Etiket: Anne

  • ÇOCUĞA SINIR KOYMA- ÖDÜL VE CEZA KULANIMI

    ÇOCUĞA SINIR KOYMA- ÖDÜL VE CEZA KULANIMI

    Çocuklar dünyayı keşfetmek isterler. Bunu yaparken kendi davranışları ve başkalarının tepkilerini gözlemlerler. Davranışlarının sonuçlarından yola çıkarak nasıl davranmanın uygun olduğunu öğrenirler. Anne babalar tarafından konulan sınırlar, çocuğa henüz hiç tanımadığı dünyadaki güvenebileceği yol göstericilerdir. 
    Sınır koymak belli bir amacı olan, mantıklı kurallar belirlemek, bu kuralların sebebini çocuğa açıklamak ve bu kuralları tutarlı bir şekilde uygulamak demektir. Sınır koymak, çocuk için güven içinde hareket edebileceği alanı belirler. Çocuklar fiziksel ve duygusal sınırlarını bildiğinde kendilerini daha güvende hissederler. Sınırlar istenilen davranışların kazanılmasına, çocuğun kendini kontrol etmeyi öğrenmesine, sorumluluk sahibi olmasına yardımcı olur.
    Sınırlar çocuğun topluma uyumunu kolaylaştırmaktadır. Sınırsız bir ortamda büyüyen çocuk, kendisini güvende hissetmez. Başkalarından onay alma ve destek ihtiyacı daha fazla olur. Kendi sınırlarının nerede biteceğini bilmediği için başkalarının sınırlarını zorlayan, rahatsızlık veren, sorumluluk almakta zorlanan, özgüvensiz ve doyumsuz bir kişi olabilir. 
    Çok katı sınırların olduğu ailelerde ise çocuğun kişiliği bastırılır. Çocuk korku ve öfke hissedebilir. Bu sebeple sınırların gerektiğinde esnetilebilir olması önemlidir.
    Ödül ve Ceza Kullanımı
    Belirli bir davranışın çocuk tarafından doğru ya da yanlış olarak değerlendirilmesi, o davranışın ardından ailenin ne tepki verdiğine bağlıdır. 
    Ödül vermek çocuğun olumlu davranışını fark etmek ve ona olumlu geribildirim vermek demektir. En iyi ödüllendirme yöntemi maddi ödüller vermek yerine kullanılabilecek duygusal ve sosyal ödüllerdir. Çocuğun olumlu davranışını alkışlamak, kafasını okşamak, olumlu sözler söylemek ve gülümsemek ödül olarak kullanılabilir. Ödül istenen davranışın hemen ardından gelmeli ve bu davranışı pekiştirmelidir. Çocuğun olumsuz davranışlarının vurgulanması ve eleştirilmesi yerine, olumlu davranışlarına odaklanmak, çocuğun olumsuz davranışlarının azalmasına yardımcı olacaktır. 
    Ödül, çocuğa bir şey yapması için önceden önerildiğinde yanlış kullanılmış olur; “Ödevini bitirirsen sana çikolata veririm” demek gibi. Böyle bir tutum çocuğa ödev yapmanın onun için faydalı olduğunu ve onun sorumluluğu olduğunu öğretmez. Ödev çikolata için yapılan, çikolatadan daha az değerli bir şey halini alır. Ayrıca bu durum, bir dahaki sefere çocuğun ailesinden daha fazla şey talep etmesine de sebep olacaktır. Çocuğa çok fazla ödül vermek de doğru değildir. Bu verilen ödülün etkisini azaltacaktır.
    Çocuklar yanlış bir davranışta bulunduklarında ve bir kurala karşı geldiklerinde suçluluk duygusu hissederler. Anne babalarının sevgisini kaybetmekten korkarlar. Yaptığı davranışın sonucuna katlanması, çocuğun hissettiği suçluluk duygusunun azaltır. Yanlış bir davranışta bulunduğunda, çocuğa uygulanan yaptırım, genellikle çocuğa cezalı olduğu şeklinde sunulur. Ancak ceza kelimesi çocukta anne babasının kendisinden intikam alması, ona çok kızgın olması, onu sevmemesi gibi bir algı yaratabilir. Bu sebeple çocuğa cezalı olduğunu söylemek yerine, davranışının sonucuna katlandığını açıklamak daha doğru olacaktır. 
    Çocuğun olumsuz davranışı tekrar yapması durumunda aynı yaptırımla karşılaşması gerekmektedir. Uygulanan yaptırım çocuğun yaşına ve gelişim dönemine uygun olmalıdır. Çocuğu oyun, etkinlik, televizyon gibi bazı şeylerden mahrum bırakmak ve mola vermek olumsuz davranışın sonucu olarak kullanılabilir. Ancak bu yaptırım istenmeyen davranışın hemen ardından verilmeli ve o davranışla ilgili olmalıdır. 
    Çocuğa ağır cezalar vermek, özellikle fiziksel cezalar, utanç ve umutsuzluk duygularına sebep olur. Aynı zamanda bu yolla anne baba, çocuğa şiddet kullanmakla ilgili olumsuz örnek olmuş olur
    Anne babalar sınır koyarken nelere dikkat etmeli?
    1.Belli bir amacı olan, net ve tutarlı sınırlar belirleyin. 
    2.Çocuğa beklenilen davranışı açık bir dille anlatın.
    3.Çocuğa konulan kuralın sebebini açıklayın. Sınırın sebebinin açıklanması inatlaşma ve çatışmaları azaltır. Kendisine açıklama yapılan çocuk anne babası tarafından önemsendiğini hisseder.
    4.Olumsuz davranışın sebebinin ne olabileceğini araştırın. 
    5.Çocuğa, onun neye ihtiyacı olduğunu, ne hissettiğini, ne istediğini anladığınızı ifade edin. 
    6.Çocuk kendisinden beklenilen davranışı gösterdiğinde, başarısız da olsa, çabasını tebrik edin. Olumlu davranışları övün, teşvik edin.
    7.Çocuğa sunulan seçimler arasından tercih hakkı verin. Böylece çocuğun daha değerli hissetmesini sağlarsınız. 
    8.Sınır koyarken sakin kalın, öfkeye kapılmayın. Çocukla net, kararlı ve kibar bir dille konuşun.
    9.Sınır koyarken çocuğa gereğinden uzun açıklamalar yapmayın. Aynı cümleleri çocuğa tekrar tekrar söylemeyin. Bir kere söyleyin ve uygulayın.
    10.Anne-baba olarak sınırlar hakkında ortak bir tutum izleyin, tutarlı olun. Birinizin hayır dediğine diğeriniz evet demesin. 
    11.Olumsuz davranış hakkında uzun konuşmalar yapmayın, olumsuz davranışa odaklanmayın. 
    12.Çocuğa şart koşmayın, onunla pazarlık yapmayın.
    13.Çocuğa yaş ve beceri düzeyine uygun sorumluluklar verin. 
    14.Çocuklar taklit ederek öğrenirler. Kendi davranışlarınızla ona olumlu model olun. 
    15.Çocuğun istediği şey makul bir istekse hemen “Hayır” demeyin. Çocuğun isteklerinin çoğuna “Hayır” demek çatışmaları arttıracaktır. Bu sebeple “Hayır” dediğiniz şeyleri gözden geçirin ve olabildiğince azaltmaya çalışın. 
    Olumsuz davranışın sebebini bulmak önemlidir. Çocuklar kendilerini üzen ya da kızdıran bazı durumlara maruz kaldıklarında, duygusal bir ihtiyaçları yeterince karşılanmadığında (Örneğin; yeterli ilgiyi görmediklerinde), nasıl davranmaları gerektiğini bilmediklerinde uygun olmayan davranışlarda bulunurlar. Bu sebeple çocuklar olumsuz davranışlarda bulunduğunda, hemen bir ceza vermek yerine çocuğun böyle davranmasının sebebinin ne olabileceği üzerinde düşünmekte fayda vardır. Anne babalar çocuğun neye ihtiyacı olduğu, neyin canını sıktığı ya da nasıl davranması gerektiğini bilip bilmediği üzerinde düşünmelidir. 
    En önemli disiplin aracının çocukla kurulan olumlu ilişki olduğu unutulmamalıdır. Ebeveyn ve çocuk arasında sağlam bir ilişki olduğunda, anne babanın çocuğa sınırları öğretmesi de daha kolay olacaktır.

  • Çalışan anneler dikkat

    Çalışan Anneler

    Çocuklarını çalışarak büyüten anneler bunun yaşamlarındaki en zor şey olduğunu söylerler. Çalışan annelerin bir bölümü ekonomik yetersizlikler nedeniyle çalışmak zorunda oldukları, diğer bir bölümü ise ekonomik bağımsızlıklarını kaybetmemek veya mesleklerinden uzak kalmamak için çalışır. Her iki koşulda da çalışan annelerin en önemli sorunları aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir;

    1. Çocuk bakıcısı arayışı,
    2. Aşırı sorumluluk yüklenme, zihinsel ve bedensel yorgunluk,
    3. Suçluluk duygusu.

    a. ÇOCUK BAKICISI ARAYIŞI

    Çocuğunuza kimin bakacağına doğumdan önce anne ve baba birlikte karar verin.

    Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişi bir akraba ise:

    Bu kişinin çocuğunuza bakmaya gerçekten gönüllü ve uygun olduğundan emin olun,

    Bu kişiden çocuğunuza mümkünse kendi evinizde bakılmasını isteyin,

    Çocuğunuzun geceleri ve hafta sonları sizinle kalmasını sağlayın,

    Bu kişiye çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizi açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bildirin.

    Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişi bir çocuk bakıcısı ise,

    Bu kişinin çocuk bakıcılığı için gerçekten yeterli ve uygun olduğundan emin olun,

    Bu kişiden çocuğunuza kendi evinizde bakılmasını isteyin,

    Evinizde yatılı kalarak çocuğunuza bakmasını talep etmeyin,

    Bakıcının çalışma düzenini ve iş tanımını önceden belirleyin, çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizle birlikte açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bu kişiye bildirin,

    Yeterli bir süre çocuğunuza bu kişiyle birlikte bakın ve çalışmaya başlamadan önce aşamalı olarak günün belirli saatlerinde evden uzaklaşarak çocuğunuzu bu uzun süreli ayrılığa yavaş yavaş alıştırın.

    Çocuğunuza bakıcı ararken şunlara dikkat edin;

    Bakıcıda aradığınız özellikleri önceden sıralayın ve önceliklerinizi belirleyin (tıpatıp beklentilerinize uygun biri karşınıza çıkmayabilir),

    Bakıcıyı mümkünse evinde ziyaret edin, çocuklarıyla ilişkisini gözlemleyin,

    Referanslarıyla ve komşularıyla görüşün, gerekli belgeleri temin edin.

    Çocuğunuza bakıcı ararken şu özelliklere sahip olmasına dikkat edin;

    Temiz, düzenli ve dürüst olmasına,

    Aile yaşantısının düzenli olmasına,

    Dakik ve elinin çabuk olmasına,

    Sevecen ve güleryüzlü olmasına,

    Esnek ve hoşgörülü olmasına, katı-kuralcı olmamasına,

    Yeniliğe ve değişime açık olmasına, sabit fikirli olmamasına,

    Sorumluluk ve insiyatif sahibi olmasına,

    İletişim becerisinin olmasına,

    Yaş ve kişilik olarak bakılacak çocuğun annesine benzemesine,

    Sabırlı olmasına,

    Eğitimli, kendini yetiştirmiş ve bilinçli olmasına,

    Çocuğu ya da işe devamını etkileyecek bir rahatsızlığının olmamasına,

    Sigara içmemesine.

    b. AŞIRI SORUMLULUK YÜKLENME, ZİHİNSEL VE BEDENSEL YORGUNLUK

    Çalışan annenin en önemli sorunu aşırı sorumluluk yüklenmesi ve yorgunluktur; çünkü bu sorun annelere çözümsüz ve başa çıkılamaz gibi görünür. Alışıldık bir düzen vardır; evde ve işte yapılacaklar zaten belirlidir, şimdi hepsine geceyi gündüze katan bir bebek eklenmiştir ve gün 24 saattir, dolayısıyla yorgunluk kaçınılmazdır. Böyle değerlendirince, gerçekten de çalışan anne için yapılacak pek birşey yok gibi görünüyor. Oysa ki, durum hiç de öyle umutsuz değil, çalışan anneler iş listelerini pekala hafifletebilirler;

    Gerek evde gerekse işte, yükünüzün arttığı dönemlerde bir süre yalnızca acil ve önemli olan işlerinizle ilgilenin

    Bazı işleri başkalarına devretmeyi deneyin, işyerinde iş arkadaşlarınızdan; evde ise eşinizden, varsa diğer çocuklarınızdan veya yakınlarınızdan yardım isteyin. Çocuğunuz yokken evinizle, kadın olduğunuz için eşinizden daha çok ilgilenmiş olabilirsiniz, bu aynı düzenin devam edeceği anlamına gelmez.
    Eşiniz yeni doğan bebeğinizi emziremez belki ama, bugüne kadar hep sizin hazırladığınız akşam yemeğini hazırlayabilir. Aile içinde yapılabilecek ufak düzenlemeler size kısacık da olsa rahat bir nefes alma olanağı sağlayacaktır.

    Yükünüzün çok arttığını hissettiğiniz yerde bazı alışkanlıklarınızdan tamamen vazgeçin, bunun için kendinize önceden “vazgeçilebilirler listesi” bile hazırlayabilirsiniz. Örneğin, ev işleri için düzenli bir yardımcı alamıyorsunuz ve iki haftada bir mutlaka mutfağın dolaplarının temizlenmesini gerekli buluyorsunuz ve artık buna ayıracak zamanınız yok. Eşiniz hayatta yapmaz böyle bir işi, anneniz çok yaşlı, akadaşınıza böyle bir şeyi teklif etmeyi düşünemezsiniz bile… O zaman bu alışkanlığınızdan vazgeçin ya da bu düşüncenizi terkedin; iki haftada bir mutlaka mutfağının dolaplarının silinmesini gerekli bulan bir kadın değilsiniz artık. Mutfak dolapları bekleyebilir, arkadaşlarınız bekleyebilir, müşteriler ve hatta müdürünüz bile bekleyebilir, ama çocuğunuz bekleyemez. İnsan yaşamında pek çok şeyden istifa edebilir herhalde, ancak annelikten istifa edemez.

    c. SUÇLULUK DUYGUSU

    Dozu değişmekle birlikte hemen her çalışan annenin yaşadığı bir duygudur suçluluk. Bu duyguyu hafifletmek için şöyle düşünebilirsiniz;

    – çalışmak zorundayım (çocuğum için para kazanmam gerekiyor)

    – çalışmayı seviyorum (çocuğum mutlu bir anneyi hakediyor)

    Çalışan annelerin çoğu (ekonomik zorunluluklar nedeniyle doğumdan sonra işe başlayanlar dışında) çocuk sahibi olmadan önce de, çalışan kadınlardır. Önceden çalışma hayatı olan, üretken bir kadının uzun süre evde oturması, mesleki kaygılar, sosyal ve duygusal tatminsizlikler doğurur. Oysa her çocuk mutlu, üretken, kendisiyle barışık bir anneyi, kendisi için işini terketmiş, saçını süpürge etmiş bir anneye tercih eder. Unutmayın ki çocuğunuz sizin aynanızdır; siz mutluysanız o da mutlu olur, siz kaygılıysanız o da kaygılıdır, siz hayatla hep kavga ederseniz o da kavga eder.

    İşlerinizi planlı yaparak, hiçbir şey için çocuğunuza ayırdığınız zamandan çalmayarak ve bu zamanı en verimli şekilde değerlendirerek suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışın. Hafta sonu onunla baş başa yapacağınız bir doğa gezisi, haftanın 5 günü sabahtan akşama kadar onunla birlikte olup hiçbir şey paylaşmamaktan çok daha iyidir. Çocuğunuzla birlikte olduğunuz süre değil, bu süreyi nasıl değerlendirdiğiniz önemlidir. Bu sürenin azlığına ya da çokluğuna değil, çocuğunuzla kurduğunuz ilişkinin kalitesine ve bunu geliştirmeye odaklanmaya çalışın.

    Suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışırken pratikte sizi zorlayan durumlarla karşılaşırsınız, bunların üzerinde çok fazla durmamaya gayret edin. Örneğin; çocuğunuzu kreşe veya bakıcı annesine bırakıp işe giderken ilk zamanlar arkanızdan bir süre ağlayacaktır, bu çok doğaldır.*Çocuğunuz bazen size bir yabancı gibi davranacaktır, babaannesine daha düşkün olacaktır veya bakıcı annesine “anne” diyecektir. Bunlar kuşkusuz her anneyi üzer ve suçluluk duygusunu artırır. Bu gibi durumları çocuğunuza bakan kişiye atfetmemeye çalışın, hatta çocuğunuz kendisine bakan kişiyi bu kadar sevdiği için sevinin. Bu durumları çocuğunuzun size verdiği bir mesaj olarak da algılayabilirsiniz; onunla daha çok birlikte olun ve oynayın.*2

    Unutmayın,
    çalışan bir annenin çocuğu olmak hayatta insana kaybettirdiklerinden çok daha fazla şey kazandırır.


    *Haftalarca süren ağlamalar ve bunlara eşlik eden başka sorunlar varsa, mutlaka bir uzmana başvurun.

    *2Annenin herhangi bir sebeple çocuğuna karşı ilgisiz olduğu durumlar burada söz edilenin dışındadır ve bunlar ayrıca ele alınmalıdır.

  • Doğum Sonrası Depresyon

    Doğum Sonrası Depresyon

    Doğum Sonrası Depresyon / Postpartum PPD

    Doğumdan sonra her 10 anneden biri doğum sonrası depresyon denilen durumlar karşı karşıya kalabilir. Bebek sahibi olan annenin vücudundaki kimyasalların sosyal ve psikolojik değişikliklerin etkisiyle majör depresyon belirtilerinin yaşanacağı biçimde işlemesine Postpartum depresyon (PPD) denir.

    Postpartum Depresyon Belirtileri

    Uyku eksikliği, cinsel istekte azalma, iştah eksikliği, ruh halindeki değişimler ilk belirtileridir. Doğum sonrası depresyonu geçiren kişiler değersizlik, ümitsizlik, yetersizlik duygularını abartılı şekilde yaşayabilir, depresyonun şiddetine göre ilerleyen aşamalarda intihar düşünceleri geliştirebilirler.

    Kimler Postpartum Depresyon Riski Taşır

    Doğuma psikolojik ve bedensel anlamda hazır olmayanlar, ileri yaşlarda doğum yapanlar, istemeyerek doğum yapanlar ve mutsuz veya stresli bir evlilik dönemi geçiren annelerde postpartum depresyonu görülme ihtimali diğer annelere göre daha yüksektir.

    POSTPARTUM DEPRESYON TEDAVİSİ SÜRECİ

    Postpartum depresyon tedavisi konusunda atılacak ilk adım gerekli duygusal desteğin sağlanmasıdır. Tedavi çerçevesinde annenin eşi ve birinci derece yakınlarına durum karşısında nasıl davranmaları gerektiği öğretilir. Bu bilgilendirme ve destek çalışmalarının yeterli olmadığı daha ileri düzeydeki rahatsızlıklarda ilaçlı tedavi düşünülür ve emziren annelerin bebeklerinin ilaç tedavisinden minimum düzeyde etkilenmesini sağlayacak ilaç seçenekleri değerlendirilir.

    Ne Zaman Uzman Desteği Alınmalıdır?

    Kendini olumsuz etkilerden koruyamayan anne maalesef çocuğunu korumaktan da aciz kalabilir. Tedavi edilmemiş doğum sonrası depresyon yeni anneye zarar verirken bebeğe karşı de çeşitli risk faktörleri barındırır. Postpartum depresyon belirtileri 15 günden fazla sürüyorsa, günlük yaşam akışını olumsuz etkiliyorsa, anne aşırı endişe içindeyse ve kendine veya bebeğe zarar vermeyi aklından dahi geçiriyorsa hiç vakit kaybetmeden, kesinlikle belirtilerin kendiliğinden hafiflemesini beklemeden bir uzmandan yardım alması gerekir.

    Tedavi Sürecinde Annenin Yapabilecekleri

    Hormonal değişikliklerin düzenlenmesi amacıyla alınması gereken doktor onaylı ilaç ve takviyelerin aksatılmaması, iyi beslenme, iyi bir uyku düzeninin kurulması, bebeğin bakımında yakın bir aile bireyinden yardım alınması ve mümkünse bu kişinin evin içinde ya da yakınında ikamet etmesi, annenin mümkün olduğu kadar gün ışığından yararlanması, kendini eve kapatmaması, yürüyüş yapmak ve müzik dinlemek gibi zihni rahatlatacak aktivitelerde bulunması doğum sonrası depresyon tedavisi konusunda anneye düşen görevlerden bir kaçıdır. Eğer imkan varsa psikolojik destek alınması bu sürecin en az zararla atlatılmasını ve anne ile yeni doğan bebek arasında kurulması gereken sağlıklı bağın oluşmasını sağlayacaktır.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • ATATÜRK’ÜN PSİKOLOĞU

    ATATÜRK’ÜN PSİKOLOĞU

    Devleti Aliyye yıkılacak. Batıdan uzun boylu, mavi gözlü bir adam gelecek.
    Baktığı zaman karşısındaki insanı eritecek. Serbest Fırka kuracak.
    Adına da Serbest Cumhuriyet denilecek.
    Dünyaya milletini tanıtacak ve 15 sene hükümdarlık sürecek” 

    MuhiddiniARABİ (1165-1240).

    O yaklaşık 700 yıl önce gelecekle ilgili kitabında önsezilerini böyle dile getirdi. Ayrıntılardan bütüne gittiğimizde ise sanki Mustafa Kemal Atatürk’ü tarif ediyordu. Kimilerinin önsezi, altıncı his, duru görü, üçüncü göz, hissi kablel vuku, olarak değerlendirdiği güçlerden yararlanmak çok özel kişilere verilmişti. Belki de hepimizde az çok vardı da biz bunları değerlendiremiyorduk.

    Bilim adamları bu güçlerin kaynağını araştırıyor. Bazı bilim adamlarına göre geleceği görme yeteneğinin merkezi, diansefal dediğimiz ve sempatik sinir sisteminin birleştiği beyin merkezidir. Bu sinir sistemi, Merkezi Sinir Sistemi denilen ve vücut hareketleri yani bilinçli hareketleri kontrol eden sinir sisteminden büsbütün başkadır. Bir diğer görüş Colorada Üniversitesi nöroloji uzmanlarından Steven F. Maier’den geliyor; ‘Bağışıklık sistemini önemli bir duyu organı olarak kabul ediyoruz’ diyor. Bağışıklık sisteminin sadece vücudu mikroplardan korumadığını ayrıca beyini harekete geçirerek gerekli tepkileri vermesi konusunda uyardığını düşünülüyor.

    İçime doğdu ben bunu biliyordum..!

    Muhyiddin-i Arabi veya Nostradamus gibi bu işin kitabını yazacak olağandışı güçlerimiz olmasa bile, halk arasında “içime doğdu”, “sezdim” olarak ifade edilen öngörü ya da altıncı his hemen hemen bütün insanlarda mevcuttur. Günlük hayatın içinde hayatın içinde gözlemlemeniz mümkündür. Ancak, insanlar tam bir koşuşturma içinde bulundukları için bu olağandışılığın farkına varamazlar. Fark etseler bile tesadüf deyip geçer ve büyük bir hızla unuturlar.

    Hayatınızda iyi veya kötü şeylerin başınıza gelmeden önce hisleriniz tarafından algılanabileceğini iddia ediyoruz. Kendi yaşamınızda karşılaştığınız bu gibi olağandışılıklar 5 duyunuzdan öte bir algılama kanalınızın olduğunun en belirgin delilidir. Ancak çoğu kişi açıklayacak mantıklı bir sebep bulamadıkları için genellikle üzerinde düşünmezler.

    Babamın Ölümünü Gördüm

    1978’de babamı bir trafik kazasında kaybettiğimde daha 12 yaşındaydım. Kazadan 2 hafta önce 3 gece üst üste onu tabutta taşınırken görüyordum. Babama çok kızdığım anların etkisiyle herhalde böyle şeyler görüyorum diye yorumlamıştım ki bir yolculuk dönüşü ölüm haberi geldi. Çocuklarda buna benzer önsezileri sıkça görebiliriz. Bunun dışında anne çocuk arasında, yaşlılarda kendisiyle barışık içinde olanlarda daha sık görülür. Tarihteki dehaların ise en yetenekleri yanı sıra güçlü bir önsezi geliştirdikleri söylenebilir.

    ATATÜRKÜN ÖNSEZİLERİ

    Bir gün gelecek, ben, hayal olarak kabul ettiğiniz bu inkılapları başaracağım. Mensup olduğum Türk Milleti bana inanacaktır. Düşündüklerim demogoji mahsulü değildir. Bu millet gerçeği görünce arkasından yürür. Saltanat ortadan kalkacaktır. Devlet mütecanis(tek çeşit) bir unsura dayanamayacaktır. Din ve devlet işleri birbirinden ayrılacaktır. Batı medeniyetine döneceğiz. Batı medeniyetine girmemize engel olan yazıyı atarak, Latin kökünden alfabe seçilecektir. Kadın ve erkek arasındaki farklar kalkacaktır. Emin olunuz ki hepsi bir bir olacaktır…” 

    (Atatürk bu konuşmayı yaptığı sırada Abdülhamit ülkenin tek hakimiydi. Ve padişahlık kuvvetli ve kutsal bir kurumdu.)

    Rusya’nın Geleceği 
    Kurtuluş Savaşı sırasında en büyük desteği Rusya’dan alan Mustafa Kemal,savaş sonrasında ise ilişkileri belli bir düzeyde sürdürüyordu. Çünkü Lenin’den sonra iktidarı ele geçiren Stalin Rusya’yı keyfi bir şekilde yönetiyordu… 1936 yılında Atatürk her zamanki gibi Çankaya’daki akşam yemeklerinde ülkenin sorunlarını konuşurken, masadakiler sık sık Paşam, Ruslar şöyle ileri adımlar atıyor, ekonomide, sanayide, askeri alanda şöyle başarılı oluyorlar diye anlatıyordu. Atatürk’ün bunun üzerine yemeği bırakıp masanın üzerindeki içinde meyvelerin bulunduğu tabağı alıyor ve yere atacakmış gibi yapıyor. Masadakilere : 

    Eğer bunu yere bıraksam kaç parça olur?” diye soruyor. “40 parça olurdu Paşam” diyorlar. “Hayır..” diyor Atatürk, soruyu yine tekrar ediyorlar, aynı cevabı alıyor. Bunun üzerine “Bilemediniz…” diyor. Ve devam ediyor: 

    Biraz sabredin…Yurtta Sulh, Cihan’da Sulha sarılın. Çünkü 60 yıl sonra Rusya 60 parça olacak. Bu nesil Bolşevik ihtilali yaptı. Kan kussa, kızılcık yedim der. Oğulları da babalarının istikametinde gider. Ama ondan sonraki nesil Rusya’yı 60 parçadan böler…

    (Yıl 1936 ..Henüz daha II.Dünya Savaşı çıkmamış ve Rusya büyük bir güç olmamış) Atatürk devam etmiştir: –
    (“Rusya bir gün dağılacaktır.O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke olacaktır.” diyen Atatürk’ün önsezisi 64 yıl sonra gerçekleşmiştir.)

    Annesinin Ölümüyle İlgili Gördüğü Rüya…
    Zübeyde Hanım rahatsızlığı artığından Uşşakizadeler ‘in evinde oğluna hasret vefat eder. Ancak bu haber Paşa’ya nasıl haber vereceklerini düşünüyorlardı. Annesinin ölümünden habersiz olan Mustafa kompartımanındaki hizmetine bakan Ali Çavuş’u çağırıp: -“Gördüğüm rüya canımı sıktı…”der. Ali Çavuş :

    Hayırdır Paşam” deyince Atatürk de rüyasını anlatır: -“Pek hayır olacağa benzemiyor. Kırlık bir yerdeymişiz. Her taraf yeşillik. Birden bire sel geliyor, annemi alıp götürüyor. Endişe ediyorum. Yaverlere söyle, İzmir’e telgraf çekip annemin sağlık durumunu sorsunlar…”
    Acı haber tez gelir derler. Kısa bir süre sonra Yaver Salih’in yolladığı şifreli telgraf le gelir. Atatürk telgrafın şifreli olduğunu derhal anlayarak: -“Annem öldü mü?” Ali Çavuş üzgün bir şekilde telgrafı uzatır:

    Sonuç;

    Bu yazının başlığını neden “Atatürk’ün Psikoloğu” olarak koyduğumuzu merak ediyor olabilirsiniz. Diyebileceğim şudur; İlk ve en değerli rehberiniz iç psikoloğunuzdur. Zamanla onlarla diyaloğunuzu kaybetmiş veya küstürmüş olabilirsiniz. Eğer onlardan yararlanmayı öğrenebilirseniz Atatürk’ün psikoloğu size de gönülden hizmet etmeye hazır olduğunu göreceksiniz.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Ailenin Birey Üzerindeki Etkileri

    Ailenin Birey Üzerindeki Etkileri

    Toplumu oluşturan en küçük sosyal kurum aile olduğuna göre sağlıklı toplumların oluşması açısından çocuğun eğitimi ile ilgili olarak ailenin izlediği yol çok önemlidir. Ailenin eğitime ilişkin tutumu ve eylemleri, içinde yaşanılan kültürün değerlerine ve normlarına göre şekillenmektedir. Gerek kırsal gerek kentsel kültüre ait olsun her ailenin toplum içinde bir konumu vardır. Bu sosyal konum doğal olarak ailenin eğitsel ortamını da etkilemektedir. Çocuğun hızlı gelişiminin olduğu ve kişilik özelliklerini yerleştirdiği temel eğitim döneminde aile ortamı eğitim açısından  oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Aile kişinin içine doğduğu, ilk sosyal deneyimlerini kazandığı ve daha sonraki yıllar için gerekli ilk adımları attığı yerdir. Çocukların ya da bireylerin kişiliklerinin temelleri bu ailede atılır. Ailenin sağladığı öğrenme yaşantıları ve sunmakta olduğu modellerin, çocuktaki olumlu sosyal davranış  ve değerlerin gelişmesinde önemli bir yeri vardır.

    Bu bakımdan ailenin çocuk ve yaşamı üzerinde etkisi büyüktür. Bu etkileşim daha anne karnında başlar. Bu evrede annenin duygusal dünyası, çocuğu isteyip istememesi ve benzeri faktörler karnındaki çocuk üzerinde son derece etkili olurlar. Bu evrede annenin mutsuzluğu, kızgınlığı, ruhsal durumu karnındaki çocuk üzerinde etkiye sahiptir. Annenin duyguları vücudundaki hormonlar yolu ile karnındaki çocuğa geçerler. Bu bakımdan anne çocuğu daha karnında iken etkilemeye başlar. Çocuk doğduktan sonra ise bu etkileşim artarak devam eder. Karşılıklı anne baba çocuk etkileşimi çocuk gelişiminin kilit özelliklerindendir. Anne babanın katılması, anne babanın kendine yardım edebilme yetenekleri ve çocuk yetiştirme stilleri, anne baba ve çocuk etkileşimlerini etkileyen ve erken dönemdeki gelişmeye, okula geçişe ve çocuğun gelecekteki verimine katkıda bulunan faktörlerdir.

    Sağlıksız ailenin temelinde birbirleriyle anlaşamayan, aralarında iyi bir iletişim ve etkileşim kuramamış olan eşler bulunur. Bu doyumsuzluklar çesitli patolojik davranışlara dönüşerek gerek eşler arasında gerekse çocuklarda bazı bozulmalara yol açabilmektedir. Ancak ailenin sağlıklı ve sağlıksız olmasında, dış uyaranların etkisi de göz önüne alınmalıdır. Aile içinde veya dışında, hastalık, ölüm, işsizlik gibi meydana gelen bazı olayların geçici de olsa, aile fonksiyonlarında birtakım bozulmalara sebebiyet verdiği kabul edilmesi gereken bir gerçektir. Aile grubu içinde rol alan kişilerin eksilmesi ve ilavesi, kişilerin yaşamlarında esas olan rollerde değişiklik olması veya kendilerine uygun olmayan bir role geçmek zorunda kalmaları bazı sorun odakları yaratarak, sağlıksız davranışları arttırabilir. 

    Sağlıklı anne çocuk ilişkisinin oluşumunda annenin ruh sağlığı büyük önem taşımaktadır. Mutsuz bir evlilik sonucu, annenin eşinden yeterli ilgi görememesi, ailenin ekonomik sıkıntıları, babanın, çocuğun doğumunu isteksiz bir sekilde karşılaması, annenin gerginliğini artıran, dolayısıyla anne çocuk ilişkisini zedeleyen etmenlerdir..

    Baba – Çocuk ilişkisi: 

    Baba olma kavramını değişime uğratan ve babanın çocuğun eğitimindeki rolüne ilginin artmasına yol açan pek çok etken vardır. Bunlar; politik, sosyal, ekonomik alandaki değişimlerin kadın-erkek rollerini etkilemesi, çalısan anne sayısının artması, kadının tam gün dışarıda çalışması bu etkenler arasında gösterilebilir.

    Babalık, eşin gebe olduğunun anlaşıldığı anda başlar. Erkekler baba kimliğini, hamilelik ile başlayıp doğum sonrası devam eden üç yıllık süreçte edinerek geliştirirler. Babanın çocuğuyla hemen bağ kurması önemlidir. Çünkü çocuğun ilk beş yıllık yaşantısı, ömrünün en önemli yıllarıdır.

    Anne – Çocuk İlişkisi:

    Çocuğun doğumundan önce bütün yükün annede olması ve doğumdan sonra da ağırlıklı olarak annenin sorumluluk taşıması nedeniyle çocuğun yetiştirilmesinde annenin görevi büyük önem arz etmektedir.

    Hayatın ilk yılında bebeğin psiko-sosyal görevi, güvenmeyi öğrenmektir. Bebek ile annesi arasındaki iliskiden doğan güven duygusu, insanın ileride kuracağı kisiler arası iliskilerin temelini oluşturur. Bebeğin ihtiyaçlarına annenin yerinde ve zamanında yönelebilmesi, onun sıkıntılarını giderebilmesi, sözsüz dilini anlayabilmesi anneyle bebek arasında kurulan karsılıklı anlayış ve güvenin temelini  olusturur.

    Annenin çocukla ilişkisinin en önemli evresi, doğumdan hemen önce başlayıp, doğumdan sonraki aylarda süregelen ilişkidir. Burada annenin başta eşinin desteği olmak üzere toplumca destek ve yardıma ihtiyacı vardır. Anne çocuk ilişkisinde fiziksel temas büyük önem taşır. Annenin beden kokusu, ısısı, çocuğu alış biçimi bu iletişimde çok önemlidir. Özellikle 0-3 yaş arasında olması gereken bu yakın ilişkinin gerçekleşmemesi, gelecekte görülebilen birtakım davranış bozukluklarının sebebi olarak gösterilmektedir. Yine bu dönemde annenin yokluğundan kaynaklanan “duygusal yoksunluk”, gerek zihinsel gerek duygusal ve sosyal gelişim gerilemesine ve gecikmesine neden olabilmektedir…

  • Yeni Yıl

    Yeni Yıl

    Yeni yıl bazen gerçekten en yeni güzellikleri getirebilir.
    Geçen yıl zorlukları yorgunlukları kadar çok özel güzellikleri de yaşattı. Bu aralık ayı benim için tüm aralık aylarından çok daha özel . 2015 bana yep yeni bir güzellikler getirdi. Bu bu yıl aralıktan ocağa yeni bir yıla kavuşurken içimdeki heyecanı sebebi olan duygu kelimelere sığar mı bilemiyorum. Yıllardır bebeklerle , hamile annelerle , çocuklarla çalışan bir uzmanım. Hep onları ailemin bir parçası gibi hissetim.Dayılar ,teyzeler kuzenlerler ve kuzenlerimin bebekleri ,çocukları derken kalabalık bir ailem var. Bu nedenlerle hep kendimi şanslı hissetmişimdir. Bu yıl ise hepsinden de özel bişi oldu. Bunu deneyimlemek hepsinden özel bir şans. Dört ay önce teyze oldum. Kaan bebeğe dört ay boyunca hikayeler anlattım. Onunla oyunlar oynadım . Annesi kadar vakit ayıramasam da onunla vakit geçirmek kendi olmasına katkı sağlamak harika bir şey. Ve içimde anne olmaya dair çok güçlü gerçek kıpırtılar var. Çünkü kendim olabilme mücadelesini vermiş ve ayrılmış bir birey olarak benden ayrılmasını kabullenebileceğim bir varlığın içinde başlayan serüvenine dahil olmak istiyorum. Çünkü bence bir bebeğe ,bir çocuğa hediye edilebilecek en önemli şey kendi olma fırsatı. Yeni yıl için duygularımı yazama fikri oluşunca size 2015’te bana verilmiş en güzel armağanı Kaan bebeği, anne olma isteğimi sizinle paylaşmak istedim. Ve bilgilerin çok konuşulduğu dünyamızda duygulara dair bir şey yaz yazmak istedim. Ve bu nedenle de önce kendi duygumdan başladım Yıl bitmeden terapist , gelişim psikoloğu ve aile danışmanı olarak sizinle paylaşmayı sevmeyi ve aile olmayı kolaylaştırcak bir kaç öneride bulunmak isterim Yeni yıla girerken genelde hediyeleşiriz, paylaşaırız, heyecanlarınırız. Doğru hediyeleri seçmek için özeniriz. Hediyeler seçerken sevdiklerinizi mutlu etmek ve güzel anılar bırakmak için uğraştığımız saatlerin sonunda istediğimiz şey sevdiklerimizin yüzünde oluşan mutluluk ifadeleridir. Bebeğin neşeli bir şekilde agulaması, çocuğun sevinçle yaşasın harika demesi, yetişkinin samimi bir şekilde hediyesini sahiplenmesi işte oldu dedirtir bize. Her gelen yeni yılda hediyeleşmeler, sofrada buşmalar ve diğer paylaşımlar sevdiğimizi mutlu etmenin hazzını yaşatır . Yaşamımızda sevdiklerimizinle mutlu anılar ve iyi duygular biriktirmek çok önemlidir.
    Psikolog, pedagog ,aile danışman ve psiko terapist olarak bebeklerin, çocukların,annelerin ,babanın duygusu ile ilgileniyorum. Mesleğimde 17. Yılı bitirip on sekizinci yıla girereken tecrübeler ve bilgilerim ışıgında bebeklerin daha anne karnında duygu belleklerini oluşturmaya başladığından çok emininim . Üç yaş öncesinde ne yaşadıklarını hatırlasamasalarda bebekler annelerinin babalarının ve çevrelerinde ki diğer kişilerin duygularından etkilemektediler. Böylece bebeklerin doğum anı dahil tüm anıları, yaşam boyu yaşa başa bakmazsızın mutlu başarılı ,özgüvenli ve sağlıklı kalmaya , kaliteli yaşam sürdürmeye etki etkilemektedir. Bugüne kadar duygularla ilgilenirken önce kendi duygularının mimarı olmayı ve kendimi değiştirmeyi kendime verilmiş en büyük hediye olarak gördüm. Kendime beğendiğim ürünleri alırken bir dakika kendi içime bakıp bana ne hissettirdiğini anlayıp sonra satın aldım. 31 Aralık 20015 akşamı içinde öyle yapıcağım. Sevdiklerime süpriz yapmayı çok çok seven bir insanım. Sevdiklerime , hayatıma değer katan güzel insanlara hediye seçerken onların beğenileri ile benim onlar için olan güzel duygularımı birleştirerek seçimler yaptım. Size bilindik gelecebilecek çok önemli bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Aynı zamanda kendim için sizin için ve sevdiklerimiz bir temenni de bulunacağım. Dilerim sevdiklerinize hazırladığınız tüm güzel süprilerin içine koşulsuz sevgi koyasınız. Ve dilerim sevdikleriniz için yaptığınız tüm yatırımları kendiniz istediğiniz için yaptığınızı hep hatırlarsınız. Bu farkındalıkla onlara ayrılma ve kendi olma şansını tanırsınız. Ve yaptığınız ve yepamadığınız şeyler için bir dakika içinize bakıp yapabildiklerinizi için kendizi taktir edersiniz Ve dilerim yapamadıklarınızı için kendi yolculuğunuzu başlatacak iç enerjiye ,inanca ve rehbere sahip olursunuz. 2016 ya kavuşa heyecanlarının ve 2016 daki duygu ve düşüncelerinizin isteklerinizi ve dileklerinizi kolayca getirmesi dileğiyle

  • Kendin Olma ve Koşulsuz Sevgi

    Kendin Olma ve Koşulsuz Sevgi

    Yeni yıl bazen gerçekten en yeni güzellikleri getirebilir. Geçen yıl zorlukları yorgunlukları kadar çok özel güzellikleri de yaşattı. Bu aralık ayı benim için tüm aralık aylarından çok daha özel . 2015 bana yep yeni bir güzellikler getirdi. Bu bu yıl aralıktan ocağa yeni bir yıla kavuşurken içimdeki heyecanı sebebi olan duygu kelimelere sığar mı bilemiyorum. Yıllardır bebeklerle , hamile annelerle , çocuklarla çalışan bir uzmanım. Hep onları ailemin bir parçası gibi hissetim.Dayılar ,teyzeler kuzenlerler ve kuzenlerimin bebekleri ,çocukları derken kalabalık bir ailem var. Bu nedenlerle hep kendimi şanslı hissetmişimdir. Bu yıl ise hepsinden de özel bişi oldu. Bunu deneyimlemek hepsinden özel bir şans. Dört ay önce teyze oldum. Kaan bebeğe dört ay boyunca hikayeler anlattım. Onunla oyunlar oynadım . Annesi kadar vakit ayıramasam da onunla vakit geçirmek kendi olmasına katkı sağlamak harika bir şey. Ve içimde anne olmaya dair çok güçlü gerçek kıpırtılar var. Çünkü kendim olabilme mücadelesini vermiş ve ayrılmış bir birey olarak benden ayrılmasını kabullenebileceğim bir varlığın içinde başlayan serivenine dahil olmak istiyorum. Çünkü bence bir bebeğe ,bir çocuğa hediye edilebilecek en önemli şey kendi olma fırsatı. Yeni yıl için duygularımı yazama fikri oluşunca size 2015’te bana verilmiş en güzel armağanı Kaan bebeği, anne olma isteğimi sizinle paylaşmak istedim. Ve bilgilerin çok konuşulduğu dünyamız duygulara dair bir şey yaz yazmak istedim. Ve bu nedenle de önce kendi duygumdan başladım Yıl bitmeden terapist , gelişim psikoloğu ve aile danışmanı olarak sizinle paylaşmayı sevmeyi ve aile olmayı kolaylaştırcak bir kaç öneride bulunmak isterim Yeni yıla girerken genelde hediyeleşiriz, paylaşaırız, heyecanlarınırız. Doğru hediyeleri seçmek için özeniriz. Hediyeler seçerken sevdiklerinizi mutlu etmek ve güzel anılar bırakmak için uğraştığımız saatlerin sonunda istediğimiz şey sevdiklerimizin yüzünde oluşan mutluluk ifadeleridir. Bebeğin neşeli bir şekilde agulaması, çocuğun sevinçle yaşasın harika demesi, yetişkinin samimi bir şekilde hediyesini sahiplenmesi işte oldu dedirtir bize. Her gelen yeni yılda hediyeleşmeler, sofrada buşmalar ve diğer paylaşımlar sevdiğimizi mutlu etmenin hazzını yaşatır . Yaşamımızda sevdiklerimizinle mutlu anılar ve iyi duygular biriktirmek çok önemlidir. Psikolog, pedagog ,aile danışman ve psiko terapist olarak bebeklerin, çocukların,annelerin ,babanın duygusu ile ilgileniyorum. Mesleğimde 17. Yılı bitirip on sekizinci yıla girereken tecrübeler ve bilgilerim ışıgında bebeklerin daha anne karnında duygu belleklerini oluşturmaya başladığından çok emininim . Üç yaş öncesinde ne yaşadıklarını hatırlasamasalarda bebekler annelerinin babalarının ve çevrelerinde ki diğer kişilerin duygularından etkilemektediler. Böylece bebeklerin doğum anı dahil tüm anıları, yaşam boyu yaşa başa bakmazsızın mutlu başarılı ,özgüvenli ve sağlıklı kalmaya , kaliteli yaşam sürdürmeye etki etkilemektedir. Bugüne kadar duygularla ilgilenirken önce kendi duygularının mimarı olmayı ve kendimi değiştirmeyi kendime verilmiş en büyük hediye olarak gördüm. Kendime beğendiğim ürünleri alırken bir dakika kendi içime bakıp bana ne hissettirdiğini anlayıp sonra satın aldım. 31 Aralık 20015 akşamı içinde öyle yapıcağım. Sevdiklerime süpriz yapmayı çok çok seven bir insanım. Sevdiklerime , hayatıma değer katan güzel insanlara hediye seçerken onların beğenileri ile benim onlar için olan güzel duygularımı birleştirerek seçimler yaptım. Size bilindik gelecebilecek çok önemli bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Aynı zamanda kendim piçin sizin için ve sevdiklerimiz bir temenni de bulunacağım. Dilerim sevdiklerinize hazırladığınız tüm güzel süprilerin içine koşulsuz sevgi koyasınız. Ve dilerim sevdikleriniz için yaptığınız tüm yatırımları kendiniz istediğiniz için yaptığınızı hep hatırlarsınız. Bu farkındalıkla onlara ayrılma ve kendi olma şansını tanırsınız. Ve yaptığınız ve yepamadığınız şeyler için bir dakika içinize bakıp yapabildiklerinizi için kendizi taktir edersiniz Ve dilerim yapamadıklarınızı için kendi yolculuğunuzu başlatacak iç enerjiye ,inanca ve rehbere sahip olursunuz. 2016 ya kavuşa heyecanlarının ve 2016 daki duygu ve düşüncelerinizin isteklerinizi ve dileklerinizi kolayca getirmesi dileğiyle
    Uzman Psikolog
    Burçin Demirkan Baytar
    www.burcindemirkan.com
    www.cocukailadanismanligi.com

  • Bebeğime kim baksın ?

    Bebeğime kim baksın ?

    İşim, Kariyerim, Bebeğim, Ailemin Geleceği…

    Gelişim Psikolojisi Uzmanı Burçin DEMİRKAN BAYTAR ile bakıcı seçimi hakkında anne-babaların en çok üzerinde durdukları konuları konuştuk. Çalışsın çalışmasın birçok anne çocuk bakımında desteğe ihtiyaç duyar. Üstelik özellikle büyük şehirlerde, hala, teyzeler gibi yakın akrabalar da eskisi kadar sosyal destek veremiyorlar. Bebeği olan anne, bebeği ile ilgilenmek için uğraşırken var olan diğer sorumlukları ile ilgili de düzenlemelere ihtiyaç duymaktadır. Üstelik yeni gelen bebekten önce dünyaya gelmiş büyümeye çalışan çocuklar varsa onların ruh sağlığını düşünmek de önemli. Bu dönemde bebek bakımında anne-babaların destek arayışları olmakta ve farklı çözümler devreye girmektedir. 14 yıllık meslek yaşantımda hep aynı soru ile karşılaştım.
    Bebeğime kim baksın?
    Yıllarca çok sayıda çocukta, bakan kişilerin etkilerini gözlemledim. Gelişim Psikolojisi Yüksek Lisans tez konumu bakıcı tutumlarının gecikmiş konuşmaya etkisi üzerine çalıştım. Konu seçiminde deneyimlerin çok etkisi var. Tabii hocamın da katkısı büyük… Anne, baba, bakıcı, büyükanne, büyükbaba, kreş bebeğin bakımında rol alıyor. Bakım verenler bazen birden fazla kişi de oluyor. Bakım veren kişilerde sorun varsa, çocuğun sorunlar yaşama ihtimali yüksek. Üstelik bakım veren kişilerin arasında yaşanacak tutum birliği olması da çok önemlidir. Anne-baba ve diğer kişiler bebeğe ve çocuğa benzer yaklaşım sergilemeli. Bebek ve çocuğun duygusal, bilişsel gelişiminde bakım veren kişinin önemi, o kadar geniş kapsamlı bir konu ki üzerine bir kitap yazmak mümkün.
    Bakım veren kişilerde sorun olunca çocuklar ne gibi sorun yaşıyor? 
    Bu sorun bazen takıntılar oluyor. Bazen aşırı hareketlilik, bezen kekemelik, konuşmada gecikme. Uzun bir liste sayabilirim ama her zaman bu tarz sorun yaşayan çocuğa bakım veren sorunludur diyemem . Sonuçta her çocuk kendine özgü öyküsü var.
    Bebekliklerin duygusal gelişimi etkileyen faktörler nelerdir?
    Bebeklik döneminde duygusal gelişimin sağlıklı olabilmesinde en önemli rol anne babaya düşmektedir. Günümüz koşullarında annelerin ve babaların çoğunun yoğun çalışıyor olması nedeniyle büyük anneler, büyükbabalar, profesyonel bakıcılar, kreşler de bebek bakımında rol almaktadır ama hiç biri anne babalık yapmaz. Bebeklikteki bağlanma kavramı, çok önemlidir. Bağlanma süreci, anne-baba ve bebeğe bakım veren diğer kişilerin olumlu tepkilerin verilmesi ile olumlu yönde gelişir. Bebekte güven duygusunun yerleşmesinde, bakım veren kişililerin tutumlarının güven verici ve rahatlatıcı olması çok önemlidir. O nedenle bebeğe kimin baktığı kadar, nasıl baktığı da çok önemlidir. Bakan kişilerin duygu ve davranışlarının tümü sağlıklı bir bebek ve sağlıklı bir çocuk yetiştirmeyi de önemli rol oynar. Bu duygu ve davranışlar çocuğun zihinsel gelişimini ve bedensel gelişimi de etkiler. Bu nedenle bakan kişinin ruh sağlığı da en önemli detaylardan biridir. Bu konuda uzun uzun konuşulabilecek bağlantılı birçok konu var. Depresyonda bir anne çocuğuna iyi bakım verebilir mi sizce? Tabi ki veremez. Bir bebeği ne kadarken bakıcıya bırakmak onun psikolojik gelişimi açısından tehlikeli? Şu kadarlıkken çocuğunuzu bırakmayın gibi bir öneriniz var mı? Neden? Bebekle, bebeğe bakım veren arasında gelişen ve bebekte güven duygusunu yerleştiren güçlü bir bağ vardır. İlk yılın ikinci yarısına kadar diye de anlatabileceğimiz 6 aydan sonraki dönemde bebek kendi ihtiyaçlarını karşılayan bakıcıya bağlanmaya başlar. Bu bağlanma süreci çocuğun, çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıkan birçok psikopatolojinin kaynaklı sorun bebeğin birincil bakıcısı ile olan ilişkisinin niteliği ile yakından ilgilidir. Literatürdeki bilgilerle deneyimlerimi birleştirerek düşündüğümde, net yaş söylemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Ailenin dinamiklerine göre değişir. Bence, bu konu “aile çocuk danışmanlığı” konusudur. Profesyonel destek bu aşmada süreci kolaylaştırır. Bebeğin gelecekteki ruh sağlığı için sağlam bir yatırım yapılmış olur. Ama en az bir yaşına kadar mümkünse 2 yaşına kadar anne bakımı iyi olur. 2 yaşta kreşe başlanabilir. Çocuklar okul öncesinde anaokulu eğitimine 3-3,5 yaş aralığında başlayabiliyor. Bu yaşa gelen çocuk, temel bakım ihtiyaçları açısından daha bağımsız oluyor. Bu yaş daha da uygun.
    Ama anne çocuğuyla tüm gün birlikte olmaktan keyif almazsa, iş hayatını özlerse depresyona giriyor. Önemli olan çocuğa bakan kişilerin sağlıklı olmasıdır. İşte bu gibi deneyimlerim nedeniyle ayrılma yaşı anneden anneye, aileden aileye değişir diyorum. Okul fobisi, özgüven sorunları gibi sorularla danışmanlık merkezimize gelen çocuklarla yaptığım aile çalışmalarında, çocuklarıyla oyun oynamayı sevmeyen ya da vakit bulamadığını söyleyen birçok anne babayla karşılaşmaktayım. Üstelik bu anneler çalışmıyor. Sözün özü bebeğimizin, çocuğumuzun oyun, beslenme gibi ihtiyaçlarına hayatımızda yer açmak ve bu yaşantılardan keyif almak önemli.
    Anneye kendini ve çocuğunu/bebeğini bu sürece hazırlaması için tavsiyeleriniz var mı?
    Küçük ayrılık süreçleri ile başlamak uygun olur. Bebek yarım saat başkasının bakımında olduktan sonra annesinin geldiğini deneyimler. Sonra bu saat dilim aşamalı olarak açılır. Tabii bu hazırlıkta hangi yaştaki bir çocuktan bahsettiğimize göre değişir. Dediğim gibi bu konu da yapılacak şeyleri yaşa ve aileye göre yapılandırmak gerekiyor.
    Anneye bakıcı bulması konusunda tavsiyeleriniz var mı? Nelere dikkat edilmeli? Bakıcının eğitimli olması en önemli kriter olmalıdır. Bakıcının seçimi ve eğitimini uzman desteğiyle yapmayı şiddetle öneriyorum. Ayrıca gelişim takibi çok önemli. Bakıcılar, büyükanneler geleneksel bilgilerle bebeğin gelişiminin yolunda olduğunu söyleyebiliyor. Ama maalesef bazen gerçek öyle olmuyor. Üç ayında konuşamayan bir çocuğa, erkek çocuktur konuşur diyerek her şey yolundaymış gibi davranıyorlar mesela… Ama yanlış! Uzman tarafından çocuğun gelişimi takip edilse bakım veren kişiler de anne babayı yanlış yönlendirmeyecek. Bebekler de sağlıklı gelişecektir. Anneanne/Babaanne gibi akrabaların bakma imkanı varken bebeği/çocuğu bir bakıcıya bırakmak doğru mu? Hangisini önerirsiniz?
    Büyükanneler denetiminde, 25 yaşlarda ve üstü bir bakıcı öneririm. Büyükanneler çocuğun enerjisine yetişemiyor bence. Ama istisnalar da var.
    Anne ve bakıcı arasındaki iletişim nasıl olmalı?
    Hep aynı soru. Asıl soru ”Bu profesyonel bakıcı nasıl biri olmalı” Evinizde çalışan biri gibi değil ailenizin bir üyesi gibi saygı çerçevesinde iletişim kurmak gerektiğini söyleyebilirim.
    Bebeğin/çocuğun bir süre sonra kendisinden uzaklaştığını bakıcısına daha fazla yakın olduğunu hisseden anne ne yapmalı? Tavsiyeleriniz neler? Anne eve geldiğinde düzenli olarak çocuğuyla kaliteli vakit geçirmeye özen göstermeli. Çocuğuna daha çok vakit ayırmalı. 3-5 aylıkken bakıcıya ya da anneanneye/babaanneye bırakılan bir bebeğin ileri ki yaşlarda anneyle ilişkisi etkileniyor mu? Böyle olması gerekiyorsa annenin suçluluk duymaması önemli, çocuğun yanında olabildiği zamanların kaliteli geçmesidir. Ve tabi ki bakım veren kişinin davranış ve tutumları da en önemli detaylardan biridir.

  • HİPNOZLA DOĞUM

    HİPNOZLA DOĞUM

    Günümüzde doğal doğum yerine sezeryan veya epidural anestezi yöntemlerini sadece acı çekemeyelim diye tercih eden annelerin sayısı artarken. Normal doğum sürecini destekleyen ve anne adaylarına ağrısız doğal doğum yapmaya hazırlayan bir yöntem olarak “hipnotik doğum” ilgi çekmektedir.

    Anne adayları doğuma kadar süreçte rutin kontrollerini bir kadın doğum uzmanı kontrolünde yaparken doğuma en doğal şekilde hazırlanmak üzere eğitimlere katılmakta bu eğitimlerde derin gevşeme, bilinçaltı iletişim, doğum nefesi, dalga yönetimi, hipnotik imgeleme zihin beden uyumu gibi eğitimler almakta doğum ile ilgili korkularını tahliye ederek bedenini doğuma hazırlayabilmektedir.

    Annenin Duygusal ve Zihinsel Durumu Anne Karnındaki Bebeği De Etkiler

    Nasıl ki bebek annenin beslendiği her şeyden nasipleniyorsa duygusal ve zihinsel durumlarından da etkilenerek daha anne karnında bilinçaltını bu verilerle depolamaya başlıyor. Annenin endişeleri, mutsuzlukları, güvensizlikleri, sıkıntıları ve söylemlerinden etkilenerek doğum sürecine ya daha stresli veya daha huzurlu girebiliyor. İşte bu noktada doğuma hazırlayan rehberin hipnozdan yararlanması arzu edilen sonucu oluşturmayı kolaylaştırıyor.

    Bilinçaltı bu negatif şartlandırmalardan arındırılarak doğuma hazırlanıyor ve çoğu psikolojik kökenli ağrı mekanizması doğum sürecinde farklı işliyor. Acılı bir süreci zevkli bir şekilde gerçekleştirebileceğini öğrenen anne bu özel anın pozitif etkilerini de bebeğine kodlamış oluyor.

    Hipnozla Doğumu Yapan Merkezler Var Mı?

    Doğum bir hastalık değildir buna rağmen doğumlar hastanede gerçekleştirilir. Doğum ameliyat olmadığı sürece doktorun işi değildir. Ancak bütün doğumlardan öncelikli bir kadın doğum uzmanı sorumludur. Bu konuda eğitimli hekim veya ebe sayısı maalesef yetersiz. Ancak hipnoz eğitimini doğum alanında kullanan uzmanlar ebe ve doğum uzmanlarıyla işbirliği yaparak annenin hipnotik doğum yapmasını sağlayabilirler.

    Bütün bu süreçleri korkusuz ve içgüdüsel gerçekleştirebilmek için kendi bilinçaltı ile iletişime geçmesini öğrenen her anne adayı “hipnotik doğum”dan yararlanabilir. Doğum sürecinde hipnoz uygulayan kişi doğumun kendisine karışmaz sadece anneye telkin verir. Üstelik bunu yapmayı kendi kendine de öğretebilir veya bir ses kaydı aracılığı ile doğum odasında dinleyerek doğum yapmasını sağlayabilir.

    Hipnotik Doğum İçin Kaç Seansa Katılmalıyım ?

    Doğuma 6 hafta kala 4 seanslık bir çalışma yeterli olur. Bu çalışmalar bilinç düzeyinde hazırlanmak üzere kişinin okumasını istediğimiz yayınlar var ve bu süreçte eşinde dahil olması mutlak surette katkısı olur.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • BUZDAĞININ ALTINDA KALAN GERÇEKLER: Eşimden soğudum diyenler OKUSUN

    BUZDAĞININ ALTINDA KALAN GERÇEKLER: Eşimden soğudum diyenler OKUSUN

    Yaşamdan örnek:

     65 yaşında baba anlatıyor: Kanser hastasıyım günlerim sayılı, iki kızım yanımda, ilk eşimden olan 

    bugün 38 yaşında olan oğlumu 35 senedir görmüyorum. Aramak sormak istiyorum hiç aklımdan 

    çıkmıyor  ama ona bir kez daha zarar verir miyim  diye korktum; size sormaya geldim.

    İlk eşim mahallede komşu kızıydı. 5 küçük kız kardeşim ve annem eve gelen gelini her akşam bana 

    kötülediler. Gençtim acemiydim oğlum 1 yaşında iken boşandım. Kısa zaman sonra tekrar evlendim. 

    Belirli aralıklarla eve aldığım oğlumu koynumda yatırdım, yokluğunda özledim. Biraz sert mizaçlı ikinci 

    eşimi önce uyardım, sonra gözdağı verdim nafile. Eve gelince suskun kedi gibi buluyordum oğlumu, 

    bir kez vücudunda çimdik izi buldum, bir günde iki gözünün altını mor halkalar halinde buldum.3 

    yaşında  ki  oğlum susuyordu . Boşandığım annesine onu hangi yüzle verecektim. Bir hafta iş yerine 

    götürerek oğluma kendim baktım. İkincisinden ikiz kızım olmuştu. Ben onu yere çarpmak istiyordum 

    ama kızlarımı emzirirken görüp aklım başıma geliyordu. 

    Soğuk iş yerinden sıcak evimize oğlum gitmek istemiyor ikinci eşimi görünce korku ile yaprak gibi 

    titriyordu. Göz altındaki morlukların sarı yeşile dönmesi iki haftayı aldı. Komşular görmüştü söylediler 

    duvara çarptığı oğlum bir müddet baygın kalmıştı. Kontrolümü kaybettim karımın saçlarını yola yola 

    dövdüm, yalvardı, yemin etti, pes etti, oğlumdan özür dilettim, başka bir yerde iş gösterilmişti bana, 

    çocuğu evde bırakıp gittim. İşim erken bitmişti sessizce evin bahçesine girdim, oğlum evin yukarıda 

    korkuluksuz  terasında yürüyor, karımda aşağıda kollarını açmış “atla oğlum” deyip bağırıyordu, 

    çocuğu durdurdum. Götürüp annesine bir daha onu görmemek üzere bıraktım. Ömrüm boyunca 

    oğlumun korkmuş kocaman gözleri, yastığımda beni hiç yalnız bırakmadı.

    Oğlumdan öğrendiklerimiz: 

    5 yaşında iken anneannemin kapısına gelen ve anneannemi silahı ile korkutan jandarma beynimde 

    asla silinmedi. Annem derki, o günden sonra 12 yaşına kadar ara ara yatağımı ıslatmışım. Bugün panik 

    atak ve kaygı bozukluğu hastasıyım. Beyin travması geçirdiğim için duvarlara çarpıldığımı 

    hatırlamıyorum. 3 yaşındayken sadece düğüne giderken beni yanına almayan annemin beni tamamen 

    terk ettiği korkusuna kapılışımı asla unutmuyorum. Babamı affettim, çünkü çocukluğunu öğrendim. 

    Babama yaşıt olan ve bana babalık yapan dayıları nehirde gölde balık avlarken, 5 kız çocuğundan 

    sonra dünyaya gelmiş ve sokağa bırakmadan büyütülmüş ve kişiliği zayıf gelişmiş babam, ne annemi, 

    ne beni, ne de kendini ömrü boyunca korumayı beceremedi. Duyduklarım hayatımı yöneten annesi 

    ve kardeşlerinden sonra üvey anne onu bir ömür ezmiş ve büyümüştü. Bu adamı tanıyorum ama 

    benim babam değil!!!