Etiket: Anne

  • 31 mayıs dünya tütünsüz günü

    Dünya Sağlık Örgütü 1987 yılından bu yana 31 Mayıs’ı bütün dünyada ‘’Dünya Tütünsüz Günü’’ olarak kutluyor ve 31 Mayısta bütün dünya da tütün ürünleri tüketiminin ve tütün dumanına maruz kalmanın yol açtığı sağlık sorunlarına karşı toplumu bilinçlendirme amacıyla birçok aktiviteler düzenleniyor.

    Dünyada her yıl yaklaşık 6 milyon kişi sigara içmekle ilgili hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmekte ve bunun 600.000 de aslında direkt sigara içtiği için değil pasif olarak sigara dumanına maruz kaldığı için hayatını kaybetmektedir.

    Türkiye’de, yaklaşık 15 milyon kişinin sigara içtiği ve her yıl yaklaşık 150 bin insanın buna bağlı bir hastalıktan hayatını kaybettiği biliniyor.

    Sigara ve sigara dumanında çok zararlı 40 dan fazla kanserojen 4000’den fazla kimyasal madde bulunuyor. Sigara içinde bulunan toksinlerden en çok nikotin, karbon monoksit ve katranın zararları yoğun olarak yaşanır. Nikotin, bağımlılık yapan maddedir. Karbon monoksit, hücrelerin oksijen gereksinimlerinin karşılanmasını engeller. Katran ise solunum sistemindeki silia dediğimiz solunum yollarını koruyan tüycükler üzerine yapışır ve onların hareketlerini bozar.

    Sigara herkes için zararlı ama en çok ta çocuklar için zararlı. Çocuklar sigara ile sıklıkla pasif olarak karşılaşır. Yani sigara içen bir erişkinin, sıklıkla anne-babanın, içtiği sigara dumanı çocuğun bulunduğu ortamda soluduğu havaya karışarak onu etkiler.

    Sigara dumanı önemli bir çevre kirleticisidir. Sigara içimi yalnızca içene değil, yanında bulunanlara da zarar verir; bundan en çok etkilenen grupta bebekler ve çocuklardır. Akciğerleri henüz gelişmekte olan ve yetişkinlerden daha fazla ve hızlı nefes alıp veren çocuklar için sigaranın zararları daha yıkıcı olmaktadır. Bebekler ve çocuklar sigara kullanmayan gruplar olmalarına karşılık erişkinlerin sigara içmelerinden en fazla etkilenen gruplar arasında yer almaktadırlar.

    Sigaranın olumsuz etkileri aslında anne karnında baslar.

    Sigara kullanan kadınların hamilelikleri sırasında daha fazla düşük yaptıkları,

    Hamilelikte sigara kullanımının, bebeğin erken doğumuna neden olabildiği ve sigara içen kadınların erken doğum yapma riskinin 1,5-2 kat daha fazla olduğu,

    Hamilelikte sigara kullanımının bebeğin anne karnında, doğumda ve doğum sonrası ilk bir hafta içindeki ölme olasılığını 1,5 kat artırdığı.

    Sigara kullanan hamilelerin bebekleri anne karnında yeterli oksijen ve besin alamadıkları için yeterince büyüyemedikleri, zamanında doğmalarına rağmen küçük olarak doğdukları ve sigara kullanan hamilelerin düşük doğum ağırlıklı bebeklerin olma riskinin sigara içmeyen anne adaylarına göre üç̧ kat daha fazla olduğu

    Yine emzirme döneminde sigara kullanımının annenin kanındaki nikotin seviyesini artırarak, annenin süt miktarını azalttığı, dolayısıyla annesi sigara içen bebeklerin anne sütü alma suresinin kısaldığı ve bu nedenle bebeklerin büyüme ve gelişimin etkilendiği yapılan çalışmalar ile gösterilmiştir.

    Sigaranın Solunum Sistemi Üzerine Etkisi

    Hamilelik döneminde sigara kullanımı bebeğin anne karnındaki solunum hareketlerini azaltmakta ve bu durum büyüdükten sonrada devam edebilmektedir

    Sigara kullanılan ortamlarda büyüyen bebek ve çocukların sigarada bulunan toksik maddelerin etkisiyle mikroplara karşı savunma mekanizmaları zayıflamaktadır.

    Savunma sistemi zayıflayan bebekler mikroplarla karşılaştıkları zaman çok daha kolay ve ağır olarak hastalanmaktadırlar.

    Sigara dumanı, solunum sistemindeki tüycüklerin hareketlerini azaltarak mikropların üst solunum yollarına yapışmasını kolaylaştırarak bronşit ve zatürree gibi akciğer hastalıklarını artırmaktadır.

    Sigara ortamında büyüyen bebek ve çocuklarda
    orta kulak iltihabı çok sık olarak görülmektedir. Sık kulak iltihabı geçiren çocukların kulak zarlarının da iltihaptan etkilenmesiyle kalıcı işitme kayıpları ortaya çıkmaktadır.

    Ayrıca sigara dumanına maruz kalma çocuklarda alerjik hastalıkların artmasına, Alerjik Rinit ve Astım oluşumuna neden olmaktadır. Yapılan, çalışmalar sigara içilen ortamlarda büyüyen çocukların akciğerlerinde hırıltı/hışırtı seslerinin oluşması, astım, solunum güçlüğü gibi sorunların daha sık görüldüğünü net bir şekilde göstermektedir.

    Sigara dumanı ASTIMA başlatabildiği gibi olan astımın tetiklenmesi, astım ataklarının daha sik ve ciddi olmasına ve yine tedaviye de daha dirençli olmasına neden olmaktadır.

    31 Mayıs Dünya Tütünsüz Gün nedeniyle bir çağrıda bulunup sigarayı bıraktığınızda hem kendinize hem çevrenize faydalarınız sayılamayacak kadar çoktur diyor ve su gerçekleri sizinle paylaşmak istiyoruz.

    Sigarayı bıraktıktan:

    20 dakika sonra kalp hızınız azalır ve kan basıncınız düşer

    12 saat sonrakanınızdaki karbon monoksit seviyesi normale döner

    2-3 hafta sonra kan dolaşımınız ve akciğer fonksiyonlarınız normale döner

    1-9 ay sonra öksürük ve nefes darlığınız çok yok olur

    1 yıl sonra kalp krizi geçirme riskiniz sigara içen bir kişiye göre %50 azalır

    5 yıl sonra ağız ve boğaz kanseri geliştirme riskiniz %50 azalır

    10 yıl sonra akciğer kanserinden ölme riskiniz sigara için bir kişiye göre %50 azalır

    15 yıl sonra sigara içmeye bağlı oluşan kalp hastalığı riskiniz sıfırlanır

  • FARKLI ANNE-BABA TUTUMLARI VE BU TUTUMLARIN ÇOCUKLARA OLAN ETKİSİ

    FARKLI ANNE-BABA TUTUMLARI VE BU TUTUMLARIN ÇOCUKLARA OLAN ETKİSİ

    Çocuk eğitiminde en temel noktalardan birisi, ebeveynlerin çocuklarından beklediği davranışlar ne ise, onların da o davranışlar içinde bulunup onlara model olması gerektiğidir. Çocukların çeşitli olaylar karşısında ortaya koyduğu davranışların temelinde anne babasından gördükleri rol oynamaktadır.

    Anne baba tutumları, çocukların yetişkinlik döneminde diğer kişilerle olan ilişkilerini, mesleki ve okulda yaşamındaki davranışlarını, uyum yeteneklerini ve seçimlerini etkiler. Yine, çocukların karakter özelliklerini etkileyen unsurlardan biri, ebeveynin özellikle 0-6 yaş döneminde çocuğa olan tutumudur. Bu nedenle anne babaların çocukları ile kurdukları iletişimin yapısı, davranış stilleri, gösterdikleri tutumlar çok büyük önem taşımaktadır.

    Yavuzer(1998), farklı anne baba tutumlarının 6 başlık altında toplanabileceğini söyler. Bu tutumlar şu şekildedir;

    BASKICI VE OTORİTER TUTUM

    Aşırı baskıcı ve otoriter bir tutuma sahip anne babalar, genellikle çocuklarını sürekli eleştiren, cezalandıran, yargılayan bir davranış stili gösterirler. Çocuklarının çabalarını görmez ancak en ufak bir hatasında, yanlışında eleştirel ve suçlayan bir tavır alırlar. Onlar için uyulması gereken bir sürü kural vardır ve çocuğun bu kurallara itaat etmesi gerekmektedir. Hakim olan ve karar verici mercii her daim anne babadır. Böyle yetişen bir çocuk, dıştan denetimli bir kişilik oluşturur. Aşağılık duygusu geliştirebilir. Sürekli ağlayan, isyan eden çocuklar haline gelebilirler. Bu tarz baskıcı bir ortamda yetişen çocuklar, aşırı isyankar ya da aşırı boyun eğici bir yapı geliştirebilirler. Davranış ve uyum problemleri meydana gelebilir, duygu ve düşüncelerini kolaylıkla ifade edemeyebilirler.

    GEVŞEK TUTUM(ÇOCUK MERKEZCİ AİLE)

    Çocuk merkezci aileye, genellikle orta yaşın üzerinde çocuk sahibi olan ailelerde ya da çocuğun kalabalık yetişkinler grubu içinde yetişen tek çocuk olması halinde sıklıkla rastlanır.(Yavuzer, 1998) Böyle bir ortamda, hakimiyet çocuktadır. Onun istekleri en önde gelir ve ailedeki diğer bireyler bu isteklere kayıtsız şartsız uyarlar.

    Çocuk merkezci aile ortamında büyüyen bir çocuk, zaman içinde doyumsuzluk geliştirecektir. Her istediği yapılan, “hayır” kelimesinin anlamını öğrenmeyen bir çocuk isteklerini arttırarak devam ettirecektir. Çünkü çocuk, yaşamının erken dönemlerinden itibaren, her isteğinin karşılanacağı ve isteklerinin emir niteliğinde olduğu beklentisi geliştirmiştir. Bu durumda, anne babasına saygı duymaz ve isteklerinin yerine getirilmemesi durumunda yaş arttıkça olumsuz tepkilerinin dozajı da artar. Her isteğini yaptırmayı alışkanlık haline getiren çocuğun, yaşamının ilerleyen dönemlerinde sorunlar yaşaması kaçınılmaz hale gelir. Toplumsal kurallara uyum sağlamakta zorlanır, yasakları delmek için kendinde hak görür. Okul, iş gibi yaşam alanlarında var olan kurallar onun için bir külfet haline gelir ve bu nedenle başarısızlık yaşayabilir.

    DENGESİZ VE KARARSIZ TUTUM

    Dengesizlik ve tutarsızlık, anne-baba arasındaki görüş ayrılığında olabildiği gibi, anne veya babanın gösterdikleri değişken davranışlar biçiminde de görülebilir.(Yavuzer, 1998)

    Anne babanın çocuğun yanında, çocuk konusunda birbirlerini eleştirmeleri, çocuğun bir istek ya da bir davranışına bir ebeveynin hayır derken diğer ebeveynin evet demesi dengesiz ve kararsız tutum örneklerindendir. Çocuk için konulan bir kurala tek bir ebeveynin özen göstermesi, kararların tek bir ebeveyn tarafından konulması, ebeveynler arasında iyi polis-kötü polis ayrımı, çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkiler.

    Anne ya da babanın şahsından kaynaklı yaşanabilecek dengesizlik ve kararsızlık, ebeveynin çocuğun bir davranışına kendi istek ve ihtiyacına göre evet ya da hayır demesi ya da izin vermesi-vermemesi şeklinde görülebilir. Örneğin, ebeveyn kendini iyi hissederken çocuğun gürültülü bir müzik aleti çalmasını desteklerken, kendini yorgun/kötü hissederken aynı müzik aletini çalmasına kızar. Ya da sözünü dinletemeyen bir anne/babanın çocuğuna giderek yükselen bir sesle bağırması, vurması, hemen ardından özür dileyerek ona sarılması dengesiz ve kararsız tutuma örnek verilebilir.

    Böyle bir tutumla yetişen çocuklar, hangi koşulda nasıl davranacağını bilemez hale gelirler. Hangi davranışın uygun hangi davranışın uygunsuz olduğunu kestiremezler. Çünkü bir davranışın uygun olması ya da olmaması, davranışın kendisinden ziyade ebeveynlerinin ruh haline bağlıdır. Bu durumda çocuk, içsel olarak huzursuz olur, ileride dengesiz ve kararsız bir yapı geliştirebilir.

    İLGİSİZ VE KAYITSIZ TUTUM

    İlgisiz ve kayıtsız tutum, anne babanın çocuğun istek ve ihtiyaçlarını göz ardı etmesi, çocuğun duygusal doyum almasını engellemesi, çocuğu ve yaptıklarını görmezlikten gelerek dışlaması anlamına gelmektedir. Duygusal istismar olarak sayılan bu tür davranışlar, çocuğun sosyo-duygusal gelişimine çok büyük zararlar verir.

    Bu tür tutumların süregeldiği bir aile ortamında çocuk ile ebeveynleri arasında bir iletişim kopukluğu söz konusudur. Çocuk, kendini ifade etmek, ilgi görmek için sürekli çabalar ancak karşılık bulamaz. Yapılan araştırmalar, ilgisiz ve kayıtsız anne-baba tutumunun çocuğun saldırganlık eğilimini güçlendirdiğini ortaya koymuştur. Anne babanın ilgisizliği nedeni ile çocuk çevresindeki nesne ve insanlara zarar verebilmektedir.

    AŞIRI KORUYUCU TUTUM

    Aşırı koruyucu tutum, ebeveynin çocuğa gereğinden fazla özen göstermesi ve kontrol etmesi anlamına gelir. Daha çok anne-çocuk ilişkisinde ortaya çıkan bu aşırı koruyuculuğun ardında, annenin duygusal yalnızlığı yatmaktadır (Yavuzer, 1998). Bu tutuma sahip bir anne, çocuğun gelişimi ile paralel giden öz bakım becerilerini geliştirmesini engeller. Öyle ki çocuk 10 yaşında dahi annesinin elinden yemek yiyen bir çocuğa dönüşebilir, ergenlik çağında annesi ile uyumak isteyebilir.

    Böyle bir tutuma maruz kalarak yetişen çocuklar, yetişkinlik hayatlarında diğer insanlara bağımlı, kendi kararlarını kendileri veremeyen, bağımsızlığını kazanamamış bireylere dönüşme tehlikesi taşırlar. Kendi kararlarını vermesine, öz bakım becerilerini yerine getirmesine imkan tanınmayan çocuklarda özgüven duygusu, sosyal gelişim zedelenir. Sorumluluk duygusu ve bilinci gelişemez.

    GÜVEN VERİCİ, DESTEKLEYİCİ VE DEMOKRATİK TUTUM

    Güven verici, destekleyici ve demokratik tutum, ebeveynlerin çocuklarına karşı hoşgörü sahibi olmaları, onları desteklemeleri, çocukların bazı kısıtlamalar dışında, arzuladıklarını diledikleri biçimde gerçekleştirmelerine izin vermeleri anlamına gelir. (Yavuzer, 1998)

    Demokratik bir tutuma sahip anne babalar, çocuklarının duygu ve düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilecekleri bir ortam sağlarlar. Aile ortamının çocuğa kendi benliğini tanımlama fırsatı vermesi, çocuğun sağlıklı bir biçimde olgunlaşmasını sağlar.

    Yapılan araştırmalar sonucunda, anne-babaların çocuklarını denetlemek için ikna etme yolunu kullanmaları ve destekleyici tutum içinde olmaları halinde, çocukların sağlıklı bir psikososyal gelişim yaşadıkları ve ebeveynin beklentilerine daha olumlu cevap verdikleri görülmüştür. (Yavuzer, 1995)

    Bu tutuma sahip ebeveynler, kabul edilen ve edilmeyen davranışları net bir biçimde betimler ve bunlar konusunda istikrarlı davranırlar. Gereken sınırları çizer ve bu sınırlar içinde çocuğu özgür bırakırlar. Çocuğun söz hakkı vardır, duygu ve görüşlerini ifade etmesi desteklenir. Sevgi ve teşvik görür. Bu sayede çocuğun özgüveni gelişir ve çocuk ileride sorumluluk sahibi, başkalarının hak ve özgürlüklerine saygılı, kendi duygu ve düşüncelerini tanımlayabilen ve bunları ifade etmek konusunda zorluk yaşamayan bir yetişkin haline gelir.

  • ÇOCUKLARIN GELİŞİM AŞAMALARI VE İHTİYAÇLARI (0-12 Yaş)

    ÇOCUKLARIN GELİŞİM AŞAMALARI VE İHTİYAÇLARI (0-12 Yaş)

    İnsanın gelişimi, döllenmeyle birlikte başlayan ve devam eden bir süreçtir. İnsan doğduğu andan itibaren belirli yaşlarda değişik bir takım evrelerden geçmektedir.

    Çocukların gelişim aşamalarını ve ihtiyaçlarını ise şöyle açıklayabiliriz:

    0-18 Ay: Temel güven dönemi olarak geçen bu dönemde anne ile bebek arasında kurulan bağ çok önemlidir. Güven duygusu çocuk için temel bir öğedir. Bebek acıktığı zaman annenin bunu anlayabilmesi gerekir ki bebeğin ihtiyaçlarını giderebilsin. Bebeğinin ihtiyaçlarını anlayamayan bir anne bebeğin duygusal anlamda yetersiz ve güvensiz olmasına sebep olabilir. İlk 3 ay içerisinde bebeğin ihtiyaçlarını hemen giderebilmek gerekirken, 3. aydan sonra kısa bir süre bekletip ihtiyaçlarını gidermek daha yerinde olacaktır. Bebek de bu durumla baş etmeyi öğrenecek ve gereksinimleri ile ilgili farkındalık kazanacaktır.

    Bebeklik dönemi büyümenin ve gelişmenin en hızlı olduğu dönemdir. Bu dönemde gösterilen ilgi ve alaka çocukların her yönden sağlıklı büyümesini sağlar.

    Anne ile bebek arasında bebeklikte kurulan ilişki, bebeğin ileriki dönemlerinde diğer ilişkileri için bir referans olacaktır. Anne bebekle uzun zaman geçirmeli, bebeğiyle konuşmalı ve ten teması sağlanmalıdır. Bunlar bebeğin güven duygusunu geliştirmeye destek olur. Güven duygusunu kazanan çocuk da özgüvenli bir birey olarak yetişebilir.

    Bu dönemin motor gelişim özelliklerinde, bebeğin emme ya da yutma gibi kendine özgü refleksleri dikkat çekmektedir. Bir bebeğin ilk kazandığı refleks başını kaldırabilmeyi başarmaktır.

    Yeni doğan bebekler için uyku çok önemlidir. Yeni doğan bir bebek gün içerisinde ortalama 12 ile saat 18 arası uyuyabilir. 12 aylıkken bu süre 10 ile 12 saate düşebilir.

    Bebeklerin dil gelişimi için, nesneler gün içerisinde tekrar edilmelidir. Ebeveynler çocuklarıyla göz teması kurarak konuşmayı ihmal etmemelidir.

    3 yaşına kadar özellikle çocukların duyularını harekete geçirecek oyuncaklar tercih edilmelidir. Bunun için sesli ya da görselliği dikkat çeken oyuncaklar alınabilir. 2 yaşından sonra destek alabileceğiniz bir oyun terapisti ile çocuklarınızın bilişsel, psikolojik ve daha birçok yönden sağlıklı yetişebilmelerini sağlayabilirsiniz.

    2-3 Yaş: Bu yaş dönemindeki çocukların bireyselleşme ve özerkleşmeye ihtiyacı kendini göstermeye başlar. Kendi başlarına hareket etme, bir şeyler yapma ihtiyacında olabilirler. Bu dönemde çocuğa çok fazla kural koymak ya da onu kısıtlamak ileriki dönemde çocuğun özgüven sorunları yaşamasına sebep olabilir. Ya da tam tersine her şey için evet denilirse bu sefer de çocuk ileriki yaşamında kurallara uymakta veya genel olarak sınırlarla ilgili sorunlar yaşar.

    Bu dönem çocukları artık konuşmaya ve yürümeye, anneye bağımlılıklarından yavaş yavaş kurtulmaya başlamıştır. Anüs kaslarının gelişiminden ötürü 2 yaşından itibaren artık tuvalet eğitimine de başlanabilir. Daha önce başlanması ise tavsiye edilmez. Tuvalet eğitimine erken başlamak ya da bu yönde baskı yapmak psikolojik yönden çocuğa ciddi zararlar verebilir.

    Çocukların elbiselerini giyebilmesine, oyuncaklarını kendi halinde keşfedebilmesine ya da çatal-kaşığı kendisinin tutabilmesine izin verilmelidir. 3 yaşında bir çocuk artık kendi başına yemek yiyebilir hale gelmelidir.

    3 yaşında çocuklar kendi cinsiyetlerini de öğrenmeye başlarlar. Kavramlar hakkında önemli gelişmeler yaşandığı bu dönemde çocukların dış dünya ile olan etkileşimleri de arttırılmalıdır. Annenin çocuğa yeterli derecede ilgi göstermesi ve çevredeki uyaranlar bebeğin bilişsel gelişimine destek olur. Tüm bu sebeplerden ebeveynlerin önemli sorumlulukları vardır. Çocukların sağlıklı gelişim gösterebilmeleri, çevresiyle olumlu ilişkiler kurabilmeleri ebeveynin yetiştirme şeklinde saklıdır.

    4-5 Yaş: Bu dönemde çocuklar artık paylaşmayı ve toplum içerisindeki kuralları öğrenebilirler. Aile kural koyarken çok dikkatli olmalıdır. Her durumda çocuğa şefkatle yaklaşılmalıdır.

    Bu dönemde sembolik oyunlar oynamaya başlayabilirler. Kreş için çok uygun bir dönemdir. Genellikle çocuğun, ebeveyninden ilk ayrılacağı zamandır kreş dönemleri. Ayrılma duygusunu yaşayacağı bu dönem bir süreçtir ve bir anda sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesi pek de kolay değildir. Çocuğun buna alışması, ailenin de sabırlı olması gerekir. Çocuk bu sürecin sonunda annesi yanından ayrıldığında onu kaybetmediğini ve tekrar kendisinin yanına geleceğini öğrenmiş olur.

    4-5 yaş çocuğu her şeyi bilmek isteyebilir bu yüzden sürekli sorular sorarlar. Hayal dünyaları çok gelişmiştir. Ortalama 3 yaşından sonra kız çocukları anneyi, erkek çocukları babayı modellemeye, onlara benzemeye çalışır yani kendi cinsinden ebeveyniyle özdeşim kurar.

    Yoğun olarak oyun oynandığı bir dönemdir. Kimi yetişkinin düşündüğü gibi sadece zaman geçirmek ya da oyalanmak için oyun oynamaz çocuklar. Oyunlar aracılığıyla çocukların becerileri artar, en rahat ettikleri doğal oyun ortamı içerisinde birçok şey öğrenirler.

    6-11 Yaş: Bu dönemde çocuklar artık ilkokula başlamaktadır. Çocuklar dış dünya ile daha çok içi içe olmaya başlayacaktır. Bir takım gelişim aşamalarını tamamlayan çocuk ilkokula hazır hale gelmiş demektir. Daha önce evden ve ebeveynlerinden hiç ayrılmamış çocuklar içinse bu dönem geçişi zor olabilir. Çocukların ruhsal ve duygusal olgunluğa erişmeleri işte bu yüzden çok önemlidir.

    Çocukların bu dönem içerisinde:

    • Zihinsel becerileri artış gösterir.

    • Arkadaş gereksinimi önceki dönemlere göre belirgin şekilde artmıştır. Sosyal çevreleri genişlemeye başlamıştır. Arkadaş ilişkileri sayesinde işbirliğini, uyumlu olmayı, saygıyı, sorumluluk alabilmeyi, yarışmayı öğrenirler.

    • Benlik kavramı gelişmeye başlamıştır, benmerkezcilik ise azalmaya başlamıştır.

    • Bilişsel ve dil becerilerinde artış gözlenir. Kelime hazneleri genişlemiştir.

    • Kızlar ve erkekler genelde kendi aralarında gruplaşarak oynamayı tercih ederler.

    • Bu dönemin sonlarında çocuklar artık ikincil cinsiyet özelliklerini kazanmaya başlarlar. Vücut biyokimyasında da farklılıklar görülmeye başlanır.

    Çocuklarınızla sağlıklı iletişim kurabilmek ve etkili bir anne baba olabilmek için çocukların içinde bulunduğu gelişim dönemlerini bilmek ve dönemin özelliklerini dikkate almak anne babalar için çok faydalı olacaktır.

  • OKULA UYUM SÜRECİ

    OKULA UYUM SÜRECİ

    Çocuğunun okula başlayacak olması büyük bir heyecandır anne baba için. Minicik yavrusunun büyüyüp te okul çağına gelmesine inanamazlar. Belki de ilk kez annesinden ayrılacaktır. İlk kez annesinden ayrı başka bir mekanda vakit geçirecektir çocuk. Bazen beklenen, bazen de beklenmedik tepkiler görülür. Onları anlayarak, bilerek, sabrederek ve destek olarak davranmak dışındaki diğer yöntemler de pek işe yaramaz bu dönemlerde.
    En baştan veya sonradan başlayan uyum sorunu bir iki hafta içinde halledilebilir. (Halledilmesi beklenir.) Bu uyum süreci sıkıntıları bir ay ve sonrasında devam ediyorsa, farklı bir müdahale gerekmektedir.
    Okula yeni başlamada uyum sürecindeki bu tepkiler, zorluklar sadece çocuk ilk kez anaokuluna başlayacağı zaman görülmez. Birkaç yıl anaokuluna gidip ilkokula başlama zamanı gelmiş bir çok çocukta da görülebilir. Bir okul kavramı, öğretmen kavramı artık gelişmiş olmasına, yuvada çok iyi bir zaman geçirmesine rağmen, ilkokula adım atarken uyum sürecini zorlu geçirmektedir bazı çocuklar.
    Çoğunlukla okula başlamanın sadece çocuk için zorlu bir süreç olduğu düşünülür. Oysa çocuğu aileden ayrı düşünebilmek mümkün değil. Sadece çocuk için bir uyum dönemi değil, aynı zamanda anne-baba için de bir uyum dönemidir. Okullarda, ilk günlerde normalde çocuktan tepki vermesi beklenirken, rahatça sınıfında girip öğretmeni ile sorunsuz zaman geçirebilen çocuğun anne babasının okuldan ayrılmakta zorluk çektiği, çocuk olumsuz bir tepki vermemesine rağmen olumsuz tepki verebilme ihtimali ile sınıfa girmek isteyen ve çocuğu sıra olup sınıfına girerken ağlayan anne- babalar görülmektedir.
    Uyum dönemini zorlu geçiren çocukların ailelerinde anaokulu döneminde geri adım atarak çocuğu okuldan alma, ilkokul 1. sınıfta da, “Acaba erken mi verdik bir yıl daha okuldan alıp bekletsem mi, anaokuluna geri mi dönsem düşünceleri “ belirir ve okul yetkililerine bu görüşlerle başvuran veliler görülmektedir.
    Hem anaokuluna başlama hem de ilkokul birinci sınıfa başlamada dikkat edilmesi gerekenler, öneriler:

    • Hem anaokulu, hem ilkokul 1. sınıf için çocuklar mutlaka önceden hazırlanmalı.
    • Okul kavramı sohbetler içine girmeli hatta önce hikayelerle başlamalı.
    • Okulda kazanılacak şeyler için özendirilmeli.
    • Okul, mutlaka önceden çocukla birlikte gidilerek görülmeli.
    • Anne-baba kendi duygu ve düşüncelerini çocuğa belli etmeme konusunda çaba göstermeli. Evde bu konuda yapılan sohbetlerde o bir başka şeyle meşgulken bile antenlerinin çok açık olduğunu unutmamalı.
    • Yaşanan zorluk karşısında çocuğun okula devam etmesi ya da etmemesi gibi konular çocuğun yanında tartışılmamalı,
    • Okul ile mutlaka işbirliği yapılmalı. Duygusal bağ söz konusu olduğunda hepimiz büyük olasılıkla objektifliğimizi kaybedebiliriz. Bu işi profesyonel olarak yapan kişilerin bilgi ve tecrübelerinde yararlanmakta, onları dinlemekte fayda olacaktır. Durum eğer okulu aşan bir boyut gösterirse ya okulunuz sizi bir uzmana yönlendirecektir, ya da siz mutlaka bir uzmanla görüşerek bir süre yardım almalısınız demektir.
    • Hala ağlama tepkileri gösteriyorsa kızmamak ve onun duygularını ve korkularını anlayıp kabul etmek ve sabır göstermek önemlidir.
    • Evde yaptırılamayan şeyler için okulu kullanıp zorlamak da yapılmaması gerekenler arasında diyebiliriz. “ Şunu yapmazsan öğretmenine söylerim görürsün “ Bu tutum aynı zamanda anne-baba otoritesinin yine anne-baba eliyle ortadan kaldırılması anlamına da gelecektir.
    • Çocuğun eve döneceği saatlerde ( Anne de çalışıyorsa hiç değilse ilk haftalarda) evde olup onu karşılayabilmek, küçük sürprizler hazırlamak, çocuğun yapabildiklerini öne çıkartarak olumlu yanlarını pekiştirmek ( Aferin ….. ne kadar güzel yapabiliyorsun artık. Büyüdüğünü görmek çok güzel. gibi)
    • Bazı çocuklar ev ve okul yaşantılarını birbirine aktarmak istemezler. Okulda neler olduğunu, neler yaptığını merak ediyorsanız ama sorularınıza cevap alamıyorsanız ısrarla sormaktan vazgeçmelisiniz. Onunla farklı ortamlarda sohbet ve çeşitli oyunların içinde mutlaka merak ettiğiniz konularla ilgili şeyleri size kendi isteği ile anlatacaktır.
    • Sınıf arkadaşlarını siz de mümkün olduğu kadar tanımaya çalışın. Okul ortamı dışında görüştürmek, okul içindeki ilişkilerini de farklılaştıracak, paylaşımları arttıkça okulda birlikte zaman geçirme istekleri de farklılaşacaktır.
  • ÇOCUKLARDA NEDEN CİNSEL EĞİTİM ?

    ÇOCUKLARDA NEDEN CİNSEL EĞİTİM ?

    BİRİNCİ NEDEN

    Gelişim bir bütündür. Bu bütünün parçalarından biri de cinsel gelişimdir. Günümüzde çocuklar hızla değişen ve karmaşık ilişkilerin egemen olduğu bir dünyada yaşamak durumundalar. Toplumdaki gelenek ve değerler yerini hızla yeni değer ve yaklaşımlara bırakıyor. Bu da anne babalarının rollerini gittikçe zorlaştırıyor.

    Toplumdaki değerler yerini yeni değerlere bırakırken, bu durum anne babalara ve eğitimcilere yeni sorumluluklar yüklemektedir. Bu sebeple de değişen şartlar altında çocuklarımıza cinsel eğitim vermek,’’ ne zaman ?’’ , ‘’ ne şekilde ?’’ ve ‘’ kimtarafından ?’’ sorularını beraberinde getiriyor. Aslında bazı uzmanlar çocuklardan önce yetişkinlere cinsel eğitim verilmesi gereği üzerinde duruyor. Bizde bilginin ve yaklaşımın ebeveynin sorumluluğunda olması ve yetişkinden çocuğa aktarılacağı düşüncesiyle de sizinle bazı öncelikli konuları paylaşmak istedik.
    Cinsel Eğitim ailede başlar. Ailede başlayan cinsel eğitim, okulda da sürdürülmelidir. Ancak çocuğun okula başlaması, ailenin artık cinsel eğitimden sorumlu olmayacağı anlamına gelmez. Önemli olan okul içi ve dışı eğitimin birbirini tamamlamasıdır.
    Cinsel Eğitim, çocuğun doğumundan ergenlik dönemine kadar olan dönemi kapsar. Bu dönemde ailenin sorumluluğu ; Çocuğu gelişim düzeyine uygun ve doğru bilgilerle aydınlatarak cinsel kimliğinden hoşnut, beden ve duygularının bilincinde yetiştirebilmektir.
    Her ailenin sosyo-kültürel yapısı, değerleri ve inançları farklı olabilir bu doğaldır. Bu farklılık çocuğa verilen mesajların niteliğini etkilemektedir.
    Aslında ebeveynler cinsel eğitimi, cinsellik içeren konularda takındıkları tutum (ceza, yasaklama, ayıplama, yok sayma) ve tavırları ile doğdukları andan itibaren çocuklara verirler. Bunların hepsi sistemsiz ve farkında olmadan çocuğa aktarılır. Bu aktarımlar çocuğun cinsel kimlik ile ilgili bilgilerinin temelini oluşturur. Böylece anne karnındayken belirlenmiş olan cinsel kimlik yaşam boyu gelişmeye ve olgunlaşmaya devam eder.
    Çocukların cinsellikle ilgili soruları iki yaşlarında itibaren kendi bedenleri ve varoluşları ile ilgili olur. ‘’ Anne ben nasıl oldum ?’’ , ‘’ Ben nereden geldim ?’’ vb sorularla başlayan merak, bedenler arasındaki farklara kadar uzanır. Soru sorma aşamasında önemli olan çocuğun merakının düzeyine uygun, detaya girmeden ve net olarak giderilebilmesidir. Cevap verirken doğal ve rahat olmak çocuğun konuyla ilgili gündemini
    etkileyecektir. İlk sorular ebeveyn tarafından geçiştirilse de çocuğun bilinci arttıkça ebeveyne güvenip güvenemeyeceğini öğrenir.

    Bu sebeplerahat ve güvenilir olmak daha sonraki paylaşımları etkiler. Çocuklar bazen öğrendikleri bir şeyi sorarak ebeveynleri test ederler. Ebeveynin verdiği cevaplar kaçamak oluyorsa, anne babanın sesi titriyor ve heyecanlanıyorsa , çocuğa kızıp ‘’ ayıp’’ deniyorsa bir daha soru sormayacaktır.
    Ayıp kelimesi soyut bir kelime olduğu için ne olduğunu anlamayacak ve sadece gösterilen tepkiden dolayı suçluluk hissedecektir. Cinsel gelişim için önemli bir tehlike olan utanç duygusu çocuğun yetişkinliğinde onu durduran ve cinsellik konusunda takılmasına sebep olabilecek bir duygudur.
    Sorularına cevap alamayan çocuğun merakı doyurulmadığı için bu konuyu kapatamayacak ve konu takıntı haline gelecektir. Farklı bilgi kaynakları aramaya devam edecektir. Ebeveynler olarak sağlıklı bilgi kaynağı olma rolünüzü kaybetmemek için cevap vermekte zorlandığınız konularda ona dürüst olup ‘’ Bu sorunun cevabını sana nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Öğrenip sana anlatacağım’’ ya da ‘Gel beraber araştıralım diyebilirsiniz. Zorlandığınız noktada Rehberlik Servisinden yardım alabilirsiniz.
    Okul öncesi dönemde çocuk cinsellikle ilgili çok rahat ve açık soruları bizim hiç hazır olmadığımız zaman ve
    ortamlarda sorabilir. Bu çok doğaldır. Buradaki zorluk çocuktan değil yetişkinlerin cinsellikle ilgili yargılarından kaynaklanır. Çünkü toplumda ebeveynleri bu şekilde eğitmiştir. Bu dönemde sorabileceği soru ve cevaplar şu şekilde olabilir:

    Neden senin de benim gibi pipin yok, anne?: Çünkü sen erkeksin ve bende kadınım. Kadınların pipisi olmaz, erkeklerin pipisi olur.
    Annelerin neden memeleri var? Babaların neden memeleri yok: Çünkü anneler bebekleri besler. Bebekler doğduğunda annelerin memelerinde süt olur. Bebekler bu sütü içer ve büyür.
    Ben nasıl doğdum : Annelerin karnında bebeklerin büyüdükleri bir yuva vardır. Sen orada büyüdün ve sonra da doğdun.
    Çocuk soru sordu, bir eylemde bulundu diye korkmak ve kızmak yerine davranışın sebebini anlamaya çalışmak daha yerinde olur. Çocuklar bilgi sahibi olsa da cinsel eğilimli davranışlarını eyleme geçiremezler çünkü bunun için gerekli hormonsal gelişimleri tamamlanmamıştır. Bu yüzden çocuğun cinselliği algılayışı ile yetişkinin algılayışı hiçbir zaman aynı değildir. Çocuğun istediği tek şey aslında gizli saklı şeyleri öğrenmektir. Öğrendiği şeyler doğru ise çocuk yanlış bilgilerden korunmuş olacaktır.
    Çocuğun cinsellikle ilgili sorularında ‘’ Sence nasıl ?’’ , ‘’ Sen ne düşünüyorsun ?’’ vb. sorular onun neyi bildiğini ve ne şekilde düşündüğünü anlamanız konusunda size yardımcı olacaktır. Çocuk soru sorduğunda önemli olan nokta merak ettiği kısmı tamamlamak ve yanlış bilgi varsa bunu düzeltmektir.

    İKİNCİ NEDEN

    Çocuklar ebeveynlerine yönelttikleri soru ve gözlemler dışında yaşıtları ile kurdukları oyunlarla da meraklarını gidermeye çalışırlar. Doktorculuk ve evcilik en popüler ve sık oynadıkları oyunlardır. Vücutlarını incelemek, ellemek ve diğerlerinin kendi gibi olduğunu anlamak ve bu alandaki enerjilerini aktarmak isterler.
    Erkekler meraktan kızların eteğini kaldırabilir, kızlar tuvalette erkekleri görmeye çalışabilirler. Aynı şeyleri ebeveynlerine yapıp vücutlarını görmek isteyebilirler. Bu durumlarda yaşına uygun bir kitaptan benzerlikler ve farklılıklar çocuğa gösterilebilir. Böylece çocuğun merakı ve varsa kaygıları giderilebilir.
    Küçük yaşta bir kız çocuğunu annenin memesine özenmesi cinsel kimliğin gelişimi açısından önemli bir aşamadır. Çocuğun cinsiyetini kabul etme ve bedenini onaylaması ileriki yaşlardaolumlu kimlik algısını oluşturur. Bedeninden memnun olmayan bir çocuk bununla ilgili problemler yaşar. Bunu aşmak için çeşitli yöntemler kullanır. Kendini ikna etmeye çalışır.
    Cinsellikle ilgili kaygılar kız çocuklarda penise sahip olmamaktan dolayı eksiklik hissi, erkek çocuklarda penise bir zarar gelmesi, sünnet ile ilgili kaygılar olabilir. Çocuklara bedenleri ile ilgili yapılan şakalar onlara rahatsızlık verebilir çünkü çocuklar yetişkinlerin söylediklerine inanırlar.
    Okul çağı çocukları 7 yaşından sonra cinsellikle ilgili fazla soru sormazlar. Bu onların merak ve ilgilerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez sadece bazı şeyleri artık öğrenmiştir. Bu dönemde kendi cinslerinden olanlarla arkadaş gruplarında cinsel konuları konuşurlar.
    Cinsel konularla ilgili şaka ve sözler özellikle erkek çocuklar arasında daha fazla kullanılır. Kız çocuklar daha çok bilgi kısmı ile ilgilenirken erkek çocuklar toplumun da cinsel kimlik açısından verdiği güçle daha rahat ve özgürdürler. Kız çocuklar cinsel kimliklerini vurgulamaktan çekinirler. Bu öğrenilmiş bir davranıştır. Her gelişimde olduğu gibi genel olandan uzaklaşan ve farklılaşan davranış ve tutumları izlemekte fayda vardır. Çocukların konuşmadığı ve soru sormadığı bu dönemde ebeveynin ve eğitimcilerin gözlemci ve güvenilir bir kaynak olarak var olmaları , ara ara süreçle ilgili bilgi vermeleri yerinde olur. Aslında çocuklar ebeveyn ve öğretmenlerinin zannettiğinden daha fazla bilgiye sahiptirler çünkü bu konuda zannettiğimizden daha fazla kaynakları vardır. Toplum içindeki örnekler, izledikleri film ve cinsel içerikli reklamlar onların merak ve ilgisini bu alana çekebilir. Bazı çocuklar gördüklerini taklit yoluyla anlamaya çalışabilir. Dikkat anne ile babanın ilişkisine kayar. Böylece cinsel kimliğin gelişiminde çok önemli olan ‘özdeşim’ gerçekleşir. Kız çocuk babayı elde etmek için anne ile, erkek çocuk anneyi elde etmek için baba ile özdeşim kurar. Bu çocuğun kendi cinsel kimliğini kazanması açısından önemlidir.
    Bazı çocuklar özellikle okul öncesi dönemde bedenlerinden haz aldıklarını fark ederler. Cinsel organla oynama, elleme ve benzeri davranışlar yapabilirler.Bazıları ise dikkat çekmek için bunu sürdürebilir. Bu durumda çocuğun enerjisini başka bir alana yöneltmek en doğrusu olacaktır.
    Cinsel eğitimde temel olan bedenin kişiye özel olduğudur. Bununla ilgili kişisel sınırlara çocuk açısından da saygı gösterilmelidir; istemediği ortamlarda soymamak, vücudunu başkalarına göstermemek, kapı açık tuvalete girmemek, cinsiyeti ile ilgili abartılı ya da küçük düşürücü ifadeler kullanmamak, ve tehdit etmemek gibi. Bu yaklaşımların her biri çocuğun ileriki yaşlardaki cinselliğini etkileyebilecek yaklaşımlardır.
    Cinsel eğitimin temel amaçlarından biri de çocuğa kendisini ve vücudunu korumayı öğretmektir.
    Sevgili Anne Babalar;
    Çocukların cinsel konulardaki merakı diğer konulardaki merakı gibi yerinde ve sağlıklıdır. Önemli olan çocuğun bilgi ihtiyacını doğru şekilde giderebilmektir. Bu konuda çocuk ile iletişim kurarken çeşitli kitapları araç olarak kullanabilirsiniz. İhtiyacınız olduğunda bir uzmandan destek alabilirsiniz.

  • ÇOCUK BAKIMINDA FİKİR AYRILIKLARI

    ÇOCUK BAKIMINDA FİKİR AYRILIKLARI

    Başka konularda ortak yönleri olan anne babalar bile çocuk bakımı felsefelerinde
    ortak yönler bulmakta zorlanırlar. Anne babaların farklı kişilik yapıları, farklı aile
    kökenleri, farklı yetişme biçimleri nedeniyle aslında bu çoğu kez kaçınılmaz bir
    durumdur. Bu durumun çocuğun gelişimini nasıl etkileyeceği farklılıkların çocuğa nasıl
    yansıtıldığına bağlıdır. Farklılıklar çocuğun gelişimine katkı sağlayacak bir zenginliğe
    dönüştürülebileceği gibi, gelişimi olumsuz yönde etkileyen önemli bir sorun olarak da
    karşımıza çıkabilirler.

    Aslında her anne baba insan oldukları ve değişken ruh durumu içinde
    bulunabildikleri için zaman zaman kendi içlerinde bile tutarsız olabilirler. Bu tutarsızlık
    anne babanın ruh durumuyla ilgili olabileceği gibi çocuğun yapısı ya da davranışın ortaya
    çıktığı koşullara da bağlı olabilir. Örneğin mutsuz, sıkıntılı bir anne çocuğun
    mızırdanmasını tolere edemeyebilir. Gürültülü bir top oyunu açık havada uygun bir
    mekanda sorun olarak görülmezken evde kabul edilemez gelecektir. Anne babanın hem
    kendi içlerinde hem de birbirleriyle her zaman ve her koşulda tutarlı olmalarını beklemek
    gerçekçi değildir. Bunu gerçekleştiremeyen anne babalarda bu beklenti kaygı ve
    yetersizlik duygusuna neden olmaktadır. Aile içinde tutarlı olunması gereken konu evde
    sounların ele alınış biçimi ve bireylerin birbirlerine olan saygılı tutumlarıdır.

    Anne baba, çocuğa sevgi gösterilmesi, kurallar-sınırlar ve sorunların ele alınış
    biçimi gibi çocuk gelişimindeki çok temel ögelerde fikir ayrılıkları içindeyse; bu
    düşüncelerini çocuğun yanında ve birbirini eleştirir tarzda tartışıyorlarsa; birbirlerinin
    kurallarını gevşetiyor ya da bozuyorlarsa çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu
    öğrenemeyecektir. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk kural tanımayan ya da her fırsatta
    kuralları zorlayan, sorgulayan, sorumluluk almayan, evde hırçın ama dışarıda güvensiz
    bir çocuk olur. Anne ve babanın farklı uçlarda olması onların bu tutumlarının daha da
    belirgin hale gelmesine neden olabilir. Örneğin aşırı hoşgörülü ve yumuşak bir annenin

    varlığında, baba disiplin açığını daha katı kurallarla kapatmaya çalışırken, babanın aşırı
    kurallarının çocuğa zarar vereceği endişesiyle anne daha da esnek olmaya başlayabilir.
    Bu durumda çocuk anneye karşı istekleri konusunda tutturan, ısrar eden, kurallara karşı
    gelen bir tutum içine girer. Babanın yanında daha uyumlu gibi görünse de bu sadece
    babanın varlığında sağlanabilen bir uyumdur. Anne kuralları “oyuncaklarını toplamazsan
    baban kızar” gibi cümlelerle uygulamaya çalışsa da bu yaklaşım çocuğun o kuralın
    gerçekten gerekli olup olmadığını sorgulamasına neden olur ve uzun vadede işe yaramaz.
    Sonuçta aile bireyleri arasındaki gergin, çatışmalı ilişkiler çocuğun mutsuzluğuna ve
    güvensizliğine neden olur. Farklı tutumların neden olabileceği diğer bir olumsuz sonuç da
    anne babanın çelişkili davranışlarının çocuk tarafından kullanılmaya başlanmasıdır.
    Çocuğun anne babayı yönlendirmesi bu farklı tutumlardan dolayı kolaylaşabilir.

    Farklı görüş ve tutumların çocuğa zarar vermemesi için neler yapılabilir:

     Öncelikle çocuk için anne babanın birbirine nasıl davrandığı, birbiriyle
    nasıl uzlaştıkları ve birbirlerine karşı gösterdikleri sevgi ve saygının, neye
    izin verilip neye verilmeyeceğinden daha önemli bir konu olduğu
    unutulmamalıdır. Örneğin çocuğun televizyon izlemesine karşı olan bir
    annenin buna izin veren eşiyle çocuğun önünde tartışmaya girmesi
    televizyon izlemekten daha fazla zarar verecektir. Anne ya da baba
    onaylamadıkları bir tutum için çocuğun önünde aşırı tepki vermektense o
    an için sessiz kalıp daha sonra konu üzerinde uzlaşmaya çalışmalıdır.
     Anne baba birbirlerinin fikirlerini dikkatlice ve saygı göstererek
    dinleyebiliyor ve zaman zaman birbirine hak verebiliyorsa bu çocuk için
    de çok uygun bir örnek olur. Çocuk da farklı görüşleri dinleyebilme ve
    uygun şekilde tartışabilmeyi öğrenir.
     Yatma saati, beslenme, disiplin gibi temel alanlarda nasıl davranılacağı
    konusunda önceden konuşulup anlaşma yapılabilir.

     Güvenlik önce gelir. Sağlık, güvenlik, beslenme gibi konularda anne baba
    uyuşamıyorsa bir uzmanın örneğin çocuk doktorunun önerileri
    doğrultusunda hareket edebilirler.
     Sorunların çözümünde anne baba ve çocuk/çocuklar işbirliği içinde
    olmalıdır. Çocukların çözümlere birebir katılmaları hem onların sorun
    çözme becerilerini geliştirecek hem de anne baba karşı karşıya gelmemiş
    olacaklardır.
     Anne baba birbiri hakkında olumsuz, eleştirel biçimde konuşmamalıdır.
    Bu çocuğun gözünde ebeveynin otoritesini zedeler ve çocuğun da daha
    eleştirel, insanlara karşı olumsuz yaklaşan bir çocuk olmasına neden olur.
     Her bir ebeveyn için çok önemli olan konular belirlenerek, sorumluluk
    alanları paylaştırılabilir.
     Çocuğun yanında birbiriyle çelişen mesajlar vermemeye özen
    gösterilmelidir. Yemekten önce çikolata yenmesini anne uygun
    bulmuyorsa ve buna izin vermemişse babanın “bir şey olmaz bu seferlik
    yiyiversin demesi” çocuğun tüm kurallara karşı gelmesi ya da ısrar etmesi
    ile sonuçlanacaktır.
     Anne babanın birlikte olmadıkları zamanlarda birbirlerinin kurallarını
    bozuyor olmaları da sık karşılaşılan bir durumdur. Örneğin baba çocuğun
    kendi yatağında yatmasına özen gösteriyorken babanın evde olmadığı
    zamanlarda anne çocukla birlikte uyursa çocuk sadece baba öyle istediği
    için yalnız yatması gerektiği mesajını alır. Ebeveynler birlikte olmadıkları
    zamanlarda da diğerinin kurallarına saygılı olmalıdır.

    Sonuç olarak anne babanın farklı görüş ve tutumları hemen her ailede az ya da
    çok var olan kaçınılmaz bir durumdur. Anne babalar bu farklılıkları “benim
    dediğim olacak” savaşına dönüştürmedikleri sürece birbirlerini tamamlayarak
    çocuğun gelişimine katkı sağlayacak bir zenginlik olarak yaşayabilirler.

  • Yenidoğan bebeğin bakımı ve dikkat edilmesi gereken noktalar

    Bebek sahibi olmak, aileye yeni bir bireyin katılması çok mutlu ve heyecan verici bir olaydır. Ancak özellikle ilk bebekte anne babaların tecrübesiz olması, anne babaya yardımcı olmak için etraftaki her kafadan bir ses çıkması, bebeğin emme ve uyuma problemleri annenin kendini yetersiz hissetmesine ve bunalmasına neden olabilir.

    İlk günlerde aileyi telaşlandıran bazı problemler aslında korkulacak bir durumun olmadığı durumlardır. Örneğin zamanında sağlıklı doğmuş bir bebeğin ilk gün çok fazla süt almasına gerek yoktur. İlk gün memeden gelen ve ‘kolostrum’ denilen sarımsı su aslında yoğun protein ve bebeği mikroplardan koruyucu maddeler içerir ve bebeğin barsaklarını daha sonraki beslenmelere hazırlar. İlk gün bebeğin sadece kolostrum alması bile yeterlidir, bebeğe şekerli su yada mama vermeye gerek yoktur. Daha sonraki günlerde anne bebeği emzirdikçe zaten sütü de giderek artacaktır. Bu konuda aşırı endişelenmek, yemeyip, uyumayıp devamlı bebeği beslemeye çalışmak annenin sütüne aksi tesir yapmaktadır.

    Yine ilk günlerde bebeklerin yüzünde küçük sivilce benzeri lezyonlar, yüz ve vücutta küçük kırmızı ve sıcakla artan, yer değiştiren lekeler olabilir, bunlar kendiliğinden geçecektir. ‘Mongol lekeleri’ denilen ve bazı bebeklerin kalça ve sırt bölgesinde bulunan grimsi kahverengi lekelerin de hiç bir önemi yoktur, 1-2 yılda hafifleyerek kaybolur. Yine göz kapağı, alın, ense gibi bölgelerde bulunan ve halk arasında ‘doğum lekesi’denilen pembemsi kırmızı renkteki hemanjiomlar da bebek büyüdükçe kaybolacaktır. Bu arada anneden geçen hormonlara bağlı olarak bebeğin tek ya da iki memesinde şişlik, vajende beyaz renkli akıntı, hatta az bir miktarda kanama bile olabilir. Bunlar da müdahele etmeye gerek olmayan kendiliğinden geçecek durumlardır. Bebeğin memesini ovmak, sıkmak yanlıştır ve meme dokusuna zarar verebilir.

    Bu gibi durumların tersine , bazan da ailenin doktora danışması gereken durumlar vardır. Bebeğin devamlı uyuması ve emmek için uyandırılamaması, ilk gün sarılığının başlaması, sarılığın sadece yüzde değil, göbeğin altına kadar inmiş olması, bebeğin ilk 24 saatte idrar, ilk 48 saatte kaka yapmamış olması, bebeğin ağzının devamlı köpürmesi ve her yediğini kusması gibi durumlarda vakit kaybetmeden bir doktora başvurmak gerekir.

    Daha sonra anne babaların tecrübe kazanarak çok kolay yaptıkları bazı işlemler, ilk günler çok zor görünebilir. Bu işlemler sırasında bazı noktalara dikkat edilirse sorun yaşanmaz.

    Bez değiştirilirken dikkat edilecek noktalar

    Bebeğinizin bezini değiştirmeden gerekli olan tüm malzemelerimizi önceden hazırlamanız,işlemi seri bir şekilde yapmanıza yardımcı olacaktır.Alt değiştirme işlemine başlamadan önce gerekli malzemelerimiz:

    – Alt açma pedi

    – Bebek bezi

    – Su bazlı ıslak mendil veya pamuk

    – Pişik önleyici krem

    Hepsinden önemlisi bebeğin güvenliği için bu malzemeleri kolay ulaşabileceğimiz yerde tutalım, düşme riskine karşı bebeğimiz kesinlikle yalnız bırakmayalım. Alt değiştirme işlemimizi önden arkaya doğru yapalım.Erkek bebeklerde sünnet derisini geriye doğru kaydırıp temizlemeye çalışmayalım. Çinko içerikli pişik önleyici kremimizi sürüp,bebeğimizin altını temiz bezi ile kapatalım.İşlemden önce ve sonra ellerimizi yıkamayı unutmayalım.

    Banyo yaparken dikkat edilecek noktalar

    Bebeğimizi banyo yaptırmadan önce gerekli olan tüm malzemelerimizi önceden hazırlayalım. Banyo yaptıracağımız odanın ısısını bir miktar arttıralım.Bebeğin üşümemesi için işlemimizi seri bir şekilde gerçekleştirelim. Herzaman bebeğin güvenliğini ön planda tutup düşme riskine karşı onu asla yalnız bırakmayalım.Banyo suyunun sıcaklığını su termometresi yada dirseğimizle kontrol edelim.Bebeğimizi yıkamaya vücudunun ön tarafından başlayalım,sonra sırtını en son bebeğin başını yıkayarak işlemimizi sonlandıralım.Bebeği önceden ısıttığımız havlu ile kurulayalım.Bebeğin banyosunu yaptırırken iki kişi olmaya özen gösterelim.Bebeğin güvenliği ve işlemin seri olması açısından iki kişinin bebeği yıkaması daha iyi olacaktır.

    Yenidoğanda ağız, göz, göbek bakımı

    Bebek hastaneden taburcu olduktan sonra bebeğinizin göbeği düşmemiş olacaktır. Göbeğin düşmesi bir hafta ile onbeş gün arasında zaman alabilir.Bebeğin göbeğine rutin olarak birşey sürmenize gerek yoktur.Tek yapmanız gereken bebeğin altını bağlarken,bezini göbek bağının altından bağlayarak göbeği dışarda bırakmaktır. Bu şekilde göbek hava alarak daha çabuk kurur ve düşmesi gecikmez. Göbekte sulanma,kanama,kızarıklık ya dap is koku olursa doktorunuza başvurunuz.

    Bebeğin gözünde sulanma ya da çapaklanma var ise steril gazlı bezi kaynamış ılımış suyla,varsa serum fizyolojikle ıslatarak silebilirsiniz. Silme işlemini içten dışa doğru tek bir hareketle yapmalısınız.

    Bebeğin ağzında halk arasında ‘pamukçuk’ denilen beyazlıklar olabilir, bunlar aslında mantar enfeksiyonudur ve biberon ya da emzik kullanan bebeklerde daha sık görülür. Bunların temizliği yapılmaz ise yayılabilir ve ciddi emme sorunlarına neden olabilir.Bu nedenle temiz bir gazlı bezi parmağınıza dolayıp bunu kaynamış ılımış bir suya batırarak ağzının içini,dilinin üstünü ve damağını yumuşak hareketlerle silmelisiniz. Bu işlemi bu beyazlıklar var ise günde bir kaç kez tekrarlayabilirsiniz, geçmezse doktorunuza başvurmalısınız.

    Dışarı çıkarken yanına alınması gereken malzemeler

    Bebeğinizle birlikte eve taburcu olduktan sonra, ilk dışarı çıkmanız büyük bir ihtimalle bebeğinizin ilk bir hafta kontrolü olacaktır.Bu ilk deneyim sizde stress yaratabilir.Bu nedenle bebeğin çantasını önceden hazırlamak size kolaylık sağlayacaktır. Bebeğin çantasında mutlaka şunları koymayı unutmayın.

    -Bebek bezi,su bazlı ıslak mendili,pişik kremi

    – Kusma, idrar ve kaka ile kirlenme ihtimaline karşı iç body,tulum

    – Küçük ağız bezleri

    – Mama ile besleniyorsa küçük bir termos içerisinde sıcak su,biberon işiniz uzun sürebilir birkaçtane olmasında fayda var

    – Sütünüzü sağıp veriyorsanız süt sağma cihazı

    – Kirli bezleri atmak için çöp torbası

    – Yedek battaniye

  • Çocuğum Benden Ayrılıp Okula Gitmek İstemiyor?

    Çocuğum Benden Ayrılıp Okula Gitmek İstemiyor?

    AYRILMA ANKSİYETESİ
    Ayrılık anksiyetesi, kişinin bağlandığı kişiden veya evden ayrılamaması veya evden ya da kişiden
    uzak- laştığında yoğun bir kaygı ve huzursuzluk duyması ile tanımlanır. Bu bozukluk çocuklarda
    anneye ya da temel bakım verene yapışma, anneden uzakta oldu- ğunda ağlama krizleri olarak
    görülür. Bu çocuklar okul çağına geldiklerinde okula uyum problemi gös- terebilirler. Ayrılma
    anksiyetesi olan çocuklar sabah- ları okula gitmemek için tutturabilir, hasta olduklarını söyleyerek
    okulu reddedebilir, okulun yarattığı stres sebebiyle somatik belirtiler yaşayabilir ve gerçekten de
    mide bulantıları, karın ve baş ağrıları yaşayıp de- vamsızlık yapabilirler. Bu bozukluk lise çağındaki
    er- genlerde de okuldan kaçma olarak görülebilir.
    Ayrılma anksiyetesi, temelini Bağlanma Kuramı’ndan alır. Bağlanma kuramı, anne ile bebeğin
    kurduğu güvene dayalı bağdır. Bebek doğumundan itibaren ilk iki yıl içinde tamamen anneye bağlı
    bir canlıdır; tehlikelerden korunmak ve hayatta kalmak için anne- ye muhtaçtır. Annenin bu dönemde
    bebeğin yaşam- sal ihtiyaçlarını karşılaması, ona sıcak ve güvenli bir ortam sunması güvenli
    bağlanmanın oluşması için elzemdir. Güvenli bağlanmada bebek, acıktığında doyurulacağını,
    ağladığında ilgilenileceğini, tehlike- lerden korunacağını bilir.
    Bu, çocuğun ileriki yaşlarında dış dünyaya ve ken- dine duyacağı güven duygusunun ilk ve en
    önemli adımıdır. Çünkü güvenli bağlanma, çocuğun hayatı ve kendisini keşfederken ihtiyaç
    duyduğu tehlikeler- den uzak, güvenli ortamı sağlar. Böylece çocuk, dış dünyayı sakince
    inceleyebilir, keşif ve gözlemlerle öğrenebilir ve anneden faydalı geri dönütler alabilir.
    Anneye güvenli bağlanmış çocuklar, anneleri odadan çıktıklarında huzursuz lanırlar; anne geri
    geldiğinde de sevinç gösterirler. Daha büyük yaşlardaki çocuk- lar ise, huzursuzluk yaşasalar da
    annenin mutlaka geri döneceğini düşünerek kendi kendilerini sakin- leştirebilir. Bu, güvenli
    bağlanmanın en büyük ayırt edicisidir.
    Ayrılma anksiyetesi de güvenli bağlanmanın olmadı- ğı, çocuğun bebeklikte bakım verenine sağlıklı
    değil, kaygılı ve güvensiz şekilde bağlandığı durumlarda sıklıkla görülür. Bunun dışında, aşırı
    kaygılı/evhamlı/ korumacı ebeveyn tutumları, çocuğa gösterilen tu- tarsız ilgi veya sıcaklıktan uzak
    tutumlar, bebeklik- te uzun süre ayrı kalma, çocuklukta yaşanan ayrılık temalı travmatik yaşantılar
    da ayrılma anksiyetesine sebep olabilir.
    Ayrılma anksiyetesinde okul reddi yaygınca görülse de çocuğun anneden ayrılamaması daha ön
    planda- dır. Yapılan çalışmalar, ayrılma anksiyetesinde görü- len okul reddinin temelinde
    çocuğun okula gitmek istememesinden ziyade anneden ayrı bir ortamda bulunmayı
    kaldıramamasının olduğunu öne sürmek- tedir. Bu sebeple çocuklar okula gitse bile anneleri- nin
    onları okul bitene kadar beklemesini, pencereden baktığında görebileceği bir yerde durmasını talep

    eder. Daha ileriki yaşlarda da annelerine onların ol- madığı bir ortamda zarar gelebileceği
    endişesiyle annelerinden uzaklaşamaz ve tek başlarına okula gitmekte zorlanırlar.
    Ayrılık anksiyetesinin önüne geçmek için bebekle 0-2 yaş arasında kurulacak olan güvenli
    bağlanma esastır. Aynı şekilde, memeden kesme ve tuvalet eğitimleri esnasında da güven veren
    ve sıcak tutum devam ettirilmeli, ama aynı zamanda tutarlı ve net bir biçimde sınır koyulmalıdır.
    Çocuğa yaşına uygun görevler verilmeli ve bu görevleri tek başına yapması teşvik edilmelidir.
    Aşırı korumacı davranılmamalı, çocuğun keşfetme- sine ve hata yapmasına izin verilmeli; o
    keşfeder ve oynarken annenin onun güvende olması için gerekli şeyleri yapacağını ve gitse bile
    geri geleceğini bilmesi sağlanmalıdır.
    Kritik yaş aralığında (0-2) uzun süreli ayrılıklardan ka- çınmak gerekir; fakat 2 yaşından sonra
    çocuğu kısa süreli ayrılıklarla (yaşına uyumlu olarak belli bir zaman çocuğu bakıcıya bırakmak gibi)
    okula hazırlamak da oldukça önemlidir.Kaygılı çocuklarda aşamalı maruz bırakma ve aile terapisi;
    devamsızlık ve uyum prob- lemleri olan ergenlerde de bilişsel davranışçı terapi de oldukça fayda
    vermektedir.

  • Bilinçli Ebeveynler Okulu nedir?

    Bilinçli Ebeveynler Okulu nedir?

    Bilinçli Ebeveynler Okulun farklılığı:

    Çocuk gelişimi, aile iletişimi, Evlilik iletişimi, kişisel gelişim gibi olguları bütünsel ele alıp, interaktif diyaloglar halinde grup terapisi motifli, ödül ceza kuramının dışında üçüncü bir yol arayan, anne ve babaların farkındalığını güçlendiren ve ortak öğretilerimiz üzerinden hareket eden pedagojik seminerler bütünü.

    Hem Bilinçli ebeveyn yetiştiriyor hem de her yerde bilinçli ebeveynlere destek veriyor. Ulusal bir aile eğitimi seferberliği ile uzun yıllar boyu devam edecek ve kendi içinde de eğitimci çıkaran toplumsal proje.

    Bilinçli ebeveynler okulunda neler öğretiliyor? 11 konu başlığı altında topladık.

    1. Çocuğun dünyaya gelişi Mars gezegenini keşfetmeye benzer.

    2. Bilinçli anne kimdir? (Kişisel problemlerimizi organize ederek çocuk yetiştirmenin ipuçları

    3. Çalışan annenin tükenmişlik sendromu,

    4. Hangisi daha çok korumacıdır. Kartal mı? Türk annesi mi?

    5. Masallar ve travmalar- Kırmızı Başlıklı Kız

    6. İhmal ve istismardan çocuğu korumak – çocuğa karşı tutum – çözüm için önemli adımlar,

    7. Çocuklara açılan kapı: Oyun oynamak

    8. Anne mi çocuğa, çocuk mu anneye bağlı?

    9. Alt ıslatma, Tırnak yeme, Kekemelik, Agresyonun altındaki sebepler

    10. Bağımlılıklarımızın altındaki yalnızlıklar (Okul sorunları, İnternet, Tv, Tablet vs)

    11. Bir ebeveyn klasiğinden öteye bir adım atmak

    Neden adı bilinçli ebeveynler?

    Bilinçli Ebeveyn olmak, çocuk gelişimi kitaplarını çok okuyup araştırmaktan öte sevgimizi filtresiz koşulsuz ve kararında vermektir. Yani sevgimizi bir başarı veya yeteneğe bağlamadan yalnızca çocuğumuz olduğu için vermeliyiz. Bakın o zaman tüm kapılar nasıl birer birer önümüzde açılıyor. Ebeveyn için bilinçlenmek; kendi hayallerini, hayal kırıklıklarını, çocuğunun hayallerini, umutlarını, korkularını, gelişimini, beklentilerini iyi analiz etmektir. Bunu yapabilmek içinde sevgisine ve pedagojik bilme sarılması gerekir.

    Eğitim ne kadar sürüyor?

    Eğitim iki aşamalı devam etmekte.

    1. Temel Bilinçli Ebeveynler Okulu Eğitimi: (0-15 yaş çocuk gelişimindeki 10 konu başlığındaki eğitimlerini alıyor. Her bir eğitim 2’şer saat interaktif sürmekte. Kişiler gruplar halinde veya bireysel olarak ta bu eğitim, danışmanlığa katılabiliyor.)

    2. İleri Eğitimci Ebeveyn Okulu Eğitimi: (Ebeveynler Toplam 70 saat eğitim, süpervizyon alarak Bilinçli Ebeveynler Okulu projesinde Eğitmen olabiliyor. Grup çalışması olarak devam etmekte.

    Başvuran ailelerin ortak sorunu nedir?

    Hepimiz en kutsal varlıklarımız olan çocuklarımızı doğru yetiştirmek için uğraşmaktayız. Hepimizin ortak sorunları (ülkesel, çevresel, ekonomik, kültürel, göç, afet, terör…) sorunları olduğu gibi aynı zamanda kendi ailemize özgü sorunlarımızda mevcut (Hastalıklar, kayıplar, ölümler, taşınma, şiddet, bağımlılıklar, ayrılıklar… gibi) tüm bu sorunların içinde çocuklarımıza iyi bir gelecek vermek için uğraşıyoruz. Bu sorunların içinde bazen kendimizi, bazen de çocuğumuzu unutabiliyoruz. Tüm bu sorunları daha an hasarla atlatmak isteyen aliler bize başvuruyor. Hep birlikte beraberce öğreniyoruz, öğretiyoruz.

    Bir ergenle başa çıkmanın yolları nedir?

    Bir ergenle neden başa çıkalım. Ergen dediğimiz şey başa çıkılacak bir stres topu veya başka bir şey değil. Ergenlik çok özel bir çağdır ve bu çağı çocuk ne kadar ailesi ile birlikte dayanışma içinde geçirişe yetişkinliğe o kadar hızlı, tutarlı ve başarılı geçiş yapar. Ergenlikle başa çıkmaktan öte unuttuğumuz ergenliği tanımakla yola çıkıyoruz. Çocuklukta bize öğretilenler ile bizim gözlemlediklerimizin farklı, özgün ve çıplak bir şekilde dışa vurumu olarak görüyoruz. Ergenle yaşamak çok keyiflidir yeter ki dinlemeyi ve algılamayı bilelim.

    Çocuklarla da çalışma yapılıyor mu?

    Bilinçli Ebeveynler okulu yalnızca ebeveynlerle çalışma yapmakta. Biz ebeveynler yani kaynak bir şekilde daha duru, özgün, huzurlu olduğu zaman o kaynaktan beslenen çocuklarımızda o denli mutlu olabiliyor. Bu eğitimin amacı; ebeveynlerimize farklı bir bakış açısını geliştirmek. Çocuklar bölümü profesyonel danışmanlık ve terapi gerektiren bir durum.

  • OKULA UYUM

    OKULA UYUM

    Okulların açılmasının üzerinden belli bir süre geçmesine rağmen bazı çocukların hâlâ okula gitmede isteksizlik gösterdiğini, ebeveynlerinden (özellikle de anneden) ayrılmada zorluk yaşadığını, hatta bu duruma bir takım fiziksel belirtilerin de (mide bulantısı, kusma, karın ağrısı gibi) eşlik ettiğini görebiliyoruz. Okul açıldıktan sonra ilk 1 ay, birçok çocukta bu belirtileri gözlemleyebiliriz ve bunu olağan olarak karşılayabiliriz. Fakat bazı çocuklarda bu durum bu süreyi bile aşabilmekte ve çok ciddi sıkıntılar doğurabilmektedir. İşte biz buna “uyum sorunu” diyoruz.

    Bazı çocuklar anne ve babadan, özellikle de anneden ayrılmakta çok büyük zorluk yaşarlar, bu çocukların kaygı düzeyleri çoğunlukla ortalamanın üzerindedir. Daha önce hiç bulunmadıkları bir ortamda bulunmak (okul) ve daha önce hiç görmediği insanlarla beraber olmak (öğretmen ve diğer öğrenciler gibi), bu çocuklar için sıkıntı ve huzursuzluk veren bir durumdur. Onlara güven veren birinin (örneğin annenin) hep yanlarında kalmasını isterler, bu isteklerini yerine getirebilmek için de çok çeşitli yollara başvurabilirler (ağlamak, sabah kalkmak istememek, vb.). Fakat unutulmamalıdır ki çocuk o anda, o kaygıyı gerçekten yaşamaktadır ve bu kaygıyla baş etmekte güçlük çekmektedir. Biz bu kaygıyı da “ayrılma kaygısı” olarak adlandırıyoruz. Bu kaygı çoğunlukla, kendine kötü bir şey olacağı endişesi ve genelde bağlı olduğu annesine kötü bir şey olacağı endişesini kapsamakta ve çocuğun düşünceleri bu iki endişe arasında gidip gelmektedir.

    Peki, bazı çocuklar bu problemi yaşamazken ya da çok hafif düzeyde yaşayıp sonra uyum sağlayabilirken, bazı çocuklar neden bu problemi yoğun düzeyde yaşamaktadır? Bu sorunun tek bir cevabı yoktur aslında. Çocuğun mizaç özellikleri, anne ve babanın çocuğa karşı tutumu, evde kalan ve kendisinden küçük bir kardeşinin olması, kuralsız ve sınırsız bir evde yetişmiş olma ve bir takım olumsuz çevresel faktörler çocuğun bu yoğun kaygı problemini yaşamasında etkilidir. Örneğin çocuğa karşı aşırı koruyucu bir tutum içerisinde olmak; çocuğun bir sorunla karşılaştığında nasıl baş edebileceğine dair bir beceri geliştirmesine engel olduğu gibi, anne ve babaya karşı aşırı bağımlı olmasına da neden olur ve anne-baba olmadan yeni bir ortama girmek bu çocuklar için yoğun kaygı sebebidir. Çocuğun yetiştiği evde hiçbir sınırın ve kuralın olmaması da okula uyum sağlamayı zorlaştıran diğer bir etkendir. Çünkü okul ortamı belli sınır ve kuralların olduğu, çocuğun bir takım sorumlulukları almasını gerektiren bir ortamdır ve çocuğun böyle bir düzene alışkın olmaması da kaygı ve uyum sorunu yaşamasına, okulu reddetmesine neden olacaktır. Bunların dışında bazı çocuklar daha kaygılı, endişeli bir mizaca da sahip olabilirler ve onlar için yeni bir ortama uyum sağlamak daha uzun ve zor olabilir.

    Neler yapılmalı?

    • Uyum sorunu yaşayan ve okula gitmeyi reddeden çocukların kaygı ve korkusunu anlamak, onlara zorlayıcı bir tutum içerisinde olmamak yapılması gerekenlerin başında gelmelidir. Çocuk anlaşıldığını, yargılanmadığını hissederse çözüm üretme yoluna gidebilir ve uyum sağlama sürecini hızlandırabilir. Ayrıca çocuğunuzun kaygı ve korkusunun altında yatan sebebi anlamak, ebeveynler olarak sizin de uygun olan çözümü üretmenizi sağlayacaktır.

    • Çocuğu okula aşamalı olarak, yavaş yavaş alıştırmak da yapılması gereken bir diğer şeydir. Kaygıları ve korkuları olan bir çocuğu bir anda okulda tek başına bırakmak, anneden birden bire ayırmak ve çocuğu buna zorlamak doğru bir yöntem değildir. Örneğin annenin belli bir süre çocuğun yanında, sınıfta kalmasına izin vermek, sonrasında anneyi aşamalı olarak uzaklaştırmak çocuğun yaşadığı kaygıyı azaltacaktır. Çocuğa “yaşadığın korkuyu ve kaygıyı anlıyorum ve sen hazır olana kadar senin yanında olacağım” mesajını vermek önemlidir. Eğer çocuğa bahçede onu bekleyeceğinizi söylediyseniz, gerçekten beklemeli, teneffüslerde onu ziyaret edeceğinizi söylediyseniz gerçekten ziyaret etmelisiniz ki çocuk güven duygusunu oluşturabilsin ve korkularıyla baş edebilsin. Kısacası çocuğunuza verdiğiniz sözleri tutmanız çok önemlidir.

    • Çocuğunuz okuldan geldikten sonra sizinle paylaştığı şeyleri ilgiyle ve dikkatle dinleyin. Bu süreçte çocuğunuzun kaygı ve korkusu hakkında daha çok bilgi sahibi olabilir ve ona yardımcı olabilirsiniz. Fakat çocuğunuzu konuşmak için zorlamayın, konuşmak istemezse ısrarla okulla ilgili sorular sormayın. “Korkacak bir şey yok, neden korkuyorsun ki?” gibi söylemlerden kaçının, başkasıyla kıyaslamayın, bu söylemler çocuğunuzun aynı zamanda suçluluk ve yetersizlik duygusu hissetmesine de neden olabilir. Onu anlamaya çalışmanız yeterli olacaktır.

    • Bazen çocukla beraber anne ve babaların da kaygı yaşadıklarını ve bu kaygılarını çocuklarına yansıttıklarını da gözlemleyebiliyoruz. Bu süreçte ebeveynlerin sakin ve sabırlı olmaları, çocuğun kaygısını anlamaları fakat o kaygıyı yüklenmemeleri önemlidir. Çocuk anne ve babasının da kaygılandığını görür ve hissederse kendi kaygısıyla baş etmekte daha da zorlanacaktır.

    Bütün bunları uygulamanıza rağmen ve 1 ayı geçkin süredir çocuğunuzdaki kaygı düzeyinde azalma olmadığını görüyorsanız ve belirtilerin git gide artış gösterdiğini düşünüyorsanız bir uzmandan yardım almakta lütfen gecikmeyiniz.