Etiket: Anne

  • Bebeğinizin beyin gelişimine yön verebilirsiniz

    Anne ve baba adayları gebelik süreci boyunca bebeklerini kucaklarına alacakları günün heyecanını yaşıyor. Bu tatlı heyecanın yanında, bebeklerinin dünyaya sağlıklı gelip gelmeyeceği endişeleri de doğuma kadar sürüyor. Diğer organlar gibi bebeklerin beyin gelişimi de anne karnında başlıyor.

    Gebeliğin ilk ayları çok önemli

    Anne karnındaki bebeğin beyin ve sinir gelişiminin en önemli periyodu 4. ve 10. haftalar arasıdır. Bu dönemin ilk zamanlarında anne adayı gebeliğinin farkında olmayabilir. Diğer organlarla birlikte bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişiminin gerçekleştiği bu kritik zaman diliminde annenin kullandığı ilaçlar, beslenme durumu ve ruh sağlığı çok önemlidir.

    En iyi koruyucu folik asit

    Bebeğin beyin ve sinir sisteminin gelişimi gebeliğin ilk aylarında başlasa da gebelik boyunca sürmektedir. Anne ve babanın genetik durumundan doğuma kadar her koşul bebeğin sinirsel ve bedensel gelişimini etkileyebilmektedir. Gebelik öncesi ve gebelik süresince kullanılan folik asit, bebeği olası beyin hastalıkları ve omurilik rahatsızlıklarından koruyan en iyi vitamin olarak bilinmektedir. Folik asit eksikliğinde organ ve doku gelişiminde yetersiz kalınabilmektedir. Hatta hidrosefali ya da omurilik gelişim bozuklukları gibi rahatsızlıklara neden olabilmektedir. Gebelik planlı gerçekleşmişse önceden folik asit alımına başlamak daha faydalı olmaktadır. Böylece bebeğin gelişimi için gerekli olan folik asitin annenin vücudunda yeterli oranda bulunması sağlanmaktadır. Gebelikte hayati önem taşıyan folik asitin hekimlerce önerildiği durumlarda ve oranlarda kullanılması gerektiği unutulmamalıdır.

    Beslenmenizi ihmal etmeyin

    Gebelikte bebeğin gelişimi için folik asit tek başına yeterli olmamaktadır. Bunun yanında sağlıklı ve çeşitli beslenme ile su alımına dikkat etmek gerekmektedir. Sadece belli vitamin ve minerallerin alımı yeterli görülmemelidir. Protein ve enerji içeren gıdalar ile taze meyve-sebze tüketmek bebeğin sağlıklı gelişimi adına önemlidir. Bunların yanı sıra ağır olmayan egzersizler ve ruh hali de bebeğin beyin gelişimde önemli etkenler arasında bulunmaktadır. Bu konularda mutlaka kadın hastalıkları ve doğum doktorlarından yardım alınmalıdır.

    Beyin gelişimi testlerle takip edilebilir

    Gebelik sırasındaki tüm testler bebeğin sinir sistemi ve beyni ile ilgili bilgi vermektedir. Sinir sisteminin normal gelişebilmesi için gebeliğin sağlıklı ilerlemesi çok önemlidir. Buradaki en önemli konu, bebekte kalıtsal hastalık olmamasıdır. Bununla ilgili gebelikte yapılan kan testleri ve ultrasonlar önem taşımaktadır. Gebeliğin 11-14. haftalarında yapılan ikili ve 16-18. haftasında yapılan üçlü testler bebeğin olası bir genetik problem taşımasındaki riski belirtmesi açısından önemlidir. Burada alınacak sonuçlarda riskli bir durum görülürse farklı testlerde yapılabilmektedir. Son zamanlarda gündeme gelen fetal DNA analizi de bu konuda adı geçen testlerden biridir. Bebeğin anne kanına geçen DNA’sının analiz edilerek bakılan bir testtir. Ayrıca bebeğin genetik yapısının çıkarıldığı amniyosentez, koryosentez ve koryok villüs biyopsisinin sonuçları da beyin gelişimi ile ilgili direkt ve önemli bilgiler vermektedir.

    Risk durumu MR ile tespit edilebilir

    Gebelik takibinde yapılan ultrason görüntülemeler bebeğin sinir ve beyin gelişimi için çok önemli bilgiler vermektedir. Beyinin temel yapısı ve ventrikül adı verilen beyindeki karıncıkların genişliğinin belirlenmesi için önemlidir. Ayrıca omurga bütünlüğü de ultrason görüntülemelerle az bir yanılma payı ile saptanabilmektedir. Gebeliğin 21-22. haftalarında yapılan ayrıntılı USG bebeğin sinirsel gelişimini göstermektedir. Riskli gebeliklerde çocukta bir sorun olduğu şüphesi varsa gebelikte MR çekilebilmektedir. Bu bebeğin sinirsel gelişimini daha net olarak göstermektedir. Ancak MR uygun hastalara uygun koşullarda çekilmesi durumunda faydalı olmaktadır.

    Beyin hastalıklarına erken cerrahi müdahale hayat kurtarıcıdır

    Bebeğin sinirsel gelişiminde sorun olabileceği düşünüldüğünde, aileyi karşılaşabilecek sorunlar hakkında bilgilendirmek gerekmektedir. Doğumdan hemen sonra bebeği değerlendirip, düzeltici cerrahi tedavi planlanacaksa kazançların ve risklerin aileye anlatılması gerekmektedir. Bebeklerde, omurilik kaynaklı kese ile doğum (meningosel, meningomyelosel) ve beyindeki su karıncıklarının gelişmesi olarak tanımlanan hidrosefali, en sık karşılaşılan sinir sistemi problemleridir. Bu problemlerin cerrahi olarak çözümü mümkündür ancak hastaları yakın takip etmek gerekmektedir. Tekrarlayan ameliyatlar gerekebilmektedir. Kese ile doğan bebeklerde ilk aşamada keseler kapatılmakta, ilerleyen zamanlarda omurga veya gergin omurilik için ek cerrahi düzeltmelerin yapılması gerekmektedir. Hidrosefali hastalarında beyindeki fazla suyun ince yumuşak hortumlarla karın boşluğuna aktarılması işleminin gerçekleştirildiği şant ameliyatı gerekmektedir. Yapılacak tedavilerin vakaya özel olduğu, her hasta için değişik bir yol seçilebileceği bilinmelidir.

  • Kadınlarda yaşa göre omurga ağrıları ve dikkat edilmesi gerekenler

    Çocuklarda Omurga Gelişimi: Omurga sistemi, vücudumuzu birbiriyle devamlı iletişim halindeki kaslar sayesinde ayakta duran bir sistemdir. Ana yapısını kemik iskelet, bunlara hareket kabiliyeti veren eklemler ve güç üreten kaslardan oluşur. İlk 10 yaş bu yapının sağlıklı ve dayanıklı olması için temellerin atıldığı dönemdir. Eğer kalıtsal bir hastalık yoksa beslenme şekli önemlidir ve bu dönem tüm çocuklarda ortak şekilde seyreder. Yetersiz kalsiyum ve D vitamin alımı sonucu raşitizm en sık karşılaşılan problemdir.

    Kız çocuklarında erkek çocuklarından farklı olarak 9. ve 10. yaşlardan sonra hormonların etkisiyle kemikler uzamaya, kemik kitlesi artmaya ve kaslar kalınlaşmaya başlar. Bu hızlı büyüme dönemi ortalama 14-15 yaşına kadar devam eder ve bu dönemde oldukça şiddetli eklem ve kemik ağrıları olarak görülebilir. Kimi zaman özellikle geceleri ortaya çıkan sırt ve uzun kemik ağrıları nedeni ile ilaç kullanılması gerekebilir. Ancak bunlarda korkulacak bir durum yoktur. Bu dönemdeki hızlı boy uzaması duruş ve oturuş bozukluklarına ve bazen kalıcı şekil bozukluklarına neden olabilir. Bu durumun önlenmesinde düzenli yapılan spor koruyucu rol oynar ve omurga sistemini düzenler. Kimi zaman göğüslerin büyümesi ve utanma duyusu ile beraber öne eğik oturup saklama eğilimi de görülebilir. Psikiyatrik yardım alınması bu durumlarda faydalı olacaktır. Diğer yandan bu tür şikayetlerin altından omurga da skolyoz (eğrilik) çıkabileceğini göz önünde bulundurarak uzun süreli ve inatçı omurga ağrıların varlığında omurga sisteminin radyolojik olarak görüntülenmesi faydalı olacaktır. Çekilen direk röntgenler kemik yapısı, kalitesi, olası doğumsal veya sonradan kazanılmış anormallikler konusunda yeterli bilgi verir. Yirmili yaşlara kadar kemik uzaması devam etse de kızlarda daha erken sonlanacaktır.

    Teknoloji Toplumu: Teknolojinin gelişimi ile daha az hareket eden toplumlar haline gelmek bir çok sorunu da berberinde getirmektedir. Yirmili yaşlarla birlikte bir kısım hanımlar çalışma hayatına atılarak bedenen çalışan, oğunu masa başında geçirmeye başlarlar. Günün yaklaşık 8 saatini bu şekilde geçiren hanımlarda bir süre sonra hareketsizliğe bağlı boyun ve sırt ağrıları ortaya çıkar. Bunun çözümü, sık sık kısa molalar, masa başı egzersizleri ve haftada üç gün 45 dakika, 1 saat civarında yürüyüşler, düşük aktiviteli sportif hareketler yada mümkünse tek başına yüzmedir. Burada önemli olan, bu tür aktiviteleri uzun süreli ve istikrarlı olarak devam edilmesi ve hayatımızın bir parçası haline getirilmesidir. Bir başka basit çözüm ise kısa mesafelerde asansör ve araba kullanmamak, mümkün olduğu kadar hareketli kalmak olabilir.

    Hanımlar 20 li yaşlardaki risk: % 80-90 ilk hamileliklerinin gerçekleşmesidir. Özellikle ağırlık artışının en fazla olduğu son 3 ayda, annelerde bel ve sırt ağrıları ön plana çıkar. Bu dönem annenin tüm vücut sınırlarının sonuna kadar zorlandığı metabolizmasının, hormonal ve ruhsal dengesinin tamamen değiştiği, ihtiyaçlarının çok artığı ve ruhsal fiziksel her türlü desteğe ihtiyacı olduğu bir dönemdir. Bu dönemde annenin iç huzuru, çok ağır olmayan ancak tamamen hareketsiz kalmadan yapacağı düzenli fiziksel aktiviteler, doğum sırasında anneyi ve sonrasında çocuğunun sağlığını olumlu etkileyecektir. Bu egzersizler günlük bir saat sakin bir çevrede yürüyüşler, mümkün olursa yüzme veya spor salonunda uygun egzersiz programları şeklinde olabilir. Yirmili yaşlar aynı zamnada büyük oranda anne olunduğu yaşlar olup, özellikle hem çalışıp hemde emziren annelerin genel yorgunluk, uykusuzluk ve omurga ağrılarını yoğun yaşadıkları dönemleridir. Bu dönemde annenin, hem bebeğinin bakımı hem de kendi sağlığı açısndan 3-6 ay süre aktif çalışmaması veya düşük yoğunlukta çalışması önerilebilir.

    Otuzlu yaşlarla birlikte nispeten durağan hayat, gebelikler ve beslenme alışkanlıkları ile beraber kilo artışı belirginleşmeye başlar. Bu artışla birlikte eklemler, omurga ve kaslarda zorlanmalar, çabuk yorulmalar kimi zaman belli kas gruplarını içeren kronik ağrılar ortaya çıkar. Kilo artışı ve hareketsiz yaşantı, kimi zaman tam tersi hem iş hemde evde çalışan, çocuklara ve eşine bakan kadın artık çok yorulmakta ve vücut sınırları zorlanmaktadır. Aşırı zorlanmış, yorgun bir vücut, sttres, bel ve boyun fıtıklarının ortaya çıkışını tetikler veya sebep olur. Altı aydan uzun süren, aralıklı gelen, bacaklara veya kollara vuran ağrılar, omurgada fıtığın habercisi olabilir. Bunun tespiti muayene ve gereğinde ileri tetkiklerle mümkündür. Ancak daha önemli olan vücudumuza nazik davranıp, onu hırpalamadan dinlenmesi için gereken zamanı verip, gereken kontrollerini zamanında yaptırmaktır.

    Kırklı yaşlarla birlikte vicuttaki hormonal değişimler, geçirdiği hastalıklar, kilo vicudun genetik yapısı gibi pek çok faktörün etkisi ile omurgada ve başka eklemlerde dejanaratif süreçler ön plana çıkmaya başlar. Kilo ile sıkıntılar artık bu dönemde sistemik hastalıklar olarak, örneğin omurgada daralma, fıtıklar, dizlerde dejeneratif hastalıklar gibi kas-iskelet sistemi hastalıkları olarak ilk bulgularını verir. Bunların takibi düzenli muayene ve tetiklerle mümkündür. Hormonal değişimin başlangıcından itibaren normal şartlarda yıllık kemik yoğunluğu ölçüme ve gereğinde ilaç tedavisi uygulanması ilerki yıllar için koruyucu rol oynayacaktır.

    Elli yaşlar ve sonrası bu zamana kadar vicudumuza ne kadar iyi, bilinçli davramamız ile ilgili, bir tür ürünlerin toplandığı yaşlardır. Kadının daha önceki yaşantısındaki hayat tarzı, beslenme alışkanlıkları, gebelik sayısı, kilo, varsa sistemik hastalıkları bu dönemde sağlığımzı etkiler ve belirleyici olur. Kemik erimesi ve dejeneratif hastalıkları bu dönemde daha da belirginleşir ve kimi zaman cerrahi tedavi gerektirebilir.

    Hem bedensel hemde zihinsel olarak kendine dinlenecek zaman ayıran, dengeli ve doğal beslenmeye özen gösteren ve ideal kilosunu koruyan, mümkün olduğu kadar bedenen ve zihnen hareketli ve aktif bir hayat sürdüren sigaradan uzak geçirilen bir hayat tarzı, size uzun yıllarda daha hizmet edecek sağlıklı vucudun habercisi olacaktır.

  • Anne karnında beyin – sinir sistemi gelişimi ve riskler

    Zihinsel gelişim daha anne karnındayken başlar ve doğuma kadar geçen sürede ve ilk 5 yıllık sürede, tüm hayatımız boyunca bizi etkiyecek anatomik ve zihisel yapımız, becerilerimiz, sosyal özelliklerimiz şekillenir. Özellikle gebeliğin oluşumunun 4. haftasında başlayan sinir sistemi gelişimi, 10. haftaya temel farklılaşmayı tamamlar ve bu süreden sonra bina bu yapıların üstüne inşa olur. Temeldeki gelişim eksiklikleri çok ciddi sonuçlar bırakırken, daha sonraki bozuklular daha az gözle görülür ama belkide zeka ve entellektüel fonksiyonlarda bazı eksikliklere neden olabilir. Kimi çalışmalar 30 lu 40 lı yaşlarda ortaya çıkan bazı hastalıkların, belki de bu dönemde hiç de önemsemediğimiz bazı faktörler tarafından tetiklenen yapısal gelişim yetersizlikleri sonucu ortaya çıkabilceğini göstermektedir. Tıpta tanı ve tedavi alanlarındaki gelişmeler ve başarılar artıp bu tür hastalıkların azalmasıyla birlikte, artık çocuklarda zeka gelişimi beraberinde entellektüel zeka gibi ilerki yaşantısındaki sosyal kapasitesinden bahsedilmekte ve ön plana çıkmaktadır.

    Hamilelik her kadın için zor, hem anne hemde bebek için bir takım riskkleri taşıyan ama bir o kadar istenen bir süreçtir. Risk bu dönemin ilk zamanlarının henüz anne tarafından hamile olup olmadığının bilinmediği ilk 4-6 haftalık süreçtir ve aslında en tehlikeli dönemdir. Çünkü anne adayı gebeliğin var olduğu ilk 15 günü zaten fark etmeden geçirecek ve beklenen adet tarihine vardığında, bazen hafif bir kanama, belkide arada olan düzensizlikler ya da bir sefere özel bir geçikme gibi değerlendirilip bir sonraki adet tarihini bekleyecektir. Bir sonraki tarihte de gecikme varsa o zaman hekime başvurup gebelik konusunda gerekli muayene ve testler uygulanacak tüm organlar ve tüm sinir sistemi gelişimi için çok önemli ilk 6 hafta aşılmış olacaktır.

    Gebeliğin bu ilk zamanları hem tüm organların gelişimi ve 4. haftadan itibaren beyin ve sinir gelişiminin başlangıcıdır. Bu zaman içinde kullanılan ilaçlar, beslenme durumu, annenin fiziksel ve ruhsal sağlığı bebeği etkileyecek ve ilerki yaşamında belirleyici rol oynayabilecektir. Beyin ve sinir sistemi gelişimi açısndan dengeli beslenmenin önemi yanında ispat edilmiş ve eksikliğinde organ ve doku gelişimindeki yetersizlik ve kalıcı sakatlıklara (hidrosefali, omurilik gelişim bozuklukları gibi) yol açabilen Folik asitten bahsetmek gerekir. Bu vitamin sağlıklı sinir sistemi gelşimi için gerekli ancak tek başına yeterli değildir. Bu maddeye doğal halde taze sebze, meyve, patates, baklagiller, kepekli ve süt ürünlerinde rastlanır. Folik asit hamile kalmak isteyen ve yeni hamile kalmış olan bütün kadınlar faydalıdır ve hamile olmadan önce, ekstra folik asit almaya başlanırsa akıllıca davranmış oluruz. Örneğin doğum kontrol hapını kullanmayı hamile kalmak istediğiniz için bırakacağınız zaman, aynı zaman da folik asit tabletleri almaya başlayabilirsiniz.

    Her zaman tam olarak başarılı döllenmenin gününü tahmin etmek mümkün değildir. Fakat göz önünde bulundurmanız gereken dengeli beslenme ve folik asit kullanımına döllenmeden en az dört hafta önce başlamanızın çok uygun olmasıdır. Böylece henüz doğmamış çocuğun gelişimi için önemli olan yeterli folik asit (özellikle döllenmeden sonraki ilk 4 hafta) vücudunuzda yeterli oranda bulunmasını sağlamış oluruz. Folik asit kullanmaya hemen hamile kalmayı başaramamış olsanız dahi devam etmekte yararlıdır. Gebelikte dengeli beslenmek sadece belli vitamin ve minarelerin alınmasından ibaret olmayıp hem protein hem enerji hemde taze sebze ve meyvelerden dengeli beslenmektir. Bu konuda çok fazla seçici olmadan mümkün olduğu kadar doğal gıdalardan oluşan bir diyet gerekli takviyelerle yeterli olacaktır.

    Fizyolojik olarak bu dönem anne için tüm vucut sınırlarının sonuna kadar zorlandığı metabolizmasının, hormonal ve ruhsal dengesinin tamamen değiştiği, ihtiyaçlarının çok artığı ve ruhsal fiziksel her türlü desteğe ihtiyacı olduğu bir dönemdir. Anneye yaptığınız her türlü destek ve yardım aslında size annenin ve bebeğinizin sağlığı olarak geri dönecektir. Buna karşılık fötüs de ihtiyacı olan her şeyi annede yetersiz dahi olsa, hatta anneye zarar verecek de olsa, ondan temin etme eğilimindedir ve bu şekilde kendini garantiye almaya çalışacaktır. Bu dönemde annenin iç huzuru, çok ağır olmayan ancak tamamen hareketsiz kalmadan yapacağı düzenli fiziksel aktiviteler doğum sırasında anneyi, sonrasında çocuğunun sağlığını olumlu etkileyecektir. Bu egzersizler günlük yarım ile birer ssaatlik sakin bir çevrede yürüyüşler, mümkün olursa yüzme veya spor salonunda uygun egzersiz programları şeklinde olabilir. Yapılan çalışmalar son 3 ay içinde anne karnındaki bebeğin dış ortamdan haberdar olduğu, annenin ve babanın seslerini, dokunuşlarını, onların ruhsal hallerini ayırt edebildiği ve tepki gösterebildiği göstermiştir. Bu dönemde aile içi huzur, mutluluk, sakinlik, annenin dinlediği müzikler bile çocuğun ruhsal ve zeka gelişiminde etkili olabileceği düşünülmektedir.

    Özetle, hamilelik öncesinden başlayan ve hamilelik süresinde doktor kontrolünde devam ettirilen vitamin ve minarel destekli, dengeli bir diyet, dingin sakin bir ortamda rahat ruh hali, ılımlı fiziksel aktivite ve annenin hoşuna gidecek sosyal aktiviteler bebeğin anatomik olarak herhangi bir sakatlığı olmadan sağlıklı beyinsel ve sinir sistemi gelişimi yanında zeka gelşimi ve sosyal yapısının oluşumuna olumlu katkısı olacaktır.. Doğum sonrası dönemde bu ortamın devam ettirilmesi ve anne sütünün mümkün olduğu kadar uzun süre verilmesi bu gelişim sürecini olumlu etkileyecektir

  • Prenses doğum

    PRENSES DOĞUM ( AĞRISIZ DOĞUM ) Ağrısız doğum işlemine halk arasında prenses doğum denmektedir. İşin aslı ilk kez ağrısız doğum uygulayan kişi de 1853 ‘ te kloroformla ağrısız doğum gerçekleştirilen kraliçe Viktoryadır. O döneme kadar ağrı çekmek gereklilik olarak düşünülmüş, kişiler bu yolla günahlarından arındıklarına inandıkları için ağrılarını kesmeyi istememişlerdir. Hala doğumu olumsuz etkileyeceği düşüncesi, günah düşünceleri ve elbet hastanelerin bu konuda yetersiz olması gibi nedenlerle batı ülkelerine göre daha az oranda ağrısız doğum uygulamaları görülmektedir. Anestezinin gelişmesinden sonra ağrısız doğum uygulamaları sıklaşmıştır. Günümüzde ağrısız doğum yani prenses doğum denilince akla epidural kateterle yapılan doğum analjezisi gelmektedir. Ağrı çoğu zaman yolunda olmayan şeylerin göstergesidir ancak doğumda ağrı bebeğin yola çıktığının habercisidir. Doğum ağrısı ritmik uterus (rahim) kasılmaları nedeniyle olur ve bu kasılmalar sayesinde bebek doğum kanalında ilerler, doğum için gerekli genişlik oluşur. Ağrıların gelme aralığı azalırken ağrı şiddeti giderek artar ve doğumdan sonra biter. Doğum ağrısı; bel ağrısı, kanser ağrısı, fantom ağrı ve postherpetik nevralji gibi çeşitli kronik ağrılardan ve kırık veya laserasyon gibi akut ağrılardan daha şiddetli bulunmuştur. Gebelerin yaklaşık üçte ikisi bu ağrının dayanılmaz olduğunu bildirmişlerdir. Bu nedenle doğum yapan kadınların ağrıları mutlaka giderilmelidir. Bazı olumsuz düşünceler nedeniyle hastanelerin bu konuda yetersiz olması nedeniyle batı ülkelerine göre daha az uygulanıyor. Normal doğum için en etkili, en güvenli ve en çok tercih edilen yöntemdir. Epidural anestezi doğum analjezisinde altın standart gibi görünüyor. Epidural analjezi, doğum analjezisi anne adayının ağrısız doğuma önceden karar vermesi hangi yöntemi uygulayacağını bilmesi gerekmektedir. Epidural yöntemle analjezi uygulanacak ise kanama pıhtılaşma testlerine önceden bakmak anne adayının omurga yapısının uygun olup olmadığına bakmak daha uygun olur. Bel bölgesi temizlendikten sonra gebe oturur pozisyonda ya da sol yan pozisyonda iken belinden epidural aralığına girilerek bir kateter yerleştirilir ve kataterden ilaç uygulanır. İşlem anestezi makinası bulunan bir merkezde deneyimli anestezistler tarafından uygulanır. İlaç uygulamasından sonra ağrı duyusu ortadan kalkar ancak ancak bebeğin hareketleri ve dokunma duyusu hissedilmeye devam eder. Kişi ayağa kaldırılıp yürütülebilir. Eğer doğum gerçekleşmez ve sezeryana gidilirse kolaylıkla aynı kataterden anestezi dozu verilerek sezaryen da gerçekleştirilebilir. Epidural anestezi genel anesteziye göre anne ve bebek açısından daha güvenli bir yöntemdir. Epidural analjezi uygun dozda ve zamanında uygulandığında doğumu hızlandırabilir. Hiçbir zararı olmadığı gibi annenin doğum sırasında gereksiz yere acı ve ızdırap çekmesini, anne ve bebeğe zarar vermeden önlenmesidir. Bu ağrıların giderimi bebek için de faydalıdır. Annede ağrıya bağlı oluşan aşırı soluk alımı stres hormonlarını çok salgılanması, endişe ve korku istenmeyen pek çok olayı da beraberinde getirir. Bebeğin daha az kanlanmasını, daha az oksijenlenmesi çekilen aşırı sancılar doğum esnasında anneyle iletişimin kopması, doğum uzaması gibi pek çok yan etki epiduralle ortadan kalkar. Herhangi bir sebeple sezaryen gerekirse genel anesteziden korunmuş olur. 1971’de İsveç parlamentosunun aldığı bir karar gereği doğum sırasında ağrının etkin bir şekilde giderilmesi her kadının hakkıdır. Ülkemizde de doğum ağrısının etkin bir şekilde giderilebilmesi önemli bir sorundur. Doğum ağrısından korkan genç kadınlar, özellikle belirli bir eğitim öğretim ve ekonomik düzeye sahip olduklarında sezeryanı tek çare olarak görmektedirler. Bu durum ülkemizde sezaryen oranının giderek artmasına neden olmaktadır. Son olarak biz annelere diyoruz ki; doğumunuzu yaşayın, sancısını asla. Bebeğinizin dünyaya gelişini görmek onun ilk ağlayışını duymak, ona dokunmak, onun sıcaklığını hissetmek, onu ilk öpenin siz olduğunuzu bilmek… Bütün bunlar bir anne için mutlaka yaşanması gereken duygulardır. Her anne adayı, doğumunu korku ve endişeden uzak, acısız ağrısız yaşayabilir. Yavrusunun dünyaya gelişini coşkulu bir şölene çevirebilir. Son derece mutlu, rahat ve kolay bir normal doğum yapabilir.

  • Doğumda epidural (ağrısız doğum) & sezaryende epidural

    Annelik duygusu gebeliğin ilk aylarında başlayıp doğum anında en yüksek düzeye ulaşır. Her anne adayının doyasıya yaşamak istediği bir süreç olan doğum, anne olanların tanımladığı olağanüstü bir duygudur. Bu süreci tam olarak yaşamak isteyen anne adayı çekeceği doğum sancılarının korkusunu da içinde taşır.“Doğum sancısı” doğum için vazgeçilmez olan rahim kaslarının kasılması sonucu ortaya çıkan çok şiddetli bir ağrıdır hatta pek çok kadın tarafından yaşamlarındaki en şiddetli ağrı olarak tanımlanır. Hissedilebilecek ağrı ya da sancının şiddeti bebeğin boyu, bebeğin pozisyonu, pelvis (çatı) genişliği, kasılmaların gücü, geçmiş deneyimler ve beklentiler, ağrı eşiği ve henüz çözülmemiş pek çok nedenler gibi çeşitli faktörlere bağlıdır. Ne kadar ağrı duyacağınızı doğumu yaşamadan önce tahmin etmek güçtür

    Annenin yaşamındaki belki de en güzel deneyim olan doğum sürecini tatsız bir deneyime dönüştürebilen bu sancıların doğumun seyrini olumsuz yönde etkilemeden önleyebilmek için pek çok araştırma yapılmış ve pek çok yöntem denenmiştir.

    Doğum sancılarının hafifletilmesi veya giderilmesi için damar yolu ile verilen ilaçların bazı dezavantajları ve yan etkileri olabilir. Bu yan etkilerin en önemlisi sersemlik ve uyku hali yaratmasıdır. Ayrıca bulantı, kusma, solunum güçlüğü, kaşıntı, kabızlık ve mesanede idrar birikmesi gibi yan etkiler de görülebilir. Anne sütünün gelmesi ve emzirmenin başlaması gecikebilir. Bu nedenle alternatif arayışlar içine girilmiştir.

    Ağrısız doğum için rejyonel (bölgesel) anestezi ilk kez 1900 yılında kullanılmıştır. Her yeni uygulamada olduğu gibi başlangıçta bazı olumsuz etkiler görülmüş, ancak zaman içerisinde yapılan klinik çalışmalar sonucugünümüze gelinmiş, yeni ilaç, yöntem ve teknikler ve ağrısız doğum konusunda uzmanlaşmış anestezistler sayesinde, ağrısız doğum güvenli bir seçenek olarak yaygınlaşmıştır.

    Epidural aralık, omuriliğin çevresindeki zar ile omurların arasındaki bağ dokusunun arasındaki milimetrik boşluktur. Bu aralığa amaca uygun olarak omuriliğin çeşitli seviyelerinden ilaç uygulanarak pek çok ameliyatın yapılması, ameliyat sonrası ağrıların dindirilmesi ve kronik dindirilemeyen ağrıların tedavisi mümkündür.

    Burada analjezi ve anestezi kavramlarını birbirinden iyi ayırmak gerekir. Analjezi ağrısızlık, anestezi ise duyusuzluk demektir. Normal doğum sırasında bel bölgesinden epidural yolla sağlanan analjezi, yani ağrının ortadan kaldırılması yeterli olurken, sezaryen ile doğum sırasında epidural anestezi uygulamak gerekir. İşlem yönünden her iki uygulama da aynıdır, fark sadece verilen ilaç dozlarındadır.

    Halk arasında “ağrısız doğum” olarak bilinen epidural analjezi ile doğum, günümüzde oldukça yaygınlaşmaktadır. Bel hizasına yerleştirilen milimetrik bir tüp olan kateterden uygulanan bir ilaçla, vücudun alt yarısından gelen ağrı sinyallerinin iletimi geçici olarak durur ve ağrılı uyarının çıktığı bölgede ağrı duyulmaz.Burada seçilen doz sadece rahim kasılmaları sırasındaki ağrıyı ortadan kaldıracak, ancak rahim kasılmalarını azaltmayarak doğumun normal seyrini etkilemeyecek şekilde ayarlanır. Bu yöntemde sadece ağrı iletimi bloke olur, dokunma duyusu ve hareket kısıtlanmaz. Anne adayı uygulamadan sonra doğum süreci içerisinde kalkıp oda içinde yürüyebilir, her türlü ihtiyacını görebilir. Rahim kaslarının kasılması ve doğum eylemine anne adayının aktif katılımı etkilenmez,anne doğum anında ağrıdan arınmış olarak fizyolojik olarak bebeğine kavuşur.

    Genelde anne adayları bebeğini normal yolla doğurmak isterler ancak bazı durumlarda sezaryen gerekebilir. Bu durumda Epidural Anestezi uygulanır. Teknik olarak yapılan işlem aynıdır, epidural aralığa ayni kateter yerleştirilir ancak verilen ilaç dozu farklıdır. Normal doğum sezaryene döndüğünde de yapılan şey aynı kateterden ilave ilaç verilerek epidural anestezi oluşturmaktır. Anne ameliyat masasında belden aşağısı tamamen uyuşmuş halde yatar, ancak yattığı yerde ayaklarını oynatabilir, yani epidural anestezi uygulamasından sonra bacaklarda hareketin tamamen kaybolması söz konusu değildir. Motor blok olarak adlandırılan hareket kaybının olması durumu omurilik sıvısına lokal anestezik madde verilerek yapılan spinal anestezide görülür. Spinal anestezi de günümüzde sık uygulanan bir anestezi yöntemidir. Bazen de epidural anestezi ile spinal anestezi kombine edilerek birlikte uygulanır. Spinal anestezinin avantajları teknik olarak epidural anesteziye göre daha kolay uygulanabilmesi, etki başlama süresinin çok daha kısa olması gibi avantajlarına karşın, bacaklarda 4-5 saat süren hareketsizlik, bazen uygulama sonrası görülen baş ağrısı, bulantı ve tansiyon düşmesi gibi bazı istenmeyen etkileri vardır. Burada anestezi uzman doktoru kendi deneyim ve becerisi doğrultusunda hasta için en uygun yöntemi belirleyip hastasına önerecektir.

    Epidural ile normal doğum sürecinde sırasında neler yaşayacaksınız?

    Doğum sancıları rahatsız etmeye başladığında yani doğum kanalı açıklığı 4 cm olduğunda anne işlem odasına alınır. Koldan serum takılır, tansiyon, nabız ve parmak ucundan oksijen durumu takip edilir.

    Başarılı bir epidural uygulama için annenin hekimi ile iyi bir uyum içinde olması, uygun pozisyonu alabilmesi esastır. Genelde uygulama oturur durumda yapılır ve vücut dik durumdayken hafifçe geriye doğru yaslanırken vücut omur çıkıntılarını birbirinden ayıracak şekilde belden öne doğru bükülür, çene göğse doğru yaslanır ve her iki omuz aşağıya doğru bırakılır. Bu şekilde pozisyon oluşturulduktan sonra sırta ve bel bölgesine antiseptik ilaç sürülerek bölge mikropsuz hale getirilir ve bölge steril örtülerle örtülür. Uygulamanın yapılacağı hizada cilt ve cilt altındaki dokular ince bir iğne ile uyuşturulur. İşlem sırasında sadece bu ince iğnenin girişi hissedilir. Daha sonra başka bir özel iğne ile epidural aralığa girilerek buraya kateter denilen ince tüp yerleştirilir ve vücuda plasterler yardımı ile sabitlenir. Kateterden ilaçların verilmesinden kısa bir süre sonra sancılar sona erer ancak rahim kasılmaları engellenmez, ayni şekilde devam eder. Katetere bağlanan bir ağrı pompası ile hasta kontrollü analjezi yöntemi kullanılarak sancısızlığın devamı sağlanır. Bu andan itibaren doğum gerçekleşinceye kadar her şey aynıdır, ancak sancı hissedilmeyecektir.

    Epidural ile ağrısız normal doğum yapan bir annenin izlenimleri:

    “…Hamileliğim süresince normal doğum (epiduralli) olmasını istiyor ve hakkında pek çok şey okuyordum. Epidural opsiyon beni rahatlatsa da okudukların bende şüphe yaratmıştı. Ancak anestezi doktorum gelip bizimle sabahtan tanışıp, anlatınca yapacaklarını hiç sorgulamadan güvendim kendisine. Ağrılarım başladığında ekibi ve ekipmanı ile odaya geldi. Açıkçası hazırlık o kadar uzun sürmüştü ki korkmadım diyemem. Zaten kendisiyle de bu duygumu hemen paylaştım. Bana dedi ki bizim hazırlığımız uzun sürer, detaycılığımızdan. Hepsi sizin rahat etmeniz için. Belime bir iğne yapılacağı için sırtım dönük bütün olanları sadece duyabiliyor, hiçbir şey izleyemiyordum. Yapılan işlem o kadar kısa sürdü ki ne olduğunu, ne zaman epiduralin takıldığını anlayamadım bile. İlaç sayesinde doğum stresinin yanında bir de ağrıların zorluğunu yaşamadan daha rahat, kolay doğum süreci geçirdim. Bu yöntem olmadan asla normal doğum yapamazmışım. Bebek ve anne için stersiz bir doğum yapabilmek için büyük bir nimet….”

  • Bölgesel analjezi ile sezaryen operasyonu

    Sezaryen, rahimin cerrahi olarak açılmasıyla bebeğin dışarı çıkarılması operasyonudur. Çok uzun yıllardan beri sıkça uygulanan ve 45-50 dakikada tamamlanabilen bir müdahale olmasına rağmen sonuçta büyük bir batın cerrahisidir ve çeşitli riskleri vardır.
    Bu yüzden konunun uzmanları mecbur kalınmadıkça tercih edilmemesini tavsiye ederler. Ama ihtiyaç olduğunda, anne ve bebeğin hayatını kurtaran önemli bir operasyondur.

    Bölgesel Analjezi ile Sezaryen
    Bölgesel anestezi de anne adayı uyanıkdır, kendindedir, ama vücudunun alt kısmı hissizdir. Burada yapılan işlemlerden hiç ağrı, acı duymaz.
    Bu yöntem anne ve bebek için daha güvenlidir. Ve anne adayı ve eşinin doğum eylemini; o anı beraberce yaşamalarını sağlar.

    Üç tür bölgesel analjezi yöntemi vardır:

    1-Spinal Analjezi: Sezaryen anestezisinde altın standart spinal analjezidir. Hem planlı hem de acil sezaryenlerde kullanılabilir. Vücudumuzun alt bölgesinden yukarıya hisleri ve yukarıdan alt bölgelere hareket emirlerini taşıyan sinirlerin oluşturduğu kordon, omurgamız ortasında, içinde sıvı olan bir kılıfla çevrilmiştir. Spinal anestezi de çok az miktar lokal anestezik ilaç, bu kılıf içindeki sıvıya, incecik bir iğne ile verilir. O yüzden etki hemen başlar ve çok nettir. Ağrı, acı duyusuyla beraber dokunma ve ısı duyuları da geçici olarak kaybolabilir. Hatta bir müddet hareket bile edilemeyebilir.

    Çabuk uygulanabilir olması, yeni çıkan çok ince iğnelerle işlem sonrası baş ağrısının hemen hemen hiç olmaması, uzun etkili ilaçlarla operasyon sonrası konfor sağlanabilmesiyle en sık tercih tercih edilen yöntem olmuştur.

    2-Epidural Analjezi:
    Duramater zarının dış kısmına epidural alana ilaç verilir.Genellikle kateter de takılıp operasyon sonrası ağrı kontrolu için de kullanılır.
    Daha çok, normal ağrısız doğum için epidural kateter takılan anne adaylarında daha sonra sezaryen gerektiğinde kullanılır. Anneye ek bir iğne yapmadan, hiç narkoz da vermeden sadece epidural kateterden biraz daha ilaç verilerek operasyon için yeterli analjezi sağlanır. Spinale göre daha fazla miktar ilaç verilir. Etki biraz daha geç başlar ama daha da uzun sürer.

    3-Kombine Epidural-Spinal: Spinal ile operasyon esnasında, epidural kateterle ise operasyon sonrası ağrı gideriminde yararlanılır. Uygulama süresi daha uzundur. Uzman ellerde uygulanmalıdır. Daha masraflıdır. Henüz çok yaygınlaşmamıştır.
    Sezaryan da bölgesel analjezinin avantajları
    * İyi uygulanan bölgesel analjezi her zaman siz ve bebeğiniz için daha emniyetlidir.
    * Doğumunuzu, bebeğinizin dünyaya geldiği o güzel anı eşinizle beraber yaşamanıza imkan verir.
    * Bebeğinizi biran önce kucağınıza alabilir, kısa süre içinde beslemeğe başlayabilirsiniz.
    * Operasyon sonrasında uyku hali, sersemlik, bulantı kusma ve ağrı ve sancınız olmaz.

  • (epidural) ağrısız doğumda neler hissedeceğim ?

    Hamile kaldınız, doğum yapacaksınız; “Nasıl doğurmalıyım, sezaryen mi, normal doğum mu yapayım ?” derken epidural analjezi diye bir yöntem olduğunu duydunuz. Bu şekilde ağrılarınızı hissetmeden hem normal hem de sağlıklı bir şekilde bebeğinize kavuşabileceğinizi öğrendiniz. Ama yine de merak ediyorsunuz: neler yaşayacağım, neler hissedeceğim, veya bana neler yapılacak?
    İsterseniz gelin adım adım bir normal ağrısız ( epidural ) doğumu izleyelim:

    Hamileliğinizin son haftalarında yalancı doğum sancılarınız olabilir.Bu sancılar yoğunlaşınca kadın-doğum uzmanınızı arayıp sancılarınızın sıklığını ve şiddetini tarif edersiniz. “Gel bir göreyim” veya “ hastaneye git, bir muayene etsinler” diyecektir. Hastaneye giderken, önceden tanışıp telefonunu aldığınız anestezi uzmanınızı arayıp hastaneye gitmekte olduğunuzu haber vereceksiniz. Hastaneye vardığınızda kendi doktorunuz veya nöbetçi doktor veya ebe sizi muayene edecek ve tuşe sonucunu (doğum kanalı açıklığı ve efasman da denilen collum silinmesi yüzdesini) ölçecek. Kanal açılığı 4 cm ulaşınca anestezi doktorunuz gelip sizi müdahale odasına götürecek ve epidural analjezi uygulanacak.

    İşlemden sonraki 10-15 dakika içinde her gelen ağrı bir öncekinden daha hafif olacaktır. Daha sonra da sancınızın ağrısını duymayacak, sadece karnınızda kasılma hissedeceksiniz.
    Uygulamadan sonra jinekologunuz doğum kanalı açıklığınızı tekrar ölçmek isteyebilir. Sonra yürüyerek odanıza döner, tam açıklığa kadar geçen zamanı odanızda dolaşarak geçirebilirsiniz. Bu arada ihtiyaç olursa epidural kateterden ek doz yapılabilir.

    Doğum zamanı gelip, çıkım aşaması için sizi doğumhaneye aldıklarında karnınızdaki basıncı biraz daha sık ve kuvvetli hissedersiniz. Doğum pozisyonu verildikten sonra genellikle her 1-2 dakikada bir sancınızı, kasılma ve baskı olarak karnınızda ve kasıklarınızda hissedince sizin de eş zamanlı olarak ıkınmanız ve bebeğinizi dışarı doğru itmeniz istenecek. Baskı geçince derin ama yavaş nefesler alacak bir sonraki kasılma için kuvvet toplayacaksınız. Her kasılma ve eşzamanlı ıkınmanız sizi bebeğinize bir adım daha yaklaştıracak ve yavrunuz doğum kanalından aşağıya kayıp en sonunda kuvvetli bir ıkınma ile dünyaya gözlerini açacak. Size de o güzelliği kucağınıza alıp tüm çektiklerinizi unutmak kalacak !

    Doğumdan sonra sırtınızdaki epidural kateter, canınız hiç yanmadan çekilip çıkarılacak. Ve siz, hiç ağrı sancı çekmeden normal hayatınıza dönecek, anneliğe alışacaksınız.

    Normal Doğumda Epidural Analjezinin Avantajları :

    *Epidural analjezi ağrısız normal doğum için mükemmel bir yöntemdir. Bu konudaki uzmanların ortak görüşü: Epidural normal doğum analjezisinde altın standarttır !

    *En önemli avantaji; annenin doğum sırasında gereksiz yere acı ve ızdırap çekmesini, anne ve bebeğe zarar vermeden önlemesidir.Bu ağrıların giderimi bebek için de faydalıdır.

    *Annede, ağrıya bağlı oluşan, aşırı soluk alımı, stres hormonlarının çok salgılanması, endişe ve korku ; istenmeyen pek çok olayı da beraberinde getirir: Bebeğin daha az kanlanması, daha az oksijenlenmesi, doğum esnasında anne ile kooperasyonun (iletişiminin) kopması, doğumun uzaması gibi pek çok yan etki epiduralle ortadan kalkar. Yapılan çalışmalarda ağrısız doğum bebeklerinin yenidoğan değerlendirme skorlarının daha iyi olduğu gözlenmiştir.

    *Anne; bebeğini doğdurduğu zaman uyanık, ağrısız ve koopere olduğu için o güzel anın tadını çıkarır. Bebeğini hemen görür, koklar, öper ve hatta beslemeğe başlayabilir. Pek çok pedagog; anne-bebek ilişkisinin, doğumdan sonra olabildiğince çabuk başlamasının, çocuğun kişilik gelişimi açısından çok önemli olduğunu vurgulamıştır.

    *Herhangi bir sebeple sezaryen gerekirse epidural analjezi sayesinde anne ve bebeğin genel anestezi (Narkoz) alması önlenmiş olur.

  • Ağrısız doğum nasıl uygulanır ?

    Ağrısız doğum nasıl uygulanır ?

    Önceklikle anestezi doktoru anne adayına, odasında, yapacağı işlemi kısaca anlatır,varsa sorularını cevaplandırır. Sonra işlemin yapılacağı salona; doğumhane veya hazırlık odasına geçirir. Anne adayı sol tarafına yan yatar veya oturur, çenesini göğsüne dayar, kollarını omuzlarında çaprazlar ve olabildiğince öne doğru bükülüp sırtını kamburlaştırır. İyi bir pozisyon ve kıpırdamadan durmak, hareketsiz kalmak işlemin çabuk yapılması için çok önemlidir. Bunun için de anne ile devamlı sözel iletişimde bulunmak, yapılanları adım adım anlatarak onu rahatlatmak büyük önem taşır.

    İşlem 3 aşamada gerçekleşir:

    1.aşamada annenin sırtında uygulama yapılacak bölge, antiseptik bir sıvı ile silinir ve steril örtüyle örtülür. Bu enfeksiyonu önlemek içindir.Sıvı oda ısısında olduğu için anneye biraz soğuk gelebilir.

    2. aşamada cilt ve cilt altı çok ince bir iğne ile uyuşturulur. Bu şeker hastalarının (Diabetlilerin) kendilerine insulin yaparken kullandıkları çok ufak bir iğnedir. Bu iğneyi, anne adayı bir sivrisinek ısırığı kadar hisseder.

    3.aşamada ise epidural sahaya ucu künt bir iğne (tohy iğnesi) yardımıyla kateter yerleştirilir ve ilaç verilir. Özellikle bu aşamada annenin birkaç dakika kıpırdamadan durması çok önemlidir. Kateter yumuşak bir maddeden yapılmış, balık oltası (misina) kalınlığında incecik bir sondacıktır. İlk yapılan ilacın etkisi geçince ilave ilaç yapılabilmesi için yerleştirilir. Kateterin dışarıda kalan kısmı alerji yapmayan özel flasterle omuza kadar yapıştırılır.

    Kimlere Uygulanmaz ?
    * Kanama pıhtılaşma bozukluğu olanlara, antikoagülan (Pıhtılaşma önleyici ilaç) alanlara,
    * Enjeksiyon bölgesinde enfeksiyon olanlara,
    * Sıvı ve/veya kan kaybı ile beraber olan ve düzeltilemeyen aşırı tansiyon düşüklüğü
    * Kafa içi basıncı artmış olanlar (Beyin tümörü, kanaması vb)
    * Akli dengesi bozuk olanlara veya uygulamayı kesinlikle reddedenlere yapılmaz.

  • Ağrısız doğum nedir ?

    Ağrısız doğum; doğum sancıların karında basınç, kasıklarda baskı şeklinde algılandığı, tamamen normal bir doğumdur. Tek farkı doğum sancılarınızı karnınızda sadece kasılma (ve bebek çıkarken kasıklarınızda basınç) olarak hissetmenizdir. Ağrı acı yoktur. Bölgesel analjezi uygulamasından sonra doğuma kadar geçen sürede yürüyebilir, odanızda dolaşabilirsiniz.Sizi doğumhaneye alıp, pozisyon verdiklerinde karnınızda kasılma, kasıklarınızda baskı hissedince siz de eşzamanlı olarak ıkınır, bebeğinizi aşağıya itersiniz. Her kasılmada bebek, doğum kanalında biraz daha ilerler ve en sonunda önce başı sonra vücudu doğar.

    İsterseniz öncelikle normal doğum ve evrelerini inceleyelim, sancılar nasıl oluşur, bir görelim:

    Doğum ve Evreleri
    Doğum anne rahmi içindeki bebeğin, zamanı gelince çeşitli kasılmalarla doğum kanalında ilerleyip dışarıya çıkması, dünyaya gözünü açmasıdır. Her kadının doğumu özeldir ve onun için unutulmaz bir tecrübedir.
    Normal doğum üç evrede (aşamada) gerçekleşir:
    1-Açılma (Dilatasyon)
    2-Bebeğin çıkışı (gerekirse öncesinde Epizyotomi açılır.)
    3-Halas (Plesantanın-bebeğin eşinin çıkımı) ile doğum eylemi tamamlanır.

    Doğum süresi:
    Doğum süresi; ilk veya 2.-3. doğum olması, bebeğin ve annenin boyu, kilosu, çocuğun pozisyonu, kanalın anatomik yapısı, annenin ruhi durumu ve benzeri pek çok faktörlerle değişebilmekle beraber; ilk doğumda ortalama 6-9 saat; daha sonraki doğumlarda 3-5 saattir.

    Doğum Ağrısı
    Doğum ağrısı, kendine has özellikleri olan çok yönlü bir ağrıdır ve genellikle çok şiddetlidir. Pek çok kadın için yaşadıkları en şiddetli ağrıdır. Doğumun birinci evresindeki ağrılar rahim kasılmaları ve rahim boynunun genişlemesi, doğum kanalı açılmasından kaynaklanır. Bu ritmik kasılmalar çeşitli biçimlerde hissedilir ve şiddetli menstruasyon (Aybaşı) sancısı gibidir.2. devrede ise bebeğin başının doğum kanalından aşağıya inip dışarı çıkarken kasık ve kalça tabanındaki yumuşak dokuların kasılıp germesinden kaynaklanır.

    Doğumun ilk safhasında hipnoz, akupunktur, Aromaterapi,Etonoks gazı,TENS uygulanması ve Petidin enjeksiyonu gibi bazı yöntemler denenmektedir.Fakat bütün daha sonra yeterli olmayabilir. Doğumun sonraki evrelerinde ancak Bölgesel Analjezi yöntemleri etkilidir.

    Analjezi “ağrısızlık, acı, ağrı hissedilmemesi” demektir. Bölgesel analjezi kişiyi uyutmadan, (şuuru açıkken) sadece ağrının oluştuğu veya iletildiği bölgenin geçici olarak uyuşturulması, o bölgedeki ağrı ve/veya hissin bir süreliğine yok edilmesidir.

    Normal doğumda bölgesel analjezi 3 farklı teknikle uygulanabilir. En yaygın yöntem epidural analjezidir. 2. yöntem spinal analjezidir (Genellikle doğumun ilerlemiş safhalarındaki ağrı tedavisinde, çıkım öncesi şiddetli sancılarda, ıkınmayı engellemeyecek ilaçlarla uygulanır.) 3. yöntemde kombine spinal epidural analjezidir. Buradaki amaç her iki yöntemin avantajlarından istifade edebilmektir.

    Normal doğumda altın standart: Epidural Analjezidir.

    Normal doğum için en çok tercih edilen, en etkili, en güvenli ve en sık kullanılan yöntemdir. Bel bölgesindeki duramater zarı etrafına (Epidural alana) ağrı kesici ilaçların enjeksiyonu ile gerçekleştirilir. Anne adayı baskıyı, dokunmayı hisseder, hatta kalkıp yürüyebilir ama ağrıyı hissetmez. Normal doğum için gerekli olan doğum sancısı, kasılmalar vardır ama rahatsız etmez.

    Ne zaman uygulanır ?
    Rahim kasılmaları düzenli hale geldikten (Doğum ağrıları oturduktan) sonra rahim ağzı yaklaşık % 60-70 incelip, açıklığı 4 cm’e ulaşınca yani sancılar anneyi ciddi olarak rahatsız etmeğe başlayınca uygulanır. Daha önce uygulanması, kasılmaları etkileyip doğumu geciktirir. Geç kalındığında ise hem anne gereksiz ağrı çekmiş olur hem de ağrılar daha sık geleceğinden anne adayı işlem süresince hareketsiz kalamaz ve epidural uygulanması zorlaşabilir.

    DOĞUMDA EPİDURAL ANALJEZİ

    * Günümüzde ayaklarda uyuşukluk veya ağırlık hissi olmaksızın doğum sancısını yok etmek diğer bir ifadeyle “Mobil ağrısız doğum” mümkündür. Uygulamadan sonra yürüyebilirsiniz.
    * Epidural analjezi sizi sersemletmez, hasta hissettirmez, ayrıca bağırsak hareketlerini durdurmaz, gaz çıkarımını engellemez.
    * Hem psikolojik rahatlama, hem de kas spazmının çözülmesiyle normal doğum şansınızı artırır.
    * Doğum stresinizin çoğunu giderir, kaslarda gevşeme ve rahatlama sağlar.
    * Sancıları ağrı olarak değil, basınç ve kasılma olarak hissedersiniz. Çıkım esnasında kasılmalara eşzamanlı ıkınarak doğuma katılabilir, doğumunuzu çabuklaştırabilirsiniz.
    * Doğum sonrası yorgun, bitkin olmadığınız için bebeğinizi çok daha çabuk kucağınıza alır, hemen besleyebilirsiniz.
    * Tecrübeli uzmanların yaptığı epidural sonrası baş ağrısı çok nadirdir(% 1 civarı). Oluşsa bile tedavisi mümkündür. Tedavi edilmese bile 7-15 gün içinde kendiliğinden, iz bırakmadan geçer.
    * Normal doğumun ağrı gideriminde altın standart “epidural”dir.

  • Akupunktur ve tüp bebek

    AŞILAMA, TÜP BEBEK TEDAVİ SÜREÇLERİNDE STRESİ YÖNETMEDE AKUPUNKTUR TEDAVİSİNİN YERİ

    Akupunktur ve Tüp Bebek – Geçmişte evlilikler erken yaşta yapılmaktaydı. Günümüzde, kadının iş hayatına daha geniş katılımı evlilik yaşını nerede ise 30 yaşın üstüne çekmektedir. Bununla birlikte; kariyer kaygısı ve ekonomik kaygılar yanı sıra evliliğin ilk yıllarında biraz çocuksuz olma dileği de bu yaşın 1-2 yıl gecikmesine neden olmaktadır.

    30’lu yaşlarında anne olma isteği belirginleşen anne adayı çocuk yapma düşüncesini üretirken beraberinde yaşımda 30’ un üstünde ya hamile kalamazsam kaygısını da beyninde yaratmaktadır.

    İşte sadece bu kaygı bile bir kadının hamile kalmasını engelleyebilmektedir.

    Sosyal çevrenin ürettiği baskının yanına bir de aşılama veya özellikle tüp bebek tedavisinin başarısızlığı eklendiğinde anne adayının hamile kalamama korkusu daha da büyümekte ve başarı daha da düşmektedir.

    Yapılan çalışmalar tüp bebek tedavisi gören anne adaylarının hamileliğini etkileyen en önemli nedenlerden birinin stresle başa çıkamamak olduğunu göstermektedir.

    Öyle ise anne adayının stresle başedebilmeyi sağlaması gerekmektedir. Stresle başedebilmek insan beyninin bir fonksiyonudur. Bununla birlikte insan beyninin özellikle limbik sisteminin stresle ilgili doğru donatılması önemlidir. Bu çocuk sahibi olmakla ilgili düşüncelere kadar uzanan bir çalışmadır.

    AKUPUNKTUR TEDAVİSİ İLE GÜCÜNÜZÜ KAZANIN

    Akupunktur tedavisi, limbik sistemi düzenleyerek anne adayının strese karşı dayanıklılığını arttırmakta ve süreçle boğuşabilme gücünü kazandırmaktadır.

    Bunun ötesinde bazı anne adaylarının yeterli kalınlığa ulaşamayan endometriumlarının kalınlaşmasını sağlayarak döllenmiş yumurtanın uterusa tutunmasını kolaylaştırmaktadır.

    Akupunktur ; otonom sinir sistemimiz üzerinden hormonal dengenin oluşmasına ve yumurta kalitesinin de artmasına katkıda bulunmaktadır.

    Akupunktur tedavisi eşliğinde transfere gitmiş anne adayları ile akupunktur tedavisi görmeden transfer yapılmış anne adaylarının hamile kalma oranlarını ve bu hamileliklerin devam etme oranlarını karşılaştıran bir çok çalışma vardır.

    Bu araştırmalar akupunktur tedavisi gören anne adaylarının hamile kalma ve bu hamileliği sürdürme oranlarının daha yüksek olduğunu göstermektedir.