Etiket: Anne-Baba

  • ANNE-BABA TUTUMLARI

    ANNE-BABA TUTUMLARI

    AŞIRI KORUYUCU ANNE-BABA TUTUMU

    * Aşırı sevgi

    * Çocuğun her istediği anında olur

    * Aşırı koruyucu, kollayıcı tutum

    * Denetim ve sınırlama yok

    Bu tarz aile içinde yetişen çocuklarda özgüven eksikliği ve anne-babaya bağımlılık gösterirler

    MÜKEMMELLİYETÇİ ANNE-BABA TUTUMU

    * Sıkı disiplin

    * Aşırı sevgi

    * Aşırı koruyucu ve kollayıcı tutum

    * Çocuktan yaşının üzerinden bir davranış beklemek

    Bu tutumdaki anne-babalar her alanda çocuğun kapasitesini zorlayıp, yanlış yapmasını kabul edemezler. Yanlış yapmaktan korkan, kendine güveni olmayan bireyler yetiştirirler.

    OTORİTER VE REDDEDİCİ ANNE-BABA TUTUMU

    * Sevgi, şefkat yok

    * Sıkı disiplin

    * Çocuk hata yaptığında şiddet ve dayakla cezalandırılır

    Korkuya dayalı bir ilişki söz konusudur. Bu tutumda büyüyen çocuk güvensiz, saldırgan ve tutarsız yetişir.

    İLGİSİZ VE KAYITSIZ ANNE-BABA TUTUMU

    * Başı boş çocuk

    * Kural yok

    Çocuk duygusal ve fiziksel yalnızlık içindedir ve anne-baba-çocuk arasında iletişim kopukluğu vardır. Genellikle pasif ve donuk oldukları görülür. Aile içinde ilgi görmeyen çocuk, dikkat çekmek için zararlı alışkanlıklar edinmeye meyillidir. Sözlü iletişimin yetersizliğinden dolayı dil gelişiminde gecikme ya da konuşma bozuklukları ortaya çıkabilir

    TUTARSIZ ANNE-BABA TUTUMU

    Bu tarz ailelerde genellikle anne-babanın o anki psikolojik durumu ile ilintili olarak çocuğa karşı sergilenen tutum değişkenlik gösterir.

    Anne babalar kimi zaman bir davranışı olumlu karşılarken, kimi zaman cezalandırabilirler. Dolayısıyla ne zaman nerede ne yapacaklarını bilemezler

    Tutarsız tutum sergilenen çocuklar çevrelerine karşı güvensiz, şüpheci ve karasız bir kişilik yapısı geliştirirler.

    OLUMLU VE SAĞLIKLI ANNE-BABA TUTUMU

    * Sevgi ve disiplini dengeli bir şekilde barındırır

    * Tutarlı, esnek, ceza ile ödül barındıran disiplinle, çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları öğretir

    * Disiplin yeteri kadar ve çocuğun yaşına uygun olmalıdır

    * Bu çocuklar, yapıcı, yaratıcı, özgüveni yüksek, sosyal ilişkilerinde başarılı ve davranışlarının sorumluluğunu alabilen bir kişilik geliştirirler

  • ”bedenim bana özel” mahremiyet

    “Mahremiyet’’… Çocukların kendisinin ve diğer insanların özel alanının farkına varması, sosyal hayatın içinde kendi özel alanını koruması, diğer insanların özeline saygı duyması, kendisi ile çevresi arasında sağlıklı sınırlar koymasıdır….

    MAHREMİYET EĞİTİMİ NASIL VERİLMELİDİR

    ÖZEL ALANI TANIMA: DOKUNULMASI YASAK OLAN YERLERİM

    Vücudun kişiye özel olan bölgeleri, bu bölgelerin gizlenmesi gerektiği çocuğa iki-üç yaşından itibaren yavaş yavaş anlatılmalıdır. Bu alanın başkalarından gizlenmesi ve anne-baba ve doktorlar dışında bu bölgeye kimsenin dokunmaması gerektiği çocuğa öğretilmelidir.

    Cinsel organlar, çocuk sorduğunda anne-baba üzerinden değil, çocuğun kendi cinsel organları ya da kitaplar üzerinden öğretilmelidir. Çocuklar üç yaşından itibaren vücutlarının belli bölgelerine dokunulmasından rahatsızlık duymaya başlamalıdır. Özellikle genital bölgelere dokunulması çocukta ani tepkiye neden olmalıdır. Bu bilincin kazandırılması için üç yaşından itibaren çocukların genital bölgelerine temas azaltılmalıdır.

    Eş, dost ve akrabalar tarafından çocuk, cinsel organlarına dokunularak, öperek, vurarak sevilmemelidir. BAŞKALARININ ÖNÜNDE ÇOCUĞUN KIYAFETİNİN DEĞİŞTİRİLMEMESİ DAHA KÜÇÜK diye düşünerek çocuğu iç çamaşırına varıncaya kadar başkalarının önünde soyup giydirmek doğru değildir. Tabi ki anne-babanın da çocuğun görmeyeceği bir alanda giyinip-soyunması da çocuğun bütüncül bir mahremiyet duygusu geliştirmesi açısından önemlidir.

    ÇOCUĞUMUZA BANYO YAPTIRIKEN

    Özellikle üç yaşından sonra çocuğu iç çamaşırı ile yıkamak, iç çamaşırı çıkarırken ve temizlerken gözleri kısarak ya da başı hafif yana çevirerek o alana saygı gösterdiğimizi hissettirmek çocuklarda mahremiyet duygusunun gelişmesine katkı sağlayacaktır. Çocukların beş-altı yaşından sonra banyoda kendi mahrem alanlarını kendi temizlemelerine fırsat tanımak da hem sorumluluk hem mahremiyet duygusunun gelişimi açısından sağlıklı olacaktır. Anne babanın da çocuklarını banyo yaptırırken ölçülü bir kıyafetleri olması gerekmektedir.

    ÇOCUKLARIN CİNSEL ORGANINI SEVGİ OBJESİ YAPMAMA

    Küçük çocukları cinsel organlarına dokunarak, onları konu yaparak sevmek doğru değildir. Çünkü bu durum, onların özel alanlarının ihlalidir. Çocuk bu şekilde başkalarının özel alanlarının kullanılarak onlara şaka yapılabileceği inancını taşır. Ayrıca çocukları cinsel organlarını konu ederek sevmek, onları kendilerini kötü niyetli yabancılardan korumak konusunda etkisiz kılabilir. Çocuk, bir başkası özel alanına dokunmak istediğinde bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğunun ayrımını yapamayabilir. Çocuğun cinsel organlarını şaka konusu yapmak, göstermesini istemek, onlara dokunmaya çalışmak çocuğun cinsel kimlik gelişimi açısından oldukça sakıncalıdır.

    ÇOCUĞUN ANNE BABAYLA YATAĞININ AYRILMASI

    İki yaşla birlikte çocuk yavaş yavaş bağımsızlığını kazanır ve kendi başına yemek yemeye, yolda kendi başına yürümek istemeye başlar. Bu dönem gelişim olarak da çocuğun odasının ayrılabileceği bir zamandır. Genel olarak 3-4 yaşına kadar bu sorun çözülmelidir. Çocuğun anne babasının özel ilişkisine şahit olması sakıncalıdır.

    ODANIZA İZİN ALARAK GİRMESİNİ ÖĞRETMEK

    Çocuklara dört-beş yaştan itibaren anne-babanın odası kapalı ise odaya kapıyı çalarak ve izin alarak girmesi gerektiği öğretilmelidir. Çocuğun odasına girerken kapısının çalınması çocuğa iyi bir model oluşturacaktır.

    TELEVİZYONDAKİ SAHNELERE MÜDAHALE

    Örneğin bir televizyon sahnesinde arkadaşlarının özel alanına şaka amaçlı dokunan kişiye seslice kızılabilir.
    “İnsanların özel yerlerine dokunulması hoş bir davranış değildir” gibi cümlelerle tepki belli edilebilir. Çünkü çocuklar anne-babaların kendilerine değil de başkalarına verdikleri tepkiler yoluyla daha kolay öğrenmektedirler. Çocuklar bu dönemde daha çok taklit yoluyla öğrendikleri için televizyondaki gördüğü sahneleri arkadaşlarının üzerinde deneyebilir. İzlenilen TV programlarının içeriğine dikkat etmek gereklidir. Çocuğunun TV’deki sahneyi taklit ettiğini gören anne-baba, çocuğuna aşırı tepki göstermeden, gülmeden bunun hoş-doğru bir davranış olmadığını söyleyebilir.

    İZİN VERİRSEM DOKUNABİLİRSİN

    Bu bilincin oluşturulması için anne baba, çocuğunun vücudunu hoyratça kullanmaktan kaçınmalıdır. Ebeveynlerin çocuklarını öperken “Seni öpebilir miyim?” diye izin istemeleri bu bilincin oluşmasında etkilidir. Çocuğun güçsüz bedeninin, herkes tarafından izinsiz kullanılmasının çocukların kendi bedenlerini koruma refleksini kıracağı unutulmamalıdır.

    BEDENİM BANA AİTTİR

    Daha bebekliğinden itibaren kendisini rahatlıkla yetişkinlerin eline bırakan bebeğin, ilerleyen yıllarda kendi bedeninin farkına varması ve çevresindeki yetişkinlerden ayrı bir birey olduğunu hissetmesi gerekir. Anne-babalar, çocukları 3 yaşından itibaren çocuklarına vücudunun kendisine ait olduğu bilincini vermelidir. Bu bilincin oluşturulmasında en temel faktör anne-babaların çocuklarının bedenleri ile yapacakları bir eylemde çocuklarının onayını alma yönünde eğilim göstermektir. Örneğin, terlemiş bir çocuğun atleti izin alınmadan aniden çıkartılmamalı, altını ıslatmış bir çocuğun pantolonu kızgınlıkla ve öfkeyle değil, çocuktan izin alınarak çıkartılmalıdır. Çocuk zamanla kendisinden izin alınmadan bedenine yapılacak müdahaleleri hisseder ve rahatsız olur.

    FİZİKSEL BASKIYA DİRENME

    Küçük yaştaki çocuklar kendi güçsüzlüklerini ve çaresizliklerini büyüklerin gücünü keşfettikçe anlarlar. Anne-babalar ve akrabalar, çocuklarına olan sevgi gösterileri sırasında çocuklara kendi güçsüzlüklerini hissettirecek kadar büyük ve orantısız güç kullanmaktan kaçınmalıdırlar. Anne-babalar, çocuğuna kendisine güç uygulandığında karşılık verilmesi gerektiğini öğretmelidirler. Bunun için bazen çocuğun istemediği bazı durumlarda gösterdiği tepki, güç gösterisi ile kırılmamalı, çocuğun direncinin işe yaradığı bizzat yaşayarak gösterilmelidir.

    VÜCUDUM GÖRÜLMEMELİ

    Çocuklar yürümeye başladığı andan itibaren, çırılçıplak olarak ortada bırakılmamalıdır. Çocuk, hatırlayabildiği en küçük yaşlardan itibaren kendisini genital bölgeleri giyinik olarak hatırlamalıdır. Özellikle üç yaşından itibaren çocuklar çırılçıplak olarak ev içinde veya ev dışında bulunmamalı, giysilerini kendisinin giyip çıkartmasına izin verilmelidir. Kendisini başkalarının yanında çıplak olarak görmeye alışkın olmayan bir çocuk, elbisesinin birileri tarafından çıkartılmasından ciddi rahatsızlık duyacaktır.

    TUVALETTE BENDEN BAŞKASI OLMAMALI

    Bazı anne babalar, çeşitli nedenlerle ya çocukları ile birlikte tuvalete girmekte veya tuvaletin kapısını aralık bırakmaktadır.
    Bu davranış çocuğun temel davranış refleksi kazanmasına engel olmaktadır. Her ne sebeple olursa olsun dört yaşına gelen bir çocuk, tuvaletin “özel” bir mekan olduğunu öğrenmeli, tuvalet ihtiyacını gideren birisinin başkaları tarafından görülmesinin uygun olmayacağını bilmelidir. Çocuk genital bölgelerinin görülmesinden rahatsızlık duymamaya, kendisini tuvalette iken gören birisine tepki vermemeye alışmamalıdır.

    SOYUNMA VE GİYİNMEDE YANLIZLIK

    Çocuğun üç yaşından itibaren genital bölgelerinin başkaları tarafından görülmesinden adım adım uzaklaşması gerekir. Bu bağlamda çocukların elbiseleri herkesin içerisinde değiştirilmemelidir. Çocuklar mümkünse elbiselerini kendileri ve kimsenin görmediği bir ortamda değiştirmelidir. Eğer çocuk kendisi elbiselerini değiştiremiyorsa, anne ile ayrı bir odaya gidilerek elbiseler değiştirilmelidir.

    İZİN VERİRSEM KABUL EDİLİRSİN

    Anne-baba için çocuk ne kadar büyürse büyüsün çocuktur. O yüzden anne-baba, çocuğunun odasına girerken izin alınması gerektiğini düşünmez. Ancak, çocuk dört yaşına girdiğinden itibaren “izin verirsem kabul edilirsin” ilkesi hayata geçirilmelidir. Anne-baba, çocuğun odasına girerken izin istemeli, her şeye rağmen onun çıplak vücudu ile karşılaşıldığında özür dilenip kapı kapatılmalıdır. Bu davranış kalıbı hem çocuğun kişiliğine saygıyı, hem de çocuğun rahatsız olduğu bir durumda itiraz edebilme becerisi kazandırılması açısından önemlidir.

    İLKOKULLA BİRLİKTE ÖZEL MEKAN TANIMLAMA

    İlkokul dönemi ile birlikte çocuklar için evde bir cekmece yada sepet belirlenip, çocuğa özel eşyalarını buraya koyabileceği söylenebilir. Çocuğun bu özel alanını anne-babanın izin alarak kullanması çocuğun özel alan düşüncesini pekiştirir

  • ÇOCUKLARDA SORUMLULUK VE ÖZGÜVEN GELİŞİMİ

    ÇOCUKLARDA SORUMLULUK VE ÖZGÜVEN GELİŞİMİ

    Düşen bir çığda hiçbir kar tanesi 
    Kendini olup bitenden sorumlu tutmaz.

    “Ali 9 yaşında üçüncü sınıf öğrencisi. Bilgisayar mühendisi olan bir kuzeni var. Onunla beraber olduklarında, kuzeni ona mesleği ve çalıştığı yer hakkında bir sürü şey anlatıyor. Ali de bilgisayar mühendisi olmak istiyor ama ufak bir problemi var; bu dönem notları pek iyi değil. Verilen ödevleri yapıp ertesi gün okula getirmesi gerekirken, o bunu yapmıyor. Hangi kitabını okuldan eve getirmesi gerektiğini unutuyor. Bazen de ödevini yapıyor ama çantasına koymayı unutuyor. Çantasına koysa da öğretmene vermeyi unutabiliyor. Kısacası Ali ödevleri konusunda yeterince sorumluluk almıyor.”
    Her gün bu ve benzeri başka durumlarla karşılaştığınızda aklınızdan neler geçiyor? Anlaşmaya vardığınız halde çocuğunuz sorumluluklarını yerine getirmeyi ihmal ediyorsa ve siz onun yerine ödevlerini okula getiriyorsanız sorumluluk konusunun üstünde durulması gerekiyor demektir.

    ÇOCUKLARDA SORUMLULUK DUYGUSUNUN GELİŞİMİ
    Sorumluluk;
    1) Kurallara uyma,
    2) Tercihlerin ya da seçimlerin sonucuna katlanma,
    3) Başka insanlara ve onların haklarına saygı gösterme,
    olarak ele alınabilir. 

    Kişisel farklılıklar söz konusu olsa da, sorumluluk kazandırmaya yönelik her sürecin “temel” ve “değişmez” öğeleri vardır. Bunlar; 

    • Bilgilendirme: Çocuğun davranışında istenen değişimin gerçekleşebilmesi için önce, çocuğun bu değişim hakkında bilgilendirilmesi gerekir. Onun bu değişimi bir ihtiyaç olarak görebilmesi için, nedenleri hakkında bilgi vermek önemlidir. 

    Kuralların neden konduğu ve sorumluluğun önemi anlatılmalıdır. Çocuklar, niçin bazı işleri yapmak zorunda olduklarını bilirlerse, ne zaman ailelerine yardımcı olmaları gerektiğini, ne zaman bağımsız davranabileceklerini de öğrenmiş olurlar.

    • Takip: Bilgilendirmeden sonra, çocuğun söz konusu davranışı gösterebilmesi için ona bir süre tanınması gerekir. Bu süre içerisinde yapılan takip sonucunda sorumlu davranışın ortaya çıkıp çıkmadığına, ne sürede ortaya çıktığına, hangi zamanlarda davranışın yapıldığına/yapılmadığına dikkat edilmelidir. 
    • Geri bildirim: Belli bir süre sonra gidişat hakkında bilgilendirmek gerekir. Eğer istenen sorumlu davranışın sayısında artış varsa uygun pekiştireçlerle motive edilmeli, eğer beklenen sorumlu davranışın ortaya çıkmasında sıkıntılar varsa, bu sıkıntılar ve olası nedenlerinin çocukla paylaşılması gerekir. 
    • Hatırlatma: İstenen davranış eğer gerçekleşmiyorsa yeniden hatırlatma sürecine gidilmelidir. Yeniden bilgilendirme ile başlayan bu süreç, davranış oturana kadar devam etmelidir.

    Yukarıda anlatılan bu öğeler, sadece sorumluluk kazandırma sürecine ait değildir; temel alışkanlıkların oturmasında, kuralların belirlenmesinde, kısaca yaşantımızı düzenleyecek her türlü önlemde bulunması gereken öğelerdir ve ancak kararlı ve sabırlı bir tutumla yaklaşıldığında davranışın oturması sağlanabilir.

    Sorumluluğun gelişimi çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Ancak, genel gelişim özellikleri açısından değerlendirdiğimizde, çocukların evde yerine getirebilecekleri sorumluluklarını bilmek, bize beklentilerimizi ayarlayabilmemiz açısından yardımcı olabilir. Çocuklara sorumlulukları öğretirken motivasyonu unutmamak gerekir. Yapması keyifli olan, sonucunda güzel ve övünülecek bir durum yaratan davranışlar ile ilgili sorumlulukları kazandırmak daha kolay olacaktır. Örneğin masayı kurmaya yardım etmek masayı temizlemeye ve kaldırmaya yardım etmekten daha eğlencelidir.
    Buna göre;

    6 yaş;

    •  Tek başına giyinip soyunması,
    •  Sofrada tek başına yemeğini yemesi,
    •  Oyuncaklarını toplayabilmesi,
    •  Üzerinden çıkardığı kıyafetleri yardımla katlayabilmesi,
    •  El-yüz temizliğini yapabilmesi,

    7 yaş; (yukarıdakilere ek olarak)

    •  Çantasını hazırlaması,
    •  Başladığı işi bitirmesi,
    •  Kuş, balık gibi hayvanları beslemesi,
    •  Proje ve ödevlerini hazırlaması,
    •  Dişlerini fırçalaması,

    8 yaş; (yukarıdakilere ek olarak)

    •  Hatırlatmadan öz bakımını yapması ve odasını toplaması,
    •  Okuldan gelen mesajları iletebilmesi,
    •  Dersleriyle ilgili sorumlulukları alabilmesi,

    9-11 yaşlar arası; (yukarıdakilere ek olarak)

    •  İlgilerini belirleyip, zaman planlaması ve günlük programlar yapabilmesi,
    •  Zamanını iyi kullanması,
    •  Ev dışı yakın yerlere gidip gelmesi,
    •  Arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kurması,
    •  Alışveriş yapması.

    Sorumluluk duygusu her ne kadar bir takım görevleri yerine getirmek için gerekli bir beceri gibi düşünülse de aslında bireyin kendi becerilerini geliştirmesi, davranışlarının sonucunun farkında olması ile ilgilidir. Sorumluluk duygusu ile özgüven gelişimi arasında oldukça güçlü bir ilişki vardır. Kendi ihtiyaçlarını tek başına karşılama becerisini kazanan çocuğun ebeveynlerine veya diğer yetişkinlere duyduğu bağımlılık giderek azalır. Davranışlarının sonucunu yaşadıkça, gelişen becerilerini kullandıkça çocuğun kendine olan güveni artar. Becerilerini kullanması ve geliştirmesi için fırsat verilmeyen çocukların yeterlilik duygusu ve özgüven gelişimleri de sınırlı kalır.

    Çocuklara Sorumluluğu Ne Zaman ve Nasıl Öğretmek Gerekir? 

    İlk adımlar zordur ancak çocuklar kendi başlarına ihtiyaçlarını karşılayabildiklerini fark ettikçe kendilerine olan güvenleri artacaktır.

    Aslında bu sorunun cevabı gelişim dönemlerinde gizlidir. Anne-baba olarak çocuğunuzun yapabileceği her şeyi kendi başına başarması için ona fırsat verin. Beceriler kullanıldıkça gelişir. Yemek yiyebilen bir çocuğa yemek yedirmeye devam etmek hem onun becerisinin gelişmesine hem de yeterlilik duygusuna zarar verebilir. Çünkü nasıl bizler bir işi başardığımızı görmekten zevk alırsak aynı keyif alma duygusu çocuklar için de geçerlidir. Anne baba olarak onların bu keyfi tatmalarına destek olmak önemlidir.

    Sorumlulukların kazanılmasında anne-babaya düşen bir diğer rol ise, istenilen davranışları sergileyen bireyler olmalarıdır. Çocuklar çok iyi gözlem yeteneğine sahiptirler. Anne-babanın çocuklarına öğretmek istedikleri davranışlar için model oluşturması etkili bir yöntemdir. Eğer anne-baba günlük hayat ile ilgili sorumlulukları zorla, isteksizce gerçekleştiriyor ya da aksatıyorlarsa çocuk için de sorumluluklar kaçınılması gereken durumlar anlamına gelecektir.

    Çocuklar “yaşayarak-yaparak” öğrenirler. Bu nedenle sorumluluk duygusunun gelişmesinde en etkili yöntemlerden biri çocuğun davranışının sonucunu yaşamasına fırsat vermektir. Anne-babalar genellikle çocuklarını olumsuzluklardan koruma içgüdüsüyle hayatı çocuklar için kolaylaştırmaya çalışırlar. Tüm bunlar kısa vadede çocuğu olumsuz sonuçlardan korur gibi görünse de uzun vadede maalesef kişilik gelişimini, özgüven oluşumunu olumsuz olarak etkileme riskini taşırlar. Biri her gün sizin için işlerinizi yapsa siz işinizi yapmak için çaba gösterir miydiniz? Çocuklar da doğal olarak anne-baba tarafından desteklenen becerilerini geliştirmeye ihtiyaç duymazlar, daha doğrusu duymuyor gibi görünürler ama bir gün anne-baba desteğini azalttığında o zaman büyük zorluklar yaşarlar. Çünkü zamanında gelişmeyen becerileri sonradan kazanmak için çok daha fazla emek harcamak gerekir. Her yeni beceri başta acemice girişimlerle başlar. Bu nedenle çocukların sorumlulukları öğrenirken zamana ve anne-babanın sabrına ihtiyaçları vardır. Yemeğini kendi başına yemeğe başladığında döküp saçması normaldir ya da bardağı taşırken elinden düşürmesi. Bu tip durumlarda anne-babanın eleştirel davranması “bırak dökeceksin, sen yapamazsın” gibi geri bildirimler vermesi ya da daha hızlı sonuçlar istedikleri için kendilerinin yapmaları sorumlulukların kazanılmasını engelleyebilir.

    ÖNERİLER…
    Olumlu geri bildirim: Her yeni davranışın öğrenilmesi ve tekrar edilmesi ve pekişip alışkanlık haline gelmesi için olumlu geri bildirime ihtiyaç vardır. Anne-babanın ilgi ve onayı istenilen davranışların öğrenilmesinde anahtardır. Çocuklar her zaman olumlu ilgiden destek almazlar bazen anne-babanın kızdığı onaylamadığı bir davranışı yaparak, olumsuz ilgi alarak istemeyen bir davranışı sergilerler. Çocuklara ne yapmamaları gerektiğini değil de, ne yapmaları gerektiğini söylemek burada önem kazanır. Olumsuzdan gitmek olumsuz davranışı istemeden pekiştirmeye neden olabilir. Oysa iyi, doğru ve gerekli olduğunu düşündüğümüz davranışları fark etmek ve enerjiyi bunları övmek için kullanmak daha verimli olacaktır. Çocuklar anne-babalarının ilgi ve onayını isterler. Olumlu davranışa odaklanmak, olumlu davranışla ilgili geri bildirimler vermek istenilen davranışı geliştirmenin en etkili yoludur. Eğer çocuğunuza kardeşini ağlattığında kızmak yerine onunla sakin bir şekilde oynadığı anda ilgi gösterirseniz istenilen davranışa ilgi göstermiş olursunuz. Bu tabi ki olumsuz davranışa izin vermek anlamına gelmemelidir. Sadece gelişmesini istediğimiz davranışı desteklemeniz,
    pekiştirmeniz gereklidir.

    Bütünü parçalara bölmek: Çocuğunuza öğretmek istediğiniz davranış ne olursa olsun mümkün olan en basit basamaktan başlayın. Bir yetişkin bile dağınık bir odaya girdiğinde nereden başlayacağını bilemeyip umutsuzluğa düşebilir. Eğer çocuğunuzun odasını toplamasını istiyorsanız öncellikle işleri basamaklandırın. Birinci basamak oyuncakları kutularına yerleştirmek, ikinci basamak kirli ve temiz çamaşırları ayırmak, kirlileri kirli sepetine, temizleri ait oldukları yerlere yerleştirmek olabilir.

    Seçme sansı vermek: Çocukların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmalarını
    sağlarsanız verdikleri kararlar ile ilgili sorumluluk almalarına ve kendilerine olan güvenlerinin gelişmesine yardım edersiniz. Kendileri için uygun olanı seçme becerisini kazanmaları önemlidir. Ayrıca alternatifler arasında seçme şansları olduğunda alınan kararı benimseyip uygulama olasılıkları daha fazladır. Tabi ki seçim yapılacak alternatifler anne baba tarafından belirlenip sınırlandırılabilir.

    Her şeyin bir yeri olsun: Evdeki her eşyanın belli bir yeri olduğunu bilmek çocukların etrafı düzenli tutmasına yardımcı olabilir. Neyin nerde olduğunu bilmek çocuğa güç verir. Düzenli bir ev ortamı çocuğun düzenli olmayı öğrenmesinde etkilidir. Ancak daha da önemlisi bu düzenin sağlanmasında çocuğun da rolü olmalıdır. Kirlenen pantolonunu kirli sepetine atmak, okuduğu dergiyi gazeteliğe koymak, meyve suyu şişesini tekrar buzdolabına kaldırmak gibi günlük hayata dair işlerde çocukların da sorumlulukları olmalıdır.

    Model olma: Birçok davranışta olduğu gibi sorumluluk bilincini kazandırma sürecinde yetişkinlerin örnek davranışları önemlidir. Yetişkinlerin kendi yaşantılarına ait sorumluklara gereken özeni göstermeleri, çocukların dikkatini çeker ve onların tutumlarını gözlemleyerek daha iyi öğrenirler.

    Evdeki yardımcının rolü: Ev işlerine yardım eden kişilerin de çocukların sorumluluk bilinci kazanmasında etkisi vardır. Eğer her gün biri yatağını topluyorsa uzun yıllar yatağını toplamayı öğrenmeye gerek duymayacaktır. Bu konuda hem yardımcınız hem de çocuğunuzla konuşarak sorumluluk alanlarını netleştirin.

    Bireysel sorumluluktan sosyal sorumluluğa: Çocuklarda sorumluluk bilincini geliştirmek için, küçük yaştan itibaren önce,
    • Kendi ile ilgili sorumlulukları öğrenmesini desteklemek (çıkardığı kıyafetleri katlayıp yerine koymak, oyuncak ya da eşyalarını kullandıktan sonra yerlerine kaldırmak)
    • Daha sonra ev ile ilgili sorumlulukları paylaşmasını beklemek (yemekten sonra tabağını lavoboya koymak vb)
    • Son olarak da sosyal sorumluluklar konusunda model olmak (ağaç dikmek, ihtiyacı olanlara yardım etmek, yerlere çöp atmamak) sorumluluk bilinci kazandırmak için önemli adımlardır. 

    Söylemeye Gerek Yok:

    • Dolan çöp kovası boşaltılır.
    • Sofra kurulmasına yardımcı olunur.
    • Kirli çamaşırlar sepete koyulur.
    • Bilgisayardan önce ev ödevleri bitirilir.
    • Herkes kendi odasını düzenli tutar.
    • Telefon konuşmaları 5 dakikayla sınırlıdır vb.

    ÖZGÜVEN

    Özgüvenli çocuklar yetiştirmek hepimizin isteğidir. Özgüven, kişinin yapabildikleri ve yapamadıklarıyla, olumlu ve olumsuz duygularıyla, yetenekleriyle, korkularıyla, kendini doğal olarak kabul edebilmesi ve kendiyle barışık olmasıdır.

    Bireyin sahip olduğu özgüvenin doğuştan mı geldiği yoksa sonradan mı kazanıldığı birçok bilimsel araştırmalara yön veren bir tartışma konusudur. Hepimiz belli kişilik özelliklerini geliştirmeye yönelik olarak dünyaya geliriz. «İçedönüklük» ve «dışadönüklük» de bu kişilik özelliği kategorilerinin arasında yer alır. Her ne kadar dışadönük çocukların özgüvenin daha yüksek olma olasılığı olsa da, «dışadönüklük» genlerinin bazı çocuklarda doğuştan var olması ileride tam anlamıyla özgüvenli olacaklarının garantisi değildir. Bunun yanında doğuştan içedönük ve sakin çocuklar özgüven sıkıntısı çeker diye birşey de yoktur.

    Her bebek doğduktan sonraki birkaç haftada isteklerini talep etme konusunda oldukça
    rahattır. Ancak keşke her çocuk 5 yaşına geldiğinde de aynı şeyleri söyleyebilseydik. Bireyin
    karakteri ve davranışlarının önemli bir kısmı doğuştan belirli olmasına karşın önemli bir bölümü de çevresel etkenlerle şekillenmektedir. Dolayısıyla özgüvenin edinilmesinde doğuştan getirdiğimiz özelliklerden ziyade özgüvenin sonradan nasıl kazanıldığı özellikle merak konusu olmaktadır. Çocukların, ideal olarak, içlerindeki maceraperest ruhu tatmin edebilecekleri, hiçbir kısıtlama olmadan araştırabilecekleri bir çevreye gereksinimleri vardır. Bugünkü koşullarda ortalama bir evde çocukların cesaretinin koşulsuz olarak kısıtlanacağı bir gerçek, ama çocukların merak duygusu ve özgüveninin gereksiz birtakım tehlike ve sınırlamalar nedeniyle engellenmesini de önlemeniz gerekir.
     

    ÇOÇUĞUNUZUN ÖZGÜVENİNİ GELİŞTİRMEK İÇİN BAZI ÖNERİLER 
    • Çocuğa sınırların belli olduğu ve sevginin açıkça ifade edildiği olumlu bir ev yaşamı sağlanmalıdır. Böyle bir ev ortamında yetişen çocuğun, hem akademik, hem de kişisel özgüveninin temeli oluşturulmuştur. 
    • Anne-babanın çocuğundan beklentileri onun yetenekleri ve yapabilirliği ile kıyaslandığında gerçekçi olmalıdır. 
    • Okulla ilgili yetersizliklerinden çok başarılarının üzerinde durulmalıdır. Bir dersten aldığı düşük bir not, diğer dersteki çalışma ve başarısını gölgelememelidir. 
    • Başarıyla sonuçlanmasa bile çabaları takdir edilmelidir. Bir çocuğun anne-babası tarafından, “Öğrenmeye çalışmandan gurur duyuyorum”, “İyi çalışman beni mutlu ediyor” gibi sözlerle yüreklendirilmesi, çocuğun daha çok çaba harcaması için onu motive edecek, mücadele gücünü geliştirecektir. 
    • Başarıları kadar gösterdiği gelişme ve ilerlemeler de çocuğun dün yapamadıkları ile bugün yapabildikleri karşılaştırılarak somut olarak ortaya konmalıdır. 
    • Çocuğa kendi işini kendisinin yapması için fırsat tanınmalı, kendi başına yapabileceği işler bir yetişkin tarafından yapılmamalıdır. 
    • Sosyal becerilerini geliştirmek için sorunu onun adına çözülmemeli, çözüm bulmasına yardımcı olunmalı, alternatifler üzerine düşünmesi sağlanmalıdır. 
    • Başladığı işi bitirmesi konusunda motive edilmeli, destek ve model olunmalıdır. 
    • Başarısız olduğunda nedenlere birlikte bakıp daha sonraki denemeleri için yüreklendirilmeli, mücadele etmesi sağlanmalıdır. 
    • Çocuğun; duygu, düşünce ve inançlarını; açık dürüst ve başkalarının haklarını ihlal etmeden, karşısındaki kişiyi aşağılamadan ve incitmeden ifade etmesi sağlanmalıdır. 
    • Duygularını ifade etmesi, yaşadıklarını paylaşması konusunda ona model olunmalıdır. Konuşmaya başladığında onu sonuna kadar dinlemek, onun anlatmak konusundaki motivasyonunu ve kendini ifadesini arttıracaktır. 
    • Çocuk haklı olduğunda haklılığı vurgulanmalı, haksız olduğunda hataları ve nasıl düzeltilebileceği konuşulmalıdır. 
    • Kendi kararlarını verebilmesi için uygun ortam yaratılmalı ve tercihlerinin sonuçlarına katlanması sağlanmalıdır. 
    • Evde düzenli olarak belli konularda sorumluluk alması sağlanmalı ve aldığı sorumlulukları yerine getirip getirmediği izlenmelidir. 
    • Çocukla konuşurken yere çömelmeli ve onun göz seviyesine inilmelidir; bu ona önemli olduğu mesajını verir. Onun da diğer kişilerle iletişiminde göz teması kurmasına özen gösterilmelidir. 
    • Çocuğun mümkün olduğu kadar farklı sosyal ortamlarda bulunması sağlanmalı, değişik insanları, çevreleri ve ortamları tanıması için fırsat verilmelidir. 
    • Girdiği farklı sosyal ortamlarda başarabileceği görevler alması sağlanmalıdır. 
    • Çocuğun zamanını verimli kullanması için onu yönlendirmek gerekir. Kendi kendisini meşgul edebileceği konular konusunda rehberlik edilmeli, kendine yetebildiğini görmesi sağlanmalıdır. 
    • Hoşlandığı, başarılı olabileceğine inandığı, yetenekli ve ilgili olduğu alanda bir hobi edinmesi sosyalleşmesi ve özgüveninin gelişmesi açısından önemlidir. 
    • Ailedeki tüm bireylerin, kişisel sorunlarını, aile içi sorunlarını, başlarına gelen iyi-kötü olayları konuşup paylaşabildiği ortamlar yaratılmalıdır. Bu toplantılar aile içi uyumu ve huzurlu birlikteliği geliştirecektir. 

    Tüm bunlar çocuğun sosyalleşmesine ve özgüveninin gelişmesine yardımcı olacaktır. Unutulmamalıdır ki özgüven gelişimi bir süreçtir. Tek bir doğru davranışla harika sonuçlar elde edemeyeceğimiz gibi tek bir yanlışımızla da yerle bir olmayacaktır. Gelişim süreci içerisinde çocuk pek çok sorun durum ile karşılaşacaktır. Sizlere düşen görev çocuklarınızın kırılganlıklarını törpüleyerek sorunlarla baş etme becerilerini güçlendirmektir.

  • Çocuk – aile ve iletişim danışmanlık merkezlerinin amaçları ve ne zaman başvurulmalı

    ÇOCUK- AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANLIK MERKEZLERİNİN AMAÇLARI VE NE ZAMAN BAŞVURULMALI

    NEDEN DANIŞMALISINIZ ? AMAÇLARIMIZ…

    Günlük yaşam çabaları içinde sağlıklı iletişimi başarabilme ve yürütebilme yolları hakkında bilgilendirmek.

    Anne-baba modellerinin çocuğun cinsel kimlik kazanmalarındaki rolleri ve gelecekte sorun yaşamamak için yapılabilecekler konusunda bilgilendirmek.

    Anne-baba ilişkilerinin çocuğun ruh sağlığı üzerindeki etkileri, yaşananlar konusunda öneriler sunmak.

    Aile birlikteliğinin önemi ve anne-babanın bu husustaki çabaları neler olabilir? Görüşerek, artıları ve eksileri değerlendirmek.

    Ayrılmış anne-babalara çocuklarının eğitimi ve ruh sağlıklarını koruma yönünde rehberlik yapmak.

    Olumsuz davranışların, yaşlar ve olumsuzluklar ilerlemeden görüşme yolu ile giderilebilmesi çalışmaları yapmak.

    Olumsuz davranışların nedenlerini ve çözüm yollarını detaylandırabilmek.

    Çocukları erken çocukluk eğitim kurumlarına (kreş,yuva, anaokulu, anasınıfı) giden ancak yeteri kadar zaman ayıramayan anne- babalara öneriler sunmak.

    Küçük yaş gruplarında servisle okula bırakılan, yeteri kadar öğretmeni ile iletişim kuramayanlar ya da bilgi almak isteyenlere uzman görüşü sunmak.Çalışan ya da çalışmayan anne olup, çocukları ve aile iletişimleri konusunda sohbet ortamında bilgi almak isteyenlere hizmet sunmak.

    Kendini ifade etmekte zorlananlara, kendisinde eksik olarak gördüğü yönleri olanlara rehberlik yapmak ve ortam sağlamak.

    Komşunun komşuyu tanımadığı büyük şehir ortamında duygularını, yaşam deneyimlerini, güçlüklerini anlatıp, paylaşarak anlatmak isteyenlere ortam sunmak.

    Psikiyatrik rahatsızlık durumuna gelmeden fikir alış-verişinde bulunmak ve destek almak isteyenlere ortam sağlamak.

    Çocuklarda yaşanabilecek duygusal problemlere neden olabilen faktörlerin araştırılması ve ebeveynlerle paylaşılarak çözüm yollarının önerilmesi çalışmaları yapmak.

    Anne- baba ilişkilerinin çocuğun ruh sağlığı üzerindeki etkileri ve çocuk için yapılabilecekler konularında rehberlik yapmak.

    Çocuklarda özgüven gelişimi için yapılabilecekler konusunda aileleri ve öğretmenleri aydınlatmak.

    Özbakım becerilerinin geliştirilebilmesi için anne-babaların yapabilecekleri konularında bilgilendirmek.

    Aile bütünlüğünün önemi bu konuda anne ve babaya düşen görevleri görüşmek (her aileye özel çözüm yollarının görüşülmesi)

    Boşanmış anne-babalara çocuklarının eğitim ve ruh sağlıklarını korumaları yönünde rehberlik çalışmaları yapmak.

    Olumsuz davranışların geç kalmadan, çocuğun yaşı ve olumsuzluklar ilerlemeden görüşme yoluyla giderilebilme çalışmalarını yapmak.

    Olumsuz davranışlar meydana gelmeden ya da ilk anlaşıldıklarında
    aile, aile-okul ortamının düzenlenebilmesi için yapılabilecek çalışmaları görüşmek.

    Çocuklarda yaşanabilecek, duygusal problemlerin nedenlerine inmek, bu problemlere neden olabilecek faktörlerin görüşülmesi, yapılabilecekler hakkında her çocuğa ve aileye özel çözüm yollarını görüşmek.

    Her değişik duygusal problemin kendine özel nedenleri vardır. Bu nedenlerin gereğine göre anne-baba-çocuk-çocuğa bakan kişi ile tek tek görüşmek.

    Duygusal problemler neler olabilir?
    Kıskançlık
    Hırçınlık
    Şiddet eğilimi
    Çalma davranışı
    Saldırganlık
    Öfke
    İnatçılık
    Anne-babadan ayrılmak istemeyen çocuklar(bağımlılık)
    Okul korkusu,okula gitmek istememe
    Uyku sorunları
    Yemek yeme sorunları

    Çocuk beslenmesinde doğru olanlar, yapılan yanlışların düzeltilmesi konularında bilgilendirmek.

    Çocukların temel ihtiyaçlarından olan uyku saatlerinin düzenlenmesi ve yapılması gerekenler hakkında bilgilendirmek.

    Anne-babaların çocuklarındaki bağımsızlık duygularının güçlenmesine yardımcı olma çalışmaları konusunda bilgilendirmek.

    Disiplin problemleri—ödül ve cezanın kullanım özellikleri ve en iyi sonucu alabilme çalışmaları hakkında bilgilendirmek.
    Uyum sorunları
    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu
    Öğrenme problemleri, kişisel gelişim hakkında bilgi ve beceri kazandırmak.

    0-18 yaş dönemi eğitim ve gelişim sorunları hakkında bilgi ve beceri kazandırmak, rehberlik yapmak.

    Okul-öğretmen- çocuk- genç ilişkilerinin düzenleme çalışmalarını yapmak.
    Arkadaşlarla ilişkiler ve ilişkilerde yaşanan sorunları gözden geçirip çözme yolunda görüşmeler yapmak.

    Çekirdek aile ya da geniş ailede kişiler arası iletişimde dikkat edilecek hususlar hakkında rehberlik yapmak.

    Yaşamı kolaylaştırmada, iletişimin olumlu kurulmasının etkilerini hakkında bilgilendirmek.

    Çocuğun günlük yaşamının planlanmasının önemi hakkında bilgi vermek ve çocuğa özel planlama çalışmaları yapmak.

    Çocuklar için seçilecek tv programları, kitap seçimleri, müziğin çocuk üzerindeki etkileri ve eğitimsel amaç için kullanılması çalışmaları yapmak.

    Bilgisayardan en iyi şekilde yararlanma, bilgisayar ve internet kullanımının planlaması çalışmalarını yapmak.

    Çocuklarla, gençlerle tv programlarının, kitapların, internetin olumsuz etkilerinden korunma çalışmaları için iletişimin önemi ve karşılıklı fikir alış-verişinin yapılmasının önemi üzerinde görüşmeler yapmak, konularla ilgili çıkarımlar yapılmasının gerekliliği hususunda görüşmeler yapmak.

    Çocuklarda çevreye ve toplum kurallarına uyum kurallarının paylaşılması, ancak, tehlikeleri ve olumsuzlukları ölçüp tartabilme konusunda görüşmeler ve gereğinde HAYIR diyebilme yollarının öğretilmesi ve bu özgüvenin verilmesi çalışmaları yapmak.

    Bazen, birbirimizi çok iyi tanıdığımızı zannederiz; ancak ortak bir noktada buluşamayız. Dışarıdan bir uzman gözüyle bakıldığında daha iyi tanıma olanağımız olur ve ilişkilerimize başka bir boyuttan bakmaya başlarız. Sohbet ortamında kendini tanıma çalışmaları yapmak.

    0-5 yaş çocuğun kişiliğinin oturduğu bir dönem olduğu için çok önemlidir. Bu dönemde değerlendirilmesi gereken, üzerinde önemle durulması gereken kritik dönemler vardır. Bu, çocuğun geleceğini etkileyecek olan kritik dönemlerde anne-baba ve çocuğa bakan kişiler nelere dikkat edeceklerdir? Çocuğa karşı nasıl davranacaklardır?

    Çocuk büyütme ve eğitme işini nasıl kolaylaştıracaklar ve zevkli bir hale getireceklerdir?

    Çocuk büyütürken eş olmanın önemi ve farkındalığını artırma çabaları hakkında bilgilendirme yapmak.

    Bakıcı, büyükanne- büyükbaba gibi çocukla direkt bakım ve eğitim ilişkisi olan kişilerle görüşmeler yapmak ve eğitimde yeni düzenlemeler yapmak.

    Cinsel eğitimde yaş gruplarına göre ebeveynlerin davranışları nasıl olmalı?
    Çocuklara ve gençlere cinsel eğitim verilirken nelere dikkat etmeli?
    Cinsellikle ilgili sorular karşısında yaş gruplarına göre ebeveynlerin tutum ve yanıtları neler olmalı? Tüm bu soruların yanıtlarını görüşmek.

    Anne- baba tutumlarının çeşitleri ve bu tutumların çocukların gelişimindeki etkilerinin görüşülüp, uygun bir tutum izleme çalışmalarının planlanmasını yapmak.

    Ebeveynlerde ortak tutum ve davranış geliştirmenin önemi, çocuk ve aile ilişkileri için yararlarını görüşmek.

    Ödül ve cezanın kullanımı,uygulanması, gerektiği durumlar, uygulama şekilleri ve yaş gruplarına göre özelliklerinin görüşülmesi, yapılmaması gereken yanlış davranışlar hakkında bilgilendirme çalışmaları yapmak.

    Ahlaki kavramların geliştirilmesi ile ilgili çalışmalar, vicdan gelişimi, doğruluk, dürüstlük gibi kavramların kazandırılabilmesi için dikkat edilecek hususları görüşmek.

    Her zaman için çocukların yanlışlar yapabileceklerini düşünmek; ancak yanlış yapsalar da sığınabilecek bir limanlarının olduğu hissinin kazandırılması hakkında rehberlik yapmak.

    Çocuğun ve gencin isteklerinde uzlaşabilme, herkesin ayrı bir birey olduğu, gruplara uyumda – aynı ayakkabı markasının giyilmesi gibi konuların aileleri zor duruma düşürdüğü – bireysel özelliklerin öne çıkarılmasının önemi gibi konuların görüşülmesi, üretken olabilmenin, çocuk ve gencin eğitimindeki önemi hakkında bilgilendirme yapmak.

    Çocuklara arkadaş değil; arkadaş gibi anne-baba olmanın önemi ve yararları hakkında rehberlik yapmak.

    Oyuncak seçiminde dikkat edilecek hususlar, çocuğun gelişimsel yönünde kuvvetlendirilmesi gereken yönlere uygun oyuncak önerileri sunmak.

    Yeteneklerin geliştirilmesine uygun etkinlik ve malzeme seçiminde rehberlik yapmak.

    Anadil gelişimi ile ilgili çocuğun yakın çevresinin yaş grubuna göre, neler yapabileceklerini görüşmek.

    Dil gelişimini destekleyici etkinlikler hakkında bilgilendirme yapmak.

    Çekingen ve utangaç çocuklar için çözüm önerilerini görüşmek.
    Seçtiğimiz en iyi okullarda çocuklarımız gerçekten hayata hazırlanıyorlar mı? Yoksa yalnızca, sbs, lgs, ygs gibi sınavlara mı hazırlanıyorlar?

    Anne-babalar sadece çocuğu, genci hediyelere boğma ya da isteklerinin hepsini karşılamakla mutlu edeceklerini mi düşünüyorlar?

    Anne- babalar çocuklarına etkili zaman ayırabiliyorlar mı? yaşamın koşuşturması içinde çocuklarımızla ve gençlerimizle ilişkilerimizi nasıl düzenliyoruz? Tüm bu soruların ve daha kapsamlı soruların yanıtları ÇOCUK- AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANLIK MERKEZ lerinde…

    PEDAGOG ÖZNUR SİMAV

  • İşlevsel anne & baba tutumu

    İşlevsel anne & baba tutumu

    Tutarlılık, disiplin için en önemli ilkelerden biridir. Anne-baba çocuğun uygun olmayan bir isteğine birkaç kez “Hayır” dedikten sonra sonunda “Evet” diyorsa, çocuk ısrar etmesinin işe yaradığını öğrenecektir.

    Anne-babanın sözbirliği ve işbirliği yapması disiplin için gereklidir. Anne, çocuğa “Dışarı çıkmadan önce oyuncaklarını topla.” dediğinde; baba, “Bırak gitsin, arkadaşları bekliyor.” diyorsa; çocuk, işine gelen kuralları dinleyecektir.

    Anne-baba, davranışlarıyla çocuğa örnek olduğunu unutmamalıdır. Anne-babanın, öğrettikleri kuralları kendilerinin de sergiliyor olması gerekir. Kardeşine vurduğu için çocuğunu döven bir baba, “Kimsenin kimseye vurmaması gerekir.” kuralını önce kendisi çiğnemiş olur.

    Çocuklar, anne-babaların birbirilerine nasıl davrandıklarını gözlemlerler. Eşini sürekli eleştiren ya da ona alaycı bir şekilde yaklaşan bir babanın yanında, çocuğun kardeşine olumlu ve saygılı davranması beklenemez.

    Anne-babaların çocuklarına karşı tutumlarını etkileyen başlıca faktörler şöyle sıralanabilir:

    Anne ve babanın zihinlerinde nasıl bir çocuk istedikleri konusunda, daha doğumdan önce hayali bir çocuk kavramı oluşur.

    Dünyaya gelen çocuk, anne ve babanın beklentilerine uygun olmadığı takdirde, oluşan kırıklık sonucu, anne-babada reddetme tavrı gelişir.