Etiket: Ameliyat

  • Tekrar ameliyat olmam gerekebilir mi?

    Evet, böyle bir ihtimal gerçekten de var. Tekrar ameliyat olmanız yan ikinci ameliyat yapılması gerekebilir. Böyle bir durumun çeşitli nedenleri olabilir. Birincisi, eğer cerrahınızın ameliyattan sonra sizden mutlaka uymanızı istediği kuralları hiçe sayarsanız, ameliyatınızın başarılı olma şansını sıfırlayabilirsiniz ve tekrar ameliyat olmanız gerekir. Buna doktorlar, “nüks”derler. Örneğin bel fıtığı ameliyatı sonrası nüks oranı %5-10 arasında değişmektedir ve bu oran maalesef tüm cerrahi yöntemlerde aynıdır. Aynı disk aralığında ancak ameliyat edilen tarafın karşı tarafında ortaya çıkan veya bir diğer disk aralığında olan bel fıtığı nüks demek değildir. Bu yeni bir bel fıtığı demektir ve nüks olarak adlandırılmaz. Diğer disklerin zamanla bozulması ve yeni bir bel fıtığının ortaya çıkması sık rastlanabilen bir durumdur.

    İkincisi, ameliyat sonrası gerekli önlemleri alıp yaşam tarzınızı doğru yöne çevirmezseniz, ameliyat olduğunuz bölgeye komşu olan organlarda benzer bir sorun ortaya çıkabilir; yani mesela ameliyat edilen diskinize komşu olan disk de fıtıklaşabilir. Değil mi ki sırada bekleyen boynunuzda altı, sırtınızda on ve belinizde altı diskiniz daha var. Buna doktorlar “komşu segment hastalığı” derler.

    Üçüncüsü, bazı hastalıklar doğaları gereği tekrarlama eğilimindedirler, yani alınan tüm önlemlere karşın yine de tekrar ameliyat olmanız gerekebilir, örneğin bazı beyin tümörlerinde üst üste 3-4 kez ameliyat olmak durumunda kalabilirsiniz. Buna da doktorlar “rekürrens” derler.

    Dördüncü bir ihtimal olarak da; cerrahınız kimi zaman ameliyat sırasında karşılaştığı beklenmeyen bir tersliğe bağlı olarak, kimi zaman ise önceden planlanmış olarak ameliyatı bir noktaya kadar yapıp, kalan kısmını daha sonra ve daha uygun bir zamanda yapmaya karar verebilir.

    Buna doktorlar kendi aralarında “rezidü” derler. Bu karar tabii ki keyfi değil, hastanın sağlığını korumak amacıyla alınan bir karardır.

  • Ameliyat riski ve ameliyat komplikasyonu nedir?

    Bir ameliyatın riskli olmaması düşünülemez tabii ki. Ameliyat riski kaynaklarına teker teker bakacak olursak, ilk sırada mikrop kapma riski vardır, yani yaraya mikrop bulaşması; buna doktorlar enfeksiyon riski de diyorlar. Özellikle de “hastane mikrobu” denen çok tehlikeli mikroplar ne yazık ki artık ülkemiz için önemli bir sorun olmuştur. Modern ve depo hastane denemeyecek yani orta boyutlardaki yeni hastanelerdeki ameliyathane koşulları bu riski giderek çok düşük seviyelere indirmiştir. Hastane mikroplarının bulunmadığı butik hastanelerdeki; özel laminar hava akımı donanımı olan, yani havanın bile mikroptan arındırıldığı ameliyathanelerde ameliyat olmaya çalışın.

    İkinci sırada olan narkoz riski ise gelişmiş anestezi ilaçları sayesinde, tecrübeli anestezi hocası elinde ortadan kalkmaya başlamıştır. Pek çok ağır hastalığı olan hasta, artık bölgesel narkoz yani “lokal anestezi” ile uyutulmadan ameliyat edilebilmektedir.

    Üçüncü sıradaki risk olan cerrahinin kendisinden kaynaklanan riskler ise artık 21.yüzyılın sadece mikrop değil tüm virüsleri de yok eden temizleme yöntemleri, tek kullanımlık malzemeler, paslanmaz aletler, cerrahın görme gücünü defalarca yükselten mikroskoplar, köşenin arka tarafını gösteren endoskoplar gibi gelişmiş cerrahi teknolojisi ve tecrübeli cerrahlarımızın dünyaca kabul edilmiş yetenekleri sayesinde artık neredeyse sıfırlanmak üzeredir. Üçü bir arada: Sıfır risk, Yüzde yüz başarı, En kısa sürede işbaşı…

    Ameliyat Komplikasyonu Nedir?

    Komplikasyon basitçe terslik demektir. Yani işlerin ters gitmesi demektir. Aslında sadece bir şanssızlıktır. Yoksa beklenmeyen bir şey değildir. Hiçbir ameliyat komplikasyonsuz değildir. Bunların yıllar içinde hesaplanmış olan, ortaya çıkma ihtimalleri yüzde olarak bilinmektedir. Zaten cerrahınız sizi ameliyattan önce, sizden “bilgilendirilmiş onam” alırken, bu komplikasyonların tümünden bahsetmiştir.

    Komplikasyon cerrahın bir beceriksizliği demek değildir. Dünyanın en tecrübeli cerrahlarının elinde de olabilir. Önemli olan, yani cerrahın tecrübesini konuşturduğu yer; komplikasyon olduğunda ne gibi bir önlem alacağını veya ne gibi bir tedavi uygulayacağını bilmesidir. Çünkü hayatın her alanında olduğu gibi; cerrahide de tehlikeyi erkenden fark edenler, riski düşürecek önlemleri zamanında alabilirler. Hatta risk gerçekleştiğinde gerekecek olan kurtarma planları ve teçhizatları da hazırdır.

  • Omurga cerrahisinde yeni teknolojiler

    Toplumda sıklıkla görülen omurga hastalıkları hareket kabiliyetini kısıtlayarak yaşam kalitesini düşürüyor. Vücudun en çok yüke maruz kalan bölümü olan omurgada ortaya çıkan rahatsızlarda enstürmantasyon yani vidalama yöntemi hasta konforunu artırıyor. Omurga vidalama ameliyatlarında kullanılan O-Arm teknolojisi ise hata payına yer bırakmıyor.

    Vidalama ameliyatı yaygın kullanıyor

    Özellikle yaşlılığa bağlı omurga şekil bozukluklarında, omurilik kanalındaki basılarda, omurga tümörlerinde, çocukluk çağı ve gençlik dönemi omurga eğriliklerinde, omurganın bazı gelişimsel hastalıklarında ve travmaya bağlı kırılma ve çıkmalarda vidalama ameliyatı sıklıkla kullanılmaktadır. Omurgaya vida yerleştirmesi işlemi, kemiklerin birbirini taşıyamaz hale gelmesi sonrasında bir destek gereksinimi ortaya çıkması nedeniyle yapılmaktadır. Burada amaç desteğini ve dengesini kaybetmiş omurgaya yeniden sağlam bir yapı kazandırılmasıdır. Halk arasında “platin yerleştirme “olarak da bilinen bu ameliyatlarda, titanyum alaşımlı vidalar kullanılmaktadır. Platin olarak bilinmesinin aksine bu ameliyatlarda platin hiç kullanılmamıştır.

    3 boyutlu görüntü ile başarı oranı artarken hata payı sıfırlanıyor

    Omurgaya vida yerleştirilmesi gereken yer anatomik bölgeye göre değişmekle birlikte 1-2 mm hassasiyet ile tespit edilmelidir. Omurga vidalama ameliyatları yakın zamana kadar skopi denilen C kollu ve 2 boyutlu görüntü verebilen röntgen cihazıyla yapılmaktaydı. Bu ameliyatlarda vidanın istenmeyen bir bölgeye gitme ihtimali bulunduğu için yeni bir ameliyat riski doğuyordu. Ancak günümüzde 3 boyutlu tomografi görüntüsü alabilen Ameliyat sırasında kullanılabilenTomografi( O-Arm) teknolojisiyle gerçekleştirilen vidalama ameliyatlarında hata payının kalmadığı görülmektedir.

    Günümüzde otomobillerde kullanılan navigasyon sistemleri gibi tüm hedefleri ileri derecede hassasiyetle gösterebilen tıbbi Nöronavigasyon sistemleri mevcuttur. Bununla beraber O-Arm cihazıyla ameliyat sırasında steril şartlarda tomografi çekme imkanı bulunmaktadır. Bu sistemler birbiriyle senkronize şekilde çalışmaktadır. Ameliyat sırasında 1-2 mm’lik hassasiyet gerektiren vidaların güvenle yerleştirilmesi sağlamaktadır.

    Hasta kısa sürede ayağa kalkıyor

    Ameliyat sırasında tomografi çekilmesini sağlayan O-Arm cihazı ile gerçekleştirilen omurga vidalama ameliyatlarının farklı avantajlar da bulunmaktadır.

    • Her aşamada cerraha kritik bilgi verir, hastalığın tekrarlanma riski sıfırlanmış olur.

    • Hasta klasik yöntemlere göre daha fazla radyasyon almaz.

    • O-Arm görüntüleme sistemi, küçük kesiyle daha az girişimsel ameliyat imkanı sunduğu için hastaya hızlı iyileşme imkanı sağlar ve kanama azdır.

    • Bu sistem kompleks ameliyatların taşıdığı büyük riskleri en aza indirir.

    • Vidaya bağlı felç riski ortadan kalkmaktadır.

  • Bel fıtığı ameliyat seçenekleri

    Bel bölgesinde 5 adet omurga ve bunların arasında da disk denilen yapılar vardır. Sağlıklı bir bel; omurga, omurgayı birbirine bağlayan eklemler, bağ yapıları, diskler, omurilik kesesi ve kasların normal anatomik beraberliği ile olanaklıdır. Gövdenin tüm ağırlığının bacaklara aktarımı bel bölgesinde yerleşik bu yapılar aracılığıyla olur. Bu yapılardan bir veya birkaçında oluşabilecek sorunlar, bel ağrısına neden olur. Tıpta lomber disk hernisi denilen ancak günlük kullanımda hastaların bel fıtığı olarak adlandırdıkları hastalık, omurgalar arasındaki disk denilen yapılardan gelişmektedir. Erişkinlerin %80’i, yaşamlarında en az bir kez ciddi bir bel ağrısı atağı geçirirler. Bu sorun da çoğunlukla yatakta dinlenme ve/veya ilaç tedavisi ile çözülür. Bel ve bacaklara vuran ağrının en önemli nedenlerinden biri; bel fıtığıdır. Bel fıtıklarının çoğu son 2 disk yapısından kaynaklanır. Fıtıklaşan disk bel ağrısı oluşturabilir veya omurilikten çıkan sinir köklerine bası yapıp bacak ağrısına neden olabilir.

    Sizin şikayetlerinizi ve hastalık öykünüzü dinlemek, muayenenizi yapmak, gerekli laboratuvar ve radyolojik incelemeleri uygulamak sonrasında tanınızı belirledikten sonra tedavi planında temel olarak önümüzde 2 seçenek olacaktır. Bunlardan biri istirahat, ilaç tedavisi, fizik tedavi uygulamaları, ağrı tedavisine yönelik girişimsel uygulamaları içeren tedavilerdir. Diğer tedavi yöntemi ise cerrahidir. Beyin ve sinir cerrahi uzmanı olarak bunlardan hangisinin uygun olduğuna yukarıda belirttiğim süreç sonrasında karar verip size öneride bulunacağım. Cerrahi tedaviye karar vermemde temel etkenler: Hastanın sosyal ve iş yaşamını ileri derece etkileyen ve dinlenme-ilaç tedavisine yanıt vermeyen ağrı, idrar ve gaita sorunları, bacakta ve/veya ayakta kuvvet kaybıdır.

    Özellikle son yıllarda cerrahi tedavi konusunda hastalarımızın akıllarında bir kavram kargaşası yaşanmaktadır. Bu yazıyı yazmamın amacı da cerrahi tedavi seçeneklerini daha anlaşılır bir dille sizlere anlatmaktır. Cerrahi tedavide amaç, ağrı ve bacakta güçsüzlüğe neden olan fıtıklaşmış diskin sinire olan basısının ortadan kaldırılmasıdır. Lomber disk hernisi olan hastaya açık diskektomi, mikrodiskektomi veya tam kapalı (endoskopik) diskektomi ameliyatı önerilebilir.

    Açık diskektomi ameliyatı genel anestezi altında, hasta yüzüstü veya diz-dirsek pozisyonunda uygulanır. Ciltte yapılan 2-4 cm’lik kesiden yapılır. Daha sonra kas dokusu sıyrılarak ekartör yerleştirilir. Omurganın arkasındaki kemik dokudan küçük bir pencere açılarak, hemen altındaki bağ dokusuna ulaşılır ve bu dokunun bazen alınarak bazen bağ dokusunda da küçük bir giriş yeri açılmasını takiben omurilik kesesi ve buradan çıkan sinir kökü görülür. Sonrasında hastada yakınmayı artıran sinir köküne basan fıtık parçası görülür ve çıkarılır. Daha sonra fıtığın oluştuğu disk mesafesine girilerek diskektomi işlemi yapılır ve kanama kontrolu yapıldıktan sonra ameliyat sonlandırılır.

    Mikrodiskektomide (mikroskop kullanılarak yapılan bel fıtığı ameliyatı) ise daha küçük cilt kesisi kullanılır ve daha az kas dokusu ekarte edilir. Bu da hastanın ameliyat sonrası döneminin daha rahat ve ağrısız geçmesine neden olur. Daha az kas dokusunu ekarte ederek ameliyat yapmak, ameliyat sonrası DAHA AZ KAS SPAZMI, YANİ DAHA AZ AĞRI demektir. Ameliyatta kullanılan mikroskop ise dokuların daha büyük, 3 BOYUTLU ve çok ayrıntılı tanınmasını sağlayarak komplikasyon olasılığını azaltır.

    Ben mikrodiskektomi sonrası hastalarımı 6 saat sonra ayağa kaldırıyorum. Bu erken hareketlenme hastanın geceyi daha rahat geçirmesini ve tuvalet gereksinimini kendisinin yardımsız yapmasını sağlıyor. Hastaların geceyi ağrısız geçirmelerini sağlamak için anestezi uzmanı arkadaşlarımın hazırladığı, PCA denilen dijital hasta kontrollü ağrı önleme cihazı kullanıyorum. Bu cihaz ağrı kesici özelliği oldukça yüksek olan ilaçları hastaya düzenli olarak vermekte, hasta ağrı hissetiğinde cihazın düğmesine basarak EK DOZ ilaç alabilmektedir. Ancak cihaz dijital özelliğinden dolayı hastaya verilebilecek dozu kendi ayarlamakta, belli bir doz sonrasında ilacı vermemektedir. Böylece hastaların geceyi maksimum konforda geçirmesi sağlanmaktadır. Hastalar çoğunlukla 1-2 gün hastanede kaldıktan sonra taburcu edilmektedir. Ameliyat sonrası süreç için ‘Bel Fıtığı Ameliyatı Sonrası Merak Ettikleriniz’ başlığına bakabilirsiniz.

    Tam kapalı bel fıtığı ameliyatı (full endoscopic) bel bölgesinde arkadan veya yan taraftan girilerek yapılır. Yan taraftan yapılan endoskopik girişimde bütün diğer yöntemlerden daha küçük bir cilt kesisi kullanılır. Son 10 yılda endoskopik yöntemler tıpta çok güncel hale gelmiş ve beyin cerrahisinde de kendine önemli bir yer edinmiştir. Bel bölgesinde yan taraftan girilerek yapılan tam kapalı bel fıtığı ameliyatı 1cm’lik bir kesiden fıtıklaşmış disk alanına sokulan 4 mm’lik bir endoskop yardımıyla ekrandan cerrahi saha görülerek gerçekleştirilir. Ameliyatlar lokal ve epidural anestezi altında gerçekleştrilir. Bu nedenle hastanede günübirlik yatış yapılmakta, hastalar ameliyattan 6 saat sonra taburcu edilebilmektedir.

    Ben tam kapalı bel fıtığı ameliyatı sonrası hastalarımı 4 saat sonra ayağa kaldırıyorum. Bu erken hareketlenme hastanın günü daha rahat geçirmesini ve tuvalet gereksinimini kendisinin yardımsız yapmasını sağlıyor. Hastalar çoğunlukla aynı gün taburcu oluyorlar.

    Tam kapalı bel fıtığı ameliyatı KOMPLİKASYON ORANI OLDUKÇA DÜŞÜK VE HASTA KONFORU SON DERECE YÜKSEK bir ameliyattır. Hastalar ameliyat sonrası hastaneden aynı gün taburcu edilmekte ve evde 3 gün dinlenme sonrası işlerine dönebilmektedirler.Tam kapalı bel fıtığı ameliyatı için hastanın uygun olup olmadığı kararı beyin cerrahınındır. Tam kapalı bel fıtığı ameliyatı için belirli kriterlerin sağlanması gerekir.

    Tüm bu ameliyat çeşitlerinden hangisinin hasta için uygun olduğu kararı ise beyin cerrahınındır. Tam kapalı bel fıtığı ameliyatı için belirli kriterlerin sağlanması gerekir. Bu operasyonlar sonrası nüks oranlarına baktığımızda; genellikle %5-12 arasındadır.

    Sağlıklı günler dilerim.

  • Boyun fıtığı ameliyatı ve iş süreciniz

    Boyun fıtığı ameliyatı denilince hastalarımızın bir çok konuda kaygısı ve sorusu var. Bu arada en çok sorulan sorulardan biri de ”İşe ne zaman geri dönebileceğim?” sorusu. Bu konu hastada uygulanan ameliyat şekli, ameliyatta kaç mesafe fıtık ameliyatı yapıldığı, hastanın beden yapısı, yaşı, çalıştığı iş özellikleri (ofis içi ve dışı, beden ağırlıklı iş vb), ameliyatta titanyum plak kullanılıp kullanılmadığı gibi etkenlere bağlıdır. Bu yazımızda 45 yaşında, bay veya bayan, bir ofiste bilgisayarla masa başında çalışan, gününün tamamına yakınını ofis içinde geçiren, önemli başka bir sağlık sorunu olmayan, boy/kilo oranı uygun, tek mesafe boyun fıtığı sorunu olup cerrahi yapılma kararı alınmış bir hastayı tartışacağız.

    Ameliyat Öncesi Süreç

    Hastamızı muayene yapıp servikal (boyun) MR’ı ve boyun omurlarının basit röntgenini çektikten sonra cerrahi kararı veriyoruz. Bundan sonra hastamızı ameliyat tarihinden 1 gün önce çalıştığımız hastanenin dış hekimler sorumlusuna yönlendirip, ameliyat öncesi incelemelerini yapıyoruz. Sonrasında hastamızı anestezi uzmanı arkadaşımız değerlendiriyor. Bundan sonra hasta ertesi gün yani ameliyat günü gelmek üzere evine izinli gönderiliyor.

    Ameliyat Süreci

    Ertesi sabah hastaneye yatan hastamızı öğleden sonra ameliyata alıyoruz. Ameliyat seçenekleri hakkında bilgi için burayı tıklayarak ilgili linkteki yazıyı okuyabilirsiniz. Ameliyat hasta odasıdan ayrılış ve geliş olarak 2-2.5 saatlik bir süreci alıyor. Bu sürenin ameliyat öncesi 45 dakikası anestezi ve hastanın cerrahi pozisyonunun ayarlanması için, ameliyat bittikten sonraki 3o dakikası da hastanın anesteziden uyandırılması için kullanılıyor. Yani sadece cerrahi süreç 45 dakika ile 1 saat sürüyor, diyebiliriz.

    Ameliyat Sonrası Hastane Süreci

    Hasta odasına alındıktan 5-6 saat sonra yürütülüyor. İlk yumuşak gıda rejimini de 6 saat sonra almaya başlıyor. Gece çok büyük çoğunlukla sorunsuz geçer. Sadece bazen yutkunma güçlüğü, bazen de boğazda takılma hissi olabilir. Hastamız ertesi günü sabah kahvaltısını yapar ve tarafımdan pansumanı yapıldıktan sonra taburcu edilir.

    Ameliyat Sonrası Ev Süreci

    Evde 2-3 gün sürekli yatarak olmayan bir dinlenim dönemi öneriyoruz. 4. gün hastamız sokağa çıkabilir. İlk bir haftada da yumuşak gıda rejimi öneriyoruz (çorba, ekmek içi, makarna, patates püresi, muhallebi, vb).

    İşe Ne Zaman Döneceğim?

    İş yerinde ciddi izin veya rapor sınırlaması olan hastalarla karşılaşıyoruz. Bu hastalarımızın işe erken dönemde dönememeleri nedeniyle işten çıkarılma, pozisyon kaybetme gibi kaygıları oluyor. Sosyal güvenlik kurallarının ciddi işletildiği kurumlarda, bu sorunlarla karşılaşılmaması gerekirken; sayısı hiç de az da olmayan bir grup hastada bu sorun ciddi kaygı oluşturuyor. Bu nedenle işe erken dönemde dönmek isteyen boyun fıtığından ameliyat olmuş hastalara (eğer masabaşı işte çalışıyorlarsa) ben 10. günden sonra ilk önceleri ılımlı bir çalışma programına uymaları kaydıyla, izin veriyorum. Ancak hastamız eğer masa başı işte çalışmıyorsa, örneğin sürekli araç kullanan, inşaat işinde çalışan veya çok sık seyahat eden biriyse en azından 20 günden önce işe tam performanslı olarak başlamasını istemiyoruz.

    Sonuç olarak bakıldığında, boyun fıtığı ameliyatı çok önemli anatomik yapıların olduğu bir bölgede yapılıyor olsa da, cerrahide herşeyin olması gerektiği gibi gitmesiyle ameliyat sonrası süreci de çok rahat tolere edilen bir süreçtir.

    Tüm hastalarıma sosyal güvenlik ve iş nedeniyle endişe duymayacakları bir Türkiye ve sağlıklı bir yaşam diliyorum.

  • Boyun fıtığı ve önemli anatomik yapılar

    Boyun fıtığı günlük beyin cerrahisi yaşantımız içinde çok sık karşılaştığımız bir sorun. Beyin ve sinir cerrahisi uzmanı olarak biz de, hastayı muayene ederek ve sonrasında görüntüleme yöntemlerini kullanarak (magnetik rezonans (MR), bilgisayarlı tomografi (BT), direk grafi) tanı koymaya çalışırız. Cerrahi tedavi kararını hastayı belirli kriterlere göre değerlendirdikten sonra karar veririz. Eğer olası ise her zaman cerrahi dışı tedavi yöntemlerini seçmeye özen gösteririz. Burada söz etmek istediğim cerrahi tedavi kararı verdiğimde hastalarımın bana çok sık sordukları, ‘Boyun fıtığı ameliyatı gerçekten çok tehlikeli mi?’ sorusuna yanıt vermek.

    Boyun fıtığında ameliyatın önden veya arkadan mı yaklaşımla yapılması kararında, boyun fıtığının yeri, cerrahın deneyimi gibi faktörler önemli etkendir. Önden yapılan yaklaşım için genellikle boynun sağ tarafı kullanılır. 4 cm’lik yatay kesi yapılması ardından ciltaltı dokusu, onun hemen altındaki yüzeyel kas tabakası geçilir ve boyun kasları arasından şah damarıgörülene kadar ilerlenir. Omurgaya ulaşmak için özel ekartörlerle şah damarı dış tarafa,yemek ve soluk borusu iç tarafa alınarak boyun omurgası ön kısmına ulaşılır. Yine bu aşamada sağ ses telinin hareketini sağlayan sinir ve göz bebeği büyüklüğü ile göz kapağı hareketini ayarlayan sinirkavşağına yakın olarak çalışılır. Tüm bu önemli anatomik yapılar, her aşamada özenle koruma altına alınır. Ameliyat uzun sürecekse her yarım saatte bir ameliyat sahasının görmemizi sağlayan ekartör dediğimiz ayraçları gevşetmek; dokuların uzun süreli bası altında kalmasını önler ve normal kanlanmasını sağlamış olur. Ameliyat yapılacak omurlar arasını saptamak için ameliyat sırasında röntgen çekilir ve ameliyat yeri teyit edilir. Ardından ekartörler yerleştirilir. Ameliyatın bu aşamadan sonrası mikroskop altında yapılan mikrodiskektomi işlemidir. Bu yaklaşımda boşaltılan disk materyali yerine komşu iki omuru sabitlemek amaçlı protezler veya kemik konulur. Sonrasında son 1 kez röntgen ile ameliyat mesafesi kontrol edilir ve kanama kontrolü ardından kesi yeri dikiş alınmasına gerek kalmayacak şekilde kapatılarak operasyon sonlandırılır. Boyun fıtığında arkadan yapılan ameliyat daha sınırlı sayıdadır. Eğer fıtık orta hatta değil ve omurilikten çıkan sinir kökünün omurilik kanalını terketmek üzere girdiği kanalın ağzındaysa o zaman arkadan yaklaşım önerilebilir.

    Sonuç olarak, önden girişimle yapılan boyun fıtığı ameliyatında çok önemli anatomik yapıların arasından ameliyat yapılacak yere ulaşılması gerekiyorsa da, bu yapıların özenle korunması sonucu komplikasyon oranları çok düşüktür. Cerrahi karar verildiğinde beyin ve sinir cerrahisi uzmanı olan hekiminiz size her türlü olasılığı daha detaylı anlatacaktır. Yıllar içinde edindiğimiz deneyim, hekim-hasta işbirliği ile hastanın hekimine olan inancının cerrahi süreci her zaman çok olumlu etkilediği yolundadır. HEKİMİNİZE GÜVENİN.

    Sağlıkla kalın…

  • Eyvah !! Bel fıtığı ameliyatından sonra nüks oldu !!

    Bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanı olarak en sık karşılaştığım sorulardan biri: Bel fıtığı ameliyatı olsam nüks olasılığı var mı?. Aynı zamanda hastalarımızın bir çoğunun ameliyat kararı almasında gecikmeye neden olan kaygılardan birisi bu soru. Cevabı ise: Evet nüks olabilir. Ama dikkat edin nüks OLUR demiyorum, OLABİLİR diyorum. Bu süreci etkileyen bir çok faktör var. Fıtıklaşmış dokunun geniş bir yırtık alanından dışarı çıkmış olması, obezite, sigara kullanım alışkanlığı, ağır iş yükü, bel sağlığını korumaya özen göstermeyen yaşam tarzı ve bazı genetik doku hastalıkları. Genel olarak bel fıtığının nüks olasılığı için %8-12 arası bir değer kullanılıyor olmasına rağmen, bel fıtığının MR görüntülerine göre yapılan bazı sınıflamalarda nüks olasılığının %25’e kadar çıktığı bir grup da söz konusudur.

    Ancak burada değerlendirmemiz gereken en önemli etken şu: Hastanın ameliyat gereksinimi mutlaka varken, ameliyatın nüks riski nedeniyle ertelenmesi veya yapılmaması ne derece doğru? Bacakta ve ayakta kuvvet kaybı varsa, hatta sfinkter kusuru dediğimiz idrar ve gaita kaçırma söz konusu ise beklemek kalıcı hasar oluşumuna neden olabiliyor. Bir başka sorun da bunların hiçbiri olmasa da; tutucu tedavi dediğimiz ilaç tedavisi ve yatakta dinlenmeye rağmen hastanın iş ve sosyal yaşamını etkileyen ağrının varlığı. Ağrı bazen hastanın yaşamını çok etkileyen ve o kadar dayanılmaz düzeyde oluyor ki, ameliyat ile hastanın yaşam kalitesini artırmak tek çözüm olarak kalabiliyor.

    Nüks etmiş hastalarda bir diğer karar verilmesi gereken konu ise: Her nüks etmiş hastaya füzyon dediğimiz halk arasında ise bel omurlarına vida konması denilen ameliyatın yapılması gerekliliği var mı? sorusu. Bunun da bilimsel cevabı, hastada ameliyat yapılmış bölgedeki omurlarda kayma eğilimi olup olmaması. Bunu saptamak için özel teknikle çekilmiş röntgen tetkikleri, bazen de bel omurlarının tomografisini kullanmamız gerekebiliyor. Bu testlerin sonucunda kayma eğilimi görmez isek hastamıza ilk ameliyatta yaptığımız gibi standart mikrocerrahi teknikle yapılan bel fıtığı ameliyatını öneriyoruz.
    Sonuç olarak hastalarımıza söylemek istediğim, bel fıtığı ameliyatı sonrası herhangi bir dönemde nüks ile karşılaşırsanız: Panik yapmayın !! Çözüm üretmek her zaman olası.

    Sağlıkla kalın…

  • Mikrodiskektomi (mikroskop kullanılarak yapılan bel fıtığı ameliyatı)

    Mikro cerrahi, çıplak gözle bakıldığında zor görülebilen çok küçük olan yapıların özel ameliyat mikroskobunun altında büyütülerek ve çok ince aletler kullanılarak ameliyat edilmesine verilen addır. Bu yöntem sayesinde çıplak gözle çok zor görülebilen iplik ve iğne kullanılarak çapı 1 mm’den daha küçük olan damar ve sinirler daha rahat ameliyat edilebilir.

    Bel fıtığında mikro cerrahi ise, hasta kişilerin iyileşme oranlarını ve hastanede kalma sürelerini en aza indirilmesi sayesinde, bel fıtığı ameliyatlarında en çok başvurulan yöntemdir. Mikro cerrahi yöntemi sayesinde 1,5-2 cm’lik bir kesi yapılmakta ve ameliyat sonrasında cilde dikiş atılmamaktadır. Ameliyatın gelişmiş mikroskoplar tarafından yapılması, ameliyat bölgesinde bulunan sinirlerin 25-40 kat arasında büyütülerek daha rahat görülmesini sağlamakta ve böylelikle sinirlerin zarar görme riskini sıfıra indirmektedir. Kişinin ameliyat sonrası daha rahat etmesi ve neredeyse hiç ağrı çekmemesine sebep olmaktadır.

    Bu yöntem ile ameliyat olan kişiler 8 ila 10 saat arasında ayağa kalkabilir ve tuvalet gibi ihtiyaçlarını yardımsız yapabilir. Kişi ameliyat olduğu gün taburcu edilebilir ve bir hafta içerisinde tekrar günlük yaşamına devam edilebilir. Cerrahiden sonraki ilk 4 hafta içinde uzun süre oturmamak, 5 kilogramdan ağır nesneleri kaldırmamak, aşırı eğilmemek ve gerilmemek gibi bazı kısıtlamalar getirilebilir.

  • Bel kayması (spondilolistezis) nedir ve nasıl oluşur?

    Bel kayması (spondilolistezis) nedir ve nasıl oluşur?

    Bizi taşıyan omurga dediğimiz kemiklerimiz vardır. Bu kemiklerin iç yüzeyleri ve dış yüzeyleri bir çizgi halinde giderler ve birbirinin tam üstünde olacak şekilde birbirlerini takip ederler.

    Eğer bu omurgalar üzerinde kayma olursa bu omurgalar üzerindeki düz çizgi bozulur. Bunun sonucunda bir omurga diğerine doğru daha öne çıkar. Bel kayması denilen olay temelde bundan ibarettir.

    Bu kayma olayı sonucunda bu omurganın arkasından geçen omuriliğimiz sıkışır ve her iki bacakta ağrı, uyuşukluk yanma gibi hisler meydana gelir. Yürürken sık sık durmak zorunda kalırız.

    Bu bel kayması doğuştan oluşabileceği gibi bir düşme, kaza veya ağır doğum sonucunda da oluşabilir.

    Çocukken genellikle hepimiz bir şekilde düşmüşüzdür. Bu tip kazalarda belimizde bir kayma oluşabilir. Bu kayma bir ömür boyu sabit kalabilir veya hayatımızın bir döneminde hareketli hale gelebilir.

    Özellikle bayanlarda menapoz sonrası veya erkeklerde de kemik erimesi sonrası bu kayma aktif hale gelir ve daha hareketli olmaya başlar.

    Bel Kayması Belirtileri Nelerdir?

    Bel kayması rahatsızlığının en tipik belirtisi yürürken sık sık durma ihtiyacı hissetmektir. Yürürken birdenbire bacaklarımıza bir ağrı girer ve durmak zorunda kalırız. Biraz dinlendikten sonra tekrar rahatlıkla yürür hale geliriz.

    Yürürken çok kısa süreler içerisinde durmak belde bir kanal darlığının işaretidir. Kanal darlığı ise genellikle bel kayması ile de oluşan bir rahatsızlıktır.

    Bunun dışında her iki bacakla uzun süre ayakta durmakla, uzun süreli oturmakla oluşan uyuşukluklar ve yanmalar bel kayması için belirti olabilecek niteliktedir.

    Geceleri bacaklara sık sık kramp girmesi ve sık sık tutulması yine bel kaymasının bir belirtisi olabilir.

    Kaymasının Tedavisi Nasıl Olur?

    Bel kayması tespit edildikten sonra bu bel kaymasının hareketli olup olmadığına bakılır. Bel kayması oluşmuş ve de hareketsiz bir halde ise buna mutlaka müdahale edilmesi gerekmez. Ama bel kayması hareketli ise hastanın mutlaka ameliyat olması gerekir. Yoksa bu hareketli olan bel kayması hastanın bir süre sonra yürümesini tamamen engeller ve kişiyi evine ve koltuğuna bağlı hale getirebilir, daha da ilerlerse cinsel güç kaybı veya idrar kaçırma gibi istenmeyen getirileri olacaktır.

    Bel kayması ameliyatları en çok korkulan ameliyatlardandır. Halk arasında platin ameliyatı ya da vida ameliyatı diye bilinen bu ameliyatlarda, gelişen teknoloji ve robotik cerrahi sayesinde sakat kalma ve felç olma riski tamamen ortadan kalkmıştır. Bu teknoloji sayesinde vidanın nereye gitmesi gerektiği önceden planlanmakta ve ona göre vidalar yollanabilmektedir. Böylelikle bu ameliyatı olacak hastalar son derece rahat ve sakat kalma veya felç olma riski olmadan ameliyata girebilmektedirler.

  • Bel fıtığı hastalığı ve tedavisi hakkında

    BEL FITIĞI HASTALIĞI VETEDAVİSİ

    Bel fıtığı hastalığı, omurga kemikleri arasında bulunan ve adeta amortisör görevi disk dediğimiz yapının kılıfının yırtılarak, içinde bulunan lastik kıvamdaki kıkırdak yapının bu yırtıktan taşıp bacaklara giden sinirleri sıkıştırması sonucunda olur.

    BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Bel fıtığın hastaları başlıca; bel ve/veya bacak ağrısı, ayaklarda uyuşma, keçeleşme, yürümede zorluk, bacak veya ayaklarda kuvvet kaybı şikâyetleri ile başvururlar.

    Sıklıkla önce belde zorlayıcı bir hareket sonucu diskin etrafını saran kılıf bağ dokusu yırtılır. İlk aşamada hasta sadece bel ağrısı hisseder. Bir süre sonra yırtılan yerden diskin içindeki lastik kıvamdaki doku sinirlerin olduğu kanala taşar ve sinirleri sıkıştırması sonucu ağrı bacaklara yayılır. Hastalarımızın sıklıkla merak ettikleri ‘Bel fıtığı isem belimde hiç ağrı yok neden sadece bacağım ağrıyor?”sorusunun cevabı budur. Sıkışan sinir uzandığı hat boyunca ağrıyı hissettirir. Aynı şekilde bacak ve ayakta uyuşma keçeleşme, yanma, karıncalanma şikâyetlerine neden olur. Daha ileri aşamalarda ayaklarda güçsüzlük oluşabilir. Daha ileri durumlarda, cauda equina sendromu ile karşılaşılabilir ki bu oldukça ciddi bir tablodur ve çok nadir görülür. Bütün bu sayılanlar yavaş yavaş oluşabileceği gibi saatler içinde son aşamaya kadar gelebilir.

    HASTALIĞIN TANISI NASILKONULUR?

    Hastalığın tanısında; en önemli kriter hastanın anlattıkları ve nörolojik muayenesidir. Muayene bulgularının yanı sıra, direkt röntgen, MRI ( Manyetik Rezonans Görüntülemesi), BT( Bilgisayarlı Tomografi) sıklıkla kullanılır. EMG dediğimiz sinirlerin elektrofizyolojik tetkiki gerekebilir. Tüm tetkik ve bulgular sonucunda ortaya çıkan tablo kişinin bel fıtığı hastası olup olmadığını ortaya koymaya yardımcı olur.

    BEL FITIĞI OLUŞUMUNDARİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

    Çalışma hayatında işgücü kaybına neden olan hastalıklar arasında %25 oranında bel fıtığı görülür. Bu hastaların iş gücü kaybı bazen 6 aya kadar uzamaktadır. Bazı meslek gruplarında hastalığa yakalanma oranı daha fazladır: Ağır yük taşıma ve bedene yük bindiren meslekler, uzun süre otomobil kullananlar, masa başında sürekli oturma veya ayakta sabit durmayı gerektiren meslekler, fazla kilolu olmak…. Hayatının belli bir döneminde toplumun %85 inde bel ağrısı olur. Bu kişiler tedavi olsa da olmasa da %85-90 oranında bu ağrıyı istirahatle kendiliğinden atlatırlar. Bu nedenle tıp dışı yerlere giderek beline eğitimsiz kişilere manuplasyon yaptıranların, çektirenlerin %85 i ağrısının zaten istirahatle de kendiliğinden geçeceğini bilmesinde fayda vardır! Unutmayın ki bel ve bacak ağrınıza tıbben mutlaka bir çözüm vardır. O nedenle bu şikâyetleriniz olduğunda önce doktora başvurunuz. Erkek kadın arasında hastalığa yakalanma oranında fark yoktur. Ancak hamilelikte, özellikle aşırı kilo alınması sonucu bel omurlarındaki basınç artarak risk yükselmektedir. Şişmanlarda hastalık daha yüksek oranda görülür ve tedavisi daha zordur. Sigara içilmesinin bel sağlığına olumsuz etkisi vardır. Düzenli egzersiz yapanlarda, özellikle bel ve karın kasları gelişmiş kişilerde ise bel fıtığı hastalığına daha az rastlanır.

    Bu riskleri kaldırmak çocukluktan itibaren eğitim ile olmalı ve ailede başlamalıdır. Yük nasıl kaldırılır, yerden bir şey nasıl alınır, yataktan nasıl kalkılır, düzenli bel egzersiz programı yapma alışkanlığı, kilo almamak, yürüyüş yapmanın önemi…sadece anaokulundan başlayarak bu eğitimi vermek ile bugünkü ameliyat ve tedavi masraflarını çok anlamlı oranda azaltmak mümkündür. Unutulmamalıdır ki bu eğitimler ve bu alışkanlıkları kazandırmak tamamen ücretsizdir ama hastalıkların tedavisi ise çok maliyetlidir.

    TEDAVİ

    Öncelikle acil cerrahi endikasyonlar dışında tedavi konservatiftir. Üç hafta süreyle konservatif tedaviye (yani; ilaç, istirahat, fizik tedavi vb…) cevap vermeyen hastaları tekrar değerlendirmek gerekir.

    Cerrahi uygulamada en önemli kriter ilerleyici kuvvet kaybıdır.

    Cerrahi ayrıca narkotik ilaçlara dahi cevap vermeyen şiddetli ağrılarda da uygulanır.

    Acil cerrahi gerektiren durumlar ise hızlı ilerleyici güç kaybı ve cauda sendromudur.

    Radyolojik tetkikler tanıyı destekleyen yöntemlerdir. Sadece MR da fıtık var diye hastayı ameliyat etmek tamamen yanlış bir uygulamadır.Örneğin sokaktan geçen 40 yaş üstü100 kişiye tesadüfi olarak seçip bel MR ı çektirsek radyoloji doktoru tarafından bunların en az %40 ında fıtık veya diskte yıpranma (siyahlaşma) rapor edilmektedir. Şimdi bu kişileri ameliyatmı edeceğiz? Tabiki hayır! Unutmayınız ki toplumda MR ında belirgin fıtığı veya siyah diski olup üst düzeyde sorunu olmadan yaşayan çok sayıda insan vardır.

    Amaç hastayı tedavi etmektir asla MR filmini değil.

    Bel fıtığı olan hastaya cinsel gücünü kaybedersin, felç olursun, idrarını ve büyük tuvaletini tutamazsın demek ve bunun için ameliyat etmek çok çok çok yanlıştır!!!

    BEL FITIĞI AMELİYATLARI RİSKLİ MİDİR?

    Günümüzde gelişen mikrocerrahi teknikleri sayesinde beyin ve sinir cerrahları tarafından bel fıtığı ameliyatları kolaylıkla yapılabilmektedir. Bel fıtığı ameliyatları diğer ameliyatlardan daha fazla bir risk taşımaz. Kaldı ki ameliyat sahasının mikroskop yardımı ile en ince ayrıntısına kadar görülebilmesi bel fıtığı ameliyatlarında büyük rahatlık sağlar. Günümüzde bilinen en iyi cerrahi teknik mikrocerrahidir.

    Lazer, nükleotomi, disk içine uygulanan çeşitli tedavilerin uygulanabileceği hasta sayısı çok çok azdır (binde 1 oranı gibi). Çok seçilmiş, ilaç, istirahat, fizik tedavi yöntemleri uygulanmış cevap alınamamış hastalarda belki fayda sağlayabilir.

    Endoskopla yapılan bel fıtığı ameliyatının ise mikrocerrahi yöntemine bir üstünlüğü kanıtlanmamıştır!

    BEL FITIĞI AMELİYATINDABELİME YABANCI CİSİM TAKILACAKMI?

    Normal bel fıtığı hastalığının hemen hiçbirisinde bele vida, araya protez, takoz, cage, ayıraç, platin …vb şeyler takmaya gerek yoktur. “Belinizdeki fıtığı boşaltıp araya takoz, cage, protez,…vb..şeyler koyalım hem çökmesin, hem de tekrarlamasın.” şeklindeki ifadeler kesinlikle yanlıştır hiçbir kanıta dayalı bilimsel desteği yoktur. Basit bel fıtığı ameliyatı olacaksanız doktorunuzla detaylı görüşerek nasıl yapılacağı konusunda bilgi alınız!!

    Bu aletler daha çok belde ileri derecede kaymalarda, kırıklarda, tümörlerde ve skolyozda kullanılır ve tek başlarına kullanılmazlar!!

    “Bel fıtığın var, kuvvet kaybın yok ama ileride olabilir o nedenle sana koruyucu bel fıtığı ameliyatı yapalım” şeklindeki ifadelerde kesinlikle doğru değildir. Bel fıtığında koruyucu ameliyat diye bir şey yoktur!

    BEL FITIĞI TEKRARLAR MI?

    Hastalarımızın en çok sordukları sorulardan biridir. Bel fıtığının tekrarlama oranı hastalarımızın genel olarak korktuğu oranda değildir. Bel fıtığının ameliyat olduktan sonra aynı yerden tekrarlama oranı 10 yılda % 3-10 civarındadır. Ağır işte çalışanlarda, şişmanlarda, uzun süre oturarak veya ayakta sabit çalışanlarda, spor yapmayan ve belini doğru kullanmayanlarda bu oranlar daha fazladır. Ama bu mutlaka tekrarlayacağı anlamına gelmez. Bu oran ameliyat sonrası öneriler dikkate alınırsa çok daha da düşük olacaktır.

    SON SÖZ

    Bel ve boynu doğru kullanmayı, kilo almamayı, yürüyüş yapmanın önemini çocuklarımıza öğretelim, okullarda eğitim programlarına sokalım, bunu bir ülke politikası haline getirelim ki gelecek nesiller daha sağlıklı olsun.

    Koruyucu önlemlerin bedava, ama tedavilerin hem hasta, hem devlet için çok pahalı ve zahmetli olduğunu unutmayalım.

    Sağlıkla kalın,