Etiket: Ameliyat

  • Tiroid kanserli bir hastamın hikayesi

    Birkaç ay önce polikliniğe halsizlik ve boyunda şişlik şikayeti ile gelmişti. Şikayetlerinin bir kaç aydır olduğunu ama boğaz enfeksiyonuna bağlı olduğunu düşünüp ağrı kesici ve antibiyotik kullandığını, şişliği geçmeyince aile hekimine gittiğini, yapılan tiroid hormon tetkiki normal çıkmasına rağmen aile hekiminin kendisini Endokrin bölümüne yönlendirdiğini ifade ediyordu.

    Onu can kulağıyla dinledikten sonra muayene etmiş ve sol tarafında ele gelen sert kıvamda, yutkunmakla hareket etmeyen bir nodulü olduğunu ve boynunda bir kaç tane lenf bezesi şiştiğini farketmiştim. Bunun üzerine klinikte kullandığım ultrasonografi cihazı ile tiroidlerine bakmaya karar verdim. Hasta henüz 23 yaşındaydı. Üniversiteyi yeni bitirmiş, özel bir okulda anaokulu öğretmenliği yapıyordu. Tiroid ultrasonografisinde tiroid bezinin normal büyüklükte olduğunu fakat sol lobda en büyüğü 14*12*16 mm boyutunda , düzensiz sınırları olan tiroid bezine göre daha koyu kıvamlı , kanlanması artmış nodülü vardı. Hastaya tiroid bezinin normal çalıştığını, guatrı olmamasına rağmen Tiroid bezindeki nodüle ultrason eşliğinde iğne biyopsisi yapılması gerektiğini anlattım. Hasta başta biyopsi işlemini tereddütle karşıladı, şiddetli ağrı olacağından endişeliydi, ailesi ile görüştükten sonra karar vereceğini söyledi. İşlemin basit bir işlem olduğunu, nodülün huyu ile ilgili bizi bilgilendirip yönlendireceğini anlattım. Hastaya bir saat kadar düşünüp gelmesini önerdim. Dönüşte hasta ailesi ile konuşmuş, annesi daha önce bir arkadaşından benzer şekilde biyopsi yapıldığını ve sonucu iyi geldiği için ameliyattan kurtulduğunu anlatınca ikna olmuş şekilde geldi. Ultrason eşliğinde nodülünün bir kaç yerinden biyopsi yaptık, biyopsi sonrası ultrason kontrolünde işlem ile ilgili bir sıkıntı olmayınca hastaya 1 hafta sonra sonucu alması için randevu verdik . Bir hafta sonra geldiğinde bir haftadır endişeden dolayı uyuyamadığını, işine konsantre olamadığını ifade etmiş, biyopsi sonrası boynunda hafif bir ağrı olduğunu ama basit ağrı kesicilerle geçtiğini söylemişti.

    Hastanın biyopsi sonucu papiller tiroid kanseri şüphesi olarak gelmişti . En kısa sürede ameliyat olması gerektiğini söyleyip tanıdığım tecrübeli bir tiroid cerrahına gönderdim. Hasta 1 ay sonra ameliyat olmuştu. Patolojisi tanıyı teyit etmişti şimdi ne yapacaktı? Daha çok gençti, çocuk sahibi olmak istiyordu bunun engel olup olmayacağını soruyordu. Ona ameliyata ilave olarak tedavi amaçlı atom tedavisi vermemiz gerektiğini, atom tedavisinden belli bir süre sonra gebe kalabileceğini , ömür boyu tiroid ilacı kullanması gerektiğini ifade ettim. Radyoaktif iyot tedavisi için nükleer tıp bölümüne yönlendirdim, atom tedavi sonrası ilaç ayarı için kontrole çağırdım. Hasta 2 ay sonra atom tedavisi almış olarak geldi, atom tedavisinden sonra ağızdan tiroid ilacı başlandığını kendini şimdi çok iyi hissettiğini ameliyat sonrası olan şişliğinin geçtiğini ve aldığı bir kaç kiloyu verdiğini söyledi. Bende takiplerini ömür boyu aksatmaması gerektiğini ifade ettim.

    Hasta 5 yıldır takiplerini aksatmıyor, belli aralıklarla hormon kontrolü, tiroid ultrasonografisi ve vücut taraması yapıyoruz, ilacını hergün aç karınla almayı ihmal etmiyor. Hasta çok sağlıklı, keyifli, bu arada sağlıklı bir kızı oldu. Tiroid kanseri tedavi edilebilen bir hastalıktır.

    Yard. Doç. Dr. Fevzi Balkan

    Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

  • Çocuklardaki doğumsal kalp hastalıkları nelerdir?

    Çocuklarda pek çok çeşit doğumsal kalp hastalığı görülebilir. Bu hastalıkların önemli bir kısmını, kalbin bölümlerini ayıran duvarlar üzerinde bulunan delikler oluşturur. Kulakçıklar veya karıncıklar arası duvarlarda bir veya daha fazla sayıda delik bulunabilir. Bir kısım hastalıklar ise kalp kapakçıklarında ve kalpten çıkan ana damarlarda darlık veya şekil bozukluklarıdır. Kalbin göğüs boşluğunda yerleşim anomalileri, kalp yapılarının veya büyük damarların ters yerleşimi, kapakçıkların, damarların veya kalp odacıklarının hiç gelişmemiş olması da rastladığımız anomalilerdendir. Bazen birden fazla bozukluk aynı hastada bulunabilir. Bunlara kompleks doğumsal kalp anomalileri diyoruz. Daha nadiren de doğumsal kalp kası hastalıkları görülebilir. Bunlar kalp kasının işlev bozuklukları, aşırı kalınlaşması veya yapı bozukluğu şeklinde olabilir.

    Çocuklardaki doğumsal kalp hastalıklarının belirtileri nelerdir ?

    Çocuklarda doğumsal kalp hastalıklarının belirti ve bulguları çok çeşitlidir. Hastalığın cinsine, dolaşımda ve kalpte oluşturduğu işlev bozukluğuna, çocuğun yaşına bağlı değişik belirtiler olabilir. Morarma, çabuk yorulma, sık nefes alma, çarpıntı, bayılma, göğüs ağrısı bu belirtilerin bazılarıdır. Morarma, özellikle yenidoğanda olmak üzere her yaşta önemli bir belirtidir. Ancak her kalp hastalığı morarma yapmaz. Küçük bebeklerde sık nefes alma, beslenirken çabuk yorulma, terleme, kilo almada gerilik, sık akciğer enfeksiyonları, kalp hastalığı belirtisi olabilir.Bazı kalp hastalıkları ise çocukta herhangi bir belirtiye yol açmaz, Örneğin kalpte küçük delikler, damar veya kapaklarda hafif veya orta dereceli darlıklar çoğu zaman muayene eden hekim tarafından kalpte üfürüm duyulması ile fark edilirler.

    Doğumsal kalp hastalıklarının teşhisi nasıl konuluyor?

    Hastanın öyküsü ve fizik muayenesinde elde edilen bulgular ile doğumsal kalp hastalıklarının bir kısmının tanısı konulabilirse de, şüphelenilen durumlarda , ekokardiyografi, elektrokardiyografi, rontgen, kalp kateterizasyonu gibi yöntemler ile ayrıntılı tanı konulabilir. Bazen MR-anjio, tomografi gibi yöntemler tanıda yardımcı olabilir. Doğumsal kalp hastalıklarında veya tek olarak görülebilen kalp ritm bozukluklarının araştırılmasında ise 24 saatlik Holter monitorizasyon, egzersiz testi ve elektrofizyolojik çalışmalar yapılabilir.

    Tedavide nasıl bir yol izleniyor?

    Doğumsal kalp hastalıklarının tedavisi hastalığın çeşidine, kalpte oluşturduğu bozukluğa ve hastanın yaşına göre değişiklikler göstermektedir. Kalp hastalıklarının bir kısmı tedavisiz izlenirken, bir kısmında ise cerrahi tedavi gerekebilir. Morarmaya ve ciddi belirtilere yol açan bazı hastalıklarda, örneğin damarların ters yerleştiği veya kapakların hiç gelişmediği durumlarda yenidoğan döneminde yapılan acil cerrahi tedavi hayat kurtarıcı olabilmektedir. Bir kısım kalp hastalıkları ise daha geç dönemde ameliyat gerektirebilir. Kalp yetersizliği olan hastalara ilaç ile tedavi verilir. Yapılacak tedavinin veya ameliyatın çeşidine ve zamanına hastanın klinik bulgularına ve gerektiğinde kateterizasyon bulgularına göre karar verilir. Bazı hastalıklar ise kalp kateterizasyonu sırasında ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebilmektedir. Kalp kapaklarında belirli bir sınırın üzerinde darlık olan hastalarda kapaklar kalp kateterizasyonu sırasında balon ile genişletilebilmektedir. Kalbinde delik olan hastalarda ise deliğin yeri ve büyüklüğü uygun ise kateterizasyon işlemi sırasında özel cihazlarla kapatılabilmektedir. Bazı ameliyatlardan sonra uzun süreli ilaç alımı gerekebilir.

    Hangi hastalıklarda tam iyileşme mümkün ?

    Bazı hastalıklarda kendiliğinden zaman içinde düzelme görülebilir. Örneğin küçük olan bazı kalp delikleri kapanabilir. Ayrıca kalp kapaklarında darlık olan, özellikle pulmoner kapak dediğimiz kapakta darlık olup balon yöntemi ile darlığı giderilen hastalar tamamen düzelebilir. Aort damarında bulunan koarktasyon dediğimiz darlık da balon genişletme yöntemi ile düzelebilir. Kalp deliğinin yeri ve büyüklüğü uygun olan hastalar ameliyatsız yöntemle kateterizasyon sırasında kalp deliğinin kapatılması ile tamamen iyileşebilirler. Ameliyat ile düzeltilen birçok doğumsal kalp hastalığında tam iyileşme görülebilir. Anatomik olarak düzeltmenin mümkün olmadığı bazı kompleks ve ağır hastalıklarda ise palyatif ameliyatlar ile kısmen iyileşme sağlanabilir.

    Aileler tedaviden sonra nelere dikkat etmeli?

    İlaç ile tedavi edilen hastalarda ilaçların düzenli verilmesi ve kontrollerin düzenli yapılması önemlidir. Ameliyatlardan sonra da bazı hastalarda ilaç tedavileri gerekebilir. Bunlar kan sulandırıcı ilaçlar, kalp yetmezliğine yönelik veya ritm bozukluğunu tedavi eden ilaçlar olabilir. Ayrıca bir çok doğumsal kalp hastalığında hastayı ameliyat öncesi ve sonrasında endokardit dediğimiz kalbin iç yüzey enfeksiyonlarından korumak gerekir. Bu amaç için ailelere belirli cerrahi işlemlerden önce kullanılacak antibiyotiğin dozu ve kullanım şeklini belirten rehberler verilir.

    Çocuklardaki doğumsal kalp hastalıklarının önlenebilmesi için ailelerin alabileceği önlemler nelerdir?

    Gebelik sırasında alınan bazı ilaçlar, annenin geçirdiği enfeksiyonlar, ileri yaş gebeliği veya radyasyona maruz kalmak, bebek için zararlı olabilir. Akraba evliliklerinin olduğu durumlarda bazı genetik hastalıkların ve beraberinde kalp hastalıklarının görülme olasılığı artıyor.Bu durumların önlenmesi bazı kalp hastalıklarını önleyebilirse de doğumsal kalp hastalıklarının büyük bir kısmının sebebi bilinmemektedir. Bu hastalıkların pek çoğu doğumdan önce fetal ekokardiyografi, yani anne karnında bebeğin kalbinin incelenmesi ile saptanabiliyor. Anomaliler tespit edildikten sonra buna uygun tedaviler planlanabiliyor, ya da tedavisi mümkün olmayan ağır kalp hastalıkları varlığında gebeliğin sonlandırılmasına karar verilebiliyor. O halde risk faktörlerinden mümkün olduğunca uzak durmak ve düzenli gebelik izlemi bu konuda önemli olabilir.

  • Sindirim sistemi kanamaları

    En sık görülen nedenler nelerdir?

    1. Peptik ülser hastalığı,
    2. Yemek borusu varisleri,
    3. Şiddetli ve uzun süren reflüye bağlı yemek borusunda oluşan yaralar,
    4. Gastrit,
    5. Mallory-Weiss (aşırı kusmaya bağlı midede oluşan yırtıklar),
    6. Selim ve habis urlar,
    7. Kalın barsağın damarsal bazı hastalıkları,
    8. İnflamatuar barsak hastalıkları (ülseratif kolit, Crohn hastalığı),
    9. Mikrobik kolitler,
    10. Hemoroidal hastalık.

    Kanamanın belirtileri nelerdir?
    Sindirim sistemi kanamalarında kanamanın olduğu organ ve şiddetine bağlı olarak hastanın değişik yakınmaları olabilir.
    1. Ağızdan kan gelmesi (kırmızı veya kahve telvesi gibi)
    2. Makattan kan gelmesi (kırmızı veya katran rengi)
    3. Baş dönmesi, halsizlik, üşüme, bayılma hissi
    4. Ani şuur kaybı

    Kanama yeri nasıl saptanır?
    Hastanın yakınmaları ve muayenesi tanı için çoğu zaman yeterlidir. Ancak kanama yerinin saptanması için hastalara ek bazı tetkiklerin yapılması gerekir:

    1. Endoskopik değerlendirme

    Gastroskopi: Yemek borusu, mide ve oniki parmak barsağının incelenmesinde kullanılır.
    Enteroskopi: İnce barsağın incelenmesinde kullanılır. Push, sonda ve kapsül olmak üzere üç ayrı tipi vardır.
    Proktoskopi: Kalın barsağın son kısmının incelenmesinde kullanılır.
    Kolonoskopi: Kalın barsağın tamamının incelenmesinde kullanılır.
    Endoskopik yöntemlerde kanayan nokta saptanırsa kanama uygun hastalarda değişik yöntemler kullanılarak durdurulabilir.

    2. Sintigrafik değerlendirme
    Bir görüntüleme yönteminde kandaki hücrelere bağlanan özel boyalar(radyoizotoplar)
    kullanılarak hastaya özel filmler çekilir. Kanama varsa verilen boyalar belli bir alanda
    toplanır. Bu şekilde kanayan nokta saptanmış olur. Yöntemin kendisinin tedavi edici özelliği yoktur.

    3. Anjiografi
    Radyolojik bir incelemedir. Bacaktan girilen özel bir kateterden özel bir boya verilirek iç organların damarlarının görüntüleri alınır. Boya damar dışına çıkarsa kanayan nokta bulunmuş olur. Bu yöntem aynı zamanda tedavi amacıyla da kullanılabilir.

    4. Kontrastlı incelemeler
    Kanamayan hastalarda mide, ince barsak ve kalın barsağın incelenmesinde en sık kullanılan tetkikler kontrastlı incelemelerdir.Bu incelemelerde hastaya ağızdan içirilerek veya özel bir tüp yoluyla ya da makattan lavman yoluyla kontrast (özel bir boya) verilir. Kanayan hastalarda ise bu tetkikler ince ve kalın barsak endoskopik olarak incelenememiş ise kanama durduktan sonra yapılır. Bazı hastalarda tüm bu tetkiklere rağmen kanama yeri belirlenemez. Ameliyat sırasında yapılan bazı incelemelerle kanayan nokta belirlenmeye çalışılır.

    Sindirim sistemi kanamaları nasıl tedavi edilir, ameliyat şart mı?

    1. Cerrahi dışı yöntemler: Geçmişte kanamalı hastalarda ana tedavi yöntemi ameliyat idi. Radyolojik ve endoskopik incelemeler çoğunlukla ameliyat sırasında cerraha yol göstersin diye yapılıyor idi. Günümüzde ise birçok hastada ameliyat gerekmemektedir.Mümkün ise kanama ameliyat yapılmaksızın durdurulmaya çalışılmaktadır. Bunun için iki yöntem kullanılabilir.

    Endoskopi: Gastroskopi, proktoskopi veya kolonoskopi kullanılarak kanayan nokta yakılabilir, bağlanabilir, kanamayı durdurucu ilaçlar verilebilir veya bu bölüm çıkarılabilir.

    Anjiografi: Bu yöntemde kanamanın olduğu yer saptandıktan sonra ya bazı damarları daraltıcı ilaçlar verilir. Ya da kanamanın olduğu damara bu iş için tasarlanmış özel tıkaçlar gönderilerek kanayan noktada damar kapatılır.

    2. Cerrahi yöntemler:
    Bazı hastalarda ameliyat gerekir. Bunlar;
    • Çok kanayıp, tüm destek tedavisine rağmen durumu kötüleşen hastalar,
    • Devamlı kan verilmesi gereken hastalar,
    • Hastanede iken, kanaması yeniden başlayan hastalar ve Cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilemeyen hastalardır.
    Bu hastaların ameliyatında kanamaya yol açan hastalığa yönelik bir işlem yapılır.

  • Geniz eti nedir?

    Geniz eti nedir?

    Burun deliklerinin arkada boğazla birleştiği noktadaki adenoid adı verilen bezlerin normalden daha fazla büyümesine halk arasında geniz eti denmektedir. Büyüme ile bu bezlerin iltihaplanması ayrı ayrı olabileceği gibi , sıklıkla önce iltihaplanma sonra büyüme de olabilir. Yumuşak oluşum büyüdüğünde burun deliklerinin genize açılan kısmını kapatır, orta kulağa açılan östaki borusunu tıkar ve burundaki sümük salgısının temizlenmesini engeller.
    Belirtileri şunlardır:

    1-Burun tıkalı olduğu için ağızdan solunum
    2-Burun akıntısı
    3-Horlama
    4-Gün boyunca ağzın açık oluşu
    5-Ağız ve dudaklarda kuruluk
    6-Burundan konuşma
    7-Nefes alma da zorluk
    8-Tat ve duyu bozuklukları
    9-Geceleri rahatsız edici öksürük
    10-Müzmin (kronik) kulak iltihabı
    11-İşitme kayıpları
    12-Damak bozuklukları

    Geniz eti şüphesinde yapılması gereken iş doktora başvurmaktır. Genellikle bademcikler alınırken adenoidler de alınır. Bazı hallerde adenoidler alınırken , bademciklerde bir anormallik yoksa bunlara dokunulmaz. Geniz eti ve bademcik ameliyatı gayet kolaydır ve bir tehlikesi yoktur.

    Adeonidler alındıktan sonra bunların tamamen eski büyüklüğünde olmamak kaydı ile yeniden lenf dokuları geliştirdikleri görülmüştür. Bu durum ameliyatın başarısız olduğu anlamına gelmez.

    Adenoid yeniden eskisi kadar büyür ve rahatsızlık verirse yeniden ameliyat yapılır. Ameliyatla çıkarılan bademcikler için aynı durum söz konusu değildir. Bademcik ve adenoidler 7 yaşından sonra küçülme eğilimine getirecekleri için, doktorlar mümkün olduğu kadar bu tür ameliyatların geciktirilmesi gerektiğini savunurlar. Ama tıp da bir kural vardır ki oda ‘hastalık yok hasta var’ şeklinde ifade edilir. Her hastalık her hastada farklı seyreder. Mecbur kalınırsa 2,5-3 yaşında bile ameliyat söz konusu olabilir.

  • Bademcik  ve geniz eti  büyüklüğü her zaman ameliyat endikasyonu değildir

    Bademcik ve geniz eti büyüklüğü her zaman ameliyat endikasyonu değildir

    Bademciklerin iltihabına tonsilit, geniz eti iltahabına adenoiditis ismi verilmektedir. Gerek bademcik ve gerekse geniz eti herkeste var olan bir lenf dokusudur. Waldeyer halkasında yer alan bu dokular mikropların vücuda girdiklerinde ilk karşılaştığı bariyerlerden birisidir. Bu dokular sekretuvar immuniteyi uyarmak ve sekretuvar immunoglobulin üretimini sağlayarak enfeksiyonlara karşı vücudun savunma sistemini oluşturmaktadır.Sadece immunoglobulin salınması değil birçok immunolojik işlevide yerine getirdikleri bilinmektedir.

    Çocuğun büyümesi ile birlikte oluşan bu dokular 4- 10 yaşlarında gerek immunolojik ve gerekse büyüklük açısından en aktif döneme ulaşmakta , bu aktivite ve büyüme ergenlik döneminde azalmakta bademcik ve geniz etinde ufalma olmaktadır.

    Bu dokular sadece immunoglobulin salgılamamakta , aynı zamanda birçok immunolojik işlevide başarmaktadır.Puberte ile birlikte büyüklerin kaybolduğu bu dokularda bir kısım işlevsel immunolojik fonksiyonların devam ettiği bilinmektedir.

    Vücudumuzun korunmasında rol alan bu dokuların cerrahi olarak çıkarılması bazı sorunları gündeme getirmektedir.Geniz eti ve bademciği büyük her çocuk ameliyat edilmelimidir? Vücudun savunma sisteminde rol olan bu dokuların kaybı savunma sisteminin zayıflamasına rol açar mı? Ergenlik çağına geldiği zaman küçülme şansı olan geniz eti ve bademciklerin operasyonu gereklimidir soruları bu konudaki endişelerin başlıcalarını oluşturmaktadır.

    Günümüzde özellikle çocuk hekimlerinin operasyon işlemlerine karşı çıkması ve kulak burun boğaz hekimlerinin(KBB) bu konudaki destekleri ile bademcik ve veya geniz etinin cerrahi olarak çıkarılmasında belirgin bir azalmanın olduğu görülmektedir.

    Diğer taraftan tekrarlayan boğaz enfeksiyonu olan çocukların ebeveynleri sıkça çocuk hekimlerine bademciklerin alınmasının uygun olup olmadığı sorusunu yöneltmektedir. Sık boğaz enfeksiyonları sık antibiotik kullanımı aile ve çocukta anksiyete yaratmakta ve cerrahi uygulama ile bu sorunun tamamen çözülebileceğini düşünmektedir.

    BADEMCİKLERİN KESİN OLARAK ALINMASINI GEREKTİREN DURUMLAR

    Bademcik geniz eti veya her ikisinin birden solunum güçlüğüne neden olarak solunum yollarını tıkaması

    Bademciklerin yutma güçlüğüne neden olması

    Kontrol edilemeyen bademcik kanamaları

    Bademcik tümörleri

    Bademciklerin kesin olarak ameliyat edilmesi gerektiren durumlardır.

    Tekrarlayan boğaz enfeksiyonlarında da bademciklerin alınması düşünülebilir. Tekrarlayan boğaz enfeksiyonu kriteri nedir sorusu henüz tam olarak yanıtlanmamıştır. En yaygın olarak kullanılan kriter Pittsburgh çocuk hastanesine ait olup bir yılda antibiotiklerle tedavi edilen yedi veya daha fazla boğaz enfeksiyonu geçirmesi, son iki yılda beş veya daha fazla boğaz enfeksiyonu geçirmesi veya son üç yılın her birinde üç veya daha fazla boğaz enfeksiyonu geçirmiş olması tekrarlayan boğaz enfeksiyonu kriteri olarak kabul edilmiştir. Çocuk hekimlerinin kabul ettiği bu kriterlere karşın KBB hekimlerinde bu kriter çocuğun her yıl üç veya daha fazla enfeksiyon geçirmesi olarak kabul etmektedir. İki disiplin arasında kriter farklılığı bazı sorunlar oluşturmaktadır.

    Diğer taraftan kronik bademcik iltihabı durumlarında da ameliyat endikasyonu düşünülmelidir.

    – PFAPA sendromu (Periodik ateş, aftöz stomatit, farenjit ve boyun lenf bezlerinde büyüme )

    – Tonsil üzerinde ağız kokusuna neden olabilecek birikimlerin varlığı (halitozis)

    – Peritonsiller apse

    – Grup A beta – hemolitik streptokok taşıyıcılığı durumlarda ameliyat endikasyonu düşünülebilir.

    Bununla birlikte klinik tablonun ciddi olmadığı tekrarlayan enfeksiyonu olan çocuklarda ameliyat endikasyonu tartışmalıdır. Bu konudaki çalışmalarda ameliyat edilen vakalarda ,ameliyat edilmeyen vakalar arasında ciddi bir farkın olmadığı görülmüştür.Bu çocukları izlemenin daha doğru bir yaklaşım olduğu vurgulanmaktadır.

    Gereksiz ameliyat yaklaşımlarından kaçınmanın önemli olduğu gözden kaçmamalıdır.

    GENİZ ETİ ALINMA ENDİKASYONLARI

    Geniz etinin büyüyerek ciddi burun tıkanıklığına neden olduğu durumlarda geniz eti ameliyat endikasyonu mevcuttur. Horlayan ve geceleri ağzı açık uyuyan çocuklarda geniz eti varlığı düşünülmelidir. Bu çocuklarda uyku sırasında birkaç saniye süreyle nefesini tutma (uyku apnesi) görülebilir. Bu durumda geniz eti operasyonu değerlendirilmelidir. Tıbbi tedaviye yanıt vermeyen kronik sinüzit vakaları , tekrarlayan orta kulak iltihabı olan ve tüp uygulanmasına rağmen tedaviye yanıt vermeyen çocuklarda geniz eti ameliyatı yönünden takip edilmelidir.

    Son zamanlarda burun tıkanıklığı belirtilerinin orta derecede olduğu vakalarda ise bir süre antibiotik ve glukokortikoid ihtiva eden nasal spreylerin uygulanmasının uygun olduğu görüşü önem kazanmakta ve bu vakaların bir süre izlenmesinin önemi üzerine durulmaktadır.

    Yukarıda belirttiğim şikayetleri olan çocuklara yaklaşım nasıl olmalıdır. Ameliyat yaklaşımı her vakada gerekli midir? Bu işlemlerle vücudun savunma sisteminde yetersizlik söz konusu olacak mıdır? Ameliyat sonucunda üst solunum yollarındaki koruyucu bariyerlerin ortadan kalkması ile enfeksiyonların sık ve yaygın olması söz konusu olabilir mi? Bütün bu soruların yanıtları bilinmemektedir.

    Gerek bademcik, gerekse geniz eti ameliyatlarında aile ve hekimin birlikte karar vermesi ve yapılacak işlemlerin faydalı ve riskli olduğu yönler belirtilerek uygulamanın yapılması en akılcı yaklaşım olarak görülmektedir.

    Unutulmamalıdır ki her bademcik ve veya geniz eti büyüklüğü ameliyat için bir endikasyon değildir.

  • Kasık fıtığı ve boğulmuş fıtık

    Kızlarda ve erkeklerde kasıkta ya da erkeklerde torbada, kızlarda ise labium majus bölgesinde zaman zaman ortaya çıkan şişlik şeklinde görünen bir durumdur. Bu şişlik öksürük,ağlama, ıkınma gibi karın içi basıncını artıran durumlarda ortaya çıkar ya da belirginleşir, yatmakla ya da itmekle kaybolur.

    Prosessus vajinalis adı verilen karın zarı(periton)uzantısının açık kalması ile gelişir.

    Zamanında düzeltilmediğinde ölüme kadar götürebilen bebeklerdeki kasık fıtıkları, doğru tanı ve onarımla bertaraf edilebilmektedir.

    prematüre bebeklerde daha sık görülmektedir.

    Fıtık, karın içindeki bağırsaklar ve önun ekleri ile yumurtalıklar ve tüpler hatta uterus gibi yapıların, karın duvarındaki bir gedikten karın boşluğu dışına çıkmasıdır. Fıtığın bulunduğu yerde cilt altında genelde yumuşak bir kitle ele gelir. Kasık bölgesinde ortaya çıkan fıtığa kasık fıtığı, göbekte ortaya çıkana göbek fıtığı,göbek üstünde orta hatta ortaya çıkan fıtığa epigastrik fıtık denir. Fetal dönemde bebeklerin yumurtalıkları (erkekte testis, kızda over) karın içinde böbreklere bitişik olarak hemen altında yerleşmektedir. Bebek gelişimiyle birlikte yumurtalıklar kasık bölgesine doğru pelvis içine kadar iner. Testisler skrotuma inerken beraberinde periton denilen karın içini kaplayan zarı kasık kanalına doğru sürükler ve prosesus vajinalis denilen bir kesenin oluşmasına yol açar . Kanal bu şekilde kapanamaz ve içinde bulunan bu kese eğer inişin tamamlanmasından sonra kapanmaz ise fıtık hidrosel ve kordon kisti oluşumuna yol açar. Kızlarda ise aynı kanaldan uterusu sabitleyen ligamentum rotundum diye adlandırılan rahim bağları geçer. Benzer mekanizmayla kasık kanalında zardan bir kese oluşur.Kese kapanmadığında fıtık yada Nuck kisti diye adlandırılan anomaliler oluşur. Doğumda var olan bu kese içine yeterince geniş ise bağırsaklar gibi bir organ girdiğinde fıtık oluşur ve aile yada doktor tarafından farkedilir. Bazen bu kese içine eğer açıklığı ince ise barsaklara kayganlık veren peritoneal sıvı girer de geri dönmesini engeliyen yapılardan dolayı birikip sıvı keseleri oluşabilir. Bu sıvı testisi örten periton yaprakları arasına kadar gelirse hidrosel, kanalda arada kalırsa kordon kist diye adlandırılır. Özel mekanizmalarla bir hastada yukarda fıtık onun altında kordon kisti onun altında da hidrosel olmak üzere üçü de oluşabilir.

    Erkek Çocuklarda Daha Sık Görülür

    Her 100 çocuktan ortalama ikisinde kasık fıtığı görünmektedir. Kasık fıtığına %80-90 gibi bir oranda erkek çocuklarında rastlanır. Kasık fıtığı sağ ya da sol tarafta olabileceği gibi %10 gibi bir oranda her iki tarafta da saptanabilmektedir. Prematüre bebeklerde görülme sıklığı normal kilolu bebeklere göre üç kat daha fazladır. Bu rahatsızlıkların üçte birinin tanısı ilk 6 ay içerisinde konulmaktadır. Ancak tanının sonraki yaşlarda da konulması mümkündür.

    Çocuklarda görülen kasık fıtığının erişkinlerdeki gibi kendini zorlamayla ilgisi yoktur, genetik faktörler rol oynamaktadır. Kasık fıtığı, kasıkta ya da torbada çocuk ağlayıp kendini zorladığı sırada bir şışlık şeklinde kendini gösterir. Çocuklar sırt üstü yattığında bazen fıtık kesesi küçülüp kaybolur ve görünmez. Fakat aslında fıtık kesesi yine vardır. Ancak gözle tanı konulması mümkün değildir. Fıtık zaman zaman çocukta sıkışmaya bağlı ağrı yapabilmektedir.

    Boğulmuş Fıtık

    Yumuşak bir baskıyla karın içine gönderilemeyen fıtığa boğulmuş fıtık denir. Bu durumda çocukta huzursuzluk, ağrı ve kusma ortaya çıkabilir. Bu haliyle devam ederse iştah kaybı, dışkı yapamama ve karın şişliği ortaya çıkabilir. Uzun süren fıtık boğulması nedeniyle bağırsakları besleyen damarlar sıkışıp bağırsak çürümesi (strangülasyon) denilen ve acil cerrahi gerektiren hayatı tehdit eden durumlar ortaya çıkabilir.

    Ameliyat En Kısa Sürede yapılmalıdır

    Kasık fıtığı, karın içi organlarının sıkışarak boğulması riskini engellemek için, mümkün olan en kısa sürede ameliyat ile onarılmalıdır. Prematüre bebeklerde anestezinin risk taşıma olasılığı nedeniyle bir iki ay beklenebilir. Ameliyat genel anestezi altında yapılır. Kasık bölgesinde çok küçük bir kesi yapılır, fıtık kesesi onarıldıktan sonra cilt kesisi eriyen dikişlerle kapatılır. Kesinin üstü küçük bir pansumanla kapatılır. İşlem sırasında ameliyat bölgesine uzun etkili uyuşturucular kullanıldığı için ameliyat sonrası ağrı kontrol altındadır.

    Ameliyattan Sonra İzlem Gerekli

    Prematüre ve yenidoğan bebekler dışında ameliyattan kısa süre sonra çocuklara sulu gıda başlanır ve evlerine gönderilir. Genellikle aktivite kısıtlamasına gerek yoktur. Daha büyük çocuklarda ağır spor aktivitelerinden kaçınma önerilir. Ameliyat bölgesinde ve torbada işleme bağlı şişlikler olabilir, normalde bu şişlikler 1-2 ay içinde yavaşça kaybolur. Uzun süreli takipte fıtığın tekrarlaması çok nadirdir. Ancak bazı bağ dokusu gibi hastalık gruplarında ve prematürelerde tekrarlama görülebilir. Tek taraflı kasık fıtığında karşı tarafta sonradan fıtık çıkabilir. Özellikle sol tarafta kasık fıtığı varsa sağ tarafta çok yüksek oranda fıtık ortaya çıkabilir. Bu durumda yeniden ameliyat zorunludur. Uzun süre izlemde hem görsel hem de işlevsel olarak herhangi bir sorun ortaya çıkmamaktadır.

  • Çocuklardaki kasık fıtığı genetik olabilir!

    Çocuklardaki kasık fıtığı; oluşumu, tipi ve tedavi tekniği olarak yetişkinlerdeki kasık fıtığından farklılık gösterir. Çocuklarda görülen kasık fıtığının oluşumu, erişkinlerdeki gibi kendini zorlamak sebebiyle oluşmaz, daha çok genetiktir. Çocukluk çağında kasıkta fark edilen ve zaman zaman ortaya çıkıp kaybolan şişlik, akla öncelikle kasık fıtığını getirmelidir. Genellikle ağlama, öksürme ve ıkınma gibi hareketlerle kasık bölgesinde ortaya çıkan ve elle itildiğinde kaybolan bir şişlik şeklinde belirti verir. Bazen kesede, bağırsak ve gazın sıkışmasıyla ağrı, huzursuzluk ve kusmaya neden olabilir. Dikkatli ve yumuşak bir baskıyla karın içine gönderilemeyen fıtığa da boğulmuş fıtık denir. Sıkışan bağırsağın veya yumurtalığın kanlanması durup, kangrene neden olabilir. Bu durumda karın ağrısı, karında şişkinlik, dışarı çıkamama ve kusma gibi sorunlar ortaya çıkar bu da çocuğun genel durumunu bozar. Boğulmuş fıtık, çocuğun hayati tehlikesini arttıran ve acilen cerrahi müdahale gerektiren bir durumdur.

    En kısa sürede ameliyat şart

    Fıtığın ameliyat dışında bir tedavisi olmayıp, korse ve fıtık bağı gibi araçların da çocuk fıtığı tedavisine yararı yoktur. Kasık fıtığı, kanaldan geçen organların sıkışarak boğulması ve kangren olma riski nedeni ile tanı konulduktan sonra uygun olan en kısa zamanda cerrahi müdahale gerektirir. Aksi takdirde fıtığın içine giren bağırsak boğulma riski nedeniyle acil ameliyat gerektirebilir. Çocuklarda, özellikle bebeklerde acil ameliyatların riski normal şartlarda yapılan ameliyatların riskinden çok daha fazladır.

    Kasık fıtığı ameliyatı olan çocuk aynı gün taburcu edilebilir

    Kasık fıtığı, acil bir durum olmadan, tanı konulduktan hemen sonra uygun şartlar altında, deneyimli uzmanlar tarafından ameliyat edilirse tekrar oluşma olasılığı çok düşüktür. Fıtık ameliyatı “günübirlik cerrahi” olarak uygulandığı için çocuğun hastanede yatmasına gerek olmayıp, aynı gün taburcu edilebilir. Bu ameliyattaki temel prensip, açık kalan kasık kanalının kapatılarak karın içiyle olan iştirakin ortadan kaldırılmasıdır. İşlem sırasında ameliyat bölgesine uzun etkili ağrı kesiciler yapıldığı için ameliyat sonrasında çocuğu rahatsız edecek kadar ağrı olmaz. Ameliyat sonrasında aşırı şişlik, kızarıklık, ağrı, ateş, bulantı ve kusma gibi belirtiler varsa; yaradan kan, iltihap geliyorsa mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir.

  • Hirschsprung(konjenital agangliyonik megakolon) hastalığı nedir, tedavi süreçleri?

    Hirschsprung hastalığı ya da “konjenital agangliyonik megakolon”, bağırsakların gevşemesini sağlayan sinir hücrelerinin yokluğu ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Bağırsaklar kasılıp gevşeyerek hareket ederler. Bu hastalıkta gevşemeyi sağlayan hücreler olmadığından, bağırsağın etkilenmiş kısmı kasılı kalır. Oluşan tıkanıklık dışkının aşağı doğru geçmesini engeller. Bu şekilde ortaya çıkan barsak tıkanıklığı ancak cerrahi yöntemle, içinde sinir hücresi olmayan bağırsağın çıkarılıp yerine normal bağırsağın getirilmesiyle tedavi edilebilir. Hastaların %70-75’inde “aganglionik segment” anüsün hemen üzerindeki 5-15 cm’lik bağırsak kısmını içerir. Geri kalan hastalarda ise agangliyonik alan kalın bağırsağın daha yukarı kısımlarına dek uzanabilir. Ender olarak tüm kalın bağırsak aganlionik olabilir. İnce ve kalın bağırsakların tümünde ganglion hücresinin olmaması ise, yaşamla bağdaşmayan bir durumdur.

    Tedavide ana ilke, içinde hücre bulunmayan agangliyonik kesimi devre dışı bırakıp yerine içinde hücre bulunan gangliyonik kesimi getirmektir. Bir başka deyişle, ameliyatta agangliyonik kesim çıkarılır ve bunu yerine daha yukarıda bulunan gangliyonik kesim getirilip anüs ya da hemen üzerindeki bağırsağa bağlanır (pull-through işlemi).

    Cerrahi işlem; çocuğun yaşına, agangliyonik segmentin uzunluğuna ve bulgulara bağlı olmak üzere tek, iki ya da üç aşamalı olarak gerçekleştirilir. Günümüzde değişen teknolojik olanaklar ve yoğun bakım koşulları ile bu ameliyatlar genellikle tek ya da iki evreli olarak gerçekleştirilmektedir. Hirschsprung hastalığındaki tedavi seçenekleri:

    Üç evreli yöntem:İlk tanımlanan ve günümüzde de kullanılan bir yöntemdir. Buna göre, ilk evrede kalın bağırsağın içinde ganglion hücresi olan kısmı geçici olarak karın duvarına ağızlaştırılır. Kolostomi olarak adlandırılan bu yöntem ile genişlemiş olan bağırsak segmentinin dinlendirilmesi ve çocuğun dışkısını rahatça çıkarması amaçlanır. İkinci evrede ise; değişik yöntemler uygulanarak içinde hücre olmayan aganglionik bağırsak çıkarılır ya da devre dışı bırakılır ve yerine içinde hücre bulunan ganglionik bağırsak çekilir. Üçüncü evrede kolostomi kapatılarak tedavi tamamlanmış olur.

    İki evreli ameliyatlar: İlk evrede kalın bağırsağın içinde ganglion hücresi olan kısmı geçici olarak karın duvarına ağızlaştırılır. İkinci evrede ise; değişik yöntemler uygulanarak içinde hücre olmayan aganglionik bağırsak çıkarılır ya da devre dışı bırakılır ve yerine içinde hücre bulunan daha önce dışarı ağızlaştırılmış olan kolostomi ucu aşağı çekilir.

    Tek evreli ameliyatlar: Açık cerrahi yöntem ya da kapalı (laparoskopik) olarak yapılabilir. Her iki yöntemde de ameliyat sırasında ganglion hücrelerinin olduğu bağırsak dokusu hızlı olarak yapılan patolojik inceleme (frozen) ile tanımlanır ve bu bölge aşağıya anüse kadar çekilerek ameliyat tamamlanmış olur.

    Primer Transanal Pull_Through (Primer TEP):Son yıllarda yaygın olarak kullanılmaya başlanan yeni bir yöntemdir. Hastanın karnı hiç açılmadan doğrudan anüsten girilerek, agangliyonik bağırsağı buradan dışarıya çekmek ve gangliyonik bağırsağın anüse bağlanması şeklindedir. Diğer yöntemler ile kıyaslandığında karın içine girilmemiş ve karın duvarında iz kalmamış olması bir üstünlük olarak kabul edilse de, bu yöntemin uzun döneme ilişkin sonuçları henüz bilinmemektedir.

    Bu hastalarda sonucun başarısı hastanın anatomik yapısına, varsa eşlik eden diğer hastalıklarına ve aile-hasta uyumuna (kolostominin yıkanması, genişletme programına uyum) bağlıdır.

    Ameliyatın süresi normal şartlar altında 2-5 saat arasında olup başarı şansı ise hastadan hastaya, aganliyonik olan barsağın uzunluğuna ve hastada görülen ek anomalilerin varlığı ve şiddetine göre değişmekle birlikte yaklaşık %90’dır. Ameliyatta sonra hasta klinikte yaklaşık 2-7 gün arasında izlenir. Bu süre içerisinde hasta ağızdan beslenemeyebilir ve total parenteral beslenme (TPN) uygulanabilir.

    İyileşme süresinde ve uzun dönemde Hirschsprung Hastalığı olan Çocuklarda karşılaşılabilecek sorunlar:

    Kronik kabızlık:

    Opere edilen hastaların yaklaşık %6-10’unda kronik kabızlık başa bela bir sorun olarak devam edebilir. Ayrıca bu çocuklar dışkılama sırasında kullanılan kasları nasıl idare edeceklerini bilemediklerinden tuvalet eğitimi daha uzun sürebilir. Yıllar geçtikçe bu sorunlar daha da azalır. Bu hastalarda uzun yıllar hem ağızdan dışkı yumuşatıcılar hem de rektal lavmanlar kullanılabilir.

    Bu hastalarda kabızlığın en sık sebebi anal sfinkter akalazyasıdır ki (dışkılamayı sağlayan kasın kasılı kalması) bu durum dilatasyon ve sfinkterotimiden fayda görür. Buna rağmen devam ediyorsa ikinci bir ameliyat gerekebilir.

    Enterokolit:

    Hastaların yaklaşık %12-58’inde görülür.

    Çocuklar özellikle ameliyattan sonraki bir yıl içinde bağırsak enfeksiyonu (enterokolit) geçirme riski altındadır.

    Tedavisinde damardan sıvı ve antibiyotik tedavisi ile rektal lavmanlar uygulanır.

    Enterokolit semptom ve belirtilerinden haberdar olun ve aşağıda belirtilenlerden biri gözlendiğinde mutlaka doktorunuza başvurun:

    İshal

    Kanlı dışkılama

    Ateş

    Karın şişliği

    Safralı veya safrasız kusma

    Enkopresis (Kilota dışkı kaçırma, kilot kirletme):

    Hastaların yaklaşık %12’sinde görülür. Kronik kabızlığa ve dışkının barsaklarda birikmesine bağlıdır. Özellikle Duhamel ameliyatına özgü olarak rektumda fekalom denilen taşlaşmış gaita parçaları bulunabilir.

    Tedavisi kronik kabızlıkta olduğu gibidir.

    Diğer uzun dönem sorunları:

    Hirschsprung hastalığı nedeniyle opere olan erkek hastaların yaklaşık %10’unda primer infertilite (kısırlık), ereksiyon bozuklukları, azoospermi ve psikoseksüel sorunlar görülebilmektedir.

  • Nedir bu hipospadias?

    Hipospadias, çocuğun idrar yaptığı deliğin penisin ucunda değil de altında olmasıdır. Bu delik ile penis ucu arasındaki bölgede idrar kanalı tam olarak oluşmamıştır. İdrar deliğinin yerleşimine göre farklı farklı sınıflandırılabilir. Penisin baş kısmında yer alan, normal idrar deliğinin olması gereken yere çok yakın olan bu olgulara “glanüler hipospadias” denilir. Penis baş kısmı ile penis gövdesi uç kesimi arasındaki olanlara “koronal hipospadias” denir. Her iki durum genel olarak “distal hipospadias” tanımlaması içinde yer alır. Çocuklarda en sık karşılaşılan ve cerrahi başarı oranının en yüksek olduğu grup bu gruptur. Daha aşağı yerleşimli hipospadiaslar da vardır, idrar deliğinin yerleşimi penis gövdesinin ortasında olanlara “midpenil hipospadias” (orta düzeyde hipospadais), penis orta kesimi ile torbaların birleştiği bölgede hatta anüse yakın perine dediğimiz bölgede yerleşenler ise “proksimal hipospadias” olarak adlandırılırlar ve cerrahi tedavileri daha zordur. Bu hastaların çoğunda penis eğriliğide mevcuttur ve bu durumun da ameliyatla birlikte düzeltilmesi gereklidir. Her 300 erkek çocuğundan birinde görülen hipospadiasın tek tedavisi cerrahidir.

    Cerrahi tedavide tanımlanmış yaklaşık 500 çeşit ameliyat bulunmaktadır. Temel amaç üretra denilen idrar deliğinin penisin ucuna getirilmesidir. Temel olarak dikişle idrar kanalını oluşturduktan sonra üzerine bir katman olarak yama getirilmesi dokuyu daha sağlamlaştırır. Ameliyatta penis kökü bir lastikle boğulur ve penis derisi köküne kadar soyulur. Daha sonra penise suni ereksiyon yaptırılır. Bu şekilde kordi adı verilen penis eğriliğinin varlığı araştırılır. Penisteki eğrilik mutlaka düzeltilmelidir. Daha sonra yeni oluşturulacak idrar deliğinin yeri belirlenir ve mevcut dokular kullanılarak 6/0, 7/0 ve 8/0 gibi emilebilen dikişlerle yeni üretra oluşturulur. Hipospadiasın ağırlık derecesine göre beraberinde sünnet de yapılabilir, ya da sünnet derisi yama olarak kullanılabilir. Ancak ameliyatla sünnetin birlikte yapılmaması görüşü doğru değildir, aksine beraberinde sünnet yapılması çocuğu ikinci bir ameliyattan kurtaracaktır. Ameliyatın durumuna ve hastalığınızın derecesine göre idrar sondası takılabilir, bu sonda ortalama 3-7 gün kalır. İdrar deliğinin normal yere göre çok uzakta olduğu proksimal hipospadiaslı hastalarla, ağır derecede kordisi olan ve üretranın kısa olduğu hastalarda işeme deliğinin normal yerine getirilmesi için vücudun farklı yerlerinden (kol veya uyluk derisi, ağız içinden, mesaneden, testis torbasındaki fasyalardan) doku alınması gerekebilir. Her üç durumda da mümkünse yeni bir üretral kanal oluşturularak üretral kateter konur ve operasyon tamamlanır. Dokunun olgunlaşmasının gerektiği ya da kanalın ağzının normal yerden çok uzak olduğu olgularda alınan doku penise yerleştirilerek olgunlaşma beklenir, asıl düzeltme işlemi ise daha sonraki bir tarihe (yaklaşık 6 ay sonrasına) ertelenebilir. İdrar sondası yerine drenaj amaçlı göbek altına sistostomi kateteri de konulabilir. Ameliyatların başarı şansı idrar deliğinin yerleşim yerine göre ve penis eğriliğinin derecesine bağlı olarak %60-98 arasında değişir.

  • Yeni doğan bebeğiniz beslenemiyorsa dikkat

    Yemek Borusu Tıkanıklığı ( Özofagus Atrezisi )

    Özofagus (yemek borusu) yutakla mide arasında geçişi sağlayan tüp şeklindeki organdır. “Özofagus atrezisi” ise özofagusun bir kısmının oluşmamasıdır. 2000-3000 doğumda bir görülür. Hastaların çoğunda ek hastalıklar (özellikle kalp hastalıkları) ve kromozom anomalileri de görülebilir. Birkaç tipi vardır; yemek borusu tek başına kapalı olabilir, yemek borusu kapalı olup soluk borusuyla arasında ince bağlantılar olabilir veya yemek borusu iyi gelişmiş olup soluk borusuyla arasında köprü gibi bağlantı olabilir.

    ANNE KARNINDA TANI KONABİLİR Mİ?

    Gebelik sırasında yapılan ultrasonografiler ile bazen bu tanıdan şüphelenilebilir. Ultrasonografide midenin görülmemesi akla öncelikle özofagus atrezisini getirir. Ancak özofagus atrezilerinin büyük bölümünde soluk borusu ile özofagusun alt bölümü arasında fistül dediğimiz ince bir bağlantı olduğundan ve bu fistül sayesinde soluk borusundan yemek borusuna ve dolayısıyla mide ve barsaklara hava geçişi olduğundan midede hava/sıvı görülebilir. Dolayısıyla tanı gebelik sırasında koyulamayabilir.

    Anne karnında özofagus atrezisi öntanısı koyulmuşsa, doğum mümkünse yenidoğan yoğun bakım imkanı olan, çocuk cerrahisi uzmanının bulunduğu ve yenidoğan cerrahisinin yapılmasına uygun olan merkezlerde yapılmalıdır.

    ÖZOFAGUS ATREZİSİ NASIL ANLAŞILIR?

    Yenidoğan bebek tükrüğünü yutamaz ve beslenemez. Tükrükleri hem ağzından dışarı akar, hem de soluk borusuna kaçtığından bebeğin soluk almasını güçleştirir. Böyle bir bebeğin ağzından ince bir plastik tüp (sonda) yerleştirmeye çalıştığımızda sondanın ilerlemediğini farkederiz, röntgende de bu sondanın ucu kapalı olan gelişmemiş yemek borusunun içinde kıvrıldığını görürüz.

    TEDAVİSİ NASILDIR ?

    Bebeğin yaşamını devam ettirmesi için cerrahi müdahale gereklidir. Ancak anomalinin tipine göre ameliyatın şekli ve zamanı farklı olabilir. Bebeğin ameliyata alınmasını engelleyecek ek bir problem yoksa (akciğer enfeksiyonu, ağır kalp hastalığı) bebek birkaç günlükken ameliyata alınabilir.

    AMELİYAT NASIL YAPILIR ?

    Cerrahın deneyimi ve merkezin imkanları doğrultusunda; açık veya laparoskopik olarak göğüs boşluğuna girilir. Yemek borusunun üst ve alt uçları bulunur. Soluk borusuyla arasında fistül varsa önce bu ayrılır ve soluk borusu tamir edilir. Daha sonra yemek borusunun uçları birbirine dikilir. Bu uçlar arasında çap farkı olduğundan onarım sonrası yemek borusu kabaca bir kadehe benzer. Yemek borusunun içinde ince bir beslenme sondası bırakılabilir. Ayrıca oluşabilecek kaçağı boşaltmak için göğüs boşluğuna da bir tüp yerleştirilebilir.

    AMELİYATTAN SONRAKİ SÜREÇ NEDİR?

    Ameliyattan sonra hasta yenidoğan yoğun bakım servisinde izleme alınır. Yapılan ameliyatın durumuna göre birkaç gün solunum cihazına bağlı olarak takip edilebilir ve kendi solunumunun yeterli olduğunun görülünce makine desteği sonlandırılır. Yemek borusuna takılı tüpten beslenebilir. Yemek borusunun ucuca eklenen yerinden tükürük kaçağının olup olmadığı takılı olan tüpten takip edilir. 1 hafta sonra bebeğe ilaçlı bir film çekilir; ağzından verilen ilacın göğüs kafesine kaçmadığı ve mideye geçebildiği görülür ve yemek borusundaki beslenme sondası çekilir. Daha sonra göğüs tüpü de çekilir ve taburcu edilir.

    AMELİYAT SONRASI SORUNLAR NELERDİR ?

    Bu bebekler için anne sütü veya sıvı mamayla beslendikleri döenmde pek bir sorun oluşmaz. Ancak ek gıdalara başlandıktan sonra tüm yiyecekler püre haline getirilmelidir. 1,5-2 yaşından sonra da sert gıdalar çatalla ezilerek verilmeli, çocuk 4-5 yaşına gelince de iyice çiğneyerek yemek yemesi öğretilmelidir.

    Ek anomalisi olmayan özofagus atrezilerinde yaşama oranı yüksektir. Ancak bu çocuklar hayatlarının sonraki dönemlerinde özofagus motilite bozukluğu, gastroözofageal reflü (mideden yemek borusuna kaçak), aspirasyon, yemek borusundaki dikiş hattında daralma ve yutmada güçlük, tekrarlayan trakeoözofagus fistülü gibi sorunlarla karşılaşabilirler.

    Reflü için medikal tedavi çoğu zaman yeterli olurken, dikiş hattında daralmalar bir veya birçok kez endoskopiyi ve balonla genişletme ameliyatlarını gerekli kılabilir.