Etiket: Anksiyete

  • 6 Adımda Anksiyete Bozukluğu ve Tedavisi

    6 Adımda Anksiyete Bozukluğu ve Tedavisi

    1. Anksiyete (Kaygı)Bozukluğu Nedir?

    Anksiyete bozukluğu, gerçek bir neden olmadan yaşadığımız endişe halidir. Türkçe karşılığı olarak kaygı kelimesini de kullanırız. Halk arasında ise anksiyete veya kaygı yerine daha çok; huzursuzluk, endişe, evham ve sıkıntı kelimeleri kullanılır.

    “İçimde bir sıkıntı var hocam, hiç gitmiyor, her zaman kötü bir şey olacakmış gibi korkuyorum. Herkes bana evham yapıyorsun, abartıyorsun diyor ama elimde değil. Keşke bende onlar kadar rahat olsam.”

    Yukarıda anksiyete bozukluğu tanısı almış danışanımın kendisini anlatırken kullandığı ifade anksiyete bozukluğunu tam olarak karşılıyor. 

    Aşırı endişeli,  günlük yaşamı olumsuz etkileyen gerginlik,  her zaman en kötüsünü bekleyen ve hayatın kontrol edememekten korkan özellikler gösterirler. Kaygı bozukluğun yaşam boyu görülme olasılığı yüksektir ve yaş ilerledikçe kaygı duyarlılığı artmaktadır.

    1. Anksiyete (Kaygı) Zararlı mıdır?

    Kaygı bizi motive eden, başarılı olmamızı,  olumsuz durumlara karşı hazırlıklı olmamızı, hayata daha güvenli adımlar atmamızı ve tehlikeye karşı korunmamızı sağlayan bir sistem aslında. Günlük yaşamda iş, sağlık, ekonomik, aile ve geleceğin belirsizliği gibi birçok alanda kaygılanırız. Hafif bir kaygı sorunlarla baş etmemizi sağlar. 

    Örneğin üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenciyi düşünelim 12 yıl boyunca derslerinde hep başarılı olan, hedefi iyi bir üniversitede tıp okumak olan bir öğrenci. 

    Şimdi bu öğrenci nasıl olsa başarılıyım, benim kaygılanmama gerek yok diye düşünerek ders çalışmaya motive olabilir mi? Geleceğe dair biraz kaygı duymayan biri çalışmaya motive olabilir mi?

    Aynı zamanda anksiyete (kaygı) bütün insanlarda bulunan bizi tehlikelere karşı koruyan yararlı bir alarm sistem gibidir. Kaygı bozukluklarında bu uyarı sisteminin biraz bozulduğunu söyleyebiliriz. Bozulan sistem yanlış alarm gibi bizi sürekli tedirgin ediyor ve her an tehlikeli bir şey varmış gibi düşünmeye ve davranmaya yöneltiyor.

    1. Anksiyete (Kaygı) Ne Zaman Zararlı Olur?

     “Eskiden de telaşlı, endişeli biriydim. Ama anksiyete atağı geçirdiğimden beri artık hiç dayanamıyorum. Düşünüyorum iş yerinde saatlerce çalışırdım yorulurdum, hiç korkmazdım şimdi en küçük şeyden bile korkuyorum. Yorulursam çarpıntım olursa, nefesim kesilir gibi olursa, ya kötü bir şey olursa diye hiçbir şey yapmak istemiyorum.” 

    Kaygı hayatınızı sınırlamaya başladığında, sosyal yaşamınızı kısıtladığında, gün içinde sağlıklı bir şekilde işlerinizi yürütmenize engel olduğunda zarar vermeye başlamış demektir. Düşünsenize “kaygılanacağım çarpıntım olacak ve etrafımdaki herkese rezil olacağım” diye düşünüyor en yakınlarınızla görüşmek dahi istemiyorsunuz. Kaygıdan ve vücudun belirtilerinden korkmaya başladığınızda kaygı zararlı oluyor. Yani kısacası kaygı normal ama kaygıdan kaygılanıyor olmak ise normal değil. 

    Önemli bir soru bu hayatının herhangi bir anında kaygı duymayan kimse var mıdır? Yoksa bütün insanlar içi korku, sevgi, üzüntü gibi ortak duygu mudur?

    1. Anksiyete Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

    Genel olarak evhamli bilinirler, kaygılarının  aşırı olduğunu bilir bundan rahatsızlık duyar fakat kontrol edemezler. Uyku problemi yaşar, gece uykuya dalamamaktan bile endişe duyabilirler. Genel kaygılı hal, yorgun ve halsiz hissetmelerine neden olur. Aşırı sinirli, keyifsiz ve olumsuzluklara tahammül edemezler.

    Bedensel belirtiler olarak nefes alamama, göğüste sıkışma hissi, kas ağrıları, bulantı ve sıcak basması gibi fiziksel şikayetleri de olabilir.

    1. Anksiyete Bozukluğu Yaşamı Nasıl Etkiler?

    Anksiyete bozukluğu olan bir danışanım hayatına etkisini şöyle anlatmıştı

    “Sabah kalkıyorum vücudumu dinliyorum, çarpıntım var mı diye bakıyorum ve tam o anda huzursuzluk ve çarpıntı içime oturuyor. Gün boyu bir şey yapmak istemiyorum, dışarı çıkmak anlamsız, birileriyle konuşmak istemiyorum.  Evimle, işimle ilgilenmek istemiyorum, içimin huzursuzluğundan yoruldum. Arkadaşlarımla görüşmek istemiyorum, eskiden onlarla görüşmekten keyif alırdım. Kimse beni anlamıyor sanki. Ailemle hafta sonu gittiğim yemekte bile gelecekteki yalnızlığımı düşünüp sıkıldım sonra çarpıntım oldu. Onarı üzmek istemedim ama o huzursuzluğumla onların da keyfini kaçırdım. Ama elimde değil içimin sıkıntısından kurtulamıyorum.”

    1. Anksiyete Bozukluğu Tedavi Edilebilir mi? 

    Evet anksiyete bozukluğu tedavi edilen bir rahatsızlıktır. 

    İlaçsız tedavi edilmesi mümkün müdür? İlaç ya da psikoterapi tek başına kullanılabileceği gibi, birlikte de uygulanabilir.  

    Yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk, sosyal fobi, asansör korkusu gibi anksiyete bozukluklarında terapist yardımı ve planıyla aşama aşama çalışma yapılmalıdır. Terapist planı ve yardımı olmadan hastalıkla baş etmek için kullanılan kaçma, kaçınma, güvenlik sağlayıcı davranışlar, sürekli bedene odaklanma ve düşünmemeye çalışma taktikleri maalesef kaygının daha çok artmasına neden olabilir.

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu

    Anksiyete (kaygı) herkesin hissedebileceği, normal ve sağlıklı bir duygudur. Organizmanın tehlikeli veya endişe verici bir uyaranla karşılaştığında hayatta kalmak için verdiği doğal bir tepkidir. Ancak kişi sıklıkla ve aşırı düzeyde anksiyete yaşıyorsa, bu bir hastalık belirtisi olabilir.

    APA (Amerikan Psychology Association – Amerikan Psikoloji Derneği) tanımına göre anksiyete; gerginlik hissi, endişeli düşünceler ve kan basıncında artış gibi fiziksel değişikliklerle karakterize olan bir duygudur. Anksiyete bozukluğu ise tekrar eden davetsiz düşünce ve endişelerdir, kişinin günlük işlevselliğini bozar.

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu, anksiyete bozukluklarının bir alt tipidir. Belirtileri, DSM-5 tanı kriterlerine göre şöyledir:

    • Kişide en az altı aydır devam eden, aşırı kaygı ve kuruntu hissi vardır.

    • Kişi bu kuruntularını kontrol etmekte zorlanır.

    • Kişide ek olarak aşağıda yer alan belirtilerden en az üç tanesi vardır (çocuklarda bir tane);

    – Tedirginlik, gerginlik, diken üzerinde hissetme

    – Çabuk yorulma

    – Bir şeye dikkatini verememe, zihnin sürekli dolu olması

    – Çabuk sinirlenme

    – Kaslarda gerginlik

    – Uyku problemleri (uykuya dalma, uykuyu devam ettirme zorlukları veya uyandıktan sonra kendini dinlenmiş hissetmeme)

    – Bu belirtiler, klinik yönden belirgin bir probleme veya kişinin günlük hayatındaki önemli alanlarda işlevselliğinde sıkıntıya yol açar.

    Yaygın anksiyete bozukluğu yaşayan insanlar ortada geçerli bir sebep yokken kendilerini aşırı derecede kaygılı hissederler, kafalarında felaket senaryoları canlandırırlar. Tehdit unsuru olmamasına rağmen tehdit algısı yaşarlar ve kendilerini onu tedirgin eden duruma odaklarlar. Genellikle düşüncelerini kendi başlarına veya sevdiklerinin başlarına bir şey gelme ihtimali üzerine yoğunlaştırırlar. Güvenlikleriyle ilgili şüpheye ve nedensiz korkulara kapılırlar. Örneğin kişi, hava yağmurlu ise sel olabileceğini ve bunun ölümcül sonuçlara yol açabileceğini, bu nedenle yağmurlu günlerde dışarı çıkmaması gerektiğini düşünür. Bu durum bilinçdışı gelişir ve stresli olunduğunda daha baskındır.

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu yaşayan kişiler günlük yaşam olayları üzerine aşırı derecede ve kontrol edilemez biçimde endişelidirler. Genellikle buna aşağıdaki fiziksel semptomlar eşlik eder:

    • Yorgunluk

    • Uyku sorunları

    • Kaslarda gerginlik ve ağrı

    • Titreme

    • İrritabilite

    • Bir şeyden kolayca ürkme – irkilme

    • Terleme

    • Bulantı, ishal veya hassas bağırsak sendromu

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu’nun tedavisi sürecinde destekleyici ve kişilerarası terapi uygulanabilir. Bilişsel Davranışçı Terapi de kişinin düşüncelerini, fizksel semptomlarını ve aşırı plan yapma, kaçınma gibi bu bozukluğa karakterize olmuş davranışları hedef alır. Mindfulness (Bilinçli Farkındalık) temelli yaklaşımlar ve Kabul ve Kararlılık Terapisi de etkilidir. Farklı yöntemlerle de olsa bütün terapiler kişilerin semptomları ile ilişkilerini değiştirmelerine yardımcı olur. Kişilere anksiyetelerinin doğasını anlamalarında, anksiyetenin varlığında daha az tedirgin olmalarına ve baş etmelerinde destek olabilirler.

    Aynı zamanda ilaçlar da (özellikle SSRI’lar) terapi ile birlikte veya tek başlarına

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu’nun tedavisinde etkili olabilmektedir. Gevşeme teknikleri, meditasyon, yoga gibi egzersizler de tedavi planının bir parçası olabilmektedir.

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu’na diğer anksiyete bozuklukları, depresyon veya madde

    bağımlılığı eşlik edebilir.

  • Anksiyete (Kaygı) Bozukluğu Nedir?

    Anksiyete (Kaygı) Bozukluğu Nedir?

    Anksiyete, şiddetli bir korku ve panik duygusu hissidir. Çoğu kişi yaşamdaki önemli olaylar öncesinde kendisini korkmuş, endişeli hissedebilir. Bu doğal bir duygu durumudur. Beklenen önemli olay sona erdiğinde korku, panik ve anksiyete duyguları da sona erer. Ancak kişi, korku ve panik duygusunu beklenen olay geçtikten sonra bile yaşam kalitesini bozacak, gündelik hayatındaki işlevselliğini etkileyecek düzeyde hissediyorsa kişide bir anksiyete problemi olduğundan söz edilebilir.

    Anksiyete belirtileri nelerdir?

    Kişide bir anksiyete bozukluğu olabileceğini gösteren genel belirtiler;
    • Sinirli, gergin, huzursuz hissetme
    • Sebepsiz yere kötü bir şey olacakmış gibi hissetme, panik duygusu
    • Kalp atışlarında hızlanma
    • Nefes alışın hızlanması
    • Rahatsız edecek düzeyde terleme
    • Ellerde titreme
    • Kendini zayıf, güçsüz hissetme
    • Dikkati kaygı yaratan düşünceden uzaklaştırmakta zorlanma, bu düşünceden kurtulamadığı için diğer işlere odaklanmada güçlük
    • Uykuya dalmakta güçlük
    • Mide problemleri, hazımsızlık
    • Kaygıyı kontrol etmede güçlük
    • Anksiyeteye neden olduğu düşünülen durumlardan kaçınma isteği veya bu durumdan kaçınma davranışı

    Anksiyete (kaygı) bozukluğu yaşayan kişilerde kaygı seviyesinin yükseldiği durumlarda yoğun bir panik duygusunun yanında ellerde aşırı terleme, kalp atışlarında hızlanma, nefes almakta zorluk çekme, şiddetli baş ağrıları, mide bulantıları ve krampları, sık idrara çıkma gibi fiziksel belirtiler de görülebilir.
    Araştırmalar, genellikle çocukluk çağında ortaya çıkan anksiyete (kaygı) bozukluklarında hem genetik hem de çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığını ortaya koyuyor. Araştırmacılar özellikle erken yaşta yaşanan travmatik olayların bireylerin korku işleme mekanizmalarında hassasiyete yol açarak, ileri yaşamında stresörlere (stres nedenlerine, tetikleyicilerine) karşı fazla duyarlı hale gelmelerine yol açtığını da belirtiyor.
    Anksiyete, normal ve patolojik olmak üzere ikiye ayrılır. Normal anksiyete, tehdide tepki gösterme kapasitesinin bir anlatımıdır. Bu durumun nörofizyolojik bir temeli vardır, ancak burada hangi yaşantının tehdit edici olduğunun bilinmesi bireyin öğrenmesine, yaşamında karşılaştığı olaylara ve onların birey için olan etkisine ve önemine bağlıdır.
    Patolojik anksiyete, kaygı ile aynı anlamda kullanılır. Kişi, bunu içinde sanki kötü bir haber alacakmış, bir felaket olacakmış gibi nedeni bilinmeyen, içten gelen bir sıkıntı, bir endişe duygusu olarak algılar ve tanımlar. Çok hafif tedirginlik ve gerginlik duygusundan panik derecesine varan farklı yoğunlukta olabilir. Ağır derecelerinde, kişi en güçlü fiziksel ağrının dahi bu denli rahatsız edici olmadığını belirtir.
    Anksiyete, tehdide karşı gelişen bir tepki olup geleceğe yöneliktir. Korku; acı veren ve tehlikeli bir uyarana karşı gelişen bir tepkidir. Bir kendini savunma içgüdüsüdür. Kaygı, nesnesi belirlenememiş veya tanınmayan, tehlike olasılığı içeren durumlarda ortaya çıkan, korkuya benzer bir tepkidir. Korkudan farkı, kaygının nesnesinin belirsiz oluşudur ve asıl tehdit ve rahatsız edici olan bu belirsizliklerdir.
    Anksiyete rahatsız eden, yersiz korku duygusudur ve sıklıkla fizyolojik belirtilerle birliktedir. Anksiyete bozukluğu ise anksiyeteye bağlı belirgin sıkıntı ve işlev bozukluğu anlamındadır.
    Anksiyeteli hasta değerlendirilirken, anksiyetenin normal ve patolojik tipleri ayırt edilmelidir. Anksiyete büyümeye, yeni ve denenmemiş şeyleri denemeye ve bireyin kendi kimliğini ve yaşamın anlamını bulmaya doğal olarak eşlik eder ve bu son derece normal ve gereklidir. Patolojik anksiyete ise tersine, verilen uyarıya şiddet veya süre olarak uygunsuz bir yanıttır. Tehlike geçtikten sonra da devam eder veya ortada tehlike yokken dahi varmış gibi sebebi bilinmeyen yoğun bir kaygı hissedilir.
    Anksiyeteye üç farklı öge eşlik eder:
    Bedensel (somatik) öge anksiyetenin yarattığı kalp çarpıntısı, terleme, artmış uyarılmışlık (irritabilite) gibi fiziksel belirtileri; bilişsel öge zihni istemsiz meşgul eden, anksiyeteyi uyarıcı-artırıcı-sürdürücü olan tehlike odaklı belirtileri; davranışsal öge tehdit algısına yanıt olarak korunma amaçlı aktif kaçınma eylemini kapsar. Bu belirtiler değerlendirildiğinde, anksiyetenin sadece anksiyete bozukluklarına özel bir durum değil, diğer psikiyatrik bozukluklarda da görülebilecek bir belirti olabileceğini unutmamak gerekir.

    Anksiyete bozuklukları türleri nelerdir?

    Sık rastlanan anksiyete türleri:
    • Obsesif – kompulsif bozukluklar,
    • Panik atak,
    • Travmatik stres bozukluğu (TSSB)
    • Genel anksiyete bozukluları
    • Sosyal fobi
    • Özgül fobi

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu: Kişinin günlük aktivitelerini sürdürmesine engel olacak, işlevselliğini bozacak şiddette yoğun ve süreğen bir kaygı durumu yaşamasıyla kendisini gösterir. Bu şiddetli ve yoğun kaygı duygusuna, huzursuzluk, daimi yorgunluk hissi, konsantre olmakta güçlük, kaslarda istemsiz kasılma ve uykuya dalmakta ve uykuyu sürdürmekte güçlük gibi semptomlar da eşlik edebilir. Yoğun kaygı oluşturan durumlar çoğunlukla günlük ev işleri, rutin toplantılar, işle ilgili olağan durumlar gibi günlük hayatta da kendisini gösterir.

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu Tanı Ölçütler (DSM 5 )

    • En az 6 ay süreyle, hemen her gün, birçok olay ya da etkinlik hakkında (iş başarısı, okul başarısı vs.) aşırı kaygılanma ve kuruntulara (evham) kapılma
    • Kendini kuruntulara kapılmaktan alıkoyamama
    • Kaygı ve kuruntu, aşağıdaki 6 belirtiden en az üçüne eşlik eder:
    (not: çocuklarda sadece bir tanesinin olması yeterlidir).
    1. Huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe (sürekli diken üstünde olma)
    2. Kolay yorulma
    3. Düşüncelerini odaklayamama ya da zihnin durmuş gibi olması,
    4. İrritabilite
    5. Kas gerginliği
    6. Uyku bozukluğu
    • Kaygı, kuruntu ve fiziksel yakınmalar klinik açıdan belirgin bir strese ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.
    • Bu bozukluk, bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir madde, bir ilaç) ya da başka bir sağlık durumunun (örn. hipertiroidi) fizyoloji ile ilgili etkilerine bağlanamaz.
    • Bu bozukluk, başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamaz.

    Panik Atak:

    Panik atak yaşayan kişiler ortada hiçbir neden ya da uyaran yokken birden ortaya çıkan yoğun bir korku ve panik hissine kapılırlar. Panik atak yaşayan kişilerde ayrıca ellerde terleme, göğüs ağrısı, fazla hızlı ya da düzensiz kalp atışları, nefes alamadığını hissetme gibi fiziksel belirtiler de görülebilir. Panik atak yaşayan kişiler çoğunlukla bu durumu “kalp krizi geçiriyorlarmış” ya da “boğuluyorlarmış” gibi ifade edebilirler.
    Sosyal Kaygı Bozukluğu: Sosyal fobi olarak da adlandırılan sosyal kaygı bozukluğunda bireyler sosyal hayata karşı aşağılanacakları, reddedilecekleri ya da kendilerine üstünlük taşlanacakları, beğenilmeyecekleri gibi endişelerle yoğun bir kaygı duygusuna kapılırlar. Bu nedenle sosyal kaygı bozukluğu yaşayan kişiler diğer insanlarla bir araya gelmekten kaçınabilirler. Sosyal kaygı bozukluğunun en belirgin örnekleri toplum önünde konuşmaktan aşırı korkma, yeni insanlarla tanışmaktan çekinme/kaçınma ya da toplum içinde yemek içmekten çekinme/kaçınma şeklinde kendisini gösterir.
    Fobiler: Fobiler, kişide belirli bir obje ye da durumlara karşı gösterilen aşırı korku olarak ifade edilir. En sık rastlanan fobiler uçak fobisi, yükseklik fobisi, kedi – köpek fobisi, kapalı yerde kalma fobisi (klostrofobi), açık alanlara çıkma fobisi (agorafobi) olarak sıralanabilir. Fobiye neden olan objeye karşı duyulan korku bazen o kadar şiddetli olabilir ki kişiler günlük aktivitelerinde zorlanmaya ve işlevselliğini yitirmeye başlayabilir.
    Agorafobi: Agorafobi, kişinin panik atağa neden olacağını düşündüğü yerlerden ve durumlardan uzak durmasına neden olan bir anksiyete bozukluğudur. Agorafobisi olan kişiler kendilerini savunmasız hissettikleri için açık alanlarda olmaktan kaçınırlar.
    Bir sağlık sorununa bağlı anksiyete bozukluğu: Fiziksel bir sağlık sorunun neden olduğu, şiddetli panik ve anksiyete semptomlarını içeren anksiyete bozukluğudur.

    Seçici Konuşmazlık Bozukluğu:

    Çocuklarda görülen bir anksiyete bozukluğudur. Seçici konuşma bozukluğu olan çocuklar konuşma yetilerinde fiziksel bir problem olmamasına rağmen bazı ve seçili durumlarda konuşmazlar. Belirli kişilere, ortamlara özel olabilir. Seçici konuşmazlık bozukluğu olan bir çocuk okulda hiç konuşmazken, evde ailesiyle rahatlıkla iletişim kurabilir. Bu durum çocuğun okuldaki başarısını ve sosyal uyumunu etkileyebilir.
    Ayrılma Kaygısı Bozukluğu: Ayrılma kaygısı bozukluğu çocukluk çağında görülen, çocuğun ebeveynlerinden ayrılmaya karşı gösterdiği şiddetli kaygıyı ifade eden bir kaygı bozukluğu türüdür.
    DSM-IV-TR’ye göre travma ile ilişkili bozukluklar ve obsesif kompulsif bozukluk ayrı kategorilerinde yer alırken; panik bozukluğu, fobik bozukluklar, sosyal anksiyete bozukluğu ve yaygın anksiyete bozukluğu anksiyete bozuklukları kategorisini oluşturmaktadır. Ayrılma anksiyetesi bozukluğu bu kategoriye yeni eklenmiştir.
    DSM beşinci baskısıyla kullanıma sunulmuş olup anksiyete (kaygı) bozuklukları, ayrılma anksiyetesi bozukluğu, seçici konuşmama (mutizm), toplumsal anksiyete bozukluğu (sosyal fobi), panik bozukluğu, agorofobi, yaygın anksiyete bozukluğu, maddenin (ilacın) yol açtığı anksiyete bozukluğu, başka bir sağlık durumuna bağlı anksiyete bozukluğu, tanımlanmış diğer bir anksiyete bozukluğu ve tanımlanmamış anksiyete bozukluğu olarak sınıflandırılmıştır.

    Tıbbi Nedenlere Bağlı: Bazı kişilerde anksiyete, altta yatan tıbbi bir sağlık sorunundan kaynaklanıyor olabilir. Bazı durumlarda ise anksiyete belirtileri tıbbi bir rahatsızlığın ön işaretçileri olabilir. Anksiyete belirtilerine neden olabilecek bazı tıbbi durumlar şu şekilde sıralanabilir;

    • Kalp hastalıkları
    • Diyabet
    • Tiroid problemleri, hipertiroid
    • Solunum yolu problemleri, astım
    • Madde bağımlılığı ya da yoksunluk
    • Kronik ağrılar ve huzursuz bağırsak sendromu
    • Savaş/Kaç mekanizmasını etkileyebilecek nadir tümörler

  • Düşünceleriniz Nasıl İse Hayatınız da Öyledir

    Düşünceleriniz Nasıl İse Hayatınız da Öyledir

    İnsanı eşsiz yapan algılayabilmesi, anlamlandırması, akıl yürütmesi ve hissetmesidir. Sadece insanoğluna bahşedilen bu özellikler başka hiçbir canlı da yoktur. Peki, bir günde zihnimizden 60.000 ila 90.000 düşünce geçmekte olduğunu biliyor muydunuz? Kaç tanesini fark edebiliyoruz? Çoğunlukla düşüncelerimizi fark etmiyoruz çünkü duygularımız düşüncelerimizin önüne geçiyor. İnsan zihni bir sıralamaya göre çalışır; önce karşılaştığı durumu algılar, sonra yorumlar ve anlamlandırır, sonra da duyguyu hisseder. Fakat Türk toplumu öncelikle duygularını fark eder sonra düşüncelerini.

    Düşüncelerimiz ikiye ayrılıyor olumlu ve olumsuzlar. Olumsuz düşüncelerimiz “annem beni anlamıyor”, “kimse beni sevmiyor”, “bu sınavdan kalacağım”gibidir. Olumlu düşüncelerimiz“ mutlu bir insanım”, “hayat çok güzel”, “ben önemliyim”.  Şimdilerde herkesin söylediği dillere pelesenk olmuş bir söz var “Olumlu düşün ve olumsuz düşünceleri aklından çıkart.” Ama kimse olumsuzların nasıl olumluya dönüşeceğini anlatmıyor, bir sihirli değnek belki değiştirir.

    Psikolojik rahatsızlıkların temelinde olumsuz, gerçeğe uzak ve işlevsel olmayan düşünceler vardır. Her psikolojik rahatsızlığın ise farklı bilişsel özelliği vardır. Yani depresyonu olan “ Ben değersiz bir insanım” diye düşünebilir. Anksiyetesi olan “ Telefon çaldığında kesin kötü bir haber alacağım” diye düşünebilir. Anksiyete bozukluğunda bilişlerimiz olması çok düşük olan ihtimalleri yüzde yüz olacak gibi algılamamızla ortaya çıkar. Anksiyetesi olan insanların temel bilişsel özellikleri vardır.

    Anksiyete bozukluklarında görülen ortak temel bilişsel özellikler:

    1) Anksiyete bozukluğunda, belirli uyaranlar gerçekte olduğundan daha tehlikeli algılanır (panik bozukluğunda masum olan kalp çarpıntısının kalp krizi gibi algılanması).

    2) Anksiyete hastaları korktukları olumsuz sonuçların olma ihtimalini gerçekte olduğundan daha abartılı algılarlar( sosyal fobisi olan bir bireyin sosyal bir ortamda ellerinin titreyeceği ve yüzlerinin kızaracağına kesin olarak inanması gibi).

    3) Anksiyete bozukluğunda korkulan sonucun oluşması bir felaket olarak algılanır. (Panik atak geçirdiğinde kişinin çıldıracağına inanması gibi).

    4) Anksiyete hastaları korktukları sonucun olmaması için bir dizi bilişsel ve davranışsal kaçınmalarda bulunurlar (ilgiyi dağıtma, düşünmemeye çalışma, yanında ilaç taşıma, kolay çıkamayacağı kalabalık yerlere gitmeme veya çıkışa yakın yerlere oturma).

    5) Anksiyete bozukluğunda bedensel belirtiler korkulan şeyin gerçek olduğu yargısını arttırır yani anksiyete arttıkça bedensel belirtiler artar bedensel belirtiler arttıkça anksiyete artar bir kısır döngüye dönüşür.

    6) Anksiyete bozukluğu olan hastalarda tehlikeyi çok büyük ve baş edilemeyecek bir durum olarak algılarlar, kendi baş etme becerilerini de çok düşük veya yok olarak algılarlar. Örneğin sınıfta arkadaşı tarafından dalgaya alınan öğrenci yaşadığı durumu felaket olarak görürken kendini de baş edemeyecek kadar zayıf görmesi gibi).

    Düşünce sisteminizin farkında olmak hangi düşüncenin sizi olumsuz etkilediğini ve hasta ettiğini görmenize yardımcı olur.

  • Anksiyete Nedir? Baş Etme Yolları Nelerdir?

    Anksiyete Nedir? Baş Etme Yolları Nelerdir?

    Anksiyete sanılanın aksine bizi ayakta tutan diğer duygular kadar önemli bir yere sahiptir. Peki Kaygı nedir ? Kaygı; İnsanın hayatının tehlikede olduğu durumlarda ortaya çıkan doğal olarak ortaya çıkan ve hissedilen o anda bizi tehlike karşısından alarma geçiren savaş ya da kaç politikasının izleyen bir duygu bütünüdür. Her ne kadar olumsuz bir duygu olarak ifade edilse de olumlu yanları da vardır. Bizi hayata karşı motivasyonumuzu arttırır ,farkındalığımızı arttırır, tehlike karşısında karşısında pozisyon almamızı sağlayan önemli bir duygudur.

    GÜNLÜK YAŞAMDA ANKSİYETEYE NEDEN OLAN DURUMLAR NELERDİR ?

    • Yaşam biçiminin değişmesi

    • Sevdiğin birini kaybetme

    • İş kaybı

    • Boşanma, sevdiğinden ayrılma

    • Ekonomik problemler

    • Kişilerarası ilişkilerde çok büyük değişiklikler

    • Hastalık

    • Hastanede yatma

    • Belirsizlikler

                                        HANGİ DURUMLARDA YAŞAMIMIZI OLUMSUZ ETKİLER?

         Anksiyete bireyin algısıyla ilgilidir. Gerçek veya algılanan tehlikeler her yaş ve sosyal grupta bireyi etkilemektedir. Anksiyete yaşanılan bir durumda gerçekten bir tehlike midir? Bunun cevabı çok önemlidir.  Gerçek bir tehlikenin olmadığı durumda anksiyete tepkisi veriyorsak ayrıca anksiyeteyi yönetmekte ve baş etmede güçlük çekiyorsak problem haline geldiğini söyleyebiliriz.

     

                                                ANKSİYETE OLDUĞUNU NASIL BİLEBİLİRİZ ?

      Anksiyete, fiziksel değişikler, psikolojik değişiklikler ve davranışsal değişiklikler olarak ortaya çıkmaktadır.

    Fiziksel Değişiklikler; Kas gerginliği artar, sempatik(terleme, KB ve solunum artışı, uzuvlarda titreme, kas gerginliği) parasempatik(kalbin duracağı hissi, baygınlık hissi, kramplar, karın ağrısı) aktivite artar. Stres hormonları, epinefrin, norepinefrin düzeyi yükselir. Kortizol, büyüme hormonu, prolaktin artar. Testestoron salınımı azalır.

    Fiziksel semptomun anlamını bilmezseniz bedeninizde ne olduğunu doğru olarak yorulayamazsınız. Beynim de tümör mü var? Kalp krizi geçiriyorum galiba? Bu düşünceler sizi daha fazla anksiyeteli yapar ve bu olumsuz duygu devam eder.

      Psikolojik Değişiklikler; Korku, panik, rahatsızlık duygusu. Baş edemeyeceğim duygusu, aklını yitiriyor olma duygusu, kalp krizi geçiriyor olma düşüncesi, hastalanmaktan korkma, endişelenme hissi. Çaresizlik, karamsarlık hissi.  İnsanların sana baktığı ve acayip davrandığın düşüncesi, aptalca davrandığın ve konuştuğunu düşünme, kaçma uzaklaşma ve güvenli bir yere gitme isteği gibi birçok etken görülebilir. Bu değişiklerin hepsi yaşanmayabilir, sadece biri çok yoğun yaşanabilir.

    Davranışsal, kognitif(bilişsel) değişiklikler; Konsantrasyon güçlüğü, dikkatte azalma, problem çözme becerisinde azalma, ortamdan uzaklaşma, insanlardan  uzaklaşma, kalabalığa girmeme, göz iletişiminde kaçınma, kendini ve başlarını eleştirme ve ağlama gibi durumlarla devam eder.

                                                  ANKSİYETEYLE BAŞ ETME YOLLARI

    Öncelikle baş etme yollarının ilk aşaması anksiyeteyi tanımak ve doğasını bilmemiz gereklidir.  Nasıl bir anksiyete yaşıyoruz bunun tanımını yapmak, yaşadığınız anksiyete neye benziyor ? olsa hangi renk olurdu ? Anksiyetinizi somutlaştırmak sizi daha çok rahatlatacaktır. Progresif gevşeme, kontrollü nefes alma gibi yöntemlerde anksiyetenizi azaltmakta yardımcı olacaktır. Eğer ki anksiyeteniz kontrol edemeyeceğiniz derecede yüksek yaşıyorsanız ayrıca işlevselliğini bozacak düzeye geldiyse bir uzmana başvurmanız gerekebilir.

  • Anksiyete

    Anksiyete

    Esasen anksiyete, bireyin fiziksel ve ruhsal bileşenlerinin doğal tepkilerinden biri olarak kabul edilir. Yaşamımızı tehdit eden veya tehlike niteliği taşıyan uyaranlara karşı, vücutta ortaya çıkan fiziksel (çarpıntı, terleme, solunum sayısının atışı, kaslarda kasılmalar vs.) ve ruhsal belirtiler (ruhsal gerginlik, endişe, öznel sıkıntı hissi gibi) anksiyete olarak tanımlanır. Tehdit veya tehlike unsuruna karşı ortaya çıkan bu belirtiler, tehdit veya tehlikeden korunmamıza yardımcı olur (kaçmak veya mücadele etmek gibi).

    Peki doğal tepkilerimizden biri olarak kabul edilen anksiyete ne zaman “bozukluk” olarak tanımlanır?

    Eğer yukarıda belirttiğimiz fiziksel ve ruhsal belirtiler, çoğunlukla bir tehdit veya tehlike unsuru olmadan ortaya çıkıyorsa, belirtiler süreğen hale geldiyse veya günlük işlevselliğinizi (mesleki, ailevi, sosyal, akademik vs.) etkilemeye başladıysa, muhtemelen “anksiyete bozukluğu” söz konusudur?

    Bu hastalar yaşamlarını,her an bir felaketin çıkmak üzere olduğuna inanarak geçirirler.Kötü bazı şeylerin onların kontrolünün dışında meydana gelebileceğine inanmışlardır.Aniden bir salgına yakalanacaklar; doğal bir afet olacak; bir suçun kurbanı olacak; paralarını kaybedecek ya da sinir krizi geçirecektir veya delireceklerdir.Kötü bir şey meydana gelecek ve buna engel olamayacaklardır.Ağır basan duygu ,alt düzey korkudan tam gelişmiş panik ataklara doğru gelişen anksiyetedir.Bu hastalar,günlük olayları idare etmekten korkmazlar,felaketlerden korkarlar.

    Bu hastaların çoğu,bu durumla baş etmek için kaçınma ya da aşırı tefafiye itimat ederler.Fobik olurlar,yaşamlarını kısıtlar,sakinleştiriciler alırlar,sihirli düşünceyle meşgul olurlar,kompülsif ritüeller uygularlar ya da sakinleştirici,bir şişe su,herkesin güvendiği bir kişi gibi ‘’güvenli işaretlere’’bel bağlarlar.Bu davranışların tümü ,kötü şeyin oluşmasını durdurma amacına sahiptir.

    Tedavi amaçları:

    Hastanın felaket olacağı düşünceleri azaltmak ve üstesinden gelebilecekleri değerlendirmeleri bilişsel ve yaşantısal müdahalelerle artırmaktır.Genellikle hastalar korkularının oldukça abartılı olduğunu fark etmeye başlarlar.Tedavinin nihai amacı kendileri için rahatsızlık veren bir durumda daha önceden kullanmış oldukları başa çıkma becerilerini (kaçınma,aşırı telafi) daha sağlıklı baş etme beceriyle yapılandırmak ve korktukları pek çok durumla yüzleştirmektir.

  • Çocuklarda kaygı bozuklukları

    ANKSİYETE “Kaygı”: Organizma için tanımlanabilir ya da tanımlanamaz herhangi bir durum karşısında yaşantılanan gerginlik, kaçınma, kaçma, saldırma gibi duygu ve düşüncelere yol açan ve kişi tarafından nahoş bir duygu olarak tanımlanır. Gerçek bir tehlike durumunda anksiyete uygun bir tepki olurken, yanlış algılama ve yorumlamayla ortaya çıkan anksiyete uygunsuz ve sorun yaratıcıdır.

    Risk Etmenleri-1

    Yapısal huy özellikleri

    Genetik etki (%40’ın altında)

    CO2’e aşırı duyarlılık (Solunum düzensizliği)

    Anababada ruhsal bozuklular: Kaygı Bozukluğu, Depresyon.

    Anababa yetiştirme tutumları: aşırı koruma-kollama, örseleme, otonomi gelişimini engelleme, kaygıyı yatıştıramama.

    Çocuklarda, erişkinlerde tanınan tüm Kaygı Bozuklukları görülebilmektedir.

    Erişkinlerde tanısı olmayan Ayrılma Kaygısı Bozukluğu çocuklarda sıktır.

    Klinik tablolarda çocuğun gelişim dönemine özgü farklar vardır.

    Sıklık: % 5 -10

    Çocukların Kaygı Bozuklukları Tipleri

    Fobik Bozukluk

    Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

    Sosyal Fobi

    Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Panik Bozukluğu

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Fobik Bozukluk

    Bir nesne ya da duruma karşı mantıksız korku duyma

    Hayvanlar

    Yükseklik

    Kan fobisi

    Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

    Çocukluk dönemine özgüdür.

    Çocuğun bağlandığı kişilerden ya da evden ayrılması söz konusu olduğunda gösterdiği aşırı kaygı tepkisidir.

    Çocuğun yaşına uygun günlük işlevlerini bozar.

    Sosyal Fobi

    İncelenme, alay edilme, aşağılanma ya da utandırılma korkuları nedeniyle sosyal ortamlarda yoğun kaygı yaşama.

    İyi tanıdıkları kimselerin yanında olmaz.

    Yaygın formunda her türlü sosyal ortamdan kaçınılır.

    Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Yaşamın bir çok alanına ilişkin kaygıların bir arada olması ve işlevselliği bozması (Dış görünüş, Okul ödevleri, Parasal durum, Gelecek vb.)

    BELİRSİZLİĞE TAHAMMÜLSÜZLÜK: Net olmayan olay ve durumlarda duygusal, bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz tepki verme eğilimidir. YAB olan kişiler belirsizliği sıkıntı verici ve olumsuz bulur ve ne pahasına olursa olsun kaçınmaya çalışırlar.

    Sıklıkla başka ruhsal bozukluklarla eş zamanlıdır.

    Panik Bozukluğu

    Bir felaketin eşiğine gelmiş olmaktan duyulan yoğun korku.

    Fizyolojik belirtileri: Taşikardi, nefes darlığı, boğulma duygusu, terleme, bedene veya çevreye yabancılaşma hissi

    Herhangi bir uyarana bağlı olmaksızın kendiliğinden başlar.

    Başlangıcı genelde ergenlik döneminde olur.

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Gerçek bir olay nedeniyle başlaması ve geçmişteki olayın yeniden yaşanması nedeniyle diğer kaygı bozukluklarından ayrılmaktadır.

    Oluşumunda kendisinin ya da başkasının bedensel bütünlüğünü tehdit eden şiddetli zorlayıcı yaşantılar etkilidir.

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    En az biri:

    Travmayı canlandıran, yineleyici, kompulsif, kaygıyı yatıştıramayan, içeriği yoksul oyun oynama.

    Travmaya ilişkin yineleyici, dalıcı düşünceler (anlatımlar, sorular vb.)

    Yineleyici korkulu rüyalar

    Travmayı anımsatan uyaranlara karşı fizyolojik kaygı tepkileri verme

    Yineleyici geri-dönüşler (flashbacks) ya da disosiyasyonlar (donakalma, bakakalma)

    Tepkisellikte azalma ve gelişiminde ketlenme: sosyal içe dönme, duygulanımda kısıtlılık, ilgi azalması, kaçınma, ani yeni korkular

    Uyarılmada artış: konsantrasyon güçlüğü, irkilme, tetikte olma, sinirlilik ve öfke nöbetleri.

    Eş-hastalanma

    Anksiyete sadece anksiyete bozukluklarında görülen bir belirti değildir. Duygudurum bozukluklarından psikotik bozukluklara kadar pek çok klinik tabloda anksiyete bir belirti olarak ortaya çıkabilir.

    Diğer bir Kaygı Bozukluğu

    Depresyon

    Madde kötüye kullanımı

    Davranım Bozukluğu

    DEHB (dikkat eksiliği hiperaktivite bozukluğu)

    Tedavi-￿ Psikoterapi, Psikoterapi ve Farmakoterapi (İlaç tedavisi)

    Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler

    Aile Terapileri

  • Anksiyete ile Başa Çıkmak, Farkındalık Formülü

    Anksiyete ile Başa Çıkmak, Farkındalık Formülü

    Anksiyeteye kilidi vurmanın anahtarı, onu tam olarak kabullenmektir. Bugünde kalabilmek ve
    anksiyetenizi kabullenmek, onun ortadan kalkmasına neden olur. Anksiyeteyle başarılı bir biçimde
    baş edebilmek için beş aşamalı bir stratejiyi, AWARW (Farkındalık) stratejisini kullanabilirsiniz. Bu
    strateji sayesinde, ortadan kalkana kadar anksiyetenizi kabullenebileceksiniz.

    1. Anksiyeteyi kabul et!Webster kabullenmeyi ‘almak için onay vermek’ olarak tanımlar.
    Anksiyeteyi almak için kendinizi ikna edin. Onu buyur edin. Belirdiğinde yüksek sesle kendi
    kendinize ‘Merhaba’ deyin: ‘Başımın üstünde yerin var’. Bu tecrübeyle bir arada olmaktan
    kaçınmayın. Onunla kavga etmeyi bırakın. Reddetme, öfke ve nefretin yerine kabulü seçin.
    Direnerek aslında onun hoşa gitmeyen tarafını uzatıyorsunuz. Bunun yerine kendinizi onunla
    birlikte bir akışa bırakın. Nasıl düşündüğünüz, hissettiğiniz ve davrandığınız konusunda onu
    suçlamayı bir kenara bırakın.

    2. Anksiyeteni izle!İyi ya da kötü herhangi bir önyargı olmaksızın dikkatinizi anksiyetenize verin.
    Onu davetsiz gelen bir misafirmiş gibi görmeyin. Bunun yerine 1’den 10’a kadar not verin ve
    ivmesini izleyin. Kendinizi gözlemleyin, anksiyetenizin zirvelerini ve vadilerini izleyin. Tarafsız
    olun. Anksiyeteniz siz demek değildir. Anksiyete deneyiminden kendinizi ne kadar
    ayırabilirseniz o kadar çok bu deneyimi izleyebilirsiniz.
    Düşüncelerinize, hislerinize ve eylemlerinize sanki onlar sizin arkadaşınızmış gibi bakın, ama
    aşırı ilgiye kapılmayın, seyirciymiş gibi izleyin. Temel ‘siz’i anksiyeteden ayrıştırın. Kısaca
    anksiyetenin içinde olun, ama onun güdümüne girmeyin.

    3. Anksiyeteyle birlikte hareket et! Durumu normalleştirin. Sanki anksiyöz değilmişsiniz gibi
    hareket edin. Onunla işlev göstermeye çalışın. Eğer yavaşlamak zorundaysanız yavaşlayın,
    ama asla durmayın, devam edin. Yavaş yavaş ve olağan biçimde nefes alın verin.
    Eğer durumdan kaçarsanız anksiyeteniz azalacaktır, ama bu sefer de korkunuz artacaktır. Eğer
    kaçmayıp kalırsanız hem anksiyeteniz hem de korkunuz azalacaktır.

    4. Aşamaları tekrarla! Makul bir düzeye gerileyene kadar (1) anksiyeteni kabul etmeye, (2) onu
    izlemeye ve (3) onunla birlikte hareket etmeye devam edin. Kabul etmeye, izlemeye ve
    onunla birlikte hareket etmeye devam ettikçe zaten anksiyeteniz azalacaktır. Sadece bu üç
    aşamayı tekrarlamaya devam edin: Kabul et, izle, onunla birlikte hareket et.

    5. En iyisini bekle! Korktuğunuz şey çok nadiren başınıza gelir. Buna karşın, anksiyeteyle bir
    sonraki karşılaşmanızda şaşırmayın. Bunun yerine onun nasıl üstesinden geldiğinizle kendinizi
    şaşırtın. Yaşadığınız sürece birtakım anksiyetelere kapılacaksınız. Anksiyeteyi sonsuza kadar
    yendiğiniz inancından kurtulun. Gelecekteki anksiyeteyi tahmin ederek, o geldiğinde onu
    daha hazırlıklı biçimde karşılama konusunda kendinizi sağlam bir yere koymuş olursunuz.

  • Kronik Hastalıklar ve Psikolojik Durum

    Kronik Hastalıklar ve Psikolojik Durum

    Stres, depresyon ve anksiyetenin (kaygının) kronik hastalıklara olan etkisi pek çok araştırmanın konusudur. Bu noktada önemli olan, depresif semptomların; stresin ve kaygının kronik hastalıkların belirtilerine nasıl etki ettiği ve hastaların yaşam kalitesini etkileyip etkilemediğidir.

    Uzun süreli ve ağrılı hastalıklar, çoğunlukla umutsuzluk, çaresizlik ve öfke gibi olumsuz duygu durumu da beraberinde getirir. Ancak hastalığın mı duygusal süreçlerin değişimine yol açtığı yoksa depresyon gibi olumsuz duygu durumu içeren hastalıkların mı kronik hastalıklara etki ettiği tam olarak bilinmemekte. Yani, hastalığın günlük rutini bozacak şekildeki işleyişi mi yoksa stresin ve olumsuz duyguların mı hastalığa yol açtığı konusu hala net değil. Bu noktada stres, olumsuz duygu durum ve hastalık belirtilerinin daha yoğun olarak ortaya çıkması bir kısır döngü gibidir.

    Kronik hastalığa sahip kişilerde, herhangi bir hastalığı bulunmayan bireylere kıyasla psikolojik sorunlar daha sıklıkla görülebilmekte. Örneğin, eklemlerde oluşan iltihabi durum ile kendini gösteren ve otoimmün bir kronik hastalık olan Romatoid Artrit (RA) hastalarındaki depresyon %66, anksiyete ise %70 oranında görülüyor. Bu da oldukça ciddi bir oran, hastalıkla baş etmede yaşanan sorunların mı yoksa depresyon ve anksiyetenin mi hastalığı tetiklediği konusunda uzmanlar görüş birliği içinde değiller. Aslında bu konuda yapılan çalışmaların sayısı da yeterli olmadığından, bir çıkarım yapmak oldukça güç. Her halukarda, hastaların stresli yaşam olaylarından uzak kalmaları, depresyon ve anksiyete belirtilerine de dikkat etmeleri oldukça önemli.

    Kronik hastalıklarda duygu durumun normal seyredebilmesindeki en önemli faktör hastalığın rutinine adapte olabilmektir. Hastalığın sonucu olan fiziksel ve bazen zihinsel kısıtlamalara göre günlük hayatı idame ettirebilmek stresin normal seviyelerde olmasında etkilidir. Örneğin, kronik kalp hastalığında günlük hayatı sürdürmeye engel olabilecek fiziksel kısıtlılık, depresif semptomların oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Öfke, kaygı ya da depresyon bileşenlerinin fiziksel sağlık üzerinde etkiye sahip olduğu yaygın bir görüştür.

    Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF) hastalığı da, bahsedilen diğer hastalıklar gibi kronik ve yaşam kalitesini etkileyen bir hastalıktır. Hastaların yaşam kalitesinin hastalık sebebiyle olumsuz etkilenmesi depresyon ve anksiyete gibi psikolojik rahatsızlıklara neden olmaktadır. Hastalık, çeşitli ağrı atakları ve ateş ile kendini gösterdiği için hastaların atak sırasında günlük rutinlerini yerine getirebilmeleri zorlaşmaktadır. Bu durumda çoğu hastanın bildirdiği genel duruma göre, stresin ve depresif duygu durumun FMF hastalığında hastaların baş etmeye çalıştığı ağrı ataklarını arttırdığı görüşü yaygındır.

  • Anksiyete Bozukluğu Nedir?

    Anksiyete Bozukluğu Nedir?

    Anksiyete yaygındır ve tedavi edilebilir

    Anksiyete rahatsızlık derecesine ulaşabilen korku, endişe ve kaygı halidir. Anksiyete bozuklukları ruhsal sorunlar içinde en sık görülenlerden rahatsızlıklardandır. Bu rahatsızlık halini aldığında gündelik işlerinizi yapmanızı, iş hayatınızı, aile yaşantınızı ve sosyal hayatınızı etkiler. Eğer sizde anksiyete bozukluğu varsa bu zayıf, deli ya da kişilik sorunu olan birisi olduğunuz anlamına gelmez. Şiddetli anksiyete bozukluğu tedaviyle yenilebilir. Anksiyete bozukluklarında etkili olan tedaviler mevcuttur.

    Anksiyete Nedir?

    Tıpta bir rahatsızlık haline dönüşmüş korku duygusuna anksiyete adı verilir. Ortada gerçekten korkutucu bir durum olmadan kişinin korku duyması halinde anksiyete bir ruhsal rahatsızlık (anksiyete bozukluğu) belirtisi olarak değerlendirilir. Anksiyete genel olarak kişinin zarar görebileceği veya tehlikeli durumlarda yaşadığı ruhsal ve bedensel tepkileri tanımlayan bir kavram olarak da kullanılır. Bu tepki ruhsal olarak korku, durumla ilgili tasalanma, bedensel olarak kalp atımlarında artış, terleme, çevreden kopma vb. gibi belirtilerle kendini gösterir. Anksiyete herkes tarafından belli zamanlarda yaşanabilecek normal bir tepkidir. Bir araba tarafından ezilme tehlikesi geçirirken, sınav kapısında beklerken veya topluma karşı bir konuşmaya başlamadan önce birçok insan anksiyete yaşar. Bu nedenle kişinin anksiyete yaşantılarının zaman zaman ortaya çıkması son derece doğaldır. Bununla birlikte eğer anksiyete tepkileri çok sık biçimde ortaya çıkıyor ve kalıcı bir şekilde yaşantınızı etkiliyorsa halledilmesi gereken bir rahatsızlık haline gelmiş demektir.

    Eğer aşağıdakilerden herhangi birinden mustaripseniz muhtemelen anksiyete bozukluğu geçirmektesinizdir:

    • Korkularınız yaşadığınız durumla orantısız biçimde çok şiddetli ise

    • Anksiyete tepkilerini sık sık yaşıyorsanız

    • Korktuğunuz durumlardan kaçınmaya başlamışsanız

    • Bu durum iş, sosyal ve aile yaşantınızı etkilemeye başlamışsa

    Anksiyetenin değişik biçimleri

    Anksiyetenin önde gelen belirti olarak görüldüğü çeşitli rahatsızlıklar vardır. Yaşanan anksiyetenin türüne, süresine, ortaya çıktığı durumlara ve şiddetine göre birbirinden ayrılan çeşitli anksiyete bozuklukları vardır. En sık görülen anksiyete bozukluğu tipleri panik bozukluğu, sosyal fobi, agorafobi ve yaygın anksiyete bozukluğudur. Aşağıda bu durumlar tek tek ele alınacaktır. Siz kendi durumunuza en çok uyanı bulmaya çalışın.

    Panik Bozukluk

    Panik atak aniden başlayan sıkıntının kısa zamanda çok şiddetlendiği başı ve sonu belli olan şiddetli bunaltı veya korku nöbetidir. Eğer bu ataklar sık sık ortaya çıkıyorsa, kişi başka ataklarında olacağına ilişkin sürekli kaygı duyuyorsa veya atakların yol açabileceğini düşündüğü sonuçlarla (kalp krizi, felç, çıldırma, ölüm) ile ilgili olarak kaygılanıyorsa veya ataklarla ilişkili olarak belirgin davranış değişikliği gösteriyor, bazı ortamlardan kaçınıyorsa o zaman panik atak panik bozukluk dediğimiz rahatsızlığa dönüşmüş olabilir. Panik bozuklukta yaşanan panik ataklar genellikle o an kişinin çevresinde olan bitenlerden bağımsız biçimde ortaya çıkar ancak kişi giderek daha önce panik atak yaşadığı ortamlara veya yerlere girmekten kaçınmaya başlayabilir.

    Panik atakta sıklıkla görülen ruhsal ve bedensel belirtiler:

    Ruhsal Belirtiler:

    • Kaygı

    • Kontrolü yitirme korkusu

    • Kaçamama korkusu

    • Ölüm korkusu

    • Delirme korkusu

    • Gerçek dışılık (ortamdan kopma) duyguları

    Bedensel Belirtiler:

    • Baş ağrıları

    • Kas gerilimi

    • Titreme veya vücutta sarsıntı hissi

    • Göğüste ağrı-sıkışma

    • Nefes darlığı/boğulma

    • Kalp atımlarında hızlanma, çarpıntı

    • Ayaklarda ve ellerde uyuşma, karıncalanma, keçeleşme

    • Bulantı ya da karın ağrısı;

    • Terleme

    • Sıcak/soğuk basması

    • Görme Bulanıklığı, Benekler görme

    • Sersemlik

    • Baş dönmesi

    • Düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma

    Panik ataklar diğer anksiyete bozukluklarında da görülebilir ancak bu tür durumlarda korkulan ortama maruz kalındığında ortaya çıkar, kişi hangi durumda panik atak yaşayacağını bilebilir.

    Sosyal Fobi

    Sosyal fobinin ana özelliği insanlarla birlikte herhangi bir faaliyette bulunurken aşırı korku ve heyecan (anksiyete) hissetmektir. Bu hastalar toplum içindeyken genellikle yargılanma veya eleştirilmeden korkarlar. Sosyal fobisi olanlar başka insanlarla birlikte iken konuşma, yemek yeme, bir şey içme gibi bir faaliyette bulunduklarında aptalca veya utandırıcı şeyler yapacakları endişesini duyarlar. Ayrıca bu esnada hissettikleri anksiyete belirtilerinin (titreme, sesin yetmemesi, konuşurken ses titremesi, kızarma, terleme gibi) dışardan görüleceği düşüncesi bile korkuya yol açabilir. Anksiyete belirli sosyal durumlara özgü olabilir fakat sıklıkla çoğu sosyal ortamda yaşanır.

    Sosyal fobide sıklıkla korkulan ortamlar:

    • Başkalarının önünde konuşma yapmak

    • Soru sormak

    • Başkalarıyla birlikte yemek yemek, bir şey içmek

    • Başkalarının önünde yazı yazmak

    • Dikkatleri üzerinde toplamak (kalabalık bir odaya girmek)

    • Sosyal aktiviteler (yemekler, partiler, evlenme törenleri, dini törenler)

    • Telefonda konuşmak

    • Yeni biriyle tanışmak

    Agorafobi

    Yardım alınamayacak ya da hemen çıkılamayacak ortamlarda anksiyetenin fiziksel ve ruhsal belirtileri ve sıklıkla birlikte panik atak görülmesine agorafobi adı verilir.

    Anksiyete daha çok aşağıdaki durumlarda ortaya çıkma eğilimindedir:

    • Panik atak geçirme riski olan durumlar

    • Kıstırılmışlık duygusu yaratan veya ayrılanılamayacak, kaçılamayacak ortamlar (kalabalık alışveriş merkezleri, sinema, tiyatro, toplu taşım araçları, otobüs, metro, tren vb.)

    • İhtiyaç olduğunda yardım alınmasının veya yardıma erişilmesinin güç olduğu durumlar (otoyollar, köprü, tünel, geniş açık alanlar, evde yalnız kalmak, yalnız başına yola çıkmak)

    • Yabancı veya tanıdık olmayan çevreler

    Bu durum birçok şeyden kaçınmaya ve kişinin yaşamının etkilenmesine yol açar. Aşırı ilerlediğinde evden çıkamaz hale gelebilir.

    Sıklıkla korkulan veya kaçınılan durumlar:

    • Tek başına evden ayrılmak

    • Evde yalnız kalmak

    • Yalnız başına seyahat etmek

    • Kalabalıklar

    • Kalabalık toplantı yerleri

    Spesifik Fobiler

    Spesifik bir fobi, belirli nesne veya durum için duyulan belirgin, kalıcı, aşırı ya da mantıksız bir korkudur. Korkulan nesneye maruz kalmak genellikle hızlı ve yoğun bir korku reaksiyonu (yani panik atak) üretir. Bu alarm cevabına, nesneden veya durumdan kaçma yönünde güçlü bir dürtü eşlik eder ve buna korkuyla ilgili önemli bozulma ve sıkıntı eşlik edebilir. Spesifik fobilerden mustarip kişiler genellikle korkulan nesnelerle gelecekteki karşılaşmaları önlemek için ellerinden geleni yaparlar ve bunu yapmak için büyük çaba sarf ederler. Hiçbiri daha az değil, genellikle korkularının aşırı veya mantıksız olduğunu fark ederler. Bu bilginin, korkulan nesnelerden kaçma ve bunlardan kaçınma dürtüsü ya da takip eden fizyolojik ve öznel tepkileri kontrol etme yeteneği üzerinde hiçbir etkisi yoktur.

    Yaygın anksiyete bozukluğu

    Yaygın anksiyete bozukluğu diğer anksiyete bozukluklarından farklıdır. Anksiyete yaşantısı belli bir duruma veya panik atağı geçireceği korkusuna bağlı değildir. Normal gündelik olaylar ve gelecekle ilgili aşırı endişeden kaynaklanan sürekli bir anksiyete vardır. Maddi konular, iş ve okul başarısı, aile bireylerinin sağlık durumları, çıkılan seyahatler, kapı veya telefon çalması vb. her tür gündelik olay bir kaygı konusu haline gelebilir. Endişe hali yaygın anksiyetenin bir özelliği olmakla birlikte, diğer psikolojik anksiyete belirtilerinin de olması nadir değildir.

    Yaygın anksiyetede görülen belirtiler:

    • Huzursuzluk, aşırı endişe ve heyecan

    • Kolay yorulma

    • Dikkat toplamada güçlük ya da zihnin durmuş gibi olması

    • Sinirlilik

    • Bedensel gerginlik

    • Uyku bozukluğu

    Anksiyeteye yol açabilecek durumlar:

    Psikolojik

    Bedensel

    İlişki sona ermesi

    Bedensel hastalıklar

    Şiddetli tartışmalar

    Aşırı alkol ya da ilaç kullanımı

    Yakın birinin kaybı

    Maddi sorunlar

    İşte zorlanma, iş kaybı

    Uykusuzluk

    Korkutucu ya da üzücü bir olay/travma

    İnsanlarda gerilim yaşadıkları zaman daha hızlı ve derin nefes almaya doğal bir eğilim vardır. Yine gerilim anlarında olağandan daha fazla kaygı duymak da bir doğal eğilimdir. Bu iki etken anksiyete bozukluğu geçirenlerde genel olarak bulunur. Sıklıkla nefes alma şeklinizi değiştirmek ve kaygıyı azaltmak anksiyeteyi geçirecek önemli iki yöntemdir.

    Çok hızlı ve derin nefes alma

    Çoğu kişi için çok hızlı ve derin nefes almanın (aynı zamanda hiperventilasyon olarak da bilinir) anksiyeteye yol açabileceğini öğrenmek çok şaşırtıcıdır. Fakat yol açar! Çok hızlı nefes almak kandaki karbondioksit düzeyini ve asit içeriğini düşürür. Bu beyne daha ve vücuda daha az oksijen ulaşmasına ve anksiyetenin bedensel belirtilerine neden olur. Bu belirtiler sersemlik, kafada hafiflik, nefessizlik, boğulma hissi, çevreden kopma, çarpıntı, titreme vb. gibidir. Hafifte olsa uzun bir süre aşırı nefes alıp vermeyle bedensel anksiyete oluşabilir. Yani çevrenizin veya sizin farkına varmadan da aşırı nefes alıp veriyor olabilirsiniz. Hafif bir aşırı nefes alıp verme, örneğin esneme, iç çekme panik atağı veya anksiyetenin bedensel belirtilerini tetikleyebilir. Aşırı nefes alıp verme bir alışkanlıktır ve bunu değiştirmek zaman alabilir.

    Endişe ve olumsuz düşünme

    Kaygı ve gerçekdışı veya olumsuz düşünme anksiyeteyi tetikleyebilir. Anksiyeteli insanlar bazen anksiyeteyi doğuracak veya daha fazla arttıracak şekilde düşünürler.

    Örneğin:

    Olumsuz bir durumu düşünerek kendinizi daha kötü hissedebilirsiniz

    Zamanınızı asla hiç gerçekleşmeyecek olumsuz olaylarla ilgili düşünmekle geçiriyor olabilirsiniz

    Etrafınızdaki insanların davranışlarını ve düşüncelerini yanlış yorumluyor olabilirsiniz.

    Anksiyete nasıl tedavi edilir?

    Anksiyeteyi tedavi, etmenin en iyi yolu psikoterapi ve ilaç tedavileridir. Kullanılabilecek yöntemler:

    • Panik ataklarını kontrol etmek ve durdurmak

    • Daha önce kaçınılan korkulan durumlarla yüzleşmek

    • Olumsuz ve gerçekdışı düşünceyi değiştirmek ve kaygıları azaltmak

    Gerekirse kısa dönemli olarak ilaç kullanmak. İlaç kullanılan durumlar:

    • Kısa anksiyete tepkileri

    • Anksiyetenin çok şiddetli olduğu durumlarda danışmanın yanı sıra

    • Tıbbi tedavi ve uzman denetiminde