Etiket: Anne

  • EBEVEYN OLMAK

    EBEVEYN OLMAK

    Hiçbir yeni doğan canlı insan yavrusu kadar bakıma muhtaç değildir. Yeni doğan bir bebeğin, ebeveynleri tarafından hem fiziksel hem de duygusal olarak doyurulmaya ihtiyacı vardır. İhtiyaçlarının karşılanması bebek için hayati derecede önemli ve zaruridir.

    Bebekle Kurulan İlk İlişki ve Annenin Rolü

    Ebeveynler ya da bakım veren kişi bebek üzerinde çok önemli kalıcı izler bırakabilir. Özellikle anne ile bebek arasındaki ilişki bebeğin geleceğindeki ilişkileri üzerinde de etkili olacaktır.

    Yeni doğan bir bebek ilk ve en önemli ilişkisini annesiyle kurar. Anne bebeğinin tüm fiziksel ihtiyaçlarını giderebilen kişidir. Bebeklerde ortalama 1 yaşına kadar güven duygusu şekillenmektedir. Bireyin kendine güvenebilmesi, çocuklukta çevresine duyduğu güvenle paraleldir. Güven duygusunu çocuklukta kazanamayan birisinin bunu sonradan kazanabilmesi çok zordur. Temeldeki güven duygusunu kazanabilmek için annenin çocuğuna karşı davranış ve tutumlarında tutarlı olması çok önemlidir. Bebeğin ihtiyaçları karşılanırken bunun belli bir düzen içinde yapılması gerekir. Bu önemlidir çünkü annesinin düzenli olarak kendisiyle ilgileneceğini bilen bir çocuk ileriye yani yetişkinliğine bu güven duygusunu taşıyacaktır. Aksi bir durumda yetişkinlikte kişi belirsiz durumlar karşısında panikleyebilir ve aşırı duyarlı hale gelebilir.

    Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin, çocuklarının duygusal ihtiyaçlarına yeterli şekilde karşılık verebilmesi için duygusal anlamda olgunlaşmaları gerekmektedir. Duygusal olgunlaşmasını sağlayamayan bireylerin anne babalığı benimsemesi de güç olmaktadır.

    Gelişim Dönemindeki Takılmalar

    İnsanlarda kimi zaman kişiliğin bazı yönleri belli bir aşamada takılabiliyor. Bu aşama yaşamındaki belirli bir gelişim dönemini ve bu dönemdeki ihtiyaçlarını içeren bir aşamadır. Bu durumda birey yeterli bir bütünlük kuramaz. Kişilik yapısında olgunluğa ulaşamamış bir kişi ise bulunduğu gelişim dönemine uymayan davranışlar sergileyebilir. Belirli bir gelişim döneminde çok doyum sağlanmış ya da tam tersi bir şekilde hiç doyum sağlanamamışsa benzer davranışlar ortaya çıkacaktır. İhtiyacın aşırı karşılanması kadar zararlı bir durum da hiç karşılanmamasıdır çünkü bu iki durum da aynı oranda zarar verebilir.

    Problem Dinamikleri

    Çocuklarla ebeveynleri arasındaki sorunların çıkış noktası, anne baba ve onların çocukla kurduğu ilişkiyi kapsamaktadır. Duygusal olarak olgunlaşamamış anne ve babalar çocuklarının problemlerinden yine onları sorumlu tutarlar ve bunun sonucunda da çocuklarına karşı öfke ve kızgınlık yaşarlar.

    Bir annenin çocuklarına gösterdiği davranış şekli çoğunlukla kendi çocukluğunda annesiyle olan ilişkisinden etkilenir. Anne sevgisinden mahrum kalmış çocukların yetişkinlikte öfkeli ve hırçın bireyler olması muhtemeldir. Bu sevgiyi sonradan verebilmek ise çok güçtür.

    Sınırlar

    Bazı aileler çocuklarına sınır koyma konusunda fazla rahat davranmaktadır. Özellikle çocukluğunda otorite figüründen yoksun olarak büyüyenler yetişkinlikte de kendi çocuklarına karşı otorite oluşturmakta güçlük çekerler. Ya da çocukluğunda çok katı bir baskıyla yetişmişse kişi, çocuğunun aynı şeyleri yaşamasını istemediği için sınırları çok gevşek bırakabilmektedir. Sonuç olarak sınırlar konusunda aşırı baskıcı olmak ya da tam tersi davranmak da aynı derecede çocuklara zarar verebilir. Sınırların iyi çizilemediği çocuklarda topluma aykırı davranışlar görülebilir. Çok baskıcı bir tutum ise ebeveyne karşı öfkenin oluşmasına ve benzer şekilde diğer insanlara karşı da olumlu yaklaşamamaya neden olabilir.

    Ebeveyn Tutumu

    Ebeveynlerin ya da bakım veren kişilerin çocuğa karşı tutumu öylesine önemlidir ki çocuk bu tutum doğrultusunda benlik kavramını şekillendirir. Anne baba doğrudan ya da dolaylı bir şekilde itici bir tutum sergiliyorsa çocuk da kendisini değersiz olarak algılayabilir, kendisi hakkında uzun süreli negatif düşünceler geliştirebilir. Çocuklar itici ya da kabul edici her türlü davranışı rahatlıkla ayırt edebilirler. Bebekler annelerinin kendilerine gösterdiği ilgi, sevgi ve her türlü tutumun gerçekçi ya da zorlama olup olmadığını kolayca algılayabilirler.

    Ebeveyn tutumları ve bunların çocuk üzerindeki etkileriyle ilgili daha detaylı bilgi almak isterseniz web sitemizdeki bu konuyla ilgili yazılarımızı inceleyebilirsiniz.

    Unutulmamalıdır ki bilinçli anne babalar ancak bilinçli çocuklar yetiştirebilir. Ebeveynler eğitilirse çocuklar da eğitimli doğacaktır.

  • AYRILMA ANKSİYETESİ

    AYRILMA ANKSİYETESİ

    Ayrılık anksiyetesi, kişinin bağlandığı kişiden veya evden ayrılamaması veya evden ya da kişiden uzaklaştığında yoğun bir kaygı ve huzursuzluk duyması ile tanımlanır. Bu bozukluk çocuklarda anneye ya da temel bakım verene yapışma, anneden uzakta olduğunda ağlama krizleri olarak görülür. Bu çocuklar okul çağına geldiklerinde okula uyum problemi gös- terebilirler. Ayrılma anksiyetesi olan çocuklar sabahları okula gitmemek için tutturabilir, hasta olduklarını söyleyerek okulu reddedebilir, okulun yarattığı stres sebebiyle somatik belirtiler yaşayabilir ve gerçekten de mide bulantıları, karın ve baş ağrıları yaşayıp devamsızlık yapabilirler. Bu bozukluk lise çağındaki ergenlerde de okuldan kaçma olarak görülebilir.

    Ayrılma anksiyetesi, temelini Bağlanma Kuramı’ndan alır. Bağlanma kuramı, anne ile bebeğin kurduğu güvene dayalı bağdır. Bebek doğumundan itibaren ilk iki yıl içinde tamamen anneye bağlı bir canlıdır; tehlikelerden korunmak ve hayatta kalmak için anneye muhtaçtır. Annenin bu dönemde bebeğin yaşamsal ihtiyaçlarını karşılaması, ona sıcak ve güvenli bir ortam sunması güvenli bağlanmanın oluşması için elzemdir. Güvenli bağlanmada bebek, acıktığında doyurulacağını, ağladığında ilgilenileceğini, tehlikelerden korunacağını bilir.

    Bu, çocuğun ileriki yaşlarında dış dünyaya ve kendine duyacağı güven duygusunun ilk ve en önemli adımıdır. Çünkü güvenli bağlanma, çocuğun hayatı ve kendisini keşfederken ihtiyaç duyduğu tehlikeler- den uzak, güvenli ortamı sağlar. Böylece çocuk, dış dünyayı sakince inceleyebilir, keşif ve gözlemlerle öğrenebilir ve anneden faydalı geri dönütler alabilir.

    Anneye güvenli bağlanmış çocuklar, anneleri odadan çıktıklarında huzursuz lanırlar; anne geri geldiğinde de sevinç gösterirler. Daha büyük yaşlardaki çocuklar ise, huzursuzluk yaşasalar da annenin mutlaka geri döneceğini düşünerek kendi kendilerini sakinleştirebilir. Bu, güvenli bağlanmanın en büyük ayırt edicisidir.

    Ayrılma anksiyetesi de güvenli bağlanmanın olmadığı, çocuğun bebeklikte bakım verenine sağlıklı değil, kaygılı ve güvensiz şekilde bağlandığı durumlarda sıklıkla görülür. Bunun dışında, aşırı kaygılı/evhamlı/ korumacı ebeveyn tutumları, çocuğa gösterilen tutarsız ilgi veya sıcaklıktan uzak tutumlar, bebeklikte uzun süre ayrı kalma, çocuklukta yaşanan ayrılık temalı travmatik yaşantılar da ayrılma anksiyetesine sebep olabilir.

    Ayrılma anksiyetesinde okul reddi yaygınca görülse de çocuğun anneden ayrılamaması daha ön plandadır. Yapılan çalışmalar, ayrılma anksiyetesinde görü- len okul reddinin temelinde çocuğun okula gitmek istememesinden ziyade anneden ayrı bir ortamda bulunmayı kaldıramamasının olduğunu öne sürmek- tedir. Bu sebeple çocuklar okula gitse bile annelerinin onları okul bitene kadar beklemesini, pencereden baktığında görebileceği bir yerde durmasını talep eder. Daha ileriki yaşlarda da annelerine onların olmadığı bir ortamda zarar gelebileceği endişesiyle annelerinden uzaklaşamaz ve tek başlarına okula gitmekte zorlanırlar.

    Ayrılık anksiyetesinin önüne geçmek için bebekle 0-2 yaş arasında kurulacak olan güvenli bağlanma esastır. Aynı şekilde, memeden kesme ve tuvalet eğitimleri esnasında da güven veren ve sıcak tutum devam ettirilmeli, ama aynı zamanda tutarlı ve net bir biçimde sınır koyulmalıdır. Çocuğa yaşına uygun görevler verilmeli ve bu görevleri tek başına yapması teşvik edilmelidir.

    Aşırı korumacı davranılmamalı, çocuğun keşfetmesine ve hata yapmasına izin verilmeli; o keşfeder ve oynarken annenin onun güvende olması için gerekli şeyleri yapacağını ve gitse bile geri geleceğini bilmesi sağlanmalıdır.

    Kritik yaş aralığında (0-2) uzun süreli ayrılıklardan ka- çınmak gerekir; fakat 2 yaşından sonra çocuğu kısa süreli ayrılıklarla (yaşına uyumlu olarak belli bir zaman çocuğu bakıcıya bırakmak gibi) okula hazırlamak da oldukça önemlidir.Kaygılı çocuklarda aşamalı maruz bırakma ve aile terapisi; devamsızlık ve uyum problemleri olan ergenlerde de bilişsel davranışçı terapi de oldukça fayda vermektedir.

  • Okul Heyecanı

    Okul Heyecanı

    Uzun bir tatilin ardından, Pazartesi günü okullar açılıyor. Yani yarın…

    Ben de çocuğunu ilk kez ilkokula gönderen bir anne olarak, her anne baba gibi tatlı bir heyecan içindeyim. Çocuğum okuma yazmayı öğrenecek, yıllardır kendisine okuduğum “Kırmızı başlıklı kız” hikayesini kendisi okuyabilecek. Sanki anaokulu şaka gibiydi de, bu gerçek. Artık, yaşamın sorumlulukları ve zorluklarını üzerine alma vakti geldi gibi. Büyüdü gibi sanki küçük kızım… Artık yıllar göz açıp kapayana kadar hızlıca geçecek ve bir de bakmışım ki üniversiteye başlamış. Böylesine bir duygusal heyecan işte…

    Güzel bir yıl olmasını ümit ediyorum; biz anne babalar, sevgili çocuklarımız ve değerli öğretmenlerimiz için. Hem duygularımı paylaşmak hem de anne babalar olarak nelere dikkat edelim ki, her şey en güzel haliyle yaşanabilsin diye yazma ihtiyacındayım bu yazımı. Sorunlar olacaktır elbette. Ancak bu sorunların çoğu; öğretmen, okul ve aile iş birliği ile kolayca çözülebilir türden olacaktır. Bir de sizinle paylaşacağım bazı ayrıntılara dikkat edersek, belki bu sorunlar ortaya çıkmadan önleme imkanı elde etmiş olacağız.

    Biz anne babalar olarak çocuklarımız üzerinde çok fazla etkiliyiz. Bunun öncelikle farkında olmamıza ihtiyaç var. Kendi kaygılarımızı aynen aktarıyoruz çocuklarımıza. “Ben hiç kaygılarımı belli etmiyorum” desek de, bu mümkün değil. Söylediğimiz her söz, gözlerimizdeki her bakış, yüz ifademizdeki her değişim çocuklarımızı etkiliyor. Bunu bilmeliyiz öncelikle.

    Ben kaygılı çocuk değil, kaygılı anne baba olduğunu görüyorum her zaman. Bu nedenle, bizim kendi kaygılarımızı azaltmak için nelere dikkat etmemiz gerektiğine bir bakalım:

    Özellikle 1. Sınıfa başlayan çocuklarımızın anne babaları olarak, çocuğumuzun çocukluğu bitti sanmayalım lütfen. O hala bir çocuk; oynamaya, koşmaya devam edecek. Bu onların ihtiyacı. Okul başladı diye, hayat bitmedi. Daha bugün bir anne ile görüşmemde temel sorunun bu olduğunu gördüm ve paylaştım.1. sınıfta en önemli husus, çocuğun okulu ve okumayı sevmesidir.Temel hedefimiz bu olmalıdır. Sayfalarca ödevin çocuğu bunaltmaktan başka bir etkisi yoktur. Küçük tekrarlar ve seviyesine uygun hikaye okumaları yeterli olacaktır.

    Okula yeni başlayan 1. sınıf çocuklarımızın anne-babaları olarak, çocuklarımızın kendine özgü özelliklerinin olduğunu, hazır bulunuşluklarının (kas gelişimi, zihinsel gelişim, duygusal gelişim) farklı olduğunu, her çocuğun vakti zamanının farklı olduğunu bilmemiz çok önemlidir. Çocuklarımızı sınıf arkadaşları ile karşılaştırmamak, abla- ağabeyleri ile karşılaştırmamak, onları örnek göstermemek çok önemlidir.

    Çocuğumuzu okula başlayacağına dair duygusal olarak hazırlanmalıyız. “Artık okul başlıyor, yaz tatilinden biraz daha farklı bir yaşam düzenimiz olacak. Daha erken yatıp daha erken kalkacağız. Bilgisayar-televizyon-tablet-telefona yaz tatilinden daha az zaman ayıracaksın. Bunları yine oynayacaksın, televizyon da izleyeceksin ama hem derslerini hem bunları nasıl planlayabiliriz?” diye birlikte zaman ve kurallar belirlenmelidir. Bu kurallar çok beklenmedik bir sorun olmadıkça bozulmamalıdır.

    Okul alışverişleri birlikte keyifle yapılmalı. Çocuğun heyecanına, mutluluğuna ortak olunmalıdır.

    Okulla ilgili neler hissettikleri, ne düşündükleri sorulmalı, sohbet edilmeli ve kaygılı çocuklar cesaretlendirilmelidir.

    Çocuğun gözü korkutulmamalı. ‘Bak yaramazlık yaparsan, öğretmenin kızar’ gibi… Öğretmeni hakkında olumsuz yorum hiçbir zaman yapılmamalıdır.

    Çocuğumuz çok abartılı beklentiler içine de sokulmamalı. ‘Çok eğleneceksin’, ‘Bir sürü arkadaşın olacak’ gibi…

    Yeni şeyler öğreneceği, arkadaşlar edineceği ve bunları kurallar doğrultusunda yapacağı anlatılmalı.

    Giyinmesi, çantasını taşıması, beslenmesi gibi sorumluluklar çocuğa verilmeli.

    Ödevleri savaşlara dönüştürmemeliyiz. Ödev, çocuğun sorumluluğudur, anne-babanın değil. ‘Ders çalış’, ‘Ödev yap’ denmemeli sürekli. Ödevini ve sorumluluklarını kendisi için değil, bizim için yaptıklarını sanmaları çok acı oluyor. Bu konuda kararlı ve istekli olmalıyız. Birkaç gün sabredip, üçüncü gün patlamak işe yarayan bir çözüm değil.

    Sınavlara hazırlanan öğrencileri yoğun bir yıl bekliyor. Onlara başarılar diliyorum. Sınavı yaşamın anlamı, tek çaresi olarak görmeyip iyi bir lise ya da üniversite için fırsat olarak değerlendirmeliler. Ailelerin beklentilerini çocuklarına göre yeniden değerlendirmeleri, baskıdan kaçınmaları gerekir.

    Çocuklarımızın dikkat etmeleri gereken şeyler; düzenli olarak her gün mutlaka çalışmaları, emeklerine güvenmeleri ve beklentilerinin emekleri doğrultusunda olması gerektiğidir.

    Anne babalar olarak,çocuklarımıza kolaylaştırıcı olalım, yönlendirici değil.Onların da duyguları, hayalleri, düşünceleri ve kendine özgü davranışları olmalı. Her davranışlarını bizim istediğimiz gibi yapmayacaklar. Ki yapmamalılar… Kendilerine yeten bireyler olabilmeleri, onları ne kadar erken yaştan birey olarak görmemize bağlı. Bize fikirlerini rahatlıkla söyleyebilmeliler, “Hayır” diyebilmeliler ki, dışarıda da bunu söyleyebilsinler.

    Çocuklarımızı bütün olarak görmeye, anlamaya çalışmalıyız;sadece davranışlarına odaklanmayalım.Duyguları, düşünceleri ve hayalleri var onların… “Kendisinin dışında neleri önemsiyor?” bunları anlaması için fırsat verelim. Çocuğumuzu sadece davranıştan ve sonuçtan ibaret görürsek; not, puan, başarı, sıralama odaklı oluruz. Akademik başarıya takılıp çocuklarımızın bütünlüğünü gözden kaçırmayalım. Her çocuk eşsiz ve özel. Onların ilgili ve yetenekli oldukları alanları bulmaya çalışıp destekleyebiliriz.

    Kendi gerçekleştiremediklerimizi onların gerçekleştirmeleri için hayatlarını esir almayalım. Hayat onların… Biz, bize verilen emanete sahip çıkalım yeter.

    Son olarak; kendimiz teknolojinin esiri olmak yerine, çocuklarımıza gerçekten anlamlı ve değerli zamanlar ayırmak, paylaşmak, anı biriktirmek en önemli detaylar. Çünkü ileride yaşlandığımızda, aklımızda kalan bunlar olacak…

    Değerli anne babalar, öğretmen arkadaşlarım ve sevgili öğrencilerimiz, yeni eğitim öğretim yılının hepimiz için hayırla başlamasını ve sürmesini diliyorum. Sevgiyle…

  • Fetal ekokardiyografi gereken durumlar nelerdir?

    A. Anne ile ilgili durumlar;

    a. Annede diyabetes mellitus (şeker hastalığı veya gebelikte şekerin yüksek olması) olması durumunda bebekte kalp hastalığı ortaya çıkma insidansı %3-7 arasındadır. Kan şekerinin iyi kontrol edilememesi halinde risk en yüksektir.
    b. Kollajen doku hastalıkları: Annede sistemik lupus eritematozus gibi otoantikor üretimi görülen bir hastalığın olması fötusta ritim sorunlarına neden olabilir.
    c. Fenilketonüri: Bebekte kalp hastalığı riski %25-50 arasındadır. Fenilalanin düzeyi yüksek olan annelerin çocuklarında kalp hastalığı sıklığı normal popülasyonun 10 katıdır.
    d. Kan uyuşmazlığı: Fötuste kansızlığa ve kalp yetmezliğine neden olabilir.
    e. İleri anne yaşı: 35 yaş üstündeki annelerin bebeklerinde doğumsal bozukluklar daha sıktır (özellikle trizomi 21).
    f. Gebelik sırasında kullanılan bazı ilaçlar fötusta organ gelişimini bozabilir.
    g. Gebelikte enfeksiyon
    h. Daha önce anomalili bebeklerin doğmuş olması

    B. Fetusla ilgili durumlar;

    a. Gebelik sırasında yapılan ultrasonografik incelemelerde kalpte anormallikten kuşkulanılması. Kalbin dört-boşluk pozisyonunda anormal görüntü, doğumsal kalp hastalığı olasılığını düşündürür.
    b. Ultrasonografide kromozom anomalisi düşündüren bir bulgu olması kalbin de ayrıntılı incelenmesini gerektirir.

    C. Fötal kalp hızında anormallik;

    D. Ailede doğumsal kalp hastalığı öyküsü;

    Fötal ekokardiyografi 16. haftadan itibaren her gebelik haftasında yapılabilir. İlk inceleme için 18-20. haftaların seçilme nedeni görüntünün daha iyi olması ve anormallik saptandığında gebeliği sonlandırma şansı vermesidir.

  • Ergenlik Dönemi: Anne Babalar Ne Yapmalı?

    Ergenlik Dönemi: Anne Babalar Ne Yapmalı?

    Ergenlik dönemi her insanın belli yaşlarda yaşadığı, çocukluktan yetişkinliğe atılan ilk adımdır. Genel olarak 12-20 yaş arası olarak kabul edilen bu evre, kızlarda 8-13, erkeklerde 10-15 yaşlarında başlar.

    Bu evrede fiziksel ve ruhsal olarak bazı değişimler yaşanır. Ebeveynler ile zıt düşünceler oluşmaya başlar. Bu dönemde anne ve babalar, sevimli ve itaatkar küçük çocuklarının yerini alan bu huysuz, inatçı kişiyle uyum sağlamaya çalışırken kaybettikleri çocuk için bir çeşit yas duygusu yaşarlar. Bu durum çatışmaları daha çok alevlendirir. Artık otoritelerinin eski gücü kalmadığını görmek anne-babalarda bir parça kaygı yaratabilir. Ebeveynlerin bu durumu anlaması ve doğru şekilde değerlendirmesi gerekir.

    Anne babalar neler yapmalı?

    • Geçirdiğiniz zamanın fazla olmasından çok nitelikli ve kaliteli olmasına özen gösterin. Karşılıklı konuşurken iyi bir dinleyici olun. Her seferinde nasihat vermeyin, çocuklar da güvendikleri birisinin onları yargılamadan dinlemesini ister.

    • Çocuğunuza önem verin ve yaptığı yanlış davranışı karakterine ve çocuğun benliğine yüklemeyin. Davranış ile çocuğu birbirinden ayırın. Önemsiz durumları görmezden gelin.Daha önemli konularda düşüncelerinizi, neyi ve neden tasvip etmediğinizi belirtin ancak onun da sizden farklı görüşte olma hakkına saygı duyduğunuzu gösterin. Onun duygularına ve düşüncelerine saygı gösterin. Sizin çocuğunuz olabilir fakat onunda kendi duygu ve düşünceleri olduğunu unutmayın.

    • Sadece problem varken değil, her şey yolundayken de konuşun. Onu tanımaya ve iç dünyasını anlamaya çalışın.

    • Çocuğunuza özgürlük alanı tanıyın. Kıyafet ve saç biçimi gibi konularda çatışmaya girmemeye özen gösterin ve ona seçimini kendi yapabilmesi için fırsat verin. Güvenli internet erişimi vb. gibi temel tedbirleri aldıktan sonra çocuğunuzun mahremiyetine saygı gösterin. Odasına girerken izin isteyerek girmek gibi..

    • Çocuğunuzun arkadaşlarını tanıyın. Bu konuda ihmalkar olmayın.

    • Yaptığı güzel davranışları takdir edin. Olumlu davranışlarına odaklanın.

    • Sorunlarınızı demokratik bir şekilde halletmeye çalışın.Duygu, düşüncelerinizi birbirinize açıkça ifade edebilin.Ebeveyn olarak duygularınızı, beklentilerinizi ve kabul sınırlarınızı ifade edin ve uzlaşma zemini bulmayı hedefleyin.

    • Bu dönemde anne babasını eleştirmeye, tüm olumsuz şeylerin sebebi ebeveynlerinin olduğuna dair söylemlerde bulunmaya yatkın olurlar. Siz anne ve babalar olarak ne olursa olsun çocuğunuzdan vazgeçmeyin.

    Unutmayın ergenlik bir süreçtir ve bu süreci sağlıklı atlatabilmek için anne ve babanın rolü çok büyüktür. Eğer çatışmalarınız çözüm bulamayacak kadar karmaşık bir hale gelirse bir uzmana başvurmaktan çekinmeyin.

  • Mahremiyet Eğitimi

    Mahremiyet Eğitimi

    Son yıllarda sıkça duyduğumuz çocuklara taciz, cinsel istismar vb. olaylardan dolayı bu konuyu olabildiğince açık bir şekilde ele almak istedim.

    Peki bu eğitim nedir ve çocuğa bu eğitimin ne zaman verilmesi gerekir?

    Mahremiyet eğitimi çocukları kötü niyetli insanların istismarından koruyan ve bedeninin dokunulmaz olduğunun farkına varmasını sağlayan temel eğitimlerdendir. Çocuğun güvenliği için uygun bilgilerin zamanında çocukla paylaşılması çok önemlidir. Çocuklar yaşamlarının ilk 2 yılında genellikle kendilerini ayrı bir birey olarak değil, annenin bir parçası olarak algılar. Yaklaşık 24 aylık oldukları dönemde kendilerinin anne ve babalarından farklı bir birey olduklarını algılamaya başlarlar.Bu dönemde yani 2 yaşına geldiklerinde mahremiyet eğitimi verilmeye başlanmalıdır.

    Çocuklara mahremiyet eğitimi verirken en önemli noktalardan biri anne babanın anlattıklarını kendi hayatlarında da yapıyor olmaları gerekir. Unutmayın çocuklar sizi gözlemler. Başkalarının çocuğa karşı yapmasını yanlış bulduğunuz davranışları sizde yapmamalısınız. Örneğin terlemiş bir çocuğun atletini izin almadan aniden çıkarmamalısınız. Çocuğunuzun onayını almanız gerekir.

    Mahremiyet eğitimi nasıl verilir?

    Yaşına uygun bir şekilde, gelişim dönemlerini göz önünde bulundurarak ve korkutmadan verilmesi gereken bir eğitimdir. Güvenli ve sakin zamanlarda bu konuşmayı gerçekleştirmelisiniz. Ebeveyn kendini rahat hissetmeli ve günlük sıradan bir konu gibi konuşmalıdır.

    1) Çocuğu yıkarken çocuğa özel bölgelerinin nereleri olduğunu gösterip sonrasında sizin o bölgelerini temizlemek için gördüğünüzü ancak normalde kimsenin özel bölgelerini görmemesi gerektiğini anlatın.

    2) Özel bölgelerinin herkesin kendine özel olduğunu anlatın.

    3) Aynı zamanda kendisinin de başkasının özel bölgelerine o kişiler izin verse ya da istese bile dokunmamaları gerektiğini anlatın.

    4) Anne babalar ve akrabalar çocuklarını severken çocuklarına güçsüzlüklerini hissettirecek kadar büyük ve orantısız güç kullanmaktan kaçınmalılar.
    Yapılan araştırmalar taciz yaşamış çocukların bir çoğu çırpınmanın ve taciz anında kaçmanın bir çözüm olmadığını düşündüklerinden dolayı kaçmayı ve kurtulmayı denememişlerdir. Çocuklara vücutlarını korumalarının kendilerinin hakkı olduğunu ve yetişkinler dahil kimsenin onların bedenini acıtmaya hakkı olmadığını anlatın.

    5) Bu eğitimi en başından vermeye çalıştığımız için sizlerin dikkat etmesi gereken şeyler de var. Çocuklarınızın yanında soyunup giyinmeyin, çocuklarınızı da başkalarının yanında soyunup giydirmeyin.

    6) Tuvaletini yaparken veya yaptırırken kapısının kapalı olması gerektiğini söyleyin.

    7) Altını değiştirirken kalabalık yerlerde değil daha sakin yerlerde hatta kimsenin olmadığı yerlerde değiştirmeye çalışın.

    8) Sosyal bir ortamda çocuk eğer sarılmak, öpülmek, tokalaşmak istemiyorsa onu zorlamayın.

    9) Hiç kimsenin onun canını acıtmaya hakkı olmadığını söyleyin. Bunun anne, baba, kardeş, komşu, öğretmen, doktor, polis… herkesi kapsadığını söyleyin.

    10) Güvenlikleri konusunda hislerine güvenmelerini söyleyin.

    11) Diğer insanların anne babasından sır saklamasını istemesinin doğru olmadığını anlatın. Böyle bir istekte bulunan insanlara güvenmemesi gerektiğini ve hemen anne babasına söylemesi gerektiğini öğretin.

    12) Eğer birileri onu incitiyorsa size söylediklerinde başlarının derde girmeyeceğini anlatın.

    13) Bu konuşmaları ara sıra yapın, bu konuda öğrendiklerini ona sorun.

    Bu konuyu anne babalar olarak lütfen dikkate alın, ihmal etmeyin. Çocuklarımızı istismardan korumak için elimizden gelenin daha fazlasını yapmalıyız.

  • Mutlu ve sağlıklı bir çocuk yetiştirmek istiyorsanız…

    Mutlu ve sağlıklı bir çocuk yetiştirmek istiyorsanız…

    Çocuğun yetiştirilmesinde ailenin rolüne değinen Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, her çocuğun en az annesine olduğu kadar babasına da ihtiyaç duyduğunu söyledi.

    Annelerin çocuklar üzerindeki etkisine değinerek tek taraflı yaklaşımın çocuğun eğitiminde ve davranışlarının şekillenmesinde yetersizliğe neden olabileceğini savunan Ceren Yağcıköseoğlu, “Babaların da çocuk yetiştirilmesinde annelere yardımcı olmasına fırsat verilmelidir” dedi.

    Çocuğun sadece anne kontrolünde yetiştirilmesinin annenin ruh sağlığı üzerinde de olumsuzluğa neden olabileceğine dikkati çeken Psikolog Yağcıköseoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı: “Türk toplumunun kadına yüklediği anlamlar aslında bir birey olmanın ötesinde birçok role sahip olması gerektiğini göstermektedir. Kadın aslında bir annedir, ev hanımıdır, çalışan, üreten ve güçlü olması gereken bir bireydir bizim toplumumuzda. Kadının sahip olduğu roller arttıkça, bulunduğu yer, kimlik ve rollerinin sürekli değiştiğini ve bu değişimin ise psikolojik bir dengesizlik yarattığını görmekteyiz. Bu karmaşanın içinde çocuklarının gösterdiği negatif davranışlar ise annelerin kendilerini yetersiz hissetmelerine, anneliğin ne demek olduğunu sürekli sorgulayarak,yanlış yaptığını düşündürmektedir. Annelerin; her şeyi kontrol edebilecekleri ve yapabilecekleri duygusu aslında kendi yarattıkları ve işlevsiz olan bir düşüncedir. Her şeyi kontrol etmenin mümkün olmadığını kabul etmek ve bu düşünceyi davranışa dökebilmek, yaşadıkları başarısızlık ve suçluluk duygusu ile başa çıkabilmede yardımcı olacaktır. Ayrıca çocuğun bakım ve yetiştirilmesinde çocuğun anneye olan ihtiyacı kadar babaya da ihtiyacı vardır. Babaların da çocuk yetiştirilmesinde annelere yardımcı olmasına fırsat verilmesi gerekmektedir”

  • OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE BESLENME

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE BESLENME

    Okul öncesi dönemde çocukların beslenme alışkanlıkları gelişimin önemli bir yönünü
    oluşturmaktadır. Çocukların ne yedikleri iskeletteki büyümeyi, beden şeklini ve hastalıklara
    karşı olan bağışıklık düzeyini etkiler.(Santrock, 2011) Bu nedenle, çocukta doğru bir yeme
    alışkanlığı oluşturmak son derece önemlidir.
    Çocuklarda yeme alışkanlığını etkileyen faktörlerin en başında çocuğun bakımını
    sağlayan kişinin yani anne-babasının davranışları gelmektedir. İlk çocukluk dönemindeki
    yeme davranışı, çocuğun bakımını sağlayan kişi çocukla beraber, düzenli bir yeme
    programıyla yemek yediğinde; çocuğa sağlıklı yemek yeme konusunda model olduğunda,
    yemek zamanlarını keyifli hale getirdiğinde ve belirli beslenme biçimlerine katıldığında
    gelişmektedir. (Santrock, 2011)
    Çocuklar için beslenme, uyku gibi temel gereksinimlerin belli bir rutinde olması son
    derece önemlidir. Araştırmalar, düzenli beslenen ve uyuyan yetişkinlerin bu alışkanlıkları
    büyük ölçüde çocukluk zamanlarında kazandıklarını göstermektedir. Ayrıca yemek yemesi ve
    uyuması belli bir rutine bağlı olmayan çocuklarda, yemek ve uyku açısından davranış
    problemleri ile karşılaşılmaktadır. Bunun nedeni, özellikle okul öncesi dönemdeki çocukların,
    sosyo-duygusal gelişim açısından sürekli sınırları test eden bir yapıya sahip olması ve
    kendisine söylenen ve yapılanları unutmamasıdır. Eğer bir çocuk bir gece 21:00'de yatıyor, bir
    diğer gece 23:00'de yatmasına ses edilmiyor ise; çocuk 21:00'de yatması istendiğinde bu
    sınıra itiraz edecek ve inatlaşmaya gidecektir çünkü önceden buna ses çıkarılmadığını
    bilmektedir. Yemek konusunda da aynı şey geçerlidir. Örneğin aile düzenli bir yemek yeme
    rutinine sahip değilse, çocuk anne-baba kendi istediği saatte yemek yedirmek istediğinde
    problem çıkaracaktır.

    Çocuk için anne-babanın ne söylediği kadar ne yaptığı da son derece mühimdir.
    Örneğin, sofrada anne tabaklara brokoli koyuyor kendisi yiyor ancak baba bu yemeği
    yemiyorsa, büyük ihtimalle çocukta brokoli yemeyecektir. Çünkü burada çocuk, model alarak
    öğrenmektedir. Babasının brokoli yemediğini öğrenen bir çocuğun brokoliyi yemesini
    beklemek doğru değildir. Anne-baba olarak sağlıklı yemek yeme konusunda model olmaktan
    kasıt budur. Çocuklar anne babasının beslenme alışkanlığını kopya eder. Sürekli et yiyen bir
    ailede, anne çocuğuna arada sebze yedirmeye çalışıyor fakat bunu başarmakta zorluk
    çekiyorsa bunun sebebi sebze yemenin belli bir rutinde gerçekleşmemesi ve çocuğun ailenin
    beslenme alışkanlığını kopya etmesinden kaynaklanmaktadır.
    Yemek yerken televizyonun açılması, çocuğun i-pad, telefon gibi cihazlarla
    oyalanması yanlış tutumlardandır. Çocuklar en başta bu gibi oyalayıcılarla yemek yiyebilir
    ancak bir süre sonra bunlar dahi onun yemek yemesi için yeterli olmayabilir. Aynı zamanda
    bu şekilde bir yeme alışkanlığına sahip çocukların yetişkinliklerinde de bu tutumu
    sürdürmeleri ihtimali yüksektir. Televizyon karşısında yemek yeme; obezite, yüksek kolestrol
    gibi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Leann Birch’in araştırmasına göre, problem
    televizyon izlemekten değil, televizyon izlerken yenilen yemek miktarına veya tadına dikkat
    edilmediğinden, fazla yemek yemekten kaynaklanmaktadır. (Birch, 2006)

    Neler Yapılabilir?

     Günümüzde annelerin de çalışma hayatına katılması, çalışma saatlerinin uzaması, çalışan
    annelerin yorgun olması gibi sebepler yemek saatlerinin belli bir rutine ayarlanmasını
    zorlaştırmıştır. Ancak çocuklar bir ailenin en değerli hazinesidir, bu yüzden onlar için
    özveride bulunulması oldukça önemlidir. Bu nedenle kahvaltı, öğle yemeği, akşam
    yemeğinin belli bir rutinde olmasına dikkat edilmelidir.

     Anne-baba ya da bakım veren diğer kişilerin sağlıklı yemek yeme konusunda model
    olması gerekir. Anne-babanın da yemek seçmemesi gerekir. Ayrıca anne-baba ben eve
    gelirken atıştırdım diye akşam yemeğinde sofraya oturmuyorsa ya da oturup bir iki bir
    şey yiyorsa çocuğunun da onu taklit edebileceği unutulmamalıdır.

     Yemek yerken çocuğun sadece yemek yemeye odaklanmasına dikkat edilmelidir.
    Televizyon, telefon gibi cihazlar yemek yerken kapalı ve uzak tutulmalıdır. Yemekler

    masada yenilmeli, televizyon karşısında koltukta, çocuk oyuncaklarıyla oynarken yemek
    yedirmekten kaçınılmalıdır.

     Yemek yemeyi çekici hale getirmek için çocuğa özel çatal kaşık tabak kullanılabilir.
    Örneğin çocuk Spiderman karakterini seviyorsa, yemeği Spiderman tabağında
    sunulabilir.

     Çocuk sebze yeme alışkanlığı kazanmamışsa, bu alışkanlığı kazandırmanın zorlu
    olabileceği ve uzun sürebileceği unutulmamalıdır. Başlangıç olarak sebze yemekleri
    tadımlık olarak ana yemeğin yanına eklenebilir. Anne baba olarak mutlaka bu esnada
    sizin de bu yemeği yemeniz gerektiği unutulmamalıdır. Yemeği yerken anne baba olarak
    birbirinize “Mmm ne kadar da lezzetli olmuş.”, “bu yemek çok faydalı beni hastalıktan
    koruyacak” tarzı cümleler söyleyerek çocuğunuzun o yemeği yeme konusundaki
    merakını kamçılayabilir, sizi taklit etmesini teşvik edebilirsiniz.

     Yemek yemediği için çocuğu cezalandırmak, kısa vadede işe yarasada uzun vadede işe
    yaramaz. Yemek yemediği için çocuğu bir şeylerden mahrum bırakmak onun için yemek
    yemeyi bir koşul, görev haline getirir. Eğer çocuk bir öğünü yememek konusunda sizinle
    inatlaşmaya giriyorsa ısrar edilmemelidir. Ancak ilk önce, bir diğer öğüne kadar yemek
    yiyemeyeceği, aç kalacağı anlayabileceği şekilde ona anlatılmalıdır. Eğer buna rağmen
    yememekte inat ediyorsa, bir diğer öğüne kadar çocuğa yemek verilmemelidir. Örneğin
    çocuğunuz öğle yemeği yemediyse akşam yemeğine kadar çocuğunuza herhangi bir şey
    yedirmeyin. Özellikle bu öğünler arasında çocuğunuza cips, çikolata gibi abur cuburlar
    vermekten kaçının. Aksi takdirde çocuğunuz yemek yemediği için ödüllendirilmiş gibi
    olacaktır. Eğer ara öğün olarak çocuğunuzun meyve yeme alışkanlığı varsa bunu devam
    ettirin ancak yemek yemediği için normal rutinden fazla meyve yedirmeyin. Eğer ara
    öğün akşam yemeğine yakın yedirilirse, çocuğun iştahının tıkanabileceği
    unutulmamalıdır. Akşam yemeğinde ise öğle yemeği yemediği için tabağın tepeleme
    doldurulmaması gerekir. Normal öğün miktarını verin, eğer kendisi isterse fazlasını
    koyun.

  • Anne sütü- hep bir numara ….

    Anne sütü- hep bir numara ….

    Anne sütü üstün içeriği ile yenidoğan bebeği tüm gereksinimini 6 ay boyunca tek başına karşılayabilen, kolay sindirilebilen ideal bir besindir. Anne sütünün yararlarını ne kadar anlatsak gene de eksik kalırız. Tıp eğitimime başladığım yıllarda bizlere anne sütünün faydaları uzun uzun anlatılırdı. Aradan geçen yaklaşık 35 yılda tıpta çok şey değişti. Eskiden doğru bildiğimiz birçok konuda yanıldığımızı anladık. Ama tıpta değişmeyen konulardan biri de anne sütü idi. Ayrıca her geçen gün bu konuda yeni çalışmalar yapılıyor ve anne sütünün bir diğer üstünlüğü ortaya çıkıyor. Mama endüstrisinin gelişmesi ve ticari olarak piyasada yer almaya çalışan bir sürü çocuk maması her ne kadar en son teknoloji ile üretilmiş olsa da hiçbiri anne sütünün yerini tutamıyor.

    Anne sütünün yararları saymakla bitmez. Bebeğinizin bağışıklık sistemi gelişene kadar anne sütünde gerekli olan, onu hastalıklara karşı koruyan savunucu maddeler vardır. Ayrıca bazı alerjilere karşı da koruyucudur. Anne sütü alanlarda bebeklik çağında sık görülen enfeksiyonlara yakalanma oranı çok daha düşüktür. Bağışıklık sistemi yeterince gelişmemiş prematüre bebekler, anne sütünden özellikle çok yarar görürler. Bebeğin hem motor gelişimi hem de mental gelişimi için anne sütü bulunmaz bir nimettir. Beyin gelişimine katkıda bulunur ve zeka düzeyini arttırır. Her zaman hijyenik ve pratiktir. Mama kullanmak durumunda kalan bebeklerin mamasını vermeden mamanın hazırlanması, biberonun hijyenik hale getirilmesi gibi zahmetli süreçler anne sütü için geçerli değildir. Anne sütü alan çocuklarda çağımızın en önemli sağlık sorunu hale gelen obezite yani şişmanlık çok daha az görülür. Bunun en önemli sebeplerinden biri anne sütünün son dakikalarında süt içerindeki yağ oranının artması ile bebekte doygunluk hissinin oluşması ve bebeğin emmeyi bırakmasıdır. Mama kullanan bebeklerde böyle bir durum söz konusu olmadığı için bu bebekler daha ilk aylarda şişmanlık ile tanışmakta ve hayatlarının en güzel yaşlarında sağlıksız bir şekilde büyümektedir. Anne- bebek arasındaki bağın anne sütü alanlarda daha kolay ve güçlü kurulduğu bilinmektedir. Emzirmenin bebekten başka anneye de önemli yararları vardır. Emziren annelerde rahim ve meme kanseri daha az görülür. Emzirme sırasında annede salgılanan oksitosin hormonu yeni doğum yapmış rahmin kendine gelmesinde ve eski halini almasında önemli rol oynar. Emzirme anne için ayrıca zahmetsiz, , zamandan tasarruf sağlayıcı ve ekonomiktir.

    Doç.Dr.Ergun Çetinkaya

    Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı

  • ÇOCUKLARDA KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    ÇOCUKLARDA KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    Kıskançlık, bir kişinin ya da bir ilişkinin yitirilmesine dair duyulan korku sonucu yaşantılanan karmaşık ve olumsuz bir duygudur. Hayatın pek çok döneminde, pek çok kişi ve duruma karşı hissedilen bu duygu, çocuklukta en çok kardeşler arası ilişki dinamiğinde kendini göstermektedir.

    Her çocuk yeni geleni kıskanır ve bu çok doğaldır. En uyumlu kardeşlik ilişkilerinde, başından beri durumu kabullenmiş görünen çocukta bile bu duygu deneyimlenir. Bu noktada önemli olan; çocuğun bu kıskançlığını arttıracak davranışlarda bulunmaktan kaçınmak, bu duygusu ile başa çıkabileceği enstrümanları ona sağlamaya çalışmak, kendini ifade etmesine her fırsatta izin vermek ve buna dair onu teşvik etmek ve en önemlisi de ona olan sevginin değişmediğine dair onu temin etmektir.

    Bazen kısa süreli ve dönemlik, özellikle en başlarda ve kardeşin yürüyüp konuşmaya başladığı dönemde yaşanan kıskançlık durumları, bazı çocuklarda devamlı ve şiddetli bir hal alabilir. Anne baba bu noktada var olan tutumlarını gözden geçirmeli ve kimi değişikliklere gitmelidir. Kardeşe şiddet gösterilmesi gibi durumlarda ise gerektiğinde bir uzmandan yardım almak, aile içi ilişkilerin zarar görmesinin önüne geçecek, daha huzurlu ve tatminkar bir aile yaşamı elde etmeye olanak sağlayacaktır.

    Neler Yapılabilir?

    • Anne-baba, annenin hamileliğinin haberini yakın çevresi ile paylaşmaya başladığı ilk günden itibaren çocuğuna bu haberi vermelidir. Çocuğun anne-babası dışında herhangi bir kişiden bu haberi yanlışlıkla duyması, yıkıcı etkilere sebebiyet verebilir.

    • Ebeveynlerin aileye katılacak yeni bireye dair çocuklarının davranış ve düşünceleri konusunda kaygılı olması, çocuk tarafından hissedilir. Çocuklar, yetişkinlerin davranışlarındaki küçük değişiklikleri dahi fark eder ve bundan etkilenir. Bu nedenle en başta anne babanın bu konuda sakin olması ve doğal davranması gereklidir.

    • Bebek ile ilgili hazırlıklara çocuğun katılması, kardeşinin isim seçimi konusunda onun da fikrine danışılması önemlidir. Çocuğunuzu bu sürece dahil etmeniz, onun kendini ötekileştirmesini engelleyecektir.

    • Hamilelik döneminden önce eğer çocuğun bakımıyla ilgili tüm sorumluluk annede ise, baba ya da yakın aile üyelerinden biri, hamilelik döneminde bu sorumluluğu anne ile paylaşmaya başlamalıdır. Bu, hamileliğin son safhalarında, doğum sırasında ve doğum sonrası dönemlerde anne kendisi ve yeni doğan bebeği ile ilgilenirken, çocuğun kendini ihmal edilmiş hissetmesinin ve alışkın olduğu rutinin bozulmasının önüne geçer.

    • Çocuğu olabilecek değişikliklere bilişsel olarak hazırlamak önemlidir. Çocuğunuzla bu gibi değişiklikler üzerine konuşmalar yapın, onun kendini bu konuda ifade etmesine izin verin. Duygu ve düşüncelerini ifade etmesi için onu teşvik edin. Bir bebeğin ne gibi ihtiyaçları olabileceğini ona açıklayın.

    • Hem hamilelik döneminde hem de doğum sonrasında çocuğunuza, ona olan sevginizde hiç bir değişim olmadığını, her daim onu çok seveceğinizi hem sözel hem de davranışlarla anlatmak çok önemlidir. Anne ve babanın ona ayrı bir zaman ayırması, ona değer verdiğini belli etmesi, çocuğun kendini dışlanmış, ihmal edilmiş, eskisi gibi sevilmediğini hissetmesini engeller, özgüveninin sarsılmasının önüne geçilmiş olur.

    • Kardeşler arası rekabeti teşvik eden davranışlardan kaçının. Bir davranışı yapması için kardeşini örnek vermek, çocuğunuzu sevdiğinizi göstermek için bebeğin davranışlarını yermek gibi tutumlar kardeş kıskançlığını arttıran en önemli nedenlerden biridir. Aynı zamanda çocuklarınızla birlikteyken birini övmek, ön plana çıkarmak da hatalı tutumlardandır.

    • Çocuğunuza sürekli sen “ağabey oldun, abla oldun” söylemleri ile yaklaşmak, onun birdenbire büyümesi konusunda baskı hissetmesine neden olur. Onun da çocukluğunu doya doya yaşamaya ihtiyacı vardır. Bu nedenle bu tarz söylemler sürekli tekrar edilmemelidir.

    • Kardeşlerin sürekli anlaşmasını, tartışmadan geçinmesini beklemek doğru değildir. Elbette arada tartışmalar çıkacak, anlaşmazlıklar olacaktır. Bu noktada doğru tutum, ufak tartışmalarda araya girmeden onların problemi çözmelerine izin vermek olacaktır. Böylece bu gibi deneyimlerden yola çıkarak problem çözme becerilerini geliştirmeleri desteklenmiş olur. Sizin müdahale etmeniz gereken şiddetli tartışmalarda ise birini diğerinden üstün tutmayın, tartışmalarda taraf olmak kıskançlığı tetikler. “Kim başlattı?” gibi bir soru sorarak bir diğerini taraf olarak tutmak yerine, verilecek cezalarda ya da mahrum bırakmada her ikisine eşit şekilde yaptırım uygulayın. Örneğin bir oyuncağı paylaşamama nedeniyle tartışma çıktıysa oyuncağı alarak aralarındaki sorunu çözene kadar oyuncağın sizde kalacağını söyleyebilirsiniz.

    • Eğer çocuk kardeşi ile ilgili olumsuz paylaşımlarda bulunuyorsa kınanmamalıdır. Böyle bir tutum onun içine kapanmasına, kendini ifade etme konusunda temkinli olmasına yol açar. Bunun yerine olumsuz ifadeleri rasyonel bir tutuma çekmeye çalışmak, ona onu anladığınız izlenimini vermek önemlidir.

    • Ailenin bir bütün olduğu duygusunu vermek önemlidir. Bu açıdan birlikte yapılan aktiviteler önem kazanır. Ailenin tüm fertlerinin katılacağı etkinlikler planlamak ve uygulamak hem ailenin yeni ferdinin hem de çocuğun kendisini bir bütün hissetmesine yardımcı olacaktır.