Etiket: Antioksidan

  • Serbest radikal nedir?

    SERBEST RADİKALLER

    Serbest radikaller son yörüngelerinde bir veya daha fazla ortaklanmamış elektron içeren atom veya moleküllerdir. Oldukça reaktif olup kısa ömürlüdürler. Biyolojik sistemler için serbest radikallerin kaynağı moleküler oksijendir (O2). Serbest radikaller yaşam için gereklidir Serbest Radikallerin fazla artması ciddi hücre, doku ve/veya organ hasarı meydana gelebilir. Serbest radikaller, vücutta antioksidan savunma mekanizmasının kapasitesini aştıkları zaman, çeşitli bozukluklara yol açarlar. Karbohidrat, lipit, protein ve DNA gibi biyomoleküllerin tüm sınıfları ve tüm hücre komponentleri ile etkileşme özelliği göstererek hücrede yapısal ve metabolik değişikliklere neden olurlar.

    Serbest radikallerin zararlı etkilerine karşı organizmada koruyucu mekanizmalar vardır bunlara antioksidan sistemler adı verilir. Bu mekanizmalardan bir kısmı serbest radikal oluşumunu, bir kısmı ise oluşmuş serbest radikallerin zararlı etkilerini önler. Antioksidanlar, endojen ve ekzojen kaynaklı yapılar olup, oluşan oksidan molekülleri, hem hücre içi hem de hücre dışı savunma ile etkisiz hale getirirler. Enzimatik olmayan hücre içi antioksidanlar; GSH, alfa-tokoferol, beta-karoten, askorbat, transferrin, seruloplazmin ve bilirubindir. Hücre içi serbest radikal toplayıcı enzimler asıl antioksidan savunmayı sağlamaktadır. Bu enzimler;süperoksit dismutaz, Glutatyon-S-Transferaz, glutatyon peroksidaz ,sitokrom oksidazdır. Bakır, çinko, selenyum gibi eser elementler ise bu enzimlerin fonksiyonları için gereklidir. Antioksidanların oksidatif hasarlara karşı dokuları veya hücreleri koruyucu özellikleri göz önüne alındığında, yaşlanmaya, doku hasarlarına ve toksik ajanlar ile zehirlenmeye karşı koruyucu ajanlar olarak gösterilmektedir . Organizmada serbest radikallerin oluşum hızı ile bunların ortadan kaldırılma hızı arasında bir denge mevcuttur ve bu denge oksidatif denge olarak adlandırılır. Oksidatif denge sağlandığı sürece, organizma serbest radikallerden etkilenmemektedir. Bu radikallerin oluşum hızında artma veya ortadan kaldırılma hızında bir düşme bu dengenin bozulmasına neden olur. “Oksidatif stres” olarak adlandırılan bu durum özetle: serbest radikal oluşumu ile antioksidan savunma mekanizması arasındaki ciddi dengesizliği göstermekte olup, sonuçta doku hasarına yol açmaktadır.

    Yağda çözünen en önemli antioksidan E vitaminidir. Vitamin A ve beta-karoten bazı durumlarda antioksidant gibi davranır. Ayrıca biyoflavonoitler de antioksidant özelliğe sahiptir. Koenzim Q bir fenoldür ve o da pek çok dokuda E vitamini gibi davranır. Lipoik asit ve glutatyon kükürt içerikli bileşiklerdir, hidrojen atomu donörü gibi davranarak fenoller gibi görev yaparlar. Tüm bunların yanında en önemli ve üzerlerinde en çok çalışılan antioksidant vitaminler vitamin E ve vitamin C’dir.

    Uzman.Doktor.Fevzi Balkan

  • Alerjik çocuğun beslenmesi:antioksidanlar

    Astım risk faktörlerini belirlemeye yönelik ISAAC faz 2 çalışma grubunun1995-2005 arası 20 ülke 29 merkezden 50.000 üstü çocukla gerçekleştirilen çalışmasında; taze sebze meyve ve balık ağırlıklı beslenmenin düşük astım prevalansı ile ilgili olduğu vurgulandı.

    Son yarım yüzyılda başta astım olmak üzere alerjik hastalarda epidemi olarak adlandırılabilecek artışlar olmuştur. Bu artışlar özellikle sanayileşmiş batı ülkelerinde yoğunlaşmıştır.

    Risk faktörlerine yönelik çalışmalarda, taze sebze, meyve ve balık gibi antioksidan gıdaların hazır ve çabuk besinlerle yer değiştirmesinin bu artışta rolü olabileceği ilk kez Seaton ve ark. Tarafından İngiltere’den verilerle hipoteze edilmiş günümüze kadar da binlerce araştırmanın konusu olmuştur.

    Normalde besinlerin enerjiye dönüştürülmesinde ve diğer hücresel faaliyetlerinde kullanılan oksijenin elektron kaybederek oluşturduğu reaktif moleküller serbest oksijen radikalleri olarak isimlendirilir. Eksik elektronlarını normal doku ve hücrelerden sağlamaya çalışan bu moleküller hücre zarına hücre protein yapısına ve DNA’ya zarar vererek inflamasyon ve hücre ölümüne yol açarlar. Oksidatif stres olarak adlandırılan bu süreç, hücrelerde bulunan antioksidan enzimler; süperoksitdismutaz (SOD), Katalaz, Glutation Stransferaz ve dışarıdan alınan antioksidan besinlerle dengelenmeye çalışılır. Astımlı hastaların ise antioksidan savunma kapasiteleri yeterli olmayıp eksojen antioksidanlara artmış ihtiyaçları vardır. Diyetle alınan antioksidanlar Vitamin C, E, Karotenoidler ve Flavinoidlerdir.

    Bunlardan C vitamini suda eriyen bir vitamin olup akciğer ekstraselülerinde en çok bulunan antioksidandır. Serbest radikallerin makrofajdan sekresyonunu baskılar ve ekstraselüler radikalleri toplar. Narenciye, kivi lahana,yeşil sebzeler önemli C vitamini kaynağıdır. Epidemiyolojik çalışmalarda akciğer fonksiyonları üzerine koruyucu etkileri raporlanmıştır. Vit E’nin ise alfa ve gama tokoferol başta olmak üzere 8 bileşeni vardır, lipid solubl olan alfatokoferol lipid peroksidasyonu esnasında ortaya çıkan membran hasarını önler. Genellikle tohum yağlarda (zeytinyağı, ayçiçekyağı vb) ve yeşil sebzelerde bulunur. Kanola ve soya yağında bulunan gama tokoferol ise inflamatuvar etkiye sahiptir. Karotenoidlerde Likopen kırmızı, beta karoten ise vitamin A ya dönüşen pigmenttir. Havuç ve domateste bolca bulunan bu karotenoidler hücre membranında birikerek süperoksid anyonları temizler ayrıca peroksil free radikaller ile reaksiyona girip lipidsolubl antioksidan olarak hizmet ederler. Flavonlar, ksantinoksidaz, siklooksijenaz ve lipoksijenaz enzimlerini inhibe ederek antioksidan etki gösterir. Kuşkonmaz, brokoli, ıspanak, narenciye önemli flavonoid kaynaklardır. Polifenoller adaçayı, yeşilçay ve değişik sebze ve meyvalarda bulunan antioksidanlardır.

    Astım risk faktörlerini belirlemeye yönelik ISAAC faz 2 çalışma grubunun1995-2005 arası 20 ülke 29 merkezden 50.000 üstü çocukla gerçekleştirilen çalışmasında taze sebze meyve ve balık ağırlıklı Akdeniz diyeti tarzı beslenmenin düşük astım prevalansı ile ilgili olduğu işaret edilmiştir. Takiben yapılan çalışmalarda bu etkinin olmadığı hatta antioksidanların alerjik hastalıkların artışına nede olabileceği şekelinde de yayınlar vardır. Bu konuda sağlıklı bir karar verebilmek için tüm bu çalışmaların metaanalizlerine bakıldığında iki çalışma dikkati çekiyor, örneğin 2009 da Allen ver ark. 2624 çalışmadan metodolojisi uygun 37 çalışmayı seçiyorlar. 1985-2007 arası farklı ülkelerden yapılan çalışmalardan vaka kontrol kesitsel ve 2 kohort çalışma alınıyor. Çocuk ve erişkinleri kapsayan bu çalışmada diyetle düşük A ve C vitamini alınması yüksek astım ve wheezy ile birlikte bulunuyor. Sadece pediatrik yaş grubuna ait benzer bir metaanalizde Saadeh ve ark. 1992-2012 arası 30 u kohort 101 çalışmayı değerlendirdiklerinde hamilelikteki maternal ve çocukluktaki antioksidan zengin diyetin sağlıklı olarak düşünüldüğünü ve allerjik hastalıklardan koruyabildiğini görüyorlar. Çalışılan metodların riski belirleme açısından bazı handikapları vardır. Diyet çalışmalarında, fazla sayıdaki sorular, cevapların ebeveynlerden alınması, kişisel yeme alışkanlıklarındaki farklılıklar karşılaşılan zorluklardır. Astım ve alerjik hastalıkların orijini fötal yaşam ve erken çocukluk dönemi olduğu için bunu gözeten prospektif longitudinal çalışmalar muhtemelen en iyi sonuçları verecektir ama bu şekilde çalışmalar henüz yeterli sayıda değildir. Ayrıca günlük gerekli dozun üstünde gıda takviyesi olarak kullanılan antioksidanların kanser profilaksi çalışmalarında mortalite artışları ile birlikte olması ve bazı hayvan deneylerinde antioksidan alanlarda yaşam süresinin kısalması bu konudaki öneriler konusunda dikkatli olunması gerektiğini göstermektedir.

    Sonuçta elimizdeki verilerle,

    * Düşük diyet antioksidan içeriği ile yüksek astım prevalansının desteklendiğini,

    * Alerjik çocuğun beslenmesinde taze sebze meyve gibi antioksidanlardan zengin bir diyetin astım insidensi ve morbiditesini azaltmak için önerilebileceğini söyleyebiliriz.

    * Diyetteki antioksidanların belirgin eksik olduğu veya uygun diyete ulaşmanın zor olduğu veya çevrel oksidanların yoğun olduğu durumlarda da diyet dışı gıda takviyesi, vitamin vb desteğin potansiyel yarar veya zararları gözetilmelidir.

    * Ülkemizin geleneksel beslenme kalıpları bu öneriler karşılayacak kapasiteye sahip görünmektedir.

  • Antioksidan beslenme ve beyin

    Ne kadar çok duyuyoruz bu iki kelimeyi: Antioksidan beslenme

    Evet biliyoruz, dengeli beslenmede, diyetle alınan antioksidanların çok önemi var. Ancak nedir bu antioksidanlar ve antioksidan beslenme. Antioksidanlar, serbest radikal denen bedenimize zararlı bileşenlerle mücadele eden ve zararlı etkilerini azaltan veya kaldıran maddeler.

    Oksijen dokularımız için vazgeçilmez bir molekül ancak bazı reaksiyonlar sonucu reaktif oksijen molekülleri ve serbest radikaller denen maddeler oluşmakta. Bunlar da ‘oksidatif stres’ denilen hücre üzerine zararlı olan süreçte önemli rol almakta. Bu olumsuz süreç, antioksidanlar tarafından sonlandırılıncaya kadar sürmektedir. Ancak antioksidan destek yeterli değilse, hücrenin doğrudan veya dolaylı ölümü görülebilmektedir. Bu durumda, beslenme ile dışarıdan alınan besinlerin antioksidan içerikleri de çok önemli hale gelmektedir. Sağlıklı beyin işlevlerinin sağlanması için de; sağlıklı beslenme ve fiziksel aktiviteyi düzenli olarak yapmak gerekir.