Etiket: Anne

  • Okula Uyum Süreci

    Okula Uyum Süreci

    Okula başlamak hem çocuklar hem de ebeveynleri için heyecan verici bir yenilik ama aynı zamanda kaygı uyandırıcı bir değişimdir. Bu süreç, çocuk için bilinmezliğin kapısını aralamaktır. Ebeveyn olarak okula uyum sürecinde hem kendinizi hem de çocuğunuzu hazırlamak ve teşvik etmek işleri kolaylaştıracaktır.

    Ebeveynler çocuğun okula gitmesiyle ilgili kararlı ve destekleyici bir tutum göstermeliler. ‘Bebek misin sen, hiç yakışıyor mu, korkacak ne var’ gibi söylemlerden uzak durmalılar. Hata yapan çocuğu okulla, müdürle, öğretmenle korkutmamalılar. Okulla ilgili olumlu anılarını çocuklarıyla paylaşabilirler. Anne babaların hem çocuğun hem de kendilerinin yaşadığı endişeyle baş edebilmesi ve sakin durabilmesi gerekiyor. Çocuğun okulda kalma becerisini basamak basamak öğrenmesi ve kaygısının aşama aşama azaltılması hedeflenir. Sistematik duyarsızlaştırma dediğimiz bu basamaklardan ilkinde ebeveyn önce sınıfın içinde çocukla kalır, çocuk sınıfın içinde durabilmeyi öğrendiğinde artık çocuğu sınıfın içine kadar götürüp bırakabilir. Bir sonraki basamakta sınıf kapısına, buna alıştıktan sonra okulun iç kapısına kadar götürüp bırakır. Bir sonraki basamakta okulun bahçe kapısında ayrılma becerisi kazanılır. Çocuk okulun kapısına kadar gidebiliyorsa, artık anne onu evden uğurlamalı ve çocuğun ayrılmayı evde yaşaması sağlanmalı. Çocuk okula kadar gidip sınıfa girmekte zorluk çekiyor olabilir. Gerekirse anne bir gün okulda bekleyebilir. ’Ben buradayım seni bekliyorum, sınıfında güvenle durabilirsin’ mesajı verilebilir. Ancak çocuğun sınıftan çıkınca anneyi orada bulması çok önemli. Çocuk sınıfta durabilir hale geldiğinde ‘Bak gördün mü? Burası güvenli bir yer, artık ben gidiyorum, seni evde bekleyeceğim.’ mesajı çocuğa verilmelidir. Aksi takdirde çocuk okul ortamına uyum sağlamaya başlar başlamaz annenin çocuktan habersiz okuldan kaçması, uzaklaşması çocuğun güvenini bozacaktır. Bu durumu daha da kötüleştirecektir. Burada en önemlisi güven, bağlanma ve ayrışma meseleleridir.

    Okula Uyum Sürecini Zorlaştıran Faktörler:

    • Çocuğun 0-3 yaş arasındaki dönemde anne ve babadan (ya da temel bakım veren kişiden) ayrı kalmada güçlük yaşıyor olması (ayrı uyuyamama, ebeveynler işe gidince ağlama vb.),

    • Ebeveynlerin kaygı eşiklerinin düşük olması (kaygıya yatkınlık),

    • Anne-babanın çocukla yeterince oyun oynamıyor/vakit geçirmiyor olması,

    • Çocuğun daha çok yetişkinlerle vakit geçiriyor olup, diğer çocuklarla etkileşime girme olanaklarının oldukça kısıtlı olması,

    • Çocuğun öz bakımının yetişkinler tarafından yapılıyor olması,

    • Anne-baba arasında ya da ev içinde yaşanan süreğen gerginlikler olması,

    • Aile içinde yaşanan önemli yaşamsal değişimler olması (kardeş doğumu, boşanma, taşınma, hastalık, bakıcı değişimi, anne-babanın iş yoğunluğu vb.),

    • Okula başlama ile eş zamanlı çocuğun diğer gelişim görevleri ile baş etmeye çalışması (tuvalet eğitimi, yalnız yatma vb.),

    • Anne-babanın ve diğer aile üyelerinin okula gidilmesi konusunda aynı fikirde ve tutarlılıkta olmaması,

    • Anne-babanın çocuktan ayrılmak konusunda hissettiği duygularla başa çıkamıyor olması (tedirgin, üzgün, sabırsız olmak gibi).

    Okula Uyum Sürecini Kolaylaştıran Faktörler:

    • Çocuğun daha önceden olumlu bir oyun grubu deneyimi olması,

    • Çocuğun okul arkadaşları ile okul dışında da vakit geçirme olanağının olması,

    • Çocuğun hayatında anne-baba ile birlikte çocuğa bakım veren, çocuğun güven duyduğu başka yetişkinler olması (büyükanne, büyükbaba, bakıcı vb.),

    • Ebeveynlerin kaygı ve stresle başetme becerilerinin olması,

    • Çocuğu okula bırakmaya yönelik anne-babanın kendilerini hazırlamış olması (güven veren, sabırlı, kararlı tutumla kısa vedalaşma rutini ya da okula bırakma görevinin çocuğun daha rahat ayrıldığı bir yetişkine devredilmesi),

    • Okul sonrası anne-babanın çocuğu karşılaması ve birlikte vakit geçiriyor olmaları (tercihen oyun oynamaları),

    • Çocuğun bağımsızlığının aile tarafından destekleniyor olması (kendi yemeğini yemesi, giyeceğini seçmesi ve giyinmesi, kendi odasında yatması vb.),

    • Evde çocuğa sorumluluklar verilmesi,

    • Evde rutinlerin oluşturulması (yemek saati, yatma saat, vb.),

    • Sabah okula hazırlık için çocuğun ihtiyaç duyduğu zamana göre bir kalkma saati belirlenmesi ve hazırlık rutininin oluşturulması,

    • Anne-babanın okula ve eğitimcilere güven duyması,

    • Anne-baba ve öğretmenin iletişim halinde olması, işbirliği geliştirmesi,

    • Evde okulla ilgili konuşulabiliyor olması,

    • Çocuğun okuldan her gün söz verilen saatte ve söz verilen şekilde alınması. 

    Tüm çocuklarımıza başarılı, keyifli, verimli bir öğretim yılı diliyorum. 

    Sevgiler…

  • Çocuğun Kişilik Gelişimi

    Çocuğun Kişilik Gelişimi

    Yaşam boyunca kişinin diğer insanlarla ilişkileri, deneyimleri ve bu yaşantılarına ilişkin yorumları ve kararları kişiliğin oluşumunu etkileyen önemli faktörlerdir. Örneğin çocukluk yıllarında topluluk karşısında konuşma denemeleri, deneyimleri ve bunlarla bağlantılı olarak çevresinden aldığı geri bildirimler ve kendisiyle ilgili yorumlarının sentezi kişinin gelecek yaşamında girişken, utangaç veya saldırgan kişilik özelliklerine sahip olup olamayacağına dair belirleyici etkenler olabilmektedir. Çünkü kişi bu bilgilere dayalı olarak kendisinin nasıl bir insan olduğuna ve olacağına karar verir; kendisinden beklentilerini bu bilgilere dayalı olarak temellendirir.

    Benlik kavramı olarak isimlendirilen bu yapı; kişinin kendine ilişkin duygu ve düşünceleri olarak şekillenip, davranışlar olarak diğer insanlarca gözlenebilir hale dönüşür. Dışarıdan gözlenebilen bu öğeler, kişinin diğer insanlarla ilişkilerinin şekillenmesinde de aracı olur.

    Çocukların çeşitli özelliklerine ve gelişim dönemlerine ilişkin bilgi edinmek, onları anlamada, onlarla daha iyi iletişim kurmada ve zaman zaman yaşanan güçlüklerle başa çıkmada çok önemlidir.

    Gelişim hızı, her gelişim basamağına ve her çocuğa göre iniş çıkışlar ve farklılıklar gösterebilir. Her çocuğun gelişim hızı ve şekli farklı olsa da, genel olarak her çocuk aynı gelişim basamaklarından geçerek büyür.

    Gelişim, bilişsel ve sosyal yönleriyle bir süreçtir. Gelişim süreci içinde çocuklar, bilişsel ve sosyal alanlarda eski bilgilerine yenilerini ekleyerek ve bu bilgileri içselleştirerek aktif birer rol oynarlar. Bu süreç içinde çocuklar;

    • bağımlılıktan özerkliğe,

    • ben-merkezcilikten paylaşmaya,

    • sabırsızlıktan, isteklerini ertelemeye ve beklemeyi öğrenmeye,

    • tutarsız davranışlardan tutarlılıklara,

    • duyguları ani değişmelerden daha dengeli bir duygu durumuna,

    • düşünceleri ise somut düşünceden soyut ve mantıklı düşünmeye doğru bir gelişim ve değişim gösterir.

    ANNE VE/VEYA BAKIM VEREN KİŞİNİN ÖNEMİ

    Anne ve/veya bakım veren kişinin sevgisinin dengeli, sürekli ve tutarlı bir biçimde verilmesi, en az çocuğun beslenmesi için gerekli olan besin maddeleri kadar önemlidir. Yapılan birçok araştırmada, kısa süreli de olsa anne-çocuk ayrılıklarının sonuçları ve etkileri incelenmiştir. Araştırma sonuçları, çocuğa iyi bir yedek bakım sağlandığı, bakım veren kişinin sık değişmediği ve çocuk ile iyi ilişkiler geliştirilmiş olması durumunda, çocukların bu ayrılıktan örselenmediği ve en az düzeyde etkilendikleri hatta yeni deneyimler kazandıkları için gelişimlerine olumlu katkıda bulunduğunu göstermektedir.

    Çocukları etkileyen ne annenin çalışması ne de yedek bakıcı ile büyümeleridir. Çocukları etkileyen, anne-çocuk arasında kurulan ilişkinin süresi değil niteliği, annenin tutumları ve çocuğunda uyandırdığı güven duygusudur.

    Çalışan anneler, evde ve işteki sorumluluklarından dolayı annelik görevlerini ihmal ettikleri ya da aksattıkları endişesi ile suçluluk duyabilmekte, gerginlik yaşayabilmekte ve bu nedenlerle çocukları ile ilişkilerinde daha hoşgörülü, daha az sınır koyan ve daha gevşek bir disiplin uygulayabilmektedirler. Bunlarla birlikte çocuklarının üzerine aşırı derecede düşmekte ve çocuklarını gereğinden fazla koruma eğiliminde olabilmektedirler. Genelde farkında olunmadan yapılan bu tür davranışlar, çocukların sosyal ve duygusal gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.

    ÇOCUĞUN GELİŞİMİNDE BABANIN ÖNEMİ

    Çocuklar doğumdan itibaren anneyle olduğu gibi babalarıyla da bağlılık kurarlar ve bir güven duygusu geliştirirler. Araştırma sonuçları babalarıyla güvenli bir ilişki kuran çocukların daha sosyal, akademik olarak daha başarılı, kendilerine daha güvenli çocuklar olduklarını göstermektedir Araştırma sonuçları, baba yokluğunun çocukların özellikle zihinsel işlevlerini etkilediğine işaret etmektedir. Babanın yokluğuna çocuklar çeşitli psikolojik tepkiler vermektedir. Yapılan araştırmalar bu tepkilerin, babanın ailedeki rolüne, çocukla iletişimine, çocuğun yaşına, ayrılık süresine, annenin özelliklerine ve çocuğun ailedeki diğer bireylerle ilişkisinin niteliğine bağlı olarak değiştiğini vurgulamaktadır. Babanın uzun süreli yokluğunda çocuklarda daha çok saldırgan davranışlar, hırçınlık, okul başarısında düşme, antisosyal davranışlar ile uyum sorunları gözlenmiştir. Ayrıca babanın olumlu ve nitelikli ilgisinin, çocuklarda liderlik, uyum yeteneği, matematik başarısı ve olumlu cinsel kimlik gelişimi ile yüksek oranda ilişkili olduğu bulunmuştur.

    Çocukların, anneleriyle olduğu kadar babalarıyla da bağlılık ve güven ilişkisine, ilgi ve sevgisine ihtiyaçları vardır.

    Çocuğun, aile içi ilişkilerde bir hiyerarşi olduğunu bilmesi çok önemlidir. Çocuklara söz hakkı tanınarak fikirleri ve duyguları öğrenilmeli, ancak aile bireylerini ilgilendiren kararlar anne-babalar tarafından alınmalıdır. 

     

    Çocuğun Kişilik Gelişiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Anne baba olarak çocuğunuza koşulsuz sevgi verin.

    Çocuk yetiştirirken mutlaka tutarlı davranın.

    Kendi içinizde de tutarlı ve davranışlarınızla örnek olun.

    Tartışma ve kaygılarınızı çocuğunuza yansıtmayın.

    Çocuğunuzun temel ihtiyaçlarını karşılayın.

    Güvenilir anne baba olun.

    Çocuğunuza güvenin ki, o da kendine güvensin.

    Çocuğunuzla nitelikli zaman geçirin.

    Çocuğunuza şiddet uygulamayın, haddini aşan ceza vermeyin.

    Olumlu davranışlarını onaylayın, ödüllendirin.

    Çocuğunuzun gerçekçi ve başarabileceği amaçlar edinmesine rehberlik edin.

    Çocuğunuzun başarı duygusunu yaşaması için fırsatlar yaratın.

    Kendi kişilik çatışmalarınızı çocuğunuza göstermeyin.

    Aşırı koruyucu, otoriter, ilgisiz anne baba olmayın.

    Çocuğunuza güvenin. Siz ona güvenirseniz, çocuk da kendine güvenecektir.

    Çocuklarınızı başka çocuklarla kıyaslamayın.

    Yeteneklerini ortaya koyabilecek fırsatlar yaratın.

    Başarısız olduklarında suçlamayın, aşağılayıcı kelimeler kullanmayın. Bunun altındaki nedenleri araştırın ve destekleyin.

    Çocuklarınızın sorumluluk almalarına izin verin.

    Çocuğunuzun kendi başına yapmak için çabaladığı işlerde ufak tefek hatalarına karşı hoşgörülü olun. Çocuklar, bu dönemde yaptıkları iyi işlerin sonunda beğenilmek ve takdir edilmek isterler.

    Çocuğunuza cesaret kırıcı değil, destekleyici yaklaşımlarda bulunun.

    Arkadaşlık ilişkilerini onlara belli etmeden uzaktan kontrol edin.

    Çocuğunuza ne yapacağını söylemek yerine, ona mümkün olduğunca seçenekler vermeye ve seçimlerine rehberlik etmeye çalışın.

    Bir şey yapmaya zorlamayın, ancak yapabilecekleri konusunda yüreklendirip, destek verin.

    Kendi korkularınızı çocuğunuza yansıtmayın.

    Çocuklarınıza yaşamı hiçbir zaman kötü, olumsuz olarak empoze etmeyin. Çocuklar dünyaya her zaman pozitif bakmalıdır.

    Çocuğunuzun duygusal gelişimine, duygularını dile getirmesine yardımcı olun.

    Çocuğunuzu fiziksel özellikleri ile değerlendirmeyin. Çocuğunuzun fiziksel özelliklerinin, kişisel gelişimini olumsuz etkilememesine dikkat edin. Düzenli ve sağlıklı beslenmesine özen gösterin.

    İçine kapanık, kendine güvensiz, sessiz ve alıngan çocukların bu yönlerini değiştirmelerine fırsat verecek etkinlikleri yapmaları için onları destekleyin; ancak onlar adına karar vererek girişimlerde bulunmayın. 

    Çocukların en büyük gereksinimlerinden biri mutlu bir yaşam sürme ihtiyacıdır ve anne-babanın da en büyük görevi, bunu çocuğa yaşatmaktır.

  • Anaokuluna ve İlkokula Alışma Süreci

    Anaokuluna ve İlkokula Alışma Süreci

    Çocukların ilkokula başlayacak olmaları hem çocuklar, hem de aileleri açısından heyecan verici ve önemli bir deneyimdir. Birçok çocuk için okul; tanımadığı çok sayıda çocukla karşılaşacağı, uyulması gereken kuralları ve başarılması gereken öğrenim görevleri ile dolu yepyeni bir sosyal çevredir. Buna bağlı olarak da her yeni duruma uyum sağlarken hissedilebilen güvensizlik ve belirsizlik duygularıyla, yaşanması doğal olabilen bir takım sorunlar karşımıza çıkabilmektedir. Bu sorunlar; okula gitmek istememe, okuldan korkma, hırçın ve öfkeli davranışlar, mide bulantısı ve baş dönmesi gibi psikosomatik rahatsızlıklar olarak görülebilmektedir.

    Çocukların yeni ortamlara uyum yetenekleri oldukça yüksektir. Ancak bu uyum yeteneğinin anne-baba tarafından engellenmemesi gerekmektedir. Her yeni ortama girmenin yetişkinlerde olduğu kadar, çocuklarda da belirli bir düzeyde kaygı yaratması doğaldır. Ancak aile, çocuk okula başlayacağı için suçluluk duyuyorsa veya onu okulda bırakıp çıkacağı konusunda endişe duyuyorsa, çocuk da bunu hissedecektir. Çocuklar anne babalarının verdiği sözel olmayan mesajları kolaylıkla algılayabilirler. Davranışlardan, mimiklerden ve ses tonundan anne-babadaki farklılığı anlarlar. Bu da onların daha çok tedirgin olmasına neden olur.

    Her çocuğa seçme şansı verilirse, doğal olarak ailesi ile kalmak ister. Ancak çocuk kendisi için doğru olanı değerlendirme aşamasında değildir. Okula gitmek gibi önemli bir kararın çocuğun anlık isteklerine bırakılmaması gerekmektedir. Çocuğun istemediği takdirde okuldan alınacağını hissetmesi, gitmek istemediği günlerde alternatif seçeneklerin sunulması, okula düzenli devam etmesini ve uyumunu zorlaştıracaktır.

    Anne ve babanın, çocuğun içinde bulunduğu yaş itibari ile ayrılık kavramına zihinsel olarak hazır olmadığının farkında olması gerekir. “Sadece 1 saat oyna, ben hemen gelirim” veya “öğleden sonra gelirim” gibi soyut ifadeleri bir yetişkin gibi algılayamaz. “Annem beni bırakıp gitti, hani gelmiyor, bir daha gelmeyecek” olarak algılar ve yoğun endişe yaşar. Bu nedenle okula uyum sürecinde ilk günlerde annenin de okulda kalması yararlı olacaktır. Zaman kavramı henüz gelişmemiş olan çocuk için etkinlikler üzerinden konuşmak, “öğle yemeğinden sonra gelip seni alacağım” gibi net cümleler kurmak ve verilen sözün tutulması güven duygusunun korunması adına çok önemlidir.

    Çocuk anneyle aynı sınıfta durma ihtiyacı duyuyorsa, o oyun oynarken anne bir köşede kitap, dergi vs. okuyabilir, göz temasından veya herhangi bir iletişim şeklinden kaçınabilir. Zamanla uzaklaşma ve güven çalışmalarına bu şekilde devam edilmesi yararlı olacaktır. Annesinin okulda olduğunu hisseden çocuk, kendini daha rahat hissederek oyunlara katılacak ve birlikte olduğu öğretmenine ve arkadaşlarına güven duyacaktır. Öğretmenine  güven duyan bir çocuk, zamanla annenin yokluğundan kaygı duymayacak, okula ve arkadaşlarına uyum sağlayarak sağlıklı bir sosyalleşme süreci geçirmiş olacaktır.

     

    Okula Uyumda Ailelere Öneriler

    Okula başlamadan önce, çocukla okul hakkında konuşmak, okulda yapacağı faaliyetleri anlatmak, birlikte okul alışverişi yapmak farkındalık kazanması açısından önemlidir. Bu paylaşım onu okula hazırlayacak, severek aldığı malzemeleri kullanmak için motivasyonunu sağlayacaktır.

    Çocuğunuz, sabah uykusunu iyi almalıdır. Genellikle yaz aylarında uyku saatleri esnek olmaktadır; fakat okul zamanı sabah kalkılması gereken saat belli olduğu için okullar açılmadan yatma ve kalkma saatinin okula uygun olarak düzenlenmesi faydalı olacaktır. Sabahları erken saatte uyanmanın zor gelmesi de okula gitmek istememeye sebep olabilmektedir. 

     Okulun ilk günü ailece sakin bir kahvaltı yapılıp okul için rahatça hazırlanılabilecek zaman ayarlanmalıdır. Çanta ve kıyafet hazırlığının akşamdan birlikte yapılması da sabah telaşına engel olacaktır.

    Okula bırakma ve okuldan alma saatlerinde bir rutin yakalanıp, bu rutine bağlı kalınmalıdır.

    İlk günler istediği oyuncak ya da fotoğrafları okula getirmesine izin vermek geçiş ve uyum konusunda ona destek olacaktır.

    Çocuğun okulda rahat bir uyum süreci geçirmesi ve burada mutlu olabilmesi için öncelikle anne ve babanın bu konuda rahat, kararlı ve tutarlı davranması gerekmektedir.

    Vedalaşmalar gerekli açıklamalar yapılarak kısa süreli tutulmalıdır ve duygusal sahnelerden kaçınılması gerekmektedir. Ayrılıkların doğal olduğunun ve ayrıldıktan sonra tekrar bir araya gelineceğinin hissettirilmesi önemlidir. Çocuğunuza “Görüşmek üzere”, “Ben gidiyorum” vb. açıklamalar olmaksızın kaçar gibi gidilmesi, çocuğunuza kendisini kaybolmuş ve bırakılmış hissettirecektir.

    Çocuğunuz ağlıyor, sizi bırakmak istemiyor ise “Ağlamak ne kadar ayıp, sakın ağlama, büyüdün sen artık, büyük çocuklar ağlamaz” gibi çocuğun davranışlarını kabul etmediğinizi belirten cümleler kullanılmamalıdır.

    Okulda olmak istemediğinden dolayı onu suçlamadan, korkusu ve gözyaşlarıyla alay etmeden, anlaşıldığı hissettirilmelidir.

    Evde yaptırılamayan şeyler için “Şunu yapmazsan seni öğretmenine söylerim!” gibi cümleler söylenerek okulun tehdit aracı olarak kullanılmaması gerekmektedir. Bu tutum çocuğun öğretmeninden korkmasına sebep olacağı gibi anne-baba otoritesini de sarsan bir yaklaşımdır.

    Çocuğunuz onu takdir ettiğinizi ve okula başladığı için onunla ne kadar gurur duyduğunuzu hissetmelidir.

    Önemli bir hastalık veya sorunu olmadığı sürece çocuğun okula devam etmesi, yani alışma sürecinde uzun ayrılık dönemlerinin olmaması, sürecin kesintisiz ilerlemesini sağlamaktadır.

    Okula ve öğretmenlerine duyulan güven, çocuğa da hissettirilmelidir.

    Öğretmeninden çocuğunuz ile ilgili bilgilerin, o yanınızda yokken alınmasına dikkat edilmelidir.

  • Çocuğa Sorumluluk Kazandırma

    Çocuğa Sorumluluk Kazandırma

    Sorumluluk bilinci, aşamalı olarak gelişen bir beceridir. Hayat ile ilgili öğrenilen tüm diğer beceriler gibi, sorumluluk sahibi olmak için de pratik yapmak gerekir. Sorumluluk duygusunu geliştirmek için anne-babanın; yaşına, cinsiyetine ve kişisel özelliklerine uygun görevleri çocuğun yapmasına fırsat vermesi, istenilen davranışlar için model oluşturması ve çocuğun gösterdiği olumlu davranışları pekiştirmesi gerekir. Ailede sorumluluk bilincini kazanmayan çocuğa ileri yıllarda bunu kazandırmak çok zor bir iştir.

    Özellikle şehirli modern çekirdek ailelerde çocuklar sorumluluklarıyla çok geç yaşta karşılaşmaktalar. Örneğin; Dört yaşında bir çocuk çorbasını çok rahat kendi içebilir. Ama dökme ihtimali vardır. Bununla beraber çocuklar genellikle annelerinin sabrını taşıracak kadar yavaş yerler. Çocuğun etrafı kirletmesini istemeyen ve bir an önce yemek faslını bitirmesini ve sofrayı toplamayı düşünen anne çocuğa yemeğini yedirdiğinde bilinçaltına verdiği mesaj: “Ben yemeğimi kendim yiyemem, annem yedirir. Yemeği yiyecek beceriye sahip değilim.” dir.

    ÇOCUĞA SORUMLULUK DUYGUSU NASIL KAZANDIRILIR?

    Anne-babalar için çocuklarının sorumluluk sahibi olması, daha çok okul hayatı ile birlikte gündeme gelir. Eşyalarına sahip çıkmak, ev ödevlerini yapmak, ders çalışmak bir çocuğun sahip olması gereken en temel sorumluluklardır. Ancak küçük yaştan itibaren sorumluluk bilincini geliştirmek için fırsat verilmemiş çocuğun, sorumluluk bilincini geliştirmek için okul yıllarını beklemek, anne-babaların hayal kırıklığı yaşamalarına neden olabilir.

    Oysa küçük yaşlardan itibaren, çocuğun döküp saçacağını bile bile ona kendi başına yemek yemesine fırsat tanıma, döktüğü oyuncaklarını toplamasını bekleme, kendi odası ve yatağını kabullenmesini sağlama sorumluluk alma sürecinde çocuğu cesaretlendirir ve olumlu yol kat etmesini sağlar.

    YAŞINA UYGUN GÖREVLER VERİN

    Çocukların 2 ve 4 yaş arası alabilecekleri sorumluluklar

    Sofrada tek başına yemeğini yemek,

    Tek başına uyumak,

    El – yüz temizliğini yapabilmek,

    Dişlerini fırçalamak,

    Yardımla giyinmek ve soyunmak,

    Kirli kıyafetlerini sepete atmak,

    Kıyafet seçimi, hazırlanacak yemek, gezmeye gidilecek yer gibi konularda karar sürecine katılmak,

    Oyun oynarken nerede olacağını anne babasına söylemek,

    Oyuncaklarını toplamak,

    Oyuncaklarını korumak,

    Kitap, dergi ve gazeteleri yerine kaldırmak,

    Anne babaların basit getir götür işlerini yapmak,

    Yemek masasına peçete ve kırılmayacak malzemeleri koymak

     

    Çocukların 5 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    Eşyalarına iyi bakmak,

    Temiz kıyafetlerini çekmeceye ya da dolaba yerleştirmek,

    Üzerinden çıkardığı kıyafetleri katlayabilmek ve dolabına kaldırmak,

    Saçlarını taramak,

    Yemeğini yedikten sonra tabağını kaldırmak,

    Basit yiyeceklerin hazırlanmasına yardım etmek,

    Oyuncaklarını toplamak

     

    Çocukların 6 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

     Tek başına giyinip soyunmak,

    Sofranın hazırlanmasına ve toplanmasına yardım etmek,

    Yanlışlıkla döktüklerini toplamak,

    Evin toplanmasına yardım etmek,

    Çiçekleri sulamak,

    Sebzeleri yıkamak,

    Kendi ayakkabılarını bağlamak

     

    Çocukların 7 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    Çantasını hazırlamak,

    Ödevlerini yapmak,

    Kitaplarını korumak,

    Televizyon izleme saatine uymak,

    Alışverişe yardım etmek

     

    Çocukların 8 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    Hatırlatmadan öz bakımını yapmak,

    Yardım almadan banyo yapmak,

    Yardım almadan kurulanmak,

    Odasını toplamak,

    Odasını, dolabını, yatağını ve çalışma masasını düzenli tutmak,

    Okuldan gelen mesajları anne babasına iletmek,

    Dersleriyle ilgili sorumlulukları almak, kimseye söylemeden derslerini düzenli bir şekilde yapmak

     

    Çocukların 9 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    Peçeteleri katlayıp masayı tam olarak hazırlamak,

    Kimse söylemeden okul giysilerini değiştirmek,

    Basit bazı tarifleri yemek tariflerini okuyup yemek yapımında yardımcı olmak,

    Kardeşleri varsa onlarla ilgilenmek (yemek yemesine, giyinmesine yardım etmek vb.),

     

    Çocukların 10 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    Kendi yatak çarşaflarını değiştirmek,

    Çamaşır makinesini çalıştırmak,

    Yardım almadan bulaşık makinesini yerleştirmek ve çalıştırmak,

    Listelenmiş malzemeleri bakkaldan kendi başına almak,

    Kendi randevularını (dişçi, antrenman gibi) takip etmek,

    Doğum günü ya da özel günleri planlamak,

    Basit yaralanmalarla başa çıkmak,

    Kimse söylemeden belirli görevleri yerine getirmek,

    Para biriktirip uzun vadede almak istediklerini planlamak

  • Bir Kadın Haller

    Bir Kadın Haller

    Bu yazıma özel günlerin tamamında olan ikilemle başlamak istiyorum; ve “kadınlığın günü mü olurmuş?” diyenleri de kadınlar gününü vesile bilip kadınların sıkıntıları ve sorunlarına çözüm üretmeye çalışanları da bir kadın olarak sevgiyle kucaklıyorum.

    Çünkü kadın demek sevgi demektir en çok.

    Kadın o kadar çok şey demek ki… Kadın demek samimiyet demek mesela. Kadın demek anne demek, tabi ki östrojen demek, ve kadın, güç ile duygusallık arasındaki denge demek.

    EVLİLİĞİN NERESİNDEN TUTARSAN BİRAZ KADIN!

    Bir kadının ellerinde büyüyen insan, ister kadın olsun ister erkek onun koruyucu ve kapsayıcı dişil gücüyle güçlenebilir ancak.

    Bir kadın, kendi gücünü fark etmeye başladığında başta kendini olmak üzere etrafındaki herkesi büyütür. Bu yüzden evlilikte kadın başka bir kadının yetiştirdiği eşine hep biraz anne kalır.

    Ancak günümüz şartlarında kadının bu annelik rolünün çok üstünde başka sorumluluk ve rolleri de vardır. Örneğin çalışmak ve para kazanmak zorundadır; kariyer geliştirmek zorundadır; anneyse çocuklarına yetiştirmek zorundadır ki dünyanın en zor mesleği olsa gerek “bir insan yetiştirmek”; çocukların okulunu, ödevini, işi, aşı, aşkı, meşki hepsini düşünmek zorundadır. Ve tüm bunların altından ezilmeden dengeyi kurarak çıkmak zorundadır.

    İHTİYACIN OLAN KUDRET HORMONLARINDA GEZEN ÖSTROJENDE SAKLIDIR!

    Östrojen çok mucizevi bir hormondur ve kadını erkeğe göre hep bir parça daha güçlü kılar. Erkeğe göre bağışıklık sistemi daha güçlü olan kadının anne karnında başlayan üstünlüğü kız bebeklerin sağlıklı doğma oranının erkek bebeklere göre çok daha fazla olmasında da etkilidir. Birçok hastalığa yakalanma konusunda ise kadın yine erkeğe karşı daha dirençlidir.

    Ayrıca kadın, duygularını yine erkeğe göre daha iyi kullanarak rotasını daha kolay bulabilmektedir.

    KADININ ADI YOK!

    Ancak bu genetik üstünlük erkeği korkutmuş olmalı ki kadının sahip olduğu harika özellikler hep kötülenmiş ve “erkek gibi olmak” kavramı üzerinde reklam çalışmaları yapılmıştır. Kadın gibi konuşma, kadın gibi dans etme, kadın gibi özenli giyinme, kadın gibi ağlama, “ERKEK ADAM OL!“ propagandasının istikrarı ile kadın bile kadın olmanın matah bir şey olmadığına inanmıştır.

    ÖZÜNDE OLAN İSE; KADIN HARİKA BİR VARLIKTIR.

    Bu asılsız reklamın arkasında ise kadının tüm rollerini başarıyla yürütmesi, hayatında dengeyi kurabiliyor olması,  zerafeti ve kapsayıcılığı vardır.

    KADIN İSTERSE…

    Kadının gücü ancak gücünün farkında olmasıyla işlevsellik kazanır. Farkında olmayan bir kadın ise kullanmadığı dişil enerjisi ile potansiyeline yazık eder. 

    Kadın isterse  başarabileceklerinin sınırı yoktur. Buna önce etrafındakileri inandırarak başlaması gerekse bile yolunda hiçbir engel onu durdurmayacaktır.

    ÇOK SORUMLULUK İYİ BİR STRATEJİ İSTER.

    Peki madem kadın bu kadar mükemmel bir varlık, neden hayatında bu kadar çok üzüntü, stres ve umutsuzluk var? 

    Bunun muhtemel hipotezlerinden biri “farkında olmayabilir.” Gücünün, enerjisinin, potansiyelinin… İkincisi ise, strateji öğrenmesi gerekebilir.

    Stratejiden kastım;  kadar çok rolü başarıyla oynayabilmek için gerektiğinde ayrışabilmek, destek istemek, erteleyebilmek  ve sıraya koyabilmektir.

    Her şeyi tek başınıza ve aynı anda yapmak akıl karı değildir. Bu durumdan yaptığınız ürünün kalitesi de olumsuz etkilenir.

    DESTEK MEKANİZMANIZI OLUŞTURUN VE KAYNAKLARINIZI TANIYIN.

    Yardım istemekten çekinmeyin. Çocuğunuzu bir saat annenize ya da bir arkadaşınıza bırakabilmek sizi daha kötü bir anne yapmaz. Tam tersi o süre zarfında kullanacağınız bir kaynak sizi daha iyi ve güçlü bir anne yapar.

    Eşinizden çocuklarla ya da evin sorumluluklarıyla ilgili destek istemek de sizi daha kötü bir eş yapmaz. Tam tersi ev içinde paylaşılan sorumluluklar sizi daha çok aile yapar.

    Kaynaktan kastım ise “yaparken keyif aldığınız, gevşediğiniz ve beslendiğiniz iş veya alışkanlıklar”. Örneğin, yürüyüş yapmak, uzun bir duş almak, kuaföre gitmek, kitap okumak, dans etmek… ya da benim aklıma gelen bambaşka bir şey.

    Bir kaynağınız yoksa ilk işiniz aramak ve bulmak olsun. Sizi rahatlatan davranışları düşünün. Yeni bir şeyler deneyin ve size en iyi geleni bulmaya çalışın.

    İşlerinizi sıraya koymak, mükemmel olmaya çalışmamak, esnemek, iyi bir zaman planlaması gibi eksik olduğunuz alanları keşfedip tamamlamak için ise profesyonel destek almaktan çekinmeyin.

    Kadın olmak, kutlanası bir şeydir. Tüm kadınları sevgiyle kutluyorum.

  • Bebeklerin Gelişim Evreleri

    Bebeklerin Gelişim Evreleri

    Bir insanın kişilik gelişimi, ana rahmine düştüğü andan başlayarak, hayatının sonuna kadar devam eden bir süreçtir. Bireylerin kendilerine özgü psikolojik ve sosyal davranışlarının tamamı, o bireyin kişiliğini yansıtmaktadır. Freud’a göre kişiliği oluşturan üç temel bileşen bulunmaktadır (id-ego-süperego). İd; kişiliğin ilkel yönünü ve dürtülerini temsil etmekteyken, süperego; toplumsal ahlak yapısını temsil etmektedir. Ego ise bu iki farklı öge arasında bir denge sağlamaktadır. Kişilik gelişimi yaşamın farklı zamanlarında farklı özelliklerde gelişimini sürdürmektedir. Freud bu evreleri oral dönem (0-1 yaş), anal dönem (1-3 yaş), fallik dönem (3-6 yaş), latent (gizil dönem 6-11 yaş) ve genital dönem (11 yaş ve sonrası) olmak üzere 5 farklı şekilde incelemiştir.

    1) Oral Dönem
    Oral dönemde olan çocuk, anne ile iç içedir. Anneyi kendisinin bir parçası olarak algılar. Anne tarafından açlık ve susuzluk gibi fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmasını beklerken; sevgi ve ilgi görme ihtiyaçlarının da karşılanmasını beklemektedir. Bebeğin bu dönemde doyum noktası ağızdır. Bir annenin oral dönemdeki çocuğuna yetersiz bakması veya gereğinden fazla aşırı ilgi göstermesi, bebeğin ilerideki hayatında bu döneme bir yönelik saplantı yaşamasına sebebiyet vermektedir. Oral döneme saplantısı olan kişilerde sigara içme, tırnak yeme veya oburluk gibi bir takım problemler görülebilmektedir.

    2) Anal Dönem
    Anne ve baba tarafından çocuğa ahlak yapısının öğretilmesi ile süperegonun gelişmeye başladığı evredir. Çocuk bu evrede tuvalet eğitimini alır. Çocuğun haz ve doyum noktası anüstür. Çocuk tuvalet ihtiyacını kendi kararı ile yapıp yapmamayı öğrenerek haz almaya başlamaktadır. Bu döneme saplantı yaşayan bireylerde ise ileride aşırı düzen ve bağımlı kişilik yapısı gibi problemler görülebilmektedir.

    3) Fallik Dönem
    Çocuklukların cinsel farklılıkları algılamaya başladığı evredir. Çocuğun kendisinin ve karşı cinsindeki bireylerin cinsel organlarına ilgisi artmaktadır. Bu dönemde ödipus karmaşası devreye girmektedir. Ödipus karmaşasında, fallik evreye gelmiş kız çocukların babalarına, erkek çocukların ise annelerine karşı ilgileri artmaktadır. Bu yüzden bilinçdışı olarak erkek çocukları babalarını, kız çocukları ise annelerini kendilerine karşı bir rakip olarak görürler.

    4) Latent (Gizil) Dönem
    Çocukların bilişsel gelişimlerinin iyice hızlandığı evredir. Fallik dönemde karşı cinsine ilgi duyan çocuk, latent döneme gelince bu ilgisini kendi hemcinslerine yönelterek, kendine bir arkadaş ortamı oluşturmakla meşgul olmaktadır.

    5) Genital Dönem
    Çocuğun ergenlik dönemine yaklaşması sebebiyle bir takım dalgalanmalar meydana geldiği evredir. Bu dönemde karşılaşılan zorluklar ve engeller, çözümlenemediği taktirde ilerideki yaşantıda büyük problemlere ve kişilik bozukluklarına yol açabilmektedir.

  • Kaliteli Vakit Geçirmek

    Kaliteli Vakit Geçirmek

    Son zamanlarda tüm anne ve babaların sıkça maruz kaldığı söyle “Çocuğunuz ile kaliteli vakit geçirin!”… Peki, bu kaliteli vakit geçirmek ne demek ve kaliteli vakit nasıl geçirilir?

    İlk olarak bu söylemin neden önemli olduğundan bahsedelim… Çok önemli bir nokta var ki; anneler ve babalar, ilk duyduğunuzda kulağınıza çok basit gelen “Kaliteli vakit geçirme” söylemi aslında çok dikkatle ele alınması gereken, önemsenmesi gereken çocuk eğitiminin başlıcalarındandır. Çünkü, anne ve babanın ile çocuğu ile arasındaki duygusal paylaşım bireyin hayatında oldukça önemli bir yer işgal etmektedir. Sağlıklı bir aidiyet ve özgüven duygusunun gelişimi için doyurucu ve besleyici bir anne-baba ilişkisi çok ama çok önem arz etmektedir. Çocukların sosyal olarak yeterli seviyeye ulaşabilmesi için aileler çocuklarının duygularına karşı hassas ve özenli davranmalıdır. Ev içinde çocuklarıyla karşılıklı ve sıcak bir iletişim kurabilen ailelerin çocukları, karşılık beklemeden yardım edebilen ve güçlü konsantrasyon yeteneklerine sahip olan çocuklar olmaktadır. Anne-baba ve çocuk arasında kurulacak olan iletişimin gücü ailelerin çocuklarına yeterli ve kaliteli zaman ayırıp ayıramadığına bağlıdır.

    Kaliteli vakit geçirmek deyince; anne ve babaların günlük işleri ve sorumluluklarından kalan bütün boş zamanlarını çocuklarına adamalarının kaliteli zaman geçirmek anlamına gelmediğini vurgulamak isterim. Bu bağlamda hangi durumların kaliteli zaman geçirmek kavramına uyduğuna bir göz atmak gerekir. Kaliteli zaman geçirmek kavramıyla vurgulanmak istenen şey “sadece” çocuğunuz için ayırdığınız vakittir. Ancak, sizler evdeki diğer sorumluluklarınızı yerine getirirken çocuklarınızında etrafınızda bir yerlerde olması onunla kaliteli vakit geçirdiğiniz izlenimi oluşturmasın. Çocuğunuzla göz teması kurarak, gerçek bir paylaşım yaparak, iki tarafında hoşlandığı bir aktivite içinde olarak, duygu ve düşünce paylaşımlarında bulunarak zaman geçirdiğimiz zaman buna kaliteli vakit geçirme eylemi diyebiliriz. Ne yazık ki annelerin ve babaların daha yoğun tempoda çalışıyor olmaları çocuklarıyla geçireceği kaliteli vakti hem kısıtlamakta, hemde tüm günün yorgunluğunu yaşayan annelere ve babalara ciddi anlamda bir zorluk çıkarmaktadır. Ancak, burada çocuğunuzun duygusal ve bilişsel anlamda daha sağlıklı bireyler olarak yetişmelerini, mutlu olmalarını ve başarılı olmalarını bekliyor iseniz bu konuda biraz daha özverili bulunmanız gerekmektedir. Her gün geçireceğiniz bireysel 15-20 dakikanın çocuklarınızın için ne kadar önemli olduğunu ve ne kadar çocuklarınızı tamamladığını gözlemledikçe daha fazla hassasiyet göstereceğinize eminim…    

    Genel olarak bu vakitlerde neler yapabileceğinize birkaç tavsiye örneği vermek gerekirse;

    • Çocuğunuzla beraber gününüzün nasıl geçtiğini karşılıklı olarak anlatarak anlatımda bulunarak paylaşımda bulunabilirsiniz.

    • Çocuğunuzla beraber boyama, bulmaca çözme, akıl oyunları oynama gibi fazla akademik olmayan faaliyetler yapabilirsiniz.

    • Çocuğunuzla beraber market alışverişi yapabilirsiniz.

    • Çocuğunuzla beraber kuaföre veya berbere gidebilirsiniz.

    • Beraber takip ettiğiniz ve üzerine yorumlar yaptığınız dergileri, kitapları okuyabilirsiniz.

    • Beraber daha önceden belirlediğiniz veya seçtiğiniz çocuğunuzun yaşına uygun programları, filmleri izleyebilirsiniz.

    • Çocuğunuzun hoşuna giden ve yetişkinlerin sorumluluğunda olan işleri yapabilirsiniz. Örneğin; kurabiye yapmak, bahçedeki düzenlemeyi yapmak, araba yıkamak vb…

    • Çocuğunuzla beraber müze gezileri yapabilirsiniz.

    • Çocuğunuzla birlikte evin dışında fiziksel aktiviteler yapabilirsiniz.

    • Geliştirdiği veya becerisini sunmak istedi¤i alanlarda ortak çalışmalar yapabilirsiniz. Bunlar ve bunlar gibi birçok etkinliği çocuğunuzla beraber yapıp ona sizin için ne kadar değerli olduklarını kolaylıkla hissettirebilirsiniz.

    • Annelerin ve babaların imkanları, yaratıcılıkları ve çocuklarının keyif aldıkları etkinliklere göre planlanan ve çaba sarf edilen paylaşımlar çocuklarınızda sevilme duygusunu, değerlilik hissini artırarak, gelecekte sosyal, uyumlu, özgüvenli bir birey olmalarını sağlayacaktır.

  • Çocuklara Doğum Nasıl Anlatılır?

    Çocuklara Doğum Nasıl Anlatılır?

    Geleneksel Türk ailesinde cinsellik içeren konular aile içinde konuşulmaz, ayıp sayılır, çocukların merak ettikleri sorular apar topar kapatılır yada en hızlı şekilde konuyu kapatacak cevaplar verilerek konuşmaktan kaçınılır. Çocuğun nasıl doğduğuna dair en yaygın verilen cevap ise seni leylekler getirdi olur. Bu cevap çocuk dünyasında bir süreliğine merakı giderse dahi çocuğumuz eninde sonunda bir çocuğun nasıl doğduğunu öğrenecektir. Kafasında konuya dair pek çok çelişki, kabullenememe, hayal kırıklıkları gibi cinselliğin doğası ve onu yönlendirdiğimiz cinsel anlayış arasında çelişkili duygular yaşayacaktır. Bu da çocuklarımızın gelecek hayatlarında pek çok çelişki ve sorun yaşayabilmelerine neden olur. Bu yüzden çocuklara gerek cinsiyet gerek kendi varoluşlarıyla ilgili açıklamalar yaparken her zaman gerçek ya da gerçeğe en yakın açıklamayı yapmalıyız.

    Çocuk dünyasıyla alakalı bizlerin anlayamadığı şudur: Biz yetişkinlerin kafasındaki cinsellik çocukların zaten kavrayamayacakları bir konudur. Çocuğa açıklama yaparken her zaman çocuğun yaşı, anlayabileceği düzey ve kavrayabileceği kelimeler göz önünde bulundurularak anlatılmalıdır. Aksi taktirde çocuğun sorduğu soruya cevap vermekten ziyade kafasını daha fazla karıştırmış oluruz.

    Çocuğun merak ettiği konu ne olursa olsun tatmin edeceği cevabı ailesinden almazsa mutlaka bu cevabı dışarıda arayacaktır. Bu da hem bir şeyleri yanlış, yarım yamalak öğrenmesine neden olur, hem de aldığı cevaplar ailesinin aktardıklarından büyük farklılıklar gösteriyor ise çocuğun iç dünyasında konuya ilişkin çelişkiler yaşanmasına neden olacaktır.

    Çocukların doğumla ilgili soruları iki ana gruba ayırabiliriz. Bunlar, bebeğin nasıl oluştuğu ve çocuğun nasıl doğduğudur. Aileler doğumdan çok bebeğin ilk nasıl oluştuğu konusunu açıklamakta daha fazla zorlanmaktadırlar. Çocuklar sık sık ben yada kardeşim senin karnına nasıl girdik, bebek nasıl yapılır, benim de bebeğim olur mu gibi sorular sorarlar. Buna vereceğimiz cevap şöyle olmalıdır; bebek sahibi olmak için çocukların büyümesi lazım. Büyüyünce tabii ki senin de çocuğun olacak diyebiliriz.

    Beş yaşın altı çocuklara bebeğin bir tohumdan geldiğini anne karnında özel bir bölmede (cep gibi, kese gibi) korunduğunu, ilk başlarda mercimek kadar küçük olduğunu anne karnındaki özel yerde dokuz ay boyunca büyümeye devam ettiğini, bebek annenin karnında büyüdükçe annenin karnının da büyüdüğünü belli bir boya ve ağırlığa gelince anne karnının alt kısmında doğum yapmak için bir delik açılacağını bebeğinde doktor yada ebe tarafından buradan çıkarılarak anneye verildiğini anlatabilirsiniz. Bu genelde beş yaş ve altı çocuklar için tatmin edici bir cevap olacaktır. Altı yaş ve sonrası için verdiğimiz bu cevap yeterli olmayabilir. Çünkü bu yaşlarda çocuklar daha araştırıcı ve meraklı olacaklardır. Önceden anlattığımız her şeyi tekrar anlatabiliriz. Bunu dışında daha fazla yanıt verebilmek için resimli bir kitaptan yada kalemle çizerek fetüsün ne olduğunu, anne karnında nasıl durduğunu, büyüme aşamalarını anlatabiliriz. Anne ile bebeğin aralarındaki göbek bağını bu yolla bebeğin nasıl beslendiğini anlatabilirsiniz. Abi yada abla olmuş çocuklar bu tip açıklamaları daha rahat anlayacaklardır. Çünkü annelerinin hamileliklerinin ilk dönemlerine tanıklık etmişlerdir. Eğer çevremizde hamile bir yakınımız varsa bu iyi bir fırsat olacaktır. Çocuğa bu kişiyi gösterebiliriz, elini karnına koydurup fetüsün hareketlerini izletebiliriz. Yeni doğmuş bir bebeği göstererek ne kadar küçük olduğunu yada çocuğunu emziren bir anneyi izleterek bebeğin ilk doğduğunda nasıl beslendiğini öğretebiliriz. Bütün bunlar oldukça faydalı olacaklardır.

    Eğer çocuk babanın doğumdaki rolünü merak ediyorsa ona bebeğin oluşumunda tohumlardan birinin anneden diğerinin babadan geldiğini ve bu iki tohumun birleşince bebeğin oluştuğunu söyleyebiliriz. Eğer bu cevap yeterli olmuyorsa anne ve baba çocuk yapmayı çok istiyorlarsa ve buna karar verdilerse o zaman çocuk sahibi olduklarını söyleyebiliriz.

    Dokuz, on yaşlarından itibaren ise bu açıklamalar çocukların meraklarını gidermekte yeterli olmayacaktır. Bu yaşlarda artık çocuğa spermi ve yumurtayı anlatmakta hiçbir sakınca yoktur. Merakları giderilmiş olan çocuk ilgisini farklı konulara yönlendirecektir.

    Bu tip konularda yapacağımız açıklamalar ne olursa olsun hep dikkat etmemiz gereken şey yaptığımız açıklamanın gerçeğe yakın olması, çocuğun dünyasında anlaşılabilinir ve tatmin edici olmasıdır.

  • Anne Ben Okula Gitmek İstiyorum !!!

    Anne Ben Okula Gitmek İstiyorum !!!

    Çocuklar küçük yaşlardayken genelde okula gitmeyi hayal eder ve okula giden büyüklerine imrenirler. Fakat okul çağları geldiğinde, bu istek yerini yoğun bir heyecana bırakır. Öyle ince bir çizgide durur ki bu heyecan, korkuya dönüşmesi an meselesidir. Birkaç yıl, hatta birkaç ay öncesine kadar okula gitme arzusuyla dolu olan çocuğun ağzından, birden şu kelimeler dökülmeye başlar; “Anne ben okula gitmek istemiyorum”.

    Peki nedir okul fobisi? Çocuklar bu duyguya neden ve nasıl kapılır? Okul fobisi olan bir çocuğun ailesi bu durumu nasıl karşılamalıdır?  İşte bu makalede bu ve benzeri sorularınızı yanıtlayıp, konuyla ilgili bilinmezlere ışık tutmaya çalışacağız.

    Okul Fobisi Nedir?

    Okul fobisi, kuvvetli bir endişe nedeniyle okula çağındaki çocuğun okula gitmeyi reddetmesi ya da bu konuda isteksiz görünmesidir.  Bu duygu karmaşasına okula ilk başlama zamanlarında daha sık rastlanırken, bazen okul yaşamının daha sonraki yıllarında da ortaya çıkabilir. Okul korkusu yaşayan çocuk, birden bire okula gitmemek adına direnç gösterirken, çoğu zaman anlamsız bahaneler sıralar. Ebeveynler tarafından gelecek olan aşırı zorlamalar karşısında ise çocuk panik içine girer, endişe duyar, ağlar ve okula gitmeme konusundaki ısrarını dile getirmeye devam eder.

    Nedenleri;

    Okul fobisinin kaynağında çocuğun anneden ya da anne yerine geçen kişiden ayrılma korkusu yatar. Küçük yaştaki çocuk bu türden bir ayrılık yaşadığı zaman annesi tarafından terk edileceğini de düşünebilir. Çocuk annenin yokluğunda kendisine veya annesine bir zarar geleceğini düşünür ve endişelenmeye başlar. Çocuk hiç tanımadığı bir yerde, hiç tanımadığı bir otoriteyle karşı karşıya kaldığında korkar ve ailesinin yanında olmanın kendisi için daha iyi olacağını düşünmeye başlar. Diğer yandan evde bir kardeşi daha olan çocuklar için durum daha farklıdır. Onlar yokluklarında ebeveynlerinin kardeşiyle geçirdiği vakti kıskanabilir, okuldayken evdeki statüsünü kaybedeceği fikrine kapılabilir, ailesinin onu kendisinden kurtulmak için okula yolladığını düşünebilir ve tüm bunları engellemek adına da okula gelmeyi reddedebilir.

    Ayrılma korkusunun şiddeti de okul fobisi oluşumunda önemli etkenlerdendir. Bazen anne çocuğun kendisinden ayrılıp okula gitmesini çabuk kabul edemez. Bu konudaki duygu ve hislerini de farkında olmadan ince iletilerle ve dolaylı yollarla çocuğa iletmiş olur. Bu tür durumlarda anne çocuğa o okula başladığında kendisinin bütün gün onu bekleyeceğinden, bunu yaparken onu çok özleyeceğinden ve birlikte ne kadar güzel zaman geçirdiklerinden bahsetmeye başlarlar. Tüm bunları dinleyen çocuk ise, okula başlamayı adeta annesine ihanet etmekle eş anlamlı tutmaya başlar. Böylece oda tıpkı annesi gibi okula gitmekle yaşayacağı ayrılık korkusu arasında gidip gelir. İşte bu da okul fobisi oluşumunda bir diğer önemli etkendir.

    Okul Fobisi Yaşayan Çocukların Ortak Özellikleri;

    Okul korkusu geliştiren çocuklar genellikle;

    • Anne baba tarafından aşırı korunan,

    • Yaptıkları her işten onay bekleyen,

    • Anneye aşırı bağımlı,

    • Kendine olan özgüveni eksik,

    • Anında tatmin isteyen,

    • Uslu ve uyumlu,

    • Utangaç, isteklerini özgürce ifade edemeyen,

    • Yabancılarla iyi iletişim kuramayan, yabancılardan korkan ya da görüşmek istemeyen,

    • Sokağa çıkıp oyun oynamak yerine, evde zaman geçirmekten daha mutlu olan,

    • Konuşma becerisi gelişmemiş olmasına rağmen, sorunlarını kendi kendine çözmeye çalışan çocuklardır.

    Çocuğunuzun Okul Fobisi Olduğunu Nasıl Anlarsınız?

    Okul fobisi yaşayan çocuklarda özellikle okula gitme zamanlarında;

    • Baş ağrısı, karın ağrıları, bulantı, kusma hissi ve iştahsızlık gibi psikosomatik belirtiler görülüyorsa,

    • Çocuk son zamanlarda alıngan ve sinirliyse,

    • Heves ve enerji kaybı yaşıyorsa,

    • Utangaç davranıyorsa,

    • Uykusuzluk çekiyorsa,

    • Okul etkinliklerine karşı pasif, içe kapanık davranıyorsa,

    • Okulda ve evde nedensiz yere ağlamaya, hırçınlaşmaya başladıysa,

    • Evde kalmak ve okul ödevlerini kaçırmak arasında seçim yapamayıp, aşırı kaygılı olduysa,

    • Hasta olmadığı halde sık sık baş veya karın ağrısını bahane ederek şikâyet ediyorsa,

    • Okula gideceği zaman ağlıyor ya da hastalanıyorken evde kalmasına izin verilince bu belirtiler ortadan kayboluyorsa,

    • Günlerce okula gitmiyor ve okula gitmediği için suçluluk duymuyorsa, çocukta okul fobisi oluştuğundan şüphelenilebilir.

    Okul Fobisi Yaşayan Çocukların Ebeveynlerine Sık Sık Dile Getirdikleri;

    “Neden Okulda Benimle Kalmıyorsun?”

        Çoğu zaman ailesinden ayrılmak çocuğa zor gelecektir. Anaokulunun neden sadece çocuklar için olduğunu ve neden ebeveynlerin orada onunla birlikte kalamayacağını anlamakta güçlük çeker. Okul ortamıyla kendi dünyasının merkezi olan aile ortamını henüz birbirinden ayırmayı bilmeyen çocuk, bu yeni ortamda da ailesinden birini yanında görmek ister. Ayrılık farklılaşmaya yardımcı olan bir duygudur. Bu duygu çocuktaki ruhsal gelişime dayalı bir öğrenimdir. Ayrılık sadece evden ayrılmak değil, aynı zamanda dünyayı farklı bir şekilde tanımak ve kendi başına ayakta durmayı öğrenme zamanıdır. Çocuğun keşfedeceği ve ayak uydurmak zorunda olduğu, birçok değişkeni ve merkezi olan bir dünya söz konusudur. Dolayısıyla bazen de çocuk bu değişkenlere ayak uyduramayıp ,”Lütfen anne, o kadar hızlı değil, yavaş yavaş ilerleyelim!” mesajı verebilir. İşte bu durumda ebeveynin çocuğa, her şeye rağmen okula gidip, büyümek için zorunlu olan bir sürü şeyi öğrenmesi gerektiğini anlatması gerekir.

    Okulda Yemek Yemek İstemiyorum!”

        Annesinden süt emerek veya babasının verdiği biberonla beslenen küçük bir bebek, aslında sadece sütle beslenmez; Bakışla, onunla konuşan annenin sesiyle, sıcaklıkla ve hissettiği huzurla beslenir. Protein kadar, sevgi ve şefkat de alır o dönemlerde. Aldığı proteinler onun organizmasını oluştururken, sevgi ve şefkat de egosunu meydana getirir. Çocuk aldığı sevgiyle birlikte ebeveynlerinin kolları arasında kendini güvende hisseder. Anne ve babası tarafından sevgi ve şefkatle sarıp sarmalanan çocuk mutluluk içinde büyür ve mevcut yemek alışkanlığını sürekli aynı ortamda sürdürmeyi arzular. Bir çocuk için yemek yemek böylesine özel anlarla dolu bir eylem iken, birden bire karşılaştığı yemekhanenin kalabalık ortamı ve yemekleri çocuk için çekilmez bir hal alır. Ama çocuğun gürültülü bir ortamda ve grup halinde yemek yemeyi, her zaman lezzetli olmazsa da ona sunulan yemekten memnun kalmayı da öğrenmesi gerekir. Bu yüzden bir ebeveyn olarak çocuğunuzun yavaş yavaş içinde bulunduğu gruba uyum sağlamayı öğrenmesi ve o ortamda mutlu olabileceği başka kaynakları keşfetmesi için onu teşvik etmelisiniz. Sizin de yardımınızla ilerleyen zamanlarda, çocuğun o ilk günlerde yaşadığı yeme zorluğu, zamanla kendini keyifli öğünlere dönüştürecektir.

    Okul Fobisiyle Baş Etme Yolları;

        Çocuğunuz okula başlamadan önce onunla sık sık okul hakkında konuşun. Çocuğunuza kendi okulunda hoşuna gidebilecek etkinliklerden, objelerden bahsedin. Okulun yeni arkadaşlıklar edinip keyifli vakit geçireceği, yeni şeyler öğreneceği,  kendisini mutlu ve güvende hissedeceği bir ortam olduğunu anlatın.

        Aile bireylerinin çocuğun okula gitmesi için kesin kararlı bir tutum takınmaları gerekir. Okula gidişin ertelendiği her gün ve saat problemin daha da büyümesine yol açacaktır. Bu nedenle okula gitmeyi reddeden çocuğa karşı kesin bir tavır takınarak, mümkünse problem yaratmayacağı bir aile bireyi ile okula devamı sağlanmalıdır.

        İlk zamanlarda sabahları erken saatlerde okula gitmek güç olabilir. Siz yine de çocuğunuza nasıl hissettiğini sormayın, çünkü bu durum çocuğunuza şikâyet etmesi için fırsat ve cesaret verecektir.

        Çocuğunuzu sürekli izleyin, eğer ev içinde dolaşabiliyor ve çok rahatsız görünmüyorsa okula gidebilecektir. Eğer çocuğunuzun fiziksel yakınmaları varsa ve genel yakınmalarına benziyorsa, çok fazla tartışmadan onu hemen okula hazırlayın ve okula gönderin. Eğer çocuğunuzun sağlığı konusunda endişeli iseniz doktor kontrolü yararlı olacaktır. Aksi halde okula gönderin ve öğretmenini haberdar edin.

        Okula gitme vakti dışında çocuğunuzla okul fobisi hakkında konuşun. Okul fobisi hakkında çocuğunuzu suçlamayın. Korkusu ve gözyaşlarıyla alay etmeyin. Bu durumun birçok çocuk tarafından yaşandığını, zaman içinde kendisini mutlaka daha iyi hissedeceğini söyleyin. .

        Okul fobisi olan çocuklar, okul dışında daha çok aileleriyle zaman geçirmek; evde oynamak, odalarında yalnız kalmak ya da tv seyretmek vs. isterler. Böyle durumlarda çocuğunuzu akranları ile vakit geçirmesi için teşvik edin.

        Anaokulu çocuğun aile ortamından çıkıp, sosyalleşmeye adım attığı ve bir grupla kaynaşmayı, bütünleşmeyi öğrendiği bir süreçtir. Kaynaşma demek, bir gruba duygusal olarak uyum sağlamak demektir. Anaokulunda kaynaşmayı başaran çocuk, daha sonra öğretmenin de katkılarıyla kendisini güvende hissedeceği bir grupta yerini alacaktır. Bu yüzden de velini çocuğunu anaokuluna ve oradaki arkadaşlarına daha kolay alıştırabilmesi için, zaman zaman çocuğun evde de okul arkadaşlarıyla vakit geçirmesini sağlaması gereklidir.

        Çocuğa okula neden gitmesi gerektiğini açıklayın, gitmemesi halinde yapılan çalışmalardan geri kalacağını ve bunun kendisi için bazı aksaklıklara yol açacağını anlatın.

        Vedalaşmalarınızı kısa tutun. Çocuğa ayrılıkların doğal olduğunu hissettirin. Çocuğun bağımlı olduğu kişinin okul saati bittikten sonra çocuğu evde bekleyeceğini belirtmesi, çocuğun okula gitmesi konusunda ikna edici olabilir.  

        Ona gününüzün nasıl geçtiğini anlatıp, onunla gününün nasıl geçtiği hakkında konuşmak ikinizi de rahatlatabilir. Çocuğunuzun o günle ilgili duygu ve düşüncelerini paylaşın.

        Çocuğun size olan bağımlılığını azaltmaya çalışın. Bunu yapmak içinde boş zamanlarını değerlendirme etkinlikleri hazırlayın. Oyun becerileri kazandırılan çocuğun anne babaya olan bağımlığı azalarak, kendine olan güveni gelişmeye başlayacaktır.

        Her anne baba gibi çocuğunuz için biraz kaygı duymanız normaldir. Fakat bu kaygı çocuğunuzun psikolojik, sosyal ve kişilik gelişimini olumsuz yönde etkileyecek düzeyde ise bir uzmana başvurun. Çocuğunuz devamlı gözünüzün önünde olmadığı için kaygılanmayın. Bazen kontrol ederek bu kaygılarınızı yenebilirsiniz. Çocuğunuzun gerek arkadaşlarıyla gerek ev içinde rahat hareket etmesi konusunda rahat davranın.     

        Çocuğunuza karşı o güne kadar nasıl bir tutum takındığınızı gözden geçirin. Baskıcı, koruyucu, serbest veya demokratik bir tutum mu takındığınızı belirleyin. Çünkü okul fobisi olan çocuklar baskıcı veya koruyucu anne baba tutumları sergileyen ailelerin çocuklarıdır. Çocuklarınıza karşı hoşgörülü, demokratik, duygu ve düşüncelerin özgürce paylaşıldığı bir ortam hazırlamaya çalışın.

        Çocuğunuzda okul fobisinin belirtilerini gözlemliyorsanız ve tüm bu önerileri uygulamanıza rağmen herhangi bir iyileşme kaydedemiyorsanız, mutlaka bir psikolojik danışman veya pedagoga başvurun.

  • Anneliğin Söylenmeyen Yaraları

    Anneliğin Söylenmeyen Yaraları

    Küçük bir kız çocuğu, genç kızlık daha sonrasında bir kadın ve en nihayetinde bir anne olunca dökülüyor dudaklardan ‘’Annelik tabi mükemmel bir dugu’’. Dudaklardan dökülmeyen cümlenin devamındaki ‘’Ama’lar ve yara’lar’’ var. Kimse zorluklarından bahsetmiyor.

    Herkes anne olunca ‘’Mükemmel Anne’’ olması gerektiğine inanıyor. Soayal medya annelerine bakıyorlar. Her zaman her şey harika, hep gülüyor, hep mutlular. Ancak gerçekler hiç de görüldüğü gibi değil! Gerek kliniğime gelen anneler, gerek seminerlerde, kongrelerde konuştuğum anneler, o yaralardan bahsediyor.

    ‘’Emzirirken çok canım yanıyor, çığlıklar atmak istiyorum ama bağırmak beni kötü bir anne yapar’’

    ‘’Hala benim çocuğum olduğuna inanamıyorum ama böyle düşünmemem gerektiğini biliyorum’’.

    ‘’O dünyaya geldikten sonra bir daha evden gitmeyecek olmasına katlanamadım bir süre. Artık hayatımdan çıkartamayacağım. Sürekli bana bağlı benim de birine bağlı olmam gereken bir canlı var, bu beni boğuluyor gibi hissettiriyor’’.

    ‘’Karnım gittikçe büyüyor, durmasını istiyorum bazen, çünkü hayatıma girdikten sonra bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, özgürlüğüm sona erecek. Dünyaya geldikten ne kadar sonra bağımsız olabilecek. Bunları söylemekten utanıyorum ama böyle hissediyorum.

    Peki bu zorluklar neden anlatılmıyor?

    Toplumsal olarak anneliğe yüklenen birçok sıfat bulunmakta. ‘’Annelik kutsaldır. Anne kan kusar, kızılcık şerbeti içtim der, anne dediğin her zaman çocuğunu sonsuz sevmeli, anneler her durumda güçlü olmalıdır’’…

    Bu zorluklardan bahsettiğinde anneler neden suçluluk hissediyor?

    bütün bu yüklemeler karşısında kadın anne olmaya alışmaya çalışırken toplumun beklentilerini karşılayamadığında kendini ‘’yetersiz’’ hisseder. Bütün annelerin bu sıfatları taşıyabildiğini ama kendisinin yapamadığını düşünerek bu yaralardan söz etmez.

    Bu yaralardan nasıl kurtulabilirim?

    • Her annenin öyküsü kendine özeldir. Terapi danışmanlığı almaktan çekinmeyin sevgili anneler. Danışmanlık almak sizi güçsüz yapmaz tam tersine güç kadar güçsüzlüğün de insan olmanın bir parçası olduğunu gösterir.

    • Bazı yaralar sadece süreçten ibarettir ve geçer.

    • Bazı yaralar da iz bırakır ama izlerle yaşamanın de güzel yanları vardır.

    • Anneler bana söyleyemediğiniz yaralarınızı yazarak ulaşabilirsiniz, belki birlikte sarabiliriz. Neden olmasın değil mi?