Etiket: Aşı

  • Çocuğum boğmaca mı oldu?

    Bu çocuk ‘Boğmaca’ gibi öksürüyor…

    Bu sözü daha sık duymaya başladınız mı son günlerde?

    Boğmaca giderek tekrar önem kazanan bir hastalık ve bu günkü yazımda boğmaca ile ilgili bilmemiz gerekenlerden bahsetmek istiyorum…

    Evet, öksürük çocuklarda çok sık görülen bir şikayet ve her 100 çocuğun en az 35’inde bir önceki ay içinde öksürük ile ilgili bir ilaç kullanma hikayesi mevcut ama UNUTMAMALIYIZ Kİ öksürük basit bir üst solunum yolu hastalığının bulgusu olabildiği gibi, daha az sıklıkla da olsa çok önemli hastalıkların da ilk bulgusu olabilir.

    Sadece öksürüğün niteliğine bakarak her zaman hastalığın tanısını ve tedavisini belirlemek mümkün değil ama bazı özel durumlar var ki çocuğun nasıl öksürdüğü bize çok yardımcı olur, aynı ‘Boğmaca’ da olduğu gibi… Sadece doktorlar değil anneler, anneanneler de çok iyi tanır boğmaca öksürüğünü…Öksürüğün kriz şeklinde arka arkaya gelmesi çocuğun nefesinin kesilir gibi olması ve arkasından nefes almaya çalışırken çıkardığı ses boğmaca öksürüğü için tipiktir….

    Boğmaca aşısı ilk kez 1940’lı yıllarda yapılmaya başlanmış. Boğmaca aşısı bulunmadan once sadece Amerika Birleşik Devletlerinde boğmaca her yıl 5000-10.000 kişinin ölümüne neden oluyordu. Aşı sonrasıda hastalığın sıklığında dramatik bir şekilde azalma saptanmış. Benzeri veriler ülkemiz için yeterli düzeyde mevcut olmadığı için, birçok kez olduğu gibi istatistiksel verileri ne yazık ki yurt dışından vermek zorunda kalıyorum…

    Boğmaca aşısının yaygın bir şekilde uygulanmasına ragmen 1980’li yıllardan itibaren boğmaca sıklığında hem dünyada hem de ülkemizde (10-19 yaş arasında en yoğun olmak üzere) bir artış gözlenmiştir. 4-6 yaşlarında yapılan son boğmaca aşısını takip eden 10 yıl içinde aşının etkinliğinde ortaya çıkan azalmanın bu artıştaki en önemli etken olduğu düşünülmektedir. Henüz ülkemizde ergenler ve erişkinler için TC Sağlık Bakanlığının rutin aşı programında olmamasına ragmen, boğmaca sıklığındaki bu artış nedeni ile bir çok ülkede boğmaca aşısının tekrarı bu yaş gruplarında rutin aşı programına alınmıştır.

    Boğmacanın bulguları nelerdir?

    Bir çok hastalıkta olduğu gibi boğmacada da ilk bulgular 1-3 hafta süren kuluçka devresini takiben ortaya çıkan, 2 hafta kadar süren burun akıntısı , hapşırık, hafif öksürük, hafifi ateş gibi basit bir üst solunum yolu enfeksiyona benzer bulgulardır. Bu hafif öksürük 1-2 hafta içinde, boğmaca için tipik olan kuru, rahatsız edici öksürük krizlerine dönüşür. Öksürük krizi dakikalarca sürebilir, çocuklarda renk değişiklği, yüzde kızarma ya da morarma görülebilir. Öksürük geceleri ya da soğuk havaya maruz kalmak ile artar 4- 6 hafta kadar devam edebilir,çocuk genellikle öksürük krizleri arasında iyidir.

    Bazı küçük bebeklerde tipik boğmaca öksürüğü olmaz, onun yerine nefes almada zorluk ve kısa sureli apne (nefes almanın durması) oluşabilir ki bu durum anne, baba için oldukça endişe verici olabilir.

    Boğmacaya yakalanan ergenlik çağındaki çocuklarda şikayetler daha hafif olabilir ve tipik boğmaca öksürüğü yerine uzun süren öksürükler ortaya çıkabilir.

    Boğmaca bildirilmesi zorunlu olan bir hastalıktır. Hem şüpheli vaka hem de kanıtlanmış vakaların sağlık otoritelerine bildirilmesi, ulusal aşı programlarında gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi için önemlidir.

    Kimler Boğmaca’dan etklilenir?

    Boğmaca hastalığı 6 aydan küçük olan henüz boğmaca aşısı olmamış ya da aşılama programları tamamlanmamış çocukları en fazla etkiliyor…

    Ama bu etkilenme ‘Zavallı çocuk! Ne kötü öksürüyor…’ ‘dan çok daha önemli… Ne yazık ki boğmaca küçük çocuklarda bazen hayatı tehdit edici olabilir …

    Bir de aşının etkinliği yıllar içinde azalması nedeni ile ergenlik çağındaki (12-18 yaş) çocuklar ve genç erişkinler boğmaca açısından en hassas gruplar…

    Aşısı olan çocuklar da boğmaca geçirebilirler ama aşısı olmayan kişilerde hastalık çok daha ağır seyreder.

    Boğmaca oldukça bulaşıcı bir hastalıktır…

    Boğmaca mikrobu oldukça bulaşıcıdır. Hasta kişinin evde temas ettiği kişilerin % 70-100 ‘üne, okuldaki temaslıların ise % 50-80’ine hastalığı bulaştırdığı düşünülmektedir.

    Boğmaca birçok solunum yolu hastalığı gibi hasta kişinin hapşırık ya da öksürüğü sırasında etrafa damlacıklar içinde yayılan mikropların solunması ile bulaşır. Bazende ele bulaşan boğmaca mikrobu çocuğun elini ağzına ya da burnuna götürmesi ile bulaşır işte bu neden ile el yıkama çok önemli….

    Boğmaca hastalığın erken dönemlerinde özellikle öksürük başladıktan sonraki ilk iki hafta en fazla bulaşıcıdır. Antibiyotik başlanması bu bulaştırıcılık süresini 5 güne kadar kısaltır.

    Çocuklarımız ne zaman boğmaca aşısı oluyorlar?

    Ülkemizdeki aşılama programına gore çocuklarımız 2.4.6.18.ayda ve 4-6 yaşında olmak üzere toplam 5 kez boğmaca aşısı oluyor.

    Şu anda ülkemizde uygulanan ulusal aşı programında 8. Sınıfta Difteri tetanoz aşısı yapılıyor. Ama ergenlik döneminden itibaren aşının etkinliğinde azalma ile birlikte boğmaca vakalarında görülen artış nedeni ile bir çok ülke 11-18 yaşları arasında yapılan bu Difteri tetanoz aşısının tekrarını artık Difteri –Tetanoz ve Boğmaca (Tdap)aşısı şeklinde yapılması öneriyor.

    Siz de bu yaşlardaki çocuklarınız için konuyu size izleyen hekiminiz ile görüşüp çocuğunuzun aşılamasını bu şekilde yaptırabilirsiniz…

    Haydi büyükler aşıya…

    Bu benim sevdiğim bir slogan.. Hep çocuklar aşı olacak değil ya!…İşte size çocuklarınıza ‘İdeal bir rol model ‘ olabilmeniz için bir fırsat daha… boğmaca aşısı olması hem kendilerini hem de temas halinde oldukları bebekleri korumaları açısından çok önemli.

    Difteri , tetanoz ve boğmaca aşısının, ergenlik döneminde bu aşıyı olmayan tüm erişkinlere özelikle anne , baba, büyükanne, büyükbaba olmayı planlayanlara yapılması öneriliyor.

    Boğmaca tanısı ve tedavisi…

    Boğmaca mikrobunu kültürde üretilmesi oldukça zordur ama boğazdan alınan sürüntülerde hastalık etkenini saptamak amacı ile bazı testler mevcuttur.

    Boğmaca tanısı koyulan hastalar genellikle 2 hafta boyunca antibiyotikler ile tedavi edilirler.Antibiyotik ne kadar erken (özellikle kriz şeklindeki öksürükler başlamadan once) dönemde verilir ise şikayetleri azaltma da o kadar etkilidir.

    Boğmaca tanısı koyulan bazı çocukların özellikle 1 yaşın altındaki hastanede yatarak tedavi edilmeleri gerekir.Boğmaca olan bir yaşın altındaki her beş çocuktan birinde bazı komplikasyonlar (Nefes darlığı, nefes durması, özellikle öksürük nöbetleri sırasında oksijen ihtiyacı, zatürre ,ağızadan alımın iyi olmaması nedeni ile bebeğin vücudunun susuz kalması gibi…) ortaya çıkar.

    Boğmaca tedavisinde evde yapabilecekleriniz…

    Eğer bebeğiniz boğmaca tanısı aldı ise ve tedavisine evde devam ediliyor ise öncelikle antibiyotiklerin tavsiye edildiği şekilde aksatılmadan verilmesi çok önemlidir.

    Birçok hastalıkta olduğu gibi ,öksürük ilaçları boğmaca öksürüğünün tedavisinde pek işe yaramaz…Muhtemel yan etkileri nedeni altı yaşın altında ( özellikle de 4 yaşın altında) bu ilaçların KULLANILMAMASI tavsiye edilmektedir.

    İyileşme süreci boyunca öksürüğü başlatacak irritanlardan ( oda spreyleri, şömine, odun-kömür sobaları, sigaraya maruziyet) uzak durulması önemlidir…

    Boğmacalı çocuklar öksürükle birlikte kusabilir ve ağızdan yeterince yemek –sıvı alamayabilirler. Bu neden ile az miktarlarda sık beslenme ile çocuğun susuz kalmaması önemlidir…

    Gözlerde çökme, ağız ve dil kuruluğu, az idrar çıkarması, huzursuzluk çocuklarda susuzluğun en sık rastlanan bulgularıdır.

    Sonuç olarak aslında her hastalıkta olduğu gibi boğmaca için de önce korunma! Çocuklarımızı boğmaca hastalığından koruyabilmek için önerilen aşı programlarına uyalım…Herşeye ragmen boğmacayı düşündüren bir öksürük durumunda en kısa zamanda hekiminize başvurup, gecikme olmadan biran once hastalığın tanı ve tedavisine ilişkin planları yapmak önemli…

  • Çocuklarda meningokok enfeksiyonlarından korunma

    Çocuklarda meningokok enfeksiyonlarından korunma

    ÇOCUKLARDA MENİNGOKOK ENFEKSİYONLARINDAN KORUNMA

    MENİNGOKOK AŞILARI

    Meningokok bakterisinin neden olduğu meningokoksemi ve meningokoksik menenjit tüm dünyada çocuk ve genç erişkinlerdeki en önemli hastalık ve ölüm nedenidir. Meningokokların yol açtığı klinik tablo esas olarak iki şekilde görülmektedir.

    Meningokokların kanda bulunması meningokoksemi, meningokokların beyin zarlarını tutması meningokoksik menenjit olarak tanımlanmaktadır.

    Meningokok enfeksiyonlarından korunma iki bölümde incelenebilir.

    1. Meningokok taşıyıcıların tanımlanması ve tedavisi
    2.Meningokok aşıları
    MENİNGOKOK TAŞIYICILARININ TANIMLANMASI VE TEDAVİSİ

    Meningokok enfeksiyonları damlacık yoluyla bulaşmaktadır.Bu hastalık hasta olan şahıstan direk bulaşabildiği gibi,hastalığın yayılmasındaki asıl neden bu mikrobu nazofarenkslerinde bulunduran sağlıklı taşıyıcılardır. Esas bulaşım taşıyıcılar vasıtası ile oluşmaktadır.Taşıyıcı olan bireyler sağlıklıdır. Kendilerinin taşıyıcı olduklarını fark etmezler.Taşıyıcılık devamlı olabildiği gibi aralıklı da olabilmektedir.Hastalığın yayılmasında esas sorun taşıyıcıların tanımlanmasının güç olmasıdır. Yukarda belirttiğim gibi taşıyıcılar sağlık bireylerdir.Taşıyıcıların tanımlanması ancak tarama testleri ile mümkün olmaktadır..Tarama testleri rutin olarak yapılamaz.Salgınlar sırasında yapılamaktadır. Nazofarenkste taşıyıcı oranı %5-10 arasında değişmektedir. Salgınlar sırasında bu oran artmakta %10’a ulaşmaktadır. Taşıyıcılık yaşla birlikte artmaktadır. Mevsimler, kalabalık yaşam şartları taşıyıcılığa artıran diğer faktörlerdir.

    Meningokok enfeksiyonunun kontrol altına alınmasında en önemli yaklaşım, taşıyıcıların tanımı ve tedavisidir. Taşıyıcılara antibiyotik tedavi başlanır ve bu kişilerde taşıyıcılığın devam edip etmediği izlenir. Tedaviye rağmen taşıyıcılık devam edebilir mi sorusuna hayır demek mümkün değildir. Taşıyıcıların tedavisinde kullanılan ilaç rifampisin’ dir. Rifampisine dirençli vakalarda seftriakson kullanılabilir. Bu vakaların yakından takibi gerekmektedir. Günümüzde molekuler genetikteki yoğun çalışmalara rağmen meningokok taşıyıcılığın tanımı ve tedaviye yanıtsızlığına henüz bir çözüm bulunamamıştır.

    MENİNGOKOK AŞILARI

    Çocuklarda meningokok aşısı uygulanmalı mı ?

    Bir aşının çocuklarda uygulanabilirliğine karar vermek için bazı kriterler geliştirilmiştir.

    Hastalığın ülkedeki durumuna bakılarak Dünya Sağlık Örgütü ‘nün bu kriterlerle uyumu esas alınmaktadır.

    Ülkemizdeki durumu incelediğimizde meningokok enfeksiyonlarından ölüm, Türkiye istatistik kurumu verilerine göre;

    1994 2229

    1998 3897

    2001 3079

    2002 2826

    2001 yılında ölenlerin yaş dağılımına bakıldığı zaman;

    %66 0-1 yaş

    %10 1-4 yaş olduğu görülmektedir.

    Aşıların çocukluk döneminde uygulanabilirliği, hastalığın görülme sıklığına (insidans) göre planlanmaktadır. Meningokok enfeksiyonu A.B.D yüz binde bir, Avrupada yüz binde 1-6,4 arasında değişmektedir. Ülkemizde 2005-2006 yıllarında 0-16 yaş grubunda yapılan bir çalışmada meningokoksik menenjit insidansı 1,99/100.000 meningokok hastalık insidansı 6/100.000 olarak bulunmuştur.

    Meningokok aşısında Dünya Sağlık Örgütü ‘nün aşılama için kriterleri aşağıda belirtilmiştir.

    Yüksek endemik hız > 10 /100.000/nüfus/yıl

    Orta endemik hız 2-10/100.000/nüfus/yıl veya;

    Sık epidemiler.

    Türkiye istatistik kurumu verilerine göre 5 yaşın altındaki ölen her 10 çocuktan 1 ‘i meningokok hastalığı nedeni ile kaybedilmektedir. Ülkemizde 1-4 yaş çocuk ölümlerinde meningokok hastalığın önemli olduğu görülmektedir.

    Yazımın başında değindiğim gibi bulaşım, hastadan sağlam çocuklara geçebildiği gibi, enfeksiyonun yayılmasında esas faktör meningokok taşıyıcılarıdır. Taşıyıcılık yaşla birlikte artmakta, hac ve umre ziyaretleri taşıyıcılığı arttırmaktadır. Dünya sağlık örgütü kriterlerine göre meningokok aşısı hastalığın daha az görüldüğü toplumlarda (< 2 vaka < 100000 nüfus yılı ) risk grubunun aşılanmasını gerektirir. Risk grupları aşağıdadır.

    – Kalabalık ortamdaki çocuk ve erişkinler( kreş, okul çocukları ve askeri okuldaki gençler)

    – Kompleman eksikliği, Aspleni, HIV enfeksiyonlu çocuklar

    – Temas riski taşıyan laboratuar personeli

    – Yüksek endemik bölgelere seyahatler (Hac, Umre)

    Bütün bu sonuçlar değerlendirildiğinde meningokok aşının çocuklara yapılmasının uygun olacağı görülmektedir.

    Hangi tip aşı çocuklar için uygundur ? Ülkemizde iki tip aşı mevcuttur.

    1- Polisakkarit aşılar

    2- Konjuge aşılar

    Polisakkarit aşılar uzun zamandan beri bazı risk gruplarına uygulanmakta idi. Uygulamaya yeni giren konjuge aşılar her yaş grubunda uygulanır ve güvenlidir. Toplumsal bağışıklığı sağlar. Aşının koruma süresi uzundur. Nazoforenks taşıyıcılığını azaltır.

    Sonuç olarak, bu bilgilerin ışığı altında çocukluk yaş grubundan meningokok aşısının uygulamaya girmesinin sevindirici olacağını düşünülmektedir.

    – Meningokok enfeksiyonlarından korunma

    – Meningokok menenjit

    – Meningokoksemi

    – Meningokok taşıyıcılığı

    – Meningokok aşıları

    Prof. Dr. Nuran GÜRSES

    Çocuk Ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Rotavirüs (rv) aşısı

    Ülkemizde yapılan epidemiyolojik çalışmalar, rotavirüsün gelişmiş ülke verilerine benzer şekilde yatan ve ayaktan izlenen akut gastroenteritlerde önemli bir etken olduğunu düşündürmektedir. Ciddi düzeyde mortalite ve uzun süreli sekel oluşturmamasına rağmen hastalık yükünün fazla olması ve önemli oranda sağlık hizmeti harcamasına yol açması bu aşının rutinde önerilmesine gerekçe olmaktadır. Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Derneği ailelere bilgi vererek arzu edildiği takdirde bu aşının uygulanmasını önerir.

    Aşı 6 haftadan sonra uygulanabilir. 1-2 ay ara ile toplam üretici firmanın aşısına göre 2 veya 3 doz, ağızdan verilir, son aşının 6-8. ayda tamamlanması gerekir (iki doz uygulanan rotavirüs aşısında son dozun en geç 6. ayda, 3 doz uygulanan firmanın aşısında son dozun en geç 8. ayda tamamlanması gerekir). Rotavirüs aşılamasına ilk 6-12 haftada başlanmalıdır, aşının ilk dozuna başlama yaşının 3-4 ayı geçmemesi önerilir. ilk Rotavirüs aşısı; 2 aşı uygulamasında 2. ay, 3. ay da ve 3 aşı uygulamasında 2., 3., ve 4. aylarda olmak üzere toplam 2 veya 3 doz verilir. Rotavirüs aşıları ülkemizde uygulanan diğer çocukluk çağı aşılarıyla eş zamanlı verilebilir. Farklı rotavirüs aşılarıyla doz rejiminin tamamlanması ile ilgili veri yoktur ve önerilmez. Rotavirüs aşıları, canlı viral aşılar olduğundan immun yetmezliği olanlara önerilmez.

  • Rotavirüs aşıları beklenen yanıtı veriyormu ?

    Çocukluk çağı ishallerinin en önemli etkenini oluşturan rotavirüs enfeksiyonları bebeklerde ağır seyretmesi ve çoğu kez hastaneye yatırılarak tedavi edilmesi gerektiğinden günümüzde önemini korumaktadır.

    Rotavirüs enfeksiyonlarından korunmada aşılar önemlidir. Bütün rotavirüs aşıları doğal enfeksiyonda oluşan bağırsak immünitesini geliştiren ve ağız yolundan kullanılan canlı aşılardır.

    Ülkemizde uygulanan iki aşı mevcuttur. Bu aşılardan ilki Pentavalan insan-sığır reassortan rotavirüs aşısı, diğeri monovalan attenüe insan rotavirüs aşısıdır.

    Rotavirüs aşılarının uygulamaya girmesi ile birlikte ciddi ishal vakalarda azalmanın görüldüğü gözlenmektedir. Ülkemizde bu konuda kapsamlı çalışmalar yapılmadığı için kesin bir veri vermek mümkün değildir. Aşıların ilk dozunun 6-12 haftalıkken başlanması ve en geç 32 haftada tamamlanması gerekmektedir.

    Rotavirüs aşıları beklentilerimize tam olarak cevap vermemektedir.

    -Rotavirüs aşısının bağışıklık süresi ve bağışıklılık oranı hakkında yeterli bilgiler mevcut değildir. Yapılan çalışmalarda antikor cevabının (%66-75) arasında değiştiği görülmektedir. Oluşan bu antikor yanıtının ne kadar süreyle devam ettiği bilinmemektedir. Aşılanmış çocukların enfeksiyonla tekrar karşılaşma durumunda enfeksiyonun hafif seyretmesi sevindiricidir.

    -Diğer bir sorun aşıların tüm serotipleri kapsamamasıdır. Rotavirüsün en sık görülen serotiplerinin prevalansı yıldan yıla ve bir bölgeden diğer bölgelere göre değişmekte olması önemlidir. Bu durumda tüm serotipleri içeren aşının uygulanması en akılcı yaklaşım olarak görülebilirse de henüz tüm serotipleri içeren aşılar geliştirilememiştir. Ülkemizde ruhsatlandırılmış aşılardan birisi monovalan diğeri pentavalan aşılardır.

    -Rotavirüs aşıları sadece belirli zaman aralığında uygulanabilmektedir. İlk dozun 6-12 haftada uygulanması ve en geç aşı takviminin 32 haftada bitirilmesi gerekliliği, bu takvimi kaçıran çocuklar için üzücü olmaktadır. Beklentiler her yaş grubunda etkili aşıların uygulamaya girmesidir.

    -Son yıllarda üzerinde önemle durulan bir konuda ağızdan verilen canlı virüs aşısı olan Rotavirüs aşılarının anne sütü ile etkileşip etkileşmediğidir? Yapılan çalışmalarda anne sütü alan çocuklarda aşı etkinliğinin az olabileceği vurgulanmaktadır. Anne sütünün aşı etkinliğini azaltıcı

    etkisinin önemli olmadığını bildiren çalışamalar varsa bu konu henüz tam olarak aydınlanmamıştır.

    Sonuç olarak rotavirüs aşılarının ciddi rotavirüs enfeksiyonundan koruduğu şüphesizdir. Aşıların etkinliklerinin artırılması ve genişletilmiş yaş gruplarında uygulanmasının en akılcı yaklaşım olduğu unutulmamalıdır.

  • Çocuklarda enfeksiyonlardan korunmada grip aşısı

    Çocuklarda enfeksiyonlardan korunmada grip aşısı

    Bu yazımızda çocuklara grip aşısı yapılma endikasyonları ve aşının enfeksiyonlardan korunmadaki rolü gözden geçirilecektir.
    Grip ciddi bir enfeksiyon hastalığı olup toplumlardaki bireylerin büyük bir bölümünü etkilemektedir. Son derece bulaşıcı olan bu hastalıkta ciddi klinik tablolar gelişebilmektedir. Her yaş grubunu etkileyen bu tabloda çocuklarda bulaşımdan etkilenmekte ve bazen ölümcül tablolara neden olmaktadır. İnfluenza A ve B viruslarının neden olduğu enfeksiyon hastalığı salgınlarla seyretmektedir. Bu hastalığın bir özelliği de her yıl farklı grip viruslarının hastalığa yol açmasıdır.
    Özellikle 5 yaştan küçük çocuklarda grip enfeksiyonu ağır seyretmektedir. Grip enfeksiyonu ve komplikasyonlarından her yıl 5 yaşın altında 20.000 çocuk hastaneye yatırılmaktadır. Ciddi seyreden forumlarında ölümlerin olduğu ve 2009 H1N1 salgınında 345 çocuğu kaybedildiği unutulmamalıdır. İki yaşından küçük çocuklarda ciddi komplikasyonlar görülmektedir. Kronik hastalığı olan çocuklarda örneğin astım, şeker hastalığı olan çocuklarda hastalık tablosunun ağır seyrettiği bilinmektedir.
    Mevsimlel grip enfeksiyonu ve komplikasyonlarından korunmada ise en doğru yaklaşım çocukların her yıl grip aşısı ile aşılanmaktadır. Bilindiği gibi grip aşısı bir önceki yılda en sık görülen üç grip virusunu içermektedir.
    'Çocuklarda grip aşısı ne zaman uygulanmalıdır?! sorusu her zaman hekimlere sorulmakta ve değişik bilgilerin aktarıldığı görülmektedir. Grip aşısı her yaş grubuna yapılabilmektedir. Ancak çocuklarda grip aşısının yapılma endikasyonlarına en iyi yanıtın çocuk hekimlerince verilebileceği unutulmamaktadır. Bilindiği gibi çocuklarda çocuklarda grip aşısı yapılma endikasyonu her yıl değişmekte ve aşılama kapsamı genişletilmektedir.
    Günümüzde grip aşısı yapılma endikasyonları aşağıda belirtilmiştir.
    – 6 aydan küçük bebeği olan ailelerde aşılama bebeği bulaştırma riski olan aile bireylerine grip aşısı yapılmalıdır.
    – 6ay – 5yaş arasındaki tüm çocuklar bu yaş grubunda hastalığın ağır seyretmesi ve komplikasyonların ciddi olması nedeniyle aşılanmalıdırlar.
    – 5 yaş üzerindeki çocuklarda grip aşısının mutlaka yapılması gereken durumlar aşağıda belirtilmiştir:
    Astım veya akciğer problemleri olan çocuklar
    Kronik böbrek hastalıkları
    Kalp hastalıkları
    Bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlar
    Şeker hastalığı
    Orak hücreli anemi
    Akciğerlerinin fonksiyonlarının azaldığı haller
    Uzun süreli aspirin tedavisi alan çocuklara, mutlaka yıllık grip aşısı yapılmaktadır.
    Önemle üzerinde durulan bir nokta da çocukluk yaş grubunda (6 ay -18 yaş) her çocuğa grip aşısı yapılması gerekliliğidir. CDC 2011 bülteninde bu konuya geniş yer vermiş ve 6 ay – 18 yaş arasındaki bütün çocuklara grip aşısı yapılmasını önermiştir.
    Çocuklarda enfeksiyon hastalıklarından korunmada grip aşısının önemi göz ardı edilemez. Bu yaş grubundaki solunum yolu enfeksiyonlardan korunmada son derece önemli olduğu bilinmektedir. Grip aşısının solunum yolu enfeksiyonları, orta kulak iltihabı ve akciğer enfeksiyonlarından korunmada etkili olduğu bu konuda yapılan çalışmalarda detaylı olarak gösterilmiştir. Grip enfeksiyonu geçiren aşısız astımlı çocuklarda zatürrenin yüksek oranda görülmesi aşılı çocuklarda ise zatürre görülme sıklığının az olması bu konunun önemini vurgulamaktadır.
    Diğer taraftan aşılamanın sadece çocuklarda yapılmasının yeterli olmayacağı ve özellikle 5 yaşın altındaki çocukların bakımını üstlenen aile bireylerinin ve bakıcıların aşılanma gerekliliği unutulmamalıdr.
    Çocuklarda grip aşısı yapılma endikasyonları her yıl kapsamı genişletilerek değişmektedir.
    Korumada son derecede değerli olan bu aşının her çocuğa yapılması konusundaki titiz davranılması, tüm çocukların aşılanması ve aşı yapılma endikasyonlarının topluma doğru şekilde iletilmesinin en doğru yaklaşım olduğu aşikardır.

  • 2011 güncel aşılama önerileri

    Aşılar, hastalıkların oluşmasına engel olan antikorların oluşumunu sağlayan laboratuvar ortamında oluşturulmuş maddelerdir.

    Çocuk sağlığının olmazsa olmazı büyüme ve gelişmenin izlenmesi ve aşılama uygulamalarıdır.

    Ülkemizde çocukluk dönemi aşılama takvimi her yıl güncellenmekte, Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz olarak yapılmaktadır.

    BUNA GÖRE ÜCRETSİZ OLARAK YAPILMASI GEREKEN AŞILAR:

    Doğumda: HepatitB 1. doz

    1. Ay: Hepatit B 2. doz

    2. Ay: BCG(verem aşısı), DaBT-İPA-Hib(karma aşı)(1), KPA(pnomokok aşısı)(1)

    4. Ay: DaBT-İPA-Hib(2), KPA(2)

    6. Ay: DaBT-İPA-Hib(3), KPA(3), Hepatit B(R), OPA(1)(oral çocuk felci aşısı-damla şeklinde)

    9. Ay: KKK(1) (yeni)kızamık-kızamıkçık-kabakulak

    12.Ay: KPA(R), KKK(2)

    18.Ay: DaBT-İPA-Hib(R), OPA(R)

    İlkokul 1. sınıf: KKK(R), DaBT-İPA

    İlkokul 8. sınıf: Td(tetanoz)

    Özel aşılar:(sağlık bakanlığı ödememektedir)

    2-4-6 Ay: Rotavirüs

    15 Ay- 5 Yaş: Suçiçeği Aşısı

    24 Ay: Hepatit A 1. doz(bu aşı 12.aydan itibaren de uygulanabilmektedir)

    30 Ay: Hepatit A 2. Doz

    AŞILARINIZ İÇİN:

    1.SAĞLIK OCAKLARI,ANA ÇOCUK SAĞLIĞI MERKEZLERİ VEYA HASTANELERİN SOSYAL PEDİATRİ BİRİMLERİ, ÖZEL KURUMLARA BAŞVURABİLİRSİNİZ.

    2.AŞI KARTINIZ MUTLAKA OLMALI VE ÜZEİRNE AŞILAMA TARİHLERİ YAZILMALI VE BUNU SAKLAMALISINIZ.

    BEBEKLER HEP GÜLSÜN …

  • Respiratuar sinsityal virus enfeksiyonu:

    Respiratuar sinsityal virus enfeksiyonu:

    Bebek ve küçük çocuklardaki bronşiolitin en sık nedeni respiratuar sinsityal virus (RSV) enfeksiyonlarıdır.Klinik tablo prematureler ,bağışıklık bozukluğu,bronkopulmoner displazi ve konjenital kalp hastalığı olan bebeklerde ağır seyretmektedir. Düşük sosyoekonomik durum,kalabalık yaşam şartları,sigara içilen ortamlarda bulunmak ve ailede astım öyküsünün olduğu durumlarda RSV enfeksiyonu ağırlaştıran diğer faktörlerdir. Gelişmekte olan ülkelerde alt solunum yolu enfeksiyonlarının %70 ini RSV bağlı enfeksiyonlar oluşturmaktadır.Bu hastaların % 7 si ise kaybedilmektedir.

    RSV den korunmada el yıkama önemlidir.

    Bu çocuklar kalabalık yaşam şartlarından ve sigara dumanından uzak tutulmalıdır.

    Korunmada

    Immunoprofilatik ajanlar kullanılabilir .Günümüzde başlıca üç ürün bulunmaktadır:

    – Respiratuar Sinsityal Virus İmmunoglobulin (RSV-IVİG)

    – Palivizumab (Synagist)

    – Motavizumab (Numax )

    RSV –İVİG uygulanan konjenital kalp hastalığı olan bebeklerde volüm yüklenmesine bağlı komplikasyonların gelişmesi ve yine immunglobulin uygulanan bebeklerde canlı virus aşıları ile olan etkileşim sonucu rutin aşı takviminin ötelenmesi nedeniyle kullanımı sınırlanmıştır.

    Palivizumab yüksek riskli bebeklerin korunmasında önemlidir. RSV enfeksiyonunun riskli olduğu aylarda ayda bir kez uygulanmaktadır.Ülkemizde Kasım- Mart ayları boyunca ayda 1 kez maksimal 5 kez i.m. palivizumab yapılmaktadır.Bu konuda yapılan çalışmalarda palivizumab uygulanan bebeklerde hastaneye yatış oranlarında belirgin bir azalma görülmüştür.

    Motavizumab ,Palivizumab ‘a kıyasla daha etkili olduğu bildirilmişse de, klinik çalışmaların yeterli olmadığına dikkat çekilmektedir.

    Bu bebeklerin aşılanması önemlidir.Altı aylıktan büyük ve riskli bebeklerde grip aşısı yapılmalıdır.RSV aşıları ile ilgili preklinik çalışmalar devam etmektedir.

    RSV bağlı alt solunum yolu enfeksiyonu geçiren hastalarda tedavi semptomatikdir. Hidrasyonun sağlanması,hipoksinin giderilmesi önemlidir.

    Alt solunum yollarında tıkanıklığın olduğu durumlarda beta-agonist (albuterol veya epinefrin )tedavisi başlanır.Hastada düzelme görülmezse tedavi sonlandırılır,tedaviye yanıt alınan hastalarda solunum sıkıntısı giderilince kadar 6-8 saat aralıklarla tedaviye devam edilir.

    Antiviral tedavi (Aerosol Ribavirin ) rutin olarak kullanılmaz.Ciddi alt solunum yolu enfeksiyonu olan bebeklerde kullanılabilir. Kortikosteroidler genellikle etkisizdir.Antibiyotik kullanma endikasyonu mevcut değildir.

  • Dilaltı damla/tablet aşı tedavisi (sublingual immünoterapi )

    Dilaltı damla/tablet aşı tedavisi (sublingual immünoterapi )

    Aşı tedavisi yaklaşık yüzyıldır uygulanan geçmişi oldukça eskiye dayanan bir yöntemdir. Bu dönemlerde aşı iğne ile doktorların kendi uyguladıkları solüsyonların koldan uygulanması ile yapılıyordu. Daha sonra el değmeden standard olarak hazırlanan solüsyonlar kullanılmaya başlandı.

    Ancak her iki durumda da iğne aşı tedavisi uygulaması sırasında hayatı tehdit edici alerjik reaksiyonlar (anafilaksi) görülmeye başlandı. Bu nedenle uygulamaların doktor kontrolünde acil müdahale yapılabilecek bir ortamda yapılması önerildi. Buna rağmen hem bu yan etki potansiyeli hem de çocukların her hafta ya da her ay aşı olmak istememesi gerek doktorlar gerekse hasta sahipleri tarafından bu uygulamanın tercih edilmemesine neden oldu.

    Bir süre aşı tedavisi alerjik astımda önerilmemeye başlandı, ancak altta yatan alerjinin tedavisi konusu eksik kalınca bu ihtiyaçtan hareketle dil altı damla aşılar geliştirildi. Son 20 yıldır alerjinin güncel tedavisi haline gelen dilaltı damla aşılarla çok iyi başarı elde edildi. Şu an iğne aşı ile etkinlik açısından bir farkı olmadığı hatta evde ailelerin kullanımına uygun güvenli bir tedavi olmasından dolayı iğne aşıdan üstün olduğu kanıtlandı.

    Son dönemde tüm Avrupa’da yapılan alerji aşı tedavilerinin % 60-70 oranında damla aşı şeklinde yapıldığı gözlenmektedir. Bu konuda son gelişmeler ışığında Avrupa’da alerji aşılarının tablet formlarının geliştirildiğini biliyoruz. Yakın zamanda ülkemizde de uygulanmaya başlayacağımız bu aşılar özellikle bahar aylarında polenlere maruz kalınması sonucu gelişen mevsimsel alerjik nezle ve alerjik astım tedavisinde yerini almaya başlamıştır. Kısa zaman sonra ev tozu akarlarına yönelik de dilaltı tablet formda aşı geliştirilmesi beklenmektedir.

  • Kızamık vakaları ve aşı uygulaması

    Kızamık vakaları ve aşı uygulaması

    Soğukkanlı davranın, panik olmayın, tedbiri elden bırakmayın)

    İstanbul ilinde Ocak 2011’den beri bu yazının hazırlandığı tarihe kadar ihbar edilmiş kesin tanılı 20 civarı kızamık vakası saptanmış. Bu nedenle kızamık hastalığının salgın hale gelmesini önlemek amacıyla İl sağlık Müdürlüğü tarafından aşı uygulaması ve özel tedbirler alınması şeklinde uygulamalara başlanmıştır.

    Bu durum, medyada geniş yer tuttu. Hem televizyonlarda “şok, şok, şok” haberleri hem de yazılı medyada çıkan haberlerin üzerine şaşkına dönen aileler, bir de bağlı bulundukları sağlık ocaklarından gelen telefonlarla iyice endişelendi. Ve tabii telefona sarılıp doktorlarına danışmaya başladı. Bu yazıyı bundan dolayı hazırladık.

    Olay nedir?

    Kızamık bulaşıcı bir hastalık. Aşı dışında korunma olanağı yok. Ülkemizde hatırlarsınız, ard arda birkaç sene üst üste yapılan kızamık aşı kampanyalarıyla hastalık oldukça geriletilmişti. Ancak yurt dışından gelen kişilerin, oradaki kızamık virüsünü (hasta olarak veya olmadan, solunum yoluyla) taşımaları sonunda İstanbul’da kızamık vakaları görülmeye ve doğal olarak yayılmaya başladı. Bunun üzerine kızamık aşısının rutin uygulama yaşı 2007’den beri 12 ay olmasına rağmen 9 aydan büyük çocuklara aşı uygulanmasına başlandı. Bu kadar basit. Kızamık aşısının uygulanabileceği en alt yaş 9 aydır. İstanbul’da yaşayan ve 9 ay 12 ay arasındaki tüm çocukların aşı yapılması gerekir. (9 ayı bitirip 10. aydan gün almış olması gerek) Yapılmakta olan aşı tekli kızamık aşısı değil kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısıdır.

    Ne yapmalıyız?

    Önemli 2 nokta şu:

    1) Bebeğinizin yaşı yukarıdaki tanıma uyuyorsa aşısını yaptırın.

    2) Çevrenizde (çocuğunuzun okulu, komşunuz vs) kızamıklı olduğunu bildiğiniz kişi varsa yaş kaç olursa olsun (9 ay altı hariç) temas sonrası korunma amaçlı aşısı yapılmalısınız. (mesela 7 yaşındaki çocuğunuzun sınıfında kızamıklı varsa tüm sınıf aşılanır; komşunuz kızamıklıysa ve son 3-4 günde onlara gidip geldiyseniz sizler anne baba olarak da aşılanmalısınız)

    3) Bebek 6-9 ay arasındaysa sadece kızamık aşısı olmalı. Tekli kızamık aşısı yoksa standart immun globülin yapılmalı. (koruyucu serum)(Bu serum sadece Eczacılar odası tarafından sağlanmaktadır ve o günkü Eczacılar Odasıyla anlaşmalı eczaneden temin edilebilir)

    Kızamıklı vakalar ne yapmalı?

    Hastanın izolasyonu ve çevredekilerin aşılanması vs sağlanmalı.

    İzolasyon:

    Evde İzolasyon şöyle yapılır:

    Ev halkı aşılanır, hasta kişi 5 gün dışarı çıkmaz. Ev halkından okul yaşında olanlar da 1 hafta okula gönderilmez ve dışarı çıkarılmaz. Hasta kişinin odası ayrılıp mümkünse odaya giriş çıkışlar kısıtlanır.

    Sağlık kuruluşunda izolasyon, o kurum doktorlarının sorumluluğundadır.

  • Çocuklarda alerji,alerjik bronşit,astım nedir ? Nasıl tanınır ? Nasıl tedavi edilir ?

    Çocuklarda alerji,alerjik bronşit,astım nedir ? Nasıl tanınır ? Nasıl tedavi edilir ?

    Alerji, çoğu bireyin temas ettiğinde sorun yaşamadığı bir maddeye karşı vücudun anormal duyarlılık göstermesi olarak tanımlanabilir. Alerji çoğu zaman aile bireyleri arasında genetik geçiş göstermektedir. Anne ya da babadan birinin alerjik vücut yapısına sahip olması durumunda çocukta alerji gelişme riski % 25 iken, hem annenin hem babanın alerjik olması durumunda bu oran % 50'ye çıkmaktadır. Hem anne, hem babada aynı alerjik hastalığın bulunması durumunda ise çocukta aynı hastalık görülme riski % 70 olarak bildirilmektedir.

    Çevremizde var olan her tür maddeye karşı alerjik reaksiyon gelişebilir. İlk 3 yaşta ağızdan alınan maddelere karşı (en sık inek sütü, soya ve yumurta) alerji gelişimi ön planda iken, 3 yaştan sonra hava ile alınan alerjenlerle (Ev tozu akarı, küf mantarı, polenler, hayvan alerjisi) reaksiyonlar ön plana geçer.

    Çocukluk çağında astım / alerjik bronşit hava yollarının çeşitli uyaranlara aşırı reaksiyonunun söz konusu olduğu, tekrarlayıcı, öksürük, hırıltı, hışıltı, nefes darlığı gibi belirtilerin yer aldığı bir hastalıktır. “Çocukluk Çağı Astımı” ve “Alerjik Bronşit” terimleri çoğu zaman eş anlamlı kullanılmaktadır. Ancak astım iki türlü olabilir: “Alerjik Astım” ve “Alerjik Olmayan Astım”. Çocukluk çağındaki astım olgularının % 90’ı “Alerjik Astım”dır. Dolayısıyla “Alerjik bronşit” terimi “Alerjik Astım”la eş anlamlıdır. Ancak bilinmelidir ki hastaların küçük bir kısmı da “Alerjik Olmayan Astım” grubuna girmektedir.

    Çocukluk çağında astımın % 90 oranında alerjik kökenli olduğu bilinmektedir. Yıl boyu maruz kalınan ev içi alerjenler bronşlarda alerjik iltihaba neden olur. Alerjik olunan maddeye bir anda aşırı maruz kalma, solunum yolu enfeksiyonları, soğuk hava, egzersiz, , kimyasal buharlar, hava kirliliği ve sigara dumanı gibi uyaranlarla temas sonucu astım belirtileri ortaya çıkar.

    Astım tanısı alan çocukların çoğunun hayatın ilk 2 yılında belirti verdiği saptanır. İlk yıllarda öksürük ve hırıltının ana uyaranı viral solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Bu yaşlarda akciğerlerin gelişiminin henüz tamamlanmamış olması, küçük hava yolu çaplarının dar, kıkırdak dokunun az olması, tekrarlayıcı bronş daralmasına katkıda bulunur. Dört beş yaşlarında akciğerlerin gelişiminin tamamlanması ile erken yaşlarda astım belirtileri gösteren birçok çocukta klinik olarak düzelme gözlenmektedir. Düzelmeyen bir grup hasta ve daha geç astım tanısı almış çocukların bir kısmı da ergenlik çağında klinik bir iyilik dönemine girerler. Genel olarak çocukluk çağında astım tanısı almış hastaların yaklaşık %50-60'ı ergenlik döneminde iyileşirler. İyileşen olgular genellikle alerjik olmayan olgulardır. İyileşen olguların bir bölümü orta yaş döneminde tekrar hastalık belirtileri göstermeye başlayabilirler. Alerjik astım olanların kendi halinde iyileşme oranı daha düşüktür. Alerji aşı tedavisiyle iyileşme oranı % 90’a çıkmaktadır.

    ÇOCUKLARDA ALERJİ – ASTIM TANISI:

    Astım tanısı koymada en değerli tanı aracı öyküdür. Öksürük, hırıltı ve / veya nefes darlığı belirtilerinin gece kötüleşmesi şiddetle astımı düşündürür. Yattıktan sonra veya sabaha karşı yaklaşık 30 dakika süreyle devam eden ve bronş genişletici ilaçlara olumlu yanıt veren öksürük aksi ispat edilene kadar astım kabul edilmelidir.

    Astım belirtileri gösteren tüm hastalara alerji testleri uygulanmalıdır. Alerji deri testi uygulamasının mümkün olmadığı, 3 yaş altı çocuklar, yaygın alerjik egzaması olan hastalar, anti-histaminik içeren ilaç kullanmakta olanlar, ciltte dermografismus adı verilen cilde bastırma sonucu kabarma reaksiyonu verenlerde, kanda bakılan alerji testleri (spesifik immünoglobulin E ) kullanılabilir.

    ÇOCUKLARDA ALERJİ – ASTIM TEDAVİSİ

    Tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi astımda da birinci basamak tedavi alerji geliştirilmiş olan maddeden uzak durmaktır. Uygun öneriler doğrultusunda alınacak çevre önlemleri ile hastalık belirtilerinin ve bronşlardaki aşırı duyarlılığın belirgin derecede azalması mümkündür.

    Çevre önlemlerinin yeterli olmadığı, ilaç tedavisinin uygun görüldüğü hastalarda havayolu ile akciğerlere çekilip bronşları tedavi eden sprey ilaçlar kullanılmaktadır. Bunlar sadece bronşları gevşetici özelliğe sahip “rahatlatıcı ilaçlar” ve alerjik iltihabın yarattığı aşırı bronş duyarlılığını azaltan “kontrol edici ilaçlar” olarak ikiye ayrılabilir. Son yıllarda bu amaca yönelik kana karışma oranı en aza indirilmiş yeni kuşak kortizon temelli sprey ilaçlar geliştirilmiştir. Alerjinin bronşlarda yapabileceği kalıcı hasarı önlemede tek seçenek olarak sunulan bu ilaçlarla astım belirtileri en aza indirilmektedir. Ancak bilinmelidir ki kortizonlu spreyler kullanıldığı sürece etkilidir. Altta yatan alerjik durum tedavi edilmezse bu ilaçlar kesildiğinde astım belirtileri geri döner. Alerjinin ve Alerjik Astımın tek kökten çözümü “Alerji Aşı Tedavisi”dir.Çeşitli metodlarla uygulanabilen aşı tedavisinde son yıllarda “Dil Altı DamlaAşı” metodu tercih edilmektedir.