Etiket: Aşı

  • Rahim ağzı kanseri aşısı (HPV aşısı)

    Rahim ağzı kanseri aşısı (HPV aşısı)

    Rahim ağzı (serviks) kanseri human papilloma virüs( HPV) ile çok yakın ilişkilidir.HPV virüsü çoğunlukla cinsel temas ile bulaşır.

    HPV virüsünün birçok çeşidi olmakla birlikte sadece en sık rastlanan tiplere karşı aşı geliştirilmiştir. Ülkemizde 2 tür HPV aşısı bulunmaktadır.

    • Gardasil (kuadrovalan aşı) tip 6.11.16.18’e karşı
    • Cervarix (bivalan aşı) tip 16.18’e karşı

    HPV aşısı koruyucu bir aşı olup tedavi edici özelliği yoktur. Virüs ile karşılaşılmadan önce aşı yapılırsa koruyuculuk % 100’e yakındır.HPV tip 16 ve 18 serviks kanserinde %70 oranda ilişkilidir. HPV tip 11 ve 16 kondilomların (genital siğil) %90 sebebidir.

    • Aşı kimlere yapılır ?

    HPV aşısı şu an ülkemizde 9-26 yaş arası bayanlara önerilmektedir. Bayanların evli yada bekar olması, daha önce cinsel deneyimi olup olmaması, birden fazla partner olup olmaması aşı yapılmasını değiştirmez. Şu an dünyada 55 yaşına kadar aşı kullanan ülkeler var. Fakat yaş ilerledikçe ve cinsel partner sayısı arttıkça aşının etkinliği azalmaktadır.

    Gardasil 0,2 ve 6. aylarda
    Cervarix 0,1 ve 6.aylarda kas içine (intramusküler) olarak yapılır.

    Gebelerde ve bebeklerdeki aşıya bağlı etkiler tem olarak bilinmediği için hamilelik döneminde ve süt verirken aşı yaptırılmamalıdır.Erkeklere aşı bazı ülkelerde önerilmekte fakat henüz bizim ülkemizde bu uygulamaya geçilmemiştir.

    • Aşının yan etkisi

    Nadiren uygulama yerinde ağrı, şişlik, kızarıklık ve sistemik olarak da her aşıda olduğu gibi baş dönmesi, yorgunluk, göz kararması, ateş ve bulantı görülebilir. Aşı ve smear

    Aşıyı yaptırmış olmak servikal smear takibini ortadan kaldırmaz. Rahim ağzı kanserinin tek etkeni HPV virüsü olmadığı için yıllık smear taraması mutlaka yaptırılmalıdır.

  • HPV Nedir?

    HPV Nedir?

    HPV, Humon Papilloma Virus’unun kısaltmasıdır.HPV (papilloma virus umano)

    HPV virüsünün 190’dan fazla tipi tanımlanmıştır.

    Bazı HPV tipleri genital siğillere neden olabilirken bazıları kansere neden olabilmektedir.

    Özellikle de rahim ağzı (servikal ) kanserlerine.

    Son yıllarda özellikle yaygın tiplerine karşı AŞI geliştirilmiştir.

    HPV NASIL BULAŞIR

    HPV yakın cilt teması ve cinsel ilişki ile bulaşmaktadır.

    Dünyada en yaygın cinsel yolla bulaşan hastalıktır.

    Cinsel yaşamı olan herkes bu hastalık yönünden risk taşır.

    HPV NE GİBİ ŞİKAYETLERE YOL AÇAR

    Çoğu zaman HPV enfeksiyonu bulaşmış kişilerde hiçbir şikayete neden olmadan kendiliğinden iyileşmekte ve geçmektedir.

    Ancak bazı kişilerde kendiliğinden iyileşme olmaz ve genital siğil ve kansere kadar giden sağlık sorunları yaratabilir.

    GENİTAL SİĞİLLER

    Genellikle genital bölgedeki küçük bir siğille başlayıp kısa zamanda yayılır ve siğiller büyür. Jinekolojik muayenede kolayca teşhis edilebilirler.

    SERVİKAL KANSER (RAHİM AGZI KANSERİ)

    Başlangıç halindeyken şikayetlere neden olmaz.
    Ancak ileri dönemlerde ciddi şikayetlere neden olur ve tedavisi giderek zorlaşır.

    Bu nedenle kadınların yıllık olarak düzenli jinekolojik muayene olmaları ve

    pap-smear testi ile servikal kanser yönünden taranmaları önemlidir.

    Pap-smear testi ile erken dönemdeki lezyonlar yakalanıp daha kansere ilerlemeden başarılı bir şekilde tedavi edilebilirler.

    HPV’nin neden olduğu diğer kanserler; Vulva kanseri, vajina kanseri, penis kanseri, anüs kanseri, orofaringeal kanser.

    HPV ile kanser ilişkisi artık çok net tanımlanmıştır.

    Kanser gelişimi hemen değil virus alındıktan yıllar içinde olmaktadır.

    Ayrıca HPV’nin sadece belirli tipleri kansere neden olmakta bazı tipleri ise sadece genital siğillere neden olmaktadır.

    Özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde virüsün hastalık yapma şansı artar.

    HPV TARAMASINDA HANGİ TESTLER YAPILMALI?

    En sık uygulanan test pap-smear testidir.

    Cinsel yönden aktif kadınların her yıl düzenli olarak smear testi yaptırmaları gerekmektedir.

    Bunun yanısıra HPV-DNA testi ile HPV tiplendirme testi de yaptırılarak HPV’nin varlığı ve tipi tayin edilebilir.

    Özellikle bazı tipte HPV’lerin kansere neden olduğu saptandığı için bu tipler saptandığında hasta daha yakından incelenip kanser yönünden araştırılır.

    HPV NASIL TEDAVİ EDİLİR

    HPV’nin kendisini vucuttan tedavi ile temizlemek mümkün değildir.

    Ancak HPV’nin neden olduğu hastalıklar ( siğil, servikal lezyonlar, kanserler) tedavi edilebilir.

    Ayrıca son yıllarda kullanıma sunulmuş HPV aşısı da büyük oranda HPV’den korunma sağlar.

    ÇOCUKLARA HPV AŞISI YAPILMALI MI?

    Tüm dünyada yaklaşık 80 milyon insan güncel olarak bu virus ile infektedir (yani 4 kişiden biri).

    Bu kadar yaygın bir virüsten korunmak için aşılanmak uygungörülmektedir.

    NE ZAMAN AŞI YAPTIRALIM?

    Hem erkek hem kız çocuklarının 11-12 yaşlarında aşılanmaları önerilmektedir.

    Ancak daha ileri yaşlarda da yapılabilir.

    Aşı 3 doz halinde yapılır. 1. dozdan 1 ay sonra 2. doz ve 2.dozdan 6 ay sonra 3.doz yapılır.

    Aşının güvenirliliği yapılan çalışmalarda onaylanmıştır.

  • RAHİM AĞZI KANSERİ (HPV) AŞISI

    RAHİM AĞZI KANSERİ (HPV) AŞISI

    Kadınlarda rahim ağzı, erkeklerde de penis kanserine neden olabilen HPV (Human Papilloma Virus) rahim ağzı kanseri tanısı konulan kadınların %95′ inde saptanmaktadır. Rahim ağzı kanseri tüm dünyada kadınlarda görülen kanserler arasında meme kanserinden sonra ikinci sırada yer almaktadır.

    RAHİM AĞZI KANSERİ RİSKLERİ NELERDİR ?

    Rahim ağzı kanseri risk faktörleri arasında; birden fazla kişiyle cinsel ilişkide bulunmak, erken yaşta cinsel ilişkiye girmek, daha önce bulaşıcı cinsel hastalıklar geçirmiş olmak, sigara içmek ve en önemlisi HPV virusu taşımak yer almaktadır.

    HPV, genital bölgede infeksiyon yapan ve siğil şeklinde kitlelerin oluşumuna neden olan bir virustur. Bu virusun her türü kanserojen değildir. Kadınların bir kısmı bu virusu vücutlarına girdikten sonra kendi bağışıklık sistemleriyle yenebilmektedir. Çok sayıda türü bulunan HPV nin ancak birkaç türü kanser gelişiminde risk oluşturmaktadır. Smear testi ile erken teşhis rahim ağzı kanser tedavisini son derece kolaylaştırmaktadır.

    RAHİM AĞZI KANSERİ (HPV) AŞISI NEDİR? KİMLERE VE NASIL UYGULANIR ?

    Human Papilloma Vırus (HPV), türüne karşı aşı çalışmaları 1990 lı yıllarda başladı ve 2007 yılı itibari ile ABD ve ülkemizde satışa sunuldu. Değişik aşı türleri de geliştirilme aşamasındadır. Piyasaya sunulan aşı koruyucu amaçlı aşıdır. Ülkemizde de piyasaya sunulan aşı özellikle 12 yaşından itibaren kız çocuklarına 3 doz şeklinde yapılması planlanmaktadır. Bu şekilde ömür boyu %90 oranında koruyuculuk sağlaması beklenmektedir.

    HPV aşısı toplam 4 tip HPV ye etkili (tip 6,11,16,18) olmasına rağmen, özellikle rahim ağzı kanserinin %50 nedeni olan HPV tip 16 ya karşı önemli bir koruma sağlayacaktır.

    Aşı koruyucu amaçlı olduğu için vücutta bulunan HPV tipi üzerine ve bunun meydana getirdiği klinik değişiklikler ve riskler üzerine etkisi olmayacaktır. Taşıyıcı kişilerde taşıdıkları HPV tipi dışında sadece ilerideki bir zamanda alınacak koruyuculuk kapsamı dahilindeki diğer tip HPV ler için koruma sağlayabilecektir.

    ÜLKEMİZDE AŞI İLE İLGİLİ SON GELİŞMELER NELERDİR ?

    Amerikan firmasınca geliştirilen aşı ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nce (FDA) 8 Haziran 2006′ da onaylanarak “zorunlu aşı” kapsamına alındı. Türkiye’ de bu aşamada sosyal güvenlik kapsamına alınmadığından bedeli karşılanamayan aşı 9-26 yaş grubundaki kadınlara yapılması öneriliyor. Ergenlik çağına yaklaşırken, birey henüz aktif cinselliğe başlamadan yapılması önerilen aşının 3 aşamada birer doz şeklinde olmak üzere 1 yıl içinde yapılması önerilmektedir. Aşı şuan sosyal güvenlik sistemi içerisinde karşılanmamaktadır. Aşı cinsel temasla geçen HPV nin 6,11,16 ve18 tiplerine karşı koruma sağlamaktadır. Sonuç olarak ABD firması tarafından geliştirilen aşı HPV tip 6,11,16 ve 18 ‘e benzer partikülleri içerir ve rahim ağzı kanseri, kanser öncüsü lezyonlar ve dış genital bölgede bulunan siğillere karşıda önleyicidir.

    GELİŞTİRİLMİŞ BAŞKA BİR AŞI VAR MI?

    ABD firması tarafından geliştirilen koruyucu aşı (tip 6,11,16 ve 18) yanında, başka bir firma tarafından geliştirilen bivalan (tip 16,18) aşının çalışmaları da tamamlanmıştır. Bu iki aşı ile iligili yapılan çalışmaların ortak sonuçları; bu aşıların kişiler tarafından kolay tolere edilebildiği, yüksek oranda bağışıklanmanın sağlandığı, HPV enfeksiyonu ile ilgili klinik hastalığın azaltılmasında etkili olduğu ve bivalan aşı ile oluşan bağışıklık süresinin daha uzun süreli olduğu şeklindedir.

    HPV AŞISI İLE İLGİLİ MERAK EDİLENLER

    • Aşı 3 doz şeklinde yapılacaktır. 3 doz bittikten sonra ne kadar bağışıklık sağlayacağı bilinmemekle birlikte 5 yıl sonra tekrarlanması gerekebileceği iddia edilmektedir.

    • Aşı sonrası hassas kişilerde önemsiz allerjik reaksiyonların gelişebileceği bildirilmektedir.

    • İdeal yapılma dönemi 9-12 yaş arası olup, en geç 26 yaşında yapılması önerilmektedir.

    • İlk planda sadece kız çocuklarına yapılması planlanmakta erkek çocuklarına uygulanması tartışmalıdır.

    • Hamilelik ve emzirme döneminde yapılması tartışmalıdır

    • Öncelikle HIV taşıyıcıları, immün sistemi baskılayan tedavi alanlar, kortizon tedavisi alanlar, bağışıklık sistemini zayıflatan hastalığı olanlar ve çok partnerli ilişkisi olan kadınlar aşılanmalıdır.

    • Aşılama dozları bittikten sonra da rahim ağzı kanser riski tamamen bitmez. Bu nedenle dönem dönem smear testi ile taramalara devam edilmelidir.

    • En çok merak edilen ise, HPV taşıyıcısı olanlar, lezyonu bulunanlar ve aktif genital siğili olanlara aşının yapılıp yapılmayacağıdır. Aşı koruyucu olduğu için zaten alınmış bir tipe karşı hiçbir faydası olmaz. Şuan kesin bilinen aşının virusu almamış kişilerde etkili olduğu şeklindedir.

  • HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve Aşısı

    HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve Aşısı

    HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve Aşısı
    HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve AşısıHPV enfeksiyonu viral bir hastalık olup görülme sıklığı artmaktadır. Sıklıkla cinsel aktivitenin en fazla olduğı 16-25 yaşlarında görülmekle birlikte her yaşta, hatta çocuklarda bile rastlanabilir. Cinsel alışkanlıklar, çok ve değişik eşlerle beraberlik en önemli risk faktörüdür.
    HPV Enfeksiyonundaki Artış Nedenleri:
    Cinsel alışkanlıklardaki değişmeler
    Ailesi yapısının bozulması
    Sigara kullanımındaki artış
    Genç yaşlarda doğum kontrol hapı kullanım sıklığının artması
    HPV Genotipleri ve Rahim Ağzı Kanseri İlişkisi:
    Düşük risk grubu: HPV 6,11,40, 42,43,45,54,61,70,72 ve 81
    Muhtemel yüksek risk grubu: HPV 26,53,66
    Yüksek risk grubu: HPV ,18,31,33,35,39,45,51,52,56,58,59,68, 73 ve 82
    HPV Enfeksiyonunun Görülme Şekilleri:
    Klasik genital siğiller: En çok rastlanan şeklidir
    Yassı kondilom: Gözle görülmezler, kolposkopik muayene ile tespit edilir
    Kerotik papüller: Kuru cilt bölgelerinde, özellikle kasıklarda görülür
    Dev kondilomlar: Atipi (Kanser) olasılığı yüksektir
    HPV Enfeksiyonunun Geçiş Yolları:
    Cinsel yolla geçiş: En önemli geçiş şeklidir
    Genital HPV geçirenlerin eşlerinde %60-66 oranında genital HPV lezyonları görülür. Bu şekilde bulaşmada en önemli faktör cinsel eş sayısı ve enfeksiyonun alındığı yaştır.İlk cinsel ilişki yaşının erken olması enfeksiyonun alınmasında ve kanser gelişmesinde en önemli etkendir.Erkekte HPV testi zordur, genellikle bulgu vermez
    Ekstra genital geçiş: HPV 16 ve 35 tipleri tırnak aralarında yaşayabilmekte ve cinsel dışı geçişte rol oynamaktadır.Çevresel yüzeyler, kıyafetler, havlu, tuvalet, biopsi aletleri ve eldivenler bulaşmada rol oynayabilir
    Vertikal geçiş: Doğum sırasında anneden bebeğe geçiş olup bu enfeksiyonu taşıyan kadınların bebeklerinde %4-87 oranında HPV DNA’sına rastlanmıştır.Bebeklerde ‘’Laringeal Papillomatozis’’ hastalığa sebep olduğu gösterilmiştir.
    Gebelik sırasında fetusa geçişi tartışmalıdır.
    HPV Enfeksiyonunda Tanı Yöntemleri:
    Servikal sitoloji (PAP smear): Genital siğil olanlarda mutlaka yapılmalıdır
    HPV DNA testi: Güvenirlilik (?) Pahalı ve zor bir yöntemdir.
    HPV Enfeksiyonunda Tedavi :
    Altta yatan vajinal enfeksiyonların tedavisi
    Diabet araştırılması
    Vulvanın kuru tutulması
    Modern tedavi seçenekleri
    HPV Enfeksiyonundan Korunma Yolları:
    Cinsel ilişki yaşının geciktirilmesi
    Cinsel eş sayısının az olması
    Kondom kullanılması
    Sigara içilmemesi,
    Erken teşhis için PAP smear taramalarının yapılması
    Aşı uygulaması
    HPV Aşıları:
    Rahim ağzı kanserinin %70’i HPV 16 ve 18 enfeksiyonuna bağlıdır
    PAP smear taraması ile erken teşhis ve tedavi ile ölüm oranları azalmıştır
    Kuadrivalen HPV aşısı ve Bivalen HPV aşısı bulunmaktadır
    Kuadrivalen Aşı:
    HPV 6, 11, 16 ve 18 tipleri ile ilişkili hastalıklardan koruma sağlar
    9-26 yaşlarındaki kadınlara 0, 2 ve 6 ay doz aralıklarında uygulanır
    Koruyuculuğu en az 5 yıl olup, rapel doz gereksinimi ileride gösterilecektir
    Bivalen Aşı:
    HPV 16 ve 18’e karşı koruma sağlayıp, HPV 31 ve 45’e çapraz koruma sağlamaktadır
    Bu aşı ile 0, 1 ve 6 ay doz şeması uygulanmaktadır
    Gebelik ve Emzirmede HPV Aşısı:
    HPV aşısı gebelik kategorisi B olarak sınıflandırılmıştır
    Gebelikte önerilmese de teratojenik bir etki bildirilmemiştir
    Emziren kadınlarda HPV aşısı yapılabilir
    Bu gibi inaktif aşılar emziren annelerin ve bebeklerinin güvenliğini etkilemez
    ÖNERİLER:
    Maksimum koruma için aşı, hiç HPV ile karşılaşmadan önce yapılmalıdır
    9-26 yaş arası kadınların aşılanması önerilmekte olup ilk aşılama için hedef yaşın 11-12 yaş olması önerilmektedir
    Aşılama durumuna bakılmaksızın PAP smear taramalarına devam edilmelidir
    HPV aşılarının rahim ağzı kanserlerinin sadece %70’ne ve genital siğillerin %90’nına karşı koruyucu olduğu vurgulanmalıdır
    Aşı koruyucu bir araçtır ve kanser taramasının yerini alamaz
    Smear taramasında hastalık kadınlarda aşı olabilirler, fakat aşının bu kadınlarda daha az etkin olacağı bilgilendirilmelidir
    Önceden HPV ile enfekte kadınlar diğer HPV tiplerine karşı korunarak aşıdan yarar göreceklerdir
    Bu gruptada yıllık PAP smear taraması önemlidir
    HPV aşısı genital siğil ve kanserlerde tedaviyi amaçlamaz, bu hastalara uygun tedaviler uygulanmalıdır.
    Toplumlarda aile yapısının korunması ve güçlü tutulması, özellikle genç kızlarımıza ve tüm bireylere gerekli eğitimin doğru ve etkili bir biçimde yapılması en önemli koruma yöntemi olacaktır.

  • GEBELİĞE HAZIRLIK MUAYENESİ

    GEBELİĞE HAZIRLIK MUAYENESİ

    Günümüzde genellikle planlı programlı gebelikler daha sık görülmeye başlandı. Sağlıklı bir gebelik süreci, sağlıklı bir doğum ve sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek kadar, bebeğin yaşam kalitesinin yüksek olması açısından, gebelik öncesinde yapılması gereken jinekolojik muayene önem taşımaktadır.
    1-) Anamnez:

    Muayene öncesi doktorunuz ile paylaşacağınız bilgiler, yol gösterici olacaktır. Yaşınız, adet düzeniniz, jinekolojik bir hastalık ve ameliyat öyküsü, ne kadar süredir korunmadığınız, daha önce gebelik geçirip geçirmediğiniz, nasıl sonuçlandığı konuları değerlendirilecektir.

    Ayrıca kronik bir hastalığınız (yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, diabet, böbrek hastalıkları, tiroid hastalıkları, kan hastalıkları, psikolojik sorunlar gibi) olup olmadığı, devamlı kullandığınız ilaçlar, ailesel hastalıklarınız, geçirmiş olduğunuz ameliyatlar da bilinmelidir.
    Kişinin beslenme alışkanlıkları, sigara, alkol ve bazı keyif verici madde kullanımı, egzersiz alışkanlığı, çalışma şartları da sorulacaktır.

    2-) Jinekolojik muayene:

    Jinekolojik muayene ve ultrasonografi ile üreme organlarınızda bir sorun varsa saptanabilir. Enfeksiyon, rahim ağzında yara, polip, myom, yumurtalık kistleri araştırılır.
    1 yıldan daha uzun süre önce smear testi yapıldıysa şayet, tekrardan yapılmalıdır.
    Hastanın tansiyonu ölçülür. Kilo ve boyu değerlendirilir.

    3-) Testler:

    Anne ve baba adaylarının kan grupları öncelik taşır. Anneden tam kan sayımı, tam idrar tahlili, açlık kan şekeri, üre, kreatinin, TSH(Tiroid hormonu) ölçümü yapılabilir. Hepatit B (B tipi sarılık), Hepatit C(C tipi sarılık), HIV (AIDS hastalığı) araştırılır.

    4-) Tedavi:

    Gebelik öncesi jinekolojik enfeksiyonlar varsa tedavi edilir. Ameliyat gerektiren bir durum varsa (myom, yumurtalık kisti) hasta uyarılır. Çünkü özellikle myom ameliyatları sonrası 1 yıl gebelik önerilmez.
    Kronik hastalıklar açısından (diabet, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, kan hastalıkları, tiroid hastalıkları, psikolojik hastalıklar) ilgili uzman doktorlar ile görüşülmesi önerilir.

    5-) Diş bakımı:

    Gebelik öncesi diş kontrolü ve gerekirse tedaviler yapılmalıdır. Gerekli olduğunda gebelik esnasında, ilk üç ay sonrasında, diş röntgeni (karın bölgesi korunarak), diş dolgusu ve diş çekimi yapılabilir. Buna rağmen mümkünse gebelik öncesi ve sonrasında diş tedavisi daha uygundur.

    6-) Aşılar:

    Çocukluk çağı hastalıkları Kızamık, Kızamıkcık, Suçiçeği daha önce geçirilmeyip gebelik esnasında geçirilirse bebekte bazı kalıcı hasarlara yol açabilir. Bu nedenle hastaya sorulmalı ve eğer emin değilse kan testleri ile kontrol edilmelidir. Aşı olmamış veya hastalık geçirmemiş kişilere aşı yapılmalıdır. Aşıdan sonra en az 3 ay gebelik için beklemek gerekir.
    Tetanoz aşısı, hamilelik süresince güvenle yapılabilen bir aşıdır. Gebeliğin 3. ayından sonra uygulanabilir.
    Hepatit B aşısı da gebelik öncesi önerilir.

    7-) Besin desteği:

    Sağlıklı beslenen anne adayının ek vitamin alması gerekli değildir. Ancak beslenmede yeterince Folik asit ve Demir alındığından emin olunmalıdır.

    Folik asit, anne karnında bebeğin kafatası, omurga, beyin ve sinir hücrelerinin gelişimine ve vücutta kan yapımına  olumlu katkıları olan bir B grubu vitamindir. Yeşil yapraklı sebzelerde, karaciğer, böbrek, mercimek, ceviz, fıstık, fındık, tahıllarda bulunur. Yine de gebelik sürecinde vücut ihtiyacı artmaktadır. Gebelik planlayan kadınların birkaç ay öncesinden ek folik asit almasında yarar vardır.Plansız gebeliklerde de öğrenildikten itibaren başlanmalıdır. Gebeliğin 3. ayına kadar devam edilmelidir. Günlük 400 mikrogram yeterlidir.

    Demir de önemli bir mineraldir. Eksikliğinde kansızlık ve anne karnında bebekte gelişme geriliği görülebilir. Demir en çok kırmızı et, karaciğer, sakatatlar ve daha az olarak yumurta sarısı, balık, yeşil yapraklı sebzelerde  bulunur. Bu gıdalar ile birlikte demir emilimini artıran C vitamini içeren sebze ve meyveler de yeterince tüketilmelidir.

    Kalsiyumlu gıdalar yeterince alınmalıdır. Günde 3 su bardağı kadar mümkünse az yağlı süt ayrıca yoğurt veya peynir tüketilmelidir. Laktoz allerjisi varsa, laktozsuz süt ve süt ürünleri tüketilmelidir. Günlük 1000 mg kalsiyum alımı bu şekilde sağlanabilir.

    Taze sebze ve meyveler günlük beslenmede mutlaka yer almalıdır. Protein için et, tavuk, yumurta, süt, balık yemek gerekir. Tabii ki en az 8 bardak su vazgeçilmezdir.
    Omega 3 ve 6 için balık (özellikle somon, ton balığı), sınırlı miktarda ceviz, tuzsuz badem ve kavrulmamış fındık, özellikle çiğ olarak semizotu alınmalıdır.
    Unlu ve şekerli gıdalar sınırlı olarak tüketilmelidir. Bunun yanında tuz miktarı da azaltılmalıdır. Mutlaka yediğimiz gıdaların kalorilerine dikkat etmeliyiz.

    😎 Sigara, alkol ve diğer zararlı maddeler:

    Gebeliğe karar veren bir kadının sigarayı bırakması hem gebelik oluşumu hem de sağlıklı gebelik için gereklidir.
    Sigara içerisindeki maddeler plasentadan direkt olarak bebeğe ulaşmaktadır. Bu nedenle sigara miktarı azaltılarak zararlarından korunulamaz. Aynı zamanda sigara içilen ortamda da bulunmamak gerekir.
    Sigara içen gebelerde
    • Düşük
    • Ölü doğum
    • Erken doğum
    • Düşük doğum ağırlıklı bebekler
    • Erken su kesesi açılması
    • Plasenta sorunları sigara içmeyenlere göre daha sıklıkla görülmektedir.

    Ayrıca doğum sonrası ani bebek ölümleri, bebeklerde astım, bronşit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları, ileriki yıllarda öğrenme ve davranış sorunları daha sık görülmektedir.
    Alkol de bir diğer zararlı maddedir. Kişi gebe olduğunun farkına varmadan bebeğin hayati organları gelişmeye başlar. Hem sigara hem de alkol bu gelişimi çok olumsuz etkiler. Alkol alan anne bebeklerinde de düşük, düşük doğum ağırlığı ve zeka geriliğine rastlanmaktadır.
    Uyuşturucu maddelerin hepsi düşüklere ve doğumda bebekte sakatlıklara neden olurlar..

    9-) Kilo kontrolü ve egzersiz:

    Gebelik öncesi hem aşırı zayıflık hem de aşırı şişmanlık tercih edilmez. Genellikle her iki durum da gebe kalmayı zorlaştırabilir. Gebelik oluştuktan sonra da sorunlar yaşanır. Bu nedenle kilo kontrolü önem taşımaktadır. Düzenli egzersiz ve diyet ile ideal kilo sağlanmalıdır.

    10-) Çevresel etkenlerin gözden geçirilmesi:

    Yaşadığımız ve çalıştığımız ortamlarda zarar verebilecek maddelerden uzak durmalıyız. Civa,böcek ilaçları, boya, tiner, kuru temizleme sıvıları gibi kimyasal maddeler ve X-ray, nükleer tedavi cihazları ile çalışan kişilerin gebelik öncesi ve sırasında bunların etkilerinden uzak olabilecek şekilde bölüm değiştirmeleri daha güvenli olacaktır. Çok uzun ve yorucu çalışma şartları da zarar verebilir.
    Evde çok keskin temizleme ürünleri, boya, tiner, hobi amaçlı kullanılan yapıştırıcılardan uzak durulmalıdır. Bulunulan ortamda çok sigara içilmesi uygun değildir. Çok sıcak banyo ve sauna da zararlıdır.

    11-) Gebelik ve doğum için maddi ve manevi hazırlık:

    Çiftler hayatlarındaki çok önemli bir adımı atmaya hazırlanırken buna hem ruhen hem de maddi olarak hazır olmalıdırlar. Böylece hamilelik ve doğum süreci çok daha keyifli yaşanabilir.
    Yukarıda başlıklar altında sıraladığımız bilgiler, kendi tecrübelerimiz eşliğinde oluşturduğumuz tıbbi tavsiyelerdir. Bu hazırlık aşamalarında uzman bir doktor ile işbirliği yapmanızı öneririz.

  • HPV (HUMAN PAPİLLOMA VİRÜS)

    HPV (HUMAN PAPİLLOMA VİRÜS)

    Özellikle kadınlarda serviks kanseri (rahim ağzı kanseri) oluşumuna neden olan bir virüstür. Ayrıca vulva, vajina, anal bölge, orofarenks kanserleri ile ve genital siğillerle yakın ilişkilidir. Serviks kanserlerinin neredeyse tamamında HPV DNA izole edilmektedir

    HPV virusunun yaklaşık 100 tane değişik tipi bulunmaktadır. Serviks kanseri (Rahim ağzı kanseri) ile ilgili olan tipleri; HPV 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58, 59, ve 68 olarak bilinmektedir. Özellikle Tip 16 ve 18 çok sık görülmektedir ve Serviks kanserinde izole edilen HPV virüslerinin % 50′ sinde HPV Tip 16 bulunmuştur.

    HPV aşısı 2006 yılında onaylanmış ve kullanılmaya başlanmıştır ve 9-26 yaşları arasındaki genç kızlara ve kadınlara yapılmak üzere lisansı alınmıştır.

    HPV aşılamaları anogenital kanser ve genital siğil sıklığını anlamlı ölçüde azaltabilir. Amerika’da 2006-2010 yılları arasında 14-19 yaşlarındaki kadınlarda aşı tipi HPV sıklığı % 56 oranında azalmıştır.

    HPV aşıları kaç çeşittir?
    HPV aşıları 3 çeşittir.

    Aşılama zamanı ne zaman olmalıdır?
    Kız çocuklara(ve hatta erkek çocuklara) Anogenital kanser ve siğillerin sıklığını azaltmak için 11-12 yaşlarında HPV aşısı önerilmektedir.
    Bivalan,Quadrivalan ve 9-valan aşılar 9-26 yaş kadınlarda önerilmektedir.Kızlara daha erken yaşlarda (15-26 yaşa karşılık 9-14 yaş) ve özellikle cinsel aktivite başlamadan önce aşılama yapıldığında daha iyi bir koruyuculuk elde edilmektedir.

    Aşıların uygulama şekli ve sayısı nasıl olmalıdır?
    Her 3 aşı da 0,1-2 ve 6 aylık bir planlamayla 3 dozluk seriler halinde verilmektedir (booster aşı uygulaması yoktur). İkinci veya üçüncü aşının dozunda bir gecikme olursa serilerin yeniden başlatılmasına gerek yoktur

    Aşılar güvenli midir?
    Her üç HPV aşısı için emniyetlik verileri güvenlidir, 60 milyondan fazla dağıtılan aşı ile yapılan aşılamada ciddi olumsuz etki saptanmamıştır. Aşılama sonrası aşılama yerinde hafif ağrı ve sızı olabilir, aşıya karşı allerjik reaksiyon gösterenler aşılanmamalıdır.

  • Bahar alerjisi ve alerjik astım

    Bahar alerjisinin nedeni polenlerdir. Baharın gelmesi ile birlikte tabiat uyanır ve bitki örtüsü zenginleşir. Bu dönemde çayır otları, bir çok yabani ot, selvi ve zeytin gibi birçok ağaç gözle görülmesi gözle görülmesi mümkün olmayan polenlerini atmosfere salar. Bu polenler havada serbest bir şekilde dolaşır ve rüzgarlar ile çok uzak mesafelere taşınabilirler.

    Bahar alerjisi olan bireyler bu aylarda evden dışarı çıktıklarında, ev veya iş yerindeyken pencerelerini açtığında havada serbestçe dolaşan polenler ile karşılaşır. Bu karşılaşmanın neticesinde polenler nefes yoluyla hava yollarımıza, gözümüze giderek hapşırık, burun akıntısı, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, kulak ve damakta kaşıntı, her iki gözde sulanma, kaşıntı, kızarıklık gibi belirtilere yol açar.

    Ortaya çıkan bu belirtiler bahar alerjisi, polen alerjisi, saman nezlesi, alerjik nezle olarak adlandırılır. Adından da anlaşılacağı üzere hasta nezle olduğunu düşünür. Hastalar yakınmalarını “benim nezle /gribim hiç geçmiyor, yazın bile nezle oluyorum, bütün gün hapşırıyorum, elimde burun akıntımı silmek için bütün gün tuvalet kağıdı ile dolaşıyorum” şeklinde ifade eder. Alerjik nezle çoğu kez sağlık çalışanları ve hastalar tarafından enfeksiyona bağlı nezle ile karıştırılır.

    Bu nedenle gereksiz antibiyotik kullanımına ve tanıda gecikmelere yol açar. Talihsiz bir şekilde birçok nezle grip ilacı antihistamin ve dekonjestan denen alerji ilaçları içerdiği için bu ilaçlar alerjik nezle belirtilerini azaltacağı için tanı karmaşası daha da artar. Unutmayınız ki alerjik nezlede etken mikroorganizma olmadığı için ateş görülmez.

    Polen alerjisi ilkbahar ve yaz döneminde olur ve polen sezonu bitince bütün hastalık belirtileri tamamen düzelir, fakat her yıl benzer mevsimlerde hastalık belirtileri yeniden başlar ve genellikle her geçen yıl alerjik nezle şiddeti artabilir ve/veya süresi uzayabilir. Hastaların üçte birinde alerjik astım gelişebilir. Alerjik astım belirtileri ise öksürük, göğüste hırıltılı solunum, nefes darlığı, göğüste baskı ve beyaz renkli balgam çıkarmadır. Hastalar göğüsteki hırıltı sesini “sanki göğsümde kedi mırıldıyor” şeklinde ifade eder. Bu yakınmalar akşam ve geceleri, sabahın erken saatlerinde artar. Sigara dumanı, deodorant, parfüm, egzersiz , üst solunum yolu enfeksiyonları, gülme ile tetiklenebilir.

    Polen alerjisinin tanısı deri testi (deri prick testi) ile konur. Tedavide hastalar polenler hakkında bildilendirilir ve korunma yöntemleri anlatılır. Alerjisi olanlar ilkbahar ve yaz aylarında kapı ve pencereleri kapalı tutmalıdır. Sabahın erken saatleri ve ikindi vakti polenlerin yoğun olduğu saatlerdir. Yine bu mevsimlerde piknik yapmak, açık havada spor yapmak, araçla seyahat ederken aracın camını açmak yoğun miktarda polen maruziyetine neden olacaktır. Polen alerjisi olanlar, eve geölince saçlarını yıkamadan yatmamalı ve günlük giysilerini değiştirip, giysilerini çamaşır sepetine atmalıdır.

    Tüm bu tedbirlere karşın polenler tabiatın bir parçası olması nedeniyle polenlerden tamamen korunmak mümkün olmadığı için hastanın şikayetleri azalsa da olmaya devam eder. İlaçlar çok etkili olmakla birlikte kullanıldığı sürece işe yarar, ilaçlar bırakıldığında tüm belirtiler geri gelir. Bu nedenle polen mevsimi bitene kadar hastaların ilaçlara ara vermeden kullanmaları önerilir. İlaçlar hastalığı yok edemediği için ya da alerjinin zamanla ilerlemesini ya da astıma dönüşmesini engelleyemediği için elverişli hastalara aşı tedavisi başlanabilir. Aşı tedavisi polen alerjisi ve alerjik astımın şiddetini azaltabilir ya da düzeltebilir ve yeni alerjilerin gelişmesini engelleyebilir. Aşılarda neye alerjiniz var ise o alerjen yer alır. Alerjiniz olan alerjen cilt altına ya da dil altına belirli ve düzenli aralıklarla ve küçük küçük artan dozlarda verilirse o alerjenle doğal yollarla karşılaştığınızda ya daha az tepki verir ya da hiç tepki vermezsiniz.

    Günümüzde cilt altı ve dil altı olmak üzere iki tür aşı vardır. Cilt altı aşılar ilk 2-4 ay haftada bir gün, daha sonra 4 haftada bir koldan insülin enjektörü ile uygulanır. Dil altı aşılar ise dil altına her gün konur. Her iki aşı yönteminde tedavi süresi 3-5 yıldır. Aşıların etkisi geç başlar, etkinin başlaması haftalar ve aylar sürebilir. Aşılar kesildikten sonra aşıların koruyuculuğu uzun yıllar devam eder. Tedavi süresi uzadıkça, aşıların kesildikten sonraki koruyuculuk süresi o kadar uzar. Her iki aşılama yöntemi etkili olmakla birlikte daha eski bir aşı yöntemi olan cilt altı aşılar daha etkilidir. Bu nedenle enjeksiyon korkusu olmayan çocuk ve yetişkinlerde cilt altı aşı tedavisi daha elverişlidir. İğne korkusu olan kişilerde dil altı aşı tedavisi öncelikli tercih edilebilir. Aşı tedavisinde tedaviden alınacak yanıtlar kişiye ve alerjisi olan alerjen sayısına göre değişir.

    Aşı tedavisi Dünya Sağlık Örgütü’nün onayladığı birçok Avrupa ülkesi ve Amerika’da uygulanan eski bir tedavi yöntemidir. Aşılar kortizon içermez ve hamile kalan hastalarda aşı tedavisi kesilmeden devam edilir. Aşıların alerjik reaksiyon dışında hiçbir yan etkisi yoktur. Alerjik reaksiyon gözlenirse aşı dozu değiştirilerek bu etki ortadan kaldırılabilir. Eğer alerjik reaksiyon düzeltilemez ise tedavi sonlandırılır.

    Özetle başarılı bir tedavi için alerjinizi öğrenmeli, elinizden geldiğince polenlerden kaçınmalı, ilaç tedavisi beraberinde uygun bulunursanız aşı tedavisi yaptırmalısınız . Aşılardan yarar gören hastalarda ilaç sayısı ve/veya dozları azaltılabilir ya da kesilebilir. Bahar alerjiniz olduğunu düşünüyorsanız hastalığınızı küçümsemeyiniz ve mutlaka alerji uzmanına başvurunuz. Çünkü hastalık belirtileri başlangıçta hafif olabilir, kronik seyirlidir zamanla ilerleyebilir ve alerjik astıma dönüşebilir.

    Sağlıklı günler dilerim…

  • Kanser riskini nasıl azaltabiliriz

    Sağlıklı beslenmeden tutunda düzenli yaptırılan kanser taramalarına kadar hayatınızda yapacağınız küçük değişiklerle kansere yakalanma riskini kontrol altına alın.

    Muhtemelen kanseri önleme ile ilgili birbiriyle çelişkili pek çok rapordan haberiniz vardır. Bazen bir çalışma veya raporda önerilen spesifik bir kanser önleme tavsiyesi bir diğerinde söylenenin tam da aksi olabilir. Peki. Eğer kanser önleme konusunda endişeleriniz varsa, günlük hayatınızda küçük değişiklikler yaparak büyük bir fark yaratabilirsiniz.

    Tütün kullanmayın

    Tütünün her türlü kullanımı sizi kanserle yaşanacak bir çarpışmaya sürükler. Sigara içmek akciğer, mesane, rahim ve böbrek kanseri de dahil olmak üzere pek çok kanser türüne davetiye çıkarıyor. Ayrıca tütün çiğneme ağız boşluğu ve pankreas kanserinin oluşumu ile yakından ilişkili. Tütün kullanmasanız bile, sigara dumanına maruz kaldığınızda akciğer kanserine yakalanma riskini arttırmış oluyorsunuz.

    Tütün ve mamullerinden uzak duruyorsanız veya bırakmaya karar verdiyseniz bu sağlığınız için aldığınız en önemli kararlardan biridir. Ayrıca, sadece bununla kalmayıp kanseri önleme konusunda da önemli bir adım atmışsınız demektir. Eğer sigarayı bırakabilmek için yardıma ihtiyaç duyuyorsanız doktorunuza danışın. Size sigara bırakmaya yardımcı ürünler ve diğer metotlar hakkında bilgi verecektir.

    Sağlıklı beslenin

    Yemek saatlerinde ya da market alışverişi yaparken sağlıklı tercihlerde bulunmak sizi kanserden korumak için garanti vermez fakat kansere yakalanma riskini düşürmekte size yardımcı olacaktır.

    Bu kuralları dikkate alın:

    Meyve ve sebze yiyin

    Beslenme düzeninizi sebze, meyve ve bitkisel kaynaklı gıdaları baz alarak oluşturun — tam tahıllar ve baklagiller gibi.

    Yağ tüketimini sınırlandırın;

    Hayvansal yağları kullanmaktan, fazla yağlı besinleri tüketmekten kaçının. Bunun yerine daha hafif ve daha küçük porsiyonlar oluşturarak yemek yemeyi deneyin.

    Eğer alkol tüketecekseniz aşırıya kaçmamaya özen gösterin;

    Düzenli olarak alkol kullanımının ve tüketilen alkol miktarının artması meme, kolon, akciğer, böbrek ve karaciğer kanseri gibi kanser türlerine yakalanma riskinizi de arttırır.

    Günlük rutininizde fiziksel aktivitelere her zaman yer ayırın ve ideal kilonuzu korumaya çalışın;

    Sağlıklı olduğunuz kiloyu korumak meme, prostat, akciğer, kolon ve böbrek kanseri de dahil olmak üzere çeşitli kanser türlerinin görülme riskini azaltabilir. Hareket etmeyi unutmayın. Kilo kontrolünü sağlamaya yardımcı olmasının yanı sıra fiziksel aktivitelerde bulunmak meme ve kolon kanserine yakalanma riskinizi de azaltmakta.

    Günlük olarak en az 30 dakikanızı egzersize ayırmalısınız. Tabi daha fazlasını yapabiliyorsanız bu çok daha iyi olur. Bir fitness sınıfına kaydolmayı, favori bir sporu yeniden keşfetmeyi veya günlük tempolu yürüyüşler için bir arkadaşınızla buluşmayı deneyin.

    Kendinizi güneşin zararlı ışınlarından koruyun;

    Cilt kanseri kanser türleri arasında en sık rastlananı olmasına karşın korunabilirliği de en fazla olan kanserdir. Bu ipuçlarını deneyin:

    Öğle saatlerinde güneşe çıkmaktan kaçının;

    Güneş ışınlarının en kuvvetli olduğu saatler olan 10:00 ve 16:00 arasında güneşten uzak durun.

    Gölgede kalmaya çalışın;

    Açık havaya çıktığınızda mümkün olduğunca gölgede kalmaya çalışın. Güneş gözlüğü ve geniş kenarlı şapkalar kullanmak bu konuda size yardımcı olacaktır.

    Cildinizi güneşten koruyun;

    Mümkün olduğunca teninizi örten sıkı dokunmuş bol ve pamuklu giysileri tercih edin. Pastel tonlar ya da ağartılmış pamuk kumaşlar yerine ultraviyole ışınlarını geri yansıtan açık parlak renkleri veya koyu renkleri tercih edin.

    Dışarıya çıkarken güneş kreminizi sürmeyi ihmal etmeyin;

    Dışarıda kaldığınız sürece güneş kreminizi sık sık ve bolca sürmeye devam edin.

    Solaryuma girmeyi tercih etmeyin;

    Solaryum da cildinize en az doğal güneş ışığı kadar zarar verir.

    Aşı olun;

    Bazı viral enfeksiyonlardan korunmak kanser oluşumunu önlemek için etkili bir yoldur. Hepatit B ve HPV’ ye karşı aşılanma konusunda doktorunuza danışın.

    Hepatit B. Hepatit B virüsü karaciğer kanseri oluşu riskini arttırabilir. Hepatit B aşısı rutin olarak bebeklere yapılır. Ayrıca, kanser görülme riski yüksek olan bazı yetişkinler için tavsiye edilir. Özellikle karşılıklı sadakate dayanmayan cinsel aktiviteler içinde olan yetişkinlere, hemcinsi ile ilişkiye giren erkeklere, enfekte kan veya vücut sıvılarına maruz kalabilecek sağlık veya kamu güvenliği işçilerine aşılama yapılmalıdır.

    İnsan papilloma virüsü (HPV). HPV rahim ağzı kanserine sebep olabilecek cinsel yolla bulaşan bir virüstür. HPV aşısı 26 yaşından daha genç ya da ergenlik döneminde aşı olmamış erkekler ve kadınlar için yapılması uygun bir aşıdır.

    Riskli davranışlardan kaçının

    Kanseri önlemeye yardımcı bir diğer strateji ise kansere sebebiyet verebilecek riskli davranışlardan kaçınmaktır. Örneğin;

    Güvenli cinsel hayatınız olsun;

    Cinsel partner sayınızı sınırlayın ve sex yaparken prezervatif kullanmayı ihmal etmeyin. Cinsel partner sayınız arttıkça HIV ve HPV cinsel yollarla bulaşan enfeksiyonlara yakalanma riskiniz daha da artar. HIV veya AIDS virüsü taşıyan kişilerin bağışıklık sistemi zayıflar ve anüs, rahim ağzı, akciğer kanserine yakalanma riski de yüksektir. HPV en çok rahim ağzı kanseri ile ilişkilidir, ama aynı zamanda anüs, penis, boğaz, vulva ve vajina kanseri riskini arttırabilir.

    İğnelerin tek sefer ve bireysel kullanıma uygun olduğunu unutmayın;

    İlaç kullanan bağımlılar arasında aynı iltihaplı iğneyi paylaşmak HIV, hepatit B, hepatit C gibi virüslerinin bulaşmasına sebebiyet verir ve buda karaciğer kanserine yakalanma riskini arttırır. Eğer hap ve uyuşturucu bağımlılığı hakkında endişeleriniz varsa, profesyonel yardım isteyin.

    Erken teşhis konusunu ciddiye alın;

    Deri, kolon, prostat, rahim ve meme kanseri gibi kanser türleri için düzenli olarak kendi kendinizi muayene etmek ya da kanser tarama testleri yaptırmak hastalığı ilk aşamalarındayken yani tedavinin beklenenden daha iyi sonuç verdiği erken evrelerde teşhis etmenize ve tedavide başarılı sonuçlar almanıza yardımcı olur. Sizin için en iyi kanser tarama programını doktorunu

    Obezite

    Obezite (şişmanlık) bir çok kanser türüne yakalanmayı kolaylaştırmaktadır. Obezitenin meme ve rahim kanserleri başta olmak üzere bugün 13 kanser türüyle ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu nedenle kilo almayınız, eğer kilo fazlalığınız varsa diye azaltınız.

    Fizik aktivite

    Fizik olarak aktif olunuz. Mümkünse her gün bir saat yürüyüş yapınız. Bu da sizi kanserden ve kalp hastalıklarından koruyacaktır.

  • Hepatit b , bulaşma yolları ve aşılama hakkında

    Önemli bir karaciğer hastalığı olan Hepatit günümüzde dünyadaki en önemli sağlık problemlerinden birisidir. Ülkemizde de son yıllarda sıklığı azalmasına rağmen, özellikle Hepatit B hala önemini korumaktadır. Hepatit geçiren hastaların bir kısmında siroz gibi önemli hastalıkların gelişme ihtimalinin bulunması, hastalığın önemini daha da arttırmaktadır.

    Hepatite neden olan etkenler arasında Hepatit A, Hepatit B ve Hepatit C virüsleri ilk sıralarda yer almaktadır. Hepatit A virüsü sadece akut hepatit oluşturmaktadır. Bunlarda kronikleşme ve taşıyıcılık görülmemektedir. Hepatit B ve C virüsleri ise hem akut, hem de kronik hepatite neden olabilmektedir. Ancak B ve C virüsünü alan kişilerin tümünde hastalık görülmemektedir. Çeşitli yollarla bu virüsleri alan kişilerin bir kısmında karaciğer hasarı ve buna bağlı olarak kandaki karaciğer enzimlerinde yükselmeler görülürken, büyük kısmında sadece taşıyıcılık söz konusudur. Ülkemizde taşıyıcılık oranı C virüsü için %1’in altında iken B virüsünde bölgelere göre % 5 ile 10 arasında değişmektedir. Sağlıklı taşıyıcı olan bireyler herkes gibi toplum içinde yaşamlarını normal olarak devam ettirmektedirler. Ancak taşıyıcıların alkol almamaları, karaciğere zararlı ilaçlardan kaçınmaları ve ortalama yılda bir kez konunun uzmanına giderek karaciğerlerini kontrol ettirmeleri önerilmektedir.

    Hepatit B virüsü (HBV)nü alan kişilerde hastalığın yanı sıra taşıyıcılık da söz konusu olabileceği için bunlarda bulaşma yollarının iyi bilinmesi gerekir.

    HBV’nin bulaşma yolları günümüzde büyük oranda bilinmektedir. Bu virüs başta kan olmak üzere hemen hemen bütün vücut sıvılarında tespit edilmiştir. Ancak pratikte HBV’nin özellikle kan, kan ürünleri, cinsel temas yoluyla ve anneden bebeğe doğum sırasında bulaştığı kabul edilmektedir. Diğer vücut sıvıları ile bulaşma nadirdir.

    HBV’de Başlıca Bulaşma Yolları :

    Kan ve kan ürünleri ile temas ve kan nakilleri

    HBV bulaşmış iğne, enjektör, bistüri, sonda ve cerrahi aletlerle bulaşma,

    HBV ile infekte olmuş ve iyi dezenfekte edilmemiş hemodiyaliz cihazları,

    İyi temizlenmemiş aletlerle diş çekilmesi ve dolgu yapılması,

    Damardan ilaç kullanımı,

    Mikropla temas etmiş ve iyi temizlenmemiş aletlerle akupunktur ve dövme yapılması, kulak delinmesi, HBV pozitif kişinin jileti ile traş olunması ve diş fırçası ile diş fırçalanması,

    Özellikle HBeAg’si pozitif olan taşıyıcı anneden doğan çocuğa doğum sırasında bulaşma,

    Cilt yarası, kesi, mukoza yaralanması ve kanla temas nedeniyle HBV pozitif kişiden sağlıklı kişiye bulaşma,

    Cinsel temasla bulaşma

    HBV’nin bulaşma yollarının özelliğinden dolayı bazı kişi ve /veya gruplar risk altındadırlar. Genel olarak özellikle HBV’nin bulaşma olasılığının yüksek olduğu kişilerin öncelikli olarak aşılanması, daha sonra kademeli olarak ve bir plan çerçevesinde diğer kişilerin de aşılanması önerilmektedir. HBV için yüksek risk grubunu oluşturan ve öncelikli olarak aşılanması gereken gruplar şunlardır:

    Başta laboratuar ve kan merkezi çalışanları olmak üzere, cerrahlar, diş hekimleri ve diğer bütün sağlık personeli,

    HBV taşıyıcısı olan annelerden çocuğa geçiş doğum sırasında veya daha sonra olabilmektedir. Bu nedenle hasta veya taşıyıcı olan annelerin bütün çocukları ve yeni doğan bebekleri,

    Seksüel bulaşma HBV’nin kan yoluyla bulaşmadan sonraki en önemli bulaşma yoludur. Bu nedenle hepatitli veya HBV taşıyıcısı olan bireylerin eşleri,

    Ailede hepatitli veya HBV taşıyıcısı varsa diğer aile fertlerinin tümü ve yakın ilişki içinde bulunduğu kişiler,

    Homoseksüeller, damardan ilaç alışkanlığı bulunanlar ve genel ev kadınları da HBV’nin yüksek oranda bulunduğu riskli gruplardır. Bunlar da aşılanmalıdır.

    Kronik böbrek hastalığı bulunanlar, (özellikle hemodiyaliz hastaları),

    İmmun yetmezliği bulunan hastalar,

    Kalabalık yaşam şartları, kötü hijyen ve düşük sosyoekonomik durum HBV’nin bulaşma oranını arttırmaktadır. Bu nedenle yetiştirme yurtları, bakımevleri,hapishaneler ve kreşler gibi insanların toplu olarak bir arada bulundukları ve pek çok malzemenin ortak olarak kullanıldığı yerlerde yaşayanlar,

    Başta hemofili hastaları olmak üzere, sık kan ve kan ürünleri nakli yapılanlar veya hastaneye bağımlı, sık enjeksiyon ve sık perkütan girişim yapılan hematoloji ve onkoloji hastaları, diğer kronik hastalar,

    Toplumumuzda HBV taşıyıcılık oranı yüksek olduğu için ve yeni doğan bebeklerin immün sistemleri de henüz yeterince gelişmediği için, bütün yeni doğan bebekler risk altındadır ve aşılanmalıdır.

    Yapılan çalışmalarda günümüzde sadece HBV’ye karşı antiserum ve aşı geliştirilebilmiştir. Dünyanın pek çok ülkesinde öncelikli olarak risk altında bulunan kişiler olmak üzere bireylere aşılama programları uygulanmaktadır. Yapılan kan tetkiklerinde sadece hem HBsAg, hem de Anti-HBs sonucu negatif olan kişilere aşı yapılır.

    HBV ile temas şüphesi olan kişilere ilk 72 saat içinde HBV spesifik immün globülin yapılarak pasif bağışıklık sağlanabilir. Aktif bağışıklık ise ülkemizde de bulunan Hepatit B aşılarından herhangi biri ile yapılabilir. Aşılama ile sağlanan koruyuculuk bütün aşı tiplerinde % 90’nın üzerindedir.

    Aşılar önerilen programa uygun olarak, zamanında yapılmalıdır. Üç doz aşı yapıldıktan en erken 6-8 hafta sonra aşının tutup tutmadığı kontrol edilmelidir. Genel olarak son aşı dozundan 12 ay sonra antikor (Anti-Hbs) düzeyine bakılması, düzeyi düşük olan kişilere ek olarak tek doz aşı yapılması önerilir. Daha sonra ise ortalama 4-5 yılda bir, antikor düzeyine bakılması ve aşının koruyuculuğunun arttırılması için gerekirse tek doz aşı yapılması gereklidir.

  • Allerji aşısı nedir? Hangi hastalıklarda ve nasıl uygulanır?

    Allerji aşısı nedir? Hangi hastalıklarda ve nasıl uygulanır?

    “Allerjen immunoterapisi”, veya halk arasında daha çok bilinen adıyla “allerji aşıları”, giderek artan dozlarda allerjenin hastaya yıllar süren bir periyot içinde verilmesi esasına dayanan bir tedavi şeklidir. Bu tedavi, allerjenle karşılaşmayı izleyerek ortaya çıkması beklenen semptomların kaybolmasına veya çok azalmasına yol açar.

    Allerjen immunoterapisinde, yararlı etkilerin koruyucu bazı antikorların yapımına bağlı olduğu bilinmektedir. Ayrıca hücresel bağışıklık sistemi denilen ve allerjik tepkileri ayarlayan sistemde de değişiklikler olmaktadır. Özetle bu tedavi, diğer ilaç tedavilerinde olduğu gibi sadece hastalığa özgü belirti ve bulguları baskılamaya yönelik (septomatik) bir tedavi şekli değil, altta yatan mekanizmayı değiştirmeye yönelik ve tam düzelme sağlayan (küratif) bir tedavi şeklidir.

    Uygulama:

    Allerji aşılarıyla hastaya değişen konsantrasyonlarda allerjen ekstreleri deri altı injeksiyonla verilir. İlk injeksiyonda en az yoğun olan ekstreden çok az bir miktarda uygulama yapılır. Bunu izleyerek, hastaya her hafta giderek artan yoğunluk ve dozda aşı uygulanır. Ulaşılacak en son konsantrasyon hastanın duyarlılık derecesine bağlıdır.

    Genellikle hastalar injeksiyonlara başlandıktan altı ay kadar sonra sürekli uygulanacak olan son doza ulaşırlar. İnjeksiyonlar bu dozda da bir süre haftada bir uygulandıktan sonra giderek araları açılarak on günde bir, iki haftada bir, üç haftada bir ve dört haftada bir gibi aralıklarla uygulanır. Maksimum yararın sağlanabilmesi için injeksiyonların düzenli olarak uygulanması gerekir. Tedavi süresi ortalama olarak dört yıldır.

    Yararları:

    Aşı tedavisi, allerji semptomları orta ve ağır derecede olan, her yıl iki-üç aydan fazla süren, ilaç tedavisine iyi yanıt vermeyen veya sürekli olarak ilaç kullanmak zorunda kalan ve kolaylıkla kaçınılamayacak allerjenlere duyarlılığı olan hastalara uygulanır.

    Örnek olarak ot ve hububat polenlerine alerjisi olan bir kişide ilkbahar ve yaz aylarında allerjik yakınmalar en üst düzeyde olacaktır. Herhangi bir nedenle ev dışına çıkıldığında veya evin pencereleri açıldığında yoğun polen teması söz konusu olacağından bu allerjenlerden tamamen uzak kalmak olası değildir. İlaçlar genellikle yakınmaları bir ölçüde kontrol eder; ancak hastaların çoğu uyku hali gibi yan etkiler dolayısıyla düzenli ilaç kullanamamaktadır. İşte böyle bir hasta için aşı tedavisi en uygun seçenek olacaktır. Benzer şekilde ağaç poleni ve ev tozu akarı (mite) alerjisi olan hastalarda da aşı tedavisi en uygun seçimdir. Mantar sporu alerjilerinde de aşı tedavisi yapılmaktadır.

    Olası yan etkiler:

    Aşı tedavisi ile hastaya herhangi bir ilaç verilmesi söz konusu olmayıp hastanın allerjik olduğu allerjenler uygulandığından, injeksiyon yerinde madeni bir para büyüklüğünde kızarıklık ve hafif kabarıklık olması normaldir. İnjeksiyon yerindeki daha geniş kaşıntılı kızarıklık ve şişmeler “lokal reaksiyon” olarak adlandırılır. Antihistamin ilaçlar ve lokal buz uygulaması lokal reaksiyonların tedavisi için yeterlidir. Burun akıntısı, hapşırık, gözlerde kaşınma, nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı nefes alma şeklindeki belirtilerle ortaya çıkabilen sistemik reaksiyonlar ise çok daha nadir görülür. Gelişebilecek bu reaksiyonların kontrolü açısından, aşı yapıldıktan sonra 20-30 dakika süreyle muayenehanede/hastanede beklenmesi ve aşı yerinin hekiminize kontrol ettirilmesi gerekmektedir.

    Dikkat edilmesi gerekenler:

    Aşıları evinizde muhafaza ediyorsanız buzdolabında bulundurunuz. Kesinlikle buzluğa koymayınız, dondurmayınız.

    Aşınızı içi buz dolu bir termos içinde naklediniz.

    Aşı yaptırdıktan sonra en az 20 dakika süreyle sağlık merkezinde bekleyiniz.

    Aşı yerini hekiminize kontrol ettirmeden sağlık merkezinden ayrılmayınız.

    Aşı uygulandıktan sonra aşı yerinde her zamankinden daha geniş bir şişlik ve kızarıklık olması durumunda veya vücutta genel kaşıntı, kızarıklık, burun akıntısı, hapşırık, gözlerde kaşınma, nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı nefes alma şeklinde bir yakınmanız olursa derhal hekiminize bildiriniz.

    Aşı yapıldıktan sonra birkaç saat süreyle duş almayınız, saunaya gitmeyiniz, alkol almayınız ve ağır egzersiz gerektiren sportif faaliyetlerde bulunmayınız.

    Aşılarınızı randevularınızı aksatmadan, düzenli olarak planlandığı günlerde yaptırınız. Aşılarınızı aksatmanız durumunda, aşamalı olarak aşınızın doz ve konsantrasyonu arttırılamayacak ve sonuçta tedaviniz yetersiz/başarısız olacaktır.