Etiket: Aşı

  • Hepatit b , bulaşma yolları ve aşılama

    Önemli bir karaciğer hastalığı olan Hepatit günümüzde dünyadaki en önemli sağlık problemlerinden birisidir. Ülkemizde de son yıllarda sıklığı azalmasına rağmen, özellikle Hepatit B hala önemini korumaktadır. Hepatit geçiren hastaların bir kısmında siroz gibi önemli hastalıkların gelişme ihtimalinin bulunması, hastalığın önemini daha da arttırmaktadır.

    Hepatite neden olan etkenler arasında Hepatit A, Hepatit B ve Hepatit C virüsleri ilk sıralarda yer almaktadır. Hepatit A virüsü sadece akut hepatit oluşturmaktadır. Bunlarda kronikleşme ve taşıyıcılık görülmemektedir. Hepatit B ve C virüsleri ise hem akut, hem de kronik hepatite neden olabilmektedir. Ancak B ve C virüsünü alan kişilerin tümünde hastalık görülmemektedir. Çeşitli yollarla bu virüsleri alan kişilerin bir kısmında karaciğer hasarı ve buna bağlı olarak kandaki karaciğer enzimlerinde yükselmeler görülürken, büyük kısmında sadece taşıyıcılık söz konusudur. Ülkemizde taşıyıcılık oranı C virüsü için %1’in altında iken B virüsünde bölgelere göre % 5 ile 10 arasında değişmektedir. Sağlıklı taşıyıcı olan bireyler herkes gibi toplum içinde yaşamlarını normal olarak devam ettirmektedirler. Ancak taşıyıcıların alkol almamaları, karaciğere zararlı ilaçlardan kaçınmaları ve ortalama yılda bir kez konunun uzmanına giderek karaciğerlerini kontrol ettirmeleri önerilmektedir.

    Hepatit B virüsü (HBV)nü alan kişilerde hastalığın yanı sıra taşıyıcılık da söz konusu olabileceği için bunlarda bulaşma yollarının iyi bilinmesi gerekir.

    HBV’nin bulaşma yolları günümüzde büyük oranda bilinmektedir. Bu virüs başta kan olmak üzere hemen hemen bütün vücut sıvılarında tespit edilmiştir. Ancak pratikte HBV’nin özellikle kan, kan ürünleri ve cinsel temas yoluyla bulaştığı kabul edilmektedir. Diğer vücut sıvıları ile bulaşma gösterilememiştir.

    HBV’de Başlıca Bulaşma Yolları :

    • Kan ve kan ürünleri ile temas ve kan nakilleri
    • HBV bulaşmış iğne, enjektör, bistüri, sonda ve cerrahi aletlerle bulaşma,
    • HBV ile infekte olmuş ve iyi dezenfekte edilmemiş hemodiyaliz cihazları,
    • İyi temizlenmemiş aletlerle diş çekilmesi ve dolgu yapılması,
    • Damardan ilaç kullanımı,
    • Mikropla temas etmiş ve iyi temizlenmemiş aletlerle akupunktur ve döğme yapılması, kulak delinmesi, HBV pozitif kişinin jileti ile traş olunması ve diş fırçası ile diş fırçalanması,
    • Özellikle HBeAg’si pozitif olan taşıyıcı anneden doğan çocuğa doğum sırasında bulaşma,
    • Cilt yarası, kesi, mukoza yaralanması ve kanla temas nedeniyle HBV pozitif kişiden sağlıklı kişiye bulaşma,
    • Cinsel temasla bulaşma

    HBV’nin bulaşma yollarının özelliğinden dolayı bazı kişi ve /veya gruplar risk altındadırlar. Genel olarak özellikle HBV’nin bulaşma olasılığının yüksek olduğu kişilerin öncelikli olarak aşılanması, daha sonra kademeli olarak ve bir plan çerçevesinde diğer kişilerin de aşılanması önerilmektedir. HBV için yüksek risk grubunu oluşturan ve öncelikli olarak aşılanması gereken gruplar şunlardır:

    • Başta laboratuar ve kan merkezi çalışanları olmak üzere, cerrahlar, diş hekimleri ve diğer bütün sağlık personeli,
    • HBV taşıyıcısı olan annelerden çocuğa geçiş doğum sırasında veya daha sonra olabilmektedir. Bu nedenle hasta veya taşıyıcı olan annelerin bütün çocukları ve yeni doğan bebekleri,
    • Seksüel bulaşma HBV’nin kan yoluyla bulaşmadan sonraki en önemli bulaşma yoludur. Bu nedenle hepatitli veya HBV taşıyıcısı olan bireylerin eşleri,
    • Ailede hepatitli veya HBV taşıyıcısı varsa diğer aile fertlerinin tümü ve yakın ilişki içinde bulunduğu kişiler,
    • Homoseksüeller, damardan ilaç alışkanlığı bulunanlar ve genel ev kadınları da HBV’nin yüksek oranda bulunduğu riskli gruplardır. Bunlar da aşılanmalıdır.
    • Kronik böbrek hastalığı bulunanlar, (özellikle hemodiyaliz hastaları),
    • İmmun yetmezliği bulunan hastalar,
    • Kalabalık yaşam şartları, kötü hijyen ve düşük sosyoekonomik durum HBV’nin bulaşma oranını arttırmaktadır. Bu nedenle yetiştirme yurtları, bakımevleri,hapishaneler ve kreşler gibi insanların toplu olarak bir arada bulundukları ve pek çok malzemenin ortak olarak kullanıldığı yerlerde yaşayanlar,
    • Başta hemofili hastaları olmak üzere, sık kan ve kan ürünleri nakli yapılanlar veya hastaneye bağımlı, sık enjeksiyon ve sık perkütan girişim yapılan hematoloji ve onkoloji hastaları, diğer kronik hastalar,
    • Toplumumuzda HBV taşıyıcılık oranı yüksek olduğu için ve yeni doğan bebeklerin immün sistemleri de henüz yeterince gelişmediği için, bütün yeni doğan bebekler risk altındadır ve aşılanmalıdır.

    Yapılan çalışmalarda günümüzde sadece HBV’ye karşı antiserum ve aşı geliştirilebilmiştir. Dünyanın pek çok ülkesinde öncelikli olarak risk altında bulunan kişiler olmak üzere bireylere aşılama programları uygulanmaktadır. Yapılan kan tetkiklerinde sadece hem HBsAg, hem de Anti-HBs sonucu negatif olan kişilere aşı yapılır.

    HBV ile temas şüphesi olan kişilere ilk 72 saat içinde HBV spesifik immün globülin yapılarak pasif bağışıklık sağlanabilir. Aktif bağışıklık ise ülkemizde de bulunan dört ayrı Hepatit B aşısından herhangi biri ile yapılabilir. Aşılama ile sağlanan koruyuculuk bütün aşı tiplerinde % 90’nın üzerindedir.

    Aşılar önerilen programa uygun olarak, zamanında yapılmalıdır. Üç doz aşı yapıldıktan en erken 6-8 hafta sonra aşının tutup tutmadığı kontrol edilmelidir. Genel olarak son aşı dozundan 12 ay sonra antikor (Anti-Hbs) düzeyine bakılması, düzeyi düşük olan kişilere ek olarak tek doz aşı yapılması önerilir. Daha sonra ise ortalama 4-5 yılda bir, antikor düzeyine bakılması ve aşının koruyuculuğunun arttırılması için gerekirse tek doz aşı yapılması gereklidir.

  • Meningokok enfeksiyonları ve menenjit aşıları

    Neisseria meningitidis yalnız insanda enfeksiyon etkenidir. İnsan nazofarinksi ( burun-boğazın açıldığı ortak boşluk ) bilinen tek taşıyıcılık bölgesidir ve insandan insana, direkt temasla veya solunum yollarından damlacıklarla bulaşır. Nazofarenkste bulgu vermeden bekleyebileceği gibi buradan kana karışarak meningokoksemi ( kan yoluyla tüm vücuda yayılıp yaygın hastalık oluşumu ) ve/veya menenjite ( beyin zarlarının iltihabı ) neden olabilir. Meningokokal enfeksiyonlar tüm dünyada önemli bir ölüm nedeni olmaya devam etmektedir. Her yıl tüm dünyada 500.000 yeni vaka görülmekte, 50.000 ölüm ve tüm tedavilere rağmen hastalık sonrası yaşayan kişilerde ise % 10-20 oranında ciddi sekellere yol açmaktadır.
    Meningokoksemi birçok farklı klinik tablo ile karşımıza çıkabilir. Bulguların başlamasından sonraki birkaç saat içinde hastanın durumu hızla kötüleşebilir. Meningokoksemi ateş ve döküntü ile karakterize, purpura fulminans, septik şok ve çoklu organ yetersizliğine neden olan öldürücülüğü çok yüksek bir hastalık olup en sık beş yaş altı özellikle 12 aydan küçük süt çocuklarında görülür. Purpura fulminans, genellikle ölümcül şok, anemi, bacaklarda ani ve hızla yayılan simetrik deri kanamaları ile seyreden ani başlangıçlı yaşamı tehdit eden bir durumdur. Ayrıca beyin zarı iltihabı ( menenjit) şeklinde hastalık yapabilir. Aşı ile korunulabilecek bir hastalıktır. Bu sebeple ülkemizde de erken dönemde aşılama önerilmektedir. Aşağıda Türkiye için Meningokok Aşılarının Aşılama Şeması gösterilmiştir. ♦️♦️MENİNGOKOK AŞILARI♦️♦️ ♦️6 ay öncesi başlangıç:
    *Nimenrix 2-4-12. ay 3 doz *Bexsero 2-3-4. ay-13. ay veya 3-4-5. ay -13. ay olarak 4 doz

    ♦️6-12 ay arası başlangıç:
    *Nimenrix 6-8-12. ay 3 doz. *Bexsero 7-9. Ay-hayatın 2. Yılı 3 doz. (3. doz 12-24 ay arası)
    *Menactra 9-12. ay. *Bexsero 7-9-hayatın 2. Yılı 3 doz

    ♦️12. Aydan sonra başlangıç: *Nimenrix 12. ay tek doz. *Bexsero 13-15-27. ay 3 doz
    *Menactra 12-14. ay *Bexsero 13-15-27. ay 3 doz

    ♦️24 Aydan sonra başlangıç:
    *Nimenrix 24. ay tek doz. *Bexsero 25-27. ay 2 doz
    *Menactra 24. ay tek doz. *Bexsero 25-27. ay 2 doz

  • Meningokok aşıları

    Meningokok aşıları

    Meningokok tüm dünyada en sık görülen menenjit nedenlerinden biridir. Ülkemizde rutin aşılama programında menenjite neden olan pnömokok ve hemophilus influenza tip b’ye karşı aşılama yapılmaktadır. Ama meningokok menejitine karşı rutin aşılama henüz yapılmamktadır. Bu aşı isteğe bağlı ücretli yapılmaktadır.

    Meningokok enfeksiyonu %10-14 ölümle ve %5-30 sakatlıkla ( sağrlık, havale, mental retardasyon, ekstremite ampütasyonu ve yaygın doku kaybı gibi) sonuçlanabilir. En sık salgınlar ilkbahar aylarında 5 yaş altında çocuklarda ve adolesan yaşta görülür.

    Meningokolar için tek kaynak insandır. Bulaşta asemptomatik taşıyıcılar önemlidir. Bulaş damlacık yoluyla ve solunum yolu salgıları ile direk temasla olur. Akut hastalık menenjit, menenjit ile birlikte meningokoksemi veya menenjit olmaksızın meningokoksemi şeklinde olabilir. Meningokoksemi çok hızlı ilerleyen saatler içerisinde fatal seyrli olabilen bir hastalıktır.

    Meningokok kapsüllü gram negatif diplokok yapısında bir mikroorganizmadır. İnsanlarda hastalık yapan kapsül polisakkaridlerine göre en önemli 5 serotipi ( A, B, C, Y ve W ) vardır. Ülkemizde 2013 yılından beri serotip A, C, Y ve W karsı kombine konjuge menenjit aşısı yapılmaktadır. Ancak açıkta kalan serotip B aşısı ülkemizde yeni onay aldı ve uygulanmaya başlandı. Tam bir korunma için iki aşının da yapılması önemlidir.Meningokok tüm dünyada en sık görülen menenjit nedenlerinden biridir. Ülkemizde rutin aşılama programında menenjite neden olan pnömokok ve hemophilus influenza tip b’ye karşı aşılama yapılmaktadır. Ama meningokok menejitine karşı rutin aşılama henüz yapılmamktadır. Bu aşı isteğe bağlı ücretli yapılmaktadır.

    Meningokok enfeksiyonu %10-14 ölümle ve %5-30 sakatlıkla ( sağırlık, havale, mental retardasyon, ekstremite ampütasyonu ve yaygın doku kaybı gibi) sonuçlanabilir. En sık salgınlar ilkbahar aylarında 5 yaş altında çocuklarda ve adolesan yaşta görülür.

    Meningokolar için tek kaynak insandır. Bulaşta asemptomatik taşıyıcılar önemlidir. Bulaşma damlacık yoluyla ve solunum yolu salgıları ile direk temasla olur. Akut hastalık menenjit, menenjit ile birlikte meningokoksemi veya menenjit olmaksızın meningokoksemi şeklinde olabilir. Meningokoksemi çok hızlı ilerleyen saatler içerisinde fatal seyirli olabilen bir hastalıktır.

    Meningokok kapsüllü gram negatif diplokok yapısında bir mikroorganizmadır. İnsanlarda hastalık yapan kapsül polisakkaridlerine göre en önemli 5 serotipi ( A, B, C, Y ve W ) vardır. Ülkemizde 2013 yılından beri serotip A, C, Y ve W karsı kombine konjuge menenjit aşısı yapılmaktadır. Ancak açıkta kalan serotip B aşısı ülkemizde yeni onay aldı ve uygulanmaya başlandı. Tam bir korunma için iki aşının da yapılması önemlidir.

  • Aşıların yan etkileri

    Aşıların yan etkileri

    Lokal reaksiyonlar

    En sık görülen yan etkidir 1-3 günde geçer, zararsızdır. Aşı uygulanan bölgede ağrı, kızarıklık, şişlik, ısı artışı gözlenir.

    Sistemik yan etkiler

    Ateş, halsizlik, miyalji, baş ağrısı, iştah kaybı gibi daha genel etkilerdir. Herhangi bir hastalığa özgül olmayan (non-spesifik) belirtilerdir, aşıya bağlı gelişebileceği gibi başka nedenlere bağlı olarak da gelişebilirler. Aşıya bağlı olarak gelişen ateş veya döküntü daha çok canlı zayıflatılmış aşıları takiben ortaya çıkar. Canlı aşılar bağışıklık yanıtı oluşturabilmek için kendilerini kopyalamak zorundadır. Bu da hastalığın doğal halinin, aşı yapıldıktan 3-21 gün sonra hafif formda oluşmasına bağlı olarak gerçekleşir. Bu aşılardaki virüsler kendilerini kulak ve boğazın mukus membranlarında kopyalar, akciğerlerde çoğalmazlar. Bu nedenle ortaya çıkan etkiler hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu tablosu olarak belirir.

    Alerjik reaksiyonlar

    Aşının antijeni veya hücre kültürü materyali, koruyucu, stabilizör veya bakteri oluşumunu inhibe etmek için kullanılan antibiyotik gibi aşının başka bir bileşenine bağlı olarak ortaya çıkabilir. Anafilaksi gibi ciddi etkiler hayatı tehdit edebilir.

    Aşı sonrası gelişen anafilaksi

    Aşı sonrası milyonda bir gelişen bir komplikasyondur anafilaksi ama hayatı tehdit edecek kadar ağır seyredebilir. Bundan dolayı anafilaksiyi hemen tanıyıp müdahele edilmesi gerekir. Anafilaksi dakikalar içerisinde gelişen aşırı duyarlılık reaksiyonudur. En çok deri ve mukoza belirtileri ile ortaya çıkar. Ciltte kızarıklık, ürtiker, kaşıntı, dil ve dudaklarda şişme gözlenir. Solunum sistemi ile ilgili belirtiler hışıitı, sesli solunum, stridor,dispne, bronkospazmdır.Hiptansiyona bağlı belirtiler senkop, hipotoni, kollapsve inkontinanstır. Gasrtointestinal belirtiler kramp tarzında karın ağrısı, kusmadır. Bu belirtiler vazovagalsenkop ile karışabilir. Bazı hassas insanlarda enjeksiyon sırasında oluşan ağrıya ve korkuya bağlı olarak bayılma (vazovagalsenkop) gelişebilir. Bu durum otonomikkardiyovasküler sistemin aşırı duyarlılığna bağlıdır ve ani hipotansiyon, bradikardi ve bilinçkaybı ile seyreder. Zararsızdır ve kısa sürede bilinç yerine gelir.

    Anafilaksi riskinden dolayı tedbir amaçlı aşı olan kişiler 20 dk süre ile sağlık kuruluşunda bekletilmelidir.

  • Hpv aşısı ( insan papillomavirüs aşısı )

    HPV enfeksiyonu her yaş grubunu etkileyen yaygın bir enfeksiyondur. Bir çok insan HPV ile enfekte olduğunu farkında değildir. A.B.D ‘de 79 milyonun enfekte olduğu ve her yıl 14 milyon yeni vakanın tanımlandığı bildirilmektedir.

    HPV enfeksiyonu

    Yaygın bir enfeksiyondur.

    Kuluçka dönemi uzundur.

    Enfekte olduktan sonra virüsün vücuttan atılma süresi veya hastalık oluşturma süreci tam olarak bilinmemektedir.

    Birçok insanda HPV belirti vermez veya sağlık problemi oluşturmaz. Genellikle virüs iki yıl içinde vücuttan atılabilir. Bazı şahıslarda ise virüs vücutta uzun yıllar kalır ve ciddi klinik tablolara kansere yol açar.

    HPV Kadınlarda Erkeklerde

    Serviks Penis

    Vajina

    Vulva

    Her iki cinste

    Anüs

    Dil

    Yutak borusu

    Solunum sisteminde kanserlere neden olabilmektedir.

    HPV enfeksiyonunda korumada aşıların önemi tartışılmaz.

    Aşı her iki cinse uygulanmalıdır.

    Aşı uygulama zamanı

    Kızlarda 9-26 yaş

    Erkeklerde 9-21 yaş ‘dır.

    Ülkemizde HPV aşısı 12 – 14 yaş ve üzerinde uygulanmaktadır.

    Genellikle 2-3 doz olarak uygulanan bu aşılar güvenli ve etkilidir.

    Erken yaşlarda uygulanan aşılardaki etkinlik daha yüksektir.

    Aşı gebelikte uygulanmaz.

    Lateks alerjisi olan bireylere HPV aşısı önerilmez.

    Özetle

    HPV aşısı her iki cinse uygulanmalıdır. Sadece kız çocukları değil erkek çocuklar da aşılanmalıdır.

    Yaş sınırı 9 yaş – 45 yaş olarak belirtilmiştir.

    HPV aşısı kızlarda 12- 26 yaş

    Erkeklerde ise 14-21 yaş aralığında uygulanmalıdır.

    Yüksek riskli bireylerde aşı uygulama sınırları esnetilebilir.

    Sonuç olarak ;

    HPV enfeksiyonu esas olarak cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyondur. Enfeksiyon sadece cinsel yolla değil solunum yolları ,ağız, burun ve deriden de bulaşabilmektedir.

    HPV aşısı insan papillomavirüs aşısıdır. Aşıyı ‘’rahim ağzı kanser ‘’aşısı olarak lanse etmek yetersiz bilgiden kaynaklanır.

    HPV aşısı hem kız hem de erkek çocuklarına uygulanmalıdır.

  • Aşı karşıtları lütfen tekrar tekrar düşünün

    Son zamanlarda ailelerin bana en çok sorduğu sorulardan biri de çocuklarımıza aşı yaptıralım mı? Aşı yaptırma konusunda şüphelerim var? Birçok internet sitesinde aşının otizme neden olduğu, alerjiye yol açtığı, bebeklerin bağışıklık sisteminin zayıf olduğu ve bu kadar çok kimyasal maddenin enjekte edilmesine vücutlarının hazır olmadığına dair yazılar okuduklarını ve kafalarının aşı konusunda çok karışık olduğunu söylemektedir. Maalesef son yıllarda tüm dünyada ve kısa bir süredir Türkiye’de aşı karşıtlığı çok hızlı bir şekilde artıyor. Öyle ki bu yıl Türkiye’de çocuğuna aşı yaptırmayan aile sayısı yirmi üç bine ulaştı. Bu çok ciddi bir halk sağlığı problemi oluşturmaktadır.

    Peki, nereden çıkıyor bu aşı karşıtlığı? İlk kez 1997 yılında bir İngiliz Doktor, KKK(kızamık- kabakulak- kızamıkçık ) aşısının otizm yaptığını iddia etti. Ama yapılan çalışmalar bunu ispat edemedi. Bahsettiğimiz doktor meslekten men edildi. Ancak insanlar bu kirli bilgi neticesinde aşılardan korkmaya başladı. Çünkü ailelerin en zayıf, en hassas noktaları tabi ki çocukları. Hepimiz çocuklarımızın geleceği için çalışıp çabalıyoruz. Maalesef ailelerin bu zayıf noktalarından nemalanmak isteyen bazı güçler teknolojinin tüm nimetlerini kullanarak aileleri etkilemek için her türlü ispatı olmayan savlarını yaymaya çalışıyorlar. Bunların ne gibi çıkarları olabilir diye düşünüyorsunuzdur. Bu insanlar sosyal medyada, televizyonda bu iddiaları nedeniyle kendilerini daha çok gösterme imkânı buluyorlar. Böylece hem ekonomik hem de statü açısından gelişme sağlıyorlar.

    Size en basitinden bir örnek vermek istiyorum. Bir- iki hafta önce yine bir hastam çocuğuma aşı yaptırmak için gerekli bağışıklık sistemine sahip mi diye test yaptırmak istediğini söyledi. Buna neden gerek duyduklarını sorduğumda internetten Türkiye’deki en büyük aşı karşıtlarından birisi ile online iletişime geçtiklerini, çocuklarına kendisine gidip bu testti yaptırmasını ve buna göre aşı yaptırıp, yaptırmamalarına karar vermeleri gerektiğini söylemiş. Testin fiyatı yaklaşık 2500 TL civarındaymış. Ben hayatımdaki şoklardan birisini yaşadım. Çünkü çocuklara böyle bir test yaptırılmasına gerek yok. Bu tamamen ailelerin hassas noktalarına dokunup bundan ekonomik pay çıkarmak dışında bir eylem değil.

    Yıllardır ölümcül olarak bilinen çiçek, çocuk felci, difteri, tetanos gibi hastalıkların artık görülmeme sebebi tamamen yıllardır yapılan ulusal aşı programlarındandır. 25 yıllık

    meslek hayatımda kitaplarda okuduğumuz bu hastalıklarla karşılaşmadım. Aşı karşıtlığı yüzünden de karşılaşmak istemem doğrusu. Ama bu aşı karşıtlığı nedeniyle tüm dünyada neredeyse ekarte edilmek üzere olan kızamık salgınları tekrar görülmeye başladı. Bu korkunç bir durum. İnsanlar bunun henüz farkında değil. Bazılarınızın ne var ki bunda? Çocuklar kızamık geçirince ne olabilir ki diye düşündüğünü, söylendiğini duyabiliyorum. Evet haklılar. Biz çocukların kızamık geçirmesinden çok korkmuyoruz ki. Biz çocukları kızamık geçirmesinler diye aşılamıyoruz ki. Ama unutulan bir şey var. Kızamık hastalığı ölümcül kalp zarı iltihaplanması yapabiliyor. Yine beyin zarında yıllarca sessiz kalıp sonradan “subakut sklerozan panensefalit “dediğimiz, hızlı ilerleyen, geri dönüşümü olmayan bir anlamda beyin felcine sebep olabilen bir hastalığa yol açabiliyor. Yürüyen, konuşan çocuk yavaş yavaş tüm bu fonksiyonlarını kaybedip tabir yerindeyse bebeklik dönemine dönen bir hastalığa sebep olabiliyor. İşte bizim birçok aşıyı yapmamızdaki ana nedenlerden biri de hastalıkların bu öldürücü komplikasyonlarından korumaktır. Asistanlık yıllarında nöroloji polikliniğini yaparken 9 yaşlarında bir kız bir çocuğunu getirdiler. Çocuk normal sağlıklı okuluna giden bir bireymiş. Ama sonradan yavaş yavaş yürüyememeye, oturamamaya, en basit ihtiyaçlarını kendi kendine karşılayamaya başlamış. Yapılan ayrıntılı testlerden sonra sebebin yıllar önce geçirilen kızamık hastalığı olduğu saptanmıştı ve bir tedavisi yoktu. Aile o dönemlerde aşıların kısırlaştırmak için yapılan bir silah olduğunu düşündüğü için aşı yaptırmamıştı. Halen ailenin gözlerindeki çaresizliği, yaşadıkları pişmanlığı gün gibi hatırlıyorum.

    Aşılar, Otizme Neden Olmaz.

    Otizmin tam nedeni belli değildir. Hatta anne karnında bile otizmin geliştiğini gösteren bulgular mevcuttur. Otizm kaynağının aşılar olduğu iddiası yalandır. 2013 yılında Amerikan Hastalık Kontrol Ve Koruma Kurumunun yayınladığı rapora göre otizm ve aşı arasındaki ilişkiyi inceleyen 20 farklı çalışma yapıldı. Hepsi de arada bir bağ olmadığı sonucuna vardı.

    Bebeklerin bağışıklık sistemlerinin birden fazla aşıyı kaldıramayacağı, bunun çocuklar üstünde ciddi zararları olduğu iddiası komik bir yalandır. Bebeklerin bağışıklık sistemi zannedildiğinden güçlüdür. Yapılan çalışmalar bebeklerin rahatlıkla 10 bin aşıya bile dayanabileceğini göstermektedir.

    Aşılarda mevcut olan alüminyum ya da cıva gibi maddelerin çocuklarımıza zararlı olduğu yine yalandır. Bütün aşılarını yaptıran bir bebeğin aldığı alüminyum miktarı, bir adet levrek yerken alınan alüminyumdan azdır.

    Bu yüzden çocuklarda sakatlık yapan ve ölümcül olan birçok bulaşıcı hastalıktan korunmanın yolu, çocukluk döneminde ulusal olarak Türkiye’ de önerilen sağlık bakanlığı’ nın ulusal aşılama programına kayıtsız ve şartsız uymaktan geçmektedir. Sağlıklı bir toplum için, geleceğimiz olan çocuklarımızın çocukluk çağında yapılması gereken aşıların tam ve eksiksiz uygulanması oldukça önemlidir.

    Dünyaya gözlerini yeni açmış minik yavrularımızın ebeveyn olarak bizlerin sorumluluğunda olduğunu hiçbir zaman unutmayalım. Çocuklarımızın sağlığını tehdit eden bir bulaşıcı hastalık ile mücadele etmek zorunda kaldığında bunun vicdani yükünün ne kadar ağır olabileceği de düşünülmelidir. Aşı reddi hem bireysel hem de toplumsal olarak sağlıksız nesillerin yetişmesine neden olacağını unutmamalıyız.

    Aşı karşıtlığı kızamık vakalarının 4 kat artmasına sebep oluyor.

    Bir damla ağızdan verilen polio (çocuk felci) aşısı komplikasyonları önlemektedir.

  • Aşılar hakkında

    Aşılar hakkında

    Aşı uygulaması, geçirildiği takdirde çok ciddi komplikasyonlara hatta ölüme neden olabilen mikrobik hastalıklara karşı yapılan bir uygulamadır. Yaklaşık bir yüzyıldır tüm Dünya’da yapılan çalışmalar sonucunda bir çok hastalık artık sorun olmaktan çıkmıştır. Örneğin:

    Yapılan aşı çalışmaları sayesinde klasik çiçek hastalığı en son 1976’da görülmüş ve Dünya üzerinden tamamen silinmiştir. Unutmayalım ki klasik çiçek hastalığı %30 gibi yüksek oranda ölümcül bir hastalıktır.

    Yine çocuk felci hastalığı ülkemizde en son 1997’de görülmüş. Şimdilerde sokaklarda gördüğümüz çocuk felci hastalığı nedeniyle sakat kalmış topallayan insanların hemen hepsi 30 yaş üzeridir.

    Bu duruma bir de kızamık hastalığı açısından bakarsak şunu görürüz. Örneğin ABD’de, aşılamanın başladığı tarih olan 1963’ten önce sadece ABD’de her yıl 800.000 e varan kızamık hastası görülürken bu oran günümüzde 10’lar civarında. Bu hastaların da hepsinin dışarıdan gelen virüs nedeniyle hastalandıkları gösterilmiş. Ölüm oranının 1000’de 3-4 olduğunu da göz önüne alırsak aşılamanın ne denli önemli olduğunu daha iyi anlarız.

    Aşıların en çok görülen yan etkileri bölgesel kızarıklık, şişlik, döküntü, 48 saat kadar sürebilen ateş ve huzursuzluktur. Ciddi yan etkiler oldukça nadirdir. Örneğin akut polyomiyelit dediğimiz çocuk felci hastalığında üçte iki oranında az ya da çok sakat kalma oranı varken aşıya bağlı sakatlık oranı 2.4 milyonda birdir. Yine aynı şekilde kızamık hastalığına bağlı SSPE dediğimiz ölümcül seyreden beyin tutulumu oranı 100,000 de 1 iken , aşıya bağlı olduğu söylenen SSPE oranı 1,000,000 da 1 dir. Ayrıca kızamık aşısının otizm ile ilişkisini gösteren ciddi hiç bir bilimsel çalışma yoktur.

    Bu ve benzeri örnekler çoğaltılabilir. Sonuçta hiçbir şey yan etkisiz değildir. Ama aşılara atfedilen yan etkiler, hastalıkların kendilerine bağlı yan etki ve ölümlerden kat ve kat az ve sorunsuzdur.

    Bu kadar geniş bir konuda söylemek istediğim son şey ise özel aşı ve devlet aşıları arasıdaki fark. Devlet aşıları, parayla eczaneden alacağınız aşıların aynısıdır. Bunları dışarıdan almanıza gerek yok. Özel aşıların özel olmasının sebebi ise şimdilik devletimizin bu aşıların maliyetini henüz karşılayamamasıdır yoksa bu aşıların gereksiz olması değil.

    Sağlıklı kalın.

  • Kızamık salgını gündemde

    Dünya sağlık örgütü verilerine göre her yıl kızamık aşısı yapılamayan 2.6 milyon insan kızamık enfeksiyonu nedeniyle kaybedilmektedir.

    Kızamık aşısının yaygın şekilde uygulandığı ülkelerde bu hastalığın kaybolduğu düşünülürken son yıllarda ciddi boyutlu salgınların görülmesi kızamık hastalığını gündeme taşımıştır.

    Avrupa ülkelerinde kızamık vakalarında ciddi artışlar görülmektedir.

    Gürcistan ve diğer komşu ülkelerde kızamık salgınları önemlidir.

    Ocak 2019 da Türkiye de kızamık vakalarında artışa dikkat çekilmiştir.

    Bu salgınların ortaya çıkısındaki esas neden

    Göçler

    Aşı karşıtı yaklaşımlardır.

    Ülkemizde 2017 yılında 23 bin çocuk ailenin aşıyı ret etmesi sonucu aşılanmamıştır.

    Aşı reddi oranı ciddi şekilde artmaktadır.

    Aşı oranlarının yetersiz olması

    Aşı etkinliğinin düşük olması hastalığın ciddi boyutlara ulaşmasına yol açar.

    Kızamığa neden olan virüs, bir RNA virüsü olup, tek bir serotipi mevcuttur.

    Bulaşım yolu enfekte solunum yolu salgıları ile olmaktadır. Hastalar öksürük hapşırma yolu ile bu virüsü ortama salmaktadırlar.

    Hastalığın kuluçka dönemi 8-12 gündür.

    Hastalığın bulaşıcı olduğu dönem döküntülerin çıkmasından 3-5 gün önce başlar ve döküntüler çıktıktan 4 gün sonrasına kadar devam eder.

    Kızamık belirtileri;

    Ateş (38 santigrat derece ve daha yüksek)

    Öksürük

    Burun akıntısı

    Vücutta döküntüler karekterizedir.

    Hastalığı takiben ciddi komplikasyonlar görülür.

    Orta kulak iltahabı

    Zatürre

    Krup en sık görülen komplikasyonlardır.

    Kızamık virüsü beyni etkiler

    Beyin iltahabına yol açar.

    Özellikle erken yaşta kızamık kızamık geçiren çocuklarda hastalık geçirildikten yıllar sonra gelişen subakut seklerozan panensefalit (SSPE) ölümle sonuçlanan dejeneratif bir sinir sistemi hastalığıdır.

    Bu kadar ciddi tablolara yol açan kızamıktan korunma çocukluk yaş grubunda uygulanan kızamık aşısı ile mümkündür. Bu aşı ülkemizde çocuklara 2 kez uygulanmaktadır.

    İlk doz 12 -15 ay

    İkinci doz 4-6 yaş uygulanır.

    Hastalık çocuklarda

    Erişkinlerde

    Ve bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerde çok ağır seyretmektedir.

    Kızamık salgını nasıl yönetilmelidir?

    Tüm çocukların aşılanması önemlidir. Göçlerin yaygın olduğu ülkemizde göçmenlerin aşılanması ve takibi gerekir.

    Kızamık enfeksiyonu geçirmeyen veya aşılanmamış erişkinlerin kan testi yaptırarak bağışıklık durumunun belirlenmesi önemlidir. Erişkinlerin aşılanması gündeme gelmelidir.

    Kızamık aşısının yan etkisi yoktur. Otizm riski taşıyan bireylerde güvenle uygulanabilir.

    Aşı karşıtı görüşleri dikkate almayınız. Bu konudaki yanlış bilgilendirme ciddi sorunlara yol açabilmektedir.

  • Grip nedir? Tanı ve tedavi hakkında bilgilendirme

    Grip nedir? Tanı ve tedavi hakkında bilgilendirme

    Grip, sadece İnfluenza Virüs’ün yaptığı bir hastalıktır. Ülkemizde bu hastalık daha çok Aralık, Ocak, Şubat aylarında görülür. Yüksek ateş, boğaz ağrısı, öksürük, yaygın kas ağrısı tipik özellikleridir. Bu belirtiler diğer bütün üst solunum yolu enfeksiyonlarında görülebildiği için soğuk algınlığı, nezle gibi gribal (yani grip benzeri) enfeksiyonlarla karıştırılabilmektedir. Ancak grip sadece influenza virüsün yaptığı hastalığa verilen bir isimdir. Diğer gribal hastalıklar çok daha hafif seyreder.

    GRİBİN DİĞER GRİBAL HASTALIKLARA GÖRE ÖNEMİ NEDİR?

    Çoğunlukla ilaç kullanılmasa bile kendiliğinden geçen gribin en korkutucu yanı ise 1000 hastadan 1’inin ölümüne sebep olmasıdır. Başka kronik hastalıkları olan kişiler için gribin daha riskli olacağı düşünülse bile biliyoruz ki ölenlerin yaklaşık yarısında altta yatan hiç bir hastalık, risk faktörü vs bulunmamaktadır.

    TEDAVİSİ VAR MI?

    Evet. Gribe etkili ilaçlar var. Bu ilaçlar hastalığın uygun zamanında doktor önerisiyle kullanılanırsa gribe bağlı sıkıntıları büyük oranda azaltabilir. Şunu özellikle belirtmek gerekir ki bu mikrop bir virüs olduğu için antibiyotikler tedavide etkili olmazlar.

    NASIL KORUNABİLİRİZ?

    Birçok hastalıktan korunmada ilk aşama olan el temizliği bu hastalıkta da çok önemli. Özellikle hastalık atağı dönemi olan Aralık, Ocak ve Şubat aylarında tokalaşmaktan kaçınmak unutulmamalıdır. Yine bu aylarda kapalı ve kalabalık ortamlardan kaçınmak önemlidir. Gribe karşı en etkili korunma yöntemi ise her sene sonbahar aylarında yapılan grip aşısıdır.

    GRİP AŞISI NEDİR? NEDEN BİR SEFER DEĞİL DE HER SENE TEKRAR YAPILMALIDIR?

    Grip virüsü, yüzeyindeki yapılara ve yapısına göre değişik isimlerle karşımıza çıkar. İnfluenza A – B gibi ya da H1N1 (domuz gribi diye bilinir), H3N2 (mevsimsel grip diye bilinir) ve buna benzer isimleri çok duyarız. Bizim bağışıklık sistemimiz bu saydığım virüslerin hepsini farklı mikroplar gibi algılar. Birinden hasta olunca diğerlerine karşı bağışıklık kazanamayız. Diğeriyle karşılaşınca ne yazık ki yine grip oluruz.Ve grip virüsü sürekli kendisini biz onu tanıyamayalım diye değiştirir. Daha önce H1N1 geçirsek bile birkaç yıl önceki H1N1 virüsü artık aynı dış görünüşe sahip olmadığı için artık onu tanıyamayız ve karşılaşınca yine hasta oluruz.

    Dünya Sağlık Örgütü her yıl bir önceki virüsleri inceleyerek bir sonraki grip mevsimi için aşı yapımında kullanılacak influenza virüslerini tespit eder ve aşı üreticileri de buna göre aşıları üretir. Virüsün kendini değiştirme özelliğinden dolayı aşıların etkinliği %70-90 arasında kalır. Yine Dünya Sağlık Örgütü her yıl kimlerin aşılanması gerektiğine dair önerilerde bulunur.

    KİMLER GRİP AŞISI OLMALI?

    Mutlaka aşı olması gereken gruplar şunlardır:

    Hamileler

    6 – 59 ay arası çocuklar

    Yaşlılar

    Kronik ya da riskli hastalığı olanlar

    Sağlık çalışanları

    Bunların haricinde evde kronik ya da riskli hastalıklı birey olan ev halkı, yatılı öğrenciler, kışla gibi kapalı yerde uzun süre kalması gerekenler, öğretmenler gibi kalabalık ortamda çalışanlar, öğrenciler aşı yapılması önerilen kişilerdir.

    SON SÖZ

    Domuz gribi (H1N1), mevsimsel gripten daha tehlikeli değildir. Duyunca korkmayın.

    Mutlaka doktorunuzun verdiği ilacı kullanın.

    Her gün C vitamini almanız sizi gripten korumaz.

    Doktorunuz önermiyorsa antibiyotik kullanmayın.

    Aşı en etkili korunma yöntemidir, unutmayın.

    Aşılar vücudumuza zarar vermez, bağışıklığımızı bozmaz.

    Sağlıklı kalın …

  • Rutin aşılama olmasaydı ne olurdu?

    Son zamanlarda aşılama yaptırmak istemeyen ailelerin artması üzerine kısa ve öz bir yazı yazmak istedim. Çocuklarımızı bekleyen tehlikeyi bu şekilde belki daha iyi anlayabiliriz.

    Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşılama takviminde bulunan aşılar yapılmasaydı, ülkemizde her yıl bu hastalıklara bağlı ne kadar hasta görürdük?

    HEPATİT B: Yılda 7.000 hasta, 350 ölüm

    TÜBERKÜLOZ (verem): 27.000 hasta, 5400 ölüm

    DİFTERİ (kuşpalazı): 140.000 hasta, 14.000 ölüm

    BOĞMACA: 70.000 hasta, 700 ölüm, 700 havale

    TETANOZ: 300 hasta, 250 ölüm (sayı az ama orana dikkat!!)

    POLYO (çocuk felci): 10.000 hasta, 150 ölüm, 2200 kalıcı sakatlık

    HEMOFİLUS İNFLUENZA B: 70.000 hasta, 350 ölüm

    PNÖMOKOK: 62.000 hasta, 2700 ölüm

    KIZAMIK: 250.000 hasta, 1.000 ölüm, 3 SSPE (yıllara yayılan yavaş ölümlü beyin tutulumu)

    KIZAMIKÇIK: 30.000 hasta, 35 doğumsal hastalık (körlük, sağırlık, zeka geriliği vs)

    SU ÇİÇEĞİ: 1.000.000 hasta, 20 ölüm, 64 karaciğer yetmezliği, 34 beyin tutulumu

    HEPATİT A: 10.000 hasta, 50 karaciğer yetmezliği

    Unutmayalım, salgın anında bu sayılar 10-20 kat daha fazlasına çıkabilir.

    Aşılar bu hastalıkların görülme oranını %90-99 (verem için %50 civarı) azaltmaktadır. Aşı yaptırmayarak bu riskleri almaya değer mi? Lütfen bir daha düşünün.

    Sağlıklı kalın.