Etiket: Anne-Baba

  • Çocuğuma Sınır Koyamıyorum!

    Çocuğuma Sınır Koyamıyorum!

    Çocuk eğitimi açısından onlara hem özgür, kendilerini geliştirebilecekleri bir alan tanıyıp hem de gerekli sınırları koyma dengesini kurmanın incelikleri nelerdir? Somut örneklerle açıklayabilir misiniz?

    Çocuklarımızın, sorumluluk sahibi olmalarını istiyoruz. Kendi kendine yetebilen, bağımsız, üretken bireyler olarak yetişmesini, eğitimine önem vermesini, ödevlerini zamanında yapmasını, iyi notlar almasını, giyimine ve temizliğine özen göstermesini, basit ve küçük ev işlerinde yardımcı olmasını, başkalarına saygılı olmasını ve hata yaptığında fark edip düzeltmelerini bekliyoruz. Çocuğun sorumluluk bilinci gelişmesi konusunda 3 tip aile yapısı vardır:

    1- Aşırı koruyucu ve müdahaleci anne-baba tutumu:

    Koruma, kollama, himaye etme normal bir dürtü, anne-babalar için normal davranışlardır. Ancak koruma, kollama çocuğun kendini gerçekleştirmesini engellememelidir. Bu tür anne-babalar, çocuğun çalışkan, başarılı ve anne-babasına bağlı olmasını bekler. Bu aşırı koruma ve müdahale etme davranışı erken çocukluk döneminden başlayarak ileri yaşlara kadar devam edebilir. Bu şekilde yetişen çocuklar devamlı olarak bir yetişkinin koruma ve kollamasına ihtiyaç duyar, özgüvenleri zayıf, sorumluluk almaktan çekinen, zayıf kişiliğe sahip bireylerdir.

    2- Aşırı otoriter ve baskıcı anne-baba tutumu:

    Bu tutumun özelliği anne-babanın çocuğun üzerinde kurduğu baskıdır. Ebeveynler, çocuklarına hâkim olduklarına inanırlar. Onlar için itaat esastır. “Çocuklarım için en iyisini istiyorum” ifadesi çarpıtılarak “çocuğumun en iyi olmasını istiyorum” ifadesine dönüşmüş olabilir. Otoriter anne-baba, çocuğun davranışlarını değerlendirir, kontrol eder, şekil verir ve çocuğun tavırlarına standartlar koyar. Bu tutuma göre anne-babanın yaptığı doğrudur.

    3- Eşitlikçi ve demokratik anne-baba tutumu:

    Bu tutuma göre anne-baba çocuğuna insan olarak saygı gösterir, gelişim basamaklarını izler ve ona uygun davranır. Her çocuğun kendine has biricikliğini kabullenir. Aile içinde özgürce gelişmesine, yeteneklerini açığa çıkarmasına izin verir. Çocuğun barınma, beslenme, korunma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamanın yanında ona “sevgi” gösterir.

    Çocuk Eğitimi Açısından Anne ve Babalar İçin İpuçları

    Kendi yaşam kararlarını alabilen, özgüven sahibi ve bireysel gelişimini sağlıklı şekilde sürdüren çocuklar yetiştirmek için anne ve babalar için basit ipuçları:

    • Çocuğunuza kendi kendine yetmeyi öğretin

    • Çocuğunuzun yaşına, cinsiyetine ve gelişim düzeyine uygun sorumluluklar veriniz.

    • Çocuğunuza güvenin, uygun gördüğünüz konularda ona seçme şansı tanıyın, kendi seçiminin sonuçlarını görmesini sağlayın.

    • Çocuğunuzun gösterdiği çaba ve emeğe saygı duyun.

    Çocuklar, anne ve babalarını rol-model alarak yaşamı tanırlar. Biz onlara nasıl davranırsak, çocuklarımız da yaşamı o şekilde öğrenirler. Çocuklarımızla iletişimde sakin ve sevgi dolu bir ortam sağlanmasına her zaman özen göstermemiz doğru ve gereklidir.

  • Evdeki Ergen

    Evdeki Ergen

    Hayatımızın her dönemi farklı değişimlere ve geçişlere sahiptir. Bebeklikten çocukluğa geçmek, ilkokuldan liseye geçmek, yeni bir eve-işe geçmek, farklı birlikteliklere geçmek, yeni bir eşyaya geçmek… Değişimlere uyum sağlamak, alışmak genellikle sancılı ve zor bir süreç olabilir. Ergenlik dönemi de hormonal, duygusal ve düşüncesel yani psikolojik ve fizyolojik bir çok değişimin gerçekleştiği bir süreçtir. Bu sürecin getirilerini ergenler sadece kendileri yaşamazlar, aynı zamanda çevrelerindeki bireyler de bu süreçten etkilenmektedirler. . Dolayısıyla ergen bu kadar çok değişimden geçerken aslında ergen anne-babası da değişimden geçer, geçmek zorunda kalır. Bu dönem çocukluk ve erişkinlik arasında yer alan, gelecekteki yaşantımıza yön verecek olan kimlik ve kişilik özelliklerimizin oluşmasında büyük rol oynayan, yaşamın en zor ve karmaşık denebilecek bir kesitidir.

    Anlaşmazlıklar, farklı fikirler ve düşünceler hayatın her anında yaşanan bir durumdur. Önemli olan böyle kriz dönemlerini yönetebilmektir. Ergenlik döneminde hızlı büyüme ve değişim ergenin duygularını, davranışlarını kontrol etmesini zorlaştırabilir. Çocukluk ve yetişkinlik arasında kalmışlık hem anne-babanın hem de ergenin tepkilerini, sorunlar ile baş etme becerilerini farklılaştırır. Anne-baba bir taraftan büyüyen çocuklarının daha olgun, daha sorumluluk sahibi davranmasını beklerken, bir taraftan da eskiden olduğu gibi, alıştıkları gibi çocuklarının sözlerinden çıkmamasını isterler. Ergen ise bir yandan daha çok özgürlük ve bağımsızlık isterken bir yandan da davranışlarının sorumluluğunu almayı erteleyebilir ya da reddeder. Anne-baba ve ergen arasındaki çatışmalar temelde bu ikilemlerden kaynaklanır. Ergenlik döneminin tipik tutumları vardır. Bu tutumlar da tüm aileler tarafından benzer şekilde dile getirilerek ifade edilir. Otoriteye karşı gelme, söz dinlememe, eleştirilmeye karşı hassaslık, beğenmeme ve eleştirme gibi… Ergen bu tutumlar ile anne-babasından farklı bir birey olduğunu kanıtlamaya, kendi yeterliliğini kendisine çevresine göstermeye çalışır. Bir yandan da yalnız kalmaktan, hata yapmaktan korkar, anne-babanın ona rehberlik etmesine içten içe ihtiyaç duyar. Ancak zaman zaman bundan hoşlanmıyormuş gibi ifadelerde ve davranışlarda bulunabilirler. Ebeveynler de bu değişimler doğrultusunda çocuklarının bambaşka bir kimliğe sahip olmaya başladığını gözlemleyip kaygılanarak farkında olmadan bu durumlara karşı olumsuz tutum ve davranışlarda bulunabilirler. Eskiden daha uyumlu, söz dinleyen, sorumluluklarında daha dikkat eden bir çocuk kısa bir zamanda bunları yapmamaya ve reddetmeye başlamıştır. İşte tam da bu durumlarda ebeveynler geçmiş yıllarda kullandıkları yöntemleri kullanarak evdeki ergene yaklaşmaya çalıştıklarında ilişkilerindeki sarsıntının şiddeti artmaya başlar. Çünkü ergenin tam da kurtulmak istediği, kanıtlamak istediği şey artık çocuk olmadığıdır. Ancak ebeveynler bunu gözardı ederek çocukmuş gibi davranmaya devam etmek istemektedirler.

    Peki ebeveynlerin ne yapmaları gerekir? Doğru tutumlar ve yöntemler nelerdir? Ergenlerle nasıl daha sağlıklı iletişim kurulur?

    Tüm ailelerin öncelikle hiçbir zaman göz ardı etmemeleri gereken durumlar; aile bireylerinin değerli ve önemli olduklarını bilmeleri, kendilerini güvende hissetmeleri, yakınlık ve dayanışma duygusunu geliştirmeleri, sorumluluk bilincinin artırılması ve karşılaşılan zorluklarla mücadele edebilme becerisinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu bilinçle yaklaşılan tutumlar ve davranışlar sağlıklı iletişim becerisini bunun sayesinde de daha az çatışmayı beraberinde getirecektir. Sağlıklı iletişimde dikkat etmemiz gereken temel unsurlar;

    • Emir verici, gözdağı vererek ya da otorite mercii gibi cümleler kurmadan neyi istiyorsak gerekçesini açıklamalıyız.

    • Ergenin düşünceleri çocukça ya da basit düzeyde gelse dahi ad takma, alay etme, aşağılama ve kıyaslamalardan uzak durulmalıdır.

    • Sürekli kendi yaşantılarınızdan ya da sizin döneminizdeki zorluklardan bahsederek öğütler verilmemelidir.

    • Yaşanan problemler karşısında getirmiş olduğu çözüm önerileri dikkate alınmalıdır, geliştirilmesi gereken noktalar varsa geliştirilebilinir. Ancak ebeveynler kendisini tek çözüm kaynağı olarak görmemelidir.

    • Ergenlerin hayatları ısrarcı ve sürekli sorularla sorgulanıp sınanmamalıdır.

    • Yaptığı olumlu her davranışı doğaüstü bir beceri yapmış gibi abartarak ve sürekli övülmemelidir.

    Ancak her şeye rağmen bazı problemlerle mücadele etmekte güçlük çektiğinizi ya da sorunlarla başa çıkamadığınızı düşünüyor veya gözlemliyorsanız, lütfen sağlıklı ruh sağlığına sahip olabilmek için profesyonel bir destek almayı ihmal etmeyiniz.

  • Okul Korkusu ve Başarısızlığı

    Okul Korkusu ve Başarısızlığı

    Okula başlama çağı tüm anne-babalar ve çocuklar için heyecan verici bir dönemdir. Okul hayatı boyunca çocuklar bireysel ve sosyal gelişim süreçlerinin en önemli basamaklarını tamamlarlar.

    Özellikle ilkokula başlama döneminde bazı çocuklar anne-babadan ayrılmakta zorlanabilirler, ya da okula devam konusunda hiçbir sorun yaşamayan bir çocuk bir anda okula gitmemek için bazı biyopsikososyal tepkiler gösterebilir.

    Okul reddi kavramı okul çağındaki bir çocuğun okula gitmeye karşı gösterdiği endişeli tepkiler olarak tanımlanabilir. Okul reddi üç farklı durumda ortaya çıkabilir; ilk okula yeni başlayan çocukların anne-babalarından ayrılmaktan dolayı duydukları endişe durumudur. Genellikle kısa bir süre sonunda çocuğun uyum sağlaması beklenir. İkinci durum ise çocuğun okul ortamında rahatsız eden ya da korkutan bir durumdan dolayı okula gitmek istememesidir. Örneğin arkadaşları tarafından zarar gören bir çocuğun okula gitmekten korkması olağandır. Üçüncüde ise aileden ayrılma endişesinin yoğun olarak yaşandığı durumlar gözlemlenmektedir. Çocuk evden ve anne-babasından ayrılma durumunda yoğun stres yaşadığı için okula gitmeyi reddedebilir.

    Okul reddi çocuk, aile ve okul çalışanları için ciddi bir problem oluşturur. Okula gitmeyi reddetmek, kısa ve uzun dönemde çocuğun sosyal, duygusal ve akademik gelişimi üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir.

    Yeni okula başlayan 5–6 dönemindeki çocuklar için anne-babalarından ayrılmak, yeni bir sosyal ortama uyum sağlamak, sosyal ilişkiler kurmak zorlu bir süreçtir. Bu dönemde anne-baba tarafından aşırı korunan, kural ve sınırlamalar öğretilmeyen, duygusal olarak yaşının olgunluğuna sahip olmayan çocuklar diğer yaşıtlarına göre daha fazla zorlanmaktadırlar. Ancak bazı durumlarda çocuk okula başlamak için gerekli olgunluğa ve becerilere sahip olsa da okul reddi sorunu ortaya çıkabilmektedir. Okul reddinin ortaya çıkma nedenlerinin çocuğun kişilik özellikleri, aile ortamı ya da okul ortamı ile ilgili etkenlerle ilişkili olduğu belirlenmektedir.

    Bu nedenle anne-baba okul reddi ile karşılaştığında çocuğu endişelendiren ve rahatsız eden sorunun kaynağını dikkatlice araştırmalıdır. Okuldaki öğretmenleri ve uzmanların desteği ile sorun mümkün olan en kısa sürede ve mümkünse okula devamsızlığa en az düzeyde izin vererek çözülmeye çalışılmalıdır. Süreç uzarsa mutlaka bir uzman yardımına başvurmaktan ve profesyonel yardım almaktan kaçınılmamalıdır.

    Okula gitmek istememenin nedenlerini araştırmak için anne-baba olarak sınıf öğretmeninden ve okul danışmanından yardım almanız önemlidir. Çocuğunuz için birlikte, iş birliği içinde çalışmak en etkili çözüm yolu olacaktır. Sorunun ne olduğunu anlamak için çocuğunuzu dinleyin. Onu endişelendiren, üzen, korkutan şeyin ne olduğunu size anlatması için onu cesaretlendirin.

    Okul reddi ile baş etmede en önemli maddelerden biri öncellikle çocuğun okula devam etmesini sağlamaktır. Fiziksel olarak kontrolleri yapıldıktan sonra doktor aksini önermediği takdirde anne-baba çocuğu okula göndermelidir.

    Çocuğun kendisini endişelendiren durum ya da durumlar hakkında konuşmasına fırsat vermek, sorunun nedenlerini anlamaya çalışmak doğru çözümü bulmak için gereklidir.

    Uzun süreli ve şiddetli okul reddi durumlarında profesyonel yardım için aile bir Psikolojik Danışmana başvurmalıdır.

    Sorun çocuk ve aile için ne kadar zorlayıcı olursa olsun, sabırlı yaklaşıp okul reddine neden olan etkenlerin doğru tespit edilmesi ve bunların düzenlenmesi için çaba harcanmalıdır.

  • Ergen Terapisi

    Ergen Terapisi

    Ergenlik çocukluk ile yetişkinlik arasındaki bir geçiş dönemidir. Bu dönemde biyolojik değişimlerle beraber kişide psikolojik değişimler de görülmeye başlanmaktadır. Ergenlik dönemindeki en önemli değişimlerden biri ergenin kimlik arayışı içerisinde olmasıdır. Bu dönemde yaşadığı duyguların şiddetinde artma görülmeye başlanır ve duygu durumları hızlı bir şekilde değişir. Öncesine göre kıyasla daha fazla hayal kurmaya başlar. Ergenlikte arkadaşa verilen değer önem kazanmaktadır. Ergenin arkadaşlarıyla ilişkisi kurması sosyal gelişimi açısından gereklidir. Anne-babanın görüşlerini, fikirlerini kabul etmez, arkadaşlarının düşünceleri ve değerleri ergen için önem kazanmaya başlar. Bu sırada anne-baba ile birlikte vakit geçirmek yerine, içe dönebilir ve yalnız kalmayı tercih edebilir. Bağımsız davranmak ister. Bağımsızlığı için sergilediği davranışlar engellenirse anne-baba ile çatışma yaşayabilir. Bu dönemde gerginlik, huzursuzluk, karamsarlık gibi duygularını anlayacak, ergenin yaşadığı bu durumların bu döneme özgü ve kalıcı olmadığını anlatacak ve onu bu davranışlarından ötürü yargılamayacak bir anne-babaya ihtiyaç duyar.

    Ergenlik döneminde özellikle ergenin sosyal ilişkileri, ders ve başarı konularında motivasyon, aile içi ilişkiler ve ilişkilerde yaşanılan çatışmalar gibi konular ön plana çıkmaktadır. Lise son sınıfta okuyan gençler üzerinde yapılan araştırmada en çok aşağıdaki konularda anne-babaları ile çatışmaya girdikleri saptanmıştır:

    1. Anne babası tarafından eleştirilmek,

    2. Sağlık durumları ile çok ilgilenilmesi,

    3. Evde temizlik konusunda titiz davranılması,

    4. Bir konunun çok uzatılması,

    5. Aşırı şekilde nasihat edilmesi,

    6. Üstlerine çok düşülmesi,

    7. Anne-babanın onu anlamaması,

    8. Akşamları eve geç gelmeye izin verilmemesi,

    9. Evde azarlanması,

    10. Anne-babasının her şeyini öğrenmek istemesi,

    11. Anne-babası tarafından dağınık olduğunun söylenmesi,

    12. Okuldaki ders başarısının tenkit edilmesi

    13. Ailesinin ona baskı yapması

    14. Anne-babanın tartışması.

    Erikson’a göre çocukluk ve ergenliğin olumlu geçmesi, yetişkinliğe de yansıyacak ve bireyin sağlıklı bir yetişkin olarak yaşamasını sağlayacaktır.

    Ergenin terapideki en temel ihtiyacı güvende hissetmektir. Ergen ilk önce güven duygusunu hissetmelidir. Seanslarda güven, gizlilik, saygı kritik noktalardır. Psikoloğun yanında seans içerisinde anlaşıldığını hisseden birey kendisini ve yaşadığı durumları daha rahat açacaktır. Ergenin kendisinin de rızası alınarak, aile işbirliği ile süreç yürütülür. Ergene ve ailesine ilk olarak terapinin ne olduğu anlatılır. Terapist ile ergen arasında terapötik ilişki kurulabilmesi açısından gizlilik ilkesi hassas ve önemli bir noktadır.

    Ergenin kendi hayatının sorumluluğunu alması, kendi hayatı üzerine düşünüp karar verebilmesi ve bu kararı oluşturan unsurların neler olduğunu belirleyebilmek önemlidir. Terapide ergenin kendi yaşadığı problemlerini kendi başına çözme kapasitesine güven duyup bunu geliştirebilmesine yardımcı olunur. Ergenin hayatı ile ilgili istekleri, beklentileri ve hedeflenen değişim ne olduğu belirlenir ve gerçekçi bir zeminde süreç planlanır.

    Ergenlik dönemine özgü, normal gelişim dönemine özgü sorunlar aileleri endişelendirebilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken noktalardan biri yaşadığı durumun ergenin hayatındaki işlevselliğini etkileyip etkilemediği ve sıklığının artıp artmadığıdır. Hem ergenin kendi hayatını hem de aileyi etkileyen durumlar değerlendirilir. Kişinin ihtiyacı ve sorunun niteliğine göre sürecin ne kadar süreceği veya ne sıklıkta görüşüleceği değişebilmektedir.

    Ergenlik döneminde görülebilen problemler;

    • Kaygı Problemleri

    • Öfke Problemleri

    • İlişki Problemleri

    • Takıntılar (Obsesif- Kompulsif Bozukluk)

    • İletişim Problemleri

    • Aile İçi Çatışmalar / Problemler

    • Alkol / Madde Kullanımı

    • Duygu Durumundaki Değişimler

    • Akademik Başarısızlık

    • Sınav Kaygısı

    • Yeme Bozuklukları

  • Çocukların Yanında Tartışırken Anne Babaların Dikkat Etmesi Gerekenler

    Çocukların Yanında Tartışırken Anne Babaların Dikkat Etmesi Gerekenler

    “Çocuğun önünde tartışmayalım.” Birçok anne-babadan duymuşumdur bu sözü. Hatta eskiden ben de böyle düşünürdüm. Çocuğun önünde tartışmanın çocuğun psikolojisini bozacağını, çocuğun duyduklarından olumsuz etkileneceğini birçok anne-baba düşünebilir ve böyle bir durum yaşandığında suçluluk duygusu hissedebilir. Çocuğun yaşanılan tartışmayı gidip okulda arkadaşlarına, öğretmenine ya da duymasını istemediğimiz diğer aile bireylerine anlatabileceği de düşünülebilir. Böyle düşünen anne-babaları biraz olsun rahatlatmak istiyorum. Çünkü çocuğun önünde tartışılmasının çocuğun psikolojisini bozmayacağını öğrendim ve bu konuda gerçekten içim rahat. Sizler de korkmayın. Çocuğun önünde tartışabilirsiniz. Hatta çocuğun önünde tartışmak gerekli ve yararlıdır da diyebilirim. Ama tabi ki tartışmayı nasıl yönettiğimiz, tartışırken birbirimizle nasıl bir uslup kullandığımız, vücut dilimizin nasıl olduğu, tartıştığımız kişiyle aramızdaki saygı ve sevgi bütünlüğünü ne kadar koruyabildiğimiz çok önemlidir. Bütün bunlara dikkat edilerek yapılan bir tartışma aslında çocuğumuzun sorun çözme becerilerine katkı sağlayacaktır. Çünkü o da bizden öğrenir aslında duygularını nasıl ifade edebileceğini ve karşına çıkan sorunlarla baş edebilmeyi. Bu nedenle yaşadığımız tartışma aslında çocuklarımızın doğru şekilde ve düzeyde nasıl tartışılabileceğini, sorunların nasıl çözümlenebileceğini gözlemlemesi için bir fırsat niteliği taşır. Bu fırsatı değerlendirip yararlı veya gerçekten zararlı hale getirebilmekse bizim elimizdedir. Çocuklar uyuduktan sonra yapılan tartışmalarda ya da çocuk varken çıkan tartışmanın, çocuk uyuduktan sonra devam etmesinde ya da çocuk odasına gönderilerek yapılan tartışmalarda veya anne-babanın kendi odasına geçip, çocuğa televizyonu açtığı ya da meşgul olacağı başka bir şey verdiği, “buradan çıkma” dediği tartışmalarda çocuk maalesef herhangi bir gözlem şansı bulamaz.  Bulamadığı gibi kafasında soru işaretleri de oluşturur. Noldu acaba, neden tartışıyorlar? Ben ne yapabilirim gibi. Çocuk uyumadan önce tartışarak birbirini yiyen anne-baba belki sabah uyandığında hiç birşey olmamış gibi de davranıyor olabilir. Böyle bir durumda çocuk tartışmanın nasıl çıktığını gözlemlemiş , ancak nasıl sonuçlandığını gözlemlememiş olacaktır. Belirsiz olan bu kısmı ise kendi kendisine tamamlamaya çalışsa da yarım kalır. Tartışma sırasında başka bir odadaysa sizi yarım yamalak duyacağı için kafasında farklı yorumlamalar ya da yanlış anlamalar da oluşabilir. Bütün bunları engellemek için anne-babanın aralarında çıkan tartışmanın nedenini, tartışama sırasında neler hissettiklerini , sonunda nasıl anlaştıklarını ve çözdüklerini birlikte ifade etmeleri yararlı olacaktır. Unutmayalım ki sorun çözme becerileri doğuştan gelmezler, öğrenilerek kazanılırlar ve çocuklar için bu becerilerin öğrenilebileceği yerlerden biri de aile ortamıdır. Ve çocuklar söylediklerimizden daha çok model aldıkları davranışlarımızı yaparlar.

  • Özgüven Gelişimi

    Özgüven Gelişimi

    Özgüven, kısaca kendimize verdiğimiz önem olarak tanımlanmaktadır. Bu özellik bizde doğuştan yoktur ancak geliştirilebilir niteliktedir. Bu konuda ailenin etkisi oldukça büyüktür. Anne-babanın desteğiyle çocuğun özgüven gelişimine de katkı sağlanabilir. Sevgi dolu yetişen bir çocukla, sevgisiz ve ilgisiz büyüyen bir çocuk arasında özgüven gelişimi konusunda büyük farklar vardır. Aile; sevgi, ilgi, destek konularında gerekli özveriyi sağlarsa çocuğun özgüven gelişimi sağlıklı bir şekilde ilerler. Özgüven, aynı zamanda çocukların başarılı bireyler olabilmesinde de en büyük etkilerden biridir. Kendine güvenen kişilerin başarma konusunda gereksiz kaygıları yoktur. Bu sebeple daha yaratıcı, daha girişken kişiler olmakla birlikte başarısızlık konusunda karamsar fikirlerden uzaktırlar.

    Özgüven gelişimi nasıl desteklenmelidir?

    -Kendini değerli hissetmeli

    Çocuğun özgüveninin gelişmesi için kendini iyi hissetmesi ve kendiyle barışık olması önemlidir. Çocuğa değer vererek ve gelişimine destek sağlayarak kendilerini iyi hissetmelerini, böylelikle de kendileriyle barışık olmalarını sağlayabiliriz

    -Çocuktan beklentiler yaşına uygun olmalı

    Ailelerin çocuktan beklentilerinin yaşına uygun olması oldukça önemlidir. Bu beklentilerin çocuğun yaşının altında olması ya da hiç olmaması, çocuğun kendini geliştirmesi konusunda desteklenmemiş olduğunu gösterir. Böylelikle çocuk beklentilerin karşılanması konusunda ailenin ona güvenmediği hissine kapılır, kendini değersiz ve yetersiz hisseder.

    Yaşının üzerindeki beklentiler de çocuğu olumsuz etkilemektedir. Çocuktan yapabileceğinden fazlasını beklemek onu zora sokar. Kendisinden beklenilenin üstesinden gelemediğinde hevesi ve motivasyonu düşer, yetersizlik hissine kapılır.

    -Huzur ve güven olmalı

    Yetiştiği ortamın huzurlu ve güvenli olması, bir birey olduğunun ve ona değer verildiğinin farkında olması, duygu ve düşüncelerine önem verilmesi, yönlendirmenin ve desteğin verildiği bir ortam olması, kabul görmesi ve hislerinin tanınması çocuğun özgüven gelişimine katkı sağlamaktadır.

    -Örnek olunmalı

    Anne-baba çocuğa davranışlarıyla örnek olmalıdır. Özgüveni tam olan aileler bunu da çocuklarına yansıtır. Hatalarını, eksik yönlerini çocuğa itiraf etmekten kaçınmamalılar. Özgüven, aynı zamanda eksikliklere, başarısızlıklarla barışık olup onlara da sahip çıkmaktır. Pozitif yaklaşmak çocuğa da güven vermektedir. Anne-baba çocuğuna güvenirse çocukta kendine güvenir ve daha cesaretli olur. Bu konuda başka çocuklarla kıyaslama yapmak çocuğu olumsuz etkilemektedir. Her çocuğun farklı yetenekleri, farklı gelişim özellikleri, farklı karakterleri vardır. Aynı kefeye sokmaya çalışmak, aynı beklentiye girmek başaramadığı noktalarda çocuğu karamsarlığa, içe kapanıklığa iter.

    -Karar vermeleri için fırsat verilmeli

    Anne-babalar çocuklara karar vermeleri, kendilerine küçük hedefler koymaları ve bu hedeflere ulaşmaları konusunda destek vermelidir. Kendi seçimlerini yapmaları ve bunları yaşamaları konusunda fırsat verilmelidir.

    -Sorumluluk almalı

    Gerekli yerlerde, gerekli yönlendirmelerle birlikte çocuklara sorumluluk almaları konusunda destek verilmelidir. Çocuğun aldığı zor sorumluluklarda ya da ona verilen zor görevlerde anne-babanın desteğini almak da çocuğa iyi gelecektir. Çocuk sorumluluk konusunda ilk olarak yönlendirilmeli, destek verilmeli, zorlandığı noktalarda bunun açıklaması yapılmalı ve destek yavaş yavaş azaltılmalıdır.

    -Suçlanmamalı ve karakteri eleştirilmemeli

    Yaptığı yanlışlar ve başarısızlıklar konusunda onu suçlayıp, eleştirmek vazgeçmesine sebep olurken, açıklayıcı konuşmalar yaptığımızda durumu anlayamaya ve çaba harcamaya teşvik etmiş oluruz.

  • OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE BESLENME

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE BESLENME

    Okul öncesi dönemde çocukların beslenme alışkanlıkları gelişimin önemli bir yönünü
    oluşturmaktadır. Çocukların ne yedikleri iskeletteki büyümeyi, beden şeklini ve hastalıklara
    karşı olan bağışıklık düzeyini etkiler.(Santrock, 2011) Bu nedenle, çocukta doğru bir yeme
    alışkanlığı oluşturmak son derece önemlidir.
    Çocuklarda yeme alışkanlığını etkileyen faktörlerin en başında çocuğun bakımını
    sağlayan kişinin yani anne-babasının davranışları gelmektedir. İlk çocukluk dönemindeki
    yeme davranışı, çocuğun bakımını sağlayan kişi çocukla beraber, düzenli bir yeme
    programıyla yemek yediğinde; çocuğa sağlıklı yemek yeme konusunda model olduğunda,
    yemek zamanlarını keyifli hale getirdiğinde ve belirli beslenme biçimlerine katıldığında
    gelişmektedir. (Santrock, 2011)
    Çocuklar için beslenme, uyku gibi temel gereksinimlerin belli bir rutinde olması son
    derece önemlidir. Araştırmalar, düzenli beslenen ve uyuyan yetişkinlerin bu alışkanlıkları
    büyük ölçüde çocukluk zamanlarında kazandıklarını göstermektedir. Ayrıca yemek yemesi ve
    uyuması belli bir rutine bağlı olmayan çocuklarda, yemek ve uyku açısından davranış
    problemleri ile karşılaşılmaktadır. Bunun nedeni, özellikle okul öncesi dönemdeki çocukların,
    sosyo-duygusal gelişim açısından sürekli sınırları test eden bir yapıya sahip olması ve
    kendisine söylenen ve yapılanları unutmamasıdır. Eğer bir çocuk bir gece 21:00'de yatıyor, bir
    diğer gece 23:00'de yatmasına ses edilmiyor ise; çocuk 21:00'de yatması istendiğinde bu
    sınıra itiraz edecek ve inatlaşmaya gidecektir çünkü önceden buna ses çıkarılmadığını
    bilmektedir. Yemek konusunda da aynı şey geçerlidir. Örneğin aile düzenli bir yemek yeme
    rutinine sahip değilse, çocuk anne-baba kendi istediği saatte yemek yedirmek istediğinde
    problem çıkaracaktır.

    Çocuk için anne-babanın ne söylediği kadar ne yaptığı da son derece mühimdir.
    Örneğin, sofrada anne tabaklara brokoli koyuyor kendisi yiyor ancak baba bu yemeği
    yemiyorsa, büyük ihtimalle çocukta brokoli yemeyecektir. Çünkü burada çocuk, model alarak
    öğrenmektedir. Babasının brokoli yemediğini öğrenen bir çocuğun brokoliyi yemesini
    beklemek doğru değildir. Anne-baba olarak sağlıklı yemek yeme konusunda model olmaktan
    kasıt budur. Çocuklar anne babasının beslenme alışkanlığını kopya eder. Sürekli et yiyen bir
    ailede, anne çocuğuna arada sebze yedirmeye çalışıyor fakat bunu başarmakta zorluk
    çekiyorsa bunun sebebi sebze yemenin belli bir rutinde gerçekleşmemesi ve çocuğun ailenin
    beslenme alışkanlığını kopya etmesinden kaynaklanmaktadır.
    Yemek yerken televizyonun açılması, çocuğun i-pad, telefon gibi cihazlarla
    oyalanması yanlış tutumlardandır. Çocuklar en başta bu gibi oyalayıcılarla yemek yiyebilir
    ancak bir süre sonra bunlar dahi onun yemek yemesi için yeterli olmayabilir. Aynı zamanda
    bu şekilde bir yeme alışkanlığına sahip çocukların yetişkinliklerinde de bu tutumu
    sürdürmeleri ihtimali yüksektir. Televizyon karşısında yemek yeme; obezite, yüksek kolestrol
    gibi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Leann Birch’in araştırmasına göre, problem
    televizyon izlemekten değil, televizyon izlerken yenilen yemek miktarına veya tadına dikkat
    edilmediğinden, fazla yemek yemekten kaynaklanmaktadır. (Birch, 2006)

    Neler Yapılabilir?

     Günümüzde annelerin de çalışma hayatına katılması, çalışma saatlerinin uzaması, çalışan
    annelerin yorgun olması gibi sebepler yemek saatlerinin belli bir rutine ayarlanmasını
    zorlaştırmıştır. Ancak çocuklar bir ailenin en değerli hazinesidir, bu yüzden onlar için
    özveride bulunulması oldukça önemlidir. Bu nedenle kahvaltı, öğle yemeği, akşam
    yemeğinin belli bir rutinde olmasına dikkat edilmelidir.

     Anne-baba ya da bakım veren diğer kişilerin sağlıklı yemek yeme konusunda model
    olması gerekir. Anne-babanın da yemek seçmemesi gerekir. Ayrıca anne-baba ben eve
    gelirken atıştırdım diye akşam yemeğinde sofraya oturmuyorsa ya da oturup bir iki bir
    şey yiyorsa çocuğunun da onu taklit edebileceği unutulmamalıdır.

     Yemek yerken çocuğun sadece yemek yemeye odaklanmasına dikkat edilmelidir.
    Televizyon, telefon gibi cihazlar yemek yerken kapalı ve uzak tutulmalıdır. Yemekler

    masada yenilmeli, televizyon karşısında koltukta, çocuk oyuncaklarıyla oynarken yemek
    yedirmekten kaçınılmalıdır.

     Yemek yemeyi çekici hale getirmek için çocuğa özel çatal kaşık tabak kullanılabilir.
    Örneğin çocuk Spiderman karakterini seviyorsa, yemeği Spiderman tabağında
    sunulabilir.

     Çocuk sebze yeme alışkanlığı kazanmamışsa, bu alışkanlığı kazandırmanın zorlu
    olabileceği ve uzun sürebileceği unutulmamalıdır. Başlangıç olarak sebze yemekleri
    tadımlık olarak ana yemeğin yanına eklenebilir. Anne baba olarak mutlaka bu esnada
    sizin de bu yemeği yemeniz gerektiği unutulmamalıdır. Yemeği yerken anne baba olarak
    birbirinize “Mmm ne kadar da lezzetli olmuş.”, “bu yemek çok faydalı beni hastalıktan
    koruyacak” tarzı cümleler söyleyerek çocuğunuzun o yemeği yeme konusundaki
    merakını kamçılayabilir, sizi taklit etmesini teşvik edebilirsiniz.

     Yemek yemediği için çocuğu cezalandırmak, kısa vadede işe yarasada uzun vadede işe
    yaramaz. Yemek yemediği için çocuğu bir şeylerden mahrum bırakmak onun için yemek
    yemeyi bir koşul, görev haline getirir. Eğer çocuk bir öğünü yememek konusunda sizinle
    inatlaşmaya giriyorsa ısrar edilmemelidir. Ancak ilk önce, bir diğer öğüne kadar yemek
    yiyemeyeceği, aç kalacağı anlayabileceği şekilde ona anlatılmalıdır. Eğer buna rağmen
    yememekte inat ediyorsa, bir diğer öğüne kadar çocuğa yemek verilmemelidir. Örneğin
    çocuğunuz öğle yemeği yemediyse akşam yemeğine kadar çocuğunuza herhangi bir şey
    yedirmeyin. Özellikle bu öğünler arasında çocuğunuza cips, çikolata gibi abur cuburlar
    vermekten kaçının. Aksi takdirde çocuğunuz yemek yemediği için ödüllendirilmiş gibi
    olacaktır. Eğer ara öğün olarak çocuğunuzun meyve yeme alışkanlığı varsa bunu devam
    ettirin ancak yemek yemediği için normal rutinden fazla meyve yedirmeyin. Eğer ara
    öğün akşam yemeğine yakın yedirilirse, çocuğun iştahının tıkanabileceği
    unutulmamalıdır. Akşam yemeğinde ise öğle yemeği yemediği için tabağın tepeleme
    doldurulmaması gerekir. Normal öğün miktarını verin, eğer kendisi isterse fazlasını
    koyun.

  • Çocuklara Alışkanlık Kazandırma

    Çocuklara Alışkanlık Kazandırma

    Alışkanlık kazandırma sürecinde atılan adımlar nasıl olmalı?

    Çocuklarda alışkanlık kazanma taklide dayanır. Çocuk için en önemli taklit figürleri, anne-babadır. Bu sebeple anne-babaların davranışları çocuk tarafından en çok taklit edilen davranışlardır. Anne-babanın sık yaptığı davranışların çocuklar tarafından alışkanlık haline gelmesi olağandır. 

    Alışkanlıklar kazandırmak için en önemli yol, bu alışkanlıkların anne-baba tarafından yapılması ve devamlı olmasıdır. Bir diğer önemli bir husus da çocuğun bu alışkanlıkları yapabilme becerisine sahip olmasıdır. Ayrıca bu alışkanlıkların çocuğa sağlayacağı faydaları ve hayatına katacağı güzellikler de çocuğun anlayacağı şekilde anlatılmalıdır. Ayrıca bu alışkanlıklar o toplumda ve kültürde de yer edinmiş olmalıdır. Aksi halde bir süre sonra çocuklar bu alışkanlıkları sorgulamaya ve alternatifler üretmeye başlayabilir.

    Kitap okumayan bir çocuğa ne yapmalı?

    Kitap okuma alışkanlığı anne-babanın çocuğa daha küçük yaşlardan itibaren hikaye okumasıyla başlar, daha sonra çocukların resimli hikaye kitaplarından nesne ve kavramları öğrenmesiyle devam eder ve çocukların okumayı öğrendikten sonra bilgi kaynağı olarak kitabı kullanmalarıyla sonlanır. Kitap okuma konusunda kesinlikle zorlama olmamalı. Düzenli ve çocuğun sevebileceği konularda kitap okunması sağlanmalıdır. Anne-babaların çocuklarıyla beraber kitap okumak için bir zaman ayarlamaları faydalı olabilir. Yine evde kütüphane veya kitap dolabının olması çocukları kitap okuma konusunda heveslendirebilir. Kitap okunduktan sonra çocukların kitaptan öğrendikleri ve bunu hayatlarına nasıl yansıtabilecekleri sorgulanır. Ayrıca kitap okuduğu için çocuklar sevdiği şeylerle ödüllendirilir. Buna rağmen bazı çocuklar okumayı sevmiyorlarsa ve zorlanıyorsa bu çocuklarda okuma güçlüğü (disleksi) olabilir. Okuma güçlükleri genellikle çocuğun okuma eğitimi tamamlamasına rağmen okuma hızının yavaş olması, harfleri karıştırması ve kelimeleri bir kısmını uydurma veya yutmasıyla seyreden bozukluktur. Bu çocukların zekasında problem olmamakla beraber öğrenme şekilleri ve hafıza becerilerinde problem bulunmaktadır. Bu çocukların beyinleri görsel ve işitsel verileri farklı kodladığı için öğrenme de farklı olmaktadır. Yine dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda çabuk sıkıldıkları ve odaklanma problemleri yaşadıkları için sıklıkla okuma alışkanlığı kazanmakta zorlanırlar. Kitap okumanın ders çalışmaktan ayrı tutulması gerekiyor. Çünkü ders çalışmak bir sorumluluk, görev ise kitap okuma bir hobi veya faaliyet olarak değerlendirilir. Ayrıca ders çalışmak hayatın belli dönemlerinde gerekli iken kitap hayat boyu faydalı ve gereklidir.

  • Çocuklarda kilo problemi ve obezite

    Anne-Baba Obez Çocuğunu Genellikle Sağlıklı Görüyor

    Obez çocukların anne-babaları çocuklarını sağlıksız olarak değerlendirmiyor ve aşırı kilonun ya da hareketsizliğin sağlık açısından getireceği sonuçları fark etmiyor. Bu yeni araştırma çerçevesinde, Providence, R.I.’de bulunan Hasbro Çocuk Hastanesi’ndeki obezite kliniğine devam eden çocukların anne-babaları ankete tabi tutuldu.

    Anketler “Anne-babaların üçte birinin çocuklarının sağlığını mükemmel veya çok iyi” olarak değerlendirdiğini ifade ediyor. Rhee anne-babaların çocuklarının kilo vermesine yardımcı olmaya hazır olma durumunu değerlendirmek amacıyla 200’ü aşkın aileye anket uyguladı. Sonuç olarak, anne-babaların yüzde 28’inin çocuklarının kilosunu sağlık açısından endişe verici bulmadığını ortaya koydu. Ancak, çocuklukta yaşanan obezite kalp hastalıkları ve tip 2 diyabet riskleri dâhil olmak üzere, sağlık açısından hem orta hem de uzun vadede ciddi sonuçlar doğuruyor.

    Rhee’nin bulgularına göre, anne-babalar egzersizi arttırmak yerine, çocuklarının yeme alışkanlıklarını iyileştirmeye yöneliyor. Anne-babaların yüzde 61’i yeme alışkanlıklarını değiştirmeye çalıştığını belirtirken, yalnızca yüzde 41’i çocuklarının hareket düzeyini arttırdığını ifade etti.

    Obez olan anne-babaların ise çocuklarının alışkanlıklarını değiştirmesine yardım etme olasılığının daha düşük olduğu tespit edildi. Çocukların büyük çoğunluğu – yüzde 94’ü – obezdi ve çocuk doktorları, bu çocukları kilo vermeleri için kliniğe sevk etmişti. Geri kalan yüzde 6 ise fazla kiloluydu.

    Ebeveynlerin kendi kilo durumunun, çocuklarının yeme alışkanlıklarında değişiklik yapmaya olan isteklerini etkilediği görüldü. Rhee şu ifadeleri kullandı:

    Ankette buna özel bir soru bulunmadığından, araştırmacı bu bulgunun nedenini belirtemiyor. Ancak, Rhee ebeveynlerin cesaretlerinin diyet konusundaki kendi başarısız girişimlerinden dolayı kırıldığından şüpheleniyor.
    Çalışmada yer alan çocukların ortalama yaşı 14, yaş aralığı ise 5 ila 20 olarak belirlendi.

    Gelir, ırk veya etnik köken anne-babaların çocuklarının beslenme düzenini değiştirme çabalarını etkilemezken, gelir etkeninin ebeveynlerin çocuklarını egzersize yönlendirme durumunda bir rol oynadığı tespit edildi. Yıllık gelirleri düşük olan anne-babaların çocuğu egzersize teşvik etme olasılığı daha düşük bulundu. Ankette, bunun nedenleri sorulmadı.

    Anne-babalarsık sık çocuklarının kilo sorununu “büyüdükçe aşacağını” söyler, bizde onlara bu düşüncenin çok tehlikeli olduğu konusunda uyarıda bulunuruz. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezine göre, obez olan çocukların yetişkinlikteki obezite olasılığıda yüksektir.

    Muinos, fazla kilolu çocukların anne-babalarına iyi beslenme alışkanlıklarının ve düzenli fiziksel aktivitenin erken safhada başlatılmasının çok önemli olduğunu söylüyor. Kendi ifadesiyle,

  • Benlik Kavramının Gelişiminde Ailenin Yeri

    Benlik Kavramının Gelişiminde Ailenin Yeri

    Benlik kavramı ve benlik saygısı, benlik psikolojisi ve sosyal psikoloji literatüründe önemli yere sahip olan kavramlardan biridir. Yetiştirilme biçimi, sosyo-ekonomik düzey, anne-baba tutumları, fiziksel sağlık, okul başarısı ve arkadaşlık ilişkileri başta olmak üzere bireylerin benlik saygısı düzeylerini etkileyen ve bundan etkilenen pek çok faktörden söz etmek mümkündür.
    Benlik, tüm insanların gelişimsel süreçleri içinde ebeveynleri ve diğer insanlarla etkileşim ve deneyimlerinin bir sonucu olarak geliştirdiği örgütlenmiş bir düşünce, duygu ve davranış ağıdır.
    Benlik saygısı; çocuğun kendi değer, yetenek ve başarılarına bağlı olarak kendisi hakkında oluşturduğu doğal  duygular sonucu ortaya çıkar. Çocuğun benlik imajı ilk olarak aile içinde  gelişir. Çocuklar, ebeveynlerinin kendilerine ilişkin duygularından ve algılamalarından büyük ölçüde etkilenirler. Benlik saygısının gelişimi anne veya anne yerine geçen kişinin çocuğa gösterdiği ilgi ve uygun yansımalı ilişkiye bağlıdır. Çocuklar, ebeveynlerinin kendilerine  ilişkin duygularından ve algılamalarından büyük ölçüde etkilenirler. Başkalarının saygısı ve olumlu duygusal etkileşimi kişide kendini sevmeyi geliştirir. Bu sayede duygusal kendilik ve egemenlik oluşur. 
    Bireyin gelişiminde önemli etkiye sahip en önemli değişken anne-babaların çocuklarına ilişkin tutumlarıdır. Çocuk dünyaya geldiği anda  ilk etkileşimde bulunduğu kişiler aile bireyleri ve özellikle anne-babasıdır. Bu etkileşim çocuğun tüm yaşamı boyunca devam eder. Çocuğun kişilik yapısının oluşmasında anne-baba etkisinin önemli bir yeri ve değeri vardır. Uyumlu ve özgür bir ailede, tutarlı ve sağlıklı ilişkiler içinde yetişen çocuk, özerk bir birey olarak yetişkin yaşamına ulaşabilir. Özerklik gereksinimi kişinin eylemlerinin kontrol edildiği ya da o eylemlerde bulunmaya zorlandığını hissetmesi yerine, eylemlerinde, kendi adına karar verebildiğini duyumsamasıyla ilgilidir. Aile, sağlıklı gelişim üzerinde en önemli etkiyi gösteren sosyal çevredir. Bu sürecin en önemli adımını ise anne-baba desteği ve katkısı ile aile içerisinde değerlerin ve inançların içselleştirilmesi oluşturmaktadır.
    Ergenlik süresince, anne-babanın çocukları ile kurdukları olumlu ilişkilerin; ergenlerin, iyi oluş düzeyleri, benlik saygısı, uyum becerileri ve özerk-benlik gelişimleri, sosyal beceri ve çevresine uyum sağlama düzeyleri üzerinde etkili olduğu belirtilmektedir. Bununla birlikte bir çok araştırma bulgusu anne-baba iletişiminin ve katılımının yüksek düzeyde yaşandığı aile ortamlarında yetişen çocukların olumlu davranışlar sergiledikleri ve kişilik gelişiminde avantajlı olduklarını ortaya koymaktadır. 
    Günümüzde benlik saygısını etkileyen birçok faktör araştırılmaktadır. Yüksek düzeyde benlik saygısı aile ile olumlu iletişim, kişinin kendi hayatı üzerinde kontrole sahip olduğu duygusu, orta derecede risk alma isteği ve etkili bir kişi olduğunu hissetmesi gibi faktörlerle ilişkilidir.  En alt düzeyde benlik saygısı ise çoğunlukla ebeveyn baskısı gibi faktörlerle ilişkilidir Ebeveyn tutumu; anne, baba ve çocuk arasındaki etkileşimin türüne denir.  Çocuğa karşı takınılan anne-baba tutumlarını etkileyen birçok faktör vardır, bu faktörler arasında; anne babanın beklentileri, toplumun değer yargıları, anne ve baba olmaya hazır olma, anne ve babanın kendi çocukluk deneyimleri, anne ve baba arasındaki ilişki, çocukların sayısı vb. sayılabilir. Farklı ebeveyn tutumlarını ayırt etmeye yönelik çalışmalar arasında Baumrind (1966) tarafından ileri sürülen ve “otoriter”, “açıklayıcı/otoriter” ve “izin verici” olarak adlandırılan üç stil geniş kabul görmüştür.
    Otoriter tutum sergileyen ebeveyn tutumunda anne babanın kabul ve ilgisi düşük iken çocuk üzerindeki kontrol çok yüksektir. Otoriter anne-baba sevgisini, çocuk onların istediği gibi davrandıkça, şartlı gösterir. Sevgiyi bir pekiştireç olarak kullanır. İstenen davranışlar da çoğunlukla gelenek ve daha üst otoritelerce saptanmış kurallara uygun davranışlardır. Anne baba, kendisini toplumsal otoritenin temsilcisi olarak görür. Mutlak itaat bekler. Çocuğun davranışları katı standartlarla değerlendirilir, hata ve yanlış yapma hakkı tanınmaz. Baskı ve katı disiplin çocuğun kendini kabul ettirmesini zorlaştırır, uyumsuzluk görülür. Çocuk evde anne-babasında gördüğü olumsuz tutumları, diğer yetişkinlerle ve yaşıtları ile olan iletişiminde de uygular. Bu tip ailelerde yetişen gençlerle yapılan araştırmalarda, karar verme ve düşüncelerini ifade etme de güçlük yaşandığı ve öfke düzeyinin yüksek olduğu bulunmuştur. (Yavuzer, 2005)
    Açıklayıcı/otoriter anne babalar, çocukları kısıtlayıcı yasaklayıcı olmaksızın denetlerken, aynı zamanda onları bir birey olarak kabul eder, onlara sevgi ve ilgi gösterir. Ebeveyn ile çocuk arasında sözel iletişim kanalları açıktır. Bu tutum içinde yetişen çocuklarda genellikle sosyal yeterlilik, beceri, yardımseverlik, bağımsızlık, düşüncelerini serbestçe söyleyebilen, arkadaş canlısı, diğer insanların gereksinimlerine duyarlı, kendine ve diğer insanlara saygılı, özgüven ve sosyal sorumluluk görülmektedir. (Sprinthall ve Collins’ten aktaran Tunç ve Tezer 2012) 
    Açıklayıcı/otoriter çocuk yetiştirme stilinin çocuklarda “sağlıklı” ve “normal” davranışlarla ilişkili olduğunu belirtmektedirler. Bu konuda yapılan araştırmalar, genel olarak, anne babalarını açıklayıcı/otoriter olarak algılayan çocukların, diğer stillere kıyasla, psikososyal yeterlik ve olgunluk ölçümlerinde en yüksek; psikolojik ve davranışsal bozukluklarda en düşük puanları aldıklarını göstermektedir. 
    İzin verici/şımartan anne babalar, çocuklarıyla çok ilgili, yani tepki verici olan ama onlardan çok az talep eden ve onları çok az kontrol eden anne babalardır. İzin verici/ihmalkar anne babalar ise ne talep edici ne de tepki vericidirler. Bu stile sahip anne babalar çocuklarını bir birey olarak kabul etme, onlara sevgi ve ilgi gösterme ve bir birey olarak olgunlaşmaları yönünde bir çaba göstermezler. 
    Bütün bu çalışmaların ortaya koyduğu ortak bulgunun, çocuklarında özerklik ve psikolojik olgunluğu teşvik eden, iki yönlü iletişimi sürdüren, kontrolü şefkat ve kabul ile birleştirebilen, yani açıklayıcı/otoriter çocuk yetiştirme stillerine sahip anne babaların çocuklarında bütüncül bir olumlu benlik imajı ve daha yüksek bir kendilik değeri ve benlik saygısı geliştirmeyi destekler nitelikte olduğu söylenebilir. (Tunç, 2012)
    Sonuç olarak bütün bu bulguların ışığında, otoriter stilin kabul ve ilgiden yoksun oluşunun çocuğun benlik saygısını olumsuz yönde etkilediği söylenebilir. Açıklayıcı/otoriter stil ile benlik saygısı arasındaki olumlu ilişkinin varlığı netleşirken, diğer stillerin benlik saygısıyla ilişkilerini irdelemeye yönelik çalışmalara gereksinim duyulduğu görülmektedir.

    Kaynakça
    Yavuzer H. (2005) Çocuğu Tanımak ve Anlamak 
    Tunç, A. Tezer, E. (2012) Çocuk Yetiştirme Stilleri ve Benlik Saygısı Arasındaki İlişki, Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi (2012) Cilt 3, Sayı 25