Etiket: Artık

  • 3.TRİMESTER (Üçüncü 3 ay ) 28 – 40 HAFTA ARASI

    3.TRİMESTER (Üçüncü 3 ay ) 28 – 40 HAFTA ARASI

    28. Hafta

    – Kaş ve kirpikler iyice belirgindir !

    – Saçlar uzamaya devam eder

    Yine de, bazısı pek az saçla da doğabilir.

    – Gözler de tamamlanmıştır.

    – Hatlar yuvarlanmaya başlar.

    – Kas tonusu da gelişmektedir.

    Anne karnında Olimpiyat nasıl olurmuş bakalım ? Kendinizi hazırlayın.

    – Ayaklar 5.5 cm. boyundadır.

    – Akciğerler dış ortamda nefes almaya hazırdır artık.

    Ancak, erken doğumda halen tedavi gereksinimi yüksektir

    – Yaşasın ! Bebeğiniz bir kiloya ulaştı. Boyu da 37.6 cm.

    29. Hafta

    – Baş-gövde oranı oturmuştur.

    Her geçen gün yenidoğan görünümüne daha çok benzemektedir.

    – Ciltaltı yağ depolanmaya devam eder

    Şimdi artık ‘gerçek’ dünyaya hazırlanıyor.

    – Beyni artık solunum refleksini ve vücud ısısını ayarlama yetisine sahip.

    – Gözler, yuvalarında hareket etmeye başlar.

    – Bebek hareketleri iyice kuvvetlenmiştir.

    – Bebeğiniz 1150 gr. ve 38.5 cm.’e ulaştı.

    30. Hafta

    – Bebeğiniz büyüdükçe, amniyos sıvısı azalmaya başlar.

    Ama, kendinizi daha hafif hissetmekten uzaksınız, değil mi?

    – Göz hareketleri artık bir ışık kaynağını takip edecek kadar gelişmiştir

    – Cildini kaplayan ‘lanugo’ tüyleri dökülmeye başlar.

    – Artık kan yapımından kemik iliği sorumludur.

    – 40 cm. boyunda 1320 gr. ağırlığında bir bebektir artık.

    31. Hafta

    – Gözler, ışık ve karanlığa tepki verir.

    – Fiziksel gelişim hızı biraz yavaşlar

    Kalan süre daha çok kilo artışı ile geçecektir. Yaklaşık doğuma kadar kilosu iki kata

    çıkacaktır.

    – Ciltaltı yağ birikimi cildin rengini kırmızıdan pembeye dönüştürür.

    – Kemikler büyüyüp sertleştikçe kalsiyum, fosfor ve demir depoları artmaktadır

    – Beyinin ikinci hızlı büyüme evresine geçilir. Hücre sayısı durmadan artar.

    – Gelişimini tam tamamlamamış tek temel organ akciğerlerdir.

    -‘Ben artık 41 cm. ve 1500 gr. oldum’.

    32. Hafta

    – Artık eskisi kadar dolanmadığını fark edersiniz!

    Sadece alanı daraldı. Aslında iyi, ama henüz biraz daha büyümesi gerekli.

    – Beş duyu tam olarak çalışmakta.

    – Ayak tırnakları maniküre hazır olmasa da artık gelişimini tamamladı.

    – Beyin çalışmaları 8. aydan başlayarak uyku fazlarının oluştuğunu gösterir. Daha fazla

    uyumaya başlar.

    – Acaba rüyasında ne görüyor dersiniz ?

    – 1800 gr. ve 43 cm. olmak kolay değil

    33. Hafta

    – Amniyos sıvı miktarı en üst düzeydedir.

    – Beyin gelişiminde hücreler arası bağlantı sayısı artar

    Öyle ki, emme ve yutkunma işlevini solunumla uyumlu yapabilir.

    – Birçok kemik sertleşirken kafatası halen yumuşaktır ve eklemler tamamlanmamıştır

    Doğum eylemini kolaylaştırmak için kafa kemikleri hareketli olmalıdır.

    – Bebeğiniz aralıklı olarak derin nefes almaktadır

    Ama hava değil suyu teneffüs eder. Bu sorun oluşturmaz çünkü oksijeni plasenta

    sağlamaktadır. Bu bir egzersizdir aslında. Kasları geliştirip ‘sürfaktan’ yapımını arttırmaya

    yarar.

    – Erkek bebeklerde testisin skrotuma inişi tamamlanmak üzeredir. Bazen bir veya ikisi de

    doğuma kadar inmeyebilir.

    – Boyutlar ise 44 cm. ve 2000 gr. olmuştur..

    34. Hafta

    – Tamamen bir yenidoğan gibi davranmaya başlar

    Uyanıkken gözler açık, uykuda ise kapalıdır.

    – Göz kırpmasını öğrenmiştir.

    – Size ait bağışıklık maddeleri plasentadan bebeğinize taşınır.

    Anne sütü bu maddelere katkıda bulunacaktır.

    – Sıklıkla doğum pozisyonu olan ‘baş geliş’ şeklini almıştır.ak için kafa kemikleri hareketli

    olmalıdır.

    İlk gebelikse hele baş yerleşmeye bile başlamıştır.

    – Artık tırnaklar parmakların ucuna ulaşmıştır.

    Doğduğunda yüzünü bile tırmıklıyabilir !

    – Boyu 46 cm. olan bebeğiniz 2150 gr.dır.

    35. Hafta

    – Bu haftada doğan bir çok bebek yaşayacak ve uzun dönem sorunu da olmayacaktır.

    – Kol ve bacaklarda belirgin yağ artışı gözlenir

    Böylece, ısı kontrolünü sağlayacaktır.

    – Artık iyice rahim içini kaplamaktadır. Göğüs kafesinize doğru bası artmıştır.

    Göğüs kafesinize doğru bası artmıştır.

    – Testisler normal pozisyonunu almıştır.

    – ‘Ben artık 47 cm. boyunda ve 2400 gr. ağırlığındayım.

    36. Hafta

    – Neredeyse doğuma hazırız!

    Gelişmesi halen gereken, sadece akciğerler.

    – Bu zamana kadar olmadıysa artık şimdi bebek doğum kanalına yerleşir. Sizin için nefes

    almak kolaylaşır, ama bu seferde yürümek zor olabilir!

    İlk doğumunuz değilse bu ‘hafifleme’ doğum başlangıcına kadar olmayabilir.

    – Yağ birikimi diz ve dirsekte gamzeler, boyun ve ensede çizgilenmeler yapar.

    – Cilt ise bebeksi yumuşaklığa ve pürüzsüzlüğe kavuşmuştur.

    – Damaklar sertleşmiştir.

    Dişlerin çıkması ise aylar alacaktır.

    – Böbrekler tam kapasite boşaltım yaparken karaciğer de bazı atıkları kandan temizler

    – Bu aşamada bebeğiniz 48 cm. ve 2700 gr.dır.

    37. Hafta

    – Ortalama 3000 gr. ve 49 cm. olmuştur bebeğiniz.

    Gelişmesi halen gereken sadece akciğerler.

    – Artık ‘miyadında’ kabul edilse de biraz daha anne karnında kalmanın da yararı olacaktır.

    – ‘Su altında soluması şaşırtıcı değil mi?

    – Kavrama iyice kuvvetlenmiştir.

    Az kaldı parmağınızın kavrandığını hissetmeye !

    – Birkaç hafta önce ışığa doğru gözlerini çeviriken şimdi artık başını döndürmektedir.

    38. Hafta

    – Ortalama bebek 3300 gr. ve 50 cm.dir.

    – Amniyos sıvısı iyice azalır.

    Hıçkırık sıklığı artar.

    – Barsaklarında ‘mekonyum’ denilen ilk gaita bulunur.

    – Baş ve karın çevresi neredeyse aynıdır. Tişörtün baştan geçmesinde zorlanmanın nedeni

    çıktı ortaya !

    39. Hafta

    – ‘Lanugo’ tüyleri neredeyse tamamen dökülmüştür.

    Yine de, yenidoğanda omuz, kol, bacak ve kıvrım yerlerinde gözlenebilir.

    – Akciğer gelişmiş ve ‘sürfaktan’ yapımı artmıştır. Dışarıya uyuma hazırdır!

    – Yağ depolamaya devam eder. Özel bir yağ tipi olan ‘kahverengi yağ’ ise doğum sonrası ilk

    haftalar ısı kontrolünü sağlayacaktır. Bunun birikimi ise ense, omuzlar arası sırt ve iç organlar

    etrafındadır

    – Boyutlar 3400 gr. ve 51cm.'e ulaşmıştır.

    39. Hafta

    – ‘Verniksin’ çoğu kaybolmuştur

    Bazen birazı doğumda izlenebilir.

    – Bebeğinizin %15’i yağdır.

    – Yaklaşık % 60 – 75’i ise sudur!

    – Akciğerler doğuma kadar gelişmeye devam eder.

    – Büyüme sürdükçe saç ve tırnaklar da uzamaya devam eder.

    – Her iki cinste de sizden geçen hormonların etkisiyle meme tomurcukları belirgindir.

    – Doğduğunda ortalama 3500 gr. ve 51 cm. olacaktır.

    TEBRİKLER !

    Artık çocuğunuzu kucaklayabilirsiniz! Her anını doya doya yaşayın. Öyle çabuk büyüyorlar

    ki!

  • HAFTA HAFTA GEBELİK

    HAFTA HAFTA GEBELİK

    1.TRİMESTER (İlk 3 ay) 1-14 HAFTA ARASI

    1 – 4. Hafta
    – Yumurtlama olur.
    Zamanlama yerindedir. Şimdi tek gereken bu yumurtanın döllenmesidir.
    – Döllenme gerçekleşir
    Sonuçta oluşan yapıya ilk 8 haftaya kadar ‘embriyo’ denir.
    Gebelik boyunca rahim kapasitesinin 1000 kat attığını biliyor muydunuz?
    – Cinsiyet belirlenir
    Hemen döllenme sonrası bebeğinizin kız mı erkek mi olacağı bellidir. Sperm kromozomunun “X” (kız) veya “Y” (erkek) olmasına göre cinsiyet belirlenir. Annenin bu aşamada yapabileceği bir şey yoktur, çünkü yumurta sadece X kromozomu içerir. Cinsiyetin ultrason ile görülebilmesi için 2. trimesteri (üç ay) beklemek zorundasınız.
    – Rahim içine yuvalanma (implantasyon)
    Döllenmeden 10-14 gün sonra, rahim içine yerleşme aşamasında bazen lekelenme tarzı kanama olabilir. Bu adet kanaması ile karışabilir, ama genellikle daha hafif ve kısa sürelidir.

    4. Hafta
    – Gebe olduğunuzdan şüphelenmeye başlarsınız.
    – Rahime yerleşen hücre kümesi ikiye ayrılır:
    1- Rahim duvarına komşu yarı ‘plasenta’yı (bebeğin eşi) oluşturacaktır. 
    2- Rahim boşluğuna bakan diğer yarı ise bebeği oluşturacaktır. 
    – Rahim içindeki sıvı ortam, yani ‘amniyos sıvısı’ oluşmaya başlar.
    – Beyin-omurilik kanalı oluşur
    Bu kanaldan gebeliğin 1-4. haftaları arasında beyin, omurilik, saç ve deri gelişir. Tüpün bir ucundaki genişleme beyini oluşturacaktır. Şimdiden bebeğinizin düşünce, duygu ve çok daha fazlası için temelleri hazırdır ! 
    – Kalp ve ilkel dolaşım sistemi hızla oluşur
    Henüz başlangıç aşamasında da olsa, yaşamın devamlılığını sağlayacak bu sistemin gelişimi hiç şüphesiz ki çok önemlidir. 
    – Akciğer, mide, karaciğer de gelişmeye başlar.

    5. Hafta
    – 5. haftada ilk kalp atımları başlar
    Döllenmeden sonraki 26. gün ilk kalp atımının başladığı zamandır. Bu haftadaki görüntüyü ‘bebek’ olarak tanıyamasanız da ekranda kalp atımlarını görmek kadar heyecan veren bir duygu olmasa gerek.
    Plasenta işlev yapmaya başlar:
    Göbek kordonu ve embriyonun rahime sıkıca tutunmasını sağlayan ‘koriyonik villuslar’ plasentadan gelişir. Anne karnındaki bebeğin yaşama tutunduğu yer ‘göbek kordonu’dur. Tüm gebelik boyunca bebeğinize oksijen, gerekli besinleri sağlarken bir taraftan da artıkları temizler. 
    – Bu haftada artık kan pompalanmaktadır
    Kalbin 4 odacığı çalışmaya başlamıştır.
    – Tüm temel organların taslağı oluşmuştur
    Embriyonun akciğer ve beyni belirmeye başlar. Şimdiden yaşam boyu öğrenmeye doğru kendini programlama başlamıştır! 
    – Beynin iki yanında kulakların gelişeceği kıvrımlar belirir
    – Beyin-omurilik sistemi, vücudun kalanından daha hızlı geliştiği için kuyruğumsu bir görünüm verir
    – Kol ve bacak tomurcukları belirir
    Bu haftada pek kayda değer bir görünümleri olmasa da ileride alacakları şekille ilgili hayal gücümüzü besler. Dans eden kızınızı veya topa vuran oğlunuzu hayal etmekte bir sakınca yoktur. Boyutu ise kuru üzüm kadardır.
    – Boyutu ise kuru üzüm kadardır.

    6. Hafta
    – Embriyo boyu 6 mm.dir.
    – Gebeliğe ait bulguları hissetmeye başlamışsınızdır bile.
    – Kollar ve bacaklar gelişmeye devam eder
    Uzuvlar uzamaya devam eder. Daha ilerde tekmeleri, dirsekleri hissetmeye hazır olun! 
    – Beyin ve omurga kanalını birleştiren nöral tüp kapanır.
    – Beyin de gelişmektedir:
    Kalan haftalarda bebeğiniz 100 trilyondan fazla beyin hücresi geliştireceğini biliyor muydunuz? Bu sadece başlangıç!
    – Gözdeki lensler 6. haftada belirir
    Bebeğinize ultrasonla bakıldığında, yavaş da olsa bir yenidoğan görünümü kazanmaya başladığı görülür.
    – Burun delikleri oluşmuştur
    Burun normal pozisyonuna yerleşmiştir. Bir sonraki aşamada burun ile beyin arasındaki sinir bağlantıları kurulacaktır! 
    – Barsaklar gelişir
    İlk aşamada barsaklar, vücudun dışında, göbek kordonu içinde gelişmeye başlarlar.
    – Pankreas:
    Artık bebeğiniz ihtiyacı olan şekeri kullanmaya hazır donanımdadır.

    7. Hafta
    – Kuyruğumsu görünüm kaybolur.
    – Dirsekler oluşur
    Artık kollarda bükülme, kırılma hareketleri görebilirsiniz. 
    – El ve ayaklar kürek gibi olsa da parmaklara ait küçük tomurcuklar belirmeye başlar.
    Parmaklar bebeğinizin ilk oyuncakları olacaktır! Bebeğinizin kalbinizde şimdiden ‘ayak izlerini’ bıraktığını hissetmek kadar muzicevi bir şey olabilir mi?
    – Temel kas sistemi gelişmiştir
    Artık embriyo hareket etmeye çalışmaktadır. 
    – Bebeğin yüz özellikleri görünür haldedir.
    Ağız ve dil olmak üzere tüm yüz belirginleşir. 
    – Kulaklar, gözler ve burun da belirmeye başlar
    Belki bir ‘uzaylı’ gibi görünse de hepsi kısa zamanda yerli yerine oturacaktır. 
    – Dişler, damak içinde gelişmeye başlar
    En azından şimdilik diş ağrısı ile uğraşmak zorunda değilsiniz! 
    – Göbek kordonu içinde barsaklar gelişmeye başlar
    Dakikada atım sayısı 150’dir! Sizinkinin iki katı!
    – Temel kas sistemi gelişmiştir
    Barsakların vücudun içinde oluşmadığını biliyor muydunuz? 
    – Bebeğin kendi kan grubu vardır ve karaciğerde kan hücrelerinin üretimi başlar.

    8. Hafta
    – Doğmamış bebeğiniz artık ‘fetus’ olarak adlandırılır.
    – Fetusu koruyan amniyos kesesi ve içini dolduran amniyos sıvısıdır
    Fetus kese içinde yüzmeye başlar.
    – Vücut büyümüş ve artık yer kaplayan bir boyuta ulaşmıştır.
    -Beyin gelişimi çok hızlı olduğu için kafa, vücuttan daha iri görünür
    Beyin dalgaları artık saptanabilir.
    – Gözün temel yapısı oluşmuştur
    Pozisyonu şimdiden yenidoğandaki gibidir!
    – Dişler, damak, dil ve kulak yapıları belirginleşir.
    – Kollar ve bacaklar uzamaya devam ederken parmaklar kısa ve künt olmalarına rağmen artık iyice seçilir!
    – Kıkırdak ve kemikler oluşmaya başlar
    Bu haftanın sonunda bebeğiniz doğuma kadarki yolculuğunun beşte birini tamamlamış olacak!
    – Cilt parşümen kağıdı gibi olduğundan damarlar izlenebilir.
    – Barsaklar göbek kordonundan karın içine göç eder.
    – 8. haftanın sonunda, bebeğin boyu, ‘baş-popo mesafesi’ olarak ölçülür
    1.6 cm.dir. Bir üzüm tanesi kadar olan fetus 1 gr. kadardır.

    9. Hafta
    – Artık, bebek hareketleri başlamıştır:
    Henüz sizin hissetmeniz için çok küçük olsa da, bebeğiniz dönmeye, kıvranmaya, dolanmaya başlamıştır!
    – Birçok eklem artık oluşmuştur
    Hareketler çeşitlenmeye başlamıştır. Dansı seyretmeye hazır olun!
    – Bebeğiniz elleriyle kavrama hareketi yapabilmektedir
    Bunu izlemek müthiştir!
    – Cillte parmakizleri şimdiden belirgindir.
    – Gözkapakları yapışıktır
    27. haftaya kadar böyle kalacaktır. 
    – Bu haftada ortalama boyu 2.3 cm. ve ağırlığı 2 gr.dır.

    10. Hafta
    – Bebeğinizin en önemli gelişim aşaması artık tamamlanmıştır
    Bundan sonra hızlı büyüme evresine geçişe hazır olun.
    – Görünümü biraz tuhaf olsa da, bebeğinizin başı, boyunun yarısı kadar olmuştur
    Kısa zamanda geri kalan vücud kısımları da bu gelişmeyi yakalayacaktır; ancak, beyin gelişim hızı süratle devam etmektedir.
    – İris gelişmeye başlar
    Göz rengi de bu noktada belirlenir.
    – Plasenta bu haftadan itibaren tamamiyle çalışmaya başlar
    Plasenta, anne ile bebek arasında tüm iletişimi sağlayan dokudur. Besinleri bebeğe sağlarken artıkları da anneye ileterek bebeğin sağlıklı gelişimini sağlar. 
    – Kalp, yenidoğandaki yapıya ulaşmıştır
    Fetusa özgü, akciğerleri ‘by-pass’ eden dolaşım söz konusudur.
    – El ve ayak bileği belirginleşmiştir.
    – Bu haftanın sonunda bebek boyu 3.1 cm ve ağırlığı 4 gr. kadardır.

    11. Hafta
    – Nerdeyse tüm yaşamsal yapılar ve organlar oluşmuş ve çalışmaya başlamıştır.
    – El ve ayak parmakları tek tek fark edilir
    Bu küçücük ayaklar ne kadar değerlidir şimdi sizin için!
    – Saç ve tırnaklar uzamaya başlar.
    – Dış cinsiyet organları genetik cinsiyet karakterini göstermeye başlar
    Birkaç hafta sonra ultrasonda cinsiyeti net olarak söylenebilecek ! Biraz sabır.
    – Böbreklerin çalışmaya başlaması ile amniyos sıvı miktarı artmaya başlar
    Asıl olarak sudan oluşan bu sıvı, anne karnında bebeği koruyan bir yastık gibidir.
    – Barsaklar yavaşça kasılmaya başlamı
    – Baş, vücudun yarısını oluşturur.
    – Bu hafta biterken 4 cm. boyunda, 7 gr. ağırlığında bebeğiniz vardır.

    12. Hafta
    – Beyin tamamiyle gelişmiştir
    Ağrı duyusunu fetus algılayabilir.
    – Ses telleri oluşmaya başlar:
    İlk çığlığını duymak için sabırsızlandığınıza kuşku yok!
    – Göz kapakları tüm göz yuvarlağını örter.
    Böylece çok hassas olan görme siniri korunmaktadır. Bu değerli gözler daha yakınlaşmaya başlar – Acaba kime benzeyecek gözleri? 
    – Kulaklar başın her iki yanındaki normal pozisyonlarına yerleşir.
    – Parmak emmeye başlanmıştır.
    – Saç ve yumuşak tırnaklar belirir.
    – Barsaklar tamamiyle karın içine geri döner.
    – Karaciğer çalışmaya başlar artık.
    Kanın temizlenmesi, besinlerin depolanması ve gerekli maddelerin sağlanması bebeğin gelişiminde çok önemli bir dönümdür. 
    – Pankreas insülin, böbrekler de idrar üretimine başlar.
    – Bebeğin boyutlarını tahmin edin bakalım? Tam 5.5 cm. ve 15 gr.

    13. Hafta
    – İçeriye bir göz atma fırsatınız olsa solunum hareketlerini başladığını gözlemleyebilirsiniz.
    – Kıkırdak doku yerini kemik dokuya bırakmaya başlar
    Göğüs kafesi belirginleşir.
    – Göz ve kulaklar gelişmeye ve normal yerlerine doğru kaymaya devam eder.
    – Bebeğin ensesi belirginleşmektedir ve çene artık göğüs duvarına yaslanmamaktadır.
    – Bebeğiniz ağzını açıp kapayabilir.
    – Eller daha fonksiyonel olmaya başlamıştır
    Artık yumruğu ile oynamaya başlar.
    – Dış genital organlar neredeyse belirmiştir
    Belki cinsiyet görülebilir.
    – Bu haftadan itibaren tüm besin plasenta tarafından sağlanmaktadır.
    – Bir sonraki muayenemizde Doppler ile bebek kalp atımlarını duyabilirsiniz
    (Duymasanız bile ultrason ile gayet net görülecektir) Bebeğinizin kalbi sizden çok daha hızlı atar. Adeta sonu doğumla bitecek bir yarışta gibidir ! 
    – Bu haftanın sonunda 7.5 cm. ve 25 gr. ağırlığındadır.

    14. Hafta
    – Hormon üretiminin başlangıcıdır.
    – Tüm hayatı boyunca kullanacağı tiroid hormonu üretilmeye başlanır
    – Erkeklerde, prostat dokusu gelişir.
    – Kızlarda, karın içinde gelişmeye başlayan yumurtalıklar kasıklara inmeye başlar.
    – Artık parmak emecek duruma gelmiştir!
    – Bebeğinizin kemikleri güçlenmeye ve sertleşmeye başlar!
    – Halen cildi çok saydamdır.
    – Tüm vücudu ‘lanugo’ denen (Latince kökeni ‘aşağı’ anlamında) çok ince tüylerle kaplıdır
    Bunlar 26. haftaya kadar uzamaya devam eder – Genellikle bu tüyler doğum sonrası dökülür. Görevleri, amniyos sıvı içindeki bebeğin cildini korumaktır. 
    – Gözler yüzün ortasına doğru yavaşça yaklaşır; burun ve kulaklar belirginleşmiştir; yanak kemikleri görülebilir.
    – Amniyos sıvısı 250 ml. kadar olmuştur.
    – Artık bebeğiniz 9 cm. ve 45 gr. olmuştur: yaklaşık olarak bir mektup ağırlığında!

  • Avcı Ve Alageyik

    Avcı Ve Alageyik

    Alageyik Efsanesini çoğu kişi Cüneyt ARKIN sayesinde iyi bilir ama gelin biz hikayeye CINCIK bakış açısıyla bir göz atalım.Genç kızlar yakışıklı, yaşlılar yiğit, midesine düşkünler ise yaman avcı diye seslenirler Halil’e . Köyün delisine göre ise o sıradan bir katil. Toros dağlarında keklik/ geyik artık ne varsa gözüne ilişeni avlar. Ama avlar içinde öyle bir av var ki Halil onu avlama aşkıyla yanar tutuşur, güzeller güzeli bir alageyik. Epey uğraşır ama avlayamaz, günler böylece geçer gider. Halil artık Zeynep’ine kavuşmak ister. Düğün dernek kurulur, eğlence biter herkes evine döner. O esnada olacak ya alageyiğin sesini işitir Halil, Zeynep’ten izin alıp elinde tüfek fırlar dışarı. Dik bir yamaca gelinceye kadar takip eder geyiği ama avcı bir anda av olmuş geyiğin çiftesiyle uçurumdan aşağı düşüp ölmüştür Zeynep’te bu acıya dayanamaz kıyar canına.

    Şimdi sıra bende, bir gıdım romantizim bırakırsam bende Savaş değilim. Bizim bu Halil’imiz aslında bağlanma bozukluğu olan sıradan bir vatandaş. Bağlanma bozukluğu genellikle bebeklik döneminde oluşur, anne çocuğu ihmal eder veya bir ilgilenir bir ilgilenmezse ( tabi bu uzun süre böyle devam etmeli ) çocuk artık anneye/insanlara güvenemeyeceğini öğrenir. Böylece birine güvenebilmek, sevmek ve insanlarla uzun süreli ilişki kurmak bu bebekler için pek mümkün değil. Kimseye bağlanmak istemezler. Bu bebekler yetişkin yaşlara geldiğinde aşk hayatları üç tipte karşımıza çıkar:

    1. Avcı

    2. Duvar Ustası

    3. Kaçak/ Firar

    Avcı tipimiz erkek olsun, çünkü bu tip erkeklerde bir hayli yaygın. Bir kızdan hoşlandı mı peşine düşer, kız hayır derse av artık daha da heyecan verici bir hal alır. Beyimizin Limbik Sistemi iyice aktifleşir motivasyonu epey artar. Kızı avlayıp gönlünü çelebilmek için türlü numaralar yapar, uzun süre bekler. Nice masum kızlar bu adam beni seviyor üç yıldır peşimden koşuyor der ve tuzağa düşer. Sonrası ise malum av avlanmış avcımızın heyecanı dinmiştir. Artık yeni avlar daha cazip gelmeye başlamıştır.

    DİKKAT avcı tipi genellikle:

    1. Sizi beklerken gözü dışardadır, başka kızları/avları boş geçmez

    2. Genellikle annesi ile arası pekiyi değildir

    3. Aşkı yoğun ve heyecan vericidir

    4. Israrcıdır uzun süre bekleyebilir.

    Pek ümütli değilim ama inşallah bu uyarılarım dikkate alınır. YAZIK OLDU GEYİKÇİĞE, YAZIK OLDU KIZCAĞIZA.

  • Elinizi Neye Atsanız Kuruyor Mu?

    Elinizi Neye Atsanız Kuruyor Mu?

    Var ya kesin bir uğursuzluk var üstümde.

    Nazar değdirmişler bana nazar.

    Benim kadar şansız kimse var mı şu dünyada?

    Daha nice yakınmalar sıralayabilirim.Sıkıntıların üst üste gelme nedenlerini hep merek etmişimdir.

    Sorum şu: Neden sıkıntılar üst üste gelir?
    Üç başlıkta açıklayayım : Kişinin Kendisiyle İlgili Olan, Kişiden Bağımsız Olan,Genel

    1.Kişinin Kendisiyle İlgili Olan

    Şimdi, öz imaj denen bir şey var, öz imaj kişinin kendisini nasıl gördüğü anlamına geliyor. Mesela: yakışıklı, zeki, zayıf, beceriksiz gibi.Tabi bunlar sabit değil örneğin zeki birisi olduğunuzu düşünüyorsunuz ama ciddi bir hata yaptınız, bundan sonra kendinizi belki aptal olarak tanımlayabilirsiniz. Kendimiz hakkındaki düşüncelerimiz önemli çünkü geleceğimizi çok ama çok etkiliyor. Örneğin Ahmet kendisini çalışkan, başarılı biri olarak görsün. İş yeri kapanmış ve gittiği ilk iki iş yeri onu kabul etmemiş olsun. Ahmet haliyle kendisini artık işe yaramaz hissedecektir. Üçüncü iş yerindeki görüşmesini bir hayal edin bakayım. Kendisini işe yaramaz ve kesin reddedilecek biri olarak gören birisini patron işe alır mı? Siz patron olsanız alır mısınız? Sonra yıllarca süren işsizlik süreçleri hikayeleri başlar. Kendisini işe yaramaz olarak görmeye başlayan Ahmet eşinin artık kendisine değer vermediğine inanacak ve eşine içten bir kırgınlık yaşayacak. Bu değersizlik hissi hakimken arkadaşlarının yaptığı şakaları yanlış anlayıp onlardan da uzaklaşacaktır. Özetle Ahmet’in önce işi gitti sonra eşi en sonda dostları.(Her şey üst üste geldi değil mi?)

    2.Kişiden Bağımsız Olan

    Şimdi örneğimiz güzel bir kız olan Ayşe olsun. Ayşe son zamanlarda biraz kilo almıştı. Onu uzun zamandır görmeyen teyzesinin ilk tepkisi galiba şöyle olur:

    – Kızım bu ne hal, gencecik kızsın yakışmıyor bu kilolar. Buna annenin ve bir iki arkadaşın uyarısı da eklenince artık Ayşe’nin kendisinin zayıflaması gereken bir şişman olarak görmesi nerdeyse kesin. Ayşe artık kendisini erkek arkadaşının yanında zayıflaması gereken bir şişman olarak algılayacağından gergin olacak, erkek arkadaşıyla kavga edecek ve bu durumu artık beğenilmediğinin kanıtı sayacaktır. Ders çalışırken bunları düşünecek ve kendisini derse veremeyeceğinden dolayı notları düşecektir. Özetle önce güzelim inancı gitti, erkek arkadaş ile kavga edildi, dersler problem oldu.

    3.Genel                                                                                                                                                   Örneğimiz zengin iş adamı Mehmet bey olsun.Mehmet bey kendisini girişken bir iş adamı olarak görmektedir. Ülke ekonomik krizdedir ve Mehmet beyin tanıdığı bir çok arkadaşı iflas etmiştir. Bu durum Mehmet beyi çok korkutmuştur. Mehmet bey tedbir olarak yatırımları ve işçi sayısını azaltma kararı almıştır. Artık elimizde iflastan korkan, yatırım yapmayan ve işçi kovan bir patron var. Sizce Mehmet Beyin sonu ne olur? Bence elimizde acıklı acıklı iflas yıllarını ve hayatın zorluklarını anlatan bir Mehmet Beyimiz  olur. İflası takip eden süreçte artık Mehmet bey kendisini pasif olarak görmeye başlayacaktır. Eşinin ona çok baskı yaptığını ve insanların onu kullanmak istediklerini düşünmeye başlayacaktır. Özetle önce şirket gitti sonra eşten boşandı en sonda da artık kimseye güvenmeyen biri oldu.

    ÇÖZÜM                                                                                                                                                  Asla ama asla GÜZEL öz imajlarınızdan vazgeçmeyin. Hepimiz insanız bazen arkadaşlarımızdan bazen kendi iç dünyamızdan bazen de ülkede olup bitenden etkileniyoruz ve bu gayet doğal. Önemli olan bu olumsuzlukları kimlik haline getirip ben artık buyum dememek. Bunun için moralinizi yüksek tutmanız şart. Film izleyin,kitap okuyun, dua edin, tatil yapın, dertlerinizi anlatın, kısacası sizi mutlu eden şeyler yapın.Maalesef benim olumlu öz imajım bozuldu, düzeltmem için ne yapmam gerek?         

      Hiçbir şey! Evet evet hiçbir şey. Kendinize zaman tanıyın. Olumlu öz imajların güzel yanı çok dayanıklı olmaları . Tek bir şeye ihtiyaçları var soluklanmaya/zamana. Sürekli zarar mı ediyorsunuz iş yerinizi kiraya verin, bir yıl tarımla uğraşın. Kendinizi tekrar güçlenmiş hissedince dönersiniz. Kilo mu veremiyorsunuz, rejime, spora son verin, dikkatinizi başka şeye yönlendirin, kitap yazın mesela. O olumsuz öz imajla yapacağınız tüm girişimler sadece daha da dibe çekecektir sizi. Sizde ELİMİ NEYE ATSAM KURUYOR der durursunuz.

    Bu arada güzel şeylerde üst üste gelir(Abi herife Allah yürü ya kulum demiş daha geçen ikinci evi aldı. Tanıdık geldi mi !) yeter ki kendinize olan sevginizi, saygınızı yitirmeyin.

    Kalın sağlıcakla.

  • 2-6 Yaş Çocuğunun Genel Özellikleri

    2-6 Yaş Çocuğunun Genel Özellikleri

    2 yaş çocuğunun genel özellikleri

    2 yaş, çocuğun kendi benliğini çevreden ayrı olarak algıladığı evredir. Bağımsızca isteme ve davranma gibi yetilerin temelleri atılmaktadır. Bu dönemdeki en önemli konular, tuvalet eğitimi ve bağımsızlık alanlarındaki yetiştirme ve öğretme çabalarıdır. Bu dönemde görülen inatçı davranışların, çocuğun karakteristik özelliği olarak görünmemesi gerekir. Bu dönem aynı zamanda çocuğun ‘hayır’ dönemidir. Bu, çocuğun bağımsız bir insan olmayı öğrenmesinin yoludur. Bu dönem, çocukla alışveriş gibi bazı faaliyetlerin yapılabildiği dönem olduğu için yakınlaşmanın ve sevgi ifadesinin en net olduğu dönemdir. Sosyal tepkilerin gelişmeye başladığı dönemdir. Bu sosyal yetiler; taklit, utanma, otoritenin kabul edilişi, ilgi çekme arzusu gibi sosyal tepkilerdir. Aile dışındaki bireylerle iletişim kurma, kendi akranları ile birlikte olmaktan zevk alma dönemidir. 2 yaş sorgu çağı dönemidir. ‘Nasıl’ ve ‘Niçin’ sorularının başladığı evre olarak söylenebilir. 4 yaş ile bu özellik en üst seviyesine ulaşacaktır.

    2-5 yaş dönemi gelişimin en krizli dönemlerinden biridir. Bu zorlu dönemde çocuk, dengesiz, olumsuz, kararsız ve isyankardır. Söz dinlemediği hatta tersini yaptığı ve kısıtlandığı zaman öfkelenen ve yardım almayan bir yapısı vardır. Bu dönem ‘karşı koyma bunalımı’ olarak adlandırılabilir. Bu dönemde çocuk seçme yetisi henüz oturmadığı için iki olanağı birden seçebilir. Çok daha fazla rengi tanıyabilmektedir. 3’ e kadar sayabilmektedir. 2,5 yaş bunalımı çocuğun kişiliğini geliştirir.

    3 yaş çocuğunun genel özellikleri

    Artık oyun çağına gelmiş bir çocuğunuz vardır. Motor becerilerinin gelişmesi ile çevre üzerine kurduğu egemenlik artık daha da fazlalaşmıştır. Sayı sayma, şarkı, şiir öğrenme ve çevresindeki dünya hakkında soru sorma gibi alanlarda bilişsel yetenekleri artmıştır. Artık kendinden bağımsız bir dünyanın farkındadır. Ayrı bir benlik ve cinsiyet duygusu gelişmeye başlamıştır. Çocuğunuz artık nasıl bir kişi olacağını araştırma yoluna girmiştir. Bu dönemde artık daha olumlu ve dengeli bir bireydir. Bu evrede bazı çocuklar öfkesini eşyaya yöneltmiştir. Bu yaşın özellikle sonlarına doğru grup halinde oyun oynama, oynarken birbiriyle konuşma ve grup içinde ne oynayacağını seçmeye başlamışlardır. Birbirini seyretme ve konuşma en çok rastlanan ortak davranıştır. Cümleler daha gramatik hale gelmiştir. Konuşmalar ben merkezlidir. Artık 300 civarında kelime bilmektedir. Akıcılık gelişmiştir ancak bazı sözcükleri telaffuzda hala zorlanabilmektedir.

    4 yaş çocuğunun genel özellikleri

    4 yaş çocuğu, isteklerinin yerine getirilmemesini anlayışla karşılar. O artık kendi dışındaki dünyanın kuralları olduğunu, başkalarının hak ve istekleri olduğunu görür ve sonuçta beklemeyi öğrenir. Bu yaş çocukları her iki cinsten birkaç çocuğu oyun arkadaşı olarak seçebilir. Sorgu çağı 4 yaşında en üst seviyeye ulaşır. Hareketli bir görünüm sergilerler. Tırmanarak, bisiklete binerek, merdivenleri yardımsız ve ayak değiştirerek çıkarak pek çok gelişmiş hareketi gerçekleştirebilirler. Kalem tutmayı öğrenmiştir ve kullanır. Yakın geçmişteki olayları ilişkilendirerek anlatır. Adını, soyadını, ev adresini ve yaşını söyleyebilir. Konuşması dil bilgisi kurallarına uygun ve anlaşılabilirdir. Çocuk şiirlerini ve şarkılarını ezbere söyler. Yemek yerken kaşık ve çatalı ustalıkla kullanabilir. Dişlerini fırçalar, ellerini yıkar; özbakım becerilerini kolaylıkla gerçekleştirir. Kıyafetlerini rahatlıkla giyip çıkarabilir fakat ayakkabı, giysi bağlamada ve düğme iliklemelerinde yardıma ihtiyaç duyabilir. Artık gelişmeye başlayan bir mizah anlayışı vardır. Yetişkinler ve arkadaşları ile hem işbirliği içinde hem de çatışma halindedir. Oyun oynarken sıra beklemesi gerektiğini öğrenir. Geçmiş, şimdi ve gelecek zaman hakkında yeterli bir değerlendirme yapabilir.

    6 yaş çocuğunun genel özellikleri

    Duygularını uygun şekilde ifade edebilir. Başkalarının duygularını anlar. Gerektiğinde liderlik yapar veya lideri izler. Diğer çocuklarla birlikte oyunlar oynar ve paylaşabilir. Vücudunu merak eder. Kendi cinsiyetini bilir. Aldığı sorumluluğu yerine getirir. Gerektiğinde sırasını bekler. Başkalarının haklarına saygı gösterir. Yaptığı işlerde yetişkinlerin onayını ister. Nezaket kurallarına uyar. Kolay arkadaş edinir. Doğru yanlış gibi kavramları öğrenir. Oyun sırasında daha yaratıcıdır. Ailece yapılan aktivitelerden hoşlanır. Makasla karmaşık şekilleri keser. Mantık henüz gelişmemiştir. Konuşması oldukça akıcı ve dil bilgisi kurallarına uygundur. Problem çözme becerileri gelişir. 5 yaşına gelmiş olan düşünür ve sonra söyler.

  • Teknoloji Çağında Yaşanan Romantik İlişkiler

    Teknoloji Çağında Yaşanan Romantik İlişkiler

    Eski günlerdeki gibi değiliz artık. Her gün televizyonlardan veya internet üzerinden bilgilendirici yayınlar yapılıyor. Bir kanalı açıyorsun diyorlar ki “ELEMAN ARANIYOR” e tabi iş arayanlar hemen ellerine telefonu alıyor ve ilana başvuruyorlar. Kanal değiştiryorsun… Çocuklarınızı 3T’den yani tablet, telefon, televizyondan uzak tutun diyorlar sen haklı buluyorsun e güzel hoş da sen de bunu televizyondan öğrenmiş oluyorsun. Kanal değiştiriyorsun, tansiyon hastaları için, şeker hastaları için, bel fıtığı olanlar için çözüm önerileri diyorlar dinliyorsun evde uygulamaya çalışıyorsun… Faydalı gözüküyor mu? E tabi reklamlar ve uzmanlar adeta evinde. Teknolojinin faydalı yanları var evet ama zararı da çok hatta ilişkilerimize yansıyacak şekilde.

    Amalarla dolu hayatta teknolojinin de aması olmaz mı hiç? Tabi ki var. E hadi gelsin o zaman ama… Bu teknoloji adındaki olumlu gibi gözüken şey aslında romantik ilişkileri, günden güne kemiriyor. Nasıl mı? Mesela mesaj sistemiyle… Sen arkadaşlarınla dertleşmek istiyorsun eline telefonu alıyorsun, sevgilin veya eşin bu mesajı görüyor ve kıskanıyor. Haksız mı? Belki değil, belki haksız. E bunun tabi sonrası da var. Herkesin artık farklı sosyal medya hesaplarında profilleri var. Bu profillerde aramalar sekmesi veya haber dökümü sekmesi oluyor. Partneriniz sizden gizli bu dökümü çıkartıyor ve ne oluyor? Hangi tarihte kimi araştırmışsınız bunu görüyor ve hesap defterleri ortaya çıkıyor. Hatta bunun bir adı da var “stalklamak”.

    Herkesin telefon sabit hatlarında paketleri var artık. Faturalı hattı olanlar, ay boyunca kimlerle konuşmuş ne kadar konuşmuş şeklinde konuşma dökümünü çıkartmakta. Artık telefon tarifelerinde 1000 SMS – 4 GB – 750 DK gibi kampanyalar oluşuyor. Görüyoruz ki artık ilişkilerde partnerler günlerini, bu paketlerdeki sms sayısını, dakika sayısını birer birer hesaplayarak geçirmekte. Bir eksiklik gördüklerinde hemen sevdiklerini sandalyeye oturtuyorlar, yukarıda beyaz bir ışık beliriyor ve sorgu sual başlıyor. Kimle konuştun! Kime mesaj gönderdin! Kişi kendisini sorgulanmış, bunalmış hissediyor ya da kimi zaman fatura dökümüne bakıp yine aynı sandalyeden aranan numaralara bu kim! sorusu soruluyor. Kalpte sevginin oluşturduğu kıvılcamlar yerine sıkkınlık, bıkkınlık rüzgarları esiyor.

    Tüm bunlar aslında sağlıklı iletişim eksikliğinden ve duyguların birbirlerine aktarmayışlarından. Güvenmiyoruz ne sevgimize ne sevdiğimize. Güven nedir? İlla telefon şifresini, sosyal medya şifresini aldığınızda mı güvenmeniz gerekir. Temkinli olmak bu mudur? Bence temkin once kişinin kendisinde başlıyor; kendi sevgisinde, kendisine olan güveninde. Kendisinden emin olan insanın sevdasında emniyet arayışına girmesine ihtiyaç yoktur.

    Seviyorum diyemeden kıskanıyorum diye bağıran bir toplumuz biz. İnsanların nefes alıp vermeye nasıl ihtiyacı varsa sevmeye ve sevilmeye de bir o kadar ihtiyacı vardır. İnsan sever, sevildiğini hissetmez. Bir zaman sonra sevdiğinden şüphe eder. Sevdiğimizi belli edelim. Hem kendimizin hem de sevdiğimizin ihtiyacına nefes olalım. Sevgi sadece dile gelince mi anlaşılır? Hayır. Sevgi bakışlardaki buğudan canlılıktan anlaşılır, sevgi her bir dokunuşla anlaşılır. Hem bu dokunuşlar insanın parmak izleri gibidir her bir tende, her bir sevdada farklı izler bırakır. Dokunalım sevdiğimize; sarılalım. Çünkü biliyoruz ki biz sevdiğimize sarılmadığımız her an telefona sarılıyoruz. Sevdiğimizin derdine düşerken, onsuz onun sevdasıyla boğuşuyoruz.

    Siz sevin, sevginizi belli edin,

    Siz sevilin, birbirinizin kalbine değinin..

  • 5 YAŞ ALTIN YAŞTIR ASLINDA

    5 YAŞ ALTIN YAŞTIR ASLINDA

    Belki de ilk çocukluk için en güzel dönemdir 5 yaş. 2 yaş gibi zorlu bir dönemi geride bıraktıktan sonra 5 yaş altın yaştır aslında. Çocukların daha olgun, sorumluluklarının bilincinde oldukları, çevreye uyum sağlamaya çalıştıkları bu yaş aileler için bir fırsat olarak değerlendirilebilir. 5 yaşındaki çocuğa karşı iyi davranışlarını takdir edip, sınırlar ve kurallar konusunda tutarlı ve kararlı olursak onun gelişimi açısından olumlu sonuçlar almamız diğer yaşlara göre daha kolaydır.

    SOSYAL -DUYGUSAL GELİŞİM AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Diğer yaşlara göre daha sosyal olan 5 yaş çocuğu çok rahat kendi kendine oyun kurabilir ve birçok oyuna katılabilir. Kendi başına bir grubun parçası olarak davranabilir, yönlendirilmeye ihtiyaç duymaz. Arkadaşları ile oyun oynarken üzerine düşen görevi yerine getirir ve başkalarıyla işbirliği de yapabilir. Oyunları zenginleşmiştir ve artık kurallı oyunlara uyum sağlayabilir.

    *5 yaş çocuğu oldukça yaratıcıdır ve yaratıcılığını geliştirebileceği en iyi ortam oyun ortamıdır. Çocuk arkadaşları ile dramatik oyun oynarken çeşitli rollere (anne, baba, öğretmen, doktor) girer ve bu rollerin detaylarını vurgular. Bu süreçte hem yaratıcılığını geliştirir hem de işbirliği yapabilmeyi pekiştirir.

    *Kendine güvenen 5 yaş çocuğunun bencilliği artık azalmıştır. Kendinden emindir. Uyumsuzluk ve huysuzluk dönemini geride bırakmıştır. Empati becerisi geliştiği için ve kendini daha iyi ifade edebildiği için daha iyi sosyal ilişkiler kurabilmektedir. Artık onları ikna edebilmek diğer yaşlardaki kadar zor değildir.

    *Bu yaş çocuğu sorumluluklarının farkında olduğu için genelde başladığı işi yarım bırakmadan tamamlamaya çalışır.

    *5 yaş çocuğu kolay utanır. Bu yüzden ona karşı eleştiriler yalnız ortamlarda yapılmalıdır. Eleştirinin kolay kabul edilmediği bu yaşta çocuklar olumlu geri bildirime (takdir edilme) daha iyi cevap verirler.

    *Bu yaşta kendine güveni arttığı için ailesinden bağımsız hareket etmeye başlar.

    *Cinsiyet kavramı belirgindir, kendi cinsiyetinin farkında olan 5 yaş çocuğu vücudunu ve cinselliği merak edip, sorgulayabilir.

    SOSYAL-DUYGUSAL GELİŞİMLERİNİ NASIL DESTEKLEYEBİLİRİZ

    *Yaşıtlarıyla vakit geçirebileceği ortamlar sunabiliriz.

    *Oyunun faydalarından bahsettik. Biz de onun oyunlarına katılıp gelişimini olumlu yönde destekleyebiliriz. Kurallı oyunları öğrenebilmesi için birlikte yaşına uygun oyunlar oynayabiliriz.

    *Eleştirilerimize dikkat edip, iyi/güzel davranışlarını daha sık takdir ederek pekiştirebiliriz.

    *Duygularını ifade edebildiği bu dönemde onunla bol bol sohbet edebiliriz.

    *Merak ettiği konularda onunla yaşına uygun kısa konuşmalar yapabiliriz. Bize yönelttiği sorularını kafasını karıştırmayacak şekilde cevaplayabiliriz.

    *Sorumluluk almaktan keyif alan çocuğumuza bu davranışlarını pekiştirmesi için küçük sorumluluklar verebiliriz.

    DİL GELİŞİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    5 yaşındaki çocuk artık karmaşık ve uzun cümleler kurabilir, akıcı ve seri konuşabilir. Genel olarak bütün sesleri çıkartabilir ve konuşması herkes tarafından anlaşılırdır. Duyduklarını tekrarlamakta sıkıntı yaşamaz. Uzun uzun hikayeler anlatabilir. Dil gelişimi artık iyi seviyede olan bu yaş grubundaki çocuklar kendilerini rahat rahat ifade edebilirler.

    DİL GELİŞİMLERİNİ NASIL DESTEKLERİZ

    *Düzenli olarak kitap okumak kelime haznelerinin gelişimine yardımcı olurken aynı zamanda kitap okuma alışkanlığı kazanmalarına da zemin hazırlar.

    *Onlar için yeni olan ve anlamını sordukları kelimeleri açıkladıktan sonra cümle içinde kullanmak öğrenmeleri açısından faydalı olabilir.

    *Günlük sohbetler de dil gelişimlerini olumlu anlamda desteklemektedir.

    *Tekerlemeler, bilmeceler bu yaş grubunun ilgisini çekerken dil gelişimine de hem telaffuz hem kelime dağarcığı açısından faydalı olmaktadır.

    BİLİŞSEL GELİŞİM AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *5 yaş çocuğu bazı basit soyut kavramları (rüya) anlayabilir fakat hala soyut düşünemez.

    *Yaratıcılığı oldukça gelişmiştir.

    *Problem çözme becerileri gelişmiştir, size alternatifler sunabilir.

    *Artık şakaları anlayabilir ve kendisi de şakalar yapabilir.

    *Neden-sonuç ilişkisini kavrayabilir.

    *Zaman kavramını daha iyi anlar. Haftanın günlerini sayabilir.

    *Nesneleri bilir.

    *Renkleri, rakamları, geometrik şekilleri tanır ve kopyalayabilir.

    *İnsan çizebilir.

    BİLİŞSEL GELİŞİMLERİNİ NASIL DESTEKLERİZ

    *Günlük hayatımıza devam ederken bilişsel gelişimini göz önünde bulundurarak çeşitli aktiviteler yapabiliriz.

    *Sohbet ederken neden-sonuç ilişkisini , zaman kavramını vurgulayabiliriz.

    *Hikayeler anlatmasını isteyerek, dramatik oyunlar oynayarak yaratıcılığını geliştirmesini destekleyebiliriz.

    *Kitap okuyarak sadece dil gelişimini değil bilişsel gelişimini de destekleyebiliriz.

    *Şakalarla mizah anlayışının gelişmesine zemin oluşturabiliriz.

    PSİKOMOTOR GELİŞİMİNİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *5 yaş çocuğu artık daha dengelidir, daha hızlı ve esnek hareket edebilir.

    *Tek ayak üzerinde uzun süre dengede durabilir, parmak ucunda yürüyebilir, zıplayabilir.

    *Çizgi üzerinde yürüyebilir.

    *Müziğin ritmine göre dans edebilir.

    *Kendisi giyinebilir, düğmelerini bağlayabilir.

    *Çatal-kaşık kullanabilir.

    *İnce motor becerileri de geliştiği için kalemi daha iyi tutabilir.

    *Çizginin dışına taşırmadan boyama yapabilir.

    ÖZBAKIM BECERİLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    5 yaş çocuğu artık bir çok ihtiyacını kendisi karşılayabilecek durumdadır.

    *Tuvalet ihtiyacını kendisi karşılayabilir.

    *Elini yüzünü yıkayabilir, dişlerini fırçalayabilir.

    *Yardım almadan tek başına banyo yapabilir.

    *Kıyafetlerini hava durumuna göre kendisi seçebilir.

    *Kıyafetlerini ve ayakkabılarını giyip çıkarabilir.

    *Üzerinden çıkardığı kıyafetlerini katlayabilir.

    *Yemeğini yardımsız yiyebilir.

    Özbakım becerilerini tek başına yapabilmesi için ona ortam sunup, fırsat vererek destekleyebiliriz. Yapamadıkları durumlarda eleştirmek yerine bir sonraki deneme için cesaretlendirmek daha doğrudur.

    Birçok zorlu dönemi geride bırakıp 5 yaşına gelen çocuğunuz için bu dönemi iyi değerlendirip bir fırsata çevirmek sizlerin elinde. Doğru tutum ve davranışlarla güzel sonuçlara ulaşabilmeniz dileğiyle…

  • Aşk ve Evlilik Üzerine

    Aşk ve Evlilik Üzerine

    “Eşimle 6 yıllık evliyiz, her şey evlenmeden önceki gibi olsun istiyorum ama ne yaparsam yapayım hiç bir şey eskisi gibi olmuyor, çok çaresizim.”

    “Eşim bana eskisi gibi ilgi göstermiyor.”

    “Eşimle eskiden çok güzel vakit geçirirdik, çocuklar doğduğundan beri sadece aynı evi paylaşan iki yabancı gibiyiz.”

    “Eşim çocuklar doğduktan sonra beni tamamen unuttu, tüm odak noktası çocuklar oldu.”

    “Eşimden görmediğim ilgiyi dışarıda bulmaktan ve buna engel olamamaktan çok korkuyorum.”

    Evlilikte ilişki problemlerine baktığımız zaman kadın olsun erkek olsun temel problemlerin yukarıda bahsedilen problemler olduğu görülmektedir. Eğer sizde evliliğinizde bu tarz problemler yaşıyorsanız bu yazıyı okumanızı tavsiye ediyorum.

    İlişki kavramı, aşk ve sevgi kavramları üzerine kuruludur. Karşı cinsi önce fiziksel olarak beğeniriz, sonra onu tanıdıkça aşık olmaya başlarız. Aşık olduğumuz bir kişiye ise saygısızlık yapmamız hemen hemen imkansızdır çünkü onu kırmak, üzmek, incitmek istemeyiz. Günümüzde yapılan en büyük hatalardan biri aşk ve sevgi kavramlarını birbirine karıştırmaktır. Biz her şeyi, herkesi sevebiliriz; annemizi, babamızı, arkadaşımızı, kedimizi, köpeğimizi… hatta o kadar çok severiz ki bir çoğumuz “canımdan bile çok seviyorum” cümlesini hayatımızda mutlaka birkaç kez kullanmışızdır. Ama aşk çok daha farklı bir duygudur. Aşık olduğumuz kişiyi sürekli düşünürüz, hep onunla beraber olmak isteriz, olamadığımız zaman kendimizi dünyanın en mutsuz insanı hissederiz, öyle güçlü bir duygudur ki, yeri geldiğinde çok seviyoruz dediğimiz insanları bile gözümüz görmez olur. Bir bakıma hep söylenildiği gibi kör oluruz, gözümüz dünyayı görmez. Mutluluğu da, mutsuzluğu da hep en üst seviyede yaşarız. Ama yeri geldiğinde mutsuzluktan bile mutlu olunabilecek kadar karmaşık bir duygudur aşk. Eğer aşkın karmaşıklığı ile baş edebilirse sonunda evlilik kararı alınır ve evlenilir. Artık dünyanın en mutlu insanı bizizdir çünkü aşık olduğumuz insan artık hep yanımızda olacaktır. Onunla beraber hayatı doya doya, özgürce yaşamaya başlamışızdır ama zaman geçtikçe artık onunla olmaya alışmışızdır. İnsanlar sürekli güzel bir şeye maruz kalınca, onun güzelliğine alışır ve artık güzelliğin farkına varmamaya başlar. Bu noktadan sonra kusurları fark etmeye başlarız. Kusurları fark etmeye başladıktan sonra ise artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını görürüz. Artık daha az konuşuyoruzdur hatta belki o ayrı bir oda da televizyon izlerken biz kendimizi başka bir oda da kitap okurken buluveririz. Çıkar yol ararken aklımıza çocuk fikri geliverir. Çocuğun her şeyi eskisi gibi yapacağını düşünürüz. Eskisi gibi aşk duygusunu tetikleyeceğini düşünürüz. İşte en büyük hatalardan biri bozulan ilişkimizi çocukla düzeltmeye çalışmaktır. Çünkü zaten odak noktamız birbirimizden farklılaşmışken, çocukla birlikte tamamen koparmaktayız. Bu nedenle kötüye giden ilişkimizi asla çocukla düzeltmeye çalışmamalıyız.

    Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, bugün boşanmaların bu kadar artmasındaki etkenlerin en önemlisi çiftlerin çocuk doğduktan sonra birbirlerinden tamamen uzaklaşmalarıdır. Bu nedenle önce ilişkimizi gözden geçirmeli, çift taraflı olarak problemlerimizi aşabiliyorsak o aşamadan sonra çocuk yapmaya karar vermeliyiz. Unutulmamalıdır ki çocuk sahibi olmak ilişkiyi kurtarmanın aksine ilişkilerinde problem yaşayan kişilerin ilişkilerini daha çok çıkmaza sürüklemektedir.

    Bir diğer unutulmaması gereken nokta da aşk duygusunun geçici ama sevgi duygusunun kalıcı olduğudur. Eşimizi çok sevebiliriz, çok değer verebiliriz, çok eğlenceli ve kaliteli zaman geçirebiliriz ama ilk zamanlarda ki aşk duygusunu, heyecanı yaşamayı düşünürsek ve bunun arayışına girersek hayal kırıklığı yaşama olasılığımız çok yükselir. İlişkiyi canlı tutmanın en önemli özelliğinin davranışlarımızı aşk duygusunu yaşarken ki gibi farklı ve heyecanlı tutabilmekten geçtiğini unutmamalıyız.

    Eğer bu makalede yazan sorunları yaşıyorsanız ve sizde ilişkinizi kurtarmak istiyorsanız vakit kaybetmeden bir uzmana başvurarak yardım almalısınız.