunu inkar ederler. Açlık duygusunu sürekli olarak inkar ederler. Kendilerine yardım edilmeye çalışıldığında şiddetle direnirler çünkü terapi onlar için sadece yemek yemeye zorlanmak demektir. Problemleri olduğunu bir kere kabul ettikten sonra ve yardım almayı kabul ettikten sonra tedavi edilebilirler. Bunun için hem psikolojik, hem tıbbi hemde beslenme açısından yaklaşılan kombine bir tedavi yöntemi uygulanır.

    Belirtiler

    1. Gözle görülür kilo kaybı

    2. Gittikçe içe kapanma

    3. Aşırı derecede egzersiz yapma

    4. Kilo almaktan şiddetle korkmak

    5. Yorgunluk

    6. Sürekli üşümek

    7. Kaslarda güçsüzlük

    8. Yemeklere, kaloriye ve yemek tariflerine obses olmak

    9. Yemek yememek için sürekli bahane bulmak (ör: daha önce yedim, kendimi iyi hissetmiyorum gibi)

    10. Alışılmadık yemek yeme alışkanlıkları (ör: Yemekleri minik parçalara bölmek)

    11. Yiyecek yanında farkedilebilen bir rahatsızlık

    12. Çok ince olmasına rağmen aşırı şişman olduğundan yakınmak

    13. Başkaları için yemek pişirme ama kendisinin yememesi

    14. Sadece diyet yiyecekleri ile yemekleri sınırlamak

    15. Yemek yediği için utanç yada suç hissetmek

    16. Depresyon, Depression, sinirlilik, ani duygu değişimleri

    17. Kusarak, müshil ilacı yada diet hapı kullanarak kilo kontrolü sağlama

    18. Düzensiz adet görmek

    19. Adetin durması

    20. Kilo kaybını saklamak için bol kıyafetler giymek

    21. Sürekli tartı üzerinde kilo kontrolü yapmak

    22. Baş dönmesi ve bayılma

    23. Topluluk arasında yemek yemekte zorlanma

    24. Yemek yeme düzeni konusunda oldukça ketum

    25. Neredeyse beyaza kaçan solgun bir yüz

    26. Başağrıları

    27. Mükemmelliyetçi yaklaşım

    28. Kişisel değerini ne yiyip yemediği ile belirlemek

    29. Kilo kaybını açıklayabilecek hiç bir fiziksel sorunun olmaması

    Bedensel/Tıbbi Komplikasyonlar

    1. Yorgunluk ve enerji eksikliği

    2. Adetin durması

    3. Cilt problemleri

    4. Saçların ve tırnakların zayıf olması ve kolay kırılması

    5. Baş dönmesi ve baş ağrısı

    6. Aşırı su kaybı

    7. Nefes darlığı

    8. Kalp atışında düzensizlik

    9. Ellerin ve ayakların soğuk olması

    10. Şişkinlik

    11. Kabızlık

    12. Saç kaybı

    13. Mide krampları

    14. Metabolizmanın yavaşlaması

    15. Vücudun su toplaması (Ödem)

    16. Karaciğer ve böbrek yetmezliği

    17. Kemik kaybı (Osteoporoz)

    18. Uykusuzluk (İnsomniya)

    19. Kansızlık (Anemi)

    20. Kısırlık

    21. Depresyon

    22. Potasyum eksikliği

    23. Infertility

    24. Depression

    25. Kalp krizi ve ölüm

    Nedenleri

    Doktorlar tam olarak bu hastalığın neden oluştuğunu bilmemektedir. Araştırmalar aile yaklaşımı, kültürel etkenler ve genler gibi pek çok etkinin hastalığın oluşmasına yol açtığını göstermektedir.

    Nedenlerden bir tanesi, modern ve ekonomik olarak gelişmiş toplumlarda medyanın genç insanlara özellikle kadınlara gönderdiği mesajlardır. Bu mesajlarda ana tema aşırı inceliğin çekici olduğudur. Modeller ve bazı ünlü kişiler gibi ince olabilmek bazı insanların sağlıklı olmayan bir kiloya inmelerini gerektirir. Bazı kişiler hem sağlıklı hemde ince olabilir fakat sorun pek çok gencin sağlıklarını yitirmeden o inceliğe ulaşmalarının mümkün olmamasıdır.

    Bazı genç insanlar medyanın incelik ile ilgili mesajlarına bakarak yanlış fikirler geliştirebilirler. Örneğin, 14 yaşındaki bir genç kız, 1.60m boya sahip birinin ideal kilosunun 40 kg. olması gerektiğine inanabilir, oysa sağlıklı kilo 50kg. olmalıdır. Sonuç olarak yavaş yavaş öğünleri atlamaya başlar ve sağlıklı olmak için ihtiyacı olan besini almayı reddeder. Gittikçe zayıflar fakat kendini genede şişman hisseder. Sonunda öyle bir hale gelir ki gıdasızlıktan dolayı hastaneye kaldırılması gerekli olur.

    Fakat yeme bozuklukları basitçe yemek ve incelme ile açıklanamaz, sorun bundan çok daha karmaşıktır. Yeme Bozukluğu olan kişiler ümitsizce başkaları tarafından onaylanmayı ve kabullenilmeyi arzu ederler ve bazen bu duyguları kısa vadede ince olmakta bulabilirler yada yemek yiyerek kendilerini rahatlatabilirler. Yeme bozukluğu aslında temelde vücudun açıklanmayan duygularını, kendisini ve karşılanmayan ihtiyaçlarını ifade etme şeklidir.

    Anoreksiyada Tıbbi Yardım Ne zaman alınmalı?

    Aşırı derecede kilo kaybı varsa yada aşırı yemek yemek ve aşırı diyet yapmak arasında gidip geliniyorsa bir doktor ile konuşmak önemli olabilir. İnkar etmek yeme bozukluklarının bir belirtisidir, dolayısıyla kişi çoğunlukla bir aile bireyinin yada arkadaşının ısrarı sonucu doktora gitmeyi kabul eder. Eğer aile bireylerinden birinde yada bir arkadaşınızda yeme bozukluğundan kuşkulanıyorsanız, bir doktora görünmesi konusunda ısrar etmelisiniz, beklemekle zaman kaybetmeyin ve sorunun kendi kendine çözümlenmesini beklemeyin.

    Anoreksiyada Tedavi

    Genel olarak kabul edilen bir gerçek yeme bozukluklarının tedavisinde, psikoterapist, doktor, yeme uzmanı ve hemşire gibi farklı alandan çeşitli klinisyenlerin tedaviye katılmasıdır

    Çoğu hastada yeme bozukluğunun yanısıra aynı zamanda tedavi edilmesi gereken depresyon, kaygı bozukluğu ve diğer psikiyatrik sorunlarda mevcuttur.

    Yeme bozukluğu, hem fiziksel hemde ruhsal olarak insanı tahrip eder, dolayısıyla bu tür rahatsızlığı olan insanların hemen doktora başvurması gerekir. Erken teşhis ve önlem almak kişinin daha çabuk iyileşmesini önemli ölçüde etkiler. Erken zamanlarda teşhis edilmeyen ve geç kalınan durumlarda yeme bozukluğu kronik bir hale gelebilir ve hastanın yaşamını tehdit edebilir.

    En etkili tedavi yöntemi bir doktor ve yeme uzmanı ile birlikte psikoterapi yada psikolojik danışmanlık almaktır. Tedavi kişiye özel olarak belirlenmelidir, çünkü tedavi hastalığın şiddetine ve hastanın özel sorunlarına, ihtiyaçlarına hitap etmelidir.

    Psikolojik terapi hastanın hem yeme bozukluğuna hemde hastalığın altında yatan kişisel ve kültürel psikolojik etkenlere eğilmelidir. Hastanın hem kendisiyle hemde yiyeceklerle barış içinde ve sağlıklı bir şekilde nasıl yaşayacağını öğrenmesi gerekir.

  • AŞIRI KORUYUCU ANNE-BABA TUTUMU

    AŞIRI KORUYUCU ANNE-BABA TUTUMU

    Anne babanın çocuğu aşırı koruması, çocuğu gereğinden fazla kontrol etmesi ve özen göstermesi anlamına gelir. Bunun sonucunda çocuk etrafındaki kişilere aşırı bağımlı ve kendine güveni olmayan bir birey olabilir. Çocuğun yaşamı süresince olabilen bu bağımlılık, psiko-sosyal olgunluğu olumsuz açıdan etkiler ve çocuğun kendi kendine yetmesine olanak vermemiş olur. Anne babanın aşırı koruyuculuğu çocuğun okul başarısını ve okula uyumunu da etkiler.

    Yapılan araştırmalar sonucunda anne koruyuculuklarının babalara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Annelerin çocuklarına karşı koruyucu bir tutum geliştirmesine yol açan nedenler:

    • Annelerin ilk çocuğunun ölmüş olması, birçok düşük yapması, zor bir hamilelik süreci geçirmesi, güç doğum yapmış veya uzun süren bir tedavi sonucunda çocuk sahibi olması ve başka çocuk sahibi olma şansının olmaması

    • Annenin evlilik hayatı boyunca eşinin çok az yer alması, beklediği ilgi ve sevgiyi bulamaması

    • Annenin kendi çocukluk ortamında sevgi ve şefkatten yoksun olarak büyümüş olması

    Aşırı korunan çocuklar fazlaca bağımlı olurlar ve her şeyi annelerinden istemeye yönelirler, kendi başlarına karar veremeyen, sormadan-danışmadan bir şey yapamayan, girişim yeteneklerinden yoksun bir birey olurlar. El becerilerini kendileri geliştiremediklerinden dolayı beceriksiz ve dolayısıyla güvensiz olurlar. İstediklerini ağlayarak yaptıran ya da aşırı inatçı bireyler olabilirler. Kendini korumayı öğrenemedikleri için savunmasız, çekingen bir kimlik geliştirirler ya da aşırı otoriter, etrafındakileri kullanan, şımarık kişiler olabilirler.

    Eğer; çocuğunuzun hareketlerini başına gelebilecek fiziksel zararlardan korumak için engelliyorsanız, gecede dört beş kere okul öncesi çağında olan çocuğunuzun üstünü örtmek için kalkıyorsanız, ayrı bir yatağı olmasına rağmen çocuğunuzun sizin yatağınızda birlikte uyumasına izin veriyorsanız, okul öncesi veya ilkokul çağındaki çocuğunuzun yanınızdan ayrılmasına hiç izin vermiyorsanız, düzenli olarak onun ödevlerini yapıyorsanız ya da çocuğunuza hiçbir ev işi sorumluluğu vermiyorsanız çocuğunuzu koruma konusunda aşırı bir tutum sergiliyor olabilirsiniz.

    Aşırı koruma karı/koca ve kadın/erkek ilişkilerine de engel olur. Çocuk odaklı bir yaşamda, ebeveynler kendi öz ihtiyaçlarına sağlıklı bir şekilde sahip çıkamazlar. Aşırı koruma çocuğun kişiliğini geliştirmez, bağımlı, ürkek, inatçı, istediğini tutturan bir birey olmasına neden olur ve bu aşırı koruma çocuğun özerk düşünme, sorumluluk alma gibi geliştirici yaşam fırsatlarına engel olur.

    Anne baba olarak çocuğa doğal yaşam fırsatı vermeliyiz. Çocuklarımıza iyi örnek olarak rehberlik etmeli ve kendi başlarına sağlıklı, mutlu bir yaşam sürmeleri için gerekli imkanları sağlamalıyız.