Etiket: Anksiyete

  • YAYGIN ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU

    YAYGIN ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU

    ANKSİYETE ( KAYGI) BOZUKLUKLARI

    Anksiyete bozukluğuya dakaygı bozukluğukişinin işlevselliğini olumsuz yönde etkileyen çeşitli korku, kaygı veya anksiyete bozukluklarınaverilen genel kapsamlı bir isimdir. Panik Atak, Agorafobi, Panik Bozukluk, Özgül Fobi, Sosyal Fobi, Obsesif-Kompulsif Bozukluk, Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu olarak adlandırılan rahatsızlıklar Kaygı Bozuklukları başlığı altına girmektedir. Anksiyeteaslında herkesin günlük hayatta zaman zaman hissettiği normal ve yaygın bir duygudur. Anksiyete ancak kişinin günlük hayatındaki işlevselliğini olumsuz yönde etkilemeye başladığı takdirde sorun olarak kabul edilir. Anksiyetenin tanısı için aşağıdaki ölçütler kullanılabilir.

    • Kişinin anksiyeteden dolayı meslekve aile yaşamında güçlüklerle karşılaşması
    • Arkadaş, komşu, tanıdık ve aile üyeleri ile olan ilişkilerde sorunlara yol açması
    • Günün büyük bir bölümünde kişinin aklını meşgul etmesi
    • Kişinin korku ve kaygılarını kontrol altında bulundurmakta güçlük çekmesi
    • Bu durumun en az 6 aydır devam etmekte olması

    YAYGIN ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU

    Yaygın kaygı bozukluğu, neredeyse her şey hakkında aşırı veya gerçekçi olmayan endişelere kapılmak veya kötü bir şeylerin olacağını hissetmekle karakterize edilir. Bu kaygılı hisler en az altı aylık bir süre boyunca, günün büyük bir kısmında meydana gelir. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha fazla görüldüğü bilinmektedir. Bunun sebebi olarak kadınların hamile kalmak, doğum yapmak ve çocuk yetiştirmekle ilgili kaygıları ile ilgili olabileceği düşünülmektedir. Yaygın kaygı bozukluğu hem psikolojik hem fiziksel semptomları içerir. Psikolojik semptomların arasında kolay sinirlenebilirlik, konsantre olma zorluğu ve gerçekleşmekte olan olayla orantısız olan kaygıyı kontrol edememe bulunuyor. Sürekli endişelenme yüksek oranda strese yol açar veya sosyal , meslekle ilgili veya diğer alanlarda işlev görmeyi engeller. Fiziksel semptomlar arasında huzursuzluk, kolay yorulma, terleme, yüz kızarması, çarpıntı, uykusuzluk, baş ağrısı, kas gerginliği ve ağrısı bulunmaktadır. Yaygın Anksiyete Bozukluğu DSM-4 tanı kriterleri aşağıdaki gibidir:

    A) En az 6 ay süreyle, hemen her gün, birçok olay ya da etkinlik hakkında (işte ya da okulda başarı gibi) aşırı kaygılanma ve kuruntulara kapılma.

    B) Kişi, kendini kuruntulara kapılmaktan alıkoyamaz,

    C) Kaygı ve kuruntu, aşağıdaki altı semptomdan üçüne (ya da daha fazlasına) eşlik eder (son altı ay boyunca hemen her zaman en azından bazı semptomlar bulunur). Çocuklarda sadece bir maddenin bulunması yeterlidir.

    1) huzursuzluk, aşırı heyecan çekme ya da tasalanma

    2) kolay yorulma

    3) düşüncelerini odaklayamama ya da zihnin durmuş gibi olması

    4) irritabilite

    5) kas gerginliği

    6) uyku bozukluğu (uykuya dalma ya da sürdürmekte güçlük çekme ya da huzursuz ve dinlendirmeyen uyku)

    D) Anksiyete ya da kaygı bir panik atak olacağı, genel bir yerde utanç duyulacağı, hastalık bulaşmış olma, evden ya da yakın akrabalarından uzak kalma, kilo alma, birçok fiziksel yakınmaların olması ya da ciddi bir hastalığının olması ile ilgili değildir ve anksiyete ve üzüntü sadece Travma Sonrası Stres Bozukluğu sırasında ortaya çıkmamaktadır.

    E) Kaygı, kuruntu ya da fiziksel yakınmalar klinik açıdan belirgin bir strese ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.

    F) Bu bozukluk bir maddenin ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir ve sadece bir Duygudurum Bozukluğu, Psikotik bir Bozukluk ya da Yaygın bir Gelişimsel Bozukluk sırasında ortaya çıkmamaktadır.

    YAYGIN KAYGI BOZUKLUĞUNDA TEDAVİ

    Yaygın kaygı bozukluğu çoğunlukla psikoterapi ile ilaçlı veya ilaçsız olarak tedavi edilmektedir. En sık yazılan ilaçlar, benzodiazepin olarak bilinen gruba dahil olan alprazolam ve diazepam gibi ilaçlardır. Makul dozlarda alınan benzodiazepin genellikle alışkanlık yaratmaz.Ancak yüksek dozda alınması durumundabu ilaçlar alışkanlık yapar ve yeni öğrenilmiş bilgilerin hatırlanmasını engeller.

  • Kaygı (anksiyete) ve panik bozukluk tedavisi

    Kaygı (anksiyete) ve panik bozukluk tedavisi

    Anksiyete; kaygı, bunaltı, endişe gibi farklı terimlerle de ifade edilir. Anksiyete dediğimiz duyguyu tanımayan yoktur. Sınava girerken, topluluk önünde bir konuşma yapacakken, sevdiğiniz insanların başına bir şey geleceğini düşündüğünüzde, başınızın dertte olduğunu hissettiğinizde kaygı yaşarsınız.

    Kaygı ve korku birbirinden farklıdır. Korku, şimdi ve burada olan somut bir durum, kişi, olay ya da nesneyle ilgili bir duygu iken; kaygı gelecekte olma olasılığı olabilen bir durum ya da olayla ilgilidir. Örneğin, karşınıza birden köpek çıktığında korkarsınız. Ama köpek beni ısıracak diye düşündüğünüzde kaygılanırsınız. Birden karşınıza korna çalarak çıkan bir araba sizi korkutur, ancak her an bir araba gelip bana çarpabilir diye endişelenerek yürüyorsanız, kaygı (anksiyete) yaşıyorsunuz demektir.

    Anksiyete yaşandığında, bazı bedensel duyumlar ortaya çıkar. Kalp atışlarında artış, nefes almada güçlük, ateş basması, terleme, titreme, uyuşma, bulanık görme, kaslarda gerginlik, boğulma ve soluğun kesilmesi derecesine uzanabilen nefes darlığı gibi duyumların da anksiyetenin bir parçası olduğunu çoğu kimse bilmez. Bu nedenle de bu bedensel duyumlar ortaya çıktığında kişi neden olduğunu anlayamaz ve o anda önemli bir bedensel hastalığı olabileceğini düşündüğü için, sıkıntısı panik derecesine ulaşabilir.

    Anksiyete, tehdit veya tehlikeye karşı bir tepkidir. Sinir sistemimizin yarattığı bir alarm sistemidir. İnsanoğlunun ilk ortaya çıktığı dönemlerde, yaşadığı tehlikelerle dolu ilkel ortamda, insan bir tehlikeyle karşı karşıya geldiğinde, hemen kaçma ya da savaşma tepkisini oluşturan otomatik bir mekanizmanın organizmada hâkimiyeti ele alması son derece yaşamsaldı. Bugünün göreceli olarak güvenli dünyasında bile bu gerekli bir mekanizmadır.

    Hayalinizde yolda karşıdan karşıya geçerken üzerinize doğru korna çalarak bir kamyonun gelmekte olduğunu canlandırın. Eğer hiç bir anksiyete duymuyorsanız büyük olasılıkla ezilirsiniz. Ama bedenimizde bulunan alarm sistemi olan anksiyete sayesinde kaçma-savaşma tepkiniz hakimiyeti ele alacak ve sizin daha güvenli bir yere koşmanızı sağlayacaktır. Bu durumun ana fikri çok basittir: anksiyetenin amacı, organizmayı korumaktır, ona zarar vermek değildir. Bu durum olması gereken bir şeydir. Çünkü doğada varlığını bu güne dek sürdürebilmiş olan bir canlıda, onu tehlikelere karşı koruyucu bir mekanizmanın geliştirilmemiş olması (ya da bu koruyucu mekanizmanın ona zarar verici olması da aynı şekilde) saçma olurdu.

    Bilimsel olarak kısa dönemli anksiyete tepkisine kaçma-savaşma tepkisi adı verilir. Böyle adlandırılır çünkü anksiyetede ortaya çıkan bütün psikolojik ve bedensel değişiklikler tehlikeyle ya savaşmaya ya da tehlikeden kaçmaya dönüktürler. Bunun nedeni anksiyetenin temel amacının organizmayı korumak olmasıdır.

    Anksiyete sonsuza dek sürmez veya giderek artan bir tarzda kişiye zarara verebilecek bir seviyeye yükselmez. Anksiyete seviyesi yükseldikten bir süre sonra, sinir sistemi bunu dengeleyecek şekilde çalışır. Tehlike ortadan kalmasına rağmen, bedensel duyumların bir süre daha devam etmesinin nedeni; kimyasal mesajcılar olan adrenalin ve noradrenalinin ortadan kaldırılmasının belli bir süre içinde gerçekleştirildiğidir. Bu nedenle tehlike geçse ve sempatik sinir sistemi tepki vermeyi durdursa bile bu kimyasal maddeler bir süre daha vücudunuzda kalacağı için kendinizi endişeli ve heyecanlı hissedebilirsiniz. Bunun kesinlikle doğal ve zararsız bir durum olduğunu hatırınızdan çıkarmayın.

    Bilimin bize verdiği gerçek verilere göre, anksiyetenin yarattığı bedensel duyumların (çarpıntı, nefes almada güçlük, titreme gibi) yani bu alarm sisteminin insan sağlığını tehdit etmesinden öte, kendini korumaya yönelik bir mekanizma olduğunu biliyoruz artık. Kaçma-savaşma tepkisine (anksiyete) yol açan bu sistemin temel özelliğinin ve amacının organizmayı çabucak harekete geçmeye hazırlamak ve vücudu korumaya dönük olduğu unutulmamalıdır.

    Bütün bunlar ışığında, neden ortada kesinlikle gerçekten korkulacak bir tehlike yok iken panik atak durumunda kaçma savaşma tepkisi ortaya çıkmaktadır?

    Kişi, bu bedensel duyumları ve bedeninde gerçekleşen alarm durumunu yanlış yorumlar ve “kalp krizi geçiriyorum”, “ölüyorum”, “kontrolümü yitireceğim”, “deliriyorum” gibi bir tehlike olduğu sonucuna varır. Bedensel belirtilerin bu şekilde yorumlanması çok korkutucu olduğundan, sonucun panik ve korku olması çok doğaldır. Daha sonra korku ve panik daha fazla bedensel belirti ortaya çıkmasına yol açar ve korku, bedensel belirtiler, korku şeklinde bir kısır döngü ortaya çıkar.

    Peki başlangıçta herhangi bir korku duymadan, nasıl olup da kaçma-savaşma tepkisinde görülen bedensel belirtiler hissedilmektedir?

    Bu belirtilere karşı son derece hassas hale gelirsiniz ve asıl olarak bunlarla bağlantılı hale gelmiş olan geçmişteki panik yaşantıları nedeniyle korku dolu bir tepki verirsiniz. Bu türden bir koşullanmanın sonucunda gündelik uğraşılarınız esnasında ortaya çıkabilecek bedensel belirtiler ve duyumlar sizin paniğe girmenize yol açabilir.

    Örneğin bedensel olarak yorucu bir aktivitede bulunduktan sonra ortaya çıkan nefes darlığı ve terleme, kahve içmenin ardından çıkan çarpıntı veya huzursuzluk duyguları, kalabalık ortamlardaki sıcak ve kirli hava gibi durumlar, uykusuzluğun yol açtığı belirtiler, eğer sıkıntı giderici bir ilaç kullanıyorsanız bunun kandaki düzeyinin düşmesi, ilk defa kullandığınız bir ilacın yol açtığı yan etkiler, bir kısım grip soğuk algınlığı ilaçları, ya da o esnada geçirmekte olduğunuz basit bazı bedensel hastalıklar (midede bir rahatsızlık, grip, soğuk algınlığında ateş ve kalp atışlarında hızlanma yoluyla) paniğe yol açabilir.

    Ne Yapmalı?

    Neden böylesi bir ilk belirtinin ortaya çıktığının çok açık bir nedeninin bulunmadığı durumlarda bile bunu izleyerek ortaya çıkan bedensel belirtilerin kaçma-savaşma tepkisinin bir parçası olduğu ve size bir zarar vermeyeceğinden emin olabilirsiniz. O halde gerçekten %100 bir kesinlikle bedensel duyumların tehlikeli olmadığına inanırsanız, korku ve panik, artık görülmeyecek ve panik ataklar ortadan kalkacaktır. Tabi ki daha önceden panik atak geçirdiğiniz ve belirtileri yanlış yorumladığınız için bu yanlış yorumlamalar otomatik hale gelmiş ve panik atağında yaşadığınız belirtilerin zararsız olduğuna bilinçli bir şekilde kendinizi inandırabilmeniz oldukça güç bir hale gelmiştir.

  • YAYGIN ANKSİYETE (KAYGI DURUM ) BOZUKLUĞU

    Kaygı normal şartlarda hayatın bir parçasıdır.Gündelik yaşam da gün içinde sayısız defa kaygılanırız.İşlerimizi yetiştirirken ve gündelik sorunları çözerken en başından bunlarla kolayca baş edebileceğimizi biliriz.Bazen olağan dışı yüksek kaygı uyandıran olaylarla karşılaştığımız da ise olay anında şiddetli sıkıntı duyabilirsek de ( ani ortaya çıkan bir kaza ,hayati bir karar alma anı yada sevdiğimiz bir dostumuzun ölüm haberiyle sarsılma gibi )
    Bunun dışın da günlük yaşamın getirdiği sıradan konularla ilgili hafif kaygılar duyulabilir ki bu doğaldır. Geçilmesi gereken bir sınav, basit sağlık sorunları , maddi ihtiyaçlar , iş sorunları , çocukların okul ve bakım problemleri bu gündelik kaygıların kaynağı olabilir .Görüldüğü gibi ortada kaygı uyandıracak müspet bir neden vardır ve kişi buna sağlıklı bir tepki göstermektedir.Duyulan kaygının şiddeti de yine kişiden kişiye değişir ve bazen alttaki kişilik patolojileriyle artış gösterir…

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nedir?
    Anksiyete Bozukluğu hali söz konusu ise durum farklı olup süreklilik arz eden aşırı ve sebebi belirsiz, ortada gerçek bir neden yokken ya da basit bir nedeni olsa bile kişinin yaşadığı durumla uyumlu olmayan bir kaygılılık ,endişelilik halinden bahsedilmektedir. Bu denli yoğun endişe, kişinin günlük yaşamını olumsuz etkiler. 
    Hatta anksiyete öyle devamlılık arz edebilir ki kişinin gündelik yaşamını sürdürmesini bile engeller hale gelebilir. 
    Kişinin anlamlandıramadığı ve gerçekten sebebini bilmediği ve başa çıkamadığı yoğun bir içsel sıkıntı olarak tariflenebilecek bir durum mevcuttur.Bireyin iç dünyasında sebebini bilmediği bir çatışma yaşanmaktadır..
    Kişinin işler yolunda olsa bile her şeyin kötü gideceğine ve başına olumsuz şeyler geleceğine dair kaygısı vardır. Bu sürekli yorucu bir beklenti haline dönüştüğünde kişi bunalır. Sürekli olabilecek en kötü sonucu düşünür ve dayanılmaz derecede kendini ve dünyayı berbat algılamasını sağlar..
    Mevcut olaylar ve kötü olasılıklar ile ilgili korku ve yoğun kontrol kaybı duygusu vardır. olumsuz beklentilerin geri dönüşsüz olacağına inanır .Yakınları çoğu defa evhamlı ,vesveseli olarak tanımlarlar onları.sürekli kaygılı olmak,giderek kişiyi iyi uyuyamaz , gece sık sık uyanan biri olur bundan dolayı da yorgun düşer ve dikkati azalır, sabah erken işe gitmesi gereken ve araç kullanan kişiler için hiç de iyi olmayan bir duruma girerler..
    Bu engellenemez hale geleni yoğun endişelilik durumunun en az altı ay boyunca yaklaşık her gün ve neredeyse tüm gün boyunca sürmesi durumu anksiyete bozukluğunun yaygınlığının göstergesidir. toplumda yaklaşık %5 kadar bir oranda hayatının herhangi bir döneminde görülebilirse de yaşlılıkta hemen en sık oranda yaşanır denebilir ve yardım ve tedavi desteği gerektirir.
    Kişide yoğun şekilde hatalı düşünce çıkarımları ve tahammül edilmez bir kaygı söz konusudur.
    Yüksek dozda ki kaygı normalde hayati sağlık sorunları ,çocukların güvenliği ve sağlığını tehdit eden durumlar,ailemizin ve sevdiklerimizin hastalık ,ölüm gibi ciddi kayıplarında kendimizle ilgili ayrılık boşanma,iflas ,ciddi maddi kayıplar ,kaza yada iş kaybı gibi durumlar da aşırı stres ve kaygı duymamız kaçınılmaz olur .
    Gerçekte bu tip bir neden yokken yoğun kaygı yaşayan biri sıradan kaygı verici durumları çok önemli ve tehdit edici olarak algılıyor olabilir.bunu yaptığının hiç farkına varmadan aklileştirmeye gidebilir ve anksiyetesini açıklayacak sebepler bulabilir..diğer yandan kişi genelde endişelerinin aşırı ve sebepsiz olduğunun farkında olsa bile kaygılı ruh halini kontrol edemez .
    Bu gibi durumlarda kişinin bir hekime başvurarak nedenine yönelik olarak anksiyolitik veya anti depresan yada çok daha ciddi ve ilaç ile tedavi gerektiren bir anksiyeteye zemin sağlayan sebep klinik durum söz konusu ise bunun tespiti ve tedavisi sağlanmalıdır.Bu tür bir yaklaşıma gerek olmadığı veya ilaç tedavisi ile birlik de psikoterapi yapılması gereği belirlendikten sonra da, PSİKOTERAPİK yaklaşımlar ve destekleyici yöntemlerden faydalandırılır hastalar… 

    Klinik Psikolog 
    Dr.Derya MÜFTÜOĞLU

  • Aktif tüberküloz hastalarında anksiyete ve depresyon birlikteliği

    • Bulut Çelik S, Can H, Aras Kılınç E, Önde M, Çelepkolu T, Altuntaş M. Aktif tüberküloz hastalarında anksiyete ve depresyon birlikteliği. Smyrna Tıp Dergisi 2012;2(1):34-40

    Özet

    Amaç: Bu çalışma Batman Merkez Verem Savaş Dispanseri'ne başvuran aktif tüberküloz olgularında depresyon ve anksiyetesıklığını saptamak amacıyla planlanmıştır.

    Gereç ve yöntem: Çalışmaya sadece aktif akciğer tüberkülozu olguları dahil edilmiş olup, akciğer dışı tüberküloz vakaları venüks vakalar dahil edilmemiştir. Olguların sosyodemografik özelliklerini saptamak için hazırlanmış bir anket ve HastaneAnksiyete Depresyon Ölçeği, hastaların dispansere başvuruları sırasında yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak uygulanmıştır.

    Bulgular: Çalışmaya katılmayı kabul eden 48 kişinin yaş ortalaması 29,73±15,68 (min:12-max:76) olup, %52,1'i (n:25) erkekti.Araştırmaya katılanların %20,8'inde (n:10) anksiyete, %50.0'sinde (n:24) depresyon saptanmıştır. Araştırmaya katılanların%72,9'unda (n:35) hastalık süresi 2 aydan daha uzun, %14,5'inde (n:7) 1-2 ay, %12,5'inde (n:6) bir aydan daha kısaydı.Depresyon erkeklerde %48,0 (n:12) kadınlarda %52,2 (n:12), anksiyete erkeklerde %16,0 (n:4) kadınlarda %26,1 (n:6) sıklıktasaptanmıştır (sırası ile p:0.773 ve p:0.487).

    Sonuç: Verem savaş dispanserlerinde tüberküloz nedeniyle takip edilen hastaların büyük çoğunluğunun kronik hasta olmalarınabağlı olarak, bu hastalarda depresyon ve anksiyete bozukluğunun gelişebileceğinin göz önünde bulundurulmasının gerekliolduğunu düşünmekteyiz.