Etiket: Aşı

  • İtp immün trombositopenik purpura  hastalığı

    İtp immün trombositopenik purpura hastalığı

    Küçük çocuğunuzun vücudunda yaygın olarak morluklar görürseniz hemen kan sayımı yaptırın! Çünkü bu morluklar kandaki trombosit düşüklüğünün sebep olduğu İTP hastalığının habercisi olabilir.

    İTP Nedir?

    İTP, immün trombositopenik purpura dediğimiz ve çocuklarda çok yaygın görülen bir kanama hastalığı. Genellikle vücudun çeşitli yerlerinde oluşan kanamalarla belirti verir. Vücudumuzda bağışıklık sisteminde bir uyarı olduğu için immün, pıhtılaşmayı sağlayan trombosit dediğimiz hücrelerin azalmasına bağlı olduğu için trombopeni ve bunlara eşlik eden kanamalara da purpura denildiği için bu isim verilmiş.

    İTP çeşitleri?

    Akut İTP: Akut tip, ani ve hızlı ortaya çıkan ve çocuklarda % 85-90 oranında görülen bir çeşittir. Akut tipte görülme sıklığı açısından kız erkek farkı yoktur. Çocuklarda en çok 2 ile 6 yaşlar arasında ve en sık 3 yaş civarında görülür. Bu tipte trombosit sayısı bir anda 2.000’e ya da 0’a düşebilir.

    Kronik İTP:Bu tip ise daha çok büyük çocuklarda, -özellikle kızlarda- genç erişkinlerde ve orta yaşlarda görülür. Akut İTP’ye göre daha sinsi ilerler ve trombosit sayısı 40 bin ila 50 bin civarında olur bu yüzden aylarca fark edilmeyebilir.

    İTP’ ye sebep olan faktörler nedir?

    Bu hastalığın nedeni hâlâ bilinmiyor. Ama en çok ilkbahar ve sonbahar mevsiminde görülüyor. Bunun da sebebi muhtemelen o dönemde enfeksiyonların fazla olmasıyla ilgili. Çoğunlukla çocuklar bir enfeksiyon geçirdikten iki ilâ üç hafta sonra bu hastalık ortaya çıkabiliyor. En çok kızamık, suçiçeği gibi hastalıklar ve virüsler tetikleyebiliyor. İTP’de ayrıca aşılar, antibiyotikler ve ağrı kesiciler uyarıcı oluyor. Örneğin, bu teşhisin konulduğu çocukta Sefalosporin veya Sülfonamid grubu ilaçlar özellikle hastalığı uyarıcı nitelikte. Ama hastalığın durumuna ve ağırlığına göre gerekirse bu ilaçları kullanabiliyoruz. Çünkü ilaçla ilişkinin %100 bir kesinliği yok. Bunun için ne kadar az ilaç kullanırsak o kadar iyi olur.

    Virüsler ne yapıyor?

    Sebebini bilmiyoruz ama vücuda giren bu virüsler veya onlara ait partiküller bağışıklık sistemini uyararak trombositlerin üzerine gidip yapışıyor. Vücut artık kendi hücresini kendinden saymıyor ve bağışıklık sistemini uyararak kendi trombositlerini yabancı bir madde olarak algılayıp onlara karşı anti-madde (antikor) üretiyor ve kendi hücrelerini yok etmeye başlıyor.

    İTP’ ye sebeplerden biri virüsse bunu yok edecek bir şey yok mu?

    Dünyada bakteri veya mantar adını verdiğimizmikroplara karşı birçok antibiyotik var ama virüse karşı çok az sayıda ilacımız var. Onun için çocukları aşılamaya çalışıyoruz. Mesela suçiçeğinin bir virüs ilacı var. Ama kızamığın, kabakulağın ve öpücük hastalığının ilacı yok. Yani birçok virüsün bugün ilacı yok aslında. Grip için de aşılanıyoruz. Çünkü gribin ilacı yok. İlaçlı ya da ilaçsız grip bir hafta on gün sürer. Virüsler garip yaratıklar, yani birden yok gibi davranıp sonra -200 derecede canlılığını koruyor ve ölü gibi kalıp normal ısıya gelince de tekrar canlanabiliyor.

    Peki aşıları hiç yaptırmasak?

    Böyle bir şey söyleyemeyiz. Çünkü aşı olmayınca da ortaya çıkabilecek hastalıklar İTP’yi uyarabilir. Aşılar bizim için bir güvence aynı zamanda, ama uyaracak mekanizmanın ne olduğunu tam bilemediğimiz için şansa kalıyor. Sonuçta tekrarlama durumunda tedavisi mümkün.

    İTP’nin belirtileri nedir?

    Akut tip çok hızlı gelişebildiği için her şey normal giderken birdenbire çocuğun vücudunda kocaman morluklar, nokta kanamalar, şiddetli bir burun kanaması ya da ağız içinde kanamalar olur. Bazı çocuklarda bağırsakta ve idrarda da kanama görülür. İTP’li çocuklarda geçirilen virüs enfeksiyonuna bağlı geçici dalak büyümesi de olur. Bizim için en korkutucu olanı beyin içi kanamalardır. % 1den az sıklıkta görülen bu durumda çocukta uykuya aşırı bir meyil veya baş ağrısı kusma gibi belirtiler olur, bilinç giderek kapanır. Bunların dışında, çocukta hiçbir rahatsızlık olmaz ve gayet sağlıklıdır. Kronik İTP’deyse, vücutta ara ara morluklar olur ve trombositler çok hızlı bir düşme göstermez.

    Trombositlerin kanda olması gereken miktarı nedir ve hangi aşamada kanama olur?

    Olması gereken normal değer milimetre küpte 200 bin ile 400 yüz bin arasındadır. 150 binin altına trombopeni yani trombosit düşüklüğü diyoruz. Bu hastalarda trombosit değeri 30 binin altındayken morluklar ve kırmızı kanamalar çıkıyor. Ağız içindeki kanamalar genellikle trombositler 10 binin altına düştüğünde ortaya çıkıyor.

    Tedavi yöntemi nedir?

    Birkaç çeşit tedavi yöntemi var. Bunlardan en sık kullanılan kortikosteroid ilaçlarla yapılan tedavi. Ancak trombosit düşüklüğünün başka bir hastalığın belirtisi olmadığından emin olmak için kemik iliği incelemesi yapmak gerekir. Çünkü kortizon dediğimiz ilaç lösemi, kemik iliği yetersizliği gibi hastalıkları maskeleyebilir. Bu tedaviye başlamadan önce öncelikle kemik iliğine bakmak ve altta İTP dışında başka bir hastalık bulunmadığından emin olmak gerekir.Eğer lösemi, kemik iliği yetersizliği ya da başka bir rahatsızlık çıkmazsa kortizon kullanılır. Kortizon kullanımı çok başarılı bir tedavidir ve birkaç gün içinde trombositler yükselir. Damardan yüksek doz 3 gün verilebildiği gibi düşük dozda ağızdan ilaç tedavisi şeklinde de verilebilir. Genelde üç haftalık bir tedavi yeterlidir. İkinci seçenek daha pahalı ama kemik iliği yapmayı gerektirmeyen, iki gün üst üste damardan verilen yüksek doz Gamaglobülin (İVİG) tedavisidir. Üçüncü bir seçenek ise bir çeşit gamaglobülin olan son yıllarda da başarısından söz edilen Winro (anti-D-immünoglobülin) dediğimiz bir ilaç. Bunun dışında daha az kullandığımız Rituximab,Danazol, Dapson, İmüran veVinkristin gibi yeni ilaçlar da var. Kronik tipte bu ilaçlara ilaveten splenektomi dediğimiz dalak çıkarma ameliyatı yapıyoruz. Bazen kandan trombosite yönelik antikorları temizlemek amacı ile plazmaferez (plazma değişimi) adı verilen bir tedaviyi de deniyoruz. Ama bu ilaçlar daha çok hiç cevap alamadığımız riskli vakalarda kullanılıyor. Bu daha çok büyük yaş gruplarında denediğimiz bir uygulama, çünkü bu hastalar tansiyon yüksekliği sebebiyle kortizon alamıyorlar.

    Bu ilaçların yan etkileri var mı?

    Her ilacın bir bedeli var. Kortizon, vücutta tuzla birlikte olursa su tutar ve tansiyonu yükseltir. Şeker hastalığına meyil eder, kan şekerini yükseltir, iştahı açar ve kilo aldırır. Gamaglobülin ise genellikle toplumdaki insanların plazmalarından hazırlanmış bir ilaçtır. Bu ilaç protein yapısında olmasından dolayı ciddi alerjilere yol açabilir. Yüksek dozda verildiği için şiddetli baş ağrısı, kusma, menenjit benzeri belirtiler yapabilir. Bu nedenle bu tip ilaçlar mutlaka hastane ortamında verilmelidir. Bu ilacın diğer bir sakıncası da bilmediğimiz hastalıkları taşıma ihtimalinin olmasıdır. Ama genelde AIDS virüsü, Hepatit B ve C gibi bildiğimiz hastalıkların taramasını yapıyoruz. Ama 10 yıl sonra çıkabilecek bir hastalığın varlığını tarayamıyoruz. Yıllar önce AIDS diye bir hastalık bilinmiyordu ve taranmadığı için kan ürünleri ile insanlara bulaştı. İVİG tedavisi iki-üç gün içinde trombositleri yükseltir ve kanama riski açısından hayati tehlikeyi ortadan kaldırır, bizde bunu göze alarak ilaçları kullanıyoruz.

    İTP lösemi hastalığının habercisi olabilir mi?

    İTP hastalığı lösemiye dönüşmez. Ama birtakım başka kötü hastalıklarda İTP gibi kanama belirtileriyle ortaya çıktığı için lösemi, tümör veya kemik iliği iflası var mı diye şüphelenebiliriz. Lösemi ve kemik iliğinin hiç çalışmadığı aplastik anemide de trombosit düşüklüğü görülür. Mesela İTP’li çocukların çok az bir bölümünde dalak büyüklüğü olabilir ama bu virüs enfeksiyonuna bağlı geçici bir durumdur. Ama lösemide dalak kocamandır, karaciğer ve lenf bezleri büyümüştür, kemik ağrıları ve ateş vardır. Yani başka belirtiler de eşlik eder.

    Dalak niçin alınıyor?

    Çünkü vücut yabancı olarak algıladığı trombositleri dalakta yok eder.Dalağı aldığımızda ise yok etme yeri olmadığı için trombositlerin sayısı yükselir.

    Dalağı almak riskli değil mi?

    6 yaşından önce dalak vücudu mikroplara karşı koruyan bir organ. 5-6 yaşından önce dalağı almayı tavsiye etmiyoruz. Çünkü çocuk mikroplara karşı çok açık oluyor ama 6 yaşından sonra alındığında büyük bir sakıncası yok. Ameliyat öncesinde pnömokok, meningokok ve hemofilus influenza B gibi birtakım aşılar ve sonrasında da penisilin tedavisi yapılarak çocuk hastalıklara karşı korunabiliyor. Bu ameliyat sadece kronik vakalarda yapılıyor. Hayatı tehdit eden durdurulamayan kanama olur ise çok nadiren akut vakalarda da kullanılabilir.

    İTP’li bir çocukta hangi ilaçlar kullanılmıyor?

    Akut veya kronik durumda trombosit miktarı düşükse aspirin kanı sulandırdığı için yasak. Trombositlerin düşüşüyle kan sulanmış bir durumdayken bir de az sayıdaki trombositin pıhtı yapıcı özelliği de ortadan kalkarsa bu tip ilaçları kullanmak çok sakıncalı olur.

    Limon ve kiraz kanı sulandırır derler bunların bir sakıncası var mı?

    Tam tersine C vitamini veriyoruz. C vitamini pıhtılaşmayı destekler ve damar geçirgenliğini azaltır. Böylece kanama riski azalır.

    Isırgan otu, kan yapıcı karışımlar trombositlerin yükselmesinde etkili mi?

    Bunlar kesinlikle bir işe yaramıyor ve tam tersine biz bunları önermiyoruz. Çünkü neyin hastalığa sebep olduğunu tam bilemiyoruz. O kullanılan otların içinde de hastalığı tetikleyen maddeler olabilir. İlaçların birçoğu bitkilerden elde edildiğine göre kullanılan bitkilerin masum olduğunu nereden bileceğiz. Çok masum bir antibiyotik birçok hastaya yararlıyken bu tip hastalarda uyarıcı olabiliyor. Onun için hiçbir şekilde ilaçları ya da bitki karışımlarını bilinçsiz kullanmamak lazım.

    İTP’li çocuklarda besin kısıtlaması var mı?

    Hayır, istediklerini yiyebilirler. Sadece kortizon kullandıkları zaman tuzsuz ve az şekerli yemeye dikkat edilmeli. Bunun dışında besinlerde özel bir kısıtlama yok.

    İTP bulaşıcı mı?

    Hayır, bu hastalık hiçbir şekilde bulaşıcı değil. Bu vücudun hassaslaşması sonucu ortaya çıkan bir hastalık. Vücut bunu kendi kendine yapıyor ve bu anlamda bulaşıcılıkla bir ilgisi yok.

    Tamamen düzelme ne zaman olur?

    Akut tip çoğunlukla iki ile altı hafta içinde düzelir. Bazı çocuklarda bir iki tekrar yapar ama ilk altı ayda yok olur ve bir daha görülmez. İlk 6 ay aşı önermeyiz hatta ilk 2 yıl canlı aşılardan uzak durmayı tavsiye ederiz. Akut vakalarda ilk 4-6 haftada trombositler düzeldiyse çocukları ilk 6 ay kan sayımları ile izleriz ve her şey normal ise iki yıldan sonra kendi haline bırakırız.

    İki yıllık süre sonunda bu hastalık bir daha kapımızı çalmaz diyebilir miyiz?

    % 90 tekrarlamaz diyebiliriz ama tekrarlayan vakalar da var. Mesela ilk kez hastalığı hepatit B aşısından sonra ortaya çıkmış bir hastamızda 2 yıllık süre bittikten sonra hepatit B aşısı tekrarlandığında bu çocuğumuzda hastalık nüksetti.

    Akut İTP kronikleşir mi?

    Çocuklarda da akuttan kroniğe dönüşme oluyor. Eğer ilk altı ay içinde trombosit düşüklüğü düzelmediyse o zaman buna kronikleşmiş diyoruz. Artık altı ayı da bir yıla doğru kaydırmaya bir eğilim var. Bir yıldan sonra hala hastalık belirtileri devam ediyorsa İTP kronikleşmiştir demek daha uygun artık. Çünkü bazı vakalar altı ay ile bir yıl arasında da düzelebiliyor.

    İTP’den şüphelendiğimizde hangi testleri yaptırmalıyız?

    Böyle bir şüphe olduğunda öncelikle bir kan sayımı yaptırmak gerekiyor. Kan sayımında alyuvarlar ve akyuvarlar serisi normalse ve kötü bir hücreye rastlanmadıysa sadece trombositlerin sayısı 150 binin altındaysa trombopeniyle karşı karşıyayız demektir.

    İTP’li annelerin bebeklerinde de bu hastalık görülür mü?

    Evet, İTP’li annelerin çocuklarında bu hastalık görülüyor. Plasentadan çocuğa geçen bu madde trombositlere yapışarak çocuk doğar doğmaz birdenbire trombositleri düşürmeye başlar. Bu annenin İTP’li olduğunu bildiğimiz için bu çocukları yakın takibe alıyoruz. Çocuğun kanındaki trombosit düşüklüğü geçicidir ve bir iki hafta içinde hemen düzelir. İTP’li anneler bu yüzden dikkatli olmalılar. Bu genetik bir hastalık olmadığı için İTP’li annenin doğurmasında bir sakınca yoktur. Çocukta kalıcı bir hasar bırakmıyor. Tabii ki annenin tedbir alması ve doğumunu hastanede yapması gerekir. Çünkü bebekte beyin kanaması riski de olabilir.

    İTP’li çocuklar için tehlikeli unsurlar nedir?

    Trombositi düşük olan çocuklarda kalçadan iğne yapmak kas içinde kanamalara sebep olacağı için uygun değildir. Bunun yerine damardan iğne yapılması tercih edilir. Trombositler yükselince bu problem ortadan kalkar. Çocuğun düşmesine ya da kafasını çarpmasına sebep olabileceği için her türlü grup sporları, bisiklete ve motosiklete binmesi de yasaklananlar arasında. Ayrıca basınç değişiklikleri beyin içi damarlarda problem yaratabileceği için uçağa binmek de sakıncalı.

    Tansiyonu yükselteceği ve iç kanama riskini arttıracağı için güneş ışınlarının çok fazla olduğu saatlerde dolaşmamak gerekir. Atlayarak ya da kafasını bir yere çarpacak şekilde dalmadığı sürece yüzebilir; ayrıca yürüyüş yapabilir. Trombositler 100 binin üzerine çıktıktan sonra spor yapmakta ve yuvaya gitmekte sorun yoktur.

    İTP’li çocukların yaşadıkları evlerde mimari düzenlemeler yapılıyor mu?

    Çok zorlandığımız bazı vakalar olabiliyor. Mesela küçük bir çocuğun İTP’si % 10’luk gruba girip kronikleşti diyelim, biz bu çocuğun yaşından dolayı dalağını almıyoruz. Bu küçük çocuk yeni yürümeye başlamış olabilir, koşmak isterken düşebilir ve kafasını bir yere çarpabilir. O yüzden çocuğun yaşadığı yerde yumuşak konturlu eşyalar olması gerekir tabii. Yani evlerde çocuk düştüğü zaman yara bere almayacağı şekilde düzenlemeler yapılması gerekiyor.

  • Grip nedir? Nasıl korunabiliriz?

    Grip nedir? Nasıl korunabiliriz?

    Grip Solunum yollarına yerleşen influenza A,B,C, virüslerinin neden olduğu yüksek ateş yaygın kas ağrıları ve kırgınlık ile seyreden toplumda aynı anda bir çok kişiyi hastalandırıp çok sayıda ölümlere yol açan kolay yayılabildiğinden, bilhassa kış mevsimin de salgınlar yapan bulaşıcı bir hastalıktır.

    Benzer yakınmalarla kendini belli eden, ancak hastalığın daha hafif seyrettiği ve genellikle ayakta atlatılan nezle ve soğuk algınlığından farklı olarak grip Dünya çapında büyük salgınlara, toplu ölümlere, büyük oranda iş gücü kayıplarına yol açabilen ağır bir hastalıktır.

    Grip virüsü taşıyan hasta kişilerin, solunum yolu sekresyonlarıyla ve bunlarla bunlarla bulaşmış eşyalar vasıtası ile yayılmaktadır. Özellikle okullar, yurtlar, kışlalar, kahvehaneler gibi kalabalık ve topluca yaşanan ortamlar hastalığın yayılmasında önemli rol oynar. Salgınlar genellikle 5-7 hafta dolaylarında kendiliğinden sonlanmaktadır.

    16.yüzyıldan bu yana 10 dan fazla pandemi yaşanmış; 1918 pandemisi sırasında 25 milyon kişi ölmüştür.

    Hastalık bulaşmaya takiben 1-3 günde üşüme, titreme, ateş, halsizlik, kırgınlık, iştahsızlık boğaz ve baş ağrısı ,kas eklemleri ağrıları, bulantı, gözlerde yanma görülebilir.

    Yukarıda sayılan belirtiler, ortaya çıktığında öncelikle bunlar gribe mi bağlı olduğunun anlaşılabilmesi için, hastanın bir hekim tarafından değerlendirilmesi uygun olur. Bilhassa ateşin çok yüksek olduğu ve hastanın genel durumunun bozuk 3-4 günlük istirate rağmen değişmediği yada, düştükten 1-2 gün sonra tekrar yükseldiği durumlarda hekime mutlaka başvurulmalıdır.

    Grip için Antibiyotik kullanılmaz ve faydasızdır. Ancak gribe ikincil gelişen zatürre, kulak iltihabı, bademcik iltihabı gibi durumlarda antibiyotik kullanılmalıdır.

    Gripte koruyucu Antibiyotik tedavisin de yeri yoktur. Grip tedavisinde istirahat çok önemlidir. Bu hem hastalığın kısa zamanda iyileşmesini, hem de etrafına hastalığın yayılmamasını önler. Ayrıca bol sıvı alınması, ağrı kesici , ateş düşürücüler ve solunum yoku sekresyonlarının ve irritasyonunu giderici ilaçları kullanılması ile yakınmaların kontrolü mümkündür.

    Grip hastaların da sıklıkla kullanılan ilaçlar hastalığı tedavi etmek amacıyla değil hastanın yakınmalarını düzeltip, onu rahatlatmak amacıyla kullanılmaktadır. Doğrudan grip virüsüne karşı etkili ilaçlarda vardır, ancak yarar zarar hesabı yapıldığında bunların her grip geçiren kişiye uygulanması yerine, gribe bağlı komplikasyonların görülme ihtimali fazla olan risk grubu hastalara verilmesi daha doğrudur.

    Gribin en korkulan komplikasyonu hastalığa ikincil olarak zatürre gelişmesidir.

    Gripten korunmak için düzenli yaşamak, uyku ve dengeli beslenmemizi ihmal etmemek ve aşı olmaktır.

    Grip aşısı her yıl sonbahar aylarında piyasaya çıkarılmakta ve formülü her yıl yenilenmektedir. Aşı bir önceki yılın en çok salgın yapan üç virüs suşunu içerir.Grip aşısı grip olmayı önlemesi bile hastalıktan dolayı, hastaneye yatışı zatürre ve ölüm gibi komplikasyonların sıklığını azaltır. Yumurta 6 aydan küçük çocuklara grip aşısı uygulanmamalıdır.

    Yumurta alerjisi olanlara aşı uygulanmamalıdır.

    Aşıya takiben 2-8 haftada yeterli korunma gelişmektedir.

  • Çocukluk çağı enfeksiyöz ishalleri – çocuklarda gastroenteritler

    Akut gastroenterit mide ve bağırsakların iltihabıdır.Çocukluk yaş gruplarında üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık görülen hastalıktır.

    Akut gastroenterit etkenleri bakteri, virus veya parazitler olabilir.İshale neden olan mikroorganizmalar tabloda gösterilmiştir ( Tablo 1 ).

    Tablo 1 İshale neden olan mikroorganizmalar ;

    1.Virüsler

    .Rotavirüs .Astrovirüs

    .Enterik adenovirüsler .Calicivirüs

    .Norwalk-benzeri virüsler .Coronavirüs

    2.Bakteriler

    .Enterotoksijenik E.coli. .Staphylococcus aureus

    .Enterotoksijenik E.coli .Clostridium perfiringers

    .Shigella (sonnei, flexneri) .Vibro parahemoliticus

    .Salmonella enteritidies .Aeromonas hydrophilia

    .Campylobacter jejuni .Escherichia coli 0157:H7

    .Basillus cereus .Yersinia Enterocolitica

    .Clostridium difficile .Vibrio cholerea

    3. Parazitler

    .Giardia lamblia .Balantidium

    .Cryptosporidium .Strongyloides stercolaris

    .Entamoeba hystolitica

    Hastaların çoğunda etken saptamak mümkün olmamaktadır.Etken saptanan vakalarda ise sıklık sırasıyla Virüsler, bakteriler ve parazitler yer almaktadır.

    Gastroentestinal sistem enfeksiyonlarının ana bulgusu ishal olup ishale karın ağrısı, ateş, bulantı,kusma eşlik edebilir.Halsizlik, karın şişliği ve baş ağrısı da görülebilir.İlerleyen vakalarda vücuttan su-sıvı kaybı sonucu dehidratasyon gelişir.Bebek ve küçük çocuklarda dehidratasyon sık görülür.Bazen süratle ilerleyebilir.Başlangıçta susuzluk şeklinde kendini gösterirken ilerleyen vakalarda ağız kuruluğu, göz kürelerinde çökme, el ve ayaklarda soğukluk, idrar miktarında azalma görülebilir.Ağır vakalarda ise dalgınlık, hızlı solunum , kan basıncında düşme ve şok görülebilir.

    Bulaşma ; Gastroenterit, etkeni içeren dışkı ile bulaşmış gıdaların yenilmesi, yuva veya hastane ortamında patojenle yakın temas , seyahat , hayvanlarla yakın temas veya uzun süreli antibiyotik kullanım sonucu hastalık gelişmektedir.Anne sütünün yetersiz verildiği durumlarda , kalabalık toplumlarda, bağışıklık sistemi bozulmuş ve beslenme bozukluğu olan çocuklarda daha sık görülmekte ve hastalık ağır seyredebilmektedir.

    Hastanın doktor tarafından muayenesi ve değerlendirilmesi son derece önemlidir.Dehidratasyonun saptanması ve gastroenterit tedavisinin planlanması gerekir.İshal kesici ve kusmayı önleyici ilaçlar kullanılmamalıdır.Çocuk susuzluk bulguları açısından izlenmelidir.Kaybedilen sıvı ve elektrolitler ağız yoluyla vermeye çalışmalıdır.Bu amaçla şeker tuz içeren sıvı verilmektedir.Ağır vakalarda ise damardan sıvı tedavisinin uygulanması yapılmaktadır.

    Gastroenteritlerden korunmanın en etkili yolu ellerin sık ve düzenli yıkanmasıdır.Meyve ve sebzelerin iyice yıkanması gerekir.İyi pişirilmemiş tavuk ve et ürünlerinden kaçınılmalı, mutfak gereçleri temiz tutulmalı, uzun süre oda ısısında bırakılan ve açıkta satılan gıdalar tüketilmemelidir.Anne sütü ile beslenme bebekleri gastroenteritten korumada son derece etkin bir beslenme yöntemi olup bebeklerin hastalıktan korunmasında son derecede değerlidir.

    Çocukluk çağı gastroenteritinden korunmada aşılama önemlidir.

    Rotavirüs aşısı 1998 tarihinde uygulanmaya girmiş ve yan etkilerden dolayı bir süre uygulamadan kaldırılmışsada, ciddi bir yan etkisinin görülmemesi ile birlikte birçok ülkede rutin aşı programına alınmıştır.Bu aşı bebeklikte uygulanmaktadır.Aşı 2 veya 3 doz şeklinde ağızdan verilmektedir.İlk dozunun mutlaka 6 – 12 haftasında yapılması gereklidir.Aşılama bebek 8 ayını doldurana dek tamamlanılmalıdır.

    Uygulamaya girecek yeni aşılarla birlikte özellikle bebek ve küçük çocuklarda ağır seyreden bu enfeksiyonun kısmen kontrolü söz konusu olabilecektir.

  • Domuz gribi aşısı yapılmalı mı yapılmamalı mı ?

    Domuz gribi aşısı yapılmalı mı yapılmamalı mı ?

    Merhaba sevgili anne ve babalar,

    Okullardan evlere, siz velilere, imzalanıp geri gönderilecek “Uygun buluyorum, çocuğuma aşı yapılsın / Uygun bulmuyorum, çocuğuma aşı yapılmasın” yazılı kağıtlar geldi ve halk deyişiyle zurnanın zırt dediği yere geldik. Acaba ne yapmalı, nasıl karar vermeli?

    Dilerseniz 15 gündür sizlerden aldığım telefonlardaki sorularla bir oto-röportaj şeklinde yazayım bu konudaki görüşlerimi de.

    – Bir gazete “Aşı doktorları da ikiye böldü” diye manşet atmış. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    O gazeteyi özellikle satın aldım ve orta sayfadaki haberi dikkatle okudum: Dokuz kişiye sormuşlar, altısı profesör ikisi uzman olan sekiz doktor aşının yapılmasının doğru olduğunu bilimsel gerekçelerle belirtmişler. Bir, evet bir tek kişi (ne tesadüf ki hasta tedavi eden bir doktor değil, bir farmakoloji profesörü) ise kendisinin de aşılanmayacağını (zaten risk grubunda değil çünkü hasta muayene etmiyor) çocuklarını da aşılatmayacağını söylüyor. Gerekçesi ise bilimsel olmadığı gibi trajikomik bence: “Başbakan aşılanmıyorsa bir bildiği vardır herhalde”. Düşünebiliyor musunuz, bir bilim insanının referansı, dayanağı – başbakan da olsa – konuyla ilgili bilimsel farkındalığı olması gerekmeyen bir politikacı!..

    Bence bu habere ancak “Aşı hakkında farklı düşünen profesör de var” başlığı yakışırdı. Çünkü gazetenin kullandığı “…ikiye böldü” başlığı, bu konuda derin bilgi sahibi, ya da uzman olan doktorların yarısı değilse de önemli bir kısmının (örneğin hiç değilse % 20’sinin) aşıya karşı olduğu izlenimini uyandırmıyor mu sizce de?

    – Peki, sade vatandaş, milyonlarca anne baba ne yapsın, kime inansın?

    Konunun uzmanlarına elbette. Yani tüm meslek yaşamları boyunca aşılar yapmış, aşıların kimi yan etkilerini (dolayısı ile sıklıklarını veya enderliklerini de) birebir gözlemiş, bu konuda birçok kongre ve sempozyuma katılmış olan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanları ile konunun bilimini yapan Enfeksiyon Hastalıkları, Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları, Halk Sağlığı, Mikrobiyoloji, İmmünoloji ve Viroloji Profesörlerine kulak vermek gerekir (söylediklerini mantık süzgecimizden geçirerek elbette). Bu uzmanlardan bir tek öğretim üyesi aşının aleyhinde bir görüş belirtmemiştir medyada veya benim izleyebildiğim kadarı ile internette.

    Peki, kimlerdir aşı karşıtı kıvılcımı çakanlar? İki kişi, bir Göğüs Hastalıkları (A.R.K.), bir de Kadın Hastalıkları ve Doğum (E.O.) Profesörü. Kimlerdir önemli destekçileri? İki kişi, bir Farmakoloji Profesörü (C.T.), bir de Üroloji Uzmanı Sağlık Eski Bakanı (O.D.). Sorarım size prostat sorunu olan bir kişi, bir ürologa mı danışır bir çocuk hastalıkları uzmanına mı? Adet düzensizliği olan bir hanım, bir kadın hastalıkları ve doğum profesörünün fikrini mi alır bir immünoloji ve viroloji profesörünün mü?

    Bu konuda gerçek anlamda otorite olan, hemen hemen hepsi Pandemi Bilim Kurulu üyesi kişilerin isimleri aşağıdadır. Onur ve gurur duyarak belirtmeliyim ki 2-8. sıradakiler, birebir bilgi ve görüşlerine ulaşabildiğim Hacettepe Tıp Fakültesinden sınıf arkadaşlarımdır:

    1- Prof. Dr. Selim Badur: İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Bilim Dalı
    2- Prof. Dr. Mehmet Ceyhan: Hacettepe Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı
    3- Prof. Dr. Serhat Ünal: Hacettepe Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı
    4- Prof. Dr. Levent Akın: Hacettepe Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Bilim Dalı
    5- Prof. Dr. Gaye Usluer: Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği Başkanı, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı http://www.gazetevan.com/haber_detayi.asp?id=3081
    6- Prof. Dr. Volkan Korten: Marmara Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bilim Dalı
    7- Prof. Dr. Mustafa Hacımustafaoğlu: Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı http://bianet.org/bianet/saglik/117919-domuz-gribi-asisi-guvenli-mi
    8- Doç. Dr. Ümit Kartoğlu: Halk Sağlığı Uzmanı,Bilimsel Danışman – Dünya Sağlık Örgütü Aşı ve Biyolojik Ürünler Departmanı, AşıGϋvenliği ve Standartları Birimi, Cenevre. http://www.taraf.com.tr/haber/43087.htm Kalitesi,
    9- Prof. Dr. Mustafa Bakır: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı
    Bu bilim insanlarının isimlerini belirtmekteki amacım okuyucuların internet aracılığıyla onların görüşlerine de ulaşabilmelerini kolaylaştırmaktır (örneğin Google’a “Selim Badur, domuz gribi aşısı” yazıp aramak yeterli olur).

    – Aşı hakkında kamuoyunda çok çeşitli spekülasyonlar var. Aşıların çok hızlı hazırlandığı, dördüncü faz çalışmaları yapılmadan piyasaya sürülüp uygulamaya geçildiği söyleniyor. Ne dersiniz bu konuda?

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) grip aşısı üreticilerine dedi ki, “Siz mevsimsel grip aşısı üretiminizi 15 temmuza kadar bitirin, bütün tesislerinizi domuz gribi aşısı için hazırlayın.” 15 temmuzda başlayan bu süreç ağustos sonunda bitti ve hazırlanan aşılara süratle onay verildi. Şu anda hızla yayılan bir salgın var, “Niye hızlı onay verildi?” diyemez kimse. “Bekleyelim bakalım hastalık yükü ve ölümler çok artarsa aşılamaya başlarız” deme lüksü olamaz kimsenin. Çünkü o zaman iş işten geçmiş olabilir.

    Yeni ilaç ve aşı gibi ürünlerin kullanımı ile ilgili yapılan klinik çalışmalar dört evrede yapılır, bu doğru. Ama dördüncü yani son evre, aşı ya da ilacın piyasaya çıktıktan sonra, yani kullanıma girmesiyle başlayan bir izleme araştırmasıdır. Bu evrede ürünün güvenirliği (kısa ve uzun dönemde oluşabilecek istenmeyen etkiler) ile ilgili bilgi toplanır. Dördüncü evrede ürün zaten aktif olarak toplumda yaygın olarak kullanıldığından, I-III. evre klinik çalışmalarda karşılaşılan zaman ve denek sayısı gibi kısıntılar olmaksızın yapılır. Bu nedenle toplumun tüm kesimleri hakkında önemli bilgiler toplanabilir. Sonuçlara göre ürün ya güvenli bir kimliğe bürünür, ya da kimi durumlarda yasal düzenleyici kurum tarafından yasaklanır. Bu nedenlerle, “Pandemik İnfluenza A aşısının 4. faz çalışması yapılmadı, onun için aşı güvensiz, yapılmasında sakıncalar var” tartışması klinik çalışmalar hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan kişilerin yapacağı tartışmalardır. Aşının piyasaya çıkıp, yaygın olarak uygulanmaya başlanması 4. evre klinik çalışmanın ta kendisidir başka bir deyişle.

    – Bizim aşılarımızdaki adjuvan maddesi ile ilgili şeyler de söylendi. ABD’de adjuvansız aşı kullanılıyormuş. Nedir adjuvan? Bir zararı var mı?

    ABD’deki ilaçlar, ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) onayından geçtikten sonra kullanılabiliyor. Avrupa’da ise ilaçları Avrupa İlaç Ajansı (EMEA) onaylıyor. Bunların dışında her ülke, kendi ilaç ruhsatını kendisi veriyor. FDA, insanlar aşı yaptırmaktan çekinmesin, psikolojik etkisi olmasın diye yıllardır adjuvan, yani Türkiye’de de yan etkileri tartışılan alüminyum veya skualen içeren aşıları onaylamıyor. EMEA ise onaylıyor. Aynı durum, domuz gribi aşısında da geçerli; adjuvan içeren aşıları FDA onaylamazken, EMEA onayladı.

    Antijen dediğimiz şey virüsün insanda bağışıklık uyandıran bir parçası. Virüs ilk görüldüğünde ABD mevsimsel grip aşısı gibi 15 mikrogram antijen içeren aşılar istedi. Ancak virüs hızla yayılınca DSÖ, aşı firmalarından bağışıklık arttırıcı adjuvanlı aşı üretmelerini istedi. Çünkü antijen ihtiyacı da arttı. Oysa tüm dünya için 4 milyar doz aşı üretmeye yetecek virüs antijeni yoktu. Bunun üzerine 7 ve 3.5 mikrogramlık antijen içeren, adjuvanla güçlendirilmiş aşılar üretildi. Halen dünyadaki virüs antijeninin % 40’ına sahip olan ABD ve Avustralya dışında dünyanın bütün ülkeleri adjuvanlı aşı kullanıyor.

    Adjuvan maddesi, aşılara koruyuculuğun artırılması için katılıyor. Bu maddenin olmadığı bir aşının koruyuculuğu daha az. Ayrıca koruma süresi de az. Oysa bir salgında aşının etkisinin daha yüksek olması istenir. ABD’deki aşılar tüm yaş gruplarına 3 hafta ara ile 2 doz yapıldığı halde yüzde 70-80 koruyor. Halbuki bizim kullandığımız adjuvanlı aşı tek dozla (10 yaş altına iki doz yapılacak) yüzde 95 ile 98 arasında etkinliği olan bir aşıdır. Virüs mutasyona uğrayabilir deniyor ya, bizim kullandığımız aşı bunların bir kısmında da etkili. Virüs mutasyona uğrarsa ABD’deki aşının etkisi daha az olacak. Dünya Sağlık Örgütü de Avrupa’nın şu an kullandığı, bizde de uygulanmakta ulan skualen adjuvanlı aşının içeriğini onayladı. Öte yandan Avrupa’da Novartis firmasının ürettiği bir mevsimsel grip aşısı içinde aynı adjuvan var. Bu aşı(Chiron, FLUAD) 12 yıldır Avrupa ülkelerinde 40 milyon doz kullanıldı. Bununla ilgili hiç bir ciddi bir yan etki olmadı. Yalnızca adjuvansız aşıya oranla biraz daha sıkça hafif yerel yan etkilere yol açabiliyor. Yani kolda hafif ağrı,kızarıklık, şişlik yapabiliyor. ABD’nin kullandığı aşı ise hem pahalı, hem her yaşa iki doz uygulanıyor, hem de biraz daha az koruyor.

    Özetle günümüzde, bilimsel veriler, adjuvanli ve adjuvansız aşılar arasında “güvenlik” açışından bir fark olmadığını ortaya koymaktadır, her iki tip aşının da çok iyi güvenlik kaydı vardır.

    – ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) neden skualen adjuvanlı aşıya onay vermiyor?

    Skualen bitkiler, hayvanlar ve insanlarda bulanan ve doğal yolla oluşan bir maddedir. Her insanın karaciğerinde üretilir ve kan dolaşımında bulunur.

    Skualen ayrıca çeşitli besinlerde, kozmetik ürünlerde, reçetesiz satılan çeşitli ilaçlarda, ve sağlık ürünlerinde bulunur.
    Skualen ticari amaçla balık yağından (özellikle de köpekbalığı karaciğeri yağından) üretilir. Ecza ürünlerinde ve aşılarda bulunan skualen bu kaynaktan saflaştırılarak edilir.

    Birkaç kişi, 1. Körfez Savaşına katılan askerlerin yaşadığı bazı sağlık sorunları ile bu askerlere uygulanmış olan aşılarda skualen bulunma ihtimali arasında bir bağlantı kurmaya çalışmıştır.

    Yayınlanan bir bildiride şarbon aşısı uygulanan bazı eski askerlerde anti-skualen antikorları geliştiği ve bu antikorların özürlülüklere neden olduğu ileri sürülmüştür.

    Bu gün, bu askerlere uygulanmış olan aşılara skualen eklenmediği bilinmektedir ve söz konusu bağlantıyı ileri süren raporun teknik yetersizlikleri çeşitli yayınlarda açıklanmıştır. Askerlerin sağlık sorunlarının ise kum böceği öldürücü haşere ilaçları ve benzeri kimyasallara maruz kalmaktan kaynaklandığı düşünülmüştür. Bu tür yanlış iddiaların toplumdaki olumsuz etkisini çok iyi bilen FDA kurumu da aşılanan insan sayısı olabildiğince fazla olsun diye adjuvanlı aşıya onay vermemiştir.

    – Bir de aşılardaki cıva içeriğinden söz ediliyor. Neden cıva var ve zararlı mı?

    Yine zamanla yarış nedeniyle 4 milyar tek dozluk enjektörde hazır aşı üretilemeyeceği için 10’ar dozluk şişecikler içinde üretim yapıldı. Bu nedenle aşıyı bakteri ve mantar bulaşmasından korumak için cıva ekleniyor (yıllardır çoklu doz tüm aşılara eklendiği gibi). Birileri kalkıp “Bu aşıyı çocuklarınıza yaptırırsanız cıva zehirlenmesi olur” diyor. İki tür cıva var, biri etil biri metil. Zehirlenme yapan metil cıva. Aşıda kullanılan etil cıva. Kimyasal formülleri ayrı. Oysa Boğaz’dan veya İzmir Körfezinden tutup yediğiniz balıkta daha çok vardır etil cıva ve en geç 1 haftada vücuttan tamamen atılır.

    Aşıların içerisinde bulunan etil cıva miktarı Dünya Sağlık Örgütü’nün izin verdiği sınır içerisinde. Etil cıva 1930’lu yıllardan bu yana aşılarda güvenle kullanılıyor. Komplo teoricilerini üzecek bir bilgi de vereyim ABD’de hem cıvasız tek dozluk enjektör içinde aşı var ve kullanılıyor, hem de çok dozluk cıva içeren aşı. Çünkü ABD bile tüm nüfusuna yetecek tek dozluk üretimi bu kısa sürede sağlayamadı.

    – Aşının neden olabileceği söylenilen Guillain-Barré Sendromu nedir? Bu söylem gerçek mi?

    Bu sendrom, el ve ayak parmak uçlarından başlayan kuvvet, his kaybı ile gelişen, gittikçe ilerleyen bir tablo. Hastaların bir kısmı geri dönebiliyor, tamamen iyileşebiliyor ama az bir kısmı ölebiliyor da. Eğer aşı olmaz da grip geçirirseniz Guillain-Barré Sendromu olma riskiniz var. Sendromun tek nedeni grip değil, pekçok farklı enfeksiyon bunu tetikleyebiliyor. Aşıda böyle bir riskten bahsediliyor ama aşınınki teorik olarak bahsedilen bir risk. Bunun var olduğunu gösteren hiçbir bilimsel çalışma yok. Kaldı ki tüm çalışmalar da olmadığını söylüyor. Ama şunu biliyoruz; tersi doğru olsaydı bile, grip geçirirseniz ister mevsimsel ister domuz gribi, Guillain-Barré Sendromu olma riskiniz çok daha yüksek. Sırf bunu önlemek için bile aşının olunması gerek.

    – Bir Sağlık Eski Bakanı “Aşının prospektüsünde gebelere yapmayın yazıyor” diyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

    Yanlış bilgi. Doğrusu ise şu:

    “4.6 Pregnancy and lactation
    There are currently no data available on the use of Focetria in pregnancy. Data from pregnant women vaccinated with different inactivated non-adjuvanted seasonal vaccines do not suggest malformations or fetal or neonatal toxicity.
    An animal study with H5N1 mock-up vaccine did not indicate reproductive toxicity (see section 5.3).
    The use of Focetria may be considered during pregnancy if this is thought to be necessary, taking into account official recommendations.
    Focetria may be used in lactating women”
    http://www.emea.europa.eu/humandocs/PDFs/EPAR/focetria/spc/emea-spc-h385en.pdf

    Doğru özet tercümesini ise şöyle yapabiliriz:

    “ Yeni aşının gebelerde kullanımı ile ilgili henüz yeterli veri yoktur (Nasıl olsun ki? Gebelerde hiçbir aşı ve ilaç için klinik çalışma yapılamamaktadır – SP).

    Çeşitli adjuvansız mevsimsel grip aşıları gebelerde güvenle kullanılmaktadır.
    Bir H5N1 (kuş gribi virüsü) aşısıyla yapılan hayvan çalışmasında üreme toksisitesi (cenine verilen bir zarar) saptanmamıştır.
    Gerekli olduğu düşünülürse, resmi öneriler göz önünde bulundurularak adjuvanlı yeni aşının gebelerde kullanımı düşünülebilir.”
    DSÖ Stratejik Bağışıklama Uzmanları Grubu (SAGE – Strategic Advisory Group of Experts on Immunization) gebelerle ilgili şöyle diyor:
    “Pregnant women (2% of the world’s population).

    This group appears to be at increased risk for severe disease, potentially resulting in spontaneous abortion and/or death, especially during the second and third trimesters of pregnancy. Inactivated nonadjuvanted vaccines similar to most seasonal influenza vaccines are considered the preferred option given the extensive safety data on their use in pregnant women. However, if such a product is not available, pregnant women should be vaccinated with another pandemic infl uenza vaccine available at that time, for example, an adjuvanted inactivated infl uenza vaccine or a live attenuated infl uenza vaccine.”
    24 JULY 2009, 84th YEAR / 24 JUILLET 2009, 84e ANNÉE
    No. 30, 2009, 84, 301–308
    http://www.who.int/wer

    Yine özetlersek:
    “ Gebelerin hastalığı ağır geçirme düşük yapma ve ölüm riski yüksektir.
    Tercihen adjuvansız aşı ile aşılanmalıdırlar.
    Ancak, adjuvansız aşı bulunamıyorsa var olan başka bir aşı ile, örneğin adjuvanlı inaktive aşı veya – hatta – zayıflatılmış canlı grip virüsü aşısı ile aşılanmalıdırlar.

    Allah aşkına bir insan tüm bunları okuyup da nasıl “Ben demiyorum, aşıyı üreten firma diyor bu aşıyı gebelere yapmayın diye” sonucuna varabilir ben anlayamıyorum doğrusu (özellikle en çok ölenler çocuklar ve gebelerken).
    Aslında üzülerek anlıyorum, insan yaşamı hiçe sayılarak politika yapılıyor. Sonra da hiç sıkılmadan “Aşı olmasınlar. Salgından korunmak için düzgün beslensinler, zeytinyağlı yesinler. Haa kırmızı et de yesinler. Islak saçla sokağa çıkmasınlar, banyolarını akşamdan yapsınlar” deniliyor. TV muhabiri el yıkamayı anımsatınca da “Çok hasta, gripli biriyle tokalaşılırsa eller de yıkanır tabii” diye bitiriliyor.

    – Sağlık bakanlığımız gebelere şu an için ne öneriyor?

    Sağlık Bakanlığımız şunu söylüyor:

    Dünya Sağlık Örgütü’nün aşı uzmanlar komitesi (SAGE) tarafından halen dünyadaki ruhsatlı pandemik H1N1 aşılarının gebelerde uygulanabileceğine ilişkin bir karar alınmıştır. Adjuvanlı aşının gebelerde kullanılması mümkündür. 20 haftalık gebelik süresini tamamlamış gebeler, adjuvanlı aşı ile aşılanabilirler. Ülkemizde adjuvansız aşı uygulamasına Aralık 2009 başında başlanacaktır.
    Bebeği 20 haftalıktan küçük gebelere de istekli olmaları ve onam formu imzalamaları durumunda adjuvanlı aşının yapılabileceğini de belirtiyor.

    – Aynı politikacı “Aşının prospektüsünde 4 yaşın altına yapılmaz yazıyor” diyor…

    İşte Focetria (şu anda uygulanmakta olan aşı) prospektüsünün ilgili bölümü ve kaynağımız (yoruma gerek var mı?):
    “Children and adolescents 6 months to 8 years of age: (6 aydan 8 yaşa çocuklarda: …)
    One dose of 0.5 ml at an elected date.
    A second dose of vaccine should be given after an interval of at least three weeks.”
    http://www.emea.europa.eu/humandocs/PDFs/EPAR/focetria/spc/emea-spc-h385en.pdf

    – Aşı konusunda görüş bildiren dernek veya kuruluşlar var mı?

    Elbette var.

    Aşı risk gruplarına mutlaka yapılmalı diyenler:
    – Dünya sağlık Örgütü (WHO)
    – Amerika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC)
    – Amerika Aşı Uygulamaları Danışma Kurulu (ACIP)
    – Türk Tabipleri Birliği (TTB)
    – Enfeksiyon Hastalıkları Derneği
    – Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanları Derneği (EKMUD)
    – Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK)
    – Halk Sağlığı Uzmanları Derneği
    – Türk Toraks derneği

    Aşı yapılmamalı diyenler:
    Ben olumsuz bir tek dernek veya kuruluş görüşü duymadım, okumadım.

    – Risk gurupları kimlerden oluşuyor?

    SAGE listesi şöyle:
    1. Sağlık personeli (temel sağlık altyapısının korunması için; onlara bir şey olursa hastalara kim bakacak?)
    2. Gebe kadınlar
    3. 6 ay üzeri süregen (kronik) hastalığı olanlar (astım, şeker, böbrek, kalp hastalıkları – hipertansiyon hariç – ve aşırı obezite gibi diğer süregen durumlar
    4. Sağlıklı genç yetişkinler (15-49 yaş arası)
    5. Sağlıklı çocuklar
    6. 49 yaş üzeri ve 65 yaş altı sağlıklı nüfus
    7. 65 yaş üzeri sağlıklı yetişkinler

    Türkiye’de önce sağlık çalışanları aşılandı. Aşısı eksik olanlar sağlık ocaklarına giderek hala aşılanabilirler.
    Halen 6 ay – 5 yaş grubu sağlıklı çocuklar ile 6 ay üzeri her yaşta kronik (süregen) hastalığı olanlar aşılanıyorlar. Herhangi bir belgeye, rapora gerek yok. Aile veya toplum sağlığı merkezine, ya da sağlık ocağına gidip ne hastalığı olduğunu söylemek yeterli.
    Sırada ilköğretim öğrencileri var. Umarım olabildiğince erken başlanır aşılanmalarına, çünkü salgının hızı giderek artıyor.
    Sonra da sıra diğer gruplara gelecek.

    – Aşının kontrendikasyonları (yapılmaması gereken durumlar) nelerdir?

    Anaflaktik reaksiyon şiddetlinde yumurta alerjisi olanlar, lateks (kauçuk) veya aşı bileşenlerine alerjisi olanlar, daha önce mevsimsel grip aşısı ile şiddetli alerjik reaksiyon geçirenler ve önceden Guillain-Barré Sendromu geçirmiş kimselere pandemi aşısı yapılmamalıdır.

    – Bu virüsün özelliği nedir?
    Çok hızlı yayılan, hafif hastalık yapan bir virüs söz konusu. Ama influenza virüslerinde yapı değiştirme özelliği olduğu için, çok süratle bu virüs ölümcül ve ağır hastalık yapan bir virüse dönüşebilir. Kuş gribi ağır hastalık yapıyordu ama insanlara kolay kolay bulaşmıyordu. Bu virüs ağır hastalık yapmıyor ama çabuk bulaşıyor. Bu virüsün çabuk bulaşma, kuş gribinin ağır hastalık yapma özelliği biraraya gelirse, bu tehlikeli olur. Influenza virüsleri bu tarz evlilikleri aralarında çok kolay yapıyorlar. Korkulan senaryo da o aslında. Bakanın “Üç bin kişi ölecek” gibi açıklamaları, kafadan uydurma, sayısal değerler değil. Matematik modeller var. Bu virüsün yayılma hızı bilinip öyle hesaplanıyor.

    – Son sözünüz nedir topluma?
    Pandemi aşısı güvenlidir ve koruyuculuğu çok yüksektir. Ailelerin çocuklarını bir an önce aşılatarak korumalarını öneriyorum. Sağlık Bakanlığının velilere ilettiği onam formundaki yan etkilerden çok nadir görülenler gözlerini korkutmasın çünkü gerçekten çok nadir (1/10.000-1.000.00 dozda) görülme sıklıkları.

    Şöyle bir örnekle bitireyim sözlerimi: Diyelim gece ıssız bir sokakta bir cani elinde koca bir bıçakla sizi kovalıyor. Yakalarsa büyük olasılıkla öldürecek. Köşe başına geldiğinizde bir taksiyi müşteri bekler buldunuz. Hemen binip oradan uzaklaşır mısınız, yoksa “Ya şoför çok beceriksizse, bir trafik kazası geçirip ölürsem” diye düşünüp yaya mı devam edersiniz yolunuza? Durum bundan ibarettir bence…

    Az önce NTV’de Prof. Dr. Volkan Korten (canım arkadaşım) aynen şöyle söyledi: “Bu salgın iki durumda kırılır. Ülke nüfusumuzun yarısı aşılanınca ya da yarısı hastalığı geçirince (35 milyon hastanın kaç kayba yol açabileceğini düşünmek içimi üşütüyor – SP). Aşı konusunda doktorlar arasında görüş ayrılığı filan yok. Konudan anlayan herkes net bir biçimde aşının yanında, bir tek istisna bile yok. Konudan anlamayanlar aşıya karşı, bunun da bir önemi yok.

    Sevgi ve sağlıkla kalın…

  • Grip aşısı, grip ve çocuklarımız

    Grip aşısı, grip ve çocuklarımız

    Merhaba,

    Grip mevsimi yaklaştığı için bu konuyla ilgili bazı bilgi ve düşüncelerimi sizinle paylaşmak ve bazı uyarılarda bulunmak istiyorum.

    Her sonbahar yaklaşırken iki soru aklımıza takılır: Grip nasıl bir hastalıktır? Grip aşısı yapılmalı mı, yapılmamalı mı?

    Mevsimsel grip, İnfluenza A ve İnfluenza B isimli iki virüs nedeniyle olur. İnfluenza A genellikle daha erken (ekimden itibaren) görülür, aralık, ocak, şubat aylarında da salgınlar yapar. İnfluenza B ise genellikle kış sonu bahar başında daha sık olmak üzere, İnfluenza A kadar yaygın olmayarak görülür ve biraz daha hafif seyirli olabilir. Grip dünyada her yıl yüz bin kadar kişinin ölümüne neden olur. Bazı gruplar hem gribe yakalanma hem de zatürree, orta kulak iltihabı, kalp yetmezliği, ansefalit gibi komplikasyonlarına maruz kalma bakımından daha fazla risk taşımaktadır. Bunlar çocuklar, 65 yaşın üstündekiler, astımlılar, kalpte, akciğerlerde, böbreklerde ya da bağışıklık sisteminde kronik bir hastalığı olanlar ve herhangi bir nedene bağlı solunum fonksiyonu bozukluğu olanlardır.

    Grip virüsleri antijen (protein zinciri) yapılarını sık sık değiştirdikleri için herhangi bir yıl grip geçirmiş ya da gribe karşı aşılanmış olmak bir sonraki yılın grip virüslerine karşı bağışıklanma, yani korunma sağlamaz. Her yıl tekrar aşılanmayı gerekli kılan da budur zaten.

    Son yıllarda grip aşısı birçok ülkenin çocukluk çağı rutin aşı takvimine girmiştir.

    Mevsimsel grip aşısı üçlü (trivalan) bir aşı olarak hazırlanır. O mevsim (kış ve ilkbahar) dünyada en sık görülen iki influenza A, bir influenza B virüsünü içerir. Kullanılan virüs türlerinin bir sonraki mevsim gribe daha fazla neden olacakları Dünya Sağlık Örgütünce öngörülmekte ve aşı üreticisi firmalara yaz başında bildirilmektedir. Firmalar da haziran ve temmuz ayında ürettikleri aşıları sipariş veren ülkelere ancak ağustos sonu veya eylül başında gönderebilmektedirler. Bu yıl (2009) için bu tarih 28 ağustos oldu.

    Grip aşısı canlı virüs aşısı mıdır? Koruyuculuğu ne kadardır?

    Grip aşısı inaktif yani ölü aşıdır, Amerikan Çocuk Sağlığı Akademisi ve Amerikan Aşı Önerileri Komitesince 6 ay -18 yaş arası tüm çocuklara yapılması önerilmektedir. Grip, oldukça ağır geçebilen ve sonrasında da komplikasyonları çok olduğundan, özellikle risk gruplarında (çocuklar, 65 yaş üstü, astımlılar vs..) ölümlere yol açabildiğinden aşılanmakta fayda vardır. Grip aşısının her sene tekrarlanması gerekir, çünkü her yılın aşısının içindeki virüs türleri bir önceki yıldan farklılık gösterir (üç türün bazen biri, bazen ikisi). Grip aşısının etkinliği (koruyuculuğu) %100 değildir, farklı grip tiplerine göre % 60-90 arasında değişmektedir. Aşılanan kişi hastalığı ya hiç geçirmez, ya da çok hafif geçirir, hayati tehlike yaşamaz. Sonuç olarak gripten korunmanın en iyi yolu grip aşısıdır diyebiliriz.

    Gripten korunmak için aşı dışında neler yapılabilir?

    1- Bilgilenmek

    2- Öksüren, hapşıran kişinin ağız ve burnunu kağıt mendille kapatıp, mendili atması

    3- Ağız, burun ve gözlerimizi ellememek

    4- Ellerimizi sık sık su ve sabunla yıkamak veya alkol bazlı el dezenfektanı kullanmak

    5- Kalabalık ortamlardan kaçınmak, ortamı sık sık havalandırmak, genel hijyen kurallarına uymak. Önümüz bayram, bu maddeyi özellikle aklımızda tutalım lütfen.

    6- Gripli veya grip olasılıklı (ateşli, öksüren, hapşıran) hastalardan uzak durmak, bakım vermek durumundaysak veya birlikte olmak kaçınılmazsa maske kullanmak

    7- Hastalanan kişilerin 7 gün boyunca okula veya işe gitmemeleri

    Grip aşısının yan etkileri var mı? Bunlar nelerdir?

    Elbette var. Yan etkisi olmayan aşı yoktur zaten.

    En sık görüleni (%10-20) yapıldığı yerde hafif ağrı, şişlik ve sertliktir, bazen de kızarıklık görülür.

    % 10’dan az kişide de hafif ateş, halsizlik (çocuklarda çok nadir), baş, kas ve eklem ağrıları görülebilir. Hepsi de (eğer belirdilerse) hiç bir tedavi uygulamadan 1-2 gün içinde ortadan kaybolurlar.

    Grip aşısının çocukların bağışıklığını zayıflattığına dair söylentiler duydum. Siz ne dersiniz bu konuda?

    Çocuk hekimlerinin, Dünya Sağlık Örgütünün veya Ulusal Aşı Önerileri Komitelerinin dünya çocuklarının bağışıklığını zayıflatmak gibi bir amacı olabilir mi sizce? Bu söylentilerin nedeni grip aşısının her sonbaharda yeniden yapılmasının ‘Bir kez aşı olan çocuğun artık hep aşı olması gerekiyor, demek ki bağışıklığı zayıflıyor’ şeklinde yanlış yorumlanması. Oysa bunun nedeni yukarıda belirttiğim gibidir: Grip aşısının her sene tekrarlanması gerekir, çünkü her yılın aşısının içindeki virüs türleri bir önceki yıldan farklılık gösterir (üç türün bazen biri, bazen ikisi).

    Çocuğuma geçen yıl grip aşısı yaptırdım, bir hafta sonra (aşı yüzünden) grip oldu!

    Çocuğuma geçen yıl grip aşısı yaptırdım, kış boyu 3-4 kez grip oldu! Neden?

    Grip aşısı, suçiçeği ve kızamık aşıları gibi canlı virüs aşısı olmadığından, hafif seyirli bile olsa kendisi gribe neden olmaz. Bu cümlelerde ailelerin kast ettikleri hastalıklar genellikle grip dışı virüslerin neden olduğu viral üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır (halk diliyle soğuk algınlığı); çok yüksek ateş, yatak döşek yatıracak bir halsizlik ve kas ağrıları, çok şiddetli baş ve boğaz ağrısına neden olmayıp, burun akıntısı, hafif ateş ve öksürük yaparlar. Grip aşısı, grip salgını olursa çocuğumuz etkilenmesin diye yapılmaktadır soğuk algınlığı olmasın diye değil. Yani aşı basit, hafif seyirli, grip dışı viral üst solunum yolu enfeksiyonlarından korumaz, yanılgı bundan kaynaklanır.

    18-65 yaş arası sağlıklı erişkinler, yani biz anne babalar aşı olmalı mıyız?

    Hayır. Mevsimsel grip sağlıklı erişkinlerde çok nadiren ölüme yol açtığı ve şimdilik tüm dünya nüfusuna yetecek aşı üretilemediği için sizlere grip aşısı önermiyorum. Sınırlı sayıda edinilebilen aşı dozlarının çocuklar ve diğer risk gruplarına kullanılması doğrudur. Ancak 6 aylıktan küçük bebeklerin anneleri ve/veya bakıcılarının aşı olmalarını öneririm.

    Aşının koruması ne zaman başlar?

    Aşı uygulandıktan iki hafta sonra korumaya başlar. Bu koruma grip sezonu yani mayıs sonuna dek sürer.

    Aşıyı erken olmak bahar aylarında korumanın azalmasına, ikinci bir doz aşı gereğine yol açar mı?

    Kesinlikle hayır. Korunma tüm grip sezonu boyunca aynı güçte devam eder. İkinci bir ek doz yaşlılara da, kronik hastalığı olanlara da, kimseye önerilmez.

    Aşı en geç hangi ayda yapılabilir?

    Bu, şu an için pek anlamlı bir soru değil. Çünkü henüz eylüldeyiz ve piyasada yeterli grip aşısı var. Gecikmek, beklemek için bir neden yok (6 aylıktan küçük bebekler dışında elbette). Ancak yıl sonuna doğru sık karşılaştığım bir soru.

    Teorik olarak grip aşısı mayıstan önce olmak kaydıyla her zaman yapılabilir. Ama unutulmamalı ki grip sezonu ekim başı-mayıs sonudur ve ne kadar erken yapılırsa kişi o kadar uzun süre korunacaktır. Yani ocak ayının başında aşılanan bir çocuk (korunma iki hafta sonra başladığına göre) sezonun yarısında korunabilecektir. Zaten grip aşısı toplumumuzun bilinç düzeyi arttıkça, her yıl bir öncekinden erken tükenmekte, artık aralık ayında bile eczanelerde kalmamaktadır.

    Grip aşısı herkesi aynı oranda korur mu?

    Ne yazık ki hayır! Kimi yaşlılar ve bazı kronik hastalığı olan kişiler sağlıklı çocuk, genç ve erişkinlerden biraz daha az korunurlar. Ancak bu nedenle hastalığa yakalansalar bile, zatürree, kalp yetmezliği gibi komplikasyonlarla karşılaşma ve ölüm riskleri aşılanmamış olanlardan kesinlikle çok çok daha az olmaktadır.

    Mevsimsel grip aşısı domuz gribinden korur mu?

    Hayır korumaz. Domuz gribi aşısının ayrıca yapılması gerekecek.

  • Çocuklara grip aşısı yapılmalı mı ?

    Çocuklara grip aşısı yapılmalı mı ?

    Sonbahar gelirken hep aynı soru sorulmaya başlar.Grip aşısı yapılmalı mı,yapılmamalı mı?Kimi doktorlar televizyona çıkıp “Mutlaka grip aşısı olun” derken aynı zamanda başka doktorlar konuşup “Grip aşısının içinde cıva var,sakın yaptırmayın” derler.Bir yandan da bazısı grip aşısı yüzünden hiç hastalanmadığını iddia ederken bazısı da “Grip aşısı olalıdan itibaren nezleden gripten kurtulamadım” der. Nedir bu grip aşısı?Çocuklarımıza grip aşısı yaptırmalı mıyız?

    Son yıllarda grip aşısı pek çok ülkede çocukluk çağı rutin aşı takvimine girmiştir.

    Grip özellikle kışın ve baharda görülen bir hastalıktır.Dünyada her yıl yüzbinden fazla kişinin ölümüne neden olur.Özellikle belli yaş grupları grip için daha fazla risk taşımaktadır.Bunlardan iki yaşından küçük çocuklar,65 yaşın üstündekiler,astımlılar,kalpte akciğerde böbreklerde ya da bağışıklık sisteminde kronik bir hastalığı olanlar ve solunum fonksiyonunda herhangi bir sebepten dolayı bozulma olanlardır.

    Mevsimsel grip, Influenza A ve Influenza B isimli iki virüs nedeniyle olur.Influenza A genellikle daha önce,ocak şubat aylarında salgınlar yapar. Influenza B ise genellikle kış sonu bahar başında daha sık olmak üzere A kadar yaygın olmayan bir şekilde görülür.Gribin belirtileri; yüksek ateş,vücut ağrısı,öksürük,burun akıntısı,boğaz ağrısı vb.dir.Oldukça hızlı bulaşan bir hastalıktır.Grip enfeksiyonu sonrası vücutta zatürre,kulak iltihabı gibi ikincil enfeksiyonlara da sıklıkla neden olabilmektedir.

    Grip virüsleri sürekli antijen yapılarını değiştirdikleri için bir sene gri geçirmiş ya da gribe karşı aşılanmış olmak bir dahaki seneki grip mikroplarına karşı bağışıklanma sağlamaz.

    Grip aşısı her sene bahar ve yaz aylarında gelecek seneki grip virüsşeri için oluşturulur. Bu yapılırken de yazın güney yarımküre ve Asya’da görülen grip virüsleri göz önüne alınır.Kullanılan suşların bir sonraki mevsim gribe daha fazla neden olacakları öngürülmektedir.

    Mevsimsel grip aşısı üçlü (trivalan) bir aşı olarak hazırlanır.O mevsim görülen iki influenza A,bir influenza B virüsünden yapılır.Etkinlik verileri her sene CDC tarafından yayınlanır ve seneden seneye değişiklik gösterir.

    Grip aşısı inaktif yani ölü aşıdır.Yumurtaya,tavuk proteinine ve neomisin adlı antibiyotiğe alerjisi olanlarda kullanılmamalı ya da doktor denetiminde dikkatle uygulanmalıdır.Yeni tek dozluk grip aşılarında koruyucu olarak CIVA BULUNMAMAKTADIR.Bu ne yazık ki yanlış bilinen bir şeydir.Çok dozlu grip aşılarında cıva bulunabilmekte iken piyasadaki tek dozlu grip aşılarında cıva yoktur.

    Grip aşısı 0-18 yaş çocuklar için önerilmektedir.Grip, oldukça ağır geçebilen ve sonrasında da komplikasyonları çok olduğundan aşılanmakta fayda vardır.Grip aşısının her sene tekrarlanması gerekir.Grip aşısının etkinliği %100 değildir. Her sene değişmekle birlikte farklı grip tiplerine göre %50-85 arasında değişmektedir.Grip aşısının influenza virüsü dışında,diğer solunum yolu enfeksiyonu yapan virüslere karşı da bir miktar koruyucu olabilmektedir.Mevsimsel grip aşısının kuş gribi ve domuz gribi gibi hastalıklara karşı ancak minimal bir koruma sağladığı bilinmektedir.Amerika’da burundan sprey olarak uygulanan zayıflatılmış canlı grip aşısı da mevcuttur.

    Sonuç olarak söylenebilecek şey şudur.Evet grip aşısı faydalıdır.0-18 yaş arası çocukların her yıl olmasında fayda vardır.En azından yüksek risk grupları,yani iki yaşından küçükler,astımlılar ya da kronik hastalığı olan çocuklar mutlaka olmalıdır. Evde 6 aylıktan küçük bebek varsa bebeğe bakan herkes mutlaka olmalıdır.

    Grip aşısı %100 çalışacak diye bir şey yoktur. Bu biraz şans işidir ve aşı hazırlanırken o senenin virüslerinin ne kadar tutturulduğuna bağlıdır.Ancak her halükarda grip aşısı tam engellemese bile hem gribin hem diğer hastalıkların hafif geçirilmesine etki edebilir. Ve hayır,kesinlikle tek doz grip aşılarının hemen hemen hiçbirinde cıva yoktur.Aşının cıva içerip içermediğini doktorunuz ve eczacınızla konuşup,prospektüsten de kontrol edebilirsiniz.

    Domuz gribi

    Domuz gribi son bir yıl içinde dünya yüzünde hızla yayılan bir virüs.Antijenik yapısı H1 N1,ınfluenza A virüslerinden biri olarak tanımlanıyor.Dünyada hızla yayılarak 6.derecede salgın statüsüne çıktı.Ancak klinik olarak diğer virüslerden çok da farklı değil.Domuz gribi aşısı 5 ayrı firma tarafından çalışılmakta. Ancak henüz aşı ile ilgili kesinleşmiş bir tarih bulunmamaktadır.

    Kuş gribi

    Kuş gribi,ya da H5N1 diğer grip virüslerine göre şiddetli seyreder.%60’a yakın vakada öldürücüdür.İlaçlara karşı da diğer grip virüsleri kadar duyarlı değildir.

    Şu anda kuş gribine kerşı da bir aşı mevcuttur. Yeni aşılar geliştirilme aşamasındadır.

  • Kabakulak hastalığı

    Kabakulak viral bir hastalıktır. Rubulavirüs diye bir virus nedeniyle olur.

    Virüs vücuda burun ya da boğaz yoluyla girer.Belirtileri 10 gün kadar surer.

    Tükürük bezlerinde şişme ve ağrıya neden olur. Genellikle parotis bezi etkilenir.İki yanak da oldukça şiş görünür.Ateş 39-40 derecelere varabilir.Başağrısı,kulak ağrısı,yutarken ya da ağzı açarken ağrı duyulabilir.Özellikle portakal suyu gibi ekşi şeyler yemek ya da içmek ağrıya neden olabilir.Kaslarda ve eklemlerde ağrı ve yorgunluk bitkinlik hissedilebilir.Nadiren memenjit,orşit (testislerde iltihap) pankreatit gibi ağır tablolara neden olabilir.

    Bazı çocuklar hiç belirti vermeden de hastalık geçirebilirler.Aşılı çocuklarda da hastalık oldukça hafif seyredebilir.,

    Hastalığın kuluçka dönemi 16-18 gündür.25 güne kadar uzayabilir.

    Semptomların başlamasından 2 gün önceden başlayarak ,hastalığın 5-9 uncu gününe kadar hastalık bulaştırılabilir.

    Aşı

    Kabakulak aşısı MMR (kızamık kızamıkçık kabakulak ) aşısı olarak verilir.İlk dozu 12-15 ay ikinci dozu ise 4-6 yaş arası yapılır.

    Enfeksiyon başladıktan sonra etkili değildir ancak henüz çocuk mikropla enfekte olmamışsa korumada etkili olabilir.Çevrede ya da okullarda kabakulak vakaları görüldüğünde aşılandırmanın hızlandırılması ve 4 yaş üstü tüm çocukların iki doz aşı olduklarından emin olunması gerekir.

    Aşıya rağmen kabakulak görülebilmekte ancak şiddeti genellikle daha az olmaktadır.

    Çocuklarınız 4 yaşın üstünde ve ikinci aşılarını olmadılarsa bir an evvel olmalarında fayda var.

  • Toplu yaşam ve çocuk sağlığı

    Toplu yaşam ve çocuk sağlığı

    En değerli varlıklarımız, hiç kuşkusuz çocuklarımız. Onların sağlıklı,mutlu ve başarılı bireyler olarak yetişmeleri için gerekli koşulları sağlamak hepimizin arzusu ve görevidir.

    Bebeklik dönemini özenli ve korumalı geçiren çocuğumuz, sosyalleşme sürecinde yuva yaşına gelmesi ile toplu ortama adım atar. 3 – 6 yaş arasındaki bu süre daha önce karşılaşmadığı, pek çok yeni mikropla tanışır, süreç içinde vücut bunlarla mücadele ederek bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Yuvaya gitmeyen çocuklarda bu süreç okul öncesi ve ilkokulda tanışır. Toplu ortamlarda sık karşılaşılan sağlık sorunlarına değinmek ve okulların açıldığı Sonbahar mevsiminde artan enfeksiyonlara karşı alınabilecek önlemleri kısaca anlatmak istedim.

    Karşılaşılan sorunların başında ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI gelmektedir.Daha çok virüslerle oluşan bu enfeksiyonlar nezle grip tablosu ile çocuklar arasında kolayca yayılır.Burun kanallarının tıkanması ile ORTA KULAK İLTİHABI veya kulakta sıvı birikimine neden olabilir.

    Ayrıca direnci düşük çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben akciğerde sorunlar gelişebilmekte, BRONŞİT, ZATÜRRE gibi hastalıklara dönüşebilmektedir.Anne babaların dikkat etmesi gereken nokta, bu basit gibi görünen belirtiler ortaya çıktığında, çocuğu okula göndermemek, iyi dinlenmesini bol sıvı almasını sağlamaktır.Ateşin devamı halinde doktora başvurulmalıdır.

    Çocuklar arasında kolay yayılan diğer önemli hastalık;A grubu BETA hemolitik Streptokok mikrobuna bağlı BADEMCİK İLTİHABI dır. Bu mikrobun düzenli tedavi edilmediği koşullarda;Eklem Romatizması,Kalp Romatizması, Nefrit, Menenjit gibi ciddi sağlık problemlerine yol açabilmektedir.Bu gibi hastalıklarla hiç karşılaşmamak için ateş ile seyreden anjinlerde boğaz kültür antibiogramı ile mikrop tesbit edilerek gereken önlem alınmalıdır.

    Ayrıca İstanbul ve Marmara bölgesi, ALLERJİK HASTALIK’ ların yoğun olduğu coğrafi bölgemiz olduğundan, Allerjik Rhinit, Bronşit, Astım gibi hastalıklar çocuklarımızda azımsanmayacak kadar sık görülmektedir.Bu hastalıklarda erken tedavi çocuğun gelişimi ve hastalığın kalıcı olmaması açısından büyük önem taşır.

    Sık görülen diğer hastalıklar arasında İDRAR YOLU Enfeksiyonu , PARAZİTLER v.b. çocuğun tuvalet alışkanlığı ve temizlik kurallarına yeterince önem vermemesine bağlı gelişir.

    Salgın çocukluk hastalıkları “Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak, Su Çiçeği v.b.” düzenli aşılama ile önlenebilmektedir.

    Bu mevsimde güncel olan bir diğer konuda GRİP aşısının uygulanmasıdır.Grip; Ani başlayan ateş, üşüme, titreme, baş ağrısı, iştahsızlık, yaygın baş ağrıları ve kuru öksürük ile seyreder.

    Yaşlılarda, çocuklarda ve allerjik astım gibi altta yatan başka bir hastalığı olanlarda zatürre, beyin enfeksiyonları gibi komplikasyonlara ve ölüme dahi neden olabilmektedir.

    Salgın Ocak ve Şubat aylarında görülmekte ve özellikle kreşler , okullar, bakım evleri, kışla gibi toplu ortamlarda hızla yayılmaktadır.

    Aşı, grip mevsimi başlamadan önce uygulanmalıdır.Aşı uygulandıktan sonra etkin koruyucu antikor düzeyi oluşması için aşının özellikle Eylül, Ekim aylarında uygulanması önerilir.

    6 yaşından küçüklere 1 ay ara ile 2 yarım doz , büyüklere tek ve tam doz olarak uygulanmalıdır.Yumurta alerjisi olanlara ve 6 aydan küçüklere yapılmaz.Vurgulanması gereken önemli bir noktada, grip aşısı uygulananların, hiç nezle veya grip olmayacağı anlamına gelmediğidir.

    Bu aşı salgın yapan virüs grubuna etkili olup, sıradan hergün karşılaşılan nezle, grip virüslerine etkili değildir.

    Sağlıklı günlerde görüşmek üzere….

  • Rahim ağzı kanseri aşısı ve dozları

    Rahim ağzı kanseri aşısı ve dozları

    Rahim ağzı kanserine neden olan HPV virüsüne karşı korunmanın önemine dikkat çeken uzmanlar uyarıyor: ‘Aşı ile korunmak mümkün’

    İşte virüsün belli başlı tipleri ve yapılması gerekenler…

    1. Bazı tipleri rahim ağzı çeperini oluşturan hücrelerin anormalleşmesine sebep olur. Tedavi edilmediğinde, bu anormal hücreler bazen kanser hücrelerine dönüşebilir.

    2. Bazı tipler genital siğiller ve rahim ağzında iyi huylu ( kansere dönüşmeyen ) halk arasında ‘yara ‘ denilen değişikliğe neden olur.

    3. Bazı tiplerinde ise, ellerde ve ayaklarda yaygın siğiller görülür.

    Dünya Sağlık Örgütü’ne göre her 10 kadından birinde HPV görülüyor. HPV, genellikle herhangi bir belirti göstermediğinden enfeksiyon farkedilmez. Kadınların çoğunda tanı, Pap smear ile konur. Test sonucu, rahim ağzı duvarında anormal hücrelere rastlanır.

    HPV Nasıl Bulaşır?

    Bulaşıcı ve yaygın olan HPV, cinsel temasla geçer. Virüs deri temasıyla geçebildiği için, kondom da tam koruma sağlamaz.

    Nasıl Korunmalıyım?

    -HPV ve belli tiplerinin sebep olduğu rahim ağzı kanseri, genital siğiller ve diğer hastalıklardan aşı ile korunabilmek artık mümkündür.

    -Aşı, 9-26 yaş arasındaki kız ve kadınlarda HPV tip 6, 11, 16 ve 18 adlı virüslerden kaynaklanan hastalıklara karşı korunmaya yardım eder. 3 doz olarak 6 aylık süre içerisinde ( 0,2, 6 aylarda) koldan uygulanmaktadır. Ülkemizde son 2 yıldır uygulama başlamış olup pekçok özel sağlık sigortası kapsamında ödenmektedir.

    -Amerika ve Kanada da diğer aşılar gibi rutin olarak uygulama mecburiyeti vardır.

    -Aşı emziren veya emzirmeyi planlayan kadınlara da uygulanbilir.

    -Bu aşı, hepatit B aşısı ile aynı anda uygulanabilir, diğer aşılarla etkileşimi bilinmemektedir.

    -Aşı uygulanan bölgede nadiren ağrı, şişlik ve kızarıklık olabilir. Bunun dışında yan etki bildirilmektedir.

  • Kış geliyor ? Grip kışın korkulu rüyası, grip aşısı olalım mı ? Olmayalım mı ?

    GRİP NEDİR VE NASIL BULAŞIR DİYE BAŞLAMAK SANIRIM DAHA DOĞRU OLUR…

    Grip genellikle kış aylarında görülen influenza denilen bir virusun neden olduğu solunum yoluyla bulaşan riskli kişilerde ölümcül seyredebilen oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Hasta veya taşıyıcı kişilerin hapşırması veya öksürmesi yoluyla bulaşabilen grip tokalaşma, öpüşme gibi faktörlerin yanında telefon, kapı kolu gibi yerlere temas yoluyla da bulaşabilmektedir. Okul, kreş, hastane, iş yerleri, toplu ulaşım araçları gibi toplu olarak kullanılan mekanlar gribin bulaşabilmesi için oldukça riskli yerlerdir.

    NE GİBİ BELİRTİLERLE SEYREDER VE TEDAVİSİ NEDİR…

    Halsizlik, hafif ateş yükselmesi, 2-3 gün süren kuru öksürük gibi hafif belirtilerle geçebilen bu hastalık bazı hastalarda ise aşırı halsizlik, 40 dereceye çıkabilen yüksek ateş, uzun süreli öksürük, özellikle baş ağrısı olmak üzere şiddetli kas ve eklem ağrıları gibi ağır belirtilerle de seyredebilir. Tedavi edilirse 1 haftada tedavi edilmezse 7 günde geçer sözünden de anlaşılacağı üzere grip çoğunlukla ilaç kullanmaksızın kendiliğinden geçer. Ancak gribin ağır seyrettiği hastalarda hastalığın neden olduğu yüksek ateş, yaygın kas ve eklem ağrısı gibi belirtilere yönelik ateş düşürücü, ağrı kesici gibi ilaçlar kullanılabilir. Grip bakteri kaynaklı bir hastalık olmayıp viral nedenli olduğu için antibiyotik tedavisi uygun değildir. Ağır belirtilerle seyrettiği durumlarda yatak istirahati ve bol sıvı alınması mutlak gerekliliktir. Dikkat edilmediği durumlarda ve riskli kişilerde larenjit, farenjit, sinüzit, orta kulak iltihabı, pnömoni, menenjit gibi ölümcül hastalıklara dönüşebilen gribin etkin bir tedavisi olmadığı için korunma yöntemi olan grip aşısının önemi ortaya çıkmaktadır.

    GRİP AŞISININ ETKİNLİĞİ NEDİR VE AŞIYI NE ZAMAN YAPTIRMAK GEREKİR…

    Gribe neden olan inaktive edilmiş influenza virüslerinden veya bu virüsün antijenlerinden yapılan aşı uygulandıktan sonra bu virüse veya antijenlerine karşı vucutta antikor denilen bu virüsü tanıyan maddeler oluşur. Aşılandıktan sonra vucut gribe neden olabilecek aktif virüs ile karşılaştığında aşılanma sonucu oluşan bu antikorlar bu aktif virüsleri tanır ve çok daha etkin mücadele ile grip oluşmasını engeller veya gribin çok daha hafif seyretmesini sağlarlar. Aşının etkinliğinin ortaya çıkması için 2-3 hafta gerekmektedir. Bu nedenle grip aşısı salgınlar ortaya çıkmadan 2-3 hafta önce yapılmalıdır. Eylül, ekim, kasım gibi sonbahar ayları aşı için en uygun zaman aralığı olarak uygun görülmektedir.

    GRİP AŞISI KAÇ DOZ, KİMLERE YAPILMALIDIR…

    Sonbahar aylarında tek doz yapılan aşının etkisi 2-3 hafta sonra başlamakta ve 6-12 ay sürmektedir. Her yıl salgına neden olan influenza tipi farklı olduğu için bir önceki yıl yapılan aşının koruyuculuğu önümüzdeki yıl olmamaktadır. Bu nedenle aşı her yıl eylül, ekim, kasım aylarında yeniden yapılmalıdır. Özellikle huzurevlerinde kalan 65 yaş üstü kişilere; kalp, akciğer, karaciğer, böbrek, şeker, romatizma gibi kronik hastalığı olan kişilere; kanser hastalığı olan, organ veya kemik iliği nakli yapılan bağışıklık sistemi zayıflamış kişilere; ilk üç aydan sonra hamilelere, emziren annelere ve 6 aydan büyük çocuklara; doktor, hemşire, sağlık memuru, tıbbi sekreter gibi hasta kimselerle temas olasılığı yüksek kişilere grip aşısı yapılması önerilmektedir.