Etiket: Aşama

  • TÜP BEBEK

    TÜP BEBEK

    Tüp bebek yöntemi , doğal yollarla ve daha basit yardımcı tedaviler ile gebelik elde edilemeyen çiftlerde başvurulan en son basamak yardımcı üreme yöntemidir. En kısa anlatımla kadının yumurta hücresinin erkeğin sperm hücresi ile laboratuar ortamında döllenmesinin gerçekleştirilmesi ve bunun tekrar anne rahmine nakledilmesidir.

    Dünyada ilk başarılı tüp bebek 1978 yılında gerçekleşmiştir ve o günden bu güne 2 milyondan fazla çift bu yöntemle bebek sahibi olmuştur.

    Kimlere Tüp Bebek Uygulanır ?
    Her iki tüp kapalı ise
    Sperm sayı, hareket, morfolojide yetersizlik
    Aşılama tedavisinden sonuç alamayan hastalar
    Şiddetli endometriozis
    Erkek ejekulatında sperm hücresinin olmaması

    TÜP BEBEK AŞAMALARI
    Birinci aşamada çiftin öyküsü detaylı incelenir. Yaş, evlilik yaşı, sistemik hastalık varlığı ,sigara alkol gibi alışkanlıklar, mesleki özel durumlar (kimyasal maddeye maruziyet, vardiyalı iş sistemi,sık yolculuk, vs ) irdelenir. Bu görüşmede öncelikle erkeğin semen analizi değerlendirilir. Bir problem varsa uroloji ile konsulte edilir. Kadında bazal hormonal değerlendirme (siklusun 2. yada 3. günü), jinekolojik muayene yapılır. Gereken hastalarda rahim filmi (HSG),histeroskopi, laparoskopik değerlendirme yapılır. Bu görüşme sonrasında hastaya özel bir tedavi programı belirlenir, hastayla tedavi başarısı paylaşılır ve ayrıntılı olarak tedavi aşamaları mümkünse bir çizelgede anlatılır.

    İkinci aşama hormonların baskılanmasıdır. Tedavide amaç yeterli sayıda kaliteli yumurta hücresi elde edebilmek için vücudun hormonal işleyişini kontrol altına almaktır. Bu amaçla bir önceki menstruel döngüde ya da adetle beraber tedavi başladığında belirli günlerde koldan enjeksiyon şeklinde tedavi düzenlenir ( Uzun protokol ).

    Üçüncü aşama yumurtaların uyarılması dönemidir. Tüm tedavi protokollerinde adetin 2. yada 3. gününde temel ultrason değerlendirmesi, kanda FSH, LH, TSH, Prolaktin ve estrojen ölçümü yapılır. Hastaya uygun tedavi kombinasyonu ve doz seçimi yapılır ve hasta belirli aralıklarla ultrasonografi kontrollerine çağırılıp follükül ( yumurta hücresini içinde barındıran yapı )ölçümü yapılır. Follüküller istenen çapa, rahim iç zarı istenen kaliteye geldiğinde yumurta hücrelerini ortaya çıkarabilmek için hCG enjeksiyonu (çatlatma iğnesi) yapılır ve çift 34 – 36 saat sonra yumurta toplamı işlemine çağırılır. Bu tedavi dönemi kliniğimizde ortalama 8- 12 gün sürmektedir.

    Dördüncü aşama yumurtaların toplanmasıdır. Ameliyathane şatlarında transvajinal ultrasonografi yardımı ile her bir follükül sıvısı vakum sistemi ile bir tüp içine aspire edilir. Saniyeler içerisinde yumurta hücresini araştırmak üzere embriyologa teslim edilir. İdeal olanı hasta başına 6 -12 yumurta elde edebilmektir. Ama bu sayı 1 tane olabildiği gibi 20 nin üzerine de çıkabilir. Çok nadiren hiç yumurta bulunamadığı da olabilir. Bu işlem lokal ya da genel anestezi ile yapılır.İşlem 10-30 dakika kadar sürer, 2-4 saat kadar klinikte takip edilir ardından hasta evine gidebilir.

    Beşinci aşama döllenme dönemidir. Toplanan yumurta hücreleri inkübatore yerleştirilir. Olgun yumurta 4-6 saat sonra döllenme için hazır hale gelir. Kadından yumurta toplandığı sırada erkek de sperm örneğini verir. Menisinde canlı sperm bulunamayan hastalardan cerrahi yöntemlerle sperm elde edilme yoluna gidilir. Klasik tüp bebek yönteminde her bir yumurta hücresine 200 bin kadar sperm hücresi uygun laboratuar ortamında bir araya bırakılır döllenmesi beklenir 16-18 saat sonra döllenen embriyolar takip edilir. Günümüzde artık klasik tüp bebek yöntemi neredeyse terk edilmiş, mikroenjeksiyon sistemine geçilmiştir. Bu yöntemde ise her bir yumurta hücresi tek bir sperm ile döllendirilmekte yine 16-18 saat sonra iki hücre aşamasına gelmiş embriyolar tekrar kültür ortamında takibe alınır.

    Altıncı aşama embriyo transferidir. Döllenen yumurtalar 2-5 gün kadar takip edilir. Transfer işlemi yine ameliyathane koşullarında jinekolojik muayene pozisyonunda ve ağrısız bir işlem olarak gerçekleştirilir. Embryo durumuna göre 3. ya da 5. gün transfer edilir, bazı durumlarda 2. ve 4. gün de tercih edilebilir. Genellikle 10 dakika kadar sürer. Ultrasonografi eşliğinde yapılır. Bu dönemde hastanın yeterli sayıda kaliteli embriyosu var ise kullanılmayacak embriyolar dondurulabilir. Karşılaşılabilecek olumsuz şartlarda tekrar ilaç kullanımı ve yumurta toplama işlemine gerek kalmadan dondurulmuş embriyolarını kullanma imkanını verir. İşlemden sonra hasta 1- 2 saat dinlendirilir ve evine gönderilir.

    Yedinci aşama hasta için en zor geçen 10-12 günlük bir dönemdir. Bu aşamada hasta destek tedavisi alır. Doktorunun tercihine ve hastanın klinik durumuna göre bu dönemde kullanılan ilaçlar farklılıklar gösterebilir. 12. günde kanda gebelik testi ( beta hCG ) yapılır. Testi pozitif olan hastalar belirli aralıklarla kontrole çağırılırlar. Gebeliğin ilk 12 haftasında gebelik yakın takipedilir.

    Sağlıklı gebelikler ve sağlıklı bebekler dileği ile…

  • Tüp Bebek Nasıl Olur? / Tüp Bebek Nasıl Yapılır?

    Tüp Bebek Nasıl Olur? / Tüp Bebek Nasıl Yapılır?

    Çitlerin normal yollardan çocuk sahibi olmasını engelleyen birçok faktöre bağlı olarak alternatif çözüm yolu sunan tüp bebek tedavi yöntemleri, kısırlık gibi oldukça komplike olguları başarılı bir şekilde sonuçlandırmaktadır. Ancak tüp bebek tedavi yöntemlerinin başarısı çiftlerin sorunlarına odaklı uygulanan doğru tedavi yöntemi ve çiftlerin üreme hücrelerinin kalitesi doğrultusunda şekillenir. Bu parametreler doğrultusunda tüp bebek tedavisi günümüzde her ne kadar başarılı sonuçlara imza atsa da, %100 başarı garantisine sahip değildir. Bu nedenle çiftlerin tedaviye başvurması ile her ihtimale karşı maddi ve manevi olarak her şeye hazırlıklı olması, doktorundan tedavi hakkında gerekli tüm bilgiyi edinmesi gerekir.

    Tüp bebek nasıl yapılır?
    Tüp bebek tedavi yöntemlerine başvuran çiftlerin öncelikle normal yollardan çocuk sahibi olmama nedenlerine yönelik anne ve baba adaylarına eş zamanlı olarak bir takım test ve tetkikler uygulanır. Ayrıca çiftlerin daha önceden denemiş olduğu diğer yardımcı üreme yöntemleri ve kullandıkları ilaçlar hakkında detaylı bir araştırma yapılır. Test sonuçlarına göre çiftler için uygun tedavi yöntemi belirlenirken, tedavi süreci hakkında çiftlerin kafasındaki soru işaretlerinin giderilmesi amaçlanır.
    Tüp bebek, kadın ve erkeğe ait üreme hücrelerinin vücut dışı ortamda bir araya getirilmesi sonucu elde edilen embriyonun anne adayının rahmine yerleştirilmesi ile gebeliğin oluşumunu destekleyen yardımcı üreme yöntemidir. Bu işlemler gebelik için uygun şartların yerine getirilmesi ve bazı ilaçların kullanılması ile kademeli olarak yaklaşık 1 ay gibi kısa bir süre içerisinde tamamlanmaktadır. 

    Tüp bebek tedavi aşamaları nelerdir?
    Tüp bebek tedavisine başvuran hastaların gebelik için uygun şartları değerlendirilir ve uygunluğunun saptanması ile tedavi süreci başlatılır. 

    1)Yumurta gelişimi 
    Tedaviye başlamadan önce yapılan tetkiklerin ardından gebelik için uygun kaliteye sahip yumurta hücrelerinin elde edilmesi amacı ile kadının yaşı, yumurta rezervleri ve hormon seviyeleri göz önünde bulundurularak, yumurtalıkların uyarılması için hormon iğnelerinin dozu ve kullanım şekli belirlenir.
    Genellikle adetin ikinci ya da üçüncü gününde yumurtalıkların uyarılması için yapılan hormon iğnelerinin ardından foliküllerin belli bir olgunluğa erişmesi beklenir. Bu süre zarfında östrojen hormonu seviyeleri ve yumurtalıklar ultrasonla takip edilir. Bu süreç yaklaşık 12-16 gün arasında değişirken, çatlama iğnesinin ardından 32-36 saat sonra bir sonraki aşama olan yumurta toplama işlemine (OPU- oocyte pick up) geçilir.

    2)Yumurta toplama
    Çatlatma iğnesinin ardından 32-36 saat sonra anestezi altında vajinal ultrasonografi ile anne adayının yumurta hücreleri ince bir kanül aracılığı ile toplanır. Toplanan yumurtalar steril tüpler içerisinde baba adayından elde edilen sperm hücreleri ile bir araya getirilmek üzere laboratuvar ortamına taşınır. Yumurta toplama işlemi önceki yıllara nazaran günümüzde oldukça rahat ve ağrısız bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Ancak işlemden sonra bazı hastalarda ortaya çıkan ağrı durumu, hafif ağrı kesiciler ile kontrol altına alınabilmektedir. Kadının yumurta toplama işlemine paralel olarak erkekten sperm elde etme işlemleri yapılır.

    3)Döllenme işlemi
    Anne ve baba adayından elde edilen üreme hücreleri laboratuvar ortamında bir araya getirilerek döllenmeye maruz bırakılır. Bu aşamada embriyoların gelişimi ve kalitesi takip edilerek, gebelik için en iyi kaliteye sahip olan embriyolar saptanır. Bu süreç yumurta toplanma işleminden 5-7 gün sonra meydana gelen embriyonun anne adayının rahmine yerleştirilmesinden sonra tamamlanır.

    4)Embriyo transferi
    Tüp bebek tedavi yöntemlerinin son aşaması olan embriyo transfer işlemi, döllenen en kaliteli embriyonun saptanması ile anne adayının rahmine yerleştirilmesidir. Embriyo transferi anestezi gerektirmeyen ağrısız bir işlemdir. İşlem öncesi anne adayını rahim ağzı özel solüsyonlarla temizlendikten sonra, abdominal ultrason eşliğinde ince bir kateter yardımı ile rahme yerleştirilir. Bahsedildiği üzere işlem anne adayını rahatsız olabileceği bir ağrı durumu yaratmadığı için işlemden 1-2 saat sonra hasta evine gidebilir. Ayrıca transfer edilen embriyo sayısının dışında geriye kalan kalite embriyolar bir sonraki tedavi için ya da ilerleyen dönemlerde tekrar kullanılmak üzere dondurularak saklanabilir. 

    5)Bekleme süreci
    Embriyo transferinden sonra tüp bebek tedavi işlemleri tamamlanmaktadır. Bu süreçten sonraki aşama ise yalnızca gebelik testi ile sonuçların elde edileceği günü kapsar. Transferden yaklaşık 2 hafta sonra yapılan gebelik testi ile tedavinin sonuçları elde edilmektedir. Gebelik pozitif ise normal gebeliklerde olduğu gibi gebelik süreci gebelik takipleri ile başlar.

    Tüp bebek tedavisi ne kadar sürer?
    Tüp bebek tedavisine başlamadan önce yapılan tetkikler ve doktorun çiftleri değerlendirilme aşaması dışında, tedavi aşamaları yaklaşık 15 gün gibi kısa bir sürede tamamlanmaktadır. Tedavi süresi anne adayına uygulanan işlemleri kapsarken, yumurta toplama işlemine eş zamanlı olarak baba adayında 10 dakika içerisinde sperm elde edilmektedir. Ancak tedavi aşamalarında karşılaşılan bazı aksamalar nedeni ile bu süre uzayabilir. Özellikle yumurtalıkların uyarılmasına bağlı olarak kullanılan ilaç dozajlarına göre yumurtalıkların verdiği cevap bu süreyi etkilemektedir. Bunun dışında yanlış doz kullanımı sonucunda meydana gelen OHSS yani yumurtalıkların aşırı uyarılması tedavi süreci etkileyen başlıca komplikasyon olarak adlandırılır. Eğer OHSS söz konusu ise tedavi aşamaları durdurularak, bu sendromun giderilmesine yönelik tedavi uygulanır. OHSS’nin giderilmesinin ardından tedaviye tekrar başlanır. 

  • EMDR Terapisi

    EMDR Terapisi

    Francine Shapiro Kimdir?

    Francine Shapiro, Amerikan Psikiyatri Birliği Uygulama Rehberi’nde travmalarda bir tedavi olarak önerilen göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme (EMDR) terapisini geliştiren kişidir (EMDR Enstitüsü, 2019). 1987’de yılında EMDR ile ilgili ilk gözlemlerini yapan Shapiro, diğer terapi yöntemlerinden yararlanarak yöntemini geliştirmiştir (Shapiro,1989).

    New York Şehir Üniversitesi Brooklyn College’i İngiliz Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra İngilizce öğretmeni olarak çalışan Shapiro, 1974 ‘te New York Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı alanında doktora programına katıldı. Kansere yakalandıktan sonra West Coast’a taşındı ve psikoloji alanında bir programa girdi. 1988 yılında doktoradan mezun oldu ve tezi 1989 yılında Travmatik Çalışmalar Dergisi’nde yayınlandı (Mental Research İnstitute, 2019).

    Shapiro Palo Alto’daki Zihinsel Araştırma Enstitüsü’nün kıdemli araştırma görevlisidir. Aynı zamanda kar amacı gütmeden, dünya çapında afet mücadelesini ve düşük ücretli eğitimleri koordine eden Travma İyileştirme/EMDR İnsanı Yardım Programları derneğinin kurucusu ve başkanıdır. Amerikan Psikoloji Derneği ve Kanada Psikoloji Derneği Etnopolitikal Savaş Ortak Girişimi’nin belirlediği uzman kadrosundan birisi olan Shapiro, çok çeşitli travma tedavisi ve sosyal yardım kuruluşları ve dergilere danışmanlık yaptı. Dünya çapındaki psikoloji konferanslarında davetli konuşmacı olarak yer aldı.

    EMDR Terapisi Nedir?

        Francine Shapiro tarafından ortaya atılan göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme (EMDR) terapisi, Shapiro’nun parkta yürüdüğü esnada rahatsız edici düşüncüler düşünürken göz hareketlerinde sakkadik bir artış yaşandığının fark etmesi ve bu sakkadik göz hareketlerinin zihnindeki bilgi işlemedeki değişiklerle ilişkili olduğunu anlamasıyla ortaya çıkmıştır. Bilgi işlemede sakkadik göz hareketlerinin etkililiğini keşfeden Shapiro, EMDR tedavisinde sakkadik göz hareketlerini arttırmak için, ‘’danışanların gözlerinin önündeki orta hattın her iki tarafında bakışlarını ileri geri kaydırmaları’’ talimatıyla birlikte başlayan parmak hareketlerini kullanmaya başlamıştır (Shapiro, 1989). Sonraki EMDR terapilerinde yaygın olarak göz hareketleri kullanılmakla birlikte dokunsal ve işitsel gibi alternatif bilateral uyarılmalar da kullanılmaya başlanmıştır. Bu 30 saniyelik çift yönlü uyarımlar esnasında danışandan travmatik hafıza görüntüsüne odaklanması istenmektedir (American Psychiatric Association, 2004). Bu çift yönlü uyarımlar sırasında, kişinin travmatik olayları rahatsız edici bir duygudurum olmadan ve duyarsızlaşma göstererek hatırlamasında yardımcı olacak, kendisiyle ilgili yapıcı ve olumlu bakış açıları geliştirecek şekilde hafızanın yeniden işlenmesi hedeflenmektedir (Pagani, Di Lorenzo, Verardo, Nicolais, Monaco, Lauretti ve ark., 2012). Kısacası EMDR, travmanın işlenmesine veya çok stres verici anılara odaklanan bir bilgi işleme terapisidir (Shapiro, 1989).

    EMDR Terapisinin Aşamaları

        EMDR danışan merkezli terapi, bilişsel davranışçı terapi ve psikodinamik yönelimli terapi gibi birçok farklı yaklaşımı bir araya getiren bir yöntemdir (Shapiro, 2001).

        EMDR 8 evrede uygulanmaktadır. Travmatik anı ile ilişkili tüm anı ağlarının işlenebilmesi için, terapi genellikle yaşamın ilk döneminde yaşanmış olan anı ile başlar. Hedeflenen travmatik anılar işlendikten sonra, şimdiki duruma yönlenilir. Anı ağlarının işlenmesinin yanı sıra sağlıklı bir yaşamın sürdürülmesi için gerekli olan kaynaklar, davranışlar ve beceriler geliştirmek için de kullanılır. 

        İlk aşama, anamnezin alındığı ve tedavi planının geliştirildiği aşamadır. Danışanın odaklanmaya karar verdiği sorun üzerinde konuşularak, bu sorunu en son yaşadığı olay belirlenir. Bu olayla ilgili duyduğu rahatsızlık derecesi (SUD) 0 ile 10 arasında puanlanır. Ardından bu olayla ilgili olumsuz düşünce/inanç, duygu/duygular ve beden duyum/duyumları belirlenir. Sonraki aşamada geriye akış tekniği kullanılarak, ilk anı, en kötü anı ve konu ile ilgili diğer travmatik olaylar ortaya çıkarılır. Son olarak şimdiki zamandaki tetikleyiciler (durumlar, kişiler, yerler) belirlenir. 

        İkinci aşama danışanın terapiye hazırlandığı bu evredir. Bu evrede terapötik ilişki kurulur ve kişi problemi ile ilgili yaşadığı belirtiler hakkında eğitilmektedir. Danışanın seans sırasında abreaksiyonlar yaşadığı gibi durumlarda ve seanslar arasında dengesini sürdürebilmesi için güvenli yer oluşturma çalışması yapılır. Oluşturulan bu güvenli bölge, aynı zamanda tamamlanmamış seansların sonunda da kullanılır. 

        Üçüncü aşama travmatik anının ele alındığı aşamadır. Çalışılacak anı belirlendikten sonra, bu anıyla ilgili kişiyi en çok rahatsız eden sahne/resim belirlenir. Danışanın hedef anıya yönelik uyumsuz bilişi (değersizim, yetersizim gibi) ve hedef resmi düşündüğünde kendisiyle ilgili inanmak istediği inancı yanı olumlu bilişi belirlenir ( yeterli biriyim gibi). Olumlu bilişin geçerliliği (VoC) 1 ile 7 arasında puanlanır (1=tamamen yanlış, 7=tamamen doğru). Aynı şekilde hastanın hedeflenen travmatik anıyla ilgili rahatsızlık düzeyi Öznel Rahatsızlık Birimi Ölçeği (SUD) ile belirlenir (0=Nötr/Rahatsızlık yok, 10=En yüksek rahatsızlık derecesi). Bu rahatsızlığı bedenin neresinde hissettiği ortaya çıkarılır.

        Dördüncü aşama travmatik anıya yönelik duyarsızlaştırma aşamasıdır. Kişiden travmatik anıyla ilgili belirlediği resmi, bu resme yönelik olumsuz inancını aklına getirmesini ve bunları bedeninin neresinde hissettiğini fark etmesine yönelik yönerge  verildikten sonra iki yönlü (bilateral) uyarıma başlanır. Hedef anı için SUD 0 olana kadar çalışılır. 

        Beşinci aşama yerleştime aşamasıdır. Kişinin hedef anıyla ilgili rahatsızlık düzeyinin 0 olduğundan emin olunduktan sonra bu aşamaya geçilir. Bu aşamada hedef anıya yönelik oluşturulan olumlu bilişin tam anlamıyla yerleştirilmesi hedeflenir. Olumlu bilişin geçerliliği (VoC) 7 olana kadar devam edilir. 

        Altıncı aşama kişinin bedenini başından aşağıya kadar taradığı ve herhangi bir olumsuz duyumun olup olmadığını belirlediği aşamadır. Eğer kişi herhangi bir olumsuz duyum belirtirse, olumsuz duyum ortadan kaybolana kadar çift yönlü uyarım uygulanır. Olumlu bir beden duyumu belirttiği takdirde de bu olumlu duyumu güçlendirmek için çift yönlü uyarım uygulanır.

        Yedinci aşama seansın tamamlandığı aşamadır. Seans gevşeme teknikleri ve güvenli yer uygulamasıyla bitirilir. 

        Sekizinci aşama, her seansın başında bir önceki seansın değerlendirildiği, çalışılan anının değerlendirildiği ve çalışılacak anının belirlendiği aşamadır.

    EMDR Terapisinin Nörobiyolojik Temelleri

        Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme (EMDR) terapisi, başlangıçta travtmatik veya işlevsel olmayan anılar, deneyimler ve onların psikolojik sonuçlarını tedavi etmek için tasarlanmış bir prosedür iken, çoğunlukla TSSB’nin tedavisinde kullanılmakla birlikte, son yıllarda sınav kaygısı gibi birçok psikolojik problemin tedavisinde de kullanılmaya başlanmıştır (Gosselin ve Matthews, 1995). Van der Kolk, Burbridge ve Suzuki (1997) tarafından yapılan bir çalışmada positron emission tomography (PET) taraması aracılığıyla travmatize olmuş bireylerin beyin işlevleri görüntülenmiş, üç EMDR terapisi sonrasında bu bireylerin beyinlerinin laterelleşmesinde oluşan belirgin asimetrinin düzeldiği görülmüştür. Bu da EMDR terapisinin psikolojik olduğu kadar nörobiyolojik etkilerinin de olduğu görüşünü desteklemektedir. 

        EMDR terapisinin en çok kullanıldığı bozukluk olan Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nda olaya ilişkin anılar, kâbuslar ve flashbackler önemli belirtiler olarak ortaya çıkmaktadır. Travma Sonrası Stres Bozukluğu’na yönelik yapılan çalışmalar, travmatik olayın bilinçli olarak bütünleştirilememesiyle ortaya çıkan, duyusal olarak parçalanmış hatıraların duyusal, görsel, koku, kinestetik duyusal parçalar halinde kişinin farkındalığında varlığını devam ettirdiğini göstermektedir (Bergmann, 2008). Nörobiyolojik anıların oluşumu incelendiğinde, dış dünyadan gelen bilgilerin ilk aşamada, her duyusal modalitede bir uyarıcı için ayrı içsel gösterimler üreten duyu kortekslerinden geçtiği görülmektedir. Görsel, işitsel, dokunsal ve koku alma girdilerinin her biri, kendi tek biçimli duyusal korteks bölgeleri tarafından işlendikten sonra daha yüksek işleme bölgelerine geçmektedir. Bu esnada duyuların bilinçli algısı meydana gelmektedir. Ancak, bilgi iletildikten sonra bile, bilginin artık “izi”, “algısal bellek”, duyusal korteks içinde tutulmakta ve normalde kısa süreli ve bilinçli farkındalığımızın dışında olmasına rağmen, bu tür izler araştırılabilmektedir. İlk duyusal algı sona erdikten sonra bile bu izler değişen süreler boyunca kullanılabilmektedir (Schacter, Chiu & Ochsner, 1993).Yani geçmişte yaşanılan her olay, her anı hatırlanmamakla birlikte, kişi için önemli olan, kritik, yararlı bilgiler, özetlenerek zihinde tutulmakta, bu şekilde yaşanılan deneyimlerin ‘’genel bilgisi’’ ve ‘’anlamsal içeriği’’ korunmaktadır (Stickgold, 2002). 

        Propper ve Christman (2008) EMDR terapisi esnasında çift yönlü uyarım sonucunda oluşan göz hareketlerinin beynin iki hemisferi arasındaki iletişimi arttırdığı, bu açıklamanın ise TSSB ‘nin EMDR tedavisinin hafıza üzerindeki etkisini açıklayabileceği belirtilmektedir. Görünteleme teknikleri ile yapılan incelemede epizodik kodlama (Sol hemisfer) sırasında prefrontal aktivitenin asimetrik lateralizasyon gösterdiğinin görülmesi, interhemisferik etkileşiminin epizodik hafızanın önemli bir bileşeni olduğunu kanıtlar niteliktedir. Benzer çalışmalar da çift yönlü uyarımın beynin sağ ve sol hemisferi arasındaki senkronizasyonu ve işlevsel bağlantıları arttırıp, anıların ayrışmış yönlerinin bütünleşmesini sağlayarak belleğe fayda sağlayabileceğini ileri sürmektedir (Bergmann, 1998; Servan, 2000) TSSB’nin hafıza ile ilgili kısmı incelendiğinde bu bozukluğun, kısmen travmatik olayların belirli epizodik hatıralarının uzun süreli ve uygunsuz bir biçimde baskın olduğu başarısız bir hafıza işleminin sonucu olduğu görülmektedir. Travmatik bir olaya karşı beyin epizodik belleği semantik belleğe uygun bir şekilde birleştirip bütünleştirememekte, bunun sonucunda travmatik olay ile diğer ilgili olayların arasındaki ilişkiler gelişmemektedir. Bu normal hafıza transferinin ve bütünleştirmenin bozulması, epizodik hafızanın devam ettirilmesine yol açmaktadır (Propper ve Christman, 2008). Schönfeld ve Ehlers (2006)’de benzer şekilde TSSB hastalarında otobiyografik olaylara ilişkin hafızanın bozulduğu, bu kişilerin epizodik hafızaya sahip olma eğiliminde olduklarını belirtmektedir. Hem algısal hem de anlamsal temsillerden gelen bilgilerin içine aktarıldığı, duyumların ve eylemlerin anılarının yer aldığı, depolanan bilgilerin zaman içerisinde birbirine bağlandığı, uzun süreli hafızanın oluşumunda görev alan bölge hipokampus olduğuna göre EMDR terapisinde hipokampus önemli bir bölge halini almaktadır (Stickgold, 2002). Çünkü anıların bilişsel yönleri hipokampüse, duygusal yönleri amigdalaya aracılık etmektedir (Harper, Rasolkhani-Kalhorn ve Drozd, 2009). Gün içerisinde yaşanılan bir olay hipokampüse kaydedilirken, olaya eşlik eden herhangi bir olumsuz duygu aynı anda amigdalaya kaydedilmektedir (Ribeiro, Gervasoni, Soares, Zhou, Lin, Pantoja ve ark., 2004). Eğer amigdadaki duygusal hafıza izine aracılık eden sinapslar, TSSB’de olduğu gibi, azami derecede kuvvetlendirilirse, amigdalada kaydedilen duygusal hafıza izi, hipokampüsten alınan bilişsel hafıza ile etkili şekilde birleştirilememektedir (Corrigan, 2002). Eğer bu birleştilme işlevsel bir şekilde gerçekleştirilemez ve bellek daha fazla işlenemezse, korku uyaran anılar uzun süre hatta çoğu zaman ömür boyu devam etmektedir (Harper, Rasolkhani-Kalhorn ve Drozd, 2009).

        Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile ilgili yapılan diğer çalışmalarda, amigdalanının aşırı aktivitesiyle ilişkili olarak medial prefrontal kortekste TSSB’nin çekirdek nöral korelasyonu oluşturmasıyla ilgili bir bozulma olduğu tespit edilmiştir (Bremner, 2007). Rasolkhani-Kalhorn and Harper (2006), limbik korku hafızasının oluşum sürecini araştırdıkları süreçte, düşük frekanslı stimülasyonun (LFS) uyarılmasıyla birlikte limbik sinapslarının zayıflamasının, bu anıların silinmesine veya değiştirilmesine yol açtığını belirtmektedir. Böylece LFS’in EMDR terapisi sırasındaki uyarımlarla birlikte uyarılmasının, sinapsların güçsüzleşmesine yol açarak korku hafızası izlerinin söndürülmesine veya değiştirilmesine yol açacağı öne sürülmektedir. 

        Corrigan (2002) ise EMDR terapisinin anterior cingulate cortex (ACC) üzerinde etkili olduğunu, ACC’nin duygusal ve bilişsel alt bölümleri arasındaki kopukluğu arttırarak hafızanın duygusal bölümünde rahatlamaya yol açtığını ifade etmektedir. Kaye (2007) EMDR ile ilgili yaptığı çalışmalarda Corrigan’ın çalışmalarını destekleyecek bulgular ortaya koyarak. EMDR’da kişinin parmak hareketleriyle birlikte ortaya çıkan göz hareketlerinin, anterior singulatın üst(dorsal) bilişsel alt bölümünün, alt(ventral) affektif alt bölüm tarafından baskılanmasının tersine çevrilmesini kolaylaştırdığını belirtmektedir. Aynı şekilde Barrowcliff, Gray, Freeman ve MacCullouch (2004), göz hareketleri sırasında anıların duygusal değerlerinde azalma olduğunu ifade etmektedir. Van der Kolk, Burbridge ve Suzuki (1997) tarafından yapılan çalışmada, EMDR terapisi sonrasında bireylerin beyinlerinin laterelleşmesinde oluşan belirgin asimetrinin düzeldiği görülmüştür. Bu durumun kanıtı olarak Broca bölgesinin artmış aktivasyonu ve gerçek tehdit ile algılanan tehdit arasındaki farklılığın daha gerçekçi algılanmasını sağlayan, hipervijilanstaki azalmayı kolaylaştıran ACC’nin iki yönlü aktivasyonu ileri sürülmektedir.

         EMDR terapisi boyunca, nöronal aktivasyonu izlemek için elektroensefalografi (EEG)’nin kullanıldığı bir çalışmada, başarılı EMDR terapisinde travmatik olayların bilişsel düzeyde işlendiği, bu durumunda çift yönlü uyarım esnasında olumsuz duygusal deneyimlerde rahatlama gerçekleşmesi ile beyin aktivitelerinin farklı nörobiyolojik yapılarının ilişkili olduğunu kanıtlar nitelikte olduğu belirtilmektedir. Bu araştırmada travmatik deneyimleri olan 10 hastanın ilk EMDR seansı sırasındaki (T0) ve ana travması işlendikten sonraki (T1) EEG sonuçları karşılaştırılmıştır. Aynı zamanda bu 10 hastanın EEG sonuçları, kontrol grubunun sonuçlarıyla da karşılaştırılmıştır. Çift yönlü uyarım sırasında T0 aşamasındaki hastalarda, orbito-frontal, prefrontal ve anterior singulat kortekste önemli derecede aktivasyon görülürken T1    aşamasındaki hastalarda temporo-oksipital bölgesinde yükselmiş bir aktivasyon görülmüştür. Benzer eğilimler otobiyografik sahnelerin dinlendiği aşamada da ortaya çıkmıştır: T0 aşamasında fronto-temporal limbik bölgede yüksek bir aktivasyon görülürken, T1 aşamasında sağ temporo-oksipital bölgesinde yüksek bir aktivasyon görülmüştür. Çalışmanın temel nörobiyolojik bulgusu, hem otobiyografik sahne dinleme hem de çift yönlü uyarımlar esnasında maksimum kortikal aktivasyonun, T0’da prefrontal ve limbik bölgelerdeyken T1’de görsel kortekse geçmiş olmasıdır. Bu değişiklikler başarılı bir EMDR tedavisi sonrasında travmatik olayın yeniden yaşantılanması esnasında bilişsel ve duyusal (görsel) olarak daha iyi işlendiğini göstermektedir.  Semptom göstermeyen kontrol grubuyla, hasta grubun EEG sonuçları karşılaştırıldığında, özellikle otobiyografik sahne dinleme kısmında travmatik olay yeniden yaşantılanırken, çift yönlü uyarımların hasta grupta daha yüksek limbik aktivasyona neden olduğu belirtilmiştir (Pagani, Di Lorenzo, Verardo, Nicolais, Monaco, Lauretti ve ark., 2012).

  • Ölüm ve Yas

    Ölüm ve Yas

    Bir yakınımızın ya da sevdiğimiz şeylerin kaybıyla başa çıkmak oldukça sancılıdır. Yasadığımız bu kayıp sonucu derin bir yas sürecine girer ve de yaşamdan haz alamaz hale geliriz. Sabah uyanmak, yemek yemek, işe gitmek, alışveriş yapmak gibi basit gündelik aktiviteleri yapmakta oldukça zorlanırız. Bununla beraber yasadığımız yasa bağlı olarak duygusal, fiziksel, düşünsel ve davranışsal bir takim tepkiler veririz. Örneğin, duygusal olarak şok ve üzüntü, fiziksel olarak midede boşluk hissi, kalpte sıkışma, nefes darlığı, düşünsel acıdan inanmama, dikkat dağınıklığı ve davranışsal acıdan da uyku ve yeme bozuklukları vb tepkiler verebiliriz. İngilizcede yasın karşılığı olan “bereavement” kelimesi, orijinalinde “çalmak” anlamına gelen “berafian” kelimesinden türetilmiştir. Bu kelimenin daha sonradan “yas” yerine kullanılmasında ise “Sevdiğimiz biri ölünce hayatimiz bizden çalınmış gibi olur.” düşüncesi hakim olmuştur. Yas, bütün kültürlerde var olup evrensel bir olgudur. Kimi kültürlerde yas tutmak günlük yaşamın dışına çıkmayı gerektirirken; kimisinde ise spirituel bir anlam çıkarmaya sebep olur.

    Bütün duyguların bir fonksiyonu olduğu gibi yasın da önemli bir fonksiyonu vardır. Örneğin, korku duygusu tehlikelerden kaçınıp hayatta kalmayı sağlarken, yas da kayıplarla vedalaşmayı ve hayata devam edebilmeyi sağlar. Dolayısıyla yas tutmak yaşanılan kayba karşı verilen doğal bir tepkidir. Ancak çoğu zaman insanlar sağlıklı yas sürecine mani olurlar. Ölen yakınlarının ya da kaybettiklerinin üstüne konuşmak istemezler. Çünkü bu çok acı vericidir. Ama bazen ölüm gibi çok gerçek ve yıpratıcı bir konu üzerinde düşünmek, onun hayatın doğal bir parçası olduğunu anlamak olumu kabullenmede faydalı olabilir.

    Freud “Yas ve Melankoli” (1917) makalesinde kayıplarla vedalaşma surecine değinmiştir. Kayıp kelimesi bize ilk olarak ölümü çağrıştırır. Bir ilişkinin bitmesi de kayıptır. Yani ayrılığı da kayıp süreci olarak düşünebiliriz. Freud’a göre sağlıklı yas sürecinde kişi bir yas çalışması yapar. Bu süreçte benlik kaybedilen kişi ya da nesnenin artık var olmadığı hükmünü verir ve enerji bu kişi ya da nesneden geri çekilir.

    Yas tutma sürecinin bazı aşamaları vardır. Ölüm ve yas konusunda çalışmalar yapan psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross’a (1969) göre yasın beş ana aşaması vardır. Bunlar: inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenmedir. Herkesin kaybı kendine özgü olduğu için yas süreci de her insanda farklı olabilir. Bu nedenle kayıp yaşayan her birey bu aşamaları sırasıyla yaşamak zorunda değildir ya da bazı aşamaları yaşamayabilir. İlk aşama olan inkâr sürecinde, yaşam anlamsız ve boş gelmeye başlar. Yasın ikinci aşaması olan öfke iyileşme süreci için gereklidir. Her ne kadar bitmeyecekmiş gibi görünen bir öfkeniz de olsa onunla yüzleşmek için istekli olmak gerekir. Üçüncü yas sürecinde pazarlık yapmaya çalışırız. Kaybın öncesinde bir pazarlık vardır. En son aşama olan kabullenme, tamamen iyi olmak veya kayıpla barışık olmak değildir. Bu aşamada kaybedilen kişinin fiziksel olarak yokluğu kabul edilir. Bu durum kişinin hoşuna gitmez ama onunla yaşamayı öğrenmeye çalışır. Kaybedilenin yerini dolduramayız ama yeni ilişkiler kurmaya başlarız. Yeniden yaşama tutunmaya başlarız. Yeniden yaşamaya başlamak için yas sürecine gerekli olan zamanı tanımalıyız.

  • Beni Hasta Ettiler, Sen de İyileştir

    Beni Hasta Ettiler, Sen de İyileştir

    Danışanların verimli bir terapi süreci geçirmek için hangi aşamalardan geçtiklerine biraz bakalım. Çok net olarak söyleyebilirim ki; destek almaya karar veren kişinin bu kararı içine sindirilmiş bir karara dönüştürmesinin aşamaları vardır.

    İlk aşama; destek almaya ihtiyacım var diyebilmek

    İkinci aşama; destek almak istiyorum kararını vermek

    Üçüncü aşama; bunun için harekete geçip randevu almak

    Dördüncü aşama; randevuyu ertelemeden, vazgeçip iptal etmeden randevuya gelmek.

    Buraya kadar olan süreçte bizlerin haberi olmuyor. Hatta bazen randevu alıp birkaç erteleme ya da vazgeçme aşamasından sonra sorun iyice dayanılmaz boyutlara ulaştığında bizlere geliyorlar.

    Danışan randevuya geldiğinde bizi bekleyen en büyük direnç kişinin neden orada olduğuna verdiği cevaptır. Ben çok mutsuzum çünkü……kişinin bu boşluğu doldurduğu cümle aslında iyileşmek için hangi noktada olduğunu bize gösterir. Çünkü genelde verilen cevap şudur. Ben çok mutsuzum çünkü bana haksızlık ettiler, beni üzdüler, onlar kötü insanlardı, ben mağdurum, başıma gelenlerin sorumluları başkaları. Yani özetle; Beni hasta ettiler, sen de iyileştir!! Hasta olmamın ya da mutsuz olmamın sebebi dışarıda bir kaynaktı, iyileştirecek olan da yine dışarıda bir kaynak!!! İçinde bulunduğumuz durumun sorumluluğunu almayarak, bu sorunu çözebilmek için kendi iç kaynaklarımızı kullanmayıp sorumluluğu dışımızdaki etkenlere bağladığımız sürece, sorumlulukla birlikte bir şeyi daha dışarıya teslim etmiş oluyoruz. “GÜÇ”ü.

    Dünya üzerinde yaşayan insanların sorunları ortaktır. Hiç kimsenin yaşamadığı bambaşka bir sorunu olan kişi yok. Ancak benzer bir durumda bir kişi altüst olurken çok daha şiddetli bir durumda başka birisi çok çabuk toparlanabiliyor. Buradaki temel fark kişilerin yaşadıkları durumun kaynağını yorumlama biçimleri. İlk gruba Depresyona Eğilimli Grup dersek bakış açıları şu şekilde; ben mutsuzum çünkü; benim eşim kötüydü, babam kötüydü, patronum kötüydü, piyasa kötüydü… o yüzden ben bu durumdayım diye yorumluyorlar. Yani oklar hep dışarıyı gösteriyor. Kişi o durumda tamamen pasif, kurban rolünde. Hal böyle iken sorun dışarıda olduğu için çözüm de sürekli dışarıda kalmaya devam ediyor. İkinci gruba da Depresyona Eğilimli Olmayan Grup diyelim. Bu kişiler de ilk başta dış faktörleri suçluyorlar ancak daha sonra bir şey daha yapıyorlar. Okları tekrar kendilerine çevirip; evet o kötü biriydi ama onu hayatıma ben aldım, hayır demem gereken yerde hayır demedim, sınırlarımı koruyamadım, vs.. Yani durumla ilgili sorumluluğu almaya başlıyorlar. Yaşadıkları sorunla ilgili pasif durumdayken aktif duruma geçebiliyorlar. Artık yapacakları şeyleri var, yapacak şeyleri olduğunda da depresyona girmiyorlar, girseler bile kolayca toparlanabiliyorlar. Kurban rolünden çıktıkları için hayatlarıyla ilgili kontrol sahibi olabiliyorlar. Zaten depresyona eğilimli olmayan kişi depresyona girmeyen kişi değildir. Depresif moddayken geri çekilip enerji toplar ve silkinip harekete geçerek durumdan kurtulmak için adım atar.

    Sonuç olarak başta saydığımız iyileşmek için içine sindirilmiş karar aşamalarına dönersek; beşinci aşama kurban rolünden çıkıp, durumla ilgili sorumluluk almaya hazır olmak.

    Yani hiç kimse kimseyi hasta edemez! kanser edemez!, yaşama sevincini elinden alamaz. Aynı zamanda başka birisi de biz çaba göstermez isek bizi iyileştirip sihirli değnek etkisi yaratamaz.

    Yeni cümlemiz; geçmiş yaşantımdaki kararlarım ve davranışlarım beni mutsuz etti, bunları değiştirip mutlu olmayı seçiyorum ve bunun için de sorumluluk alıp çaba göstermeye kararlıyım.

  • CİNSEL İSTEKSİZLİK NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    CİNSEL İSTEKSİZLİK NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Cinsel isteksizliğin tedavisi 5 aşamadan oluşur. Aşamaların süresi çifte göre yapılandırılır. Çiftin problemi ya da problemleri hangi aşamalarda ise o aşamalara ağırlık verilir. Çifte özel hazırlanan tedavi programı ile kısa sürede cinsel isteksizlik sorunu çözümlenir.

    Değerlendirme Aşaması ( 3 seans): Bu aşamada eşler ayrı ayrı dinlenir. Çocukluk hikayeleri ve evlilik hikayeleri alınır, cinsel öykü formu uygulanır. Çiftin sorunu tespit edilip çifte anlatılır. Bu sorunun çözümünün olduğu, evli olan her 10 kadından 4’ünde bu sorunla karşılaşıldığı vurgulanır. Doğru yerde oldukları söylenir ve çifte güven verilir. Kontrat yapılır.

    İlişkisel Aşama: Çiftin problemi ilişkilerindeki sorunlardan kaynaklı ise bu aşama kritiktir. Amaç iletişim becerilerini geliştirmek, çifti yakınlaştırmak ve flört havası oluşturmaktır. Amaca yönelik teknikler ve uygulamalar yapılır.

    Bilişsel Aşama: Cinsellikle ilgili tüm bilgiler yenilenir, güncellenir. Bilmek güven verir ve güç katar. Yeni bilgileri sindirmek ve kullanmak önemlidir. Danışan tarafından çeşitli listeler oluşturulur.

    Duygusal Aşama: İlişkideki roller konuşulur. Çocuksu kadınlar, çocuksu erkekler, aşırı ebeveyn eşler rol dengelerini bozar ve bunun sonucunda cinsel sorunlar yaşarlar. Oysaki cinsellik iki yetişkin içindir. Eşler arası rol dengesi bazı uygulamalar ile düzenlenir.

    Davranışsal Aşama: Öğren, Gör, Uygula felsefesinin son basamağıdır. Eşler önce kendilerine sonra partnerlerine cinsellikten haz alma izni verirler ve cinselliklerini keşif süreci başlar. Çeşitli görsel materyaller keşif sürecini hızlandırır.

    Bu dört aşama ortalama 9 seans sürer, değerlendirme aşamasıyla birlikte ortalama 12 seansta sorun çözülür. Bu program çifte göre hazırlanır, seans sayısındaki değişiklikler çiftin problemine göre değişir.

  • İlişkinin Kaderini Yazmak

    İlişkinin Kaderini Yazmak

    Canlı olan her şeyin bir ömrü vardır. Bir şeyin ya da bir olgunun ömründen söz ediyorsak genellikle bir döngüyü işaret ediyoruz demektir. Herhangi bir döngü, bir müdahale yapılmaz ise başlangıç noktasına döner. Eşler arasındaki ilişki de eğer kendi haline bırakılırsa kendi döngüsünde biter ya da şekil değiştirir. Evlilikle sonuçlanan ilişkilerin döngüsünü birçok kişi tanımlamıştır. Örneğin Sosyolog Reuben Hill daha çok eşlerin çocuk sahibi olma ve çocukların hangi evrede olduklarını dikkate alarak aile yaşam döngüsünü 9 aşamada tanımlamıştır: Kuruluş, yeni anne babalar, okul öncesi, okul çağı ailesi, ergen çocuklu aile, genç yetişkinli aile, yerleştirme yeri olarak aile, ana-babalık sonrası aile, yaşlılık ailesi. Carter ve Mc Goldrick, E.G Duvall, Sorokin, Zimmerman ve Galphin, Kirkpatrick, Cowles ve Tough … Hill’in görüşüne yakın olarak aile yaşam döngülerini tanımlayan kişilerdir.

    Biz bu yazıda özellikle ilişkinin romantik döngüsünden söz edeceğiz. Genellikle bir ilişki romantizmle başlar, gerçeklerle karşılaşılır, bu gerçeklere tepkiler başlar, tepkilere taraflar karşı duruşlarını gösterirler, sonra birbirini suçlamalarla devam eder. Bu aşamada iki şey olur: birincisi ilişkiyi bitirirler ikincisi ilişkilerini yeniden yapılandırma yolunu seçerler. Birçok çiftin ilişkisi yukarıdaki döngüde gerçekleşir. Diğer bir ifade ile her ilişki kendi haline bırakılırsa klasik ilişki kaderini yaşar. İlişkinizin kaderini yazmak sizin elinizdedir.

    Nasıl mı? İnsan olacakları bilirse tedbir alabilir. Örneğin Ankara’dan İstanbul’a gitmek istiyorsunuz ve Bolu’da yol çalışması var. Bu yüzden eski yoldan gitmek zorundasınız. Biliyorsunuz ki eski yol daha uzun sürüyor. Belli bir saatte İstanbul’da olma zorunluluğunuz varsa bunu hesap ederek yola çıkarsınız ve zamanında zorlanmadan varmak istediğiniz yere gidebilirsiniz. Bilgi sizi güçlü kılar.

    Bu örnekten de anlaşılacağı üzere, klasik bir ilişkinin sürecini öncelikle eşler olarak öğrenmelisiniz. Yukarıda açıklandığı üzere ilişkiler önce romantizmle başlar. Bu dönemde kararlara tamamen duygular hakimdir. Aşk ve bağlılık hormonu olarak bilinen oksitosin tavan yapmıştır. Bir şair romantizmi ile sevdiğiniz için dağları delme gücünü kendinizde hissedersiniz. Bu dönemde verilen kararların “aklı” yoktur. Daha sonra sizi rahatsız edecek birçok konuyu görmezden gelirsiniz. Özellikle daha önceki ilişkilerde yokluğunu hissettiğiniz ya da rahatsız olduğunuz özellikleri gördükçe sizde hayranlık uyandıracağı için rahatsızlık verecek olan özellikleri görseniz bile umurunuzda olmaz.

    Romantik ilişkinin ikinci aşaması, gerçeklerle karşılaşmadır. Aşkın verdiği “körlük” azaldıkça duygularınıza, düşüncelerinize, değerlerinize ve kişilik yapınıza uygun olmayan davranışları görmeye başlarsınız ama bu aşamada da bu durum sizi rahatsız etmez. Şüphelerle birlikte rahatsızlık veren özelliklerin içinizde değişmesine dair büyük umutlar beslersiniz. Bazılarında kendinizden şüphe edersiniz. “Yok canım o kadar da olamaz” dersiniz. Şüphelerinizi test etmeye, arkadaşlarınızla paylaşmaya ve bunları netleştirmeye çalışırsınız. Bu dönemde herhangi bir karar almak son derece yanlıştır. İlişkiyi bitirme tepkisi verirseniz bu çok erken verilmiş bir karar olacaktır. Sizi bu karara getiren olaylar sadece mevcut ilişkinizdeki problemler değil, daha önceki ilişkilerinizde yaşadığınız problemleri çözümsüz olarak tanımlamanızdır.

    Bu aşamadan sonra eşinizde sizi rahatsız eden davranışları nazik bir şekilde dile getirmeye başlarsınız. Karşıdaki insanın kişilik yapışana bağlı olarak üç türde davranış çıkabilir: dinleme, itiraz etme, üstüne almama. Elbette umut edilen dinleme ve sizi anlama davranışını gösterme olmalıdır. Genellikle bu davranışı gösteren çift sayısına oldukça az rastlanmaktadır.

    Bundan sonra ilişkinin şiddetlendiği, kavgaların arttığı aşamaya gelinir. Bu aşamada siz rahatsızlıklarınızı bildirirsiniz hemen karşılığında sizin verdiğiniz rahatsızlıklar size bildirilir. Karşı suçlamalar ve tartışma konularını karşı tarafın üzerinden yürütme çabaları bolca sergilenir. Başlangıçtaki oksitosin hormonu ile birlikte mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin yerlerde sürünmektedir. Bazı çare arayışları başlar, çözüm bulunamayan her çare arayışı “artık bu ilişki gitmeyecek” düşüncesini beslemeye başlar. İlişkilerin çoğu bu aşamada bitirilir. Tarafların geçmiş deneyimleri, kişilik özellikleri, sosyal çevreleri ve zorunlulukları ilişkinin düzelmesi için gösterilecek çabanın yoğunluğunu belirler.

    Eğer ilişki bitirilmemişse, ilişkinin yeniden yapılandırılması gerekmektedir. İlişkinin yeniden yapılanmasının başlangıç aşaması kırgınlıklar ve küskünlüklerle başlar. Yeniden yapılanmada bir uzman desteği alınmıyorsa çiftler kendi tecrübelerine göre yollar denerler. Bazen geçici çözümler bulurlar. Örneğin bir tarafın kendisini geri çekmesi ve karşısındakine uyum sağlaması olur ki bu aslında sorunu ötelemek olur. Bazen yeni kurallar koyarlar ve hayatlarından bazı şeyleri çıkartırlar. Ya da her iki çift de kendisini geri çeker ve tatsız tuzsuz bir ilişki modeli geliştirirler. Bu durum genellikle çiftleri mutlulukları daha sonra başka şeylerde ve kişilerde arama davranışına itecektir.

    Sağlıklı bir yeniden yapılandırma için eşlerin tüm sorunlarını rahatça konuşabilecekleri, kendilerini özgürce ifade edebilecekleri ve yargılanmadan dinlenebilecekleri bir atmosfer oluşturmak gerekir. Diğer bir ifade ile tarafların gerçek bir demokratik tutum geliştirmeleri gerekir. Bu aşamada profesyonel yardım ilişkinin ömrünü uzatacaktır.

    Peki bu kadar zorlu süreçler var ise ilişkimizin kaderini nasıl yazacağız? Yukarıda anlatılan aşamaları ve özellikleri bilirseniz, tanımlanan her aşamada sorunun farkına varıp diğer aşamaları yaşamadan en son aşama olan “demokratik tutum geliştirme” aşamasına geçebilirsiniz. Böylece ilişkinizi demokratik bir zemine oturtabilirsiniz. Bir tarafın sadece kendi varlığını yaşadığı değil iki tarafın kendi varoluşlarını yaşayabilecekleri bir ilişki oluşturulabilir. Eğer bu bilgi ve bilince sahip değilseniz ilişkiniz genel ilişki sürecini yaşar ki biz bunu “ilişkiniz kaderini yaşar” diye adlandırıyoruz.

    Sonuç olarak, ilişkinizin kaderini kendiniz yazmanız için yapacaklarınız; ilişki sürecini bilmek, kendinizin ve eşinizin davranışlarını tarafsız olarak gözlemleyebilmek ve sorun çıktığında demokratik bir atmosferde sorunlarınızı konuşup çözüm bulma becerinizi geliştirmektir. İlişki sürecinde hedef sorun çıkarmamak değil çıkan sorunları konuşabilmek ve çözebilmek olmalıdır.

    İlişkinizin kaderini yazma becerisi kazanmanız dileğiyle.

  • Metabolik balans ile sağlıklı kilo verin!

    Metabolik balans’ aslında yeni bir diyet sistemi değil, kilo düzenleyen bir metabolizma programı. Bu sistem, yeme içme alışkanlıklarını sağlıklı ve dengeli bir şekilde düzenleyerek, kişiye özel bir beslenme programı oluşturulmasını sağlıyor.

    Hormonlar Güçlenir

    Bu sistem nasıl işliyor?

    Kişiye özel hazırlanan beslenme planı sayesinde vücut ihtiyaç duyduğu tüm sağlıklı besinleri alıyor. Bu şekilde metabolizma sağlıklı çalışıyor ve doğal bir insülin salgılaması teşvik ediliyor. Ama tabii kişi besinlerini yeni ve basit kurallara göre hazırladığı için kilosu da kontrol altında oluyor. Bu sayede hormonların dengesi güçleniyor. Ayrıca beslenme değişikliği ile diyet yapmadan ya da zayıflamayı destekleyici ürün veya ilaçlar kullanılmadan kilo kontrolü sağlanabiliyor.

    Dört Aşamalı Program

    Metabolik balans diyetinin süresi ne?

    Hazırlık dönemi, beslenme konusunda doktor ile görüşme ile başlıyor. Laboratuvar tahlillerine göre kişiye özel bir beslenme planı yapılıyor. Bu plan çerçevesinde vücudu koruyacak olan basit ve sorunsuz beslenme değişiminin hazırlığı yapılmış oluyor. İkinci aşama, en az iki hafta devam edecek sıkı beslenme dönemi. Bu süreçte, tamamen sağlıklı bir beslenme programı uygulanıyor. Üçüncü aşamada ise artık dikkatlice önceki aşamada izin verilmeyen besinleri ve miktarları deneme kısmı başlıyor. İşte bu süreçte kişiye en iyi uyan beslenme şekli oluşuyor. Dördüncü aşama yani kiloyu koruma dönemi ise belirli bir zamanla sınırlı değil. Program en az 14 gün sürüyor.

    Uyulması Gereken Kurallar

    Günde tek tip protein tüketmek önemli. Kahvaltıda beyaz peynir varsa, gün içinde tekrar peynir yememek gerekiyor.

    Öğüne protein ile başlamalısınız. Kahvaltıda önce peynirden başlayın ya da pastanın önce kremasını yiyin.

    En az 2 litre su için. Kişiye özel hazırlanan beslenme programına göre bu miktar değişebiliyor.

    Meyve yemek şart. Özellikle her gün bir elma yemek sistemin vazgeçilmez kurallarından biri. İstediğiniz bir öğünde sabah, öğlen veya akşam yiyebilirsiniz.

    Üç öğün yemek gerekiyor. Öğünlerin arasında en az 5 saat olmalı. Sık sık yemek yemek vücuttaki insülin düzeyini yükselttiği için önerilmiyor.Yemekten 2 saat sonra leptin hormonu salınımı başlamakta ve yağ yakımı hızlanmaktadır.

    Akşam 9’dan sonra bir şey yememek önemli. Çünkü vücut akşam dinleniyor ve gece leptin hormonu devreye girerek (lipoliz) yağ yakıyor. Dolayısıyla akşam yemeğini erken yemelisiniz.

    En az 8 saat uyumak gerekiyor. Uykusuz kalmak metabolizmanın dengesini bozuyor. Uykuda insülin düşüyor ve vücut yağ yakıyor.

    Öğünleriniz 60 dakikadan fazla sürmemeli. Yemek masasında uzun saatler geçirilmesi önerilmiyor.

    Kalbinizi Koruyor

    Dengeli beslenmek, sağlıklı bir şekilde kilolarını kontrol altında tutmak, şeker ve metabolizma dengesini kurmak isteyenler ‘metabolik balans’ programına katılabiliyor. Ayrıca program kalp ve kan dolaşımının korunmasında, şeker ve metabolizmanın dengelenmesinde, karaciğer, safra kesesi, böbrekler ve mesanenin desteklenmesinde son derece etkili.