Etiket: Anne

  • Hipnozla Doğum

    Hipnozla Doğum

    Hipnozla doğum medyatik isimlerin yaptığı doğumlarla gündeme oturdu. İnsanlar kolay ve rahat doğumun büyüsüne kapılıp heyecanlandı. Özgü Namal evde hem de hipnozla doğum yaptı. İngiltere Kraliyet ailesinin genç çifti Prens William’ın, hamile eşi Kate, hipnozla doğum yaptı. Bugün sizlere hipnozla doğum ve hipnobirthing doğum farkındalığını ve doğumda bize faydalarını paylaşacağım.

    Günümüz kadınının korkulu rüyası oldu doğum. Çalışan annenin çocuk bakıp büyütmesi, bakıcı sorunu gibi sorunlar unutuldu, tek derdimiz nasıl doğuracağım oldu. Şimdilerde hipnozla doğumu duyan anne adayları bunu sallanan bir saate bakarken uyumak o ara pıt diye bebeğinin kucağına gelmesi, ardından da uyanmak şeklinde düşünüyorlar ki durum böyle değil.

    Doğumun temel felsefesi gevşemeyi bilmektir. Gevşemeyi çözen anne, korkulu bir doğumu değil keyifli rahat bir doğumu yaşar. Gevşemeyi sağlayan bir sürü yöntem vardır. Doğumda doğru nefesi kullanma, masaj, aroma terapi, duş, suda yatmak, hipnoz, dua etmek, akua bası, akupunktur, homeopati vb. Hipnoz bu yöntemlerden sadece bir tanesi.

    Hipnozla doğumun en çok bilineni İngiltere de uygulanan Hipnobirthing doğumdur. Dick Read prensiplerine dayanır. Hipnozla doğumdan farkındalığı vardır. Bu doğumda gebe doğum öncesi yeterli ve pozitif doğum bilgisi almalıdır. Doğumda doğru nefesleri nerede nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Hatta bu eğitimlere eşiyle birlikte katılarak destsek alır. Gevşeme tekniklerini kullanır, zihinsel arınma ve imajinasyon, hipnozla korkuların giderilmesini öğrenir. Oto hipnoz yapmayı bilir ve doğum öncesi öğrendiği oto hipnoz tekniğini travay esnasında kendi kendine içsel yolculuğunda çok rahat kullanabilir. Aktif doğum tekniklerini kullanabilir. Artık kendine her anlamda güveni gelen gebe doğumda tercihler bile sunmaya başlar.

    Hipnozla doğumda ise gebenin doğum öncesi böyle bir eğitim almasına ihtiyaç yoktur. Amaç ağrıya ve ağrı algısının değişimine odaklanmaktır. Hipnoz telkinleri ve teknikleri ön plandadır oto hipnozla korkular çalışılabilir. Bu konuda tecrübeli bir hipnoterapist ya da mümkünse kadın doğum hekimi aynı zamanda da hipnoterapist ise güven duygusu daha yoğun olacağı için telkinin gücü de o kadar artacaktır. Bilinmesi gereken bir şeyde herkesin hipnoz olamayacağıdır. Toplumun yüzde onluk kesimi hipnotik telkine yatkın değildir.

    İster hipnoz, isterse hipnobirthing ile doğum yapan anne bebekleri inanılmaz derecede huzurlu ve mutlu doğarlar. Doğum sonrası yaşanılan ten tene temas anne bebek arası bağlanmayı da oldukça artırır. Bu da güven dolu bir neslin varlığı için ilk adımdır. Unutulmaması gereken bir şey hayat doğumla başlar. İlk günden doğum sarsıntısı yaşamadan huzurla dünyaya gözlerimizi açalım.

  • Suda Doğum

    Suda Doğum

    Yaşam kaynağı olan su, rahatlık, temizlik ve huzur anlamına gelir. Suyun rahatlatıcı ve gevşetici etkisi nedeniyle suda doğum yöntemi yıllardır alternatif bir yöntem olarak gebelerde kullanılmaktadır. İlk suda doğumun 1803’de Fransa’da olduğu belirtilmiştir. Sonrasında Rusya, İngiltere, Kanada, Avustralya gibi ülkelerde uygulanmıştır.

    Fransız Dr. Michel Odent’in hastane ortamında doğum havuzlarını kullanması ile bu tekniğin kullanılması yaygınlaşmıştır. İngiltere Kraliyet Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Derneği’nin 2009 yılında normal takipli gebelere suda doğum seçeneğini alternatif bir yöntem olarak sunmuş ve aktif hayatta da bunu uygulayan bir ülke olmuştur. Amerikan Kadın Hastalıkları ve Doğum Derneği 2014 yılında suda doğumun halen deneysel aşamada bir yöntem olduğu görüşünü savunmuştur.
    Suda doğumun alternatif bir yöntem olarak pek çok avantajı vardır. Doğumda kullanılan ılık su kasları gevşetmekte, endorfin hormonu salınımını artırmaktadır. Gebe bu etkilerden dolayı kasılmaları daha az ağrılı hisseder. Uterusa giden kan miktarı artar ve rahim daha güçlü kasılır. Ilık su içinde perine kasları rahatlar gevşer. Bebeğin başı daha rahat aşağıya doğru iner. Epizyo açılmasına ihtiyaç kalmadan doğal sıyrıkları ile doğar. Perine hasarı daha az görülür. Doğum süresi kısalır. Doğumda ilaç /analjezi kullanımı ve müdahaleler azalır. Gebenin doğuma odaklanması kolaylaşır. Suyun içinde mahremiyet daha rahat sağlanır. Doğuma odaklanması kolaylaşır. Anne rahatlığı ve memnuniyeti artar. Gebenin doğuma aktif katılımı sağlanır. Sezaryen oranları düşer. Suda doğum anne gibi bebeği de olumlu olarak etkiler. Bebek uterus içindeki ılık su ortamından dışardaki ılık havuzuna yumuşak bir geçiş yapar. Yeni doğanın doğum travması ve korkusunu yaşamadan sessiz sakin bir ortama doğmasıdır. Doğum travmatik olmadığından da bebek terk edilmişlik ve panik duygusu yaşamaz.

    Suda doğumda su ortamından diğer bir su ortamına geçen bebek, doğum havuzundaki ilk anlarında ihtiyaç duyduğu oksijeni tıpkı anne karnında olduğu gibi kordondaki anne kanından alır. Doğum havuzundaki suyun sıcaklığı ve bebeğin suyun içinde olması nefes alma refleksini engeller. Nefes alma refleksi bebek sudan çıkarıldığında havuza göre soğuk bir ortamla karşılaşmasıyla harekete geçer ve bebek suyun dışında nefes almaya başlar.
    Yer çekiminin suda azalması, annenin oturarak aktif doğum yapması, doğumu kolaylaştır. Ayrıca suda doğum düşünen kadınların bu kararlarını hekimleri ile birlikte vermeleri gerekir. Hekimlerinde bu konuda eğitim almış ve tecrübeli olması önerilir, yüksek riskli gebelerin, annede enfeksiyon olanların veya normal doğuma uygun olmayan gebelerin suda doğum yapmamaları daha uygundur. Su havuzlarının bakım ve temizliği önemlidir. Tek kullanımlık steril malzemeler bu iş için idealdir. Fetüs suda iken uygun monitorizasyon gereklidir.
    Dünyada ve özellikle İngiltere’de suda doğum yaygın olarak kullanılmaktadır. Ankara’da bir süredir gebelerimize seçenek olarak sunduğumuz suda doğum yönteminin ülkemizde giderek daha çok tercih edileceğini ve bu imkanı sağlayan hekim ve sağlık kuruluşlarının sayısının artacağını düşünüyoruz.

  • Ten Tene Temas

    Ten Tene Temas

    Bebeğin doğumdan sonra ilk dakika ve saatler içinde karşılaştığı ortam ve davranışlar onun gelişiminde olumlu veya olumsuz birçok etki bırakacaktır. Yapılan birçok araştırmalar doğar doğmaz bebeğin annesiyle ten tene temas sağlanmasının önemini vurgulamaktadır. Doğum sonrası bu yaşamdaki ilk saat çok önemlidir, bu süreçte bebek annesiyle tanışmakta ve bir aile oluşmaktadır. Bu özel zaman dilimine hiçbir şekilde zorunlu olmadıkça müdahale yapılmamalıdır. Güvenli bağlanma doğum anında ten tene temas ile başlar. Çocuk doğduğunda ve ilk iki ay anneyi kendisinin uzantısı gibi algılar. Annesini görmemesi onu kaygılandırır. Annesi ile güvenli bağlanma yaşayan çocuklar ileride kendisi ve toplumla barışık bir şekilde yaşar.

    Bebeğin ağlayıp ilk solunum hareketini yaptıktan sonra anne ile bebek arasındaki ten tene temas ile ilk bağlanma sağlanmalıdır. Doğumdan sonraki ilk 30 dakika bebeğin en uyanık olduğu dönemdir. Ten tene temas sezeryan uygulanan vakalara da uygulanabilir. Prematür bebeklerde bile ten tene temasın birçok faydaları görülmüştür. Bebeğin doğumundan sonraki ilk birkaç hafta mümkün olduğunca ten tene temas sağlanmalıdır. Anne ile temas bebeğin yaşam alanıdır. Bebeği bu alandan koparırsanız strese girer. Dünya Sağlık Örgütü 2003 yılından itibaren yenidoğan bebekler için ten tene teması önermektedir. Anne uygun olmadığı durumlarda bebeğin en tanıdığı diğer kişi baba ile ten tene temas sağlanmalıdır.

    Ten tene temas ile bebeğin solunumu düzene girer, kan şeker seviyesi düzenlenir, bebek vücut sıcaklığı korunur, stres hormonu seviyesi düşük kalır, bebek daha çabuk uykuya geçer, daha uzun uyur ve ağlama sıklığı düşer. Annelerde ten tene temas ile oksitosin hormonu salgılanır. Bu hormon bebeğin annesine dokunduğu, memesini ararken yaptığı temaslar nedeniyle hormon salınımını en üst noktaya çıkmaktadır. Aşk hormonu olarak ta bilinen oksitosin hormonu sayesinde annede rahatlama, bebeğe bağlanma ve bebeğe bakım verme isteği ortaya çıkar. Bebek açısından bakıldığında anneden ayrılmak hayatı tehdit eden bir durumdur. Ayrılık durumunda bebek annenin sağladığı sıcaklığa ve korumacılığına tekrar kavuşmak için ağlar ve aşırı tepkiler verir. Bebek annesinden ayrıldığında vücut ısısında düşme, kalp atımında azalma ve kan şekerinde düşme meydana gelir. Kısa dönem ayrılık bebekte bir sıkıntı oluşturmadığı görülmekle birlikte ayrılığın uzun sürmesi bebeğin ileriki hayatında kalıcı hasarların oluşmasına sebebiyet verecektir.

    Sonuç olarak bebeğin doğumdan sonraki hayata uyum sağlayabilmesi için ten tene temas önemli yer tutmaktadır. Fizyolojik faydaları yanında psikolojik olumlu etkileri de bulunmaktadır. Yapısal ve fonksiyonel olarak bebeğin beyin gelişimine katkısı vardır. Doğum sonrası bebek ile anne arasında ilk tanışmayı ten tene temas ile sağlayarak sağlam bir yuvanın kurulması yönünde büyük bir adım atılmasına vesile olunacaktır.

  • Doğal Doğum

    Doğal Doğum

    Kadın bedeni çok güzeldir, nasıl doğum yapacağını bilir. Bebekler sakin bir şekilde dünyaya gelir. Yeter ki biz hekimler buna inanıp beklemeyi ve sabretmeyi bilelim. Doğum yapan bedenin içgüdülerine kulak verelim. Doğumun fizyolojisine saygı duyalım. Kısaca her şey yolunda gidiyorsa dokunmayıp takipçisi olalım, yalnızca gerektiği yerde ve gerektiği zamanda doğum eylemine müdahale etmeliyiz. Doğal doğum da hormonlar aktif olarak salgılanır. Sevgi hormonu oksitosindir. Doğumun rahat geçmesini sağlayan ve bağlanmadan da sorumlu olan endorfindir. Annenin doğum anında enerjisini sağlayan adrenalindir. Doğum sonrasında da bebeğine bakım verme gücünü sağlar. Doğum sonrasında emzirmeden sorumlu olan prolaktin hormonudur.

     
    Yeni doğan bir bebek annesine ihtiyaç duyar. Oysaki en doğal küvez anne kucağıdır. Anne bebek bağlanmasında ilk 30 dk. Çok kıymetlidir. Planlanarak yapılan sezeryan ve indüklenen doğumlarda, bebek kendisini birdenbire dış dünyada hazırlıksız bulur bu durum anne ve bebek bağlanmasını negatif yönde etkiler ve emzirme problemlerini de beraberinde gelir. Bebeğin tek ama tek ihtiyacı annesidir.

  • Gebelikte Kilo Alımı

    Gebelikte Kilo Alımı

    Gebenin ilk muayenesinde kilo ve boy ölçüsü, tansiyonu değerlendirilmektedir. Kan ve idrar tahlilleri ile böbrek ve şeker hastalığı olup olmadığı tespit edilir. Gebelikte ideal kilo alımının ortalama 10 – 12 kg. olduğu kabul edilmektedir. Ancak bu oran annenin gebe kalmadan önceki kilosuyla da ilişkilidir. İlk 24 hafta ayda bir kilo, son 16 hafta içinde ortalama ayda 1,5 kg. alınması tavsiye edilir. Çok fazla kilo alımları hipertansiyon ve gebelik diyabetinin gelişmesine neden olabilir. Çok fazla kilo alan gebelerde normal gebelik krampları daha fazla görülebilir. Fazla kilodan dolayı gebelik diyabeti ve hipertansiyon görülürse, doktor özel bir diyet uygulayabilir.

    Gebelik öncesi ideal kilonun altında olan gebelerin daha fazla kilo lamya gereksinimleri olabilir. Annenin, gebelikten önceki kilosu ve gebelikte aldığı kilo bebeğin ağırlığını doğrudan etkilemektedir. Gebelikte alınan kilonun idealin altında olması bebeğin erken doğmasına, bebek ölümlerine ya da düşük kilolu bebeklerin doğmasına neden olabilmektedir. Ancak diyabetli bir annenin bebeği çok kilolu doğabilir. Bu gebelikte alınan kilo ile ilgisi yoktur. Bazen anne gebelikte çok kilo alıp, bebeği düşük kilolu olabilir. Bu durumda genellikle annenin bebeği besleme problemi olabilir. Annenin yüksek tansiyonu, damar hastalığı ya da bebeğin bir enfeksiyon geçirmesi ya da bilinmeyen bir neden buna neden olabilir. Böyle durumlar mutlaka doktor kontrolünde olmayı gerektirir. Bununla birlikte düşük kilolu bir bebeğin sağlıklı olması, düşük kilolu olmasının bir sakıncası olmadığını ortaya koyar.

    Anne gebelikte normal kilo almasına rağmen bebekte gelişim bozukluğu tespit edilirse, bebeği önce bir perinatolog görmelidir. Bebekte problem yoksa anne tekrar ele alınmalıdır. Bebekte gelişme geriliği varsa, yaşayacak duruma geldiğinde sezaryenle çıkarılıp gelişmesine dışarıda tamamlaması sağlanabilir.

    Gebelikte bedende su artışı olmaktadır. Rahim 50 – 60 gr. büyümektedir. Plasenta 500 gr.dır. Plasenta içinde belli bir su ağırlığında bebek yaşıyor. Anne doğum yaptığında yaklaşık 5 kg. doğumda vermektedir. Loğusalık döneminde bedendeki değişikliklerin çoğunun normal düzeye dönmesi, bedendeki suyun çekilmesi gebelerin aldığı kilolarının büyük kısmını geri vermesine yardımcı olmaktadır. Eski kilolarına dönemeyen anneler de diyetlerine ve egzersizlerine biraz dikkat ederek kilo verebilmektedirler. Ancak loğusalık ve emzirme döneminde annelerin normalden 500 kalori fazla almaya gereksinimleri vardır. Bu durumda iken annelerin diyet yapmalarından çok yağ, protein, karbonhidrat olarak dengeli beslenmeye dikkat etmeleri daha önemlidir. Bunların yanı sıra doktor kontrolünde ekstra mineral, demir, kalsiyum, folik asit alması gerekmektedir.

  • Hamileliğinizi planlayın

    Hamileliğinizi planlayın

    Gebelikte risklerden kaçınmanın ilk adımı , gebelik öncesinden planlama yapmakla başlar. Gebelik öncelikle planlı bir eylem olmalı, çiftler bebek sahibi olmaya karar verdiklerin de  yani kendilerini ruhsal ve sosyolojik olarak çocuk sahibi olmaya hazır hissettiklerinde mutlaka bir kadın-doğum uzmanına gidip danışmanlık almalı.

    Gebeliklerde risklerden kaçınmak mümkün mü?

    Gebeliklerde risklerden kaçınmak aslında gebelik öncesinden başlamalıdır. Hamile kalmak planlı bir eylem olmalı, çiftler bebek sahibi olmaya karar verdiklerinde mutlaka bir kadın-doğum uzmanına başvurarak danışmanlık almalı. Daha henüz hamile kalmadan riskler hakkında bilgilenmeli ve adet tarihi bir hafta geçtikten sonra hekime gebelik şüphesiyle başvurup, takibe alınmalıdır. Pek çok hamile kadın adetinin 1 hafta geçtikten sonra hekime gitmek için beklemek de o zamanda dış gebeliklerin erken yakalanması ve düşük tehditlerine zamanında müdahale edilebilme şanslarını kaçırmaktalar. Gebelik riskleri doğum sonrasına kadar sürdüğünden doğum sonrası 40. güne kadar da hekimiyle bağlantısını koparmamalıdırlar. 

    Bu riskler nelerdir?

    Riskli gebeliklerin anneden ve fetusdan kaynaklanan riskler olmak üzere iki boyutu vardır. Ancak, anne ve fetus o kadar yakın ilişkidedir ki gebelik boyunca genellikle birine dair riskler diğeri için de yüksek risk taşımaktadır. Anneden kaynaklanan, gebelik öncesi süreç için en önemli risklerin başında gebelik yaşı gelmektedir. İdeal gebelik yaşı 20-30 yaşları arasıdır. Her ne kadar gelişen teknoloji ile sınırlar zorlansa da 18 yaş altı ve 35 yaş üstü gebelikler yüksek risk taşırlar. Çünkü, yaşla birlikte genetik hastalıkların sıklığı artar, kronik hastalıklara maruz kalma riski artarken, annenin gebelikte oluşabilecek fiziksel yük artışına dayanıklığı azalır. 18 yaş altı anne adayları fiziksel ve ruhsal gelişimlerini tamamlayamadığından gebelik risklerini daha yoğun yaşarlar. Yüksek tansiyon da gebelik öncesi süreçte önemli bir risk faktörüdür. Yüksek tansiyonlu anneler, gebelikte kalp-damar sistemlerinin yüklenmesine bağlı sorunlara daha açıktır. Ayrıca gebelik tansiyonu ile komplike olduğunda hem anne hem de bebek için yaşamsal sorunlar çıkarabilir. Şeker hastalığı da gebe kalmayı engelleyebilir. Gebelik sırasında da annenin bozulan metabolizması hem anne için ek bir yük oluşturur hem de fetusta yapısal anomalilerin sıklığını artırır, doğum ve sonrasında bebekler için pek çok problem çıkarabilir. Annenin ileri derecede kansızlığı, kalp, böbrek ve romatizmal hastalıklar gibi sistem hastalıklarının bulunması, aşırı zayıf ya da aşırı kilolu olması, alkol, sigara, düzenli ilaç kullanımı, miyomunun bulunması önemli risk faktörleridir.

    Riskler gebe kaldıktan sonra da oluşabilir mi?

    Tabii. Gebelik tansiyonu ve buna bağlı gelişebilecek komplikasyonlar, gebelik şekeri, anne için artan fiziksek yük oluşturması ve birden çok bebeğin karında yer kaplamasına bağlı annenin organlarının baskı altında kalmasına yol açmasının yanı sıra tek yumurta ikizlerinde ya da tek eşli ikiz bebeklerin birbirinden kan çalabilerek, her iki bebeğin hayatını tehlikeye atması nedeniyle çoğul gebelikler, birtakım romatizmal hastalıkların gebelikle ilişkili formları, annenin sularının erken gelmesi, bebeğin eşinin doğum yolunu kapaması, anne rahminde doğumsal kusurların olması gebelik döneminde gelişen risklerdir. 

    Bu riskler, ne zaman ve nasıl tespit ediliyor?

    Bebeklerde oluşabilecek yapısal ve kromozom anomalileri en önemli risklerdir. Bu nedenle aileler mutlaka, 11-14 hafta değerlendirme testini, 18-23 hafta 2. düzey ultrasonografik değerlendirmesini yaptırarak, problemler tespit edilmelidir. Bu problemler içinde anne karnında tedavi edilebilenler tedavi edilmeli, doğum sonrası tıbbi ya da cerrahi girişim gerektiren bebekler için uygun şartlar sağlanmalı, yaşamla uyumlu olmayan anomaliler için ise ailelere danışmanlık yapıp onları doğum sonrası oluşabilecek şoklardan korumalıdır.  Aslında, 11-14 hafta değerlendirme testi ve 18-23 hafta detaylı ultrasonuna bu dönemde yapılacak gebelik kontrolü ve rutin testler de eklendiğinde gelişebilecek riskler konusunda genel bir izlenim elde edilebilmektedir. Tüm riskli gebelik taramalarının en önemli iki basamağı bu dönem olmaktadır.Ve bu iki testte deneyimli ellerde ve iyi kalitede yapılırsa anlamlıdır. 

    Daha sonrasında yapılması gerekenler var mı?

    Bu dönemde saptanan risklere göre daha sofistike yöntemlerle risk taşıyan gebelikler özel izlenmeli diğer gebeler ise rutin gebelik takiplerine dönmelidirler. 

    Riskli gebelikleri azaltmak için neler yapılabilir?

    Mümkün olduğunca 18 yaş üzeri ve 35 yaş altı bir yaşta ve sosyo-ekonomik ve psişik olarak uygun zamanda doğuma karar verilmelidir. Ailede olan kronik hastalıklar ve genetik sorunlar hakkında  hekime eksiksiz bilgi verilmeli, gebelik süresince dengeli beslenilmeli, kontroller aksatılmamalı, 6-7. aydan itibaren bebek hareketleri düzenli olarak sayılmalıdır. (Gün içinde bebek en az 10 kez oynamalıdır.) Gebelik sırasında sularının gelmesi, kanama olması ya da genital akıntı olması durumunda derhal doktora başvurulmalı, imkanları olan aileler 11-14 hafta değerlendirme testini ve  18-23 hafta detaylı ultrasonografik incelemesini ihmal etmemelidirler. 

    Günümüzde gebelik risklerinin saptanmasında teknolojinin sınırları nelerdir?

    Şaşırtıcı şekilde gelişen teknoloji ve bilgi birikimiyle artık bebeğin burun kemiği ense kalınlığı ve çene kemiklerinin ölçüsüyle kromozom anomalilerini tarayabiliyoruz. Rahim kan akımları Renkli Doppler ultrasonla ölçülerek, gelişebilecek gebelik tansiyonu (gebelik zehirlenmeleri) ve fetusda büyüme, gelişme geriliği olabileceğini tahmin edebiliyoruz. Bebeğin beyin kan akımı ölçülerek bebekte anne karnında iken kansızlığının derecesini takip ediyor, ya da birtakım damarlarını inceleyerek, bebeğin anne karnında oksijenlenmesini tespit edebiliyoruz. Lazer yöntemiyle ikizler arasında birbirlerine kan kaçaklarını anne karnında ameliyat edebiliyoruz. Kalem kadar küçük kameralar kullanarak anne karnında bebeği görüntüleyip birtakım ameliyatları bebeğe anne karnında uygulayabiliyoruz. 

    Bu alanda son dönemde heyecan verici bir gelişme var mı?

    Son yıllarda anne karnındaki fetusun hücrelerinin anne karnına karıştığı tespit edilmiş Buradan hareketle, birtakım özel yöntemlerle bu hücreler tespit edilip, bebeğin genetik yapısı anneden basit bir kan şekeri bakar gibi alınarak değerlendirebiliyor.Bu yöntemle bebek de özellikle Down Sendromu ve pek çok genetik kusur  invazif bir işlem(iğne ile anne karnına girip amnios suyu örneklemesi yada eşinden biopsi alınması gibi risk taşıyan işlemler)gerektirmeden tanı konulabiliyor. Bu güne kadar yapılan çalışmalar göstermiştirki aranan kromozom bozukluğu yok diyorsa yoktur ancak var diyorsa %2 yanılma payı olduğundan o zaman invaziv işlemler yapılması gerekiyor.Bu işlemle ilgili teknolojik gelişmeler kısa süre içerisinde baş döndürücü şekilde gelişiyor belki 10 yıl gibi yakın gelecekte çok nadiren invaziv tanı işlemlerine ihtiyaç duyuyor olacağız.

  • YÜKSEK RİSKLİ GEBELİKLER NEDİR  ?

    YÜKSEK RİSKLİ GEBELİKLER NEDİR ?

    Riskli gebelik terimiyle doğal seyrine bırakıldığında  anne ve  bebek için yaşamsal riskler  taşıyan gebelikler ifade edilir.Bütün rutin aylık, zaman zaman daha da sık yapılan gebelik kontrollerin temel amacı;risk taşıyan gebelikleri tespit edip,oluşan yada oluşabilecek sorunlarla mücadele etmekdir.

    Bu alanda yapılan çalışmalar tarihten günümüze kadar doğum hekimlerinin en önemli uğraşı alanı olmuştur. Günümüzde gelişen bilgi teknolojisi ile birlikte riskli gebeliklerin tanınması, izlenmesi ve tedavilerinde yepyeni yöntemler kullanılmaktadır.Bu gelişmelerle birlikte özellikle son 20 yılda anne ve bebek ölümleri(mortalite)ve anne-bebek sekelleri(morbidide) oldukça azaltılabilmiştir.

    Riskli gebelikler anneden kaynaklanan  riskler ve fetusdan kaynaklanan  riskler olarak iki boyutu vardır .Ancak anne ve fetus o kadar yakın ilişkidedir ki gebelik boyunca genellikle birine dair  riskler diğeri içinde yüksek risk taşımaktadır.

    Anneden Kaynaklanan Riskler: Gebelik anne adayı için ek bir fiziksel ve ruhsal bir yüktür.Bu nedenledir ki ,zaten erkekler 70 yaşında çocuk sahibi olabilirken kadınların doğurganlıkları 40’lı yaşlarda sonra ortadan kalkmaktadır. Çünkü bugünkü teknolojik imkanlarla bile 50-60 yaşında kadınlar hamile kalabilseler pek çoğu yaşamlarını kaybedebilirlerdi ; Anneden kaynaklanan riskler gebelik öncesi var olan ve gebelikte gelişenler olarak ikiye ayrılır;

    1-Gebelik Öncesi Riskler:

    -Anne Yaşı: İdeal gebelik yaşı 20-30 yaşları  arası olduğu kabul edilir. Her ne kadar sınırlar gelişen teknoloji ile zorlansa da 18 yaş altı ve 35 yaş üzeri gebelikler yüksek risk taşırlar .Yaşla birlikte genetik hastalıkların sıklığı artar ,kronik hastalıklara maruz kalma artarken, annenin gebelikte oluşabilecek fiziksel yük artışına dayanıklılığı azalır. 18 yaş altı anne adayları fiziksel ve ruhsal gelişimlerini tamamlamadığından gebelik risklerini daha yoğun yaşarlar.
    -Annede Yüksek Tansiyon: Yüksek tansiyonlu anneler gebelikte kalp damar sistemlerinin yüklenmesine bağlı sorunlara daha açıktır .Ayrıca gebelik tansiyonu ile komplike olduğunda hem anne hem de bebek için yaşamsal sorunlar çıkarabilir.
    -Annede kalp ritim bozukluğu olması :Bir takım kalp ritim bozuklukları artan fiziksel aktivite ile gebelik sırasında belirginleşebilir yada gebelikte aşikar hale gelebilir.
    -Annede Şeker Hastalığı: Şeker hastalığı gebe kalmayı engelleyebileceği gibi,gebelik sırasında da annenin bozulan metabolizması hem anne için ek bir yük oluşturur hem de fetüs da yapısal anomalilerin sıklığını arttırır, doğum ve doğum sonrasında bebekler için pek çok problem çıkarabilir.
    -Annede ileri derecede kansızlık,yada doğumsal kan hastalıklarının olması,
    -Annede diğer sistem hastalıklarının olması(kalp, böbrek, romatizmal vb)
    -Aşırı zayıf (50 kg  altı) aşırı kilolu kadınlar(vücut kitle endekslerine göre obez sınıfına girenler)
    -Annede alkol, sigara(sigara kullanımı bebekte anomali yaptığı kanıtlanmamıştır ancak kesin olan bir şey vardır ;sigara kullanan annelerin bebekleri düşük doğum ağırlıklı olurlar ve erken doğarlar. Bu nedenle annelerin mümkünse gebeliği süresince sigarayı bırakmaları bırakamıyorlarsa mümkün olan en az  sayıda sigara tüketmelidirler) yada ilaç  bağımlılığı olanlar, yada hastalığı nedeniyle kronik ilaç kullanan kadınlar.
    -Miyomlu gebelikler, Burada miyomun yeri büyüklüğü ve bebeğin eşiyle ilişkisi çok önemlidir, miyomlu gebeliğin takibi ve de doğumu özellik taşır.

    B-Gebelikte gelişebilecek Riskler;

    -Gebelik tansiyonu ve buna bağlı gelişebilecek komplikasyonlar.Gebelik takiplerinin en önemli amaçlarından biri gebeliğin indüklediği tansiyonu erken tanımak hatta kimde erken olabileceğini tespit etmek ve olası önlemleri hem anne hem de bebek için alıp, gebelik seyrini ve doğumu mükemmele yakın yönetmektir. Bu konuda artık çok gelişmiş teknolojiler kullanıp kimlerde gelişebileceğini %90  yakın tespit edip  hem anne hem de fetüsü olası  sorunları minimal atlatmasına rehberlik edilebiliyor.

    Gebelik Şekeri : Günümüzde özellikle de ülkemizde çok tartışmalı olan gebelik şekeri taraması ve takibi, riskli gebelik takiplerinde hem tüm dünyadaki bilimsel otoriteler hem de dünya sağlık örgütü tarafından önerilmektedir. Gebeliğin 24 haftasından sonra ortaya çıkar(gebelik şekeri gebeliğin ilk haftasından itibaren görülmez çünkü 24. Gebelik haftasından itibaren plasentadan salgılanan ‘’human plasental laktogen’’HPL denilen hormon bazı yatkın annelerde gebelik şekeri yapabilir, bu hormonda 24 .haftadan sonra aktif etki gösterebilir.Eğer gestasyonel diabet taranıp iyi takip edilmezse bu annelerin bebeklerinde erken doğum ,iri bebek ve onun oluşturduğu doğum komplikasyonları, ani bebek ölüme ve gebelik tansiyonu riski daha fazladır ve bu bebekler doğumlarından sonra bir takım metabolik sorunlarla daha çok karşılaşmaktadırlar
    Çoğul Gebelikler: Çoğul gebelikler başlı başına yüksek riskli gebelerdir ve bebek sayısı arttıkça riskler ve problemler artmaktadır. Genellikle anne için artan fiziksel yük ve birden çok bebeğin karında yer kaplamasına bağlı annenin organlarının baskı altına kalmasından kaynaklanan problemler sık görülmekte, erken doğum ve bunlara bağlı komplikasyonlar oldukça sıkıntılar yaratmaktadır. Ayrıca tek yumurta ikizlerinde yada tek eşli ikiz bebekler birbirlerinden kan çalabilmekte ve her iki bebeğin hayatını tehlikeye atmaktadır. Bu durumun tanısı içinse gebeliğin ilk 3 ayında çoğul gebeliklerinin yapısı ortaya çıkarılmalıdır. Bu nedenle gebeliğin ilk haftasından doğum ve doğum sonuna kadar çoğul gebelikler önemli bir risk artışı içindedirler ve yakın izlenmeleri  gerekmektedir sorunların erken teşhis ve yönetimi çok önem taşımaktadır.
    -Birtakım romatizmal hastalıkların gebelikle ilişkili formları .
    -Annenin sularının erken gelmesi: Bebeklerde enfeksiyondan annede yaygın sepsise  ve bebekte solunum sıkıntısına kadar problemler oluşturabilir .Annelerin bu konuda duyarlı olması gerekmekte ,hafifte olsa bu tür şikayetlerini doktoruna iletmesi gerekmektedir .Erken membran rüptürü (suların erken gelmesi) durumunda d0ğum hekimi ve bebek yoğun bakım ekibi neredeyse satranç oynamak zorundadır , erken teşhiş ve sürecin doğru yönetilmesi hayati önem taşır. Tüm gebelerin bu konuda çok duyarlı olması ve kendilerini takip eden hekimlerini erken uyarmalı hayati önem taşır..
    -Bebeğin eşini doğum yolunu kapaması .Burada ultrasonun önemi çok büyüktür gebelikte sadece ultrasonla anlaşılabilir ve gebeliği boyunca hiç ultrasona girmeyen kadınlar zaman zaman acil şartlarda  günümüz istanbulun da bile bebeklerini ve yaşamlarını kaybedebilmektedir. Tanısı çok kolay ama oluşturabileceği problemler yaşam kaybına kadar gidebilmektedir. Plasentanın doğum yollarını kapadığı doğumlar(mutlaka sezeryan doğum gerektirir) özellik taşıyan gebelik ve doğumlardır ve mutlaka tam teşekküllü hastanelerde ve deneyimli hekimler gözetiminde yapılmalıdır.
    -Anne rahminde doğumsal kusurların olması. Düşüklerden erken doğumlara ,fetusta ekstremite  kusurlarına kadar bir takım sıkıntılar yaratabilmektedir. Gelişmiş ultrason teknolojisi ve cerrahi yöntemlerle  henüz gebelik oluşmadan bu tür sorunlar tespit edilip sorunlar giderilebilmektedir. Mutlaka hamile kalmadan doğum hekimine muayene olmanın en önemli faydalarından biride bu tür sorunların gebelik öncesi giderilmesine zemin hazırlamaktır.
    Daha önceden sezeryan ya da diğer rahim ameliyatları geçirmiş olanlar. Bu gurup gebelikler rahim yırtılmaları konusunda risk altındadırlar. Titiz izlenip zamanında doğum planlaması yapılmalıdır.
    -En önemli risk kriterlerinden biride annede ‘’servikal yetersizlik ‘’ dediğimiz doğum yolunun erken silinmesi ve bunun  sonucunda da erken doğum ve preterm riskleriyle karşılaşmaktan fetal kayba kadar gidebilen bu ağır tablonun taranması rahim boyu ölçüsü ile riskli annelerin saptanması yada bir önceki gebelikleride 16-32 hafta arasında ağrısız doğum yollarının açılmış olması ve bunun sonucunda erken doğum yapmış annelerin gebelikleri de özel izleme gerektiren riskli gebelik sınıfında yer almaktadırlar.

  • DOWN SENDROMU TARAMA VE TANI TESTİ

    DOWN SENDROMU TARAMA VE TANI TESTİ

    Sevgili Anne ve Baba Adayı,

    Down sendromu, normalde insanda 46 olan kromozom sayısının, fazladan 1 tane 21 numaralı kromozom eklenmesi sonucu 47’ye yükselmesi ile karakterize, doğan bebekte değişik düzeylerde zeka geriliği ile seyreden, bunun yanında kalp, mide barsak sistemi , üriner sistem, santral sinir sisteminde de değişik oranlarda anormalliğe sebep olan bir hastalıktır.

    Ailesinde Down Sendromu olan, 35 yaş üstü annelerde bu hastalığın ortaya çıkma riski artmakla birlikte, çalışmalara göre Down Sendromlu bebeklerin çoğunlukla genç yaşta ve ailesinde herhangi bir genetik hastalığı olmayan annelerden doğduğu görülmektedir. Bu nedenle, annenin hiçbir risk faktörü olmasa bile, hastalığın taranması amacıyla bazı testler anne adaylarına uygulanmaktadır.

    Bu amaçla 11-14 haftalarda Perinatal Muayene yapılmaktadır;

    -PAPP-A ve Free-Beta HCG horrnoniarı ya da fetal-DNA .

    -Bebeğin ultrason ile ense deri saydamlığı ölçümü .

    -Burun kemiği varlığı, yüz açısı

    -Doppler ile kalp atım hızı, duktus venozus ve triküspid kapak incelemesi

    -Bazı organlara özgü belirteçler için muayene yapılmaktadır.

    PAPP-A ve Free-Beta HCG hormonlarına 9-13, gebelik haftalarında anne kanı alınarak bakılır. 3-4 ml kan ön kol damarından steril bir enjektörle alınır. Bir dakika kadar süren, anneye ve bebeğe zararı olmayan bir yöntemdir, Sadece kan alınan yerde kızarıklık oluşabilir. Birkaç saat içinde bu kızarıklık alanı iyileşir. Kan testi bölümü eğer 10,haftada yapılırsa daha tercih edilir olacaktır.

    Down Sendromu olan bebeklerde gebeliğin 11-14. haftaları arasında ensedeki bir sıvı toplanması olmakta, 14. haftadan sonra bu sıvı kaybolmaktadır. Ense deri saydamlığı ölçümü normal gebelik ultrasonu sırasında, bu konuda tecrübeli hekim tarafından yapılabilen tamamen zararsız bir tetkiktir.

    Yine ultrasonografi yardımıyla 11-14. haftalar arasında bebeğin burun kemiğinin  görülüp görülemediğine bakılmaktadır. Down Sendromlu bebeklerde burun kemiğinin kemikleşmesi gecikmekte ve böylece ultrasonda burun kemiği görülememektedir. Ayrıca yüz açısı ölçümü de bu maksatla yapılmaktadır. Doppler ile yukarıda belirtilen kalp damar ve kapak kan akım ölçüleri alınmaktadır. Muayene tüm organların bu haftaya özgü görünümleri ve bulgularına yönelik olarak yapılmaktadır. Böylece ultrason ve kan testi ile birlikte yapıldığında, %93-97 civarında bir olasılıkla Down Sendromu’nu tespit etmektedir.

    Bu testlerin yanı sıra, 11-14 hafta muayenesi zamanı kaçırıldığında ya da yaptırılmadığında, 16-20. gebeiik haftalarında anne kanında AFP, HCG, Estriol bakılması esasına dayanan 3 lü tarama (bu üçlüye inhibin eklendiğinde dörtlü test olarak isimlendirilir) testi uygulanmaktadır. Bu testin tek başına Down Sendromunu tespit olasılığı %64’tür. Aynı anne adayında hem 11-14 hafta tarama testi hem de üçlü testin birlikte yapılmasının yararı şimdilik ortaya konulamamıştır ve karışıklığa yol açabilmektedir.

    Yukarıda bahsedilen kan testleri yanında, son birkaç yıldan bu yana uygulamaya giren ve yine anneden alınan kanda bakılan fetal-DNA testi ile de tarama testi yapılmaktadır. Bu testin duyarlığı daha yüksek olmakla beraber, pahalı bir testtir. Her ne kadar fetal-DNA testi tercih edilen bir yöntem olmakla beraber, sosyal sigorta kapsamında olmaması ve ayrıca ucuz olmaması nedeni ile ilk planda tercih edilmesi elzem olmayabilir. Burada iki seçenek söz konusudur: Ya fetal-DNA testi pahalı olmasına rağmen ilk aşama testi olarak (10.haftadan itibaren) yapılabilir. Ya da ilk aşamada diğer kan testi olan PAPP-A ve beta-hCG testi ve ultrasonografi muayenesi 11-14 hafta aralığında veya gebelik haftası 15-20 haftalarda ise o zaman üçlü-dörtlü test yapılır ve şayet elde edilen risk oranı tatmin edici olmazsa, o zaman fetal DNA testi ikinci aşama olarak yapılabilir ya da doğrudan tanı testi olan CVS / amniosentez testi yapılabilir. Bu konuda ayrıntı ihtiyacında iseniz lütfen doktorunuz ile görüşünüz.

    Bu testlerin hepsi tarama testleridir ve mevcut gebelikte olası riski matematiksel olarak hesaplar. Yani riskin ne olduğunu belirler. Bebeğin kromozomunun normal olup olmadığının belirlenmesi ise ancak fetal hücrelerden yapılan genetik inceleme ile saptanabilir. Bu amaçla; 11-14.haftada CVS ( koryon villus örneklemesi) veya 15-20. haftada ise amniyosentez işlemi yapılmaktadır.

    Koryon villus örneklemesi, ultrason eşliğinde bir iğne ile anne karnına girilerek, bebeğin plasentasından (eşinden) hücre örneği alınması esasına dayanır. Bu işlemin avantajı erken (1-2 hafta) sonuç vermesi ve erken uygulanabilmesi, dolayısıyla anormal bir bebeğin erken tanınmasına olanak sağlamasıdır. Dezavantajı ise, bazen %0.5-1 olguda testin tekrarlanmasının gerekliliğidir. Koryon villus örneklemesi işlemi sonrasında, binde iki (%0.2) olasılıkla düşük ya da erken doğum olabilir.

    Amniyosentez ultrason eşliğinde bir iğne ile anne karnına girilerek bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek almaktır. Bu işlemin avantajı testin tekrarlanma gerekliliğinin çok düşük olması (%0.1), dezavantaj ise daha geç (3 hafta) sonuç vermesi ve daha ileri gebelik haftalarında uygulanabilmesi, dolayısıyla müdahale zamanına kadar gebeliğin büyümesidir. CVS ve amniyosentez işlemi sonrası alınan dokular genetik laboratuvarında çeşitli işlemlere tabi tutulur ve sonuç alınabilmesi için bu hücreler uygun ortamlarda çoğaltılır. Nadiren bu hücrelerin çoğaltılması aşamasında, alınan dokunun yetersiz olması, amniyon sıvısının kanlı olması veya kültür ortamının enfeksiyonu gibi nedenlerle başarısızlık olabilir. Bu da genetik araştırmadan sonuç alınmamasına yol açabilir. Ancak bu olasılık çok düşüktür. Amniyosentezden sonra, binde iki (% 0.2) olasılıkla düşük ya da erken doğum olabilir.

    Yapılan muayene sonucunda kesin sonuç için başka testlerin yapılması gerekebileceği ve bu testler sırasında düşük olasılıkla da olsa bebeğin düşebileceğini veya erken doğabileceğini bilmekte yarar vardır. Çok düşük olasılıkla da olsa, bu testlerin işlemden veya laboratuvar ortamdan kaynaklanabilecek, öngörülemeyen sorunlar nedeniyle sonuç vermeyebileceği bilinmelidir.

  • Gebelikte Aşılar

    Gebelikte Aşılar

    Her anne adayı dışarıdan alınan ilaçların gelişmekte olan bebeğine zarar verip vermeyeceğini merak eder. Belki de en merak edilenlerden biri aşılardır. Gebelik döneminde maruz kalınan bazı hastalıklar anne ve bebek için dışarıdan alınan ilaçlardan çok daha zararlı olabilir.

    Özellikle çocuklukta geçirilen kızamıkçık, suçiçeği gibi hastalıklar, çocukluk çağında geçirildiklerinde çok büyük bir tehlike yaratmasalar da gebelikte geçirildiklerinde anne karnındaki bebeğin ağır şekilde hastalanmasına, sakat doğmasına veya düşüklere ve erken doğuma neden olabilirler. Neyse ki bu hastalıkların pek çoğu çocukluk çağında atlatıldığından gebelik döneminde ilk kez karşılaşma olasılığı çok azdır. Öte yandan tetanoz mikrobunun anne tarafından alınması  bağışıklığı olmayan annede ölümcül sonuçlar doğurabilir.

    Aslında en güzeli hamile kalmadan önce doktora başvurarak bu hastalıklarla ilgili bilgi almak, geçirilmiş olan hastalıkların belirlenmesi, geçirilmemiş olanlar içinse aşılanmadır. Bir hastalıkla daha önceden karşılaşıp karşılaşmadığınızı, bağışıklığınız olup olmadığını kesin olarak bilemiyorsanız, doktorunuz hamileliğin ilk aylarında kanınızda antikor adı verilen maddeleri araştırmak için test yapacak ve bu test gerekirse belli aralıklarla tekrarlanacaktır.

    Kızamıkçık, suçiçeği, kabakulak gibi hastalıkların aşıları canlı virus içerdiklerinden gebelikten en az 1 ay önce yapılmalıdırlar ve gebelikte yapılmaları önerilmez.

    Hepatit B, tetanoz ve grip aşısı ise gebelikte yapılmasında sakınca olmayan ölü virus ya da bakteri içeriğine sahip aşılardır. Tetanoz aşısı ülkemizde gebeliğin 20.-24. haftasında  Aile Sağlığı Merkezleri tarafından uygulanmaktadır. Hepatit B uygulaması ise isteğe bağlıdır. Grip aşısına gelince, gebelikte yapılması özellikle kalp hastalığı, şeker hastalığı veya bağışıklık sistemi problemleri gibi özel sorunları olan hamilelere mutlaka önerilirken, tüm hamilelere mutlaka uygulanıp uygulanmaması tartışmalıdır.

    Toksoplazmoz, CMV gibi bazı önemli hastalıkların ise aşısı yoktur. Bu hastalıklardan korunmak için çiğ etlerden gebelikte uzak durmak, sebze ve meyveleri çok iyi yıkamak, sık sık ellerin yıkanması, üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren kişilerle çok yakın temasta kalmamak gibi tedbirler alınmalıdır…

  • Normal Doğumun Avantajları

    Normal Doğumun Avantajları

    Normal Doğum; bebeğin, herhangi bir müdehale olmadan vajinal yolla dünyaya gelişidir. Aslında doğumun normali vajinaldir. Müdehale gerektiğinde (sezeryan, vakum ya da forceps uygulamaları) normal dışına çıkan bir uygulamadan bahsetmek gerekir.

    NORMAL DOĞUMUN AVANTAJLARI

    • Sağlıklı ve doğaldır.
    • Anne – bebek bağlantısı kesilmez. Bebek ile iletişim sağlanır.
    • Anneliğe hazırlar. Doğumda geçirilen süre ve aktifleşmesine izin verilen hormonlar anneliğe geçişi sağlar.
    • Normale dönüş ve lohusalık daha rahat ve hareketli geçer.
    • Emzirme daha rahat ve hızlı olur.
    • Bebek için, doğum kanalından geçiş sırasında akciğerdeki suyunu daha iyi atabildiği için solunum daha rahat başlar.

    SEZERYAN ARTIŞ SEBEPLERİ

    Günümüzde ülkemizde ve dünyada sezeryan tıbben kabul edilemeyecek oranlara yükselmiştir. Bunda sezeryan ameliyatının planlı oluşu, anne adaylarının doğum ağrılarına korku ile yaklaşmaları, günümüz dünyasındaki herşeye hazır ve hızlı ulaşma isteği çok etken olmuştur. 

    Bu konudaki açıklanabilir sebepler:

    • Anne yaşının (eğitim ve çalışma hayatı) yükselmesi ve daha riskli gebeliklerin daha çok sezeryanla sonlanması
       
    • Doğumda daha iyi fetal kalp atışı takibi ile daha çok fetal distresi tanı alması ancak bazen de  ‘’güven vermeyen kalp atışları‘’ nın da sezeryanla sonlanması
         
    • Vakum ve forseps uygulamalarının daha az kullanılması
       
    • Kendiliğinden doğum beklemenin veya gün aşımlarında sancı ile doğum indüksiyonu denenmeden sezeryana geçilmesi
       
    • Obezitenin artışı ve doğum becerisinin azalması
       
    • Riskli gebeliklerin ( tüp bebek, çoğul gebelik, erken doğum, preeklamsia, ..) artması ve daha çok sezeryanla sonlanması
       
    • Malpraktis davalarının artmasına bağlı doktorların daha defansif tutumları
       
    • Hastanelerde icap nöbet şartları, ekip yetersizlikleri (anestezi, çocuk dr.,,) doğumun gündüz saatlerinde bitirilme zorunlulukları şeklinde açıklanabilir.

    SEZERYANIN DÜNYA VE TÜRKİYE’DEKİ UYGULAMA DURUMU 

    Dünya sağlık örgütünün önerdiği sezeryan oranı % 15 tir. 
    Ancak ülkemizde 1970 lerde %4-5 olan oran 1998 de % 14 olup 2012 de %49-50 ye yükselmiştir. 
    Sezeryan oranları batı illerimizde, kentsel bölgelerde eğitim düzeyi yüksek ailelerde, ve özel hastanelerde daha fazladır. 
    2013 yılı itibarı ile Sağlık Bakanlığı sezeryan oranına % 35 gibi bir hedef koymuştur. Ülkemizin oranı, bir çok dünya ülkesine göre çok yüksek olup acilen planlanması gerekmektedir. 
    Bu oran, Amerika’da % 30,    Hollanda- Belçika- Norveç gibi kuzey Avrupa ülkelerinde % 13-14,   Fransa %17-20    Almanya % 30  iken Afrika ülkelerinde ise çok düşük kalite sağlık hizmetlerinden ötürü % 3-4 oranlarındadır. 

    DOĞUMUN EVRELERİ 

    1.EVRE- Kapalı rahim ağzının ağrılarla açılmaya başlaması ve açıklığın 10 cm e ulaşması

    2.EVRE: Tam açıklık sağlandıktan sonra bebeğin başının vajene geçip oradan dünyaya gelişi ve kordonunun anneden kesilerek ayrılması ve bebeğin ilk nefesini alması

    3.EVRE : Placenta ve zarların 15-20 dakika da atılması

    4.EVRE: Lohusalık (6 hafta) emzirme ve sistemin geri dönüşü ve adetlerin başlaması

    NORMAL DOĞUMU ARTTIRABİLMEK İÇİN ÖNERİLER:

    • Kadınlar, anneliğe hazır olduğu zaman hamile kalmalıdır. Sorumluluğa ve hayat değişikliğine hazır olmalıdır.
       
    • Toplumda gebeliğe ve doğuma özendirici tavırlar, moral destek, korku değil mutluluğu konuşmak.
       
    • Anne adaylarını doğumdan önce hazırlamak, bilinçlendirmek. Kurslarla desteklemek.
       
    • Doğumhane şartlarını düzenlemek, mahremiyete saygıyı sağlamak, ebe sayısını arttırmak, doğumda moral desteği sağlamak, bekleyen aile yakınları ile iletişim sağlamak.
       
    • Hastanelerde analjezi ve epidural desteği sağlamak, doğum ekibinin tam olmasını sağlamak. (Özellikle nöbet saatlerinde)
       
    • Doktor ve sağlık çalışanlarına karşı güven zedeleyici yaklaşımlarda uzak durma..