Etiket: Anne

  • Babalık-annelik-kardeşlik testi

    BİYOLOJİK YAPIMIZ: Biyolojik yapımıza ait tüm bilgiler DNA dediğimiz yapıda 2 kopya olarak kodlanmıştır. Bu kopyalardan bir tanesi anneden gelirken diğeri babadan gelir. Böylece genetik bilgimizin yarısını annemizden diğer yarısını da babamızdan alırız. Dolayısıyla hem anne hem de babamızla ortak gen bölgelerimiz bulunmaktadır.

    BABALIK TESTİ: çocuk ile baba arasında tamamen ortak olması gereken bölgelerin analizi yapılmaktadır. Eğer çocuk ile babanın analiz edilen gen bölgeleri aynı ise test edilen baba adayı çocuğun gerçek babasıdır. Yapılan babalık testinde tutarsızlık gözlenmişse yani çocuğa babadan geldiği bilinen genetik bilgi, test edilen baba adayınınki ile eşleşmiyorsa, test edilen baba adayı çocuğun gerçek babası değildir.

    ANNELİK TESTİ: Annelik Testi yapılırken anne ve çocuğun ortak olması gereken DNA bölgeleri birbirleri ile karşılaştırılır. Eğer çocuk ile anne analiz edilen gen bölgeleri aynı ise test edilen anne adayı çocuğun gerçek annesidir. Çocuğa anne geldiği bilinen genetik bilgi, test edilen anne adayınınki ile eşleşmiyorsa, test edilen anne baba çocuğun gerçek annesi değildir.

    KARDEŞLİK TESTİ: Kardeş olduklarına şüpheleri olan iki birey arasındaki genetik kardeşlik bağını doğrulanması için önerilir. Bu genetik kardeşlik bağı doğrulaması yarı – kardeşlik tek ortak ebeveynden kardeşlik durumu yada tam-kardeşlik aynı biyolojik ebeveynlerden kardeşlik durumunda yapılabilmektedir. DNA Kardeşlik testi ebeveynlerden örnek toplanmaya gerek kalmadan da sadece kardeş olması olası iki bireyden alınan örneklerler de yapılabilmektedir, fakat sonuçların doğruluğunu daha da sağlam temellere dayandırmak için kardeşlik testi yapıldığı durumlarda ebeveynlerden de örnekler alınabilir

    Örnekler ağız mukozasından pamuklu çubukla alınmaktadır.

    Güvenilirlik: toplam 15 marker ile (ortak gen bölgeleri üzerinde) çalışarak %99,99 oranında doğru sonuç vermektedir.

    Test süresi: yaklaşık 15-20 gün arasında sonuçlar verilmektedir.

    Test sonuçları: Sonuçlar gizlilik prensibi çerçevesinde sadece test yapılan kişilere elden rapor teslimi şeklinde gerçekleştirilmektedir. Telefonla ya da diğer yollarla asla başka bir kimse ile bilgi paylaşımında bulunulmamaktadır.

  • Bal Yemeden “Bal Yedim” Demeli

    Bal Yemeden “Bal Yedim” Demeli

    Anne ve babalar, biliniz ki istesek de/istemesek de çocuklarımızın rol-modelleriyiz. Onlar hayatlarının ilk yıllarında bizleri taklit ediyorlar ve bizlerden öğrendiklerini temel alıyorlar. Her ne kadar ergenlikten sonra kendi inisiyatiflerini kullansalar da bu temel üzerinden düşünüp hareket ediyorlar (“Yaşının adamı olmak”, “”Sizden çok çektim! çocukluk hatıralarım” ve “Çocukluk hatıraları ile barışık olmak” yazıları okunabilir).

    Bu bilgiler ışığında denilebilir ki “çocuklarımız, bizim aynadaki yansımalarımız gibidir”. Şayet çocuk ve ergen psikiyatri uzmanı bir meslektaşım tarafından konulmuş hastalık tanısı (“davranım bozukluğu” gibi) yoksa ve çocuğumuz sağlıklı bir birey ise, onda gördüğümüz bir olumsuz davranışı/tutumu sorgularken dönüp kendimize bakmamız uygun olur.

    “Oğlum niçin annesinin çantasından para aşırıyor, fırsat bulduğunda dükkân kasasından çalıyor?” sorusunun cevabı: “iş hayatımda müşterimden fazla para almam, hileli tartı kullanmam, vergi kaçırmam gibi nedenlerle bu durum başıma geliyor” olabilir.

    “Gözüme baka baka yalan söylüyor” diye şikâyet etmek yerine, “eşime, anneme/babama, müşterime, komşuma… yalan söylediğim için mi?” diye kendimize sormak daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir.

    “Neden bu çocuk anne/baba olarak bana saygısız, inadına söylediğimin tersini yapıyor” diye öfkelenmek yerine “ben annem/babama nasıl bir evlatlık yaptım ki bu çocuk bana böyle davranıyor” demek bizi çözüme ulaştırabilir.

    “Büyüdü de şiddete eğilimi arttı, utanmasa beni dövecek” diye üzülmek yerine “vaktiyle eşime/evladıma/komşuma… el kaldırdığım için bunlar başıma geldi, şiddet uyguladığım kişilerden özür dilemeliyim ve pişman olmalıyım ki çocuğumda şiddetten uzak dursun” çözümünü hayata geçirmek daha faydalı olabilir.

    İşin özü şudur ki: bal yemeden, “bal yeme” demeli.

  • Rol Model Olmak

    Rol Model Olmak

    İnsanlar dünyaya gelirken anne babalarını,isimlerini ve kardeşlerini seçemezler. Yalnız yaşamlarını tercih edebilirler. Yaratılış gereği kendini bir yapının içinde bulurlar. Bu yapının adı ailedir. İnsan olmanın gereklerini ve ihtiyaçlarını ilk önce aile içerisinde sevgiyle öğrenirler. Anne şevkat ve merhametin;baba otorite ve güvenin kardeş candaş olmanın sembolüdür. İnsan aileden aldıkları veya alamadıklarıyla;çevreden ekleyip eklemedikleriyle kişiliğini şekillendirir. Dolaysıyle anne babaların çocuk yetiştirmede sabırlı ve de önyargısız olması gerekir. Neyi nasıl verirsek o şekilde alacağımız bir alışveriştir ki bu; kısa vade de kesin sonuç verir.

    Onları sevgi dolu yapmak da, kıskanç yapmak da,sorumlu bir insan yapmak da tamamen elimizde olan birşeydir. Ölçülü davranmalıyız çocuklarımıza,ölçülü olmayı öğretmeliyiz. Herşeyin azı zarar fazlası zarar ortası karar demiş büyüklerimiz. Az verip aratmayalım çok verip şımartmayalım sözü de çocuk yetiştirmede dengeyi bulma adına mükemmel bir yaklaşımdır. Sevgi ve yakınlıkta ölçünüz öyle olmalı ki çocuk hem her an sizi yanında hissederek destek bulmalı hem de anne-babasını görmediği zamanlarda kendisini özgür hissedebilmeli. Çocuğa aşırı ilgi ve özen gösterme yanlışına kültürümüzde genellikle hanımlar düşer. Evliliğinde kendini yalnız hisseden anneler kendini çocuğuna adamaya, ona fazlasıyla bağlanmaya başlar ve çocuğunu da kendine bağımlı hale getirebilir. Oysa her güçlükten korunan, aşırı kontrol edilen, sorunları genellikle anne-babası tarafından çözülen çocuklar pasif, beceriksiz ve kendine güveni olmayan kişilik tipi geliştiriyor. Bu yanlış anne-baba tutumuna geç çocuk sahibi olmuş, ilk çocuk anne-babası, tek çocuğu olan, erkek çocuğu evde kral ilan eden ebeveynlerde daha sık rastlanıyor.

    Çocuk el bebek gül bebek şımartılıyor, kucaktan yere indirilmiyor, “aman üzülmesin, incinmesin, her istediği olsun” denip adeta bir cam fanus içinde büyütülüyor. Her zaman yanında anne ya da babasını bulan çocukta bağımlı kişilik özelliği daha sık gözleniyor. Zamanla çocuk bu bağımlılığı eşine karşı da sergileyebiliyor. Süt kuzusu denilen gençlere dönebiliyor. Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta ise çocuk henüz bebeklik dönemindeyken “Şımarmasın, bağımlı olmasın” düşüncesiyle yanlış uygulama hatasına düşmemeniz. “Çocuğunuz her ağladığında kucağa alırsanız bağımlı olur” tavsiyelerine çok fazla rağbet göstermeyin. Zira ilk yıllarda bebeğinizi ne kadar çok sevgi ve ilgi ile büyütürseniz kendini o kadar güvende hisseder ve sağlıklı bir gelişme gösterir.

    Başarılı anne-babalar, çocuğun ihtiyaçlarını sezen, onlara uygun yanıtlar veren, aşırı hoşgörülü veya katı olmayıp, çocuğa karşı esnek bir yaklaşım içinde olan, davranışlarında belirli bir kararlılık ve devamlılık sağlayan, karşı çıkmadan önce her zaman çocuğunun isteklerini dinleyen anne-babalardır. Yine başarılı anne-babalar, çocuğunun kendi kendisini denetlemesini ya da iç denetim demek olan ahlak gelişimine ortam hazırlayan, çocuktaki sorumluluk duygusunu geliştiren, olayların sonuçlarıyla onları baş başa bırakan, onlara hak ve özgürlüklerinin sınırını öğreten, çocuklarına korku silahını çevirmeksizin, kendi kendilerini disipline eden ve düşüncelerini özgürce anlatabilen birer birey olarak yetişmelerine imkân hazırlayan kimselerdir. Yeryüzündeki hiç bir çocuğu “senden adam olmaz” diyerek adam edemezsiniz! Unutmayın ki her çocuğun rol ve modeli anne ve babasıdır..Çocuk eğer sizin gözünüzde adam olmayacaksa adam olamadığınız dandır.Bu çocuklar bencilliği,yalancılığı,ikiyüzlü olmayı,aldatmayı sadece sokaktan öğrenmiyor…Yapmadığınız bir şeyi onlardan ne isteyebilir,ne de bekleyebilirsiniz.Bir çocuk anne babasının tablosudur…Bu tablonun güzel olması tamamiyle ressamına bağlı diyorum ben sevgili dostlar.

    Yapmadığımız yada gerçekleştiremediğimiz şeyleri isteriz.Yalan konuşur dürüstlük bekleriz,kitap okumayız,ders çalışmasını isteriz..Bunları çoğaltmak mümkün. Lakin onlara önce kendimizle örnek olmayı denemeliyiz.Sorumluluğumuz onları dünyaya getirmeye vesile olmamızla bitmiyor.Aksine doğru bir rol model olarak devam etmesi gerekiyor. Sevgi dolu, merhametli çocuklar yetiştirelim sevgili dostlar..

    Sevgiyle kalın!!

  • Anne sütü hakkında merak edilen her şey!

    Genel bilgiler:

    Anne sütü canlıdır, “beyaz kan” olarak da adlandırılır. İlk sütün 1 ml’sinde 1 milyon hücre, olgun sütün ise 1 ml’sinde 4000 hücre vardır.

    Emzirme doğal bir olay olmasına rağmen sizin ve çocuğunuzun alışması birkaç günden birkaç haftaya kadar değişir. Emzirme bir aşkın başlangıcı, güzel bir ilişkinin temelidir.

    Emzirmenin pekişmesi 3-4 haftayı bulabilir, bu dönemde biberon gibi alternatif beslenme yöntemlerinin kullanılması, sadece sonraki dönemlerde çocuğunuzun sağlığının ve beslenme alışkanlıklarının daha da olumsuz etkilenmesine sebep olacaktır.

    İlk birkaç gün emzirirken sancı duymanız normaldir. Başlangıçta olan, emzirirken göğüs acılarınız 15. günden sonra rahatlar.

    İlk 15 gün, günde 500-600 ml.;1-6 ay günde ortalama 750 ml. anne sütü yeterlidir.

    Anne sütünde D ve K vitaminleri dışında her şey vardır. Bebek terlemiyorsa, ya da bezinde gül pembesi/kiremit tozu renginde kırmızılık görmüyorsanız (ki bu yanlışlıkla “idrarından kan geldi” olarak yorumlanır) suya gerek yoktur. Bu durumlar varsa çay kaşığı ile su verin, bebek isteksizse gene su vermekten hemen vazgeçin.

    Silikon meme başı adaptörleri çökük meme başlarında faydalıdır.

    Plastik emzirme petleri kullanmayın. Bunların memenin ıslak kalarak çatlamasına ve mantar oluşmasına neden olurlar.

    Biberon ilk ay yasak! Biberon ile beslenme süt salgılanmasının durmasının en sık nedenidir.

    Süt az olması bedenen ve ruhen sağlıklı bir anne için mümkün değildir. Gebelikte göğüsleriniz büyüyorsa bunun nedeni bir şeylere hazırlıktır. Her insanın mide kapasitesi yaklaşık yumruğu kadardır (bebeğinki ceviz kadar). Bu da demektir ki 20-40 ml. anne sütü bebeğin midesini dolduracaktır.

    Bir memeden diğerine geçmeden önce 10 dakika kadar emzirmelisiniz. Bebeğiniz tok görünüyorsa diğer göğsünüzü sonraki öğüne saklayın.

    Bebeğin 3-4 emmede bir yutkunması, huzursuzlanması o memede süt bitti demektir, diğer memeye geçin. Diğer memeye geçerken gazını çıkarın, gergin mideli bir bebek tabii ki emmek istemez.

    Emzirirken bebeğin kafasına arkadan bastırmayın. Bebek çok sinirlenir. Bebeği göğse değil, göğsünüzü bebeğe itin.

    Küçük göğüslü kadınlar da büyük göğüslü kadınlar kadar süt üretirler.

    Meme ucunu emzirtmeyin, emilecek yer “areola” denen meme ucunun etrafındaki kahverengi/siyah halkanın tümüdür. Meme ucu içe dönük olsa bile areolayı kavraması bebek için yeterlidir. Emmeye başlarken meme ucunuz bebğin burnu ile aynı hizada olmalıdır.

    Emzirmeden önce göğsünüzün değil, elinizin temizliği önemlidir. Göğüs temizliğini önermiyoruz.

    Bir çalışmada bir memeyi yıkayıp, diğerini yıkamamışlar; yenidoğan bebek yıkanmamış memeyi tutmuş.

    Emzirdikten sonra göğsünüzü hemen sütyen içine koymayın, açık tutarak hava ile kurutun.

    Emzirdikten sonra göğsünüzü suyla değil, sütünüzle temizleyin.

    Emzirmeden zevk almıyorsanız yardım alın.

    Acıyan meme uçları, emzirmenin bir parçası değildir, bir şeylerin doğru gitmediğini gösterir, bu konuda da yardım alın (annenizden, doktorunuzdan, ebenizden, bazen internetten).

    Pamuklu, geniş sutyenler kullanın.

    Göğüs acı ve çatlakları için: zeytinyağı, olmazsa Decubex, Novuxol, Garmastan, Lansinoh gibi kremler deneyebilirsiniz. Hidrojel çatlak önleyici göğüs pedi (Chicco marka piyasada vardır) meme ucunu koruyabilir.

    Bebeğinizin ağzında pamukçuk varsa göğsünüze bulaşacak, sizin göğsünüzde de kaşıntı/acı/çatlak/beyazlık gibi bulgular olacaktır. İkiniz de tedavi olmazsanız, birbirinize bulaştırırsınız. Bebeğe mantar damlası (Mikostatin, Fungostatin gibi); göğsünüze de mantar kremi (Trosyd, Canesten gibi) kullanın. Emzirme öncesi göğsünüzü temizleyin.

    Sabun, betadine, alkol gibi kimyasallar meme başı çatlağını artırır.

    Bebek süt kanallarını boşaltamazsa göğsün bir kısmı iltihaplanabilir. Göğüs ağrılı, sert, kırmızı olur. Memeden kanlı ya da ilithaplı bir akıntı olur. Sizin de ateşiniz çıkacaktır. Doktorunuzun verdiği ilaçları kullanın. Emzirmeyi kesmemeye çalışın, ancak sütü boşaltmak için emzirme sonrası pompa kullanabilirsiniz. Soğuk ya da sıcak kompreslerin hangisi iyi gelirse onunla devam edin.

    Sütünüzü kesseniz bile (pişmansanız) 2 hafta içinde yeniden emzirirseniz sütünüz gelecektir.

    Oruç tutmayın (Diyanet görüşü: Kefaret gerekmez; kaza edilir).

    İlk çocuğunuzu rahat emzirdiniz diye ikinci veya üçüncü çocuğunuzu da aynı rahatlıkla emzireceğiniz anlamına gelmez. Her çocuk çooook farklıdır.

    Dışarıda emzirmekten utanmayın, olabildiğince gizli olmaya çalışın, fakat önemli olan çocuğunuzun yemesidir. Ancak kapalı mekânlar (tuvalette klozet üzeri gibi) veya özel emzirme önlükleri, geniş gömlekler, ince bir battaniye de sizi başka gözlerden koruyacaktır.

    Hastayken de emzirmeye devam edin. Enfeksiyon sırasında emzirmek, aynı zamanda doğal koruyucuları süt yoluyla bebeğe vermek demektir. Nezle olan anne de, evde verem tedavisi gören anne de, hepatit taşıyıcısı anne de bebeğini emzirebilir. Hatta başka bir ek besin ve su verilmeyecekse AIDS’li anne bile bebeğini emzirebilir. Sadece el ve çevre temizliğinize dikkat edin yeter. Nezle/grip olan bir annenin maske kullanması ise tartışmalıdır, ancak benim gereksiz bulduğumu belirtmeliyim.

    Hamile anne emzirmeye devam edebilir. Ancak iki canlı büyüttüğü için beslenmesini biraz artırabilir. Hamile anne sütü “bebeği zehirlemez.” Anneye de zararı yoktur. Ancak düşük tehdidi varsa emzirmek bu tehlikeyi artırabilir.

    Bitkisel çaylar da süte geçer, ginseng gibi bebeğe içirmeyeceğiniz çayları siz de içmeyin.

    Aşırı egzersiz sütte bazı asitlerin düzeyi artar, bu da anne sütünün tadını ekşimsi yapar, bu durumda anne sütünü biraz sağıp atabilir.

    ‘Anne uzun süre emzirmezse memedeki süt ekşir ya da bozulur’ inancı çok yanlıştır.

    Eğer bebeğiniz beslenmeden sonra rahat uyuyorsa, ‘her emzirme sonrası gaz çıkarılır’ diye bir kural yoktur.

    Niçin anne sütü?

    Daha rahattır: Her zaman hazır ve sıcaktır. Şişe yıkamanızı gerektirmez.

    Ucuzdur ve tüm mamalardan daha kalitelidir.

    Akıllıdır: Bebeğinizin doğum zamanına (prematüre bebeklerde içerik farklı), açlığına, gün içindeki ihtiyacına, aylara, göre içeriği değişir. Hatta emzirmenin ilk dakikalarında sulu ve az yağlıyken; emzirmenin sonunda bebeğin doyup memeyi bırakması için koyulaşır. Mucize budur!

    Daha faydalıdır: Anne sütü bebekleri biberonla beslenen çocuklara göre ishale 12 kat, soğuk algınlığına 2 kat daha az yakalanırlar. Ayrıca orta kulak iltihabı, alerji, idrar yolu enfeksiyonu olasılıkları azalır.

    İleride çocuğunuz daha az yemek seçer: Her öğünde mamanın tadı aynı, anne sütününki farklıdır.

    Sağlıklı bir yetişkinin temellerini atar: Şişmanlık, hipertansiyon, egzama gibi alerjik hastalıklar, ani beşik ölümü sendromu, diyabet, şizofreni, multipl skleroz (MS) olasılığı azalır.

    Ağrı kesicidir: Emerken aşı yapılan bebekler daha az ağlarlar.

    Çene ve dişlerin gelişimin destekler. Biberon çürükleri önlenir.

    Zevklidir: Gergin bir bebeği rahatlatmanın en iyi yoludur.

    Sizi de rahatlatır: Onu emzirirken oturur, dinlenirsiniz. Prolaktin artar, daha rahat bir uyku sağlar. Soğuk kış gecelerinde bir sıcak titreşim çok hoş bir duygu olsa gerek. Sonuçta sizi depresyondan korur.

    Sizin de sağlığınızı korur: Meme ve yumurtalık kanseri riski azalır, kemik zayıflığını da önler. İdrar yolu enfeksiyonu daha olursunuz.

    Regl döneminin başlamasını erteler: Özellikle çok sık emziriyorsanız. Ancak doğum kontrolü için hiçbir garantisi yoktur, tedbirinizi ona göre alın!

    Forma dönmenizi sağlar: Spor ve diyet yapmadan 500 kalori verirsiniz. Rahminiz de kasılarak normal boyuna döner.

    Estetiktir: Dünyanın en güzel kabına sahiptir!

    Çevre dostudur: Mama yediriyorsanız; tarım araçlarının, fabrikaların, mamayı taşıyan araçların ekzoslarının, silikon emziklerin, cam ya da plastik silikonların ve daha pek çok şeyin doğayı kirletmesine de yardımcı oluyorsunuz demektir.

    Kötü kokulardan korur: Anne sütü tam sindirildiği için kaka kokusunu daha az duyarsınız. Olan kak da hafif ekşi kokuludur ve rahatsız etmez.

    Ekonomiktir: 4 ay sadece anne sütü alma bebek başına yıllık 300 dolar kazanım sağlar. Ayrıca pek çok sağlık kazanımları ile bunlara harcanacak bütçeyi de korur.

    Bebek emzirme teknikleri:

    Az anne sütü yoktur, yanlış pozisyon nedeniyle annenin göğsünü iyi kavrayamamış bebek vardır.

    3 aşamalı emzirme uygundur: Dokundur, bekle, yanaştır.

    Her pozisyonda başlangıçta burnuyla meme başı aynı hizada olmalı, çenesi memeye dayanmalıdır. Anne göğsünü parmakları ile “C” şeklinde tutar. Meme ucunu burnundan üst dudağına yaklaştırarak temas ettirin, bebek refleks olarak ağzını açacaktır. Bebek omuz ve kalçalardan desteklenmeli, başı serbest olmalıdır. Emzirirken bebeğinizle göz göze gelerek ona gülümseyin ve konuşun.

    Değişik tekniklerle en uygun emzirme yöntemini siz bulun.

    Oturarak

    Yan yatarak

    Arkaya yaslanarak

    Hatta ayakta emzirebilirsiniz.

    Bazı pozisyonlar:

    Kucak (beşik) Pozisyonu: Bebek kolun üzerine doğru yatırılır, bebeğin karnı annenin karnına değecek şekilde yaklaştırılır, bu arada diğer elle meme başı iki parmak arasında tutularak bebeğin başı memeye yaslanır.

    Ters Kucak Pozisyonu: Bu tekniğin “kucaklama”dan farkı; bu teknikte bebeğiniz yön olarak aynı pozisyonda olmasına karşın, siz onu kucaklamak için diğer kolunuzu kullanıyor olmanızdır. Bir başka ifadeyle; bu kez bebeğiniz başı sizin iç dirseğinize değil, diğer elinizin avuç içine doğru yaslanmıştır.

    Koltukaltı Pozisyonu (top tutuşu): Göğüsleriniz iriyse, prematürelerde, sezaryenden sonra (karına baskı olmaması için), ikiz bebeklerde bu duruş denenebilir. Adından anlaşılacağı üzere bu teknikte bebeğinizi koltuğunuzun altında basen seviyenizin biraz yukarı seviyesinde tutarsınız. Yine bebeğinizin altına bir yastık koymak işinizi kolaylaştıracaktır. Ayakları sizin arkanıza doğru, baş kısmı sizin önüze doğrudur. Bebeğinizin yüzünü memenize doğru yaklaştırıp, onun dudaklarının meme başınıza yaklaşmasını sağlayınız.

    Yan Yatarak Emzirme: Bu yöntem genellikle ameliyatlı sezaryenli bir annede veya başka bir rahatsızlığı bulunup yatakta kalması gereken bir annede tercih edilen bir yöntemdir. Pozisyonda bebek yan yatmış ve yüzü annenin memesine yaklaştırılmış şekilde besleme sürdürülür. Ancak anne uyursa bebek için boğulma riski taşır. Bu teknikle emzirme, ileri aylarda orta kulak iltihabı riskini artırır.

    Bebeğinizi memenizden almak için, memenizi çekerken aynı anda parmağınızı bebeğin ağzının kenarından içeri sokun, parmağınızı emzirtin. Bu şekilde meme ucunu yavaşça ve zarar görmeden çekebilirsiniz.

    “İlk süt” nedir?

    Tıbbi adı “kolostrum”dur, bebeğe annesinin ilk ve en önemli armağanıdır. Bir insanın hayatını etkileyecek kadar önemlidir. Hal arasında “altın suyu”, “ağız suyu” da denir. Bebeğin bağırsak mikrobiatasını (yani bağırsağın bakteri-canlı içeriğini) sağlar ve bu hayat boyu değişmez bir imza gibidir. Rengi sarı, kıvamı koyudur (krema gibi). Miktarı azdır (ortalama 30 ml/gün) ama bir damlası bile bebeğin doymasına yeter. Hiç gelmezse bile, bebek ilk 24 saat kendi depolarını kullanarak aç kalmaz. Doğumevleri ve hastanelerdeki “bu süt az, yetmez” gerekçesiyle mama/şekerli su takviyesi yapılması çok sık yapılan bir hatadır. Bu süt hem koruyucu maddelerden (antikor, koruyucu flora) hem de kaloriden çok zengindir. İlk kakayı rahat yapmayı sağlayarak yenidoğan sarılığının hafif seyretmesine de yol açar.

    Sezaryenden sonra anne tam uyanmasa bile başkasının yardımı ile besleyin.

    Beslenme aralıkları ve süresi:

    Anne sütüyle beslenmede orkestra şefi bebektir. İlk 45 gün her istediğinde emzirin. Huzursuzluğa ve ağlamaya başlamadan önce bebeğinizin elini emmeye başlaması, sizi görünce heyecanlanması, hareketlenmesi gibi bulgular da emzirme isteğinin başlangıcı olabilir; onun bu davranışlarını tanımaya çalışın. Emzirme aralığı 1 saat, süresi de 1 saat olabilir. Ancak bebeğinizin doymaması da olasıdır. Doyup doymadığı için objektif kriterdir ki, gerekirse takip eden doktorda bir daha tartısına baktırın.

    Bebek beslenmesinde kesin saatli bir program yoktur.

    Gereksiz sık besleme gaz oluşumunu artırır, sık acıktırıp ağlamasına sebep olur.

    45-50 günden sonra 3 saatlik ara, 20 dakikalık süre yeterlidir. Artık kendinize bakma ve etrafınızla ilgilenme zamanı gelmiştir.

    2 aydan sonra gece 1 defa emme yeterlidir. Bebeğiniz iyi kilo alıyorsa gece uyandırmayın

    Bebeğiniz halen çok uzun dakikalarca hatta saatlerce sizi emiyorsa ya sizi biberon olarak kullanıyordur ya da memenizi tutamamıştır ve süt alamıyordur.

    Bebek ilk 5 dakikada sütünüzün %80’ini boşaltır, kalan 15-20 dakikalık emme süt oluşturma refleksi ve bebeğinizin ağız tatmini için gereklidir.

    Uyuyan bebeği uyandırıp beslemeyin.

    Eğer halen sadece anne sütü alıyorsa 3,5-4 aydan sonra gündüz 3-5 kere; gece 1 defa emzirmek yeterlidir. Zaten bebeğiniz 5-6. saatte uyanıp sizden sütünüzü isteyecektir.

    5-6 ayda ise günde 5 defa besleme genelde yeter.

    Sütü artırmak için:

    Annenin emzirmeye istekli olması en önemli kuraldır. Bu “prolaktin” hormonu salgılamasını uyarır. Doğumdan önce kendini emzirmeye şartlayan annelerin sütü daha fazla olacaktır

    Bebeğin emmeye istekli olması ikinci kuraldır. Bebek zayıf emerse ya bir hastalığı vardır ya da besleme tekniği yanlıştır.

    Üçüncü istekli olacak kişi babadır, çünkü emzirme her şeyden önemlidir ve anne bu sırada başka bir şey yapamaz. Baba telefona bakmalı, diğer çocuklarla ilgilenmeli, yemeği hazırlamalıdır.

    Bebeğiniz çok ağlıyorsa sakinleştirip öyle emzirin.

    Siz de sakin olun. Emzirmeden önce 15-20 dakika dinlenin. İlk 45 gün sizin işiniz bebeği emzirmektir. Ev işlerini bırakın başkaları yapsın (Babalar artık bunun için de var). Bebek uyuyunca siz de uyuyun. Emzirme öncesi ılık duş altında göğüs masajı yapabilirsiniz.

    Emzirmeden önce üzerinize sıcak tutan kıyafetler giymek süt akışını hızlandırır.

    Bebeğinizi emzirirken de yanınızda suyu ve atıştırılacak yiyecekleri (meyve, kuruyemiş) bulundurun. Unutmayın, yemeğinizi küçük bir yaratıkla paylaşıyorsunuz.

    Günlük 2,5 litre (bir büyük kola şişesi) sıvı almalısınız. Meyve kurularından komposto (elma-kayısı-erik) da kalori ve sıvı sağlar. Karpuz da iyi bir sıvı kaynağıdır. Proteini bol alın, şişmanlamamak için karbonhidrattan kaçının. Ancak daha çok fazla su da bazen süt yapımını baskılayabilir.

    Fazla tatlı yemek sizin kilo fazladan kilo almanızı sağlar, zannedilenin aksine bebeği daha tonton yapmaz. Dengeli beslenme de en azından yeterli beslenme kadar önemlidir.

    Doğum sonrası rejime 4. aydan sonra başlayabilirsiniz. Hedefiniz ise bebeğiniz 9-12 aylıkken doğum öncesi kiloya erişmek olmalıdır. Ayda 1, aşırı şişmanlarda 2 kiloluk kayba izin verilebilir.

    Göğüs üzeri uyumak sütü azaltabilir.

    Emzirirken doğum kontrol hapı kullanmak sütü azaltır.

    Rezene, kimyon, ısırgan otu gibi bazı bitkiler hem sütü artırabilir, hem sütün kokusunu güzelleştirebilir. Ancak rezeneyi çok içmek gerekiyor, öyle çok içmeli ki annenin derisi bile rezene kokmalı. Yağlı balık, kabuklu yemiş, çikolata da sütünüzün yağ miktarını artırarak bebeğinizin kilo alımını hızlandırabilir.

    Çemenotu da sütü artırır, ama annenin ve bebeğin idrarındaki o keskin koku doğrusu beni bu bitkiyi önermekten alıkoyuyor…

    Kokusuz tablet şeklinde sarımsak özü, ısırgan otu, malt da diğer bildiğim ancak etkileri tartışmalı anne sütü katkılarındandır.

    Annelerin içeceği süt takviyeleri (Lactamil gibi) özellikle prematür bebek annelerine önerilmektedir.

    Eczanelerde sütünüzü artıracak ve lohusalık iyilrşmesini hızlandıracak granüller (Humana Still-Tee) mevcuttur. Günde 2-3 fincan tüketebilirsiniz.

    Ben “domperidon” etken maddeli kusma engelleyici ilacı sütü az olan annelere kullanıyorum ve fayda görüyorum. Bu ilaç Hollanda ve Almanya’da annelere rutin verilmektedir. Süte geçişi binde 4 olduğu için bebeğe yan etkisi yoktur. Ancak ABD’de bu amaçla kullanımına izin verilmediğini de belirtmeliyim (nadiren annede aritmi etkisi nedeni ile)

    Tirle denilen el ile çalışan süt pompasının sürekli kullanılması sütü azaltır, anne göğsünde acı ve çatlağa sebep olur.

    Bebek ısrarla tek memeden süt alıyorsa diğer memeyi sağmak, o memede de süt yapımının devamını sağlayabilir, sağdığınız sütü fincanla içirebilirsiniz. Ancak bu durumda süt dökülebilir ve boşa harcamaya sebep olur.

    Bazen süt sağma makineleri de sütü artırabilir. Ancak kuvvetli emen ve pille değil elektrikle çalışan makineleri tercih edin.

    Anne neleri yememeli?

    Herkesin gaz yapar dediği şeyler (soğan, mercimek, süt gibi) sizin bebeğinize dokunmayabilir, bunun için denemeler yapabilir, neyin dokunduğunu siz bulabilirsiniz. Örneğin çok acı yerse bebek poposunda pişik olabilir. Bu nedenle aşırıya kaçmadan deneme yanılma yoluyla bebeğinizi gözleyin.

    Gene de dikkat edeceğiniz besinler: Nohut, fasulye, mercimek, soğan, sarımsak, turşu, baharatlar (kimyon ve kekik hariç), kola gibi asistli içecekler, lahana

    Süt eskiden öneriliyordu. Ancak alerjik etkiler nedeniyle 1 bardaktan fazla içmeyin.

    Siz ya da eşinizde alerji varsa: Yer fıstığı, ceviz, yumurta, cips, Çin yemekleri gibi alerjenleri yemeyin.

    Fazla ton balığı cıva zehirlenmesi riski taşır. Haftada 1-2 öğünden fazla yemeyin.

    Sigara yasak! Kahve, kola ve koyu çaya da dikkat.

    Anne sütü sağılması

    Bebeğin özel bakıma ihtiyacı varsa, göğüsleriniz çok acıyorsa ya da çatlamışsa, işe gitmek zorundaysanız sütünüz sağmanız gerekir. Sağılan sütü biberon yerine kaşık ya da fincanla bebeğinize verin. Biberon ile beslenen bebekler, aynı dönemde anne göğsünü almak istemeyebilirler. Fincan ve kaşıkla beslemek, daha sonra bebeğinizi biberondan kesmek için uğraşmanızı da önler.

    3 yöntem vardır:

    Elle sağma: Hızlı sütü akan annelerde işe yarar. 80-90 ml. Süt elde etmek için 15-20 dakika sürdürülmelidir.

    El pompası (tirle) ile sağma: Basit olmasına rağmen kuvvetli emme olmayacağı için sütünüz giderek azalabilir.

    Pilli ya da elektrikli pompa ile: Hızlı ve etkilidir. Motor gücü kuvvetli olan elektrikliler daha da etkilidir. Sadece pompa kullanıyorsanız, sütünüzün azalmaması için 3-4 saatte bir sağmalısınız.

    Yeni doğan bebek neden emmez?

    En önemli sebep, doğru pozisyonda emzirmemedir.

    Zor doğum sonrası bebek yorgunsa emmez.

    Sütünüz geç geliyorsa sinirlenip emmez. Bu durumda önceden biriktirdiğiniz sütü verebilirsiniz.

    Kan şekeri düşüklüğü, kalsiyum düşüklüğü, solunum sıkıntısı, yenidoğan enfeksiyonları gibi sebeplerle emmez.

    Oda ısısı çok yüksekse ya da kalın giydirmezseniz emmez.

    Çevrede dikkatini dağıtacak bir ses yada ışık olunca emmez.

    Anne gergin ve sinirli ise bebek bunu hissedip emmez.

    Gazı varsa emmez.

    Burnu tıkalıysa emmez. Bu durumda emme öncesi serum fizyolojik damla veya okyanus deniz suları ve spreyleri kullanabilirsiniz.

    Sütün tat ve kokusunu ağırlaştıran besin (soğan, sarımsak, lahana, baharatlı yemek) aldıysanız emmez.

    Kulağı ya da boğazı ağrıyorsa emmez. Pamukçuk varsa emmez.

    Göğsünüzde krem artıkları, kötü koku, kanama gibi şeyler olduğu için emmez.

    Emmek istemezse emmez, biraz sabırlı olun.

    Anne sütü yeterli mi?

    Bunu anlamanın en sağlıklı yöntemi çocuk doktoru veya aile hekiminizin bebeği tartmasıdır. Ancak bebek ilk hafta kilo kaybeder, 14. günde yeniden doğum ağırlığına ulaşır. Sonra da düzenli ve yeterli kilo alması sütünüzün yeterli olduğunu gösterir.

    Diğer ipuçları (30 dakikadan uzun emme, eskiye göre sık emmek isteme, bebekte çok ağlama, sık uyanma veya çok uyuma, az kaka ve çiş yapma, göğsün çabuk boşalması, emme sonrası çok ağlama ve mama ile susturabilme gibi) objektif kıstaslar değildir, ancak şüphelendirir. Şüpheleniyorsanız gerekirse aylık kontrolünüze erken gidin ve bebeğinizi tarttırın.

    İkiz ve üçüz bebekler, iri bebekler, tek göğüsten emen bebekler de genelde doyarlar; anne sütü tek başına yeterlidir.

    Kilo alamama idrar yolları enfeksiyonu gibi bazı hastalık ya da sorunların varlığını işaret edebilir. Doktor şüphelenirse sizden bazı testler isteyecektir.

    Bazı anneler sütünün faydalı olmadığını anlamak için tahlil istiyorlar. Bunun hiçbir anlamı yok. Çünkü sütün her annede özelliği farklı olabilir; hatta başlangıçta şekerli, sona doğru yağlı süt geleceğinden sütün her yudumunun bile özelliği farklıdır.

    Doğa hata yapmaz, hata bizim doğaya müdahalemizdir.

    Göğüs sarkmasını engellemek için:

    Göğüslerin doğumdan sonra hacimlerini kaybetmesi, emzirme ve sağma, göğüslerin sarkmasına sebep olabilmektedir. Her gün dışarıdan içeriye doğru göğüslerinize masaj yapmanızda fayda var.

    Göğüslerinizi destekleyen kasları çalıştırmak içinse, ufak bir egzersizi günde 20 kez tekrarlayın. Avuçlarınızı birleştirin ve kollarınızı omuz hizasında kaldırın, nefes alırken kollarınızı sıkıştırın. Üç saniye bekleyin ve nefes verin

    Emziren annenin ilaç kullanması:

    Bütün ilaç prospektüslerinde firmaların kendini güvenceye alması ve dava açılmasını engellemek için standart olarak yazar ki: “Emziren anneler kullanmamalı veya dikkatli kullanmalı.” Oysa emziren annenin gerçekten almaması gereken 7-8 grup ilaç vardır. Antipsikotikler, bazı epilepsi ilaçları, kanser ilaçları, bazı hormonlar, 2-3 adet antidepresif gibi nadir kullanılan ilaçlar.

    Prensip şudur: Bir ilaç bebekte de kullanılabiliyorsa, emziren anne de genellikle kullanabilir. İlaçlar, nadiren bir mamanın olacağı kadar risklidir.

    Parasetamol grubu (Minoset, Panadol, vs.), ibuprofen grubu (Brufen, Nurofen,vs), pek çok antibiotik, bazı antidepresifler, bulantı ilaçları kullanılablir. Tabii ki doktorunuza danışarak, ya da tıp diline aşinaysanız kitaplar ve internetten de fikir alarak.

    Doğum kontrol ilaçları ve idrar söktürücü ilaçlar süt yapımını azaltır.

    Gene de tercihen ilaç dozunu almadan önce bebeği emzirin.

    Prematüre bebeklerin ilaçlara hassasiyetleri biraz daha fazla olabilir. Örneğin aldığınız bir antibiyotik, prematüre bebekte fazladan gaz ya da shale neden olabilir.

    Bebeğinizde kabızlık varsa:

    Özellikle 2 aydan sonra sık rastlanan doğal bir durumdur. Anne sütü barsaklardan tam emildiği için bazen haftada bir bol kaka yapabilir. Bebek huzursuz değilse endişelenmeyin, bir şey de yapmayın. Eğer huzursuzsa makat uyarısı (parmak ucu veya zeytinyağlı kulak çöpü ile) kaka yapmasını sağlayabilir. Ayrıca kendi beslenmenizde bol posalı besinler, sebze yemeği, salata, kayısı ve erik kompostoları, incir, Trabzon hurması gibi besinlere ağırlık verin.

    Mama barsaklarda sabunlaşır, bebeği rahatsız eder, kabızlık kronikleşir. Mama bebeği huzursuz olmasa bile 3-4 günden fazla kabızlığa izin vermeyin.

    Emmenin kesilmesi:

    Çocuğunuzu 5 yaşına kadar emziremezsiniz. Çoğu kaynak iyi kilo alan bir çocuğun 2,5 yaşına kadar emzirilebileceğini yazıyor, ancak dünya kültürlerinde 4 yaşa kadar emziren pek çok toplum var. Özellikle erken doğan bebeklerde anne sütünü ileri yaşlara kadar vermek zihinsel gelişimi hızlandırır.

    Bebekte yeterli kilo alımı yoksa siz yoğun tempoya veya işe dönmek zorundaysanız, siz depresyona girecek kadar bu işten sıkıldıysanız, hele o yeni çıkan bıçak gibi dişler size büyük acılar veriyorsa, bebeğiniz sürekli emmeyi reddediyorsa emzirmeyi erken kesebilirsiniz.

    Anne memesi bir musluk değildir, bir günde emzirmeyi kesemezsiniz. Bebeğinizi aniden sütten kesmek memenizi patlayacakmış gibi şişirebilir, tişört/bluzlarınız sütten ıpıslak olur; ertesi gün bebeğinize yeniden memenizi alması için yalvarabilirsiniz. Haftalar içinde yavaş bırakma, hem göğüs ağrınızın artmamasını sağlayacak, hem de bebeğinize yeni besinleri artarak alma imkanı sağlayacaktır. En uygun yöntem bazı anne sütü öğünlerinde mama ya da sofra besini vermek, sonra bunların miktarını artırmaktır.

    Diğer bir yöntem anneyi bırakmayan ve “meme bağımlısı” çocuklar için ondan 3-4 gün ayrı kalmak, bu arada göğüste hafif gerginlik hissedince pompa ile sütü boşaltmaktır. Bu arada memelerinizi dik tutacak sutyenler kullanın, ağrıyı azaltmaya yardımcı olacaktır.

    Son yöntem ise kadın doğum uzmanınıza başvurup, ondan sütünüzü kestirecek bir ilaç istemektir.

    Anne sütü saklama:

    Sütünüzü temiz bir kapta oda ısısında 2-6 saat, buzdolabında 4 derecede (buzdolabı üst rafında arakaya doğru) 5-6 gün, buzlukta -15 derecede 2-4 hafta, ayrı kapaklı -20 derece derin dondurucuda 6-12 ay kadar saklayabilirsiniz.

    Farklı zamanlarda sağılan sütler bir arada saklanabilir, ancak yeni sağılan sütler soğutulduktan sonra diğer depolanmış süte eklenebilir. Donmuş sütün üstüne sıcak süt eklenmemelidir. Her kabın üzerine tarih yazılmalıdır. Donmuş süt taze sütten farklı kokabilir, bebek kabul ederse sorun yaratmaz

    Sütü hemen ısıtmak için sıcak su içinde ısıtma ya da sıcak musluk altında birkaç dakika tutma yöntemin yapabilirsiniz. Mikrodalgada ya da ocak üstünde ısıtmayın. Ön kolunuza sütü damlattığınızda çok hafif ılık olmalıdır.

  • Bebek gelişiminde duyarlı dönemler hakkında

    Çocuk beynini erişkin beyninin küçük hali olarak değil, birtakım yapısal ve işlevsel değişikliklerin sürekli yaşandığı dinamik bir ortam olarak düşünmek gerekir. Çocuğun gelişim evresinde kazandığı her yeni beceri şu etmenlerin birlikte çalışması ile olur: Beynin yapısal gelişimi, sağlıklı beyin bir yapısı, çevresel destek (uyaranlar ve deneyim). Bu etmenler arasında çocuğun anne ve babasından edindiği genler onun yeteneklerini ve gelişimsel olasılıklarını belirler. Sonuç sadece ne genetik yapıya ne de sadece çevresel uyaranlara bağlıdır. Sonucu ortaya çıkaran genler ve çevresel destek arasında yaşam boyunca devam eden etkileşimdir.

    Beyin gelişimi hayat boyu devam eden bir süreçtir. Beynimiz ağırlığının %98’ine 6 yaşta ulaşır. İç ve dış kabuk (beyaz ve gri cevher) oluşunun tamamlanması, arasında bağlantıların oluşması en fazla ilk 1 yaşta olur ve yaklaşık 18-20 yaşta tamamlanır. Sinaptik bağlantı dediğimiz beyin hücrelerinin arasındaki bağlantıların oluşumu yine ilk 1 yaşta en hızlıdır. Beyin hücreleri arasındaki bu bağlantılar 40’lı yaşlara kadar bir taraftan devam ederken bir taraftan budanma dediğimiz olay ile azalır. Beyindeki kimyasal maddelerin (nörotransmitter) salınımı hayat boyu sürer. Ayna nöron olarak adlandırılan kısaca empati ve taklit yeteneğinden sorumlu olduğu düşünülen yapıların oluşumu da hayat boyu sürer.

    Çocuk doğduğunda beyin; temeli atılmış, kaba inşaatı ve odaları bitmiş bir ev gibidir. Odalar arasında bağlantıların kurulması, evin içinin döşenmesi ve güzelleşmesi ise aslında hayat boyu devam eder. Çocuklar doğdukları andan itibaren kendi bireysel ihtiyaçları ve tercihlerine uygun gelişir. Beynimiz bazı yönlerden özel bir eğitime ihtiyaç duymaz. Örneğin; bebek doğar doğmaz emebilir, daha küçük bebekken bile karnı acıkınca ağlar. Çocuğunuzun beyni sağlıklı ise ihtiyaç duyduğu şeyleri dünyadan nasıl alacağını doğal olarak bilir. Aynı zamanda beyin, gelişimi süresince her kişinin çevresel özelliklerine göre şekillenir. Bu nedenle insanlar çok değişken koşullarda yaşayabilir. Bu gelişim beynin arka kısımlarından ön kısımlarına doğru olur. Kısacası doğduğumuzda beynimizin yaşamımızı devam ettirecek fonksiyonları ilk önce gelişir. Yaşamamızı daha güzelleştirecek olan kısımlar- olaylar karşısında çözüm bulabilme, mantıklı düşünebilme, ahlaklı davranma, matematiksel beceriler gibi -ise daha sonra gelişir. Bu kısımların gelişiminde uyaranların etkisi büyüktür. Yine beş duyumuz gelişiminde uyaranların etkisi çok büyüktür.

    Beyin gelişim süresince ilk bir yıl çok önemlidir. Bu yıllarda belirli davranış ve duyuların olgunlaşması için o gelişim dönemine uygun doğru çevresel desteğin (deneyimin) yaşanması gereklidir. İşte bu kaçırılmaması gereken bu dönemlere “duyarlı dönemler” denilir.

    Duyarlı dönemler bazı duyular açısından anne karnında iken başlar. Tat duyusu bunlardan birisidir. Annenin aldığı gıdalar çocuğun içinde bulunduğu sıvı ile çocuğa ulaşır. Doğum sonu erken dönemde anne sütü ile daha sonra ek gıdaya geçiş ile olgunlaşmaya başlar. Yaklaşık 3 yaşında tat tercihlerinin çoğu oluşmuştur. Çocuğa bu dönemler kaçırılmadan farklı tatlar defalarca sunulmalıdır. İşitme duyusu da anne karnında gelişmeye başlar. Annenin hamileyken dinlediği müzikler doğum sonu dönemde çocuğu sakinleştirmek için kullanılabilir. Doğumdan sonra işitme testi yapılarak kayıp varsa erken teşhis ve tedavisi sağlanmalıdır. Konuşma bebeğin yaşamının ilk yıllarında en çok duyduğu (ana dilindeki) sesleri anlama ve çıkarma ile başlayarak gelişir. İleri yaşlarda yeni bir dil öğrenmek mümkün olsa da daha fazla uğraşı gerektirir. Yabancı dil eğitimine ne kadar erken yaşta başlanırsa çocuk o kadar kolay öğrenir. Dokunma duyusu deneyim ile kazanılır. Yetiştirme yurtlarında büyüyen çocuklara bu açıdan dikkat edilmelidir. Görme duyusu en erken kazanılan ve deneyimle artan duyulardandır. Göz tembelliği erken fark edilmez ise ileri yaşlarda geri dönüşü çok güçtür.

    Anne karnından başlayan ve ilk bir yılda çok önemli olan bu duyarlı dönemleri kaçırmayalım. Beyin gelişiminin bazı yönlerden hayat boyu devam ettiğini unutmayalım.

    Prof. Dr. Nesrin Şenbil

    Çocuk Sağlığı-Hastalıkları ve Çocuk Nöroloji Uzmanı

  • Çocuklarda hepatit c

    Hepatit C aynı isimli virüsün (HCV) neden olduğu esas olarak karaciğer tutulumu gösteren bulaşıcı bir hastalıktır. Bu hastalığın artışıyla ilgili veriler her geçen gün artmakla erişkinleri tehdit eden hepatit C bebek, çocuk ve gençlerin sorunu olmaktadır.

    Hepatit C virüsü ile karşılaşıldığında hastalık oluşur. Hastaların bir kısmı bu virüsü vücuttan atamaz ve taşıyıcı olur. Bu vakalar hepatit C virüs taşıyıcıları HCV taşıyıcıları olarak tanımlanmaktadır. Taşıyıcı olanlar bu virüsü bulaştırdıkları gibi, sağlık açısından da sorunlar yaşamaktadır. Çocuklardaki hepatit C vakalarında HCV pozitif anneden geçiş önemlidir.

    Dünya nüfusunun %3 ‘ü kronik hepatit C ile yaşamaktadır. Amerika’da 2014 verilerine göre 2.7 – 3.9 milyon kronik hepatit C hastası olduğu ve yıllık akut hepatit C ‘li hasta sayısının ise 30.500 olduğu bildirilmektedir. Asya ve Afrika’da ki bazı ülkelerde enfeksiyon oranı yüksektir. Mısır’da enfeksiyon oranı %22 ‘e ulaşmaktadır.

    Türkiye’de hastalığın gerçek sıklığı bilinmemektedir. Bir milyon kişi hepatit C hastası olduğu tahmin edilmektedir. Hepatit C hastalarında tanı çoğunlukla geç evrelerde konulabilmektedir. Ülkemizde çocuklarda hepatit C sıklığı nedir sorusuna cevap vermek mümkün değildir.

    Bu konuda yapılan çalışmalar sınırlıdır.

    Hastalık sinsi seyrettiği için tanımlamak güçtür ve vakalar gözden kaçmaktadır.

    Ülkemizde hastalığın yaygınlığının %1-2.4 olduğu bildirilmektedir.

    Hepatit C sinsi gelişen bir hastalıktır. Başlıca belirtileri;

    Halsizlik, yorgunluk

    Bulantı

    Kas, eklem ağrısı

    Kilo kaybıdır.

    Bu tablo birçok hastalıkta olabileceğinden tanı çoğu hastada tesadüfen yapılan kan testi ile anlaşılmaktadır. HCV ile bulaşan kişilerin %15-20 si altı aylık bir süre sonunda tamamen iyileşir.

    2

    %80-85 ‘i ise kronik hepatitli bireye dönüşür. Bu vakaların %20 ‘si siroz ve karaciğer kanseri oluşmaktadır.

    Hepatit C virüsü nasıl bulaşmaktadır?

    Hepatit C virüsünü taşıyan anneler bu virüsü bebeklerine bulaştırmaktadır.

    İlaç bağlılığı olan şahısların kullandığı iğne ve diğer malzemelerin paylaşımı.

    Enfekte kan ve kan ürünlerinin kullanımı.

    Cinsel temas ile bulaşabileceği gibi,

    Enfekte materyalle karşılaşan sağlık personellerinde bulaşım riski altında olmaktadır.

    Ayrıca Hepatit C virüsünün yayılmasında enfekte iğnelerle yapılan dövmeler ve hızmalar önemlidir.

    Enfekte anneden bebeğine hepatit C geçişi %10 oranında olmaktadır. Bu annelerin sezaryen yapılma endikasyonu yoktur. Normal doğum ve sezaryen arasında bulaş yönünden farklılık görülmemiştir. Ancak annede 6 saatten uzun süren erken membran rüptürü (suların erken gelmesi) var veya anne karnına gebelik sırasında müdahale yapılmışsa risk artmaktadır.

    Eğer hepatit C ile birlikte HIV virüsü pozitif ise (anne AIDS ise ) hepatit C’ nin bebeğe bulaşma oranı yükselmektedir. Bu vakalarda anne sütü verilmesi önerilmez. Hepatit C pozitif annelerin anne sütü vermesinde bir sakınca yoktur. Eğer annenin meme başında kanama ve iltihap varsa anne sütünden kaçınılmaktadır.

    Hepatit C taramasının gebelikte rutin olarak yapılması önemlidir.

    Enfekte anneden doğan bebeklerin çoğu doğumda normal tanımlanırsa da daha sonra hastalığın oluştuğu görülmüştür.

    Son yıllarda hepatit C vakalarındaki artışla birlikte hepatit C ile doğan bebek sayısında artış dikkati çekmektedir. Enfekte olan bu bebeklerin %25-40ında kendiliğinden düzelme olmaktadır. Bazı çocuklarda bu virüsün vücuttan atılması yedi yaşına kadar uzayabilmektedir.

    3

    Hasta olan çocuklarda kronik hepatit görülmekte, siroz oluşmakta ve bazı çocuklarda ise tablo ciddi seyretmekte ve karaciğer transplantasyonuna (nakline) gidilmektedir.

    Anneden çocuğa HCV geçişini belirlemek için anti HCV pozitif çocukları 18 aya kadar izlemek gerekir. Eğer

    Anti – HCV pozitifliği 18 aydan daha uzun sürüyorsa,

    Bebekte 3-4 aylıkken HCV-RNA tanımlanmışsa,

    Karaciğer fonksiyon terslerinde bozukluk varsa,

    Anne ve bebekte aynı genotip saptanırsa bu vakalarda kesin geçiş olduğu kabul edilmelidir.

    Bu hastalar takip programına alınır ve gereken vakalarda anti viral tedavi uygulanmaktadır.

    Bütün bu sorunlara karşın hepatit C aşısının araştırma safhasında olduğu ve rutin aşılama programında olmayışı üzücüdür.

    Sonuç olarak:

    Hepatit C enfeksiyonu günümüzde önemini korumaktadır.

    Bu vakaların tanımlanması güçtür. Çoğu kez belirtilerin özgül olmayışı nedeniyle göz ardı edilmektedir.

    Gebelikte HCV taraması rutin uygulanmalıdır.

    Anne ve bebeğe geçişin olduğu vakaların izlenimleri anne ve çocuk sağlığı açısından önemlidir.

    Aşının en kısa zamanda uygulanabilir olması sorunun çözümüne yardımcı olacağı aşikardır.

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Uyum Süreci

    Uyum Süreci

    Okul öncesi dönemde çocuğunuzu bir eğitim kurumuna göndermek onun geleceğine ve kendisine yaptığınız en önemli yatırımdır. Özellikle 3-6 yaş aralığı ALTIN DÖNEM olarak adlandırılır. Çocuğun kimliğinin, kişiliğinin şekillendiği, beceri ve yeteneklerinin farkına varılıp geliştirildiği bu dönemdeki değişimler 8-11 yaş aralığındaki değişimlerden çok daha hızlı , büyük ve değerlidir.

    Okul öncesi eğitimin kazandırdığı becerileri şöyle özetleyebiliriz:

    Sosyal olarak, çocuklar oyuncakları paylaşmanın yanında yetişkinin ilgisini, yiyecekleri paylaşmayı ve karşılıklı konuşmayı öğrenirler. Ayrıca yaşıtlarıyla çatışmaları ve ilişkilerde ortaya çıkan sorunları çözümlemeyi ve kendini nasıl ve ne zaman koruyacağını ve diğer çocukların hakkına saygı göstermeyi de öğrenirler. Bütün bunlar çocuğun ileriki yaşamında ortaya çıkan tüm sorunları çözmesine yardımcı olacak problem çözme becerilerinin artmasını sağlar.

    Duygusal olarak, kendi işlerini kendisi yapması, sorunları kendisinin halletmesi ve bazı kararları kendisinin vermesi sayesinde özgüvenleri artar. Anne-babadan ayrı kalabileceğini ve onların bulunmadığı zamanlarda da birşeyler yapabildiğini görmek çocuğun öz güven ve bağımsızlık duygularını artırır.Ayrıca toplu yaşamanın gerektirdiği sınırlara ve kurallara uymayı da anaokulunda öğrenirler.

    Kas gelişimi olarak kesme, yapıştırma, boyama, kalem kullanma gibi faaliyetlerin düzenli olarak yapılması sonucu ince motor becerileri gelişir.Ayrıca koşma, zıplama, fırlatma, tırmanma gibi kaba motor fonksiyonlarını da kullanır ve geliştirir.

    Bilişsel yönden, nesneleri eşleştirme, sınıflandırma, ölçme, gözlem yapma ve fikirler üretme gibi matematik ve bilim becerilerini kazanır.Dramalar sayesinde hayal gücü gelişir. Arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşmak dil becerilerini geliştirir. Kitapları incelemek, boyama ve çizimler yapmak, gibi faaliyetler de erken okuma ve yazma yetilerinin gelişmesine yardımcı olur.

    UYUM SÜRECİ

    -Uyum,bireyin kişilik özellikleri doğrultusunda yeni bir duruma adapte olabilme gücüdür.

    – Çocukluğun bu çok özel ve güzel dönemi okula başlangıçta bazı zorlukları da beraberinde getirir. Çocuklar evlerinin en güvenli ortamından ,anne- babanın sıcak kollarından ve alışkanlığa dönüşmüş rutinlerinden ayrılırlar. İlk kez ‘kendi kanatlarıyla uçmayı’ dener ve ilk kez tek başına ‘kendi ayakları ’ üzerinde dururlar.

    Çocuk, anaokuluna başlayana kadar sadece ailesinin içinde kurmuş olduğu iletişim ağı bütün hayatını etkilemekte ve kişiliğinin temelini oluşturmaktadır. Anaokuluna yeni başlayan çocukta anne-babasına büyük ölçüde bağımlılığı devam etmektedir.

    ‘Çocuğunuz evinin PRENSESİYKEN,PRENSİYKEN yuvaya başlar ve halkın arasına katılır.’J

    Okula başlarken yaşanan ayrılık çocukta travmatik bir duruma yol açmazken, bu ayrılığın aile tarafından olumlu bir gelişme olarak adlandırılması gerekmektedir.-Çünkü ebeveynden ayrılma genel olarak güvenli bağlanma döneminden sonra gerçekleşmektedir.Yani çocuğun sosyalleşme isteklerinin doğduğu gelişimsel bir döneme denk gelir.Çocuk toplumla yaşamaya hazırdır.Sadece biraz desteklenmeye ihtiyacı vardır.

    Bu süreçte hiçbirimizin elinde ‘sihirli bir değneğimiz ’ yoktur. Ancak çok etkili yöntemlerimiz vardır:

    -Sabır

    -Sevgi

    -Süreklilik

    -Kararlılık

    -Tutarlılık

    -Yüreklendirme

    Uyum süreci her çocuktan çocuğa farklılık gösterir.

    -Kimi çocuk bu süreci kısa sürede , sıkıntısız atlatırken kimi çocuk ise anne-babasından ve evinden ayrılmakta zorlanır.

    Bu zorluğun nedenleri;

    -Bireysel farklılıklar

    -Okula gelene kadar sadece ailesiyle kurmuş olduğu iletişim ağı (aşırı koruyucu ve müdahaleci aile tutumları)

    -Daha önce yaşamış olduğu olumsuz deneyimler

    -Çocukların hayatlarında da farklılıkların yaşanmaya başlanması

    -Uyku saatlerinin değişmesi

    -Anne-babaları ile geçirdikleri sürenin azalması

    -İlgi Paylaşımı

    AYRILMA KAYGISI

    Bir okul öncesi eğitim kurumuna başlamak çocuk için büyük bir sorumluluk ve ilk kez tattığı alışkın olmadığı duygu durumlarıyla karşılaşmak ve bunlarla baş edebilmek demektir. Bu duyguların en belirgin tanımı “ Ayrılma Kaygısıdır”.

    Çocuk Bu Süreçte Ne Hisseder?

    Annem- Babam almaya gelecekler mi?

    Öğretmenim bana yardım eder mi?

    Karnım acıkırsa, ya tuvalete gitmem gerekirse ne yapmalıyım?

    Burası ne kadar büyük bir yer, ya kaybolursam!

    -Tüm bu çocuklarda kim?

    -Servis evimin yolunu nasıl bilecek?

    -Burada yalnız ne yapacağım?

    -Acaba ağlarsam annem-babam benimle kalır mı?

    Çocuğumuzun yaşadığı bu kaygılar, onun daha önce sergilemediği bazı davranış örüntülerine sebep olabilir;

    -Anne babasının kucağından inmek istememe

    -Okuldan gitmelerine sarılarak izin vermemek

    -Sürekli olarak annesinin ne zaman geleceğini sormak, kapıdan ayrılmak istememek

    -Üstünü değiştirmeye , kıyafetlerini okulda bırakmaya direnç göstermek

    -Okulda uyumak istememek

    -Bir süre gruba katılmadan izleyici olmak,

    -Bireysel oyunları tercih etmek,

    -Fiziksel rahatsızlıklardan şikayet etmek.

    Ağlamak burada çocuğun isteklerini yaptırabilmek için başvurduğu bir tür savunma unsuru olabilir.(ağlama iyi analiz edilmeli)

    Adaptasyon süreci çocuktan çocuğa değişmekle birlikte süreç ve çocuk tavrı bakımından iki başlıkta incelenebilir.

    -Çocukların % 75-80’ i bir okul öncesi eğitim kurumuna başladığında isteksizlik, huzursuzluk, ağlama vb… direnç davranışları sergiler. Bu tablo beklenilen , umulan ve son derece sağlıklı tepkilerdir. Adaptasyonları güçlü ve tam olur.

    – Çocukların % 3-5 ‘ i çok rahat ve istekle bir okul öncesi eğitim kurumuna başlar ve böylece devam eder. Geriye kalan – 20’lik grupta ise çocuk çok rahat görü-nür. İstekle yuvaya gelir ve birdenbire güçlü bir reddetme yaşar. En zor çocuk ve en şaşkın ebeveyn tablosu da bu gruptadır. Çocuklar sevgi tabanlı bir iletişim; ailelere ise kararlı ve tutarlı davranış yöntemleri ile bu zorlu sürecin üstesinden gelebilirler.

    Adaptasyon Süreci ise 3 aşamadan oluşur;

    1)BALAYI DÖNEMİ: İlk iki haftalık bir süreçtir. Çocuk bu süreçte meraklıdır.Ve etrafı keşfetme çabasındadır.

    2)TANIMA VE UYUM DÖNEMİ: Yaklaşık 2 aylık süreçtir. Çocuğun sınıfa girdiği, okul rutinlerine uyduğu, belli saatlerde okula gelip gittiği v.b. durumlardır. Zorlu ama bir o kadarda önemli ve değerli bir süreçtir.

    3)KABULLENME ve AİT HİSSETME DÖNEMİ: Çocuğun uymaya başlamasının ardından yaklaşık 2,5-3 ay sonrası başlar. Çocuk kendi gerçek kişiliğini gösterir. Öğretmen ve arkadaşlarıyla güvenli bağlılık ilişkileri kurar. Kendini grubunun ve okulunun bir parçası hisseder.

    EBEVEYNLERİN HİSSETTİĞİ DUYGULAR

    Okula çocuğunun başlaması aileler içinde yepyeni bir deneyim olmakta ve bazı kaygılar yaşamasına sebep olmaktadır.

    *Erken yaşta okula gödermekle hata mı yapıyorum?

    *Çocuğum arkadaş edinebilecek mi?

    *Onun için burası doğru yer mi?

    *Öğretmeni ile anlaşabilecek ve birbirlerini sevecekler mi?

    *Acaba okulda çocuğum ağlıyor mu?

    *Temizlik ve yemek ihtiyacı tam olarak karşılanıyor mu?

    Çocuğumu *ağlarken bıraktım suçluluk duyuyorum!Doğru mu yapıyorum?

    Büyük Beklentiler Büyük Hayal Kırıklığı

    Anne-babalar, beklentileri doğrultusunda çocuklarında, anaokuluna başladığı andan itibaren;

    – Birdenbire olumlu değişmeler ve gelişmeler,

    – Hiç sorun yaşamadan ve ağlamadan kendilerinden ayrılmasını,

    -İlk günden tüm etkinliklere katılmasını,

    -Okula uyumlu bir şekilde başlamasını beklemektedir.

    ÖNERİLER

    Peki adaptasyon süreci sırasında anne-babalar nasıl davranmalı, neler yapmalı?

    -Emin olun. Çocuğunuza sevginizle birlikte kararlı ve kendinize güvenen bir ebeveyn olduğunuzu gösterin. Unutmayın siz ne kadar güven duyarsanız çocuğunuzda o kadar güven duyacaktır.

    -Onunla önceye nazaran daha kaliteli ve yoğun zamanlar geçirin.

    -Başlangıçta okulla ilgili sorular sormayın. Bu onu rahatsız edebilir. Merak etmeyin hazır hissedince kendisi anlatacaktır.

    -Olumlu cümleler kullanın: ‘okulda ağlama bu beni üzer’ demek yerine ‘okulunda mutlu bir gün geçir’ deyin.

    -Çocuğunuzu bırakırken olumsuz iletilerden uzak durun. Sadece sözlerine değil beden diliniz ve mimiklerinizle doğru mesajlar verdiğinizden emin olun.

    -Çocuğunuzu yuvaya bırakırken ayrılık anını mümkün olduğunca kısa tutun. Sürenin uzaması sizi bırakmak istemeyen çocuğunuzun daha çok üzülmesine ve ağlamasına, ertesi günü bu süreyi daha da uzatmasına sebep olur.

    -Çocuğunuzla konuşurken olabildiğince kısa, net cümleler kurun.

    -Güne mutlulukla başlayabilmesi için iyi ve kaliteli bir uykunun sandığınızdan daha etkili olduğunu hatırınızdan çıkarmayın.

    -Çocuğun okul yaşamından zevk alması ve programın doğal akışına ayak uydurabilmesi için düzenli gelmesi ve zamanında gelmesi çok önemlidir. En geç saat 09:30’da okulda olmasına ebeveynler özen gösterilmelidir.

    -Onun anlayabileceği kavramlarla (kahvaltıdan sonra, öğle yemeğinden sonra, uykudan uyanınca..) nezaman geri geleceğimizi belirtmeliyiz ve bu saate uygun davranmalıyız.

    -Korkutmak gibi yaklaşımlara asla yer verilmemesi gerekmektedir. (böyle yaparsan öğretmenin sana kızar..)

    -Empati kurarak , duygularını anlamalı ve kendini ifade etmesine izin vermeliyiz.

    -Kararlı ve tutarlı olmak, anne ve babanın fikir birliğinde bulunması oldukça önemlidir.

    -Çocuğun eve döneceği saatlerde ( Anne de çalışıyorsa hiç değilse ilk haftalarda) evde olup onu karşılayabilmek, küçük sürprizler hazırlamak, çocuğun yapabildiklerini öne çıkartarak olumlu yanlarını pekiştirmek (Aferin ….. ne kadar güzel yapabiliyorsun artık. Büyüdüğünü görmek çok güzel.)

    Toplum olarak ayrılığı sevmiyoruz ve ağlayan çocuğumuzu öğretmenimizin kollarına bırakırken ondan daha çok kaygılanıyoruz. Bakış açımızı değiştirerek; bunun her ikiniz içinde olması gereken güçlendirici bir deneyim olduğunu anlamalı ve çok değil yakın bir zamanda çocuğunuzun koşarak arkadaşlarının yanına gideceğini, yuvadan alma zamanı öğretmeninin elinden tutmuş mutlulukla size doğru yürüdüğünü bilmek sanırım işleri kolaylaştıracaktır.

  • Anne sütünün ve emzirmenin faydaları

    Yenidoğan bebeği olan annelerin çoğunda sütünün yetmediği veya bebeğe yaramadığı konusunda kaygıları vardır.

    Bu kaygılarla bebeğe ilk günlerinde biberonla mama vermeyi tercih ederler. Biberon anne memesinden farklı şekilde emilmesi ve deliğinden mamanın daha rahat ve çok miktarda gelmesinden dolayı bebeğin anne memesini yakalama tekniğini bozar. Bir süre sonra bebek biberonla beslenmeyi anne memesini emmeye tercih etmeye başlayabilir.

    Ayrıca biberonla mama ile beslenme bebeğin karnını doyuracağı için anneyi emme aralıkllarını uzatacak ve bu da memenin sütle dolup gerginleşmesine, bebeğin memeyi kavramasında zorlaşmaya neden olacaktır.Bu durum ayrıca ilerleyen dönemlerde annede de sistemik reaksiyonlara neden olabilmektedir.

    Anne sütü yaşayan bir sıvıdır yani içeriği bebeğin fizyolojik durumuna ve yaşına göre değişiklikler gösterir.Bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak besin özelliklerini içerir.

    İnek sütüne göre daha az protein içerir ancak bu prıoteinlerin biyolojik değeri yüksektir(özellikle whey proteini). Bu düşük protein içeriği sayesinde renal solüt yükü azdır ve bebeğin daha tam gelişmemiş böbrekleri için yetmezlik riskini azaltır.

    Anne sütü inek sütünün aksine beta laktoglobülin içermediği için alerji sorunu da yoktur.

    Süt şekeri olarak Laktoz içerir bu da barsak florasının oluşmasına olanak sağlar.

    Bebeğin K ve D vitamini haricinde tüm vitamin ve mineral ihtiyacını karşılar.

    Demir içeriği inek sütüne oranla az olmasına rağmen bu içerdiği demirin biyoyararlanımı daha yüksektir.

    Anne sütünde çok sayıda büyüme faktörü mevcuttur. Bu da birçok organ sisteminin büyümesi ve gelişmesi için önemlidir.

    Anne sütü besleyiciliği yanında içerdiği birçok antikorlar ile de bebeği enfeksiyonlara karşı korur.

    Anne sütü her zaman hazır taze,uygun sıcaklıkta ve temizdir. Sindirimi kolaydır ve bu sayede sindirim sistemi hastalıklarına neden olmaz.

    Emziren annelerin bebekleri ile iletişimleri daha kolay olur. Ayrıca emzirme anneyi yeni gebelikten koruduğu gibi meme kanseri riskini de azaltır.

  • Bebek gelişiminde duyarlı dönemler

    Çocuk beynini erişkin beyninin küçük hali olarak değil, birtakım yapısal ve işlevsel değişikliklerin sürekli yaşandığı dinamik bir ortam olarak düşünmek gerekir. Çocuğun gelişim evresinde kazandığı her yeni beceri şu etmenlerin birlikte çalışması ile olur: Beynin yapısal gelişimi, sağlıklı beyin bir yapısı, çevresel destek (uyaranlar ve deneyim). Bu etmenler arasında çocuğun anne ve babasından edindiği genler onun yeteneklerini ve gelişimsel olasılıklarını belirler. Sonuç sadece ne genetik yapıya ne de sadece çevresel uyaranlara bağlıdır. Sonucu ortaya çıkaran genler ve çevresel destek arasında yaşam boyunca devam eden etkileşimdir.

    Beyin gelişimi hayat boyu devam eden bir süreçtir. Beynimiz ağırlığının %98’ine 6 yaşta ulaşır. İç ve dış kabuk (beyaz ve gri cevher) oluşunun tamamlanması, arasında bağlantıların oluşması en fazla ilk 1 yaşta olur ve yaklaşık 18-20 yaşta tamamlanır. Sinaptik bağlantı dediğimiz beyin hücrelerinin arasındaki bağlantıların oluşumu yine ilk 1 yaşta en hızlıdır. Beyin hücreleri arasındaki bu bağlantılar 40’lı yaşlara kadar bir taraftan devam ederken bir taraftan budanma dediğimiz olay ile azalır. Beyindeki kimyasal maddelerin (nörotransmitter) salınımı hayat boyu sürer. Ayna nöron olarak adlandırılan kısaca empati ve taklit yeteneğinden sorumlu olduğu düşünülen yapıların oluşumu da hayat boyu sürer.

    Çocuk doğduğunda beyin; temeli atılmış, kaba inşaatı ve odaları bitmiş bir ev gibidir. Odalar arasında bağlantıların kurulması, evin içinin döşenmesi ve güzelleşmesi ise aslında hayat boyu devam eder. Çocuklar doğdukları andan itibaren kendi bireysel ihtiyaçları ve tercihlerine uygun gelişir. Beynimiz bazı yönlerden özel bir eğitime ihtiyaç duymaz. Örneğin; bebek doğar doğmaz emebilir, daha küçük bebekken bile karnı acıkınca ağlar. Çocuğunuzun beyni sağlıklı ise ihtiyaç duyduğu şeyleri dünyadan nasıl alacağını doğal olarak bilir. Aynı zamanda beyin, gelişimi süresince her kişinin çevresel özelliklerine göre şekillenir. Bu nedenle insanlar çok değişken koşullarda yaşayabilir. Bu gelişim beynin arka kısımlarından ön kısımlarına doğru olur. Kısacası doğduğumuzda beynimizin yaşamımızı devam ettirecek fonksiyonları ilk önce gelişir. Yaşamamızı daha güzelleştirecek olan kısımlar- olaylar karşısında çözüm bulabilme, mantıklı düşünebilme, ahlaklı davranma, matematiksel beceriler gibi -ise daha sonra gelişir. Bu kısımların gelişiminde uyaranların etkisi büyüktür. Yine beş duyumuz gelişiminde uyaranların etkisi çok büyüktür.

    Beyin gelişim süresince ilk bir yıl çok önemlidir. Bu yıllarda belirli davranış ve duyuların olgunlaşması için o gelişim dönemine uygun doğru çevresel desteğin (deneyimin) yaşanması gereklidir. İşte bu kaçırılmaması gereken bu dönemlere “duyarlı dönemler” denilir.

    Duyarlı dönemler bazı duyular açısından anne karnında iken başlar. Tat duyusu bunlardan birisidir. Annenin aldığı gıdalar çocuğun içinde bulunduğu sıvı ile çocuğa ulaşır. Doğum sonu erken dönemde anne sütü ile daha sonra ek gıdaya geçiş ile olgunlaşmaya başlar. Yaklaşık 3 yaşında tat tercihlerinin çoğu oluşmuştur. Çocuğa bu dönemler kaçırılmadan farklı tatlar defalarca sunulmalıdır. İşitme duyusu da anne karnında gelişmeye başlar. Annenin hamileyken dinlediği müzikler doğum sonu dönemde çocuğu sakinleştirmek için kullanılabilir. Doğumdan sonra işitme testi yapılarak kayıp varsa erken teşhis ve tedavisi sağlanmalıdır. Konuşma bebeğin yaşamının ilk yıllarında en çok duyduğu (ana dilindeki) sesleri anlama ve çıkarma ile başlayarak gelişir. İleri yaşlarda yeni bir dil öğrenmek mümkün olsa da daha fazla uğraşı gerektirir. Yabancı dil eğitimine ne kadar erken yaşta başlanırsa çocuk o kadar kolay öğrenir. Dokunma duyusu deneyim ile kazanılır. Yetiştirme yurtlarında büyüyen çocuklara bu açıdan dikkat edilmelidir. Görme duyusu en erken kazanılan ve deneyimle artan duyulardandır. Göz tembelliği erken fark edilmez ise ileri yaşlarda geri dönüşü çok güçtür.

    Anne karnından başlayan ve ilk bir yılda çok önemli olan bu duyarlı dönemleri kaçırmayalım. Beyin gelişiminin bazı yönlerden hayat boyu devam ettiğini unutmayalım.

    Prof. Dr. Nesrin Şenbil

    Çocuk Sağlığı-Hastalıkları ve Çocuk Nöroloji Uzmanı

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Aileye yeni bir üyenin katılması çocuk için kabul etmesi güç bir olaydır. Kıskançlık duygusu normal olmakla birlikte çocuğun yaşı, ailenin tutumu ve çocuğun kişilik özellikleri gibi faktörler etkili olmaktadır. Aslında çocukların kardeşlerini kıskanması onların anne babalarını çok sevmelerinden kaynaklanan normal bir duygudur.

    Çocukların bu duygu karmaşası “terk edilmiş, güvensiz ve desteksiz” hissetmelerinden kaynaklanır. O ana kadar çocuğa gösterilen ilgi, alaka ve desteğin kardeşine geçmesinden rahatsızlık duyarlar. Kendisine ayrılan zamanın öncesinden daha az olduğunu gözlemlerler.

    Çocuğunuzun kıskandığını belli eden davranışlar,

    • “Keşke doğmasaydı.”, “Ondan nefret ediyorum.” gibi cümlelerle duydukları kıskançlığı dile getirebilirler.

    • Bebeğin doğması ile birlikte regresyon (geriye dönüş) yaşanabilir. Emzik emme, alt ıslatma gibi durumlarla ilgiyi kendi üzerlerine çekmeye çalışırlar.

    • Kardeşi doğmadan önce bütün ilgi kendi üzerinde olduğu için kardeşi doğduktan sonra kendini ikinci plana atılmış hisseder ve bu sebeple sevilmediği düşüncesine kapılarak anneden uzaklaşma, içine kapanma, yemek yememe gibi durumlarla karşılaşılabilir.

    • Çevrelerindeki insanlara karşı huzursuz ve öfkeli davranabilirler.

    • Kıskançlığı yoğun olarak yaşayan çocuk zarar verme davranışlarında bulunabilir. Kardeşlerine fiziksel zarar verebilirler. Bazı çocuklar ise bu duygularını bastırarak sevgi dolu davranabilirler. Bunun altında yatan sebep ise ebeveynlerin sevgisini kaybetme korkusudur.

    • Evden ayrılmamak için okula gitmeyi reddetme davranışları başlayabilir. Bununla birlikte mide bulantısı, baş ağrısı gibi psikosomatik belirtiler ile karşılaşılabilir.

    Peki anne babalar bu durumda neler yapmalı ?

    • Ailenin birlik içinde olmasına özen gösterin. Doğacak bebek için seçilen isimde, hazırlanan odada ve alınacak eşyalarda çocuğunuzun da fikrini alın.

    • Kardeşi doğmadan önce bebeğin gelişini doğru bir şekilde açıklayın. Bunun için hikayelerden destek alabilirsiniz.

    • Kardeşinin bir süre yatak odasında yanınızda yatacağını ama daha sonrasında “aynı sana yaptığımız gibi” cümlesini de kullanarak kendi odasına geçeceğini anlatın.

    • Çocuğunuzun bebekliğinden ve ona da aynılarını yaptığınızdan bahsedin.

    • Her fırsatta çocuğunuz ile birebir iletişime geçmeye gayret edin. Çocuğa kardeşiyle ve evle alakalı küçük sorumluluklar verin. Böylece onu hala sevdiğinizi ve önem verdiğinizi hissettirmiş olursunuz.

    • Aile büyüklerine ve yakın dostlara yalnızca bebekle ilgilenmemelerini söyleyin. Çocuğa “Senin pabucun dama atıldı.” gibi cümleler kurmamaları konusunda uyarın.

    • Kıskançlığı hissettiğiniz zaman çocukları birbirinden uzaklaştırmayın, yakınlaştıracak ortamlar hazırlamaya özen gösterin.

    • Çocuğun kendini ihmal edilmiş hissetmemesi için annenin bebekle meşgul olduğu zamanlarda çocuğun babayla vakit geçirmesini sağlayın. Anne ve baba olarak çocuğa ayrı ayrı özel zamanlar ayırın.

    • Çocuk bebeğe zarar veriyorsa aşırı tepki göstermeden açıklamalarda bulunun. Bebeğin küçük olduğunu ve bu şekilde anlamayacağını, evde birbirinize vurmadığınızı, neye sinirlendiğini konuşarak söylemesini isteyin.

    • Çocuğa gösterilmesi gereken ilgiyi abartmayın. “Sana bir kardeş yaptığımız için suçluyuz ve bu sebeple seni ilgiye boğuyoruz, hediyeler alıyoruz.” gibi bir mesaj vermemeye dikkat edin.

    • Sevginizi çocuğunuza göstermeyi asla ihmal etmeyin.

    Çocuklarınız doğumdan belli bir süre sonra kardeşi olduğu için mutlu olacaktır. Önemli olan çocuğa zaman tanımaktır. Üzerinize düşen görevleri yaptıktan sonra akışına bırakmalısınız. Bu dönemi her çocuk farklı şekilde atlatır. Bütün bu hazırlığa rağmen çocuğunuz bebeği kabullenmekte zorlanıyorsa bir uzmana başvurmak şarttır.