Etiket: Anne

  • Kardeş kıskançlığı

    Kardeş kıskançlığı

    Kıskançlık duygusu, diğer duygularımız kadar doğal ve içgüdüsel olan doğuştan getirdiğimiz bir duygudur. Bireyin yaşamının her döneminde görülebilir ancak çocuklukta biraz daha yoğun olarak yaşanan duygudur. Birey bu duyguyla iki yaş civarında ilk tanışmasını yaşamaktadır. Genellikle de, kardeş doğumu ile su yüzüne çıkar. Yeni bir kardeş aynı zamanda evde yeni bir birey demektir. Bu yeni birey evdeki dengeleri değiştirecek ve çocuk tarafından rakip olarak algılanacaktır. Hem evdeki aile bireylerinin hem de misafirlerin ilgisinin yeni bireyde olması çocuktaki kıskançlık duygusunun açığa çıkmasını sağlar. Genellikle yapılan ilk hata ailenin çocuğu, kardeşi geleceğine hazırlanmaması ile başlar.

    Çocuğun ilk ilişki kurduğu ilk bağlandığı kişi annedir. Anne, bir çocuk için en değerli varlıktır. Onu başkalarıyla paylaşmak, anne sevgisini yitirme korkusu çocuğun kıskançlık duygusunun ortaya çıkmasını kolaylaştırır.

    Kıskançlık derecesinde rol oynayan diğer bir durum da, kardeşler arasındaki yaş farkının az olmasıdır. Yaş farkı az olan kardeşlerin, yaş farkı fazla olan kardeşlere oranla kıskançlık duygusunun görülme sıklığı daha fazladır.

    Çocuklar kardeşlerini kıskandıklarında nasıl davranırlar?

    • Kardeşini kıskanan çocukta olduğu yaştan daha küçük bir bireymiş gibi davranır. Bebeksi davranışlar, altını ıslatma, anne memesinden süt içmeye çalışma, parmak emme gibi davranışlar gözlenebilir.
    • Çevresinde insanlar varken kardeşine aşırı ilgi, sevgi gösterirken, kimse yokken aniden vurma, ısırma gibi davranışlar sergileyebilir.
    • Aşırı öfkeli, huysuz, inatçı olabilir, çevresindeki insanlara saldırgan davranışlarda bulunabilir.
    • Anne-baba bebekle ilgilenirken ilgiyi engelleme, dikkat çekmek için çeşitli davranışlar yapabilir.
    • Sevilmediği düşüncesiyle anneden uzaklaşır, içe kapanır, sessizleşebilir ve yemek yememeye başlayabilir.
    • Fiziksel rahatsızlıkları olmadığı halde ilgi çekmek için karnım ağrıyor, başım ağrıyor gibi şikayetlerde bulunabilir.
    • Anne- babaya sık sık onu sevip sevmediklerini sorma ve sevgilerinden bir türlü emin olamama yaşanabilir.

    Anne baba olarak dikkat edilmesi gerekenler:

    • Öncelikle çocuk hamilelik döneminde bir kardeşi olacağına psikolojik olarak hazırlanmalıdır. Aileye yeni bir bireyin geleceği bir kardeşi olacağı anlatılmalıdır.
    • Hamilelik döneminde aile üyelerinden başka biri çocuğun bakımını yavaş yavaş üstüne alarak çocuğun anne yokken ihmal edilmişlik duygusu önlenmelidir.
    • Anne baba arasında çocuklara kaliteli zaman aktiviteleri ile ilgili iş bölümü yapılmalıdır. Çocukla, kardeşi doğmadan önce yapılan aktiviteler çok fazla değişiklik göstermemelidir.
    • Bebeğin gelişiyle birlikte 4-5 yaşlarındaki çocuğu anaokuluna göndermek doğru değildir. Bu durum kardeş kıskançlığını körüklediği gibi çocukta okul sendromunun gelişmesine ve çocuğun içine kapanık ya da saldırgan olmasına yol açabilir.
    • Bebek için hazırlanacak oda çocukla paylaşılmalı ve birlikte hazırlıklar yapılmalıdır.
    • Bebek bakımında onun yardımını isteyin, Eğlenceli ufak sorumluluklar verin. Yardımları konusunda çocuğa olumlu geri bildirimlerde bulunun.
    • Bebeksi davranışlara yönelik bir geri dönüş varsa, çocuk ayıplanmamalı, kızılmamalı, eleştirilmemeli ve cezalandırılmamalıdır. Onunla bu durumu konuşmak, duygusunu kabul ettiğinizi, anlaşıldığını hissettirmek etkili olacaktır.
    • Kardeşler arasında olumlu ya da olumsuz özellikleri kıyaslamamalısınız.
    • Her çocuğun kişilik yapısının aynı olmadığını bilin. Bu nedenle çocuklarınızın kişilik ve mizaçları doğrultusunda uygun davranmaya çalışın.

    Ne zaman uzman desteği alınmalıdır?

    Hamilelik döneminden itibaren başlayan kıskançlık duygusu, eğer uygun yöntemlerle baş edilmezse ileri yıllarda başka kişi ve durumlara yansıtılarak gelişebilir. Bu duyguyla baş edemeyen ve bireyde kalıcı hale gelen bu duygu yaşamı boyunca başkalarıyla rekabet etme, başkalarını geçme eğiliminde olur. Eğer bu duygu çocukta zamanında giderilmezse kalıcı kişilik bozukluklarına neden olabilir.

    Çocuğunuzda görülen kardeş kıskançlığı, çocuğun işlevselliğini bozmaya başladıysa (kekemelik, altını ıslatma vb), aile içinde çatışmalar yaratıyorsa ve aile bu durumla ilgili çok fazla sorun yaşıyorsa uzman desteği almanız en sağlıklı yol olacaktır.

  • Otizm ve Beslenme

    Otizm ve Beslenme

    İnsan vücudun da beslenme çok önemli. Sağlıklı olabilmek ise besinlerden geçer. Beslenme sadece kilo kontrolü değildir. Cildimiz ve bağırsaklarımız vücudumuzda ki en büyük organlardır. Vücudumuzda ki bağırsak bir futbol sahası büyüklüğündedir. Peki neden bu kadar büyük bağırsaklar? Vücudumuzda bulunan bağışıklık sisteminin %70 i bağırsakta bulunuyor.

    Doğal olmayan besinler , insanlara doğal besinmiş gibi veriliyor. Hücreler sağlam değil ise , doğru düzgün beslenilmiyorsa , güçlenmiyorsa vücut toparlanmıyor ve hastalıklar gelişiyor. (Son yıllarda kanserin ve otizmin patlamasına sebep ) Bu sebeple beslenme tıbbının iyi bilinmesine gerek duyduklarını söylüyorlar ve şöyle devam ediyorlar.

    Beslenme ana rahminde başlıyor. Planlı yapılan hamileliklerde en az 6 ay önce anne ve babanın kendine bakmaları gerektiğini söylüyor Karatay .

    OTİZMDE beslenme ana rahminde başlar ve sağlıklı beslenme ile düzelir. 18. Yy. otizm 100 milyonda bir görülürken , bugün 88 çocukta 1 görülmektedir ve bu durumun genetikle açıklanamayacağını söylüyor, Aktaş .

    Otizmde normal doğum çok önemli. Çocuk probiyotiklerini normal doğum esnasında annesinden alıyor . ( Yani probiyotik tanımını vurgularsak insan vücudunda ki önemi bakımından Probiyotik: sindirim sisteminde yaşayan mikroorganizmalardır, sağlıklı bir sindirim sisteminin olmazsa olmazlarıdır ve bağışıklık fonksiyonları üzerinde önemli bir etkiye sahiptir) Çocuğun doğumundan belirli bir süre önce, annenin probiyotik yapısı değişmeye başlıyor ve çocuk doğum kanalından geçerken bu probiyotikleri alıyor ve tüm vücut koruma kalkanı gibi probiyotiklerle kaplanıyor. İlk gıdası olan bu sağlıklı probiyotikleri çocuk yutuyor ve çocuğun bronşlarından gidiyor ve dolayısıyla çocuk probiyotiklerle doğuyor.

    Ancak sezeryan ile doğum olursa, probiyotik olmadan doğum oluyor. Şu açıklamada çok ilginç ki 80 li yıllarda sezeryan doğum %7 lerdeyken bugün % 51,8 ve hatta % 80 lere kadar oranın çıkması da yapılan araştırmalarda saptanmış.

    Otizmi anne sütü ile beslenmemek, karbonhidratlarla beslemekte çok tetikleyici bir unsur.

    Otizm de ağır metal zehirlenmesi, gluten riski şekere karşı tahammülsüzlük , süte karşı tahammülsüzlük var. Bu çocuklara beslenme tedavisi verilmesi gerektiğinin her türlü altını çiziyorlar. Beslenme tedavisi ile normal hayat sürmeleri sağlanabilir.

    Otizim ailesi, öncelikle çocuğun glutene karşı hassasiyeti olması gerektiğini bilmesi gerekir. Otizmli çocuklar glutensiz beslenmeli, tüm buğday ürünleri ( arpa, çavdar ) hayatından çıkartılmalı. Her türlü ekmek, makarna, şehriye, bulgur, yarma ( TABİ BUNLARIN DOĞAL OLANLARI BİLE DAHİL !!! ) çocuğun hayatından çıkartılmalı.

    Gluten intoleransı testlerle maalesef anlaşılamıyor diyorlar, çünkü kan tahlili ile bunun teşhisini koymak mümkün değilmiş. Ancak doktorlar ya da evde sizler gluten intoleransını anlayabilirsiniz. Nasıl mı ?

    Klasik gluten intolerası tipik belirtilerle ortaya çıkıyor. Bağırsak problemi, Karın ağrıları, ishal yada kabızlık, eklem ağrıları, ağızda aftlar, tekrarlayan kansızlık, gelişim geriliği gibi sorunlar tipik belirtileridir.

    Ama non çölyak, gluten intoleransında bambaşka belirtiler ortaya çıkıyor. Diyabet, romatizma, cilt dökülmesi olarak bu hastalıklar ortaya çıkıyor.

    Otizmli çocukların tamamı gluten intoleransı olarak kabul edilmelidir. Bu hastalara glutensiz diyet uygulanmalıdır ancak tam tersine verilen diyetlerde tahıllı diyetler verilmektedir.

    Glutensiz beslenmeye karşı bu çocuklarda süte ( laktoza ) karşıda bir tahammülsüzlük çok görülür. Laktozsuz ürünlere geçilmelidir ve süt ürünleri olmamalıdır.

    Ağır metal zehirlenmesi bu çocuklarda çok yaygındır. Çünkü bu çocukların bağırsak duvarı bozulduğu için ağır metalarla karşı zehirlenme görülür. Neden? Bağırsak duvarı bozuk olduğu zaman, her şey içeri girmeye başlar, vücudu koruyan bir duvar yok, probiyotikler yok dolayısıyla bu çocuklara ağır metal testleri yapılmalıdır. Bu testler yapıldıktan sonra zehirlenmeye uygun, tedavi doktorlar tarafından düzenlenmelidir.

    Bunun yanında bu çocuklarda, probiyotik yoksunluğu yaşamaktadırlar. Bol fermente gıdalar tüketilmelidir. Bunlar nedir? yani ev turşusu, ev sirkesi, evde yapılan kefir bunlar çok mühimdir. Ev yoğurdu önerilmez, neden ? Unutmayın süt ürünleri olmayacaktı…

    Bunların yanında D vitamini de bakılmalıdır bu çocukların. D vitamini seviyesi 100’ ün üstüne çıkarılmalıdır. Bol yağ ile beslenmelidirler. Zeytin yağı, tereyağ, hayvansal protein, paça çorbası, kemik suyu gibi kıymetli proteinler verilmesi gerekir.

    İnsan vücudun da beslenme çok önemli. Sağlıklı olabilmek ise besinlerden geçer. Beslenme sadece kilo kontrolü değildir. Cildimiz ve bağırsaklarımız vücudumuzda ki en büyük organlardır. Vücudumuzda ki bağırsak bir futbol sahası büyüklüğündedir. Peki neden bu kadar büyük bağırsaklar? Vücudumuzda bulunan bağışıklık sisteminin %70 i bağırsakta bulunuyor.

    Doğal olmayan besinler , insanlara doğal besinmiş gibi veriliyor. Hücreler sağlam değil ise , doğru düzgün beslenilmiyorsa , güçlenmiyorsa vücut toparlanmıyor ve hastalıklar gelişiyor. (Son yıllarda kanserin ve otizmin patlamasına sebep ) Bu sebeple beslenme tıbbının iyi bilinmesine gerek duyduklarını söylüyorlar ve şöyle devam ediyorlar.

    Beslenme ana rahminde başlıyor. Planlı yapılan hamileliklerde en az 6 ay önce anne ve babanın kendine bakmaları gerektiğini söylüyor Karatay .

    OTİZMDE beslenme ana rahminde başlar ve sağlıklı beslenme ile düzelir. 18. Yy. otizm 100 milyonda bir görülürken , bugün 88 çocukta 1 görülmektedir ve bu durumun genetikle açıklanamayacağını söylüyor, Aktaş .

    Otizmde normal doğum çok önemli. Çocuk probiyotiklerini normal doğum esnasında annesinden alıyor . ( Yani probiyotik tanımını vurgularsak insan vücudunda ki önemi bakımından Probiyotik: sindirim sisteminde yaşayan mikroorganizmalardır, sağlıklı bir sindirim sisteminin olmazsa olmazlarıdır ve bağışıklık fonksiyonları üzerinde önemli bir etkiye sahiptir) Çocuğun doğumundan belirli bir süre önce, annenin probiyotik yapısı değişmeye başlıyor ve çocuk doğum kanalından geçerken bu probiyotikleri alıyor ve tüm vücut koruma kalkanı gibi probiyotiklerle kaplanıyor. İlk gıdası olan bu sağlıklı probiyotikleri çocuk yutuyor ve çocuğun bronşlarından gidiyor ve dolayısıyla çocuk probiyotiklerle doğuyor.

    Ancak sezeryan ile doğum olursa, probiyotik olmadan doğum oluyor. Şu açıklamada çok ilginç ki 80 li yıllarda sezeryan doğum %7 lerdeyken bugün % 51,8 ve hatta % 80 lere kadar oranın çıkması da yapılan araştırmalarda saptanmış.

    Otizmi anne sütü ile beslenmemek, karbonhidratlarla beslemekte çok tetikleyici bir unsur.

    Otizm de ağır metal zehirlenmesi, gluten riski şekere karşı tahammülsüzlük , süte karşı tahammülsüzlük var. Bu çocuklara beslenme tedavisi verilmesi gerektiğinin her türlü altını çiziyorlar. Beslenme tedavisi ile normal hayat sürmeleri sağlanabilir.

    Otizim ailesi, öncelikle çocuğun glutene karşı hassasiyeti olması gerektiğini bilmesi gerekir. Otizmli çocuklar glutensiz beslenmeli, tüm buğday ürünleri ( arpa, çavdar ) hayatından çıkartılmalı. Her türlü ekmek, makarna, şehriye, bulgur, yarma ( TABİ BUNLARIN DOĞAL OLANLARI BİLE DAHİL !!! ) çocuğun hayatından çıkartılmalı.

    Gluten intoleransı testlerle maalesef anlaşılamıyor diyorlar, çünkü kan tahlili ile bunun teşhisini koymak mümkün değilmiş. Ancak doktorlar ya da evde sizler gluten intoleransını anlayabilirsiniz. Nasıl mı ?

    Klasik gluten intolerası tipik belirtilerle ortaya çıkıyor. Bağırsak problemi, Karın ağrıları, ishal yada kabızlık, eklem ağrıları, ağızda aftlar, tekrarlayan kansızlık, gelişim geriliği gibi sorunlar tipik belirtileridir.

    Ama non çölyak, gluten intoleransında bambaşka belirtiler ortaya çıkıyor. Diyabet, romatizma, cilt dökülmesi olarak bu hastalıklar ortaya çıkıyor.

    Otizmli çocukların tamamı gluten intoleransı olarak kabul edilmelidir. Bu hastalara glutensiz diyet uygulanmalıdır ancak tam tersine verilen diyetlerde tahıllı diyetler verilmektedir.

    Glutensiz beslenmeye karşı bu çocuklarda süte ( laktoza ) karşıda bir tahammülsüzlük çok görülür. Laktozsuz ürünlere geçilmelidir ve süt ürünleri olmamalıdır.

    Ağır metal zehirlenmesi bu çocuklarda çok yaygındır. Çünkü bu çocukların bağırsak duvarı bozulduğu için ağır metalarla karşı zehirlenme görülür. Neden? Bağırsak duvarı bozuk olduğu zaman, her şey içeri girmeye başlar, vücudu koruyan bir duvar yok, probiyotikler yok dolayısıyla bu çocuklara ağır metal testleri yapılmalıdır. Bu testler yapıldıktan sonra zehirlenmeye uygun, tedavi doktorlar tarafından düzenlenmelidir.

    Bunun yanında bu çocuklarda, probiyotik yoksunluğu yaşamaktadırlar. Bol fermente gıdalar tüketilmelidir. Bunlar nedir? yani ev turşusu, ev sirkesi, evde yapılan kefir bunlar çok mühimdir. Ev yoğurdu önerilmez, neden ? Unutmayın süt ürünleri olmayacaktı…

    Bunların yanında D vitamini de bakılmalıdır bu çocukların. D vitamini seviyesi 100’ ün üstüne çıkarılmalıdır. Bol yağ ile beslenmelidirler. Zeytin yağı, tereyağ, hayvansal protein, paça çorbası, kemik suyu gibi kıymetli proteinler verilmesi gerekir.

    Bu çocuklar işlenmiş gıdalardan, kesinlikle ve kesinlikle uzak durmalıdırlar. Tüm konuşulanlar çok ilginç ve bu bölümde çok ilginç ki… Şeker yememelidirler. Şeker yedikçe

    vücutta ‘candida mantarı’ gelişir. Şimdi vücutta probiyotik yok ve candida mantarı geliştiği zaman ve üstüne şeker de yediği zaman çocuğun vücudunda alkol oluşmasına sebebiyet verir. Candida mantarı, şekeri alkole bırakır ve çocukta bir keyif hali oluşur. Çünkü kanda alkol vardır. Dolayısıyla çok tehlikelidir ve kesinlikle yedirilmelidir.

    Otizmde anneler, glutensiz, laktozsuz , süt ve süt ürünleri olmayan, makarna , pilav olmayan , bol yağlı, bol ev sirkesi, ev turşusu içeren ve işlenmiş gıda olman diyetlerle beslenmelidir diyor , Aktaş.

    Hamile kalacak annelerin öncelikli olarak; kilo vermesi lazım, beslenmesine dikkat etmesi, D vitaminlerini yükseltmesi ve magnezyumlarını kontrol ettirmelidirler diye belirtiyor, Karatay .

    Bu bilgilerin hızlı bir şekilde birbirimiz ile paylaşmamız çok mühim ve kıymetli. Öğrendiğimiz bilgileri sadece kendi iyiliğimize dokunabilecek noktaları ile öğrenmemeli ve öğrendiklerimizi başkaların sağlığı ve faydası için paylaşmalıyız. Bazı anneler ile bu sohbetleri yaptığım zaman bana bir gününüzü anlatın, çocuğunuz ne yer ne içer dediğimde bazen dehşete kapılıyorum . Sabahları patates kızartmaların olduğu bir kahvaltı yada sadece cips yenmiş bir akşam yemeği , mide bulantısını kesmek için verilen bardaklarca süt … bunun yanında eğitime çok açık bir çocuk ama yediklerinden tıkanmış bir vücuda sahip, engellerle dolu.

    Bu çocuklar işlenmiş gıdalardan, kesinlikle ve kesinlikle uzak durmalıdırlar. Tüm konuşulanlar çok ilginç ve bu bölümde çok ilginç ki… Şeker yememelidirler. Şeker yedikçe

    vücutta ‘candida mantarı’ gelişir. Şimdi vücutta probiyotik yok ve candida mantarı geliştiği zaman ve üstüne şeker de yediği zaman çocuğun vücudunda alkol oluşmasına sebebiyet verir. Candida mantarı, şekeri alkole bırakır ve çocukta bir keyif hali oluşur. Çünkü kanda alkol vardır. Dolayısıyla çok tehlikelidir ve kesinlikle yedirilmelidir.

    Otizmde anneler, glutensiz, laktozsuz , süt ve süt ürünleri olmayan, makarna , pilav olmayan , bol yağlı, bol ev sirkesi, ev turşusu içeren ve işlenmiş gıda olman diyetlerle beslenmelidir diyor , Aktaş.

    Hamile kalacak annelerin öncelikli olarak; kilo vermesi lazım, beslenmesine dikkat etmesi, D vitaminlerini yükseltmesi ve magnezyumlarını kontrol ettirmelidirler diye belirtiyor, Karatay .

    Bu bilgilerin hızlı bir şekilde birbirimiz ile paylaşmamız çok mühim ve kıymetli. Öğrendiğimiz bilgileri sadece kendi iyiliğimize dokunabilecek noktaları ile öğrenmemeli ve öğrendiklerimizi başkaların sağlığı ve faydası için paylaşmalıyız. Bazı anneler ile bu sohbetleri yaptığım zaman bana bir gününüzü anlatın, çocuğunuz ne yer ne içer dediğimde bazen dehşete kapılıyorum . Sabahları patates kızartmaların olduğu bir kahvaltı yada sadece cips yenmiş bir akşam yemeği , mide bulantısını kesmek için verilen bardaklarca süt … bunun yanında eğitime çok açık bir çocuk ama yediklerinden tıkanmış bir vücuda sahip, engellerle dolu.

  • Okul Korkusu

    Okul Korkusu

    Okul Korkusu Nedir?

    Okul korkusu aslında çocukların annelerinden veya bakım veren bir kimseden ayrılmak istememesinden kaynaklanır. Çocukların ailelerinden ilk defa ayrılacakları zaman olan 5-7 yaşlar arasında sıklıkla gözlenilen bir durumdur. Genel olarak %4-5 gibi bir oranda bu duruma rastlanır. Kız ve erkek çocuklarında nerdeyse aynı oranda görülmekle birlikte yaş ilerledikçe bu korku da azalmaya başlayacaktır. Ergenlik dönemlerinde ise kızlarda daha sık görülür.

    Ayrılık kaygısı yaşayan çocuklar bağlandığı kişiden ayrılmaya karşı aşırı biçimde kaygı duyar ve korkar. Okula ilk başlanıldığı dönemlerde bu korku belirginleşir. Korkunun hafifletilmesi ve bu durumun ilerlememesi için Konya Pedagog alanında çalışmalar yapan uzmanlarımızla irtibata geçebilirsiniz.

    Ayrılma durumunda sıklıkla ağlama, bağırma, anneye yapışma ve ayrılmak istememe, okula gitmek istememe, geceleri uyku problemleri, iştah problemleri görülebilir. Bunların yanında kusma, mide bulantısı, baş ya da karın ağrısı gibi fizyolojik rahatsızlıklar da görülebilir.

    Okul Korkusunun Nedenleri

    Okula başlama hem aile hem çocuk için kritik bir dönemdir. Farklı bir ortama alışma, farklı kuralları benimseme ve bu kurallara uyma zorunluluğu okula başlayan çocuklar için alışılması kolay bir durum değildir.

    Okul korkusunun sebebi genellikle anne ya da anne yerindeki bakım veren kişiden ayrılma korkusudur. Bu çocukların bulunduğu aileler ise genellikle bağımlı ailelerdir.

    Bu çocuklar genellikle, ebeveynlerin her ikisine ya da birine aşırı şekilde bağımlıdır, her dediği yapılarak yetiştirilmiştir ve diğer insanlardan da bunu talep eder.

    Okul korkusu yaşayan çocuğun küçük bir kardeşi varsa onu kıskanabilir ve annesiyle kardeşinin evde beraber kalmasını istemediği için okula gitmek istemeyebilir.

    Anaokuluna veya kreşe giden çocuklar okul korkusunu çoğunlukla daha az yaşamakta ve daha az sorunlu atlatmaktadırlar.

    Okul Korkusu Hangi Çocuklarda Daha Çok Görülür?

    • Yoğun kaygılı, evhamlı anne babaların çocuklarında,

    • Aşırı bağımlı ebeveyn-çocuk ilişkilerinde,

    • Daha önce annesinden hiç ayrılmamış, geceleri anne babasıyla beraber uyuyan çocuklarda,

    • 5 ve 7 yaş arası çocuklarda,

    • Yeni kardeşi doğan çocuklarda,

    • Babası olmayan ya da babasından uzak kalan çocuklarda,

    • Çocukların sağlık problemleriyle aşırı ilgilenen ve ufak sorunları bile büyüten aşırı koruyucu anne babaların çocuklarında,

    • Anne ya da babasında fiziksel rahatsızlık bulunan çocuklarda daha çok görülmektedir.

    Okul Korkusuyla Baş Etme Yolları

    • Çocuğunuz fiziksel şikâyetlerde bulunuyorsa gerçekten bir sorun olup olmadığını anlamak için bunu kontrol ettirmeniz önemlidir.

    • Aileler çocuğun okula gitmesi konusunda tutarlı olmalı ve taviz vermemelidir. Düzenli olarak okula gitmesi sağlanmalıdır.

    • Okula hazırlık aşamasında gerekli eşyaların alınması çocukla birlikte güzel bir aktivite fırsatı olarak değerlendirilmelidir.

    • Çocuklara neden okula gitmesi gerektiği anlatılmalı, çocuğun kafasındaki soru işaretleri giderilmelidir.

    • Öncelikle anne babalar sakin olmaya çalışmalıdır. Çocuklarının kaygılanacaklarını düşünürlerse bu kendi davranışlarına yansıyabilir. Ailelerin, kendi kaygılarını çocuklarına hissettirecek davranışlardan ve sözlerden özellikle uzak durması çok önemlidir.

    • Çocuklara okul hayatıyla ilgili güzel ve ilgisini çekebilecek hikâye ve anılar anlatılması çocuğun kafasında da okulla ilgili olumlu bir imaj yaratacaktır. Anne babalar kendi okul geçmişlerinden de bahsedebilir.

    • Ayrılma kaygısı taşıyan çocukları öncesinde hazırlamak ve bağımsızlığa alıştırmaya çalışmak gerekir. Aileler okul öncesinde bununla ilgili ufak hazırlıklar yapabilir. Tek başına dışarı çıktığı zamanlarda ona ufak ödüller verilebilir.

    • Çocuklarla korkuları hakkında konuşulmalıdır. Anne-babalar korkuları görmezden gelmek yerine korkularının sebeplerini anlamaya çalışmalıdır. Çocuğun korkularını ciddiye almalı, alay etmekten kaçınılmalıdır.

    • Korkularını hafifletmek için çocukların kafalarındaki sorular cevaplandırılmalıdır.

    • O okuldayken anne baba nerede olacağını çocuğa anlatmalı, öğretmenle iletişim kurmasını teşvik etmelidir.

    • Duygu ve düşüncelerinin ciddiye alındığını gören çocuk önemli olduğunu hissedecektir.

    • Çocukların kendi yaşıtlarıyla etkileşim içinde olmasına fırsat verilmeli, gerekli imkânlar oluşturulmalıdır.

    • Öğretmenin önemli rolü bakımından, öğretmenle iş birliği yapılması süreci hızlandıracak ve kolaylaştıracaktır. Öğretmen ile çocuk arasındaki ilişki çocuğun okula uyumunun, okulda kendini rahat ve güvende hissetmesinin, başarısının, sınıf arkadaşlarıyla olan etkileşiminin,  önemli bir belirleyicisidir.

    Okul korkusu, çocukların okula gitmek istememesini belirtir fakat bunun altında çok farklı sebepler de bulunabilir. Özellikle uzun süre devam eden okul korkusu veya okul reddi aileler tarafından gözden kaçırılmamalıdır. Bunun için bir pedagog, psikolojik danışman, psikologdan destek alınması çocuklarda bu kaygı ve korkunun yerleşmesinin önüne geçecektir.

  • Ödül ve Ceza

    Ödül ve Ceza

    Davranışçı ekolün ortaya atmış olduğu ödül ve ceza yıllardır çocuklarda uygulanması tartışılan bir
    konudur.
    Çocuklarda istendik davranışların tekrar etmesi için davranıştan sonra çocuğa verilen ödüller o
    davranışın gerçekleşme olasılığını artıran pekiştireçlerdir.
    Çocukta istenmeyen davranışlarda ise verilen cezalar ile o davranış söndürülmeye çalışılır. Bu ekole
    göre karşımızdaki çocuğun davranışlarını onaylıyorsak ödüllerle pekiştirir, onaylamıyorsak ve ortadan
    kaldırmak istiyorsak cezalandırırız.
    Çocuk bu modelde her davranışına karşılık aldığı tepkileri zihninde kodlar ve davranış-tepki eşleştirerek
    bir süre sonra ‘’böyle yaparsam şunu elde edebilirim ancak şöyle yaparsam canım yanabilir ya da keyfim
    kaçabilir.’’ gibi düşünmeye başlar. Adeta verilen tepkilere dönük denklemler kurarak yaşamı boyunca
    herkese karşı onları kullanır.
    Burada yıllardır tartışılan şey ödül ya da cezanın verilmesi değil onun kim tarafından hangi aralıklarla
    verildiğidir. Anne için onay verilen –kabul edilen davranış bazen baba için kabul edilemez bir davranış
    olabiliyor. Bu gibi durumlarda çocuk annenin ödüllendirdiği babanın onaylamadığı davranış karşısında
    davranışın sorumluluğunu almamayı tercih ediyor ve dıştan denetimli bir çocuk haline geliyor.
    Oysa davranış sorumluluğu alınması gereken zihinsel bir sürecin sonucudur.
    Ne yapıyorum?
    Daha önce böyle yaptığımda sonuçlar ne oldu?
    Eğer bu davranışı sergilersem olası sonuçlar ne olur? şeklinde bir öngörü edinimi kazandırmak için
    çocuğa ne yapması konusunda değil nasıl yapması konusunda fikirler veriniz.
    Çocuk istenmedik bir davranış gerçekleştirdiğinde ‘’bunun kimin problemi olduğunu ‘’ iyi çözümlemeniz
    gerekiyor. Çocuğun odasında düzensiz şekilde ders çalışması onu motive edici bir unsur ise, bu durum
    onun için bir problem değildir. Ancak siz odaya girer ve bu düzensizliği problem olarak sahiplenir ve
    sonra ona düzenlemesi için belli komutlar verirseniz, çocuğa dıştan denetim odağı olmuş olursunuz.
    Ne zaman ki o odadaki düzensizlik çocuğu siz uyarmadan rahatsız edecek, işte o zaman çocuk
    davranışını sorgulamak durumunda kalacak ve kendi denetimi ile düzen konusunda belli kararlar
    alacaktır. Başarılı bireylerin içten denetimli, oto-kontrol ile davranışlarının sorumluluğunu alan kişilikler
    olduğu kaçınılmazdır.
    Çocuklar anne babalarının davranışlarını absorbe eden zihinsel illüzyonlardır.
    Eğer anne ve baba çocukta olmasını istediği kazanımları kendileri günlük yaşantılarında sergiler ve
    sosyal model figürleri olurlarsa çocuk kendi doğal gelişim sürecinde zaten o davranışı sergileyecektir.
    Ancak kendi yaptığınız bir şeyi çocuğa ‘’yapma’’ demek çocukta zihinsel karmaşalara yol açan bir
    durumdur. ‘’Şizofren olunmaz ,doğulur.’’ şeklinde her ne kadar bir söz söylenmişse de ‘’şizofrejenik
    mother ‘’ dediğimiz yani çocuğa sürekli zıt tepkiler veren anneler çocuğun gelecekte şizofren olmasına
    çevresel faktör olarak neden olabiliyor. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse ;
    Çocuğa kimsenin olmadığı zamanlarda verilen tepkiler ve ortamda başkaları var iken verilen tepkiler
    farklı ise bu çocukta davranışa karşı korku ,kaygı, kararsızlık hali ile sorumluluğunu almaktan kaçınma
    durumu sergilemesine neden olacaktır. Örneğin çocuğa kimsenin olmadığı ortamda; beslenme çantasına
    sandwiç koyarken ‘’sakın kimseye verme, iyice karnını doyur ‘’diyen bir anne ,ortamda misafirler var iken
    ‘’oğlum biraz da arkadaşına versene ,neden paylaşmıyorsun’’ şeklinde tepkiler verirse bu anne
    ‘’şizofrejenik mother ‘’olarak adlandırılabilir.
    Çocuklar mümkün olduğunca davranışının sorumluluğu verilmeli ve problemi sahiplenilmemelidir.
    Kendisi gelip problemi paylaştığında ise ‘’başka ne yapabilirsin?, biliyorum sen iyi düşünen birisin ,uygun
    bir çözüm yolu bulabilrsin?, peki başka ne yapabilirdin?’’ gibi tepkiler vererek pekiştirilen şey davranış
    değil ,çocuğun düşünme ve fikir üretme süreci olmalıdır.

  • İnek sütü alerjisi nedir?

    İnek sütü alerjisi nedir?
    İnek sütü alerjisi bir ya da daha fazla süt proteinine karşı spesifik immünolojik mekanizmalarla oluşan hipersensivite reaksiyonu (aşırı duyarlılık reaksiyonu) olarak tanımlanır. İnek sütünde kazein ve whey proteinleri denilen beta laktoglobulin, alfa laktalbumin, bovin serum immunglobulini başta gelmek üzere yaklaşık 20 kadar alerjenik proteine karşı alerjik reaksiyon gelişebilir.

    Bebeğime inek sütü alerjisi teşhisi kondu, neredeyse 1 yaşına gelecek, peynir, veya yoğurt ile deneme yapabilir miyim?
    Besin yükleme testi inek sütü alerjisinin düzelip düzelmediğinin değerlendirilmesinde kullanılır. Bebeğinize 1 yaşından önce yoğurt, peynir ve formül mama ile deneme testi yapılabilir. Ancak yükleme testi doktor gözetimi altında yapılmalıdır. Şüpheli besinler testten en az 2 hafta önceden itibaren bebeğe verilmez. Ayrıca alerji şurupları kullanılıyorsa bunlar kesilir. Deneme sırasında bebek sağlıklı olmalı, ateş, kusma, ishal olmamalı, rinit ve/veya astımı kontrol altında olmalıdır. Uygulama sırasında gelişebilecek acil durumlar için gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra düşük dozdan başlayarak artan dozlarda inek sütü yada süt ürünleri verilir. Yirmi otuz dakika kadar bekledikten sonra miktar arttırılır. Bulgu ortaya çıkmıyorsa tolerans geliştiğine karar verilir.

    Bebeğimde inek sütü alerjisi var, ancak işe döneceğim ve memeden kesmem gerekiyor, ne yapmalıyım?
    İnek sütü alerjisinde ilk yapılacak olan, inek sütü ve inek sütü içeren bütün besinlerin bebeğin diyetinden çıkarılmasıdır. Anne sütü alamayan inek sütü alerjisi olan bebeklerin beslenmesi özel formüllere düzenlenmelidir. İlk seçenek yoğun hidrolize mamalardır (peptijunior),ancak semptomları devam eden, çoklu besin alerjisi olan veya büyüme geriliği olan çocuklara aminoasit bazlı formüller (pregomin AS, neocate) verilmesi önerilmektedir.

    Bebeğimi emziriyorum ancak doktorum bebeğimde inek sütü alerjisi olduğu için benim süt içmememi, peynir, yoğurt gibi inek, keçi veya koyun sütünden oluşan besinleri tüketmemem gerektiğini söyledi. Nasıl besleneceğim?
    Anne sütü ile beslenen süt çocuklarında emziren annenin diyetinden tüm süt ve süt ürünlerinin çıkartılarak annenin emzirmeye devam etmesi önerilmektedir. Eliminasyon diyeti verilen anneye kalsiyum desteği verilmeli ve diyeti süt proteini içermeyen gıdalar ile düzenlenmelidir.

    Bebeğime süt vermiyorum, ama bazı bisküvilerde bile süt var. Başka hangi ürünleri almamalıyım?
    İnek sütü ve inek sütü bazlı mamaların dışında pek çok besinde inek sütü proteinleri bulunmaktadır. Gıda ambalajları üzerinde aşağıdaki ifadeler olan besinler inek sütü proteini içerdiklerinden kesinlikle verilmemelidir. Artifisiel tereyağı sarısı, tereyağı, her türlü süt, süt tozu, yağı alınmış süt, evapore süt, keçi sütü, koyun sütü, kazein, kazeinat, peynir, krema, laktalbumin, laktalbumin fosfat, laktoglobulin, puding, laktuloz, whey, yoğurt ayrıca bazı besinlerinde içerisinde süt olabileceği söylenmelidir.
    Süt ürünleri katılarak yapılan pişmiş yiyecekler (kek, kurabiye, bisküvi vb) ve süt ile terbiye edilerek hazırlanan gıdalar da tüketilmemelidir.

    Prof.Dr.Nihat Sapan – Çocuk Allerji Uzmanı

  • Okul Fobisi

    Okul Fobisi

    2017-2018 eğitim-öğretim sürecine başlarken çocuklarda en temel karşılaşılan sorunlardan biri de okul
    fobisidir. Okul korkusu olarak da adlandırılan okul fobisi çocuğun okula gitmeyi reddetmesi durumudur.

    Çocuğun yalnızca okula başladığı süreçte değil, sonrasında da görülebilen okul fobisi yalnızca anneden
    ya da evden ayrılma korkusu değil okulun fiziki şartları, öğretmenin otoriter rolü, akran baskısı ya da ”
    başarısız olacağım” kaygısı gibi pek çok nedenden kaynaklı da olabilir.

    Okul fobisi yaşayan çocuklar tek başına problem sahibi gibi görünseler de problemin kaynağı anne ya da
    baba hatta her ikisi arasındaki ilişkiden de kaynaklı olabilir.

    Okul fobisi yaşayan çocukların anneleri ile ilgili yapılan araştırma bulguları incelendiğinde ise annelerin
    yaklaşık üçte birinin obsesyon. kişilerarası duyarlık ve psikotizm alanlarında ruhsal belirtiler gösterdikleri
    belirlenmiştir. Araştırmada okul fobisi olan öğrencilerin ortak özellikleri incelendiğinde orta
    sosyoekonomik seviyede çekirdek ailenin genelde ilk çocukları oldukları ve okul fobisi olan çocukların
    annelerinin ilkokul mezunu ev hanımı olmaları dikkat çekmektedir. Anne baba arasındaki şiddetli
    geçimsizlik de yine çocuğu anneye bağlayıcı manidar bir rol üstlenmektedir.

    Okul fobisi yalnızca okulu reddetmek değildir, altında yatan ihtiyaç duygusal bir mesaj verebilir.

    Anne çocuk arasındaki ilk bağlanma anne karnında başlar ve tüm iletişimler bu bağ üzerinden kurulur.
    Çocuk kişilik gelişiminin en önemli evresinde okula başlayacak ve akranları ile annesi ile kurduğu o bağ
    üzerinden bir iletişim kuracaktır. Çocuk eğer ailenin ilk çocuğu ise bu durumda veliler biraz daha kaygılı
    çekingen bir rol üstlenebilir. Çocuğun annesi ile kurduğu güvensiz bağlanma türü okulun ilk günlerinde şu
    şekilde cereyan edebilir;
    +Kızım bak ben gidiyorum ,ben gidince sakın ağlama, öğretmenini üzme tuvaletin gelirse söyle aman ha
    dikkat et ,kimsenin verdiği bir şeyi yeme.
    -Tamam anneciğim.
    +Kızım bak ben gidiyorum tamam demi ağlamak yok.
    -Tamam dedim ya anne.
    +Ha tamam o zaman ben gidiyorum bak şimdi bu kez kesin gidiyorum.
    Şeklinde bir diyalog öğretmenlerin en alışık olduğu durumlardan biridir. Burada anne çocuktan ayrılmaya
    hazır değildir ve sürekli o yokken başına bir şey gelecek kaygısı güderek kendisini akıl almaz bir
    obsesyona sokabilir. Yapılan araştırmalarda zaten okul fobisi yaşayan çocukların annelerinde obsesyon
    belirtiler gözlendiğini ispat eder niteliktedir.

    Ne Yapmalıyım?

    Öncelikle çocuğunuzun duygularını ve düşüncelerini yansıtıcı bir iletişim kurmalısınız.
    ‘’Tatlım şu an neler yaşadığını hissedebiliyorum, kaygılı ve telaşlısın. Biliyor musun ben de okula ilk
    başladığım gün aynen senin gibi hissetmiş hatta ağlamıştım. Ama zamanla o kadar iyi arkadaşlarım oldu
    ki hem eğlendik hem de yeni şeyler öğrendik onlarla. Bugün hala görüşüp o günleri konuşuyoruz .Okul
    yeni arkadaşlar edinmek ve yeni şeyler öğrenmek için çok uygun bir yer.’’

    Çocuk çok fazla ağlıyor ve konuşanları reddediyorsa lütfen öncelikle siz sakin kalmaya çalışarak telkin

    verin.

    ‘’Canım lütfen sakin ol, seni istemediğin bir şeyi yapmaya zorlamayacağım. Ağlamayı bıraktığında
    seninle konuşmak için salonda bekliyor olacağım.’’ Şeklinde bir ifade ile ağlama durumunun sonlanması
    ile duygular çözümlenmelidir.
    Söyler misin şimdi seni okul konusunda tedirgin eden duygu nedir? Sen şuan okulda olsan ne yapıyor
    olurdun?Arkadaşların sana derdi peki?Öğretmenin seni sever miydi? Gibi sorularla çocuğun okul,
    arakadaş ve öğretmene karşı tutumu ve algısı çözümlenmelidir.
    Son olarak telkin ve ikna ile okul bahçesine kadar bile olsa çocukla gidilir ve okul öğretmenin anlayışı ile
    durum orada yeniden uyum sağlayıcı unsurlarla desteklenir.
    En uygun çözüm ise kararlı davranmak ,sabır göstermek ve ölçülü bir iç disiplin ile sakinlik göstermek.

  • Prematüre bebek bakımı nasıl olmalı?

    Dünyada her yıl 13 milyon bebek prematüre olarak doğuyor. Türkiye’de son yıllarda erken doğan bebeklerde (prematüre) sağkalım oranları, yenilenen bakım üniteleriyle hızla artıyor. Anne karnını hiç aratmayan donanıma sahip yenidoğan ünitelerindeki özel bakım yöntemleriyle bebekler artık daha sağlıklı oluyor. Ancak erken doğan bebeğin taburcu olduktan sonra evdeki bakımı da son derece önem taşıyor. “Prematüre Farkındalık Ayı” olarak kutlanan Kasım ayında prematüre bakımı konusunda dikkat edilmesi gereken konulara göz atalım;

    1990’lı yıllardan sonra hasta odaklı bakım anlayışının ortaya çıkmasıyla birlikte bu anlayışın ilk nüvelerinden olan yenidoğan ünitelerinin yenilenmesi, Türkiye’de bebek sağlığında bir çığır açtı. Erken doğan bebeklerde sağkalım oranlarının artmasıyla birlikte, daha kapsamlı bir yaklaşımın var olduğu üniteler sayesinde, bugün artık ileri yaşlarda olası rahatsızlıkların da önüne geçmek mümkün. Erken doğan bebeklerde, okula başladıktan sonra öğrenme bozukluğu çıkabiliyor. Maalesef bunların bir kısmı da yenidoğan ünitesindeki süreçle ilgilidir.

    Yenidoğan ünitesinin ortamı bebeğin sağlığını etkiliyor

    Yenidoğan ünitelerinde ortamın düzenlenmesiyle birlikte bebeğe yapılan her müdahalenin de son derece titiz bir şekilde ele alınması gerekiyor. Stresin dahi beyin gelişimini olumsuz etkilediğini, yapılan radyolojik ve diğer incelemeler de kanıtlamaktadır. Bebek yenidoğan ünitesinde stres içindeyse, ağrısı varsa, üşüyorsa, vücut ısısı yüksekse, bebeğe sert girişimlerde bulunuluyorsa tüm bunlar bebeğin hafızasına kaydoluyor ve uzun vadede çeşitli travmalara neden olabilir. Bu nedenle hastanenin fiziki koşulları ve bebeğe yapılan müdahaleler son derece önemlidir. Diğer bir önemli konu da bebeğe çok fazla el sürmenin sakıncalı olduğudur. Bağışıklık sisteminin düşük olması nedeniyle bu bebeklerde enfeksiyon riski yüksektir ve bebeğe her dokunuş enfeksiyon olasılığını artırır. Mümkün olduğunca bebeği ellemeyip rahat bırakmak gerekir. Bu sebeple de genelde tüm bakımlar belirli bir saate toplanır. Bebeğin ağrı çekmemesi için de gerekli önlemlerin alınması önemli bir diğer nokta. Eğer birtakım tedavilerin uygulanması gerekiyorsa mümkün olduğu kadar bebeğin bu süreci ağrısız geçirmesi sağlanmalıdır.

    Anne bebeğe dokunduğu an bağ oluşuyor

    Erken doğan bebek uzun bir süre yenidoğan ünitesinde kalabiliyor ve dolayısıyla bu süre boyunca anneden ayrı oluyor. Eğer o sırada anne bebeğini ziyaret etmeyip dokunmuyorsa anne-bebek arasında bağ oluşamıyor. Bebek stabilize olduğu an, anne ile ilgili de çok büyük bir problem yoksa biz anneyi üniteye alınır.rız. Bebek de annesi dokununca bunu hissediyor. Öyle ki; bazen bebeğin aralıklı solunum sıkıntısı olduğunda, bebeği anne kucağına verdiğinizde bütün sıkıntı sona eriyor. Ayrıca bu ten teması annenin süt yapımını da artırıyor.

    Bebeğin bakımı ilkokula başlayana dek kontrol ediliyor

    Yenidoğan ünitesinden çıkan bebeğin bakımı düzenli kontrollerle devam etmeli; dördüncü haftadan sonra göz muayenesi, işitme taraması detaylı olarak yapılmalı ve daha sonra poliklinikte gelişimleri takip edilmelidir. Bebeğin zamanında başını dik tutmasından, oturmasından ve emeklemesinden okul çağına kadar ciddi bir izleme programına tabi tutulması çok önemlidir. Çocuğun ilkokuldaki başarısını görene kadar kontrollere devam edilmelidir. Çünkü bebekken hiçbir şey fark edilmez ama ilkokula geldiğinde öğrenme problemleri veya hiperaktivite ortaya çıkabilir.

    Bebeğiniz taburcu edildikten sonra da kritik dönem devam ediyor

    Erken doğan bebek her ne kadar gerekli tetkikler yapılıp, sağlığına kavuşarak hastaneden taburcu edilse de bakım süreci devam ediyor. Özellikle evde bebeğe yapılan ziyaretler enfeksiyon riskini artırdığından bu konuda ailenin ve yakın çevresinin anlayışlı, bilinçli bir tutum sergilemesi gerekiyor. Odanın sık sık havalandırılması, ışıklandırmanın sağlanması, bebeğe dokunmadan önce ellerin yıkanması özellikle damlacık enfeksiyonu ve respiratuar sinsityal virüs riskini azaltmak açısından son derece önemli. Birinci aydan itibaren rutin aşıları ile respiratuar sinsityal virüsünden koruyan, ilk 5 ay boyunca aylık aşıların yapılması, anne-babanın da boğmacaya karşı muhakkak aşılanması, bebeğin her gün temiz hava alması için dışarı çıkarılması, yine taburcu olduktan sonra yapılması gereken bakım kriterleridir. Bebeğin giydirilmesi konusunda da aşırılıktan kaçınılması gerekmektedir. Siz kendinizi nasıl rahat hissediyorsanız çocuğunuza bir kat fazlasını giydirin. Bebeğin dokunma hissinin gelişmesi için ise eldiven giydirilmemesi gereklidir.

    Masaj yapın

    Prematüre bebeklerde masaj büyük önem taşıyor. Kas gelişimi ve bebeğin daha rahat uyuması için yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde bebeğin kaslarına birtakım germe hareketleri yapılır. Bu sayede daha sonra ortaya çıkabilecek ortopedik sorunlar da azalabiliyor. Dokunarak bebeğe uyarı vermek, beyin gelişimi açısından da olumlu sonuçlar verirken, yapılan masajlar bebeğin gaz gibi sorunlarını da önlüyor.

  • 6-9 aylik bebeklerde beslenme

    6, 7, 8 ve 9 aylik bebek beslenmesi

    6. aydan itibaren katı gıdalara başlanabilir. Daha az alerjik olması nedeniyle sütlü pirinçli mamalar tercih edilebilir. Bu aydan sonra kahvaltı başlanabilir. Ayrıca ekmek ve çorbalar da verilebilir.

    Hazırlanan yiyecekler tuzlu ve baharatlı olmamalı iyice ezilmelidir. (mümkünse rondo vb. araçlar kullanılmamalıdır.)

    Kahvaltı hazırlama: Yumurta kaynatılır(tam pişmiş). Yumurta sarısının 1/8 kadarıyla başlanır. Zamanla miktarı arttırılır. İçin bir tatlı kaşığı kadar akşamdan tuzu alınmış beyaz peynir ilave edilir. Peynirinde miktarı zamanla arttırılmalıdır. Bir kibrit kutusu büyüklüğüne kadar çıkılabilir. 2-3 tane bebe bisküvisi konulur. Biberon maması veya taze meyve suyu veya meyve püresi ile ıslatılarak ezilir. (1 yaşına dek yumurta beyazı,bal ve inek sütü kullanmayınız.)

    ÇORBALAR:

    Yayla çorbası:

    ¾ su bardağı yoğurt

    ½ su bardağı su

    1 yemek kaşığı pirinç

    1 çay kaşığı sıvıyağ

    1 çay kaşığı un

    Pirinç ayıklanır, yıkanır ve su ile haşlanır. Ilımaya bırakılır, yoğurt ve ezilmiş un eklenir. Karıştırılarak pişirilir ve yağ eklenir.

    Tarhana çorbası:

    1 su bardağı su

    ½ yamak kaşığı tarhana

    1 tatlı kaşığı sıvıyağ

    Tarhana soğuk ile ezilir ve karıştırılarak pişirilir, yağ eklenir. (Tarhana acısız olmalıdır.)

    Sebze çorbası:

    1 küçük patates

    ¼ kabak

    ¼ havuç

    2-3 yaprak ıspanak (8. aydan sonra konulmalıdır.)

    1 çay kaşığı sıvıyağ

    1 su bardağı su

    Sebzeler yıkanır. Kabuklu sebzeler soyulur ve doğranır. Küçük bir tencerede kaynamakta olan suya atılır. Su sebzelerin üzerini örtecek kadar olmalıdır. Ateş kısılır, sebzeler yumuşayıncaya kadar pişirilir. Pişmiş sebzeler ezilerek süzgeçten geçirilir. Yağ eklenir.

    Mercimek çorbası:

    1 yemek kaşığı kırmızı mercimek

    1 su bardağı su

    1 çay kaşığı sıvıyağ

    Mercimek ayıklanır, yıkanır ve kaynamakta olan suya eklenir. Ateşin altı kısılır, mercimekler yumuşayıncaya kadar pişirilir, ezilir, yağ eklenir.

    ÖRNEK MENÜ:

    Kalkınca: Anne sütü veya biberon maması

    Sabah: Kahvaltı(yumurta sarısı, beyaz peynir, bebe bisküvisi)

    Ara: Anne sütü veya biberon maması

    Öğle Çorba, ekmek içi, yoğurt

    Ara: Meyve püre

    Akşam: Kaşık maması

    Yatarken Anne sütü veya biberon maması

    7 ve 8 aylik bebekler icin;

    Bu aydan sonra etler (dana , hindi, tavuk) ve sebze püreleri verilebilir. 7. aydan sonra anne sütü ile beraber çocuğun besin gereksinimlerini karşılamak için ek gıdalar yeterli miktarda alınmalıdır. Sebze pürelerine etler de katılarak verilebilir. 8. aydan sonra meyvelerden portakal ve mandalina, sebzelerden domates ve ıspanak verilebilir.

    Etleri hazırlama: Yağsız dana eti kıyma şeklinde çorbalara ve sebze pürelerine ilave edilerek başlanabilir. Tavuk ve hindi eti önce haşlanır. Daha sonra küçük parçalara ayrılarak yiyeceklerine ilave edilebilir.

    8. aylik bebeklerde sonra yağsız dana etinden iki veya üç kez çekilmiş kıyma ile yapılan baharatsı, tuzsuz ve soğansız köfte verilebilir.

    Sebze püre hazırlama: Sebzeler (kabak, havuç, patates, enginar, yeşil fasulye, bezelye) iyice yıkanır. (domates ve ıspanak 8. aydan sonra kullanılmalıdır.) kabukları soyulur.2 su bardağı su, 1 orta boy havuç, 1 küçük boy patates, 1 küçük boy kabak ile başlanır. (bebek bunları alınca azar azar diğer mevsim sebzelerinden ezilerek püre kıvamına getirilir. Üzerine 1 tatlı kaşığı zeytin yağı eklenir. Gerekirse et de eklenebilir.

    ÖRNEK MENÜ:

    Kalkınca: Anne sütü veya biberon maması

    Sabah: Kahvaltı (istenirse pekmez de eklenebilir.)

    Ara: Meyve püre

    Öğle Kıymalı çorba, ekmek içi, yoğurt

    Ara: Meyve püre

    Akşam: Etli sebze püre, ekmek içi, yoğurt

    Yatarken Anne sütü veya biberon maması

  • Bebeklerde emzirme, emzirmede karşılaşılan güçlükler ve süt depolama

    Bebeklerde beslenme

    ANNE SÜTÜNÜN FAYDALARI

    Anne sütü her zaman temizdir, mikropsuzdur.

    Anne sütü daima hazırdır, ekonomiktir.

    Anne sütü bebekle anne arasında sevgi bağı kurulmasını sağlar.

    Anne sütü en doğal ve en taze besindir.

    Anne sütünün sindirimi kolaydır.

    Anne sütünün alerjik özelliği yoktur.

    Bebeği hastalıklara karşı koruyucu bağışıklık maddeleri içerir(ishal, orta kulak enfeksiyonu vb.).

    Annede meme kanseri görülme riskini azaltır.

    NE SIKLIKLA EMZİRİLMELİDİR?

    Bu sorunun cevabı genellikle ” bebeğin istediği sıklıkta” dır.Ancak bu çoğunlukla meme başı çatlaklarına neden olabildiği için
    ilk gün her bir memeyi 5 dakikadan fazla emzirmeyiniz. 2. gün 10 dakika, 3. günden itibaren her bir memeyi 15 dakika veya daha uzun süre,bebek doymuş görünene kadar yada memenin boşaldığı hissedilene kadar emziriniz. Memenin tam boşalması 5-20 dakikadır. Ancak bazı bebekler ilk 2 dakikada memedeki sütün yarısını, 5-6 dakikada % 90’nını boşaltır. Bu nedenle daha uzun emmezse bebeğin aç kaldığını düşünmeyin.Ama unutmayınızki daha uzun emme sütün son kısımlarında bulunan yağların bebekler tarafından alınmasını sağlayacaktır. Meme değiştirmeden önce bebek uyuya kalırsa veya emmeyi erken bırakırsa gazını çıkarın ve beslemeye devam edin; çünkü midesini dolduran süt değil gaz olabilir.

    Bebebekler 2-3 saatte bir olmak üzere günde 8-12 kez beslenmelidir.İlk 3-4 hafta gündüz 2-3 saatten,gece ise 4 saatten daha uzun aç bırakılmamalıdır.

    Beslemek için illada bebeğin ağlamasını beklemeyiniz,2-3 saat geçmiş ise bebek ağlamadan öncede açlık işaretleri verir,daha uyanık bakar, emme hareketleri gösterir.

    Anne 4-6 aya kadar bebeğin normal büyüme ve gelişimini sağlayacak kadar süt üretebilir. Bebekler ilk 3 ayda 750-900, 3-6 ayda 450-600, 6-12 ayda 300-400 gr alır. Eğer 8-12 kez emiyorsa ve aralarda uyuyorsa yeterince besleniyor demektir. Eğer memedeki sütün yeterince boşalmadığı düşünülüyorsa süt pompa yardımıyla sağılıp bebeğe verilmelidir.

    EMZİRİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

    Dışardan bebeğini besleyen bir anne gördüğünüzde her şeyin ne kadar kolay olduğunu düşünürsünüz. Ancak ilk kez bebeği memeye koyduğunuzda hiçbir şeyin kendiliğinden olmadığını fark edeceksiniz…

    Tüm gayretlerinize rağmen bebeği memede tutmayı başaramayabilirsiniz. Emmeye hiç de hevesli olmayabilir. Bebek huysuzlaşır, ağlar, siz de hayal kırıklığı ya da umutsuzluğa kapılma hissi yaşayabilirsiniz. “ anneliğin en kolay ve temel fonksiyonunu bile yerine getiremiyorum, anneliğin diğer şartlarını nasıl sağlayacağım” diye düşünebilirsiniz. Durun! Hemen pes etmeyin. Her şey bitmiş değil ve siz henüz her şeyin başındasınız.

    Emzirme anne olmanın diğer yanları gibi sonradan öğrenilir, iç güdüsel değildir. Kendinize ve bebeğinize zaman tanıyın. Emzirmenin size kolay geleceği günler hiç uzak değil. Sıkıntıya ve umutsuzluğa kapıldığınızda bunu düşünün ve rahatlayın.

    Bir süre sonra emzirmenin, anneliğin en kolay ve tatlı yanı olduğunu anlayacaksınız. Üstelik bebeklerin midesi sandığınız kadar büyük değildir. Onun fazla süte ihtiyacı olduğu dönemde emin olun sizinde yeterli miktarda sütünüz gelmiş olacaktır.

    Memeyi almamasının nedeni erkenden biberon veya yalancı emzik kullanma olabilir. Çünkü yapay meme ile anne memesi farklı ağız ve dil hareketi gerektirir. Bebek, anne memesini emmek daha fazla efor gerektirdiği için biberona yönelebilir. Bu nedenle ilk 3 hafta 1 ay yalancı emzik ve biberon kullanmayınız.

    Bebek uyanık ve ilgili iken besleyin,ancak bunu başaramazsanız bebek uyurkende besleyebilirsiniz. Beslenmeden önce anne ellerini yıkamalıdır, memem başı ve çevresi temiz su ile silinmelidir. Meme başını temizleme de sabun veya alkol kullanmaya gerek yoktur.

    Emzirirken rahat bir yere otururunuz ve sırtınızı bir yere dayayınız. Bebeğin üzerine eğilmek yerine kucağınıza koyacağınız bir yastıkla bebeği meme hizasına getirebilirsiniz.

    Bir elinizle bebeği uygun pozisyonda tutup serbest kalan elinizin son 3 parmağı ile memeyi alttan destekleyiniz. İleri çıkmış meme başını bebeğin ağız köşesine sürerek, bebeğin arama refleksini uyarıp, bebek ağzını açınca memeyi verin. Aranmasını ve ağzını açmasını sağlayana kadar bu hareketi tekrarlayın, bebeği zorlamayın.

    Bebek emzirilirken mümkün olduğunca dik tutulmalıdır. Yatar durumda emzirme bebeğin genzine süt kaçmasına ve daha fazla gaz yutmasına neden olur.

    Bebeğin alt dudağını ve kendi elini emmediğinden emin olun.

    Emzirirken memenin bebeğin burnunu tıkamamasına dikkat edin.

    Emzirmede yalnızca meme başı değil, meme başı çevresindeki koyu renkli bölgeyi de çocuğun ağzına alması sağlanmalıdır.

    Her seansta her iki meme verilmelidir. Her beslenmeye bir önce bıraktığınız memeden başlanmalıdır.

    Bebeği memeden alırken bir parmağınızı hafifçe ağzına sokarak memeyi zedelemeden çıkarın.

    Emzirdikten sonra bebek dik olarak omuza dayandırılıp yuttuğu hava (gaz) çıkartılmalıdır.

    EMZİRMEDE KARŞILAŞILAN GÜÇLÜKLER

    Meme başı çatlaması, ağrılı şiş göğüsler annenin süt vermesini güçleştirir. Bu nedenle gebelik sırasında göğüsler emzirmeye hazırlanmalıdır. Meme başı çökükse gebeliğin 5. ayından itibaren ele masajlar yapılarak meme başını uzatmaya çalışılmalıdır.

    Göğüslerde dolgunluk: genellikle ilk doğumdan sonraki 2-5 gün içinde memelerde rahatsızlık verici bir şişkinlik olabilir. Meme başı ile etrafındaki kahverengi kısmın birleşim yeri sertleşir. Konveks bir durum olur. Bebek memeyi iyi tutamaz ve içinde süt kanalları bulunan kısma baskı yapamaz. Böyle olunca meme başı çatlakları oluşabilir ve meme içi boşalmadığı için süt kesilmesi olabilir.

    ÖNLEMLER:

    Memeler sık aralıklarla ve pozisyon değiştirerek emzirilmelidir.

    Memede biriken süt el yardımıyla veya pompayla boşaltılmalıdır.

    Emzirmeden önce memeye sıcak uygulanması meme boşaltılmasını kolaylaştırır.

    Emzirme aralarında memeye soğuk kompres uygulanması daha fazla dolgunluğu engeller.

    MEME BAŞI ÇATLAKLARI VEYA MEME BAŞINDA AĞRI

    Oldukça sık görülen bir durumdur. Ancak geçicidir. Genellikle doğumdan sonra ikinci veya üçüncü gün görülür.

    ÖNLEMLER

    Bebeği kısa süre fakat sık emzirin.

    Bebeği memeye koyarken ve çekerken dikkatli olun.

    Emzirme sonunda memeleri açık havayla temasta bırakın.

    Beslenme sonunda ince tabaka bir lanolinli pomat kullanın.

    Daha geç başlayan çatlaklarda doktorunuzu arayın, nedeni mantar enfeksiyonu olabilir.

    Emzirirken bebeğin pozisyonunu sık sık değiştirerek memenin aynı kısmına basınç yapmasını engelleyin.

    MASTİT: Ateş, halsizlik, titreme, memede kızarıklık ve hassasiyet ile karakterizedir. Doktorunuzu arayın. Antibiyotik tedavisi gerekir. Doktorunuza ulaşıncaya kadar sıcak kompres yardımcıdır. Memeden iltihap gelmiyorsa emzirmeye devam edin.

    SARILIK: Sıklıkla 3-4 günlerde yeterince süt almayan bebeklerde görülür. Süt salgılanması tam başlayıncaya kadar destekleyici mama verilebilir. Ancak mümkün olduğunca sık sık emzirerek süt gelmesini sağlamaya çalışılmalıdır. Gerçek sütü sarılığı tamamen sağlıklı bebeklerin %2’sinde görülür. Anne sütünde bulunan bir madde bundan sorumludur. Doktorunuzu arayın; çünkü sarılığın bir çok nedeni vardır.

    ANNE SÜTÜNÜN TOPLANIP DEPOLANMASI

    Ellerinizi sabun ve su ile iyice yıkayınız.

    Sağma cihazları sıcak sabunlu suda iyice yıkanmalı, durulanmalı ve açık havada kurutulmalıdır. Bulaşık makinesinde yıkamakta yeterli olacaktır.

    Sütü depolamak için özel olarak üretilmiş saklama kapları kullanınız.

    Eğer sağılmış sütü 24 saat içinde kullanacaksanız dondurmayınız.

    Dondurulmuş süt deep freez de 3-6 ay özelliğini korur,ancak unutmayınızki depolama anne sütündeki yağların parçalanmasına neden olabilir ,bu nedenle her nekadar 3-6 ay diyorsakta siz mümkünse 3 ay saklamayı tercih ediniz.

    Depolama kapları üzerine tarih ve saat koymayı unutmayınız.

    Donmuş süt üzerine yeni sağdığınız sütü eklemeyiniz

    Donmuş sütü buzdolabında veya ılık su dolu bir kap için de bekleterek çözebilirsiniz.

    Çözmek için mikrodalga fırın kullanmayınız ,mikrodalga eşit ısıtma yapmaz ve bazı partiküller az ısınırken bazısı çok aşırı ısınıp yanıklara neden olabilir,ayrıca önemli protein ve vitaminlerin ölmesine yol açabilir.

    Buzdolabında çözülmüş süt 24 saat içinde kullanılmalıdır.

    Çözülmüş sütü tekrar dondurmayınız.

    Çözdükten sonra bebek sütün tamamını bitirmez ise daha sonra beslemek için saklamayınız,atınız.

  • 1, 2 ve 3 aylık bebek gelişimi

    Yeni dogan, 1, 2 ve 3 aylık bebek gelişimi

    Gelisimsel Basamaklar

    1 Aylık bebek gellişimi

    Emzirirken, altını değiştirirken onunla konuşursanız yüzünü size doğru çevirir.

    Gözüne parlak ışık gelince gözünü kırpıştırır.

    Yüzükoyun yatırılınca başını yana çevirerek yanağını yatağa dayayabilir.

    Kucağınızda olmak, sesinizi duymak ona güven verir.

    Yüksek ve ani seslerde irkilir, kollarını geri doğru aniden açabilir.

    Yanağına dokunduğunuzda refleks olarak başını o tarafa çevirir ve emmek için arayıcı hareketler yapar.

    Avucunun içine parmağınızı koyduğunuzda kavrar.

    2 aylik bebek gelisimi

    Bakışlarını bir nesne üzerinde odaklaştırabilir Ancak gözlerinde zaman zaman kayma olabilir.

    Sırtüstü yatarken yaklaşık yarım metre üstünde sallayacağınız renkli bir halkayı sağa sola salladığınızda izleyebilir. Yukarı-aşağı salladığınızda aynı beceriyi gösteremez.

    Yüzünüze bakar. Ona bakarken başınızı hafifçe sağa-sola oynattığınızda yüzünüzü izler.

    Sırtüstü yatarken ellerinden tutup kaldırmaya çalışırsanız başını tam tutamayıp arkaya düşürebilir.

    Yüzükoyun yatınca başını 1-2 santimetre kaldırabilir. Ani seslerle irkilir.

    Tabanlarına destek yaptığınızda elinizi güçlüce itebilir.

    Elini ağzına götürmeye başlayabilir

    3 aylik bebek gelisimi

    Siz konusunca size güler,

    Ellerini incelemeye başlar, kol-bacak hareketleri artar. Bu kendini tanımanın ilk uğraşlarıdır.

    Anne ve baba gibi yakın kişilerin sesini ayırdeder.

    Huzursuzlaştığında, ağladığında kendisi ile konuşursanız bir süre susup dinleyebilir.

    Agu benzeri sesler çıkarır..

    Kırmızı bir nesneyi sağa-sola gezdirdiğinizde izler

    Yüzükoyun yatırılınca başını kaldırıp 1 dakika yukarıda tutabilir

    Dikey pozisyonda dolaştırılmaktan çok hoşlanır, çünkü artık dünyayı tanımaya başlamıştır.

    0-3 AY bebekler icin oneriler

    Bebeğinizle gözgöze bakın.

    Yüzüne gülümseyerek ve hoşnutlukla bakarsanız o da kendinden hoşnut olacak, kendini değerli bulacaktır.

    Onunla konuşun,ninniler, şarkılar söyleyin. Değişik sesler, müzikler dinletin (saatin sesi, hafif müzik sesi, kuş sesi, gibi)

    Onu hafif hafif, müziğin ritmine uygun olarak sallayın.

    Yatağının üzerine iple hareketli resimler renkli kumaş, sünger, kağıt parçalarından oluşan oyuncaklar asın (Yaklaşık 50 cm yukarı)

    Ona ismiyle seslenin.

    Beslerken kucağınıza alın.

    Kucağınıza aldığınızda bedenini hafif hafif okşayın.

    Ağladığında, huzursuzlaştığında hemen yanına gidemiyorsanız bile ona seslenin, ve kısa sürede yanına gitmeye çalışın. Onunla sakin bir sesle konuşun, ninni söyleyin, kucağınıza alın.

    Kucağınızda, taşıma koltuğunda veya bebek arabasında onunla dolaşmaya çıkın.

    Yatarken ya da kucakta onu yumuşak bir battaniye ile sararsanız kendini daha rahat hissedebilir ve kendi ani hareketleri ile uyanmaz.

    Sırtüstü durumdan kaldırırken başını arkaya düşürebilir: yatırıp kaldırırken başını elinizle arkadan destekleyin.

    Ellerini tutarak el hareketlerine yönelik oyunlar oynatın. (tel sarar oyunu gibi)

    Bebekle konuşarak, karşısında hareket ederek dokunmadan güldürmeye çalışın.

    El bileklerine renkli ve sesli bilezikler, bileklikler takın.

    Bebekle konuşurken çıkardığı sesleri taklit edin, yeni sesler çıkarın.

    Bebeği gün içinde (oyun amaçlı) zaman zaman yüzüstü yatırın, başını kaldırılması için karşısında konuşun.

    Bebek yatarken elleri ve ayaklarına dokunun, konuşarak oyun oynatın.

    Bebeği sadece sırtüstü yatırın.Bebeği dışarı çıkarken yüzünü dışa dönük tutun.

    Emzirme dışında beslerken mutlaka anne kucağında olmasını sağlayın, göz göze bakın.

    GÜVENLİK KURALLARI

    Uygun bir araba koltuğu kullanınız.

    Bebeğin beşiğinin güvenli olduğundan emin olunuz.

    Çarşaf düz olarak yerleşmiş olmalı, buruşuk olamamalıdır.

    Bebeği yumuşak zemin üzerine uyumaya bırakmayınız. Bir yaşına dek yastık kullanamayınız.

    Oda ısısı 22-24 derece olmalıdır.

    Bebeği sırt üstü yatırınız. Ani bebek ölümlerine neden olduğu için bebeğinizi yüzüstü yatırmayınız, yan yatırmak ise bebeğin kolayca yüzüstü dönebileceğinden önerilmemektedir.

    Bebeği yıkamadan önce dirseğinizle banyo suyunu kontrol ediniz.

    Bebeği büyük kardeş veya kedi köpek gibi hayvanlarla yalnız bırakmayınız.

    Bebeği yıkama leğeninde veya yüksek yerlerde yalnız bırakmayınız.

    Evde hiçbir yerde sigara içilmesine izin vermeyiniz.

    Bebek kucağınızda iken sıcak içecekler veya sigara içmeyiniz.

    Aşırı güneşe maruz bırakmayınız.

    Mümkünse evde yangın detektörü kullanınız.

    Bazı hastalıkların erken bulgularına dikkat ediniz.

    Ateş (Makattan 38 derece üzeri)

    Emmeme

    Kusma

    İshal

    Su kaybı

    Her zamankinden farklı huzursuzluk, sürekli uyku hali, sarılık, deri döküntüsü

    4-6 aya dek anne sütü veya mama dışında yiyecek vermeyiniz.

    Anne sütü alan bebeklere vitamin vermeyi unutmayınız.

    BEBEKLERDE D-VİTAMİNİ DESTEĞİ

    Bebek için en ideal besin anne sütüdür,ancak anne sütü alan bebekler e doğumdan kısa süre sonra D vitamini desteği vermek gerekmektedir.Her ne kadar mama alan bebekler mamadan Vitamin D desteği alsada çalışmalar bunun yeterli olamayabileceğini göstermektedir.Sonuç olarak eğer bebek günde 1 litreden daha az mama tüketiyorsa onlarada D Vitamini desteği verilmelidir .Günlük ihtiyaç 400 ıu dir.25/03/2010

    UYKU ÖNERİLERİ

    GECE AĞLAMAYA ALIŞMIŞ BEBEK

    Gece ağlamaları genellikle anne babaların gece bebeği oyalamak için ikinci bir şans vermesinden kaynaklanır. Bu anne baba; bebeği beslemez ama yatağından alırlar ve onunla konuşurlar, onu sallarlar ve oynarlar. Bazı geceler anne, bebeği kendi yatağına veya bir kanepeye alır ve birlikte uyurlar. Ek olarak bu bebekler genellikle yatma zamanı ağlamasalar bile uykuya dalmak için sallanırlar. Kendi yataklarının dışında uyumaya alıştıklarından uyku ile kendi yatakları arasındaki ilişkiyi hiçbir zaman kuramazlar. Uyandıktan biraz sonra çevreleri değişir ve annelerinin gelip uykuya geçiş için kendilerine yardım etmesini beklerler. Böylece anne, baba bebeğin uykuya dalış objesi haline gelir.

    Bazı bebekler gece ağlamalarını sonradan edinirler. Problem, bir akut hastalıktan (örneğin; kulak ağrısı veya pişik) dolayı anne-babanın geçici olarak dikkatlerini bebeğin üzerine yoğunlaştırması ile başlar. Diğer bazı bebeklerde ise bu sorun uyku çevrelerinin değişmesinden (örn; bir seyahatten) sonra başlar. Birçok bebek eski uyku düzenlerine çabucak dönemlerine rağmen bazı bebekler bu gece ilişkisinden hoşlanırlar ve isteklerini devam ettirirler. Bir bebek muhtemelen 4-7 geceden biraz daha fazla bir süre içinde gösterilen ilgi nedeniyle gece uyanık kalmaya alışabilir. Gece ağlamalarına sebep olan bir çok neden vardır. Gece ağlayan bebeklerin annelerinin uykuları genellikle hafiftir ve çıkarılan normal seslere birle karşılık verirler. Uyumak isteyen babalar, hanımlarına bebeği sessiz tutmaları için ısrar edebilirler. Bazı çocuklar gün boyunca fazladan kestirirler ve bu nedenle fazla uyuma ihtiyacı hissetmezler. Bazı durumlarda bebeğin yatağı anne-babanın odasındadır ve ilişki vazgeçilmeyecek kadar caziptir.

    ÖNLEM

    BEBEĞİ YATAĞINA UYKULU FAKAT UYANIKKEN YERLEŞTİRİNİZ (YENİ DOĞAN DÖNEMİNDE)

    Bebeğin uyumadan önce hatırladığı son şey kendi yatağı olmalıdır, anne-babası değil. Yatağın olağan tanıdık bir gece ortamı olarak kabul etmelidir. Kendi kendine uykuya geçmeyi öğrenmelidir. Bu uyku öncesi dönem genellikle 20-30 dakika alır. Bu süre içinde anne-baba orada olmamalıdır. Eğer bebek yatmadan önce ağlarsa, sakinleştirmek için sallanabilir ama anne-baba bebeği uyumadan önce yatağında sakinleştirmeyi denemelidir.

    BEBEĞİ BİBERON İLE BIRAKAMAYINIZ (4 AYLIK)

    Bebeği biberonu tutmasına veya yatağa almasına izin vermeyiniz. Bebekler biberonu anne-babaya ait olduğunu bilmelidir. Yatağa verilen biberon gece ağlamalarına neden olur çünkü bebek biberonu almak isteyecek ancak onu boş olarak ya da yerde bulacaktır. Eğer yatma zamanı bebeğin emme ihtiyacı artarsa emzik verilebilir.

    GECE BESLENMEYE ALIŞMIŞ BEBEKLER

    Gece beslenmeye alışmanın en çok bilinen nedeni, gün boyunca yapılan sık beslenmeler ve gün boyunca beslenme sıklıklarının azaltılması konusunda bebeğe karşı başarısız kalınmasıdır. Bu çocukların bazıları saatte bir veya daha fazla sayıda beslenirler. Bu problem daha çok anne sütü ile beslenen bebeklerde yaygındır. Bu muhtemelen bazı annelerin bebeğin her ağlayışında emzirmesinden kaynaklanır. Bu çocuklar ilgiye ihtiyaçları olduğu zaman oynamak yerine gün boyu atıştırma alışkanlığı geliştirirler. Anne iyi niyetli ve özverilidir. Ancak, bebeği gün boyunca sık sık besleyerek “iyice doymasını” sağlayarak gece boyunca uyuyacağını düşünüyorsa hata ediyordur. Bunun tam tersi olur bebek sık ve az beslenme alışkanlığı geliştirir. Bazı anneler ise bebeklerinde hypoglycemia (kan şekeri düşüklüğü) geliştireceği fikri ile gece beslenmesini azaltmada endişe duyarlar.

    Gece beslenmesi için uyanmanın bir başka nedeni de bebeği yatakta biberon ile bırakmaktır. Biberon ile uyumaya alışan bebek, gece uyandığında biberona uzanır, boş bulur ve doldurulmasını ister. Gün boyunca biberonu yanında taşıyan ve neredeyse sürekli olarak süt içen daha büyük bebeklerde de benzer problemler olabilir.

    Bu tip bebeklerin çoğu uyanıkken yataklarında yatmazlar. Bunun yerine bu bebekler uykuya dalana kadar meme veya biberon ile beslenirler. Gece uyandıklarında meyve veya biberona ihtiyaç duyarlar, çünkü bunlar onlar için uyanıklıktan geçiş için birer araç olmuşlardır.

    ÖNLEM

    BİR ÖNCEKİ BESLENMEDEN ANCAK 2,5 SAATTEN FAZLA GEÇMİŞSE BESLEYİNİZ.

    Bebek ağlamadan ve bir önceki beslenmeden en az 2,5 saat (anne sütü ile beslenenler için 2 saat) geçmeden beslemeyiniz. Ağlamak bebeğin tek iletişim yoludur ve her zaman açlık belirtisi değildir. Bebek, belki yalnız, sıkılmış, yorgun veya fazla ısıtılmış olabilir. Böyle zamanlarda bebeği kucağa alınız veya yatağına koyunuz. Beslenme yatıştırıcı bir unsur olmamalıdır. Gün boyunca sıkça beslenen bebekler gece boyunca da sık aralıklarda acıkırlar.

    GECE BESLENMELERİNİ KISA VE SIKICI KILINIZ (YENİ DOĞAN)

    Bebeğin, gecenin uyku için özel bir zaman olduğunu düşünmesini arzu ederiz. Gece beslenme için uyandığında ışığı yakmayınız, onunla konuşmayınız ve sallamayınız. Onu; çabuk ve sessizce besleyebilirsiniz. Ekstra sallama ve oyun zamanlarını gün boyunca yapabilirsiniz. Bu yaklaşım, gece uyku sürecinin artmasını sağlayacaktır.

    BEBEĞİ YATAĞINA UYKULU FAKAT UYANIKKEN YERLEŞTİRİNİZ (YENİDOĞAN)

    Bebeği yatağına yerleştirmeden önce uyuması için emzirme veya beslenmeden vazgeçilmesi önerilir. Eğer uyuması için emzirme veya beslenmeden vazgeçilmesi önerilir. Eğer uyuması için emzirilirse, bebek gece normal olarak uyandığında annesini çağırmak için bağıracaktır. Bunun yerine, anne-babaya bebeği yatağına uyanıkken yerleştirmeleri tavsiye edilir.

    Bu bebek beslenirken yorgun düşmeye başladığında yapılabilir. Böylece bebek meme veya biberon olmaksızın uykuya dalmayı öğrenmelidir. Bunu yapmayı her bebek öğrenebilir.

    GECE YARISI BESLENMESİNDEN VAZGEÇİNİZ (4 AYLIK)

    Gece saat 2 de beslenmesi bir alışkanlık haline gelmeden bıraktırılmalıdır. Amaç 4. ayda günde 4 öğün ve 6. ayda 3 öğüne inmektir. Günde 3 öğüne düşürüldüğünde bir çok bebek arada 2 küçük atıştırmaya ihtiyaç duyar. Bu zamanda eğer bebeği gece beslenmesinden vazgeçiremez iseniz her geçen gün bu alışkanlığı kırmak daha zor hale gelir.

    Eğer çocuk gece boyunca ağlarsa, onu beslemeyiniz, arkasını sıvazlayarak ve yumuşak sözler söyleyerek avutmayı deneyiniz. Işığı yakmayınız ve onu yatağından çıkarmayınız. Bebeğin, yatağın gece yatması gereken yer olduğunu öğrenmesi gerekir. Bazı çocukların erişkin uyku düzenine uyum sağlayabilmesi için yeniden yönlendirilmesi gerekebilir.

    Türkiye Çocuk Nörolojisi Derneği web sayfasından (http://www.cnd.org.tr) alıntı yapılmıştır.