Etiket: Aşı

  • Gündemdeki hastalıklar, korunma önerileri ve yeni aşılar

    Teknoloji ilerledikçe bir yandan yeni hastalıklar ortaya çıkarken, diğer da bilinen hastalıklara karşı yeni tedavi yöntemleri geliştirilmekte ve yeni aşılar bulunmaktadır. Aşılama oranları arttıkça da eskiden korkulan hastalıklar günümüzde önemini yitirmektedir. Bu yazıda, gündemdeki virüs ve bakteri enfeksiyonlarından birkaçı ve yeni uygulamaya başlanan aşılar ele alınmıştır. Amaç anne ve babaları yeni hastalıklar ve yeni uygulamaya giren aşılar konusunda bilinçlendirmektir.

    El-Ayak-Ağız Hastalığı

    El-Ayak-Ağız Hastalığı enterovirüslerin neden olduğu bir hastalıktır. En çok sebep olan virüs Coxsackie Virus A16 olmakla birlikte, yine bu aileden olan Enterovirus 71 de salgınlara yol açmaktadır. Kuluçka dönemi 3-5 gündür. Hastalık sıklıkla ateş, iştahsızlık ve boğaz ağrısı ile başlar. Ateş başladıktan 2-3 gün sonra, ağızda herpanjina adı verilen ağrılı döküntüler meydana gelir. Küçük kırmızı lekeler olarak başlayan lezyonlar ülserleşir. Deri döküntüsü 1-2 gün sonra gelişir. Ayak tabanı ve el ayalarında kırmızı noktalar halinde başlayan bu döküntüler bazen su toplayıp ülserleşebilir. Nadiren, döküntüler vücudun diğer bölgelerinde de bulunabilir. Özellikle küçük çocuklarda ağızdaki yaralar nedeni ile yutma güçlüğü ve dolayısı ile sıvı kaybı görülebilir.

    El-Ayak-Ağız Hastalığı insandan insana direkt temas ile bulaşan viral bir hastalıktır. Hastalığa neden olan virüsler burun ve boğaz bölgesine yerleşir. Ayrıca gaitada ve döküntülerin içindeki sıvılarda da bulunurlar. Bu sebeple dışkı yolu ile, havadan damlacık enfeksiyonu ile ve lezyonlara direk temas ile insandan insana bulaşabilir. Bu hastalıktan korunmak için aşı yoktur. Korunmak için, hasta ile temastan kaçınmak ve temel hijyen kurallarına dikkat etmek gerekir. Hastalığın spesifik bir tedavisi de bulunmamaktadır. Bulguları hafifletmek için ateş düşürücü ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Ağız yaralarına karşı ağrı kesici özellikte solüsyon ve spreyler, ağızdan beslenemeyen küçük çocuklar için damar yolu ile sıvı tedavisi önerilebilir.

    MERS

    Orta Doğu Solunum Sendromu (Middle East Respiratory Syndrome) olarak da bilinir. MERS hastalığına yol açan virüs corana virüs ailesinden olan MERS-CoV’dır. Bu virüs ilk kez 2012 yılında Suudi Arabistan’da tespit edilmiştir.

    Mers vakaları Suudi Arabistan’da hızla artarken, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, Almanya, İtalya ve Tunus’ta da vakalara rastlanmıştır.

    Corona virüslerinin genellikle hafif solunum yolu enfeksiyonlarına yol açtıkları bilinmektedir. Ancak nadiren MERS ya da SARS gibi ölümcül olabilen enfeksiyonlara da yol açarlar. Virüs, solunum yoluyla bulaşır. Ateş, öksürük, nefes darlığı ve ardından gelişen solunum yetmezliği ile hastalık ölümcül olabilmektedir.

    Corona virüslere karşı koruyucu herhangi bir aşı bulunmamaktadır. Enfeksiyon riskini azaltmanın başlıca yolları; Su ve sabunla ellerin yıkanması ve hasta insanlarla yakın temastan kaçınılmasıdır. Spesifik bir tedavi bulunmamaktadır. Tedavi semptomlara yöneliktir.

    Anne ve Babalara Boğmaca Aşısı Yaparak Bebekleri Koruyalım

    Boğmaca Bordetalla Pertussis isimli bakteri ile oluşan bir enfeksiyondur. Hava yolu ile bulaşır ve öksürük nöbetleri ile kendini gösterir.

    Çok bulaşıcı bir hastalıktır. Hasta kişi kuluçka dönemi dahil olmak üzere yaklaşık 3 hafta süre ile hastalığı bulaştırmaya devam eder.

    Hastalık özellikle alt ayın altındaki bebeklerde yoğun bakım ihtiyacı gerektirecek kadar ağır seyredebilmekte ve ölümcül olabilmektedir. Hastalıktan korunmada aşı büyük önem taşımaktadır. Bebeklere 2 aylıktan itibaren yapılmaya başlanan ve 4., 6. ve 18. aylarda tekrarlanan karma aşı, boğmaca aşısı da içermektedir.

    Ancak aşının boğmacaya karşı tam koruyuculuğu ilk 3 doz tamamlandıktan sonra, yani 6. aydan itibaren başladığı için, bebekler ilk aylarda bu hastalığa karşı korumasız kalmaktadır.

    Bebeklere bu hastalık genelde okula giden ağabey-abla, bakıcı, anne veya baba aracılığı ile bulaşmaktadır. Bu nedenle Amerikan Bağışıklama Komitesi, ilk aylarda bebeği bu hastalıktan korumak için bebekle yakın temasta olan kişilere (anne, baba, bakıcı vb.) boğmaca aşısı yapılmasını tavsiye etmektedir. Ayrıca 4-6 yaş arasındaki ağabey veya abla da aşılanmalıdır. Bu şekilde hem kendileri, hem de çevrelerindeki küçük bebekler boğmacadan korunacaktır.

    Meningokok Menenjiti ve Yeni Aşı Önerisi

    Meningokok hastalığı, Neisseria Meningitidis’in neden olduğu bakteriyel bir hastalıktır. Bu bakteri, Amerika Birleşik Devletleri’nde 2-18 yaş arasında görülen bakteriyel menenjitlerin en önemli etkenidir. Zaman zaman salgınlar yapabilen bu bakteri, özellikle Hac mevsiminde Orta Doğu’dan ülkemize taşınabilmektedir. Türkiye’de meningokokal hastalık en sık 5 yaş altı çocuklarda görülmektedir.

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, 5 yaş altında ölen her 10 çocuktan 1’i meningokokal hastalık nedeniyle ölmektedir. Menenjit dışında tüm vücutta ağır kanamalar, döküntü ve birçok organın yetmezliğiyle seyreden meningokoksemi denen şok tablosuna da yol açabilmektedir. Meningokokal hastalık, tedavi edilmezse % 70-90 öldürücüdür.

    Ancak en iyi tedavi koşullarında bile yine de % 10-15 arasında ölümcül olmaktadır. Yaşayanların yaklaşık % 20’sinde ise işitme kaybı, havale, zeka geriliği görülmekte, damar patolojileri sonucu ekstremite kayıpları gelişebilmekte ve sakatlıklar ortaya çıkmaktadır.

    Böylesine ölümcül olabilen bir hastalıktan korunmada aşı çok büyük önem taşımaktadır. 2 çeşit meningokok aşısı vardır: 1970 den beri var olan Polisakkarid meningokok aşısı ancak 55 yaş üstü kişilere uygulanabilmekte olup, bu aşı kişiyi bakteriden korumakta ancak taşıyıcılığa engel olmamaktadır.

    Yani bu aşı ile aşılanmış bir kişi, kendi hasta olmasa bile hastalığı etrafına yayabilmektedir. Konjüge meningokok aşısı ise erişkinlerin yanı sıra bebeklere ve çocuklara da uygulanabilmektedir. Ayrıca taşıyıcılığı da engellemektedir. 2006 yılından bu yana yapılan konjuge aşı, başta ABD ve Avrupa ülkelerinde mevcuttur. Türkiye’de Mart 2013’te ruhsat almıştır ve ülkemizde de artık bu aşı uygulanmaktadır.

    Aşı halk arasında menenjit aşısı olarak bilinmektedir. Ancak anne babaların, çocuklarına daha önce karma aşının içinde yapılan menenjit aşısının, meningokoka karşı koruma sağlamadığını bilmeleri ve sağlık ocaklarında henüz uygulanmayan bu aşı için mutlaka çocuk doktorlarına başvurmaları gerekmektedir.

  • Rotavirüs ishali ve aşılama

    Rotavirus, ateş ve kusmayı izleyen sulu ishalle karakterize bir klinik tabloya neden olur. infantlarda ve küçük çocuklarda ağır gastroenteritin en sık nedenidir. Özellikle 2 yaş altındaki çocuklarda ağır seyreder. Dünya genelinde 5 yaş altında ishal nedeniyle hastaneye yatışların en sık nedenidir. Hijyen koşullarından bağımsız olarak, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde benzer sıklıkta görülür.

    Bu özelliğinden ötürü Demokratik virus olarak adlandırılır. Çocukların hemen hepsi 5 yaşına kadar, en az 1 kez rotavirusla enfekte olmaktadır. Ancak rotavirusa bağlı mortalitenin(ölümlerin) %80’den fazlası gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir.

    Yaşamın erken dönemindeki aşılama, çocuğun ilk doğal enfeksiyonuna benzer şekilde, şiddetli rotavirus enfeksiyon ataklarını ve buna bağlı ölümleri önlemede en etkin yöntemdir. Dünya Sağlık Örgütü oral rotavirus aşısının ulusal bağışıklama programına alınmasını önermektedir. Rotavirus aşısının uygulanması sonrasında rotavirus ilişkili mortalite (ölüm ) ve morbiditede(hasta olma) önemli azalma görülmüştür.

    AŞI UYGULAMALARI: Günümüzde tüm dünyada, lisanslı 2 canlı oral rotavirus aşısı bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, infantların rutin olarak rotavirus aşısı ile aşılanmasını önermekte ve beş valanlı RotaTeq ve monovalan Rotarix arasında tercih yapmamaktadır.

    RotaTeq , 2, 4 ve 6. aylarda olacak şekilde 3 doz olarak uygulanmalıdır. İlk doz 6. haftadan itibaren uygulanabilir, ancak 15. haftadan önce de uygulanmış olmalıdır. Rotarix, 2. ve 4. aylarda 2 doz halinde uygulanmalıdır.

  • Astım zannedilen bir antite ; primer silier diskinezi

    Primer silyer diskinezi (PSD) bazı organlardaki silyalarda (Gözle görülemeyecek kadar tüycüklerde) bozukluk sonucu bu tüycüklerin fonksiyonlarını görememeleri ile karakterize bir hastalıktır. Hastalık genetik olarak doğuştan gelmektedir.

    Tüycükler çalışamadığı için sekresyonların atılmasında bozukluk vardır ve en sık olarak ta akciğerlerde bronş içlerinde balgam birikmesi meydana gelebilir. Hastaların yaklaşık yarısında göğüs ve karın içindeki iç organlar ters yerleşmiştir. PSD’de mukosiliyer temizlenmenin bozulması nedeniyle erken çocukluk döneminde tekrarlayan kronik sinüzit, kulak iltihabı ve geç dönemde bronş genişlemesi-bronşektazi (BE), işitme kaybı ortaya çıkabilmektedir.

    Tedaviye dirençli ve tekrarlayıcı üst ve alt solunum yolu enfeksiyonu geçiren ve altta yatan nedenin bulunamadığı tüm hastalarda PSD olasılığı akla gelmelidir. Hastalarda çoğunlukla balgamlı öksürük, yaz-kış devam eden iltihaplı burun akıntısı, tekrarlayan kulak iltihabı vardır.

    Özellikle yenidoğan döneminde şikayelerin ya da göğüs ve karın içindeki iç organların yerleşiminin ters olması (Kalbin sağda, midenin solda yerleşim göstermesi) uyarıcı olmalıdır.

    PSD tanısı oldukça zor konulan bir hastalıktır. Kesin tanı konulmasında tek başına altın standart bir yöntem yoktur. Kesin tanı bu konuda özelleşmiş merkezde klinik hikayenin dikkatlice gözden geçirilmesi ve tarama test sonuçlarının değerlendirilmesi ardından kesin tanı yöntemlerinin uygulanması ile olur.

    PSD tanısında burundan ya da bronştan silia örneği alınması ve siliaların mikroskopik ve daha gelişmiş yöntemlerle fonksiyonlarının incelenmesi ile tanı konur.

    Primer siliyer diskinezide uygulanan tedavide hastalığın ilerlemesi ve akciğer fonksiyonlarının kötüleşmesinin önlenmesi amaçlanmalıdır.

    Solunum tedavisi:

    Akciğer fonksiyonlarının izlenmesi

    Pulmoner rehabilitasyon ve fiziksel egzersiz kombinasyonları ile havayolu temizliği

    Üst ve alt havayolu infeksiyonlarının tedavisini içermektedir.

    Hastalar her 3 ayda bir düzenli olarak çocuk göğüs hastalıkları merkezinde takip edilmelidir. Hasta her kontrole geldiğinde solunum, kulak burun boğaz ve genel değerlendirme yapılmalıdır. Ek olarak oksijen durumu ve solunum fonksiyon testi de kontrol edilmeli, balgam kültürü alınmalıdır. Akciğer filminin her kontrolde çekilmesine gerek yoktur ancak enfeksiyon ya da bronş genişlemesinden şüphelenildiğinde çekilebilir.

    Bronşektazi düşündüren klinik ve akciğer grafi bulgusu varsa bronşektazi tanısını kesinleştirmek için tomografi. PSD tedavisinde hava yolu temizliği esastır. Hastalara düzenli olarak göğüs fizyoterapileri uygulanmalı, balgam söktürmeye yarayan ve doktorları tarafından önerilen aletler kullanılmalıdır. Hastaların Sağlık bakanlığı aşı programına ek olarak yıllık grip aşısı yaptırmaları da önerilmektedir. Ülkemizde 2008 yılından itibaren pnömokok aşısı ulusal aşı programına dahil edilmiştir. Bu tarihten daha önce doğup pnömokok aşısı olmamış çocukların 23-bileşenli polisakkarit pnömokok aşısı ile aşılanması önerilmektedir. Koruyuculuğu devam ettirmek için yüksek riskli gruba 5 yıl sonra aşı tekrarı 1 kez daha yapılabilir

  • Ateş düşürücüler bebek aşılarını etkiliyor

    Çocuklarda aşı mikroorganizma (mikrop) ‘nın tamamı veya bir bölümünün belirli işlemlerden geçirildikten sonra verilmesidir. Aşılar enfeksiyonlardan korunma amaçlı uygulanır. Doğal enfeksiyon geçirildikten sonra gelişen bağışıklık önemlidir. Aşı uygulama sonrası beklenti doğal bağışıklığa yakın bir korumanın sağlanmasıdır. Aşının koruyuculuğu hastalığa yakalanmama ve hastalıktan korunmayı amaçlar. Aşılar bebeklik döneminde uygulanmaya başlar ve belirli aralıklarla tekrarlanarak koruyuculuğun oluşması sağlanır. Günümüzde hastalığa yakalanma riskini azaltma ve korunma önemlidir. Teknolojideki ilerlemeye paralel olarak aşılarda yapısal değişiklik olmuş ve
    aşı sonrası yan etkiler azalmıştır. Son yıllarda yapılan kapsamlı çalışmalarda bebeklerde aşı sonrası ateş düşürücü ve ağrı kesici olarak uygulanan paracetamol (acetaminofen) ‘in bağışıklık sistemini etkilediği görülmüştür. Aşı uygulamasından sonra oluşan ateş uygulanan mikroba karşı gelişen bir savunma mekanizmasıdır. Ateş düşürücü verilmesi bu savunma mekanizmasına etki etmekte ve istenilen yanıt oluşamamaktadır. Bebeklere ve çocuklara verilen ateş düşürücü paracetamol’un etkisi araştırıldığında bazı aşılarda yanıtın azaldığı bazı aşılarda ise etkisinin olmadığı görülmüştür.

    Bebeklerde ;

    * Pnömokok (zatürre)
    * Difteri
    * Tetanoz
    * H İnfluenza (menenjit)
    * Boğmaca aşılarda ateş düşürücülerin verilmesi bağışıklık yanıtına etki etmekte ve bağışıklık yanıtının zayıflamasına yol açmaktadır. Rotavirüs aşısı üzerine paracetamolun etkisi bulunmamaktadır. Bebeklik döneminde uygulanan

    * Pnömokok aşısı
    * Hepatit B aşısı
    * Karma aşı DTaB Hib aşılarından sonra ateş düşürücü ,ağrı kesici paracetamol vermekten kaçınmak gerekir.

    Bir yaşından sonra uygulanan aşılarda paracetamol’un bağışıklık yanıtı azaltıcı etkisi görülmemiştir. Diğer taraftan aşı uygulamalarından sonra ateş yükselmesi her aşı tipinde oluşmamaktadır. Son yıllarda uygulanan boğmaca aşısının ateş yükseltici etkisi aşının yapısının değiştirilmesi ile ortadan kaldırılmıştır. Sonuç olarak bebeklerde aşı sonrası gelişebilecek ateş ve ağrıdan önlemek için verilen paracetamol’un yararlı değil zararlı etkisinin olabileceği görülmektedir. Diğer bir ateş düşürücü , ağrı kesici olan Ibuprofenin’in Zatürre (Pnömokok) aşısının oluşturduğu bağışıklık yanıtı üzerine azaltıcı etkisi olmadığı saptanmışsa da diğer aşılar tetanoz ve boğmaca üzerinde bağışıklık yanıtını azaltıcı etkisi görülmüştür. Bebeklerde aşı uygulamalarından sonra ateş düşürücü verirken düşünülmeli ve mümkünse ateş düşürücü verilmemelidir.

  • Rotavirüs aşıları

    Rotavirüs enfeksiyonundan korunmada aşıların önemi her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Birçok ülkede rutin aşılama programında bulunan bu aşı ülkemizde henüz rutin aşılama programına alınmamıştır. Ağızdan uygulanan bu aşılar canlı virüs aşısı olup iki ayrı preparatı mevcuttur.

    – Beş tip canlı rotavirüs içeren Rotateq

    – Monovalan rotavirüs aşısı Rotarix

    Rotavirüs aşılarının uygulanmasında bazı sorunlar karşımıza çıkmaktadır.

    – Aşı her yaş grubuna uygulanamaz.

    – Aşı uygulama zamanı sınırlıdır.

    – İki farklı aşının uygulama zamanları aynı değildir.

    – İlk doz aşı uygulaması belirli bir zaman diliminde yapılmalıdır.

    – Doğal rotavirüs enfeksiyonunun geliştiği gibi aşı ağız yolundan verilmekte ve bağışıklık yanıtı aynı şekilde oluşmaktadır.

    – Aşı uygulanmasından sonra anne sütü ile beslenmenin aşının etkinliğini azaltmakta mıdır? Sorusunun yanıtı bilinmemektedir.

    – Aşının ishale yol açan tüm tipleri kapsamaması önemlidir.

    – Aşı uygulaması ile rotavirüs ishallerinde belirgin düşük olması sevindiricidir.

    Rotateq aşısı 3 doz olarak uygulanmaktadır.

    İlk doz bebek 12 haftalık (3aylık) oluncaya kadar verilmesi gerekir. Son doz en geç 32 haftaya kadar verilmelidir. Doz aralıkları 4 veya 8 hafta olarak uygulanabilir. 3 doz aşı uygulaması aynı aşıyla tamamlanmalıdır. Rotarix aşısı 2 doz olarak uygulanır. İlk dozda 16 haftadan önce (yurt dışı uygulanmalarında bu süre 3 ay 2 hafta 6 gündür.) İkinci doz 24 haftaya kadar tamamlanmalıdır. Doz aralığı her iki aşı uygulamasında aynıdır. Bu iki aşı uygulamasında yaşanan karmaşa ilk ve son doz tarihlerinin birbirinden farklı oluşudur. Sonuçta hangi aşı ile aşılama başladı ise o aşı ile aşılamanın tamamlanması gerekliliğidir. Bu süreçler dışındaki güvenirlik ve etkinlik tartışmalıdır.

    Gebe ve erişkinlerde aşının kullanılması önerilmez. Rotavirüs aşısı diğer aşılarla eş zamanlı olarak verilebilir. Prematüre bebekler normal aşılama zamanında rotavirüs aşısı ile aşılanabilirler. Bu aşılarda thimerosal (civa) ve diğer koruyucu maddeler yoktur. Rotavirüs aşılarının hastalığın kontrolü ve ishale bağlı ölümlerin azalmasında etkisi tartışılmaz. Beklentiler bu aşıdaki uygulanabilirliğin yaşla sınırlı olmaması ve tüm rotavirüs tiplerini kapsamasıdır.

  • Çocuğunuzun grip aşısını yaptırdınız mı ?

    Çocuğunuzun grip aşısını yaptırdınız mı ?

    Grip aşısı kimlere yapılmalı?

    *6 ay- 5 yaş arası çocuklar

    *65 yaş üzeri olanlar

    *Şeker,kalp,akciğer ,böbrek hastalığı gibi kronik hastalığı olanlar

    *Gebeler (3 aydan sonra)

    *Sağlık personeli

    *Kreş ve huzurevi gibi ortamlarda çalışanlar

    *6 aydan küçük bebeklerin kardeşleri, anne-baba ve bakıcıları

    Grip (influenza) aşısı çocuklara neden yapılmalıdır?

    Dünya Sağlık Örgütü 6ay- 5 yaş arası çocukları risk grubu olarak almıştır. Bu yaş grubu çocuklarda grip ağır seyreder (şiddetli ateş,öksürük,kas-eklem ağrıları,ishal-kusma). Orta kulak enfeksiyonu,zatürre,beyin iltihabı gibi komplikasyonlar bu yaş grubu çocuklarda daha sık görülür. Ölüm riski vardır. Çocuklar hastalığı daha çok ve daha uzun süreli bulaştırır.Erişkin hastalığı 5 gün bulaştırırken çocuklarda bir aya kadar bulaşıcılık olmaktadır. Hastalık uzun sürer (15 gün ) ve hastaneye yatışı da gerektirebilir.

    Grip aşısı nasıl yapılmalı?

    *6 ay- 3 yaş arası olan ve daha önce hiç grip aşısı olmamış çocuklara 1 ay arayla 2 kez yarım doz aşı kas içine yapılır.

    *3 yaş-8 yaş arası hiç grip aşısı olmamış çocuklara 1 ay arayla 2 kez tam doz grip aşısı yapılır.

    *Daha önceki yıllarda grip aşısı olan çocuklara yaşa bakmadan 1 tam doz aşı yapılır.

    *8 yaş üstüne yılda bir kez aşı yapılır.

    Grip aşısı neye karşı korur?

    *Grip aşısı influenza adı verilen virüsün en sık görülen ve en ağır seyreden tiplerine karşı (H1N1, H3N2,influenza B) %60-70 civarında

    *6-8 ay süren bir koruma sağlar.

    *Aşı yapıldıktan 15 gün sonra koruyuculuk başlar.

    Grip aşısı yan etkileri nelerdir?

    *En sık aşı yapılan yerde kızarıklık,sertlik ve ağrı yapabilir.

    *Hafif ateş olabilir.

    *Grip aşısı ölü bir aşı olduğundan grip benzeri şikayetler yapmaz.

    Ne zaman aşı olalım?

    Ekim-Aralık ayı arası aşı yapılması için en uygun zamandır.Tüm grip sezonu boyunca da yapılabilir (Türkiye’de grip sezonu aralık sonu Nisan arasındadır).

  • Çocukları zatürreden koruyunuz

    Zatürre (Pnömoni) akciğerlerin enfeksiyonu olup, her yıl milyonlarca insan zatürre’ye yakalanmaktadır. Erken tanı konulan vakalarda tedavi başarı olmakta ise de bazı vakalarda sekeller görülmekte ve hastalık ölümcül olabilmektedir.

    Zatürreye bağlı ölümler ciddi sorun oluşturmaktadır. A.B.D her yıl 50.000 yakın insan zatürreden kaybedilmektedir.

    Zatürre;

    Bebekler,

    Küçük çocuklar ve

    Yaşlılarda ağır seyreder.

    Dünya genelinde her yıl 5 yaşından küçük 1 milyon çocuk zatürreden ölmektedir. Günümüzde zatürreden ölümün diğer enfeksiyon hastalıkları AIDS, sıtma ve tüberküloza kıyasla daha yüksek olduğu vurgulanmaktadır.

    Ülkemizde ise zatürreden ölüm oranının yüksek olduğu görülmektedir. Sağlık bakanlığı verilerine göre;

    Bir yaşından küçük bebek ölümlerinin % 48.4

    1 – 4 yaş grubu çocuk ölümlerinin ise % 42.1 i

    Zatürre nedeniyle kaybedildiği vurgulanmaktadır.

    Bebek ve çocuklar için öldürücü olabilen bu hastalıktan korunma mümkün müdür sorusunun yanıtı evettir.

    Aşılama ve diğer koruyucu yöntemlerle hastalık riski azaltılabilmektedir.

    Temel olarak aşılar bağışıklık sistemini enfeksiyonlara karşı hazırlar. Bağışıklık hale gelen çocuklar bakteri ve virüslerle karşılaşma durumunda hastalığı hafif geçirebilir veya bağışık olduğu için hastalıktan korunmaktadır.

    Korunmada aşıların önemi küçümsenemez. Aşı uygulanan vakalarda zatürre olma riski düşüktür. Bu aşıların bir kısmı bakteri bir grubu viral aşılardır.

    Bakteriyel aşılar;

    Hemofiluz influenza tip b

    Boğmaca

    Pnömokok

    Viral aşılar;

    Kızamık

    Su çiçeği

    Grip aşılarıdır.

    Aşıların yan etkisi yoktur. Güvenle kullanılabilir. Günlük aktiviteyi sınırlayıcı etkisi yoktur. Özellikle grip aşısının etkisinin olmadığını savunan uzmanların aksine pnömoninin önlenmesinde grip aşısının yeri tartışılmaz.

    Soğuk algınlığı ile grip enfeksiyonunun karıştırılması ise sözün bittiği yerdir. Kalp hastası, kanser ve akciğer hastalığı olan çocukların aşılanması ayrı bir önem taşır.

    Korunmada anne sütü ile beslenme son derece önemlidir. Anne sütündeki koruyucu maddeler bebekleri birçok enfeksiyon hastalıkları ve zatürreden korunmada etkili olmaktadır.

    Hastalıktan korunmada sık sık ellerin yıkanması önemlidir.

    Hasta olan bireylerin izolasyonuna dikkat edilmelidir. Hapşırık ve aksırırken kağıt mendil kullanılmalıdır.

    Sigara içen ortamlardan kaçınılmalıdır.

    Sağlık bakanlığı verilerine göre 5 yaşından küçük çocuklarda çocuk ölümlerinin bir numaralı nedeni olan zatürreden korunmada aşıların vazgeçilmez olduğu unutulmamalıdır.

    Anahatar kelimeler:

    Zatürre

    Zatürreden korunma

    Pnomokok aşısı

    Grip

  • Hepatit b antijeni (hbsag) pozitif aile bireyleriyle yaşamak

    Hepatit B aynı adı taşıyan virüsün (HBV) karaciğerde iltihap yapması sonucu ortaya çıkan ciddi bir tablodur.

    Hepatit B virüsü AIDS virüsünden 100 kat daha bulaşıcı olup, tüm dünyada en yaygın kronik enfeksiyon hastalığına neden olmaktadır.

    Hepatit B virüsü ile karşılaşıldığında;

    Akut hepatit B enfeksiyonu gelişir. Genellikle sarılıkla seyreder ve 6 ay sürebilen bu tablonun sonunda virüs vücuttan atılır.

    Eğer virüs vücuttan atılamamışsa bu durumda kronik hepatit gelişir. Zaman içinde kronik hepatitli vakaların bir kısmı siroz ve karaciğer kanserine dönüşebilir.

    Hepatit B geçiren vakaların %5’i taşıyıcı olmaktadır. Taşıyıcılar enfeksiyonun yayılmasında önemli rol oynarlar. Hepatit B taşıyıcılarında virüs vücutlarında aylar yıllar ve hatta yaşam boyu kalabilmektedir.

    Taşıyıcılarda hiçbir şikayet ve belirti olmayabilir. Bu vakalar çoğu kez rutin olarak yapılan incelemelerde tanımlanır. Taşıyıcıların bulaştırıcılık özelliği yüksektir.

    Hepatit B virüsü esas olarak kan ve vücut salgıları ile bulaşmaktadır.

    Kan

    Vajina salgısı

    Semen

    Vücut salgıları

    Tükürük esas bulaşım kaynaklarıdır.

    Kan ve vücut salgıları ile bulaşan her türlü kullanım materyali bulaşmada önemlidir. Müşterek kullanılan;

    Diş fırçası

    Cerrahi aletler

    Traş bıçağı

    Manikür, pedikür aletleri

    Dövme yapılması enfeksiyonun yayılmasında rol oynar.

    2

    Hepatit B virüs taşıyıcıları da ( HBs Antijeni pozitif ) uyarıcı bir belirti olmadığından dolayı tablonun kendileri ve aile fertleri için ne denli önemli olduğunu tanımlayamazlar.

    Taşıyıcı ailelerde enfeksiyonun kardeşten kardeşe, babadan oğula daha yüksek oranda geçtiği görülmüştür. Annelere geçişin daha az olduğu saptanmıştır.

    Çocuk bakıcılarının hepatit B pozitif olduğu durumlarda ise bu durum daha vahim bir hal almaktadır. Ülkemizde çalışan bakıcıların bir grubu hepatit B enfeksiyonun yaygın olduğu Uzakdoğu ülkelerinden gelmektedir. Bu ülkelerde gelen bakıcılarda taşıyıcılığında aynı oranda yüksek olması beklenmektedir.

    Özellikle çocuk bakıcılarının işe başlatılmadan önce hepatit yönünden incelenmesi önemlidir. Tanı konulan vakalarda enfeksiyonun taşıyıcılar kadar yakınları içinde önemli olduğu vurgulanmalıdır.

    Koruyucu yöntemler konusunda bilgilendirme yapılmalı

    Aile bireylerine hepatit B incelenmesi yapılmalı

    Antijen pozitif vakalar takibe alınmalı

    Antijen ve antikor negatif vakalar ivedilikle aşılanmalı

    Gereken vakalarda hepatit B immunoglobulin(HBIG) uygulanmalıdır.

    Aile bireyi veya bakıcıda HBs antijeni pozitif ise;

    Çocuk bir yaşından küçük ise bu durumda koruyucu tedavi gerekir. Eğer çocuğun HB aşıları 3 veya 2 doz olarak yapılmış ise HBIG uygulamasına gerek yoktur.

    Çocuğa 1 doz hepatit B aşısı uygulanmışsa bu durumda 2 doz aşı süratle uygulanır ve/ veya HBIG uygulanması da söz konusudur.

    Çocuk aşılı değilse HBIG uygulanır ve aşı 3 doz olarak planlanır.

    3

    Hangi aileler hepatit B antijeni yönünden taranmalıdır.

    Hepatit B taşıyıcı olan şahısların aileleri

    Kronik HBV enfeksiyonu olanlar

    HB antijeni pozitif karaciğer kanseri ( hepatoselüler karsinom) aile fertleri hepatit serolojisi(kan tahlili) yönünden incelenmelidir.

    Taşıyıcıların aile fertlerine yapılan aşı ve gereken vakalarda uygulanan hepatit B immunoglobulini korunmada etkili olmakta mıdır?

    Bu vakaların takiplerinde antikor (koruyucu ) düzeyin yeterli olduğu gösterilmiştir.

    Yaşam boyu koruyucu antikor düzeyi yeterli midir? Sorusunun yanıtı henüz cevaplanamamıştır. Hepatit B aşısının en az 10 – 15 yıl koruduğu bilinmektedir.

    Hepatit B antijeni pozitif aile fertlerin takipleri düzenli olarak yapılmalıdır.

    Takip edilen grupta antikor düzeyi yetersiz ise bu durumda pekiştirme dozu diye tanımlanan aşı dozu yapılmalıdır.

    Hepatit B aşısının etkisi tartışılmaz. Hepatit B aşının yetersiz ve yan etkisi olduğu konusundaki bilgiler gerçek dışıdır.

    Hepatit B virüs enfeksiyonu halen ülkemizdeki önemli sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Aşılamanın yaygınlaştırılması ile birlikte bu sorunun çözümleneceği aşikardır.

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Sağlıklı çocuk izlemi

    Çocuklarda büyümenin izlenmesi; sağlıklılığı izlemek, sağlık sorununu erken dönemde saptamak, malnutrisyonu önlemek yani kötü beslenmeyi önlemek amacı ile yapılır.

    Çocuğun her gelişinde; vücut ağırlığı , boy, baş çevresi doğru olarak ölçülür, standart büyüme eğrilerinde değerlendirilir ve doğru şekilde yorumlanır, mutlaka anne babanın aktif katılımı sağlanmalıdır.

    Gelişmenin izlenmesi: Biyolojik işlevlerin kazanılması, olgunlaşmayı ifade eder. Bu açıdan anne ve babaların çocuğu gözlem esnasında şunlara dikkat etmelidir.

    Çocuğunuzun gelişimi, işitmesi, konuşması, anlaması, ellerini kullanması ve vücut hareketleri konusunda kaygı uyandıran bir durum var mı ?

    Çocuğunuz isteklerini anlatabiliyor mu?

    Çocuğunuz neleri anlıyor?

    Elleri, parmakları ile neler yapıyor, bedenini nasıl hareket ettiriyor?

    Aile bireyleri ve yabancılarla nasıl ilişki kuruyor?

    Oyunları hakkında bilgi verir misiniz?

    Gelişimi desteklemek için evde neler yapıyorsunuz?

    Aşılar: Sağlık Bakanlığının uyguladığı aşı programına uyulmalı, gününde aşılar yapılmalıdır. Bu takvime göre hepatit B aşısı; doğumda ve birinci ve altıncı ayda Hepatit B aşısı, verem aşısı ikinci ayda, Difteri tetanoz ve Boğmaca aşısı ikinci, dördüncü ve altıncı aylarda , onsekiz- yirmi dört ay arasında rapel dozu, oral polio aşısı altıncı ayda, on sekiz-yirmi dört ay arasında ve ilkokul birinci sınıfta, Kızamık, Kabakulak ve Kızamıkçık aşısı on ikinci ayda ve ilkokul birinci sınıfta rapel dozu, Konjuege Pnömokok aşısı ise ikinci, dördüncü ve altıncı aylarda , onsekiz- yirmi dört ay arasında rapel dozu, difteri tetanoz aşısı ise ilkokıl birinci sınıf ve sekizinci sınıfta rapel dozu yapılır.

    Sağlık eğitimi için; iyi bir iletişim, ilgiyi odaklama, empati gösterme, otoriter tavırdan kaçınma, kesin ve açık dille konuşma, önce doğruları övme sonra yanlışları düzeltme, öneriler ailelerin düzeyine uygun anlatma, söylenenlerin anlaşılıp anlaşılmadığının kontrol etme, pratik uygulama ve yazılı materyal sunumu çok önemlidir.

    Sağlık eğitiminde üzerinde durulması gerekli konular; Bebek Bakımı, Sigara İçilmemesi Aile Planlaması, Hastalık Bulguları, Beslenme, Vitamin İlavesi, Diş Sağlığı ve Kazalardır.

    Anneler için önemli olanlar: ilk aylarda;

    Anne sütünün yararlılığı

    Emzirme danışmanlığı

    Göbek bakımı, banyosu, giysileri

    Cilt temizliği, pişiklerin önlenmesi

    Ağlama nedenleri, idrar ve dışkı sıklığı

    El yıkamanın önemi, sigaranın zararları

    Bebeğin yatağı, yatış pozisyonu, uyku düzeni

    Kundak ve emziğin zararları

    D vitamini (15 gün- 1 yıl 400İÜ/G)

    Bebeğin 10 yaşından küçük çocuklarla yalnız bırakılmaması önerilmelidir.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kan Hastalıkları ve Genetik Hastalıkları Uzmanı

  • Çocuk aşılaması

    Hekimlikte temel ilke koruyucu hekimliktir, koruyucu hekimliğin en önemli işlevlerinden birisi de aşılamaktır.

    Aşılama tarihçesi: Aşı konusunda ilk uygulamanın M.Ö. 590 yılında Çin’de Sung Hanedanı döneminde çiçek hastalığından korunmak için ciltteki iltihaplı maddenin sağlıklı kişilerin burnunun içine verilmesi olduğu bilinmektedir. Sistemli aşılama ise ilk kez yine çiçek hastalığına karşı olmak üzere 1796 yılında Edward Jenner tarafından başlatılmıştır. Aşılama ile ilgili ayrıntılı bilgiler Jenner’den 100 yıl kadar sonra, Pasteur tarafìndan elde edilmiştir. Bu büyük bilim adamı, infeksiyon hastalıklarının kaynağının mikroplar olduğunu keşfetmiştir. Ayrıca mikropların zayıflatılmış, hastalık yapamayacak hale getirilmiş biçimde insanlara verilmesiyle, bireyin bulaşıcı hastalıklardan korunabileceğini kanıtlamıştır.

    Bağışıklık Sistemi: Kişi çevresinde bulunan kimi mikroorganizmaların ya da onların ürünlerinin zararlı etkilerine karşı dirençli olması hali BAĞIŞIKLIK olarak tanımlanır. Bağışıklık sistemi özgül yanıt veya özgül olmayan yanıt şeklinde tanımlanır. Bağışıklık pasif yada aktif olarak yani aşılama ile kazanılır.

    Bu amaçla mikroorganizmaların zayıflatılmış, hastalık yapamayacak hale getirilmiş şekillerinin vücuda verilmesiyle, bağışıklık sisteminin uyarılmasını sağlamak üzere aşılar geliştirilmiştir.

    İdeal bir aşı nasıl olmalıdır; hastalık belirtisine yol açmadan, en az hastalığı geçirmekle edinilecek kadar bağışıklık sağlayan aşıdır. Her aşı en iyi bağışıklık yanıtı sağlayacak sıvılarla ve kendisi için en uygun olan vücut bölgesine uygulanır. Aşı programları oluşturulurken; çocukların bağışıklık sistemlerinin infeksiyonlara karşı yanıt verebilme yetenekleri, mevsimler, hastalıkların yayılma yolları ve toplumların sosyoekonomik koşulları gibi bir çok faktör göz önünde bulundurulur.

    Aşılama amaçları: Aşılama çalışmalarında güdülen başlıca amaç, insanların aşı ile önlenebilir hastalıklardan mortalite ve morbiditenin azaltılmasıdır.

    Aşı kampanyaları: Kampanyalar, bir hastalığı tümüyle ortadan kaldırmak amacıyla da yapılabilmektedir. Ağızdan çocuk felci aşısının son yıllarda çok sayıda ülkede aynı tarihlerde kampanyalar halinde uygulanması, yok etme çabalarına iyi bir örnektir. Bu yaygın kampanyada amaç; çocuk felcini, tıpkı çiçek hastalığında olduğu gibi tamamen yeryüzünden silmektir

    Rutin Aşı Takvimi : Ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından önerilen ve giderleri devlet tarafından karşılanarak ücretsiz uygulanan rutin aşı programı aşağıdaki gibidir.

    Bu program içinde yer alan aşılar ; Difteri, Boğmaca, Tetanoz, Çocuk felci, Verem, hepatit B, Kızamık aşılarıdır.

    Ek rutin aşılar : Sağlık Bakanlığı’nın ücretsiz olarak uyguladığı rutin aşılar dışındaki bazı aşılar gelişmiş ülkeler başta olmak üzere birçok ülkede rutin aşı programı içerisinde uygulanmaktadır: MMR (kızamık-kızamıkçık-rubella) aşısı: Bu aşı 9 aylık kızamık aşısı yapılmış olan çocuklara 15 aylıkken uygulanabilir.

    Hemofilus influenza tip b (Hib) aşısı : Özellikle çocukluk çağında menenjitlerin çok önemli bir bölümünü oluşturan Hib menenjitinin önlenmesi için önemlidir. Gelişmiş ülkelerde bu aşı ile Hib menenjitleri eradikasyon hedefine oldukça yaklaşmıştır. Aşının uygulama şeması çocuğun yaşına göre değişiklik gösterir.
    Varisella (su çiçeği) aşısı : Varisella komplikasyon oranı düşük olmasına rağmen, gerek çok sık görülmesi, gerekse de immün yetmezlikli hastalarda mortalitelere neden olması nedeniyle, korunulması gereken bir hastalıktır. Aşısı oldukça pahalıdır, ancak çok koruyucu etkinliği yüksektir. Aşı 12 ayını doldurmuş çocuklara, 12 yaşa kadar tek doz uygulanır. 13 yaşında veya daha büyük çocuklara ve yetişkinlere ise su çiçeği geçirmemişlerse, en az bir ay ara ile 2 doz verilir.

    Aşının uygulanamadığı durumlar; Aşı uygulanamadığı durumlar son derece nadirdir. Genellikle canlı olmayan aşılar her durumda yapılabilir, ancak bağışıklamanın yeterli olmadığı zamanlarda etkisiz olabilir..Canlı aşılarda ise bağışıklama sisteminin zayıf olduğu durumlardır. Malign hastalıklar, AIDS, kortikosteroid veya antineoplastik ilaç kullanımı, doğumsal bağışıklık yetmezlik sendromları gibi bağışıklık sistemini bozan primer ve sekonder hastalıklar, aktif tüberküloz, hastanede yatarak tedaviyi gerektirecek düzeyde zatürre, böbrek yetmezliği, metabolizma bozukluğu v.b. gibi sağlık sorunu olanlara geçici olarak aşı yapılamamktadır.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kan Hastalıkları ve Genetik Hastalıkları Uzmanı