Anevrizma, atardamar duvarındaki zayıf noktada oluşan balonlaşmayı ifade eden terimdir. Anevrizma duvarı normal bir damar duvarına göre daha ince ve zayıf yapıdadır. Dolayısıyla oluşan baloncuğun patlayıp beyin kanamasına yol açma riski yüksektir. Ciddi bir sağlık sorunu anevrizma zamanında ve gerekli müdahale yapılmaz ise ölümle sonuçlanabilir.
ANEVRİZMA KİMLERDE GÖRÜLÜR?
Anevrizma, doğuştan gelen bir hastalık değildir. Genellikle 30 yaş üstü kişilerde görülür. Birinci derece akrabasında anevrizma olanlar, aşırı sigara ve alkol tükenlerle beraber hipertansiyon hastalarında anevrizma görülme riski daha yüksektir. Ayrıca ani hareket yapanlarda ve ağırlık kaldıranlarda anlık olarak anevrizma patlaması görülebilir. Maalesef anevrizma kanaması yaşayan hastaların %20 lik kısmı olay anında vefat etmektedir. Dolayısıyla riskli durumlarda kontrol yapılması çok önemlidir.
ANEVRİZMA TEDAVİSİ
Anevrizma teşhisi zor bir hastalıktır. Basit bir baş ağrısı gibi görülebilir ve kişi tarafından önemsenmeyebilir. Eğer teşhis zamanında yapıldıysa cerrahi müdahale riskli fakat en etkili yöntemdir. Hastaya genel anestezi yapılarak anevrizmaya müdahale edilir. Anevrizmaya direk kafatasından müdahale edilebileceği gibi koldan veya kasıktan açılan kesikler ile de müdahale edilebilir. Ameliyat sonrasında hasta uzun bir süre dikkatli olmalıdır. MR yardımı ile gerekli kontroller yapılmalıdır.
ANEVRİZMA VE BEYİN CERRAHİSİ
Anevrizma, beyin içerisinde damarlarda oluştuğu için başvurulması gereken ve müdahale edecek olan bölüm beyin cerrahisidir. Genel anestezi sırasında beyine açılan küçük bir kesik ve kafatasından kemik alınması ile açık ameliyat yapılır. Anevrizmanın alınması sonrasında kesikler kapatılır ve gerekli kontroller ardından hasta taburcu edilebilir.
Beyini besleyen damarlar, beyinin tabanında birleşerek Willis poligonu denilen bir damar şebekesi oluştururlar. Beyin anevrizmaları bu şebekeyi oluşturan damarların herhangi birinin anormal genişlemesi sonucu ortaya çıkar. Genişleyen bu damarların duvarı zayıf ve ince olduğu için günün birinde kendiliğinden veya efor sonrası yırtılıp beyin kanamasına yol açabilirler.
Beyin, beyincik ve omurilik etrafını saran zarların arasında seyreden beyin damarlarının değişik nedenlerle kanamasıyla subaraknoid kanama (SAK) tablosu oluşur.
Genel Bilgiler
*Ne yazık ki hastaların önemli bir kısmı (%10) ağır klinik tablo nedeniyle hastaneye yetiştirilemeden veya yanlış tıbbi değerlendirme sonucu erken dönemde kaybedilmektedir.
*İlk 30 gün içindeki ölüm oranı ise yaklaşık %50’dir.
*Ortalama görülme yaşı 55-60 civarındadır ve kadınlarda erkeklere oranla (3/2) kısmen daha fazladır.
*Yine ilkbahar ve sonbahar aylarında kanama sıklığı daha yüksektir.
*Uykuda ortaya çıkabilme ihtimali (%30) önemli bir tehlikedir.
*Sağkalım yaklaşık %50’dir ve bunların sadece %33’ü eski hayatlarına geri dönebilmektedir.
*Kurtulabilen hastaların %30’u yatağa bağımlı hayat sürmek zorunda kalırlar.
Anevrizma Neden Oluşur?
• Damar duvarının ince ve zayıf oluşu(Doğumsal)
• Damar duvarındaki arteriosklerotik değişiklikler
• Travma
• İnfeksiyon
• Hipertansiyon
• Sigara, alkol, bağımlılık yapan madde kullanımı
• Doğum kontrol ilaçları
• Aile fertlerinin birinde hastalığın görülmesi sayılabilir.
Hastalığın Belirti ve Bulguları Nelerdir?
Anevrizmalar yırtılıp kanadıkları zaman hastaneye getirilen hastalar genellikle kusmanın ve bazen geçici bilinç kaybının eşlik ettiği, ani ve şiddetli baş ağrısından yakınırlar. Hastalar hayatlarında yaşadıkları en şiddetli baş ağrısı olarak tanımlarlar. Hastaların çoğunda birkaç ay öncesinde daha hafif şiddette, 1 gün içinde iyileşen uyarıcı başağrısı hikayesi vardır. Yırtılmamış ve kanamamış anevrizması olan hastalar ise; baş ağrısı, koku alma bozukluğu, çift görme, göz bebeğinde büyüme, görme keskinliğinde azalma gibi şikayetlerle başvururlar ve yapılan tetkiklerinde tesadüfen kanamamış baloncuk tespit edilir.
Anevrizma Nasıl Tespit Edilir?
• Herhangi bir nedenle yaptırılan Beyin Tomografisi ve MR’da tesadüfen tespit edilebilir
• Kafa sinirlerine bası belirtileri varsa (Örneğin; koku alma bozukluğu, çift görme, görme bozukluğu…)
• Anevrizma kanamış ise ileri tetkiklerle tespit edilebilir.
Teşhis ve Tedavi Yöntemleri:
Hastalar beyin cerrahi, nöroloji ve girişimsel nöroradyoloji uzmanlarının oluşturduğu ekip tarafından değerlendirilir. Subaraknoid kanamalarda ilaçsız olarak çekilen ilk beyin tomografisi kanama olup olmadığı konusunda yeterli bilgiyi verir. İkinci aşamada kateter anjiografi mutlaka yapılmalıdır. Tetkikler tamamlandıktan sonra yine aynı ekip hasta için uygun tedavi seçeneğini belirler. Anevrizmalardaki başlıca tedavi seçenekleri; CERRAHİ TEDAVİ ve endovasküler tedavi denilen kasık atardamarından girilen bir kateter yardımıyla yırtılmış baloncuğun kapatılarak devre dışı bırakılması esasına dayanır(Coil embolizyon yöntemi).
Cerrahi tedavinin amacı; anevrizmanın kapatılarak yeniden kanama riskini ortadan kaldırmak, beyindeki mevcut hasarın etkilerini azaltmak ve geç dönemde ortaya çıkabilecek beyin kanaması sekellerini önlemektir.
Beyin vasküler elemanlarının anevrizmalarının meydana getirdiği beyin kanamaları acil ortamlarda karşımıza çıkan tablolardır. Anevrizmalar çok nadir görülmesine rağmen insanların en verimli çağlarında efor sonrası ortaya çıkan bir durumdur. Aslında anevrizma doğuştan gelen bir anomalidir. Kafa içi beyin dışı damarların yırtılması ile beyin çevresindeki boşluğa olan kanamalardır. Arteryel bir yırtılma olduğu için kafa içinde çok yüksek basıncın birden oluşmasına neden olur. Kafa içi basıncın neredeyse kişinin tansiyonu derecelerine yükselmesi kişinin hayatında gördüğü en şiddetli başağrısı nedenidir. Kişinin bilincinin kaybı da görülebilmektedir. Ense ağrısı bulantı kusma da vardır. En sıklıkla her iki ön beyne giden damarların birleşkesinde görülmektedir. Baloncuk 7 mm çapa ulaştığında kritik kanama eşiğine girmiştir.
Sebebi nedir?
Beyin tabanındaki damarlarda doğuştan olan baloncukların patlaması sonucu olmaktadır.
Kimlerde olur?
Çocuklukta gelişmiştir. Tüm insanların %2 sinde anevrizma vardır. Kanayan anevrizmalar bunların %10 udur.
Anevrizmaların bulgu verdikten sonra tanının konması önemlidir. Her baş ağrısı anevrizma nedenli olmadığı gibi anevrizma sonucu ortaya çıkan baş ağrıları da ağrı kesicilerle geçiştirilmemelidir. Özellikle anevrizma kanaması geçiren kişilerin yürümesine, hareket etmesine izin verilmemelidir. Acildir çünkü 7-8 gün içinde tekrar kanayacaktır. İlk yirmi dört saat içinde kanama olursa hayatı çok yüksek derecede tehdit etmektedir. Kişilerin acile başvurduklarında çekilen bilgisayarlı tomografi ve anjiografi ile kesin tanı konur. Üç mm üzerindeki anevrizmalar acilen tespit edilmiş olur. Tedavisi için iki yol bulunmaktadır. Yoğun bakımda mutlak istirahate alınan hasta beyin cerrahisi bölümünce değerlendirilerek hastalığın tedavisine karar verilmektedir. Mümkün olan en kısa zamanda cerrahi müdahale ile baloncuğun boynu kapatılmalıdır. Mikrocerrahi ile %4 mortaliteye kadar inilmiştir. İlk kanama sonrası hastanın durumu ne kadar iyi ise cerrahi sonucunda elde edilecek cevap o kadar iyidir. Cerrahi sonrası ilk dört gün kritik günler olarak seyreder. Daha sonrasında fiziksel ve psişik rehabilitasyonla tatmin edici sonuçlar alınmaktadır. Cerrahi gören hastalarda kanama riski bertaraf edilmiş olmaktadır. Yeterli ekipman ve tecrübeli, etkili bir takımla problemin çözülmesi kolaylaşmaktadır. İnsanların kafasını kurcalayan en önemli sorunlardan birisi de bende anevrizma varmıdır? Çok düşük yüzdeli bir oluşum olması nedeniyle her bir kişiyi bilgisayarlı tomografi ile anjiografiden geçirmek imkansızdır. Ama risk guruplarının taramadan geçmesi önerilebilir. Ailesinde anevrizma görülenlerde normale göre biraz daha fazla anevrizma tespit edilebilmektedir. Sonuç olarak insanlar en verimli çağında ani olarak kişilerin yaşamlarında ciddi etkiye neden olan anevrizma kanamasının tedavisi sonrasında kişide damar hastalığı yoksa normal yaşam sürelerini tamamlarlar.
Anevrizma, beyindeki atardamar duvarının zayıflaması sonucu bir balonlaşma şeklinde ortaya çıkar.Bu balonlaşma damar duvarını zayıflatır ve normal damara göre daha dayanıksızlaştırır. Bu zayıflayan ve incelen damar duvarı yırtılarak kişinin hayatını tehlikeye sokabilir. Anevrizmanın oluşumu herhangi bir kan damarında meydana gelse de daha çok atardamarda görülür.olşumunda çok fazla neden olabilir. Damar sertliği anevrizmanın oluşmasında en önemli etkendir.Bunun yanında kafa travması, damar iltihaplanması, yüksek tansiyon ve doğuştan gelen damar gelişme bozuklukları da olabilmektedir.
Mca Anevrizmaları
Anevrizma Belirtileri nelerdir?
Belirtileri vücutta oluştukları bölge ile doğrudan ilgilidir. Anevrizmanın patlaması sonucu ağrıdan bayılma, inme inme ve şok şeklinde görülen hayatı ciddi şekilde tehdit eden bir çok belirtiler görülebilir.Genel olarak karın, göğüs,baş ve sırtta ısrar eden ağrılar olarak da sayılabilir. Ancak kişide kanamamış anevrizması varsa çoğunlukla hiçbir belirti görülmeyebilir. Belirti vermediğinden başka hastalıklarada karıştırılabilir. Belirti görülmeyen anevrizmalar uzman bir doktorun klinik muayenesi sonucu ve ek testler yapılarak tespit edilebilir. Bazı hastaların vücudunda başka anevrizmalarında olma ihtimali düşünülerek, bu noktada doktora hastalığın etkileri iyi anlatılmalıdır. Hastalık tespiti yapılan kişilerin kontrol ve takipleri düzenli olarak yapılmalıdır.
Tedavisi nasıl yapılır?
Ülkemizde birçok kişi bu hastalığın farkında olmadan yaşamlarını sürdürmektedirler.Anevrizma küçük ve bulunduğu yer açısından daha az büyüme ve kanama riski taşıyorsa sadece takip iyi bir seçenek olabilir. Bu kişilerde yıllık kanama riski az da olsa devam eder. Kanamamış anevrizmalı hastalara ilave olarak ilaç tedavisi uygulanabilir. Takipte olan hastalar sigara kullanımını bırakmalı ve kan basıncını kontrol altına almalıdır.
Günümüzde yaygın olarak uygulanan standart tedavi şekli ameliyatla tedavidir. Anevrizmaların tedavisi, yerlerine, büyüklüklerine, büyüme hızlarına, damarda meydana getirdikleri hasara, patlama riskleri gibi çeşitli etkenlere göre planlanmaktadır. Artık dünyada bir çok merkezde uygulanan endovasküler tedavi yöntemleri sayesinde hastalar bir-iki gün gibi kısa süre hastanede yatmakta ve tedavi olmaktadırlar. Açık cerrahi tedavi anevrizmalı hastalara uzun bir zamandan beri uygulanan bir yöntemdir. Bu ameliyat anevrizmayı kapatmak için gerçekleştirilen bir ameliyat olup genel anestezi altında kafatasında küçük bir pencere açılarak ile yapılır. Bugün artık pek çok modern kapalı veya açık cerrahi teknikleri kullanılmaktadır.
Beyin damarlarının duvarındaki kas tabakasının zayıflığından dolayı damarda oluşan balonlaşmaya beyin anevrizması denir.
Anevrizmalar yapı itibarı ile damar duvarının doğuştan zayıf olduğu noktalarda, genellikle de damarın daha küçük dallara ayrıldığı noktalarda oluşur. Damar duvarının zayıf olduğu noktada damar içi basınç (tansiyon) nedeniyle her kalp atımında damar duvarı zayıf noktadan dışarı doğru bombeleşerek baloncuk oluşur. Baloncuk duvarı, basınca dayanamadığı anda da patlar.
Beyin damarlarında oluşan anevrizmaların hiçbir yakınmaya yol açmayacağı gibi kitle etkisi ile sorunlara yol açabildiği bilinmekle birlikte, anevrizmada en çok korkulan durum patlayarak beyin kanamasına yol açmasıdır. Hangi anevrizmanın kanayacağı, hangisinin kanamayacağı önceden bilinemez. Anevrizmalar genellikle hastalarda bir şikâyet oluşturmaz. Ancak belirli büyüklüğe ulaştığında yerleştiği bölgelerde bası yaparak şikâyet oluşturabilir. Sinirlere bası yaparak o sinirin görevini engeller ya da sadece ağrı, uyuşma karıncalanma gibi sinir basısı yakınmaları oluşturur. Balonlaşma fark edilmez ve yırtılırsa burada oluşan kanama yakınmaların oluşmasına neden olur. Anevrizma kanamaya başladığı anda baş dönmesi, bayılma, kusma ve geçici bilinç kaybı oluşur. Sürekli baş ağrılarının nedeni anevrizma değildir. Anevrizma hastalarının ortak cümlesi şudur: ‘Ben hayatımda böyle bir baş ağrısı görmedim!’ Çünkü anevrizma artık kanamıştır ve kişi, şiddetli bir ağrıyla karşı karşıyadır. Ailesinde beyin kanaması öyküsü olanlar, bilinen damar hastalıkları bulunanlar, yüksek tansiyon, şeker hastalığı olan bireyler, alkol ve sigara kullananların beyin anevrizması yönünden riskli kabul edilirler.
Beyinde oluşan baloncukların tespiti için MR ve bilgisayarlı tomografi ile yapılan incelemeler ön teşhisi sağlamakla beraber, beyin anevrizmalarına kesin tanı beyin anjiyografisi ile konur.Tedavisinde;
Cerrahi yöntem: Ameliyatta, beyindeki anevrizma üzerine klips (kelepçe) takılır.Klips, hastada hayatı boyunca kalır.
Endovasküler yöntem: Son zamanlarda oldukça gelişen bu yöntemle hasta, ameliyat edilmeden tedavi edilir. Bu yöntemde, damar içerisinden girerek, anjiyodaki gibi, hastadaki anevrizmanın yeri tespit edilir ve oraya sert bir madde doldurulur. Burada amaç; anevrizmanın yarattığı damar bozukluğunu gidermek ve kanamayı engellemektir.
~~Anevrizma (damar baloncuğu), genellikle bir atardamar duvarının bir kısmının dışa balonlaşması, ya da genişlemesidir. Genellikle insanlar bu balancuktan habersiz normal bir yaşam sürer ve yaşamlarını tamamlarlar. Toplumun az bir bölümünde böyle bir damar baloncuğunun duvarı aniden delinip kanayabilir. Bu delinme sonucu beyin kanaması (subaraknoid kanama ve/veya intraserebral hematom) hastalığı oluşur. Bu kanama, inme, koma ve/veya ölüme neden olabilir. Hastalığın adı subaraknoid kanamadır sebeplerinden en fazla bilineni anevrizmalardır.
Kadınlarda, aile hikayesi olanlarda 2 kat fazla görülür. Sigara ve hipertansiyon diğer risk faktörleridir.
Şiddetli baş ağrısı, ense ağrısı, bulantı kusma, ışığa hassasiyet, çift örme, şuur bulanıklığı, nöbet geçirme, koma en sık bulgularıdır.
Muayene sonrası BT, BT anjiografi, MR anjiografi, arteryel anjiografi ile tanı konulur. Nadiren lomber ponksiyon (belden su alınarak) kanama tesbit edilir.
Anevrizmalarda en büyük risk tekrar kanamasıdır. Tekrar kanamayı önlemek için anevrizmanın boynu kliplenir. Bu yöntemin amacı anevrizma kesesinin boynuna bir klip koyarak zayıflamış olan damar duvarını desteklemek ve tekrar kanamasını önlemektir. Başarılı bir klipleme ile subaraknoid kanama hastalığı tamamen tedavi edilmiş olmaz! Büyük bir risk olan tekrar kanama riski ortadan kaldırılmış ve tedavi devamında daha rahat uygulamalara fırsat yaratılmış olur. Subaraknoid kanama sonrası beyin zarları arasına ve beyin damarları etrafına yayılan kan, beyin damarlarında büzüşmeye (vazospazm) ve/veya beyin suyollarında tıkanıklık yaparak hidrosefaliye yol açabilir. Böyle durumlarda damarları açıcı ve/veya su yollarındaki tıkanıklığın yarattığı beyin basıncı artışını düşürücü değişik tedavi yöntemleri kullanılır. Bununla beraber, beyin çok şiş ve ödemli ise cerrah kemik parçasını tekrar yerleştirmek yerine daha sonra konmak üzere saklar (dondurucuda, karında, kafa derisi altında…).
ÇOK CİDDİ BİR HASTALIKTIR. 100 ANEVRİZMA KANAMASI HASTASININ 70 TANESİ HASTANEYE ULAŞABİLMEKTEDİR. bU HASTALARINDA HER TÜRLÜ TEDAVİYE RAĞMEN 25 TANESİ ESKİ İŞ VE YAŞAMLARINA DÖNMEKTEDİR.
Alternatif Tedaviler:
• Kanama riskini ve oluşabilecek diğer komplikasyonları kabul ederek tedaviyi reddetmek.
• Tıbbi ilaç tedavisi ve periyodik radyolojik incelemeler.
Anevrizma, beyindeki atardamar duvarının zayıflaması sonucu ortaya çıkan bir balonlaşma olup sıklıkla damarların çatallanma bölgelerinde görülür. Bu balonlaşan yapı normal damara göre daha dayanaksızdır ve bazı koşullar altında yırtılıp beyin içine kanamaya yol açarak yaşamı tehlikeye sokabilir. Anevrizmalar doğuştan damarın gelişme bozukluğuna bağlı olabileceği gibi yüksek tansiyon, damar sertliği (ateroskleroz), enfeksiyonlar (damarın iltihaplanması) veya kafa travması sonrası da gelişebilir. Anevrizmalar çoğunlukla beynin tabanında yerleşir ve buradaki beyin-omurilik sıvısı içinde kanamaya neden olurlar. Anevrizmaların yıllık kanama riski yaklaşık %1’dir.
Anevrizma Tipleri
Sakküler (kese biçimli) anevrizmalar
En sık görülen anevrizma tipi olup beynin tabanında büyük damarların çatallanma bölgelerinde oluşur. Bu çatallanma noktalarında damar duvarı daha fazla basınca maruz kalmaktadır. Bu sabit basınç zamanla damar duvarında oluşturduğu hasar sonucu balonlaşmaya neden olabilir. Sakküler anevrizmalar yıllar içerisinde gelişir ve bundan dolayı anevrizmanın yırtılma riski yaşla birlikte artar. Anevrizmanın bu şekildeki gelişmesini eskiden araçlarda kullanılan tekerlek iç lastiklerinde görülen balonlaşmaya benzetebiliriz. İleri yaşlarda damar yapısının bozulması sonucu damar duvarının esnekliğini kaybetmesi de anevrizma oluşmasında diğer önemli bir nedendir.
Fuziform (iğ biçimli) anevrizmalar
Bu anevrizma damarın uzunca bir bölümünü içeren iğ şeklinde bir genişleme olarak görülür. Bu tip anevrizmalar da yırtılarak kanayabilir, ileri derecede genişleyip çevresindeki beyin dokusunda baskıya yol açarak veya içinde pıhtılaşma gelişip buradan ayrılabilen kalıntıların normal beyin damarlarında tıkanmaya (emboli) neden olması ile inme benzeri yakınmalar oluşturabilir.
Mikotik (iltihap sonucu gelişen) anevrizmalar
Nadir olup damarın mikrobik hastalığı sonucu gelişir. Genellikle kese biçimlidirler. İltihap damar duvarında hasara neden olur böylece duvar zayıflaması sonucu anevrizma oluşumu ve bunun yırtılma riski artar. Sıklıkla subakut bakteriyel endokarditin (toplumumuzda ‘kalp romatizması’ olarak bilinir) bir komplikasyonudur.
Travmatik (kaza sonucu gelişen) anevrizmalar
Beyin kan damarlarında kaza sonrasında gelişen anevrizma türüdür. Travma bölgesinde hasar gören damar duvarı zayıflar ve sonrasında yırtılabilir.
Toplumdaki Yaygınlığı ve Sıklığı
Beyin anevrizmasına bağlı gelişen beyin kanaması sıklığı bir yılda 100.000 kişide 10-15 civarındadır. Ülkemizde her yıl ortalama 10.000 kişinin anevrizmaya bağlı beyin kanaması riski taşıdığı kabul edilebilir. Bu hastaların yaklaşık 1/3’ü herhangi bir sağlık kuruluşuna başvuramadan kaybedilmektedir. Bir sağlık kuruluşuna başvurabilen kanamış hastalarda da ölüm oranı %25-40 arasındadır. Dolayısıyla anevrizması kanamış hastaların yarıya yakını kaybedilmektedir. Burada önemli bir nokta henüz kanamamış olan ancak hastayı yine de risk altında bırakan beyin anevrizmalarının erken teşhis edilmesi ve tedaviye yönlendirilmesidir. Anevrizma her yaş grubunda görülebilir ancak 25 ve yukarı yaşlarda sıklık giderek artmaktadır. Yaygınlığı en sık olarak 50-60 yaş arasındadır ve kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazla görülmektedir. Ailede anevrizma hikâyesi olması diğer aile bireylerinde anevrizma bulunma riskini arttırmaktadır. Bir kişide aynı anda birden çok sayıda anevrizma bulunması bu riski daha da artırmaktadır.
Anevrizmanın oluş nedeni tam olarak bilinmese de birçok faktörün gelişiminde rolü olduğu bilinmektedir.
1) Hipertansiyon (yüksek kan basıncı)
2) Sigara içilmesi/nikotin kullanımı
3) Şeker hastalığı
4) Aşırı alkol tüketimi
5) Doğuştan gelen (genetik) yatkınlık
6) Kan damarlarına hasar (özellikle damar sertliği) veya travma
7) Bazı enfeksiyonlar
Belirtiler/Uyarıcı İşaretler
Anevrizma yırtılması/kanaması olan hastalarda bazı uyarıcı işaretler görülebilir.
Herhangi bir bölgede ısrar eden baş ağrısı
Bulantı ve kusma,
Ensede sertlik (kişi başını kolay eğemez),
Bulanık veya çift görme
Işığa karşı hassasiyet (fotofobi)
His kusurları
Kanamamış anevrizması olan kişilerin çoğunda hiçbir belirti görülmeyebilir.
Az bir hasta grubunda aşağıdaki belirtilerin bazıları veya tümü görülebilir:
Göz sinirlerinde felçler (göz kapağının düşmesi, gözü rahatça hareket ettirememe gibi)
Tek taraflı genişlemiş göz bebeği
Çift görme, gözün arkası veya üstünde ağrı
Bir bölgede ısrar eden baş ağrısı
İlerleyen halsizlik ve uyuşukluk
Riskler ve Komplikasyonlar
Anevrizmalar yırtıldığında sıklıkla subaraknoid (beyin ve beyin ince zarı arasına) kanama (SAK) gelişir. Damardan subaraknoid mesafeye yüksek basınç ile geçen kan burada birikerek beyne bası oluşturabilir, kanama beynin içine de olabilir; kan elemanları aynı zamanda daha düşük basınca sahip omurilik çevresine de ulaşabilir. Anevrizmadan olan kanama bazen sızma şeklinde de olabilir; bu durumda sızma noktasında küçük bir pıhtı oluşup kanamayı durdurabilir ve hasta yaşayabilir. Ancak pıhtının yol açtığı bu süreç tekrar kanama riskini önlemez; her ek kanamada yaşam daha fazla tehlikeye girer ve hayatta kalma ihtimali azalır. Kendiliğinden (spontane) gelişen SAK’ların çoğunun nedeni anevrizmalardır. Anevrizmanın yerinin, büyüklüğünün ve konfigürasyonunun tam olarak saptanması tedavisi ve dolayısı ile yeniden kanamanın önlenmesinde kritik bir noktadır. Bir kanama sonrası tekrar kanama ihtimali ilk 14 gün için %20 civarındadır. Yukarıda bahsedildiği gibi anevrizma kanaması %50’lere varan oranlarda ölümcül seyreder. Ayrıca yaşayan hastalarda ise %25 oranında kalıcı nörolojik bozukluklara neden olur. Aklî fonksiyonlar yanında tüm vücut fonksiyonlarında da bozulma (örneğin kısmi felç) ortaya çıkabilir. Daha ciddi durumlarda ise kanama beyin hücrelerinde ağır hasara yol açabilir ve hastayı komaya sokabilir. Anevrizma büyük ise kanamadan da çevre beyin dokusunda baskıya yol açarak zarar verebilir. Ayrıca büyük anevrizmalar içinde pıhtı gelişebilir ve içinden kopan parçalar çok sayıda inmeye sebebiyet verebilir. Beyin çevresine sızan kan damarlarda daralmaya (vazospazm) yol açabilir. Bu durum beyin dokusuna gelen kan akımında azalmaya ve dolayısıyla inmeye neden olabilir. Vazospazm genelde kanamadan 5-8 gün sonra gelişir. Tedavisi oldukça zordur, hastanın yaşamını tehlikeye sokabilir. Kanamış bir anevrizmadan sızan kan beyin- omurilik sıvısı (BOS) dolaşımını engelleyerek hidrosefali (beyinde aşırı sıvı birikmesi) dediğimiz tabloya neden olabilir. Bu durumda beyinde ventrikül dediğimiz boşluklarda aşırı sıvı birikerek kafa içi basıncının artmasına neden olabilir. Bu sıvı artışını engellemek için bu boşluklara dren yerleştirilerek biriken sıvı ve sızan kan dışarı alınmalıdır. Anevrizma kanaması beyin ödemi veya şişmesine de neden olabilir. Bu durum beyin fonksiyonlarını etkileyerek çok ciddi problemlere yol açar. Beyin dokusunun şişmesi ve basıncının artması beyin dokusuna zarar verir. Beyin ödemi kan damarlarında bası oluşturarak beyne kan gitmesini yavaşlatabilir.
Tanı Yöntemleri
Ülkemizdeki yürürlükte olan tıbbi yönetmeliklere göre beyin anevrizmalı hastalar ancak beyin ve sinir cerrahlarının (nöroşirürjiyenlerin) kontrolünde hastanelere yatabilmektedirler. Kanamış beyin anevrizmalı hastanın tanısı muayene ile doğrulukla saptanabilir, ancak tanının kesinleşmesi için ek testlere gereksinim vardır. Bu konuda hekime hastalık öyküsü iyi anlatılmalıdır (geçmişteki tüm ilgili rahatsızlıklar bildirilmelidir). Böyle bir hastada ilave başka anevrizmaların da bulunma ihtimali olduğundan doğru tanısal testler kullanılması yaşamsal bir konudur. Hekim tanıya ulaşmak amacıyla doğru test için doğru bilgiye ihtiyaç duyar.
Beyin Anjiyografisi: Bu test anevrizmaların tespitinde en geçerli yöntemdir. Testin yapılması için hastanın kan tablosunun bilinmesi gereklidir; kanamaya eğilimi olan hastada bu test yapılamaz. Anjiyografi genelde radyoloji bölümünce uygulanır, ancak yeni yönetmelikle nöroloji ve beyin-sinir cerrahisi bölümleri de bu uygulamayı yapmaya başlamışlardır. İşlem sırasında bazen ilaçla hafif bir sakinleştirmeye ihtiyaç duyulsa da genelde hasta uyanık halde iken yapılabilir. Hasta tetkik masasında yatarken anjiyografiyi çekecek kişi kasıktan ince bir iğne ile atar damara girer. Sonrasında küçük bir plastik tüp (kateter) damar içerisine yerleştirilir. Röntgen ışınları altında kateterin geçişi görüntülenir ve dört ana beyin damarının bulunduğu baş-boyun bölgesine kadar ilerlenir. Bu işlem sırasında ağrı olmaz. Her bir beyin atar damarına görüntülenebilen damar içi boya ayrı olarak verilir ve bu sırada röntgen görüntüleri alınır. Bu uygulama damarların net olarak görülmesini sağlar. Anjiyografi görüntüleri alındıktan sonra kateter çıkartılır ve çıkarılan bölgeye kan sızıntısı olmaması için baskılı pansuman uygulanır. Bir müddet gözlem sonrasında hasta yatağına gönderilir. Hasta işlem sırasında kateterin geçişini hissetmez ancak kullanılan boya maddesinin verilmesi sırasında başın bir tarafında belli belirsiz bir his oluşabilir veya geçici yıldız uçuşması veya boyun kramplarına neden olabilir. Anjiyografi işlemi, kişinin yaşamını riske sokabilen beyin anevrizmalarının tespitinde duyarlı ve spesifik olmasına karşın sonuçta hasta için müdahaleci (invazif) bir girişim olup düşük oranlarda da olsa damar duvarına hasar, inme ve kullanılan boyaya karşı alerjik reaksiyon riski vardır.
Bilgisayarlı Tomografi-Anjiyografi (BTA): Daha yeni bir teknoloji olup hastanın kolundaki bir toplardamardan boya maddesinin verilmesi ile konvansiyonel anjiyografiye benzer görüntüler alınır. İşleme ait risk konvansiyonel anjiyografide de anlatılan boyar maddenin yol açabileceği alerji ve böbreklerde oluşturabileceği potansiyel hasardır. Bu yöntemde önemli bir avantaj hastayı anjiyografi ünitesine nakletmeye gerek duyulmaması ve ek personele ihtiyaç olmamasıdır. Sadece bir dakikadan daha az bir sürede çekim işlemi tamamlanır ve inme riski taşımaz.
Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG): Manyetik alan ve bilgisayar teknolojisi kullanarak vücuda ait organların üç boyutlu görüntülerini sağlayan bir tanısal testtir. Beyin anatomisinin net görüntülerini sağlar. Beyin MRG’si önceden var olan küçük inmelere ait bulguları da gösterebilir. Hastaya zararı olmayan bir testtir ancak cihazın içi dar olduğundan bazı kişiler kapalı yerde bulunma korkusu (klostrofobi) yaşayabilir. Ayrıca manyetik alana girmesi sakıncalı olanlar kişilerde (koroner stendi veya vücudunda manyetik protezi olanlar gibi) problemlerle karşılaşılabilmektedir.
Manyetik Rezonans Anjiyografi (MRA): MR görüntüleme cihazı ile yapılabilen ve hastaya zararı olmayan bir testtir. Manyetik görüntüler bir bilgisayar tarafından analiz edilerek baş ve boyun bölgesinin damarları görüntülenir. MRA gerçek kan damarlarını gösterir ve tıkanmış, dar olan damarlar ve anevrizmalar hakkında net bir bilgi sağlayabilir.
Tedavi Seçenekleri
Günümüzde anevrizma tanısı almış hastalar için üç önemli tedavi seçeneği mevcuttur.
Gözlem ve/veya cerrahi olmayan tedavi (yalnızca takip)
Cerrahi tedavi ve anevrizmanın kapatılması (kliplenmesi)
Damar içi (endovasküler) tedavi ile stentleme ve/veya tıkama
Tüm hastalıklarda olduğu gibi bir anevrizmanın tedavisine hasta ve hekim birlikte karar vermelidir. Eğer durum acilse veya hastanın şuuru anevrizma kanaması sonucu kapanmış ise, bu karar hastanın en yakını olan akrabası(ları) ile birlikte verilmelidir. Tedavi eden hekim her bir seçeneğin risk ve yararlarını hasta (veya yakınları) ile tartışmalıdır. Hastanın durumuna göre hekim tarafından bu seçeneklerden en uygunu hastaya önerilmelidir. Karmaşık ve uygunsuz yapıdaki anevrizmalarda cerrahi ve damar içi tedavinin her ikisinin birlikte uygulanması gerekebilir. Nöroşirürjiyen ve damar içi tedavi uzmanları ile hasta veya yakınları en iyi tedavi seçeneğini tartışıp belirleyebilir. Günümüzde anevrizma tedavisindeki en iyi yöntem halen tartışılmalı bir konudur ancak tedavinin en kısa zamanda gerçekleştirilmesinin gerektiği de unutulmamalıdır. Cerrahi riskler anevrizmanın kanamış olup olmadığıyla da ilişkilidir. Anevrizmanın büyüklüğü, yerleşim yeri ve hastanın yaşı ile genel durumunun da tedavinin başarısında diğer önemli faktörlerdir.
Gözlem ve/veya Cerrahi Olmayan Tedavi
Anevrizma küçük ve bulunduğu yer açısından daha az büyüme ve kanama riski taşıyorsa yalnızca takip iyi bir seçenek olabilir. Bu hastaların izleminde tanısal testlerin tekrarlanması gerekmektedir. Bu kişilerde yıllık kanama riski az da olsa devam eder. Kanamamış anevrizmalı hastalara ilave olarak ilaç tedavisi verilebilir. Takipte olan hastalar sigara kullanımını bırakmalı ve kan basıncını kontrol altına almalıdır. Bu faktörler anevrizma oluşumunda, büyümesinde ve/veya kanamasında önemlidir. Yüksek kan basıncı önemli bir yakınma ise antihipertansif tedavi ve/veya diyet, egzersiz programı kan basıncını azaltabilir. Düzenli aralıklarla radyolojik inceleme (beyin anjiyografisi, MRA veya BTA) anevrizma boyutundaki değişiklikleri ve büyümesini gösterir. Kanamamış anevrizmalı kişilerde aşağıdaki faktörlerin iyice irdelenip sorgulanması sonrası takip planlanmalıdır.
Boyut ve yerleşim yeri
Yaş ve hastanın sağlık durumu
Aile hikâyesi
Tedavi riskleri
Cerrahi Tedavi ve Klipleme (Mandalla Kapatma)
Açık cerrahi tedavi anevrizmalı hastalara uzun bir zamandan beri uygulanan ve halen altın standart olan bir girişimdir. Bu ameliyat anevrizmayı kapatmak için gerçekleştirilen bir ameliyat olup genel anestezi altında kafatasında küçük bir pencere açılarak ile yapılır. Kemik ameliyat bitiminde tekrar yerine yerleştirilir. Anevrizma çevre beyin dokusundan ve damarlardan sıyrılır ve genelde titanyumdan yapılan küçük metal bir klip (bir tür küçük metal mandal) ile boynu kapatılır. Anevrizmanın köken aldığı damarda normal kan akımının devam etmesi sağlanır. Ameliyat sırasında çeşitli tekniklerle mandalın anevrizma boynunu tam olarak kapattığı ve diğer kan damarlarında akımın normal olarak devam ettiği kontrol edilebilir. Klipler kalıcıdır, yerinde bırakılır ve bu durum vücuda herhangi bir zarar vermez. Bu ameliyatı geçiren kişilere MR çekilebilir. Normal koşullarda anevrizma cerrahisinden sonra hasta hastanede 3 ile 5 gün süreyle yatar ve sonrasında 3-4 hafta ev istirahatı uygundur. Kanamış anevrizmalar için hastanede kalma süresi 7 veya daha fazla gün olmaktadır. Anevrizma cerrahi olarak kapatıldıktan sonra takip anjiyografisi cerrahiden 5 yıl sonra gerekebilir.
Cerrahi Tedavi ve Kliplemenin Avantaj ve Dezavantajları Kliplemenin avantajları; tedavi sıklıkla kalıcıdır aynı anevrizmaya tekrar ameliyat gerektirmez, anevrizma doğrudan görülür (karmaşık yapıda olan anevrizmalar için bu durum önemlidir), klip uygulaması sonrası anevrizma söndürülebilir ve anevrizmanın beyin dokusuna yaptığı bası cerrahi olarak kaldırılabilir ve cerrahi sırasında başka anevrizma(lar) varsa doğrudan görülüp tedavi edilebilir. Kanamış olanlarda cerrahi sırasında anevrizma çevresi ve beyin dokusundaki kan elemanları, pıhtılar temizlenebilir; bu temizleme bazı hastaların çabuk iyileşmesinde önem taşır. Ek olarak cerrahi sırasında kraniektomi (kafatasından bir miktar kemik çıkarma işlemi) ile kafatasının bir kısmı alınabilir ve hastaların kötüleşmesine yol açabilen kafa içi basınç artışı (beyin ödemi gibi) önlenebilir. Cerrahinin dezavantajları; invaziv (müdahaleci) bir girişimdir, kafatasının açılması gerekir ve buna bağlı komplikasyonlar gelişebilir. Klip uygulaması sırasında çevredeki yapılar ve önemli damarlara hasar verilebilir.
Damar İçi Tedavi -Tıkama
Damar içi tedavi son 15 yılda geliştirilmiş bir yöntemdir; kardiyologların kalp veya vücudun büyük damarlarındaki tıkalı damarları açma işlemlerine benzerlik göstermektedir. Özellikle son 5 yılda cerrahi klip uygulamasına kabul edilebilir bir alternatif olarak gündeme gelmiştir. Yüksek cerrahi riske sahip olan ve kötü nörolojik tablodaki hastalarda veya baziler arter (beyin sapını ve derin beyin bölgelerini besleyen büyük beyin atar damarı) gibi zor yerleşimli bazı anevrizmalarda damar içi tedavi uygun bir seçenek olabilir. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada klip uygulaması ve damar içi tedavinin her ikisine de uygun olan kanamış anevrizmalarda eğer damar içi tıkama uygulanırsa en azından erken dönemde daha iyi sonuçlar elde edildiği saptanmıştır (ölüm veya sekelli kalma oranı 1 yılda tıkama yapılanlarda %23.5, cerrahi klipleme yapılanlarda % 30 olarak bulunmuştur). Damar içi tıkama yöntemi genel anestezi veya sedasyon altında yapılabilir. Atar damar sistemine kasıktaki büyük bir damardan ulaşılır (uyluktaki femoral arter). Artere bir iğne yerleştirilir. Küçük bir kateter ile ilerlenerek röntgen ışınlarının kılavuzluğunda beyini besleyen dört ana damara ulaşılır. Bunun içerisinden daha küçük bir kateter (mikrokateter) ile anevrizmaya ulaşılır. Anevrizma içerisinde katetere pozisyon verilerek ince bir tel veya diğer adıyla koil anevrizma içerisine yerleştirilir. Bükülebilir platinden yapılan bu koil bulunduğu anevrizmanın şeklini alır. Ek koiller gönderilerek anevrizma iç kesiminden doldurulur ve kan akımının anevrizma içerisine geçişi engellenir. Anevrizma içerisinde pıhtı oluşur ve uzun dönemde ise yeni gelişen dokuların anevrizma tabanında koillerin tabanını doldurması ve tam bir iyileşme beklenir. Balon yardımı ile koil yerleştirilmesi diğer bir yöntemdir; burada işlem sırasında bir diğer kateter yardımı ile bir balon damar içinde anevrizmanın boyun kısmında şişirilerek koillerin damara kaçması engellenir ve anevrizma içinde durması sağlanır. Benzer bir biçimde stent yardımı ile koil yerleştirilmesi sırasında ise küçük esnek bir silindirik kafes kullanılır ve bu koilleme için iskele vazifesi görür. Yukarıda tarif edilen stent veya balon yönteminin her ikisi de geniş tabanlı karmaşık anevrizmalarda tedavi seçeneği olarak kullanılabilir.
Damar İçi Tedavi-Koillemenin Avantaj ve Dezavantajları Damar içi tedavinin avantajları; öncelikle minimal invaziftir (müdahaleye bağlı yan etkisi azdır), kafatasını açmayı gerektirmez ve işlem sonrası erken dönem komplikasyonu daha azdır. Kanamamış anevrizmalı hastalar bir iki gün içerisinde evlerine gönderilebilir ve bir iki hafta içerisinde işlerine dönebilirler. Koillemenin dezavantajları; anevrizmanın erken dönemde kapanma ihtimalinin daha düşüktür ve daha yüksek ihtimalle nüks görülür. Bu nedenle ek bir girişim daha gerekebilir ve tam tedavi için daha uzun süre takip gerekebilir.
İyileşme ve Takip
İyileşme hastadan hastaya değişmekle birlikte anevrizma tipi, yerleşim yeri, kanama olup olmadığı, tedavi tipi ve hastanın genel durumu önemli faktörler arasında yer almaktadır. Beyin kanaması geçirmiş olanlarda nörolojik kayıplar daha çok ve belirgin olup bu hastalar daha uzun iyileşme süresi gerektirmektedir. Her hastada kendine özel bulgular görülse de cerrahi sonrası görülebilecek bazı yan etkiler aşağıda sıralanmıştır.
Baş ağrıları
Uyuşukluk ve yorgunluk
Operasyon yerinde ağrı
Çene ağrısı
Başından saat tıklaması şeklinde ses gelmesi
Görsel bozukluklar
Kısmi veya tam körlük
Görme alanı kayıpları
İnce motor hareket bozuklukları
Duygusal problemler
Depresyon
Kavramsal güçlükler
Konuşma problemleri
Algısal problemler
Davranış değişiklikleri
Denge ve koordinasyon bozuklukları
Konsantrasyon güçlükleri
Kısa dönemli hafıza problemleri
İnme hastalarında olduğu gibi anevrizma tedavisinde de iyileşme ve rehabilitasyon dönemi önemli bir yer tutar. Bazı olgularda anevrizma kanadığında veya tedavi edildiği sırada kaybolan fonksiyonlar hasar görmeyen beyin alanları tarafından üstlenilebilmektedir. Rehabilitasyonda fizik tedavi, konuşma terapisi ve mesleksel eğitim gibi alanlarda uygulamalar yapılabilir.
Tarama Testleri
Bir kişide anevrizma tespit edildiğinde diğer aile bireyleri için tarama yapılmasının gerekip gerekmediği henüz kanıtlanmamıştır. Ancak birden fazla kardeşte anevrizma tespiti halinde veya ailenin bir bireyinde çok sayıda anevrizma tespit edildiğinde, ailenin diğer bireylerine tarama önerilebilir.
Intrakranial anevrizmalar, serebral arterlerin patolojik genişlemeleridir. Çoğu anevrizma doğuştandır ve değişerek ve gelişerek hayat boyu devam eder. Atherosklerotik hale gelebilirler. Anevrizmalar tipik olarak en sık, Willis poligonundaki ana damarların bifurkasyonlarında görülürler. Hastaların %20’sinde birden çok(multipl) anevrizma, %1’inde de anevrizmayla birlikte arteriovenöz malformasyon (AVM) görülmektedir. Eğer anevrizmalar periferik yerleşimli ise, travma veya enfeksiyon gibi ikincil nedenler göz önünde bulundurulmalıdır.
Anevrizmaların %85’inden fazlası karotid veya “anterior” sirkulasyonda oluşur. Yaklaşık olarak %30’u da internal karotid arterin, intrakranial segmentinde, genellikle posterior komminikan arter çıkışında veya hemen komşuluğunda ortaya çıkmaktadır. Diğer bir %30’luk oran da, anterior komminikan arter kısmında görülür. Yaklaşık %25’lik bir bölümü orta serebral arterin ilk ana dallarını verdiği trifukasyonuna oturur. Buradaki başlangıç noktası damarın çatallaşma noktasının başlangıcıdır. Vertebro-baziller veya “posterior” sirkulasyon anevrizmaları, en sık olarak baziller arterin tepesinde görülsede gövdesi boyunca daha proksimal bölümlerde de ortaya çıkabilir. Posterior inferior serebeller arterin çıkış yeri ikinci en sık yerleşim yeridir. İntrakranial anevrizmalı olgular en yaygın olarak subaraknoid kanama (SAK) belirti ve bulgularıyla karşımıza çıkarlar. Travmaya bağlı olmayan subaraknoid kanamaların %80’i anevrizma rüptüründen kaynaklanmaktadır. Bu rüptür sonucunda hastada, şiddetli bir başağrısı, ve bunu takiben subaraknoid mesafeye geçen kanın oluşturduğu meningeal irritasyon sonucu gelişen ense sertliği ve fotofobi görülür. Geçici bilinç kaybı da oluşabilir. Bazı hastalarda ise kafaiçi basıncın aniden artmasına bağlı olarak fokkal nörolojik defisitler ve koma hali görülebilir. SAK’ın şiddeti gradelenebilir .Genellikle, grade ne kadar düşük olursa o kadar iyi bir prognoza işaret eder. Anevrizmalı, hastaların tümü rüptüre bağlı semptomlar ile karşımıza çıkmayabilir. İnternal karotid arter (ICA) anevrizmaları kitle etkisi göstererek ; optik sinire (II.) bası sonucu oluşan tek gözde körlüğe veya okulomotor sinire (III.) bası sonucunda diplopi, ptozis ve pupil dilatasyonuna neden olabilir. Kavernöz sinus içersindeki bir ICA anevrizması n. abducense bası yaparak çift görmeye sebep olur. Baziller tipte oturan dev bir anevrizma (çapı 25 mm’den fazla olan) serebral aqueductı tıkayarak hidrosefali oluşturabilir. Nadiren bir anevrizma tümörle karıştırılabilecek büyüklükte olabilir. SAK tanısı genellikle klinik bulgulara göre konur. BT taraması öncelikle yapılmalıdır, Tüm beyin damarlarını kapsayan anjiografi anevrizmayı tam olarak tespit etmeye ve tanımlamaya ve aynı zamanda birden çok anevrizma olup olmadığını veya eşlik eden bir AVM’nin ortaya çıkarılmasına yardımcı olur.
TEDAVİ Anevrizma kanaması tanısı doğrulandıktan sonra hastada yeni bir kanama riskine karşı belli bir protokol uygulanır .Anevrizma tedavisinde nihai amaç kraniotomi ile anevrizmaya ulaşıp mikroşirürjikal olarak disseke edip, bir klip ile boynunu kapatmaktır. Ameliyatın zamanlaması hastanın klinik gradine göre ayarlanmalıdır. Grade I ve II olan hastalar, kanamadan sonraki ilk 72 saat içinde ameliyata alınmalıdırlar. Grade III ve IV hastalara ise yoğun tıbbi müdahale yapılır ve durumları iyileştirilerek imkanı varsa daha düşük grade getirilmeye çalışılır çünkü mortalite riski hastanın grade’i artıkça yükselir. Henüz kanamamış anevrizmalar da tespit edilirse, kanamaya yol açmadan elektif şartlarda ameliyat edilmelidirler. Cerrahisi zor olan ve hatta mümkün olmayan anevrizmalar da girişimsel nöroradyolojik tekniklerle, emolize edilerek etkin olarak tedavi edilebilirler. Anevrizmal kanamaların komplikasyonları arasında, lezyonun tedavi edilmediği durmlarda ilk 8 hafta içinde %30 oranında tekrar kanama riski, subaraknoid kan pıhtılar tarafından araknoid villilerin tıkanması sonucu gelişen hidrosefali, vazospasm, intraserebral hematomlar, kafa içi basınç artışı ve epileptik nöbet sayılabilir. Bunların içindde en belirgin fakat, en az anlaşılmış olanı vazospasmdır. Bu fenomen sıklıkla kanamadan sonraki İlk 4-7 gün içinde ortaya çıkar ve ilgili serebral arterlerin daralmasına neden olur. Vazospasm, herhangi bir klinik bulgu vermeksizin anjiyografide görülebileceği gibi, hastanın hayatını tehdit edecek ciddiyette ilgili damarların beslediği beyin dokusunda iskemiye de sebeb olabilir. Kanamadan elektif şartlarda klipe edilen anevrizmalı olguların sonuçları kanadıktan sonra klipe edilen anevrizmalı olgulardan daha iyidir, çünkü beyin, subaraknoid kanama ile henüz hasar görmemiştir. Bunun yanında, internal karotis arter anevrizmaları, komplike anterior komminikan arter anevrizmaları hariç; vertobrobaziller sistem anevrizmalarına göre daha az risklidirler. Genellikle, başarılı bir ameliyatla anevrizmanın klipe edildiği, ve vazospazmının giderilebildiği veya önlenebildiği durumlarda, hastalarda iyileşme sağlanmaktadır.
Tanım ve Genel Bilgiler:Beyin anevrizmaları, beyin içindeki atardamar ağının, genellikle çatallaşma noktalarındaki balonlaşmalarıdır ve damar ağını gösteren filmlerde (anjiyografi) daldaki çilek' benzeri görüntü verirler. Her yüz kişiden 5 ila 6'sı beyninde anevrizma barındırmaktır ve her 100.000 kişiden 10-20'sinde ise anevrizma yırtılmasına bağlı beyin kanaması görülmektedir. Anevrizmalar, beyaz ırkta, kadınlarda ve elli yaş üzerinde daha sık görülmekte olup, bazı hastalıklarla da (Ehler Danlos, Marfan sendromu, Polikistik böbrek hastalığı, v.b) ilişkilidir. Ayrıca, sistemik yüksek tansiyon, sigara ve kokain kullanımı anevrizma oluşumunu hızlandırmaktadır.
Yakınmalar ve Tanı:Anevrizmalar, beyin içinde bulundukları konuma ve boyutlarına göre üç değişik şekilde bulgu verebilirler; Yırtılmadan kitle etkisi yaparak, yırtılmadan pıhtı atıp damar tıkanıklığına neden olarak ve yırtılıp beyin içi kanama yaparak. Özellikle çapı 10 mm ve üzerindeki anevrizmalarda yırtılma ihtimali daha fazladır. Hastalar, sıklıkla egzersiz sırasında iken (tuvalette ıkınırken, performans gerektiren işler yaparken, cinsel ilişki sırasında) anevrizma yırtılması oluşur ve genellikle çok şiddetli bir baş ağrısı meydana gelir. Bulantı, kusma, dengesizlik, bir vücut yarısında güçsüzlük, görme kaybı, şuur bulanıklığı/kaybı da bu tabloya sıklıkla eşlik eder ve hastaların yaklaşık %15'i henüz hastaneye götürülemeden kaybedilirler. Beyin bilgisayarlı tomografi (BT) tetkiki %95 olguda kanamayı gösterir. BT ile tanı konamayan az sayıda olguda ise, lomber ponksiyon (belden beyin omurilik sıvısı alınması işlemi) yapılarak beyin kanaması teşhis edilir. Anevrizmanın boyutunu ve üç boyutlu yerleşimini anlamak için özellikle dev anevrizmalarda (25 mm'den büyük) MR tetkiki de yapılabilir. Anevrizmanın, beyin damar ağı içindeki yerleşimini belirlemek içinse kasık damarından girilerek anjiyografi (DSA) ya da son yıllarda tercih edilen ve DSA'nın yerini büyük ölçüde almış olan BT-anjiyografi yapılır.
Tedavi: Anevrizma yırtılması tıbben acil bir durumdur. Yüksek bir ölüm ve sakat kalma oranı olan bu olayda, hastaların genel tıbbi durumları düzenlendikten sonra acil olarak ameliyat edilmeleri gereklidir. Altın standart tedavi, mikrocerrahi yöntemler kullanılarak, anevrizma boynunun kliplenmesi (mandallanması) ve böylece beyin atardamar ağından izole edilmesidir. Son 10-15 yıldır uygulanan endovasküler koilleme (kasık damarından girerek anevrizmanın içini doldurma) yönteminin ise uzun dönem sonuçları bilinmemekte ve beyin içinde oluşmuş pıhtı şeklindeki kanamaları bu yöntemle çıkarmak mümkün olamamaktadır. Anevrizma cerrahisi, deneyimli bir cerrahi ve anestezi ekibi tarafından yapılmalı ve ameliyat sonrası yoğun bakım desteği sağlanmalıdır.