Etiket: Ameliyat

  • Hangi bel fıtığı hastaları ameliyat edilmelidir?

    Bel fıtığına yakalanan hastaların büyük çoğunluğu cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilir. Ancak bazı hastalar vardır ki, mutlaka ameliyat olmaları gerekir.

    Konservatif tedavi dediğimiz cerrahi dışı metodlarla tedavi edilen hasta herşeye rağmen iyileşmiyorsa, yani dayanılmaz inatçı bir ağrıya sahipse ve bu ağrı doğal olarak hayat kalitesinin düşük seyretmesine yol açıyorsa, söz konusu hasta cerrahiye aday demektir. Ne kendisinin ne de çevresinin sürekli ıstırap çekmesine gerek yoktur.

    Bazı hastalar konservatif tedaviyle iyileşirler fakat bir süre sonra rahatsızlıkları yeniden nükseder. Bazen iyi, bazen kötü durumdadırlar. Hastalığı bu şekilde senelerce sürüp giden insanlar vardır. Her rahatsızlık döneminde iş, aile ve sosyal hayatları bundan ciddi şekilde etkilenir ve adeta altüst olur. Bunlar genelde cerrahiden çok korkan hastalardır. Bel fıtığı böyle sık nükseden ve özellikle iş hayatlarındaki verim ve kalite ciddi boyutlarda düşen, bu şekilde haftalar boyu normal yaşantıdan kopan kişilerde cerrahi müdahale gündeme gelmektedir. Bu gruptaki hastalara rahatsızlıklarının nedeni teferruatlı olarak anlatılmalı ve ameliyat kararı kendilerine bırakılmalıdır.

    Bel ve bacak ağrısıyla birlikte bacaklarında uyuşma, kuvvetsizlik, bacak adalelerinde zayıflama ve incelme bulunan hastalar da vardır. Sürekli kötüye gitmektedirler. Bunların daha fazla kötüye gitmelerine izin verilmemeli, ameliyatın gerekliliği kendilerine anlatılmalıdır.

    Bel fıtığı bulunan bir hastada idrar ve büyük abdest yapamama veya tutamama, makat ve cinsel organlar civarında uyuşma, bacaklarda felce gidiş gibi belirtiler varsa o kişi acilen ameliyata alınmalıdır. Böyle bir hastada saatlerin hatta dakikaların dahi önemi vardır. Gece yarısında bile olsa derhal ameliyata girilerek sinir elemanları üzerindeki bası bir an önce ortadan kaldırılmalıdır.

    Beklendiği takdirde bel fıtığının kendiliğinden iyileşeceği fikri her hasta için geçerli değildir. Bizim uzun yılları kapsayan tecrübelerimiz göstermiştir ki, başarılı bir cerrahi girişim iyileşme sürecini kısaltmakta ve hastalar işlerinin başına genellikle daha kısa sürede dönmektedirler.

  • Bel fıtığında cerrahi tedavi

    Nöroşirürji uzmanı doktor kesin olarak ameliyata karar vermiş ise, artık ameliyatı geciktirmemek gerekir. Çünkü gecikme neticesinde, hele kanal da darsa bazen felce kadar giden telafisi imkânsız problemler ortaya çıkabilmektedir. Buna karşılık zamanında yapılan, uygun ve yeterli bir cerrahi müdahale hastayı ömür boyu rahat ettirebilmektedir.

    Mutlak surette ameliyat gereken hastalarda operasyonun hiçbir safhasında dokulara çıplak gözle müdahale etmeyip, ciltten itibaren görüntüyü büyüten mikroteknik ile çalışmakta yarar vardır. Çünkü binlerce yıl evvel Hipokrat tarafından söylenmiş bir tedavi prensibi olan “Öncelikle hastaya zarar vermeyiniz” sözü bugün de geçerlidir. Bel fıtığı operasyonlarında dar ve derin bir sahada, üstelik sinir kökleri gibi çok hassas yapıların çevresinde cerrahi girişim sürdürüldüğü için görüntüyü büyüterek çalışmanın yanında sahanın iyi aydınlatılması da önem arzeder. Bunun için ekibin lideri olan cerrah önceden bütün tedbirleri almalıdır.

    Böyle olunca sinir elemanları ve çevre dokular görüntü alanına büyütülmüş ve mükemmel bir şekilde aydınlatılmış olarak gelmekte, ciltten itibaren kontrollü gidildiği için lüzumsuz kanamalar olmamakta, daha emniyetli, temiz ve estetik, dokuları daha iyi koruyan, hatta ameliyat sonrası dönemde dikiş aldırmaya dahi gerek kalmayan, hasta için kolaylıklar arzeden bir cerrahi ortaya çıkmaktadır. Böyle bir cerrahi girişim sonrasında hastaların günlük normal aktivitelerine kavuşmaları da daha kısa sürede olmaktadır.

    Ameliyatın, senelerce beraber çalışmış ve spinal cerrahi konusunda spesifik hale gelmiş tecrübeli bir cerrah, asistan doktor, anestezi uzmanı doktor, hemşire ve teknisyenden oluşan aynı ekip tarafından yapılmasında büyük yarar vardır. Çünkü binlerce ameliyat tecrübesini beraberce yaşayan deneyimli ekiplerde muazzam bir uyum ve tecrübe birikimi ortaya çıkmaktadır. Bu da elde edilen yüz güldürücü sonuçlara yansımaktadır. Hatta asistansta bile uzman doktor tercih edilmelidir.

    Ameliyat esnasında hasta normalde yüzükoyun yatmış (prone) pozisyonda bulunmaktadır. Ancak bazı hastalar vardır ki çeşitli nedenlerden dolayı bu pozisyonda yatamayacak durumdadırlar. Böyle hastaların operasyonları yan yatar pozisyonda gerçekleştirilmektedir.

    Cerrahinin gayesi, sinir elemanları üzerindeki basıyı ortadan kaldırmak, hastanın şikâyetlerini gidermek ve düşmüş olan hayat kalitesini yükseltmektir.

    Bugüne kadar ciltten müdahale şeklinde (perkütan) farklı pekçok metod denenmiştir. Değişik metodlar üzerinde de halen çalışılmaktadır. Bu tarz yaklaşımlar konusunda önümüzdeki yıllarda önemli gelişmeler beklenmektedir.

    Disk, endoskopik teknikle de boşaltılabilmektedir. Ayrıca mikrocerrahi teknik ile endoskopik tekniği birleştiren mikroendoskopik teknik de giderek daha yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Fıtıklaşmış disk mikroendoskopik teknik kullanılarak da boşaltılabilir.

  • Bel fıtığında ameliyat son çare ama…

    Bel fıtığında ameliyat son çare ama…

    Ağrıyla kendini belli eden, günlük hayatı çekilmez hale getirip, yaşam kalitesini düşüren bel fıtığı, ameliyat yerine pekçok yöntemle tedavi edilebiliyor. Fizik tedavi yöntemleri bel fıtığı hastalarını rahatlatıyor. Ancak,ameliyat gerektiren ve hastaların geç kalmaması gereken bazı durumlar var…

    Bel fıtığının ameliyatla tedavisi tüm dünyada son çare olarak görülüyor. Ancak; “kuvvet kaybı,şiddetli ağrı, MR görüntülerinde saptanan ciddi büyüklükte disk parçalarının varlığı gibi durumlarda ameliyat ilk ve tek çare olabiliyor.

    Doç. Dr. Volkan Aydın, “bazı yanlış anlamalar sonucunda, bel fıtığından dolayı ameliyat olması gereken hastaların en son çare olarak ameliyat olmak gerekliymiş diye düşünerek, ameliyat olması gerekli olduğu halde, geç kaldıklarını ve günümüz koşullarında hiç olmaması gereken ayak felci, idrar kaçırma, cinsel güç kaybı gibi kusurların geliştiğini belirtti.

    Uzmanlara göre, zamanında müdahale edilmeyen hastalarda kalıcı kayıpların gelişmesi kaçınılmaz. Bel fıtığında ameliyat çözümü ile ilgili görüş aldığımız Doç. Dr. Volkan Aydın şöyle diyor:

    “Tabiî ki her bel fıtığı hastası bu durumda değildir ve bel fıtığı hastalarının %85-90’ı ameliyat dışı yöntemlerle tedavi edilebilir. Gerekli durumlarda ise hasta doktorunun önerileri doğrultusunda ameliyat kararını vermekten korkmamalıdır. Günümüzde bel fıtığı ameliyatları, artık tüm dünyada bel ve boyun fıtığı cerrahi tedavisinde altın Standard olarak kabul edilen mikrodiskektomi tekniğiyle, deneyimli ellerde 15-30 dk süren riskleri minimum olan bir ameliyattır.” Bu ameliyattan sonra hastalar 4 saat sonra ayağa kalkabilmekte ve aynı gün akşamı veya ertesi sabah taburcu olabilmektedir.

    Mikrodiskektomi (mikrocerrahi) tekniğinde; Sadece 2-2,5 cm’ lik bir kesi sonrası mikroskop altında ameliyat bölgesindeki sinirler 20-30 kat büyütülerek, sinirlere zarar verme riski olmaksızın sinirlere bası yapan fıtık parçası çıkartılmakta ve cilt yüzeyinde dikiş bulunmayan hasta birkaç saat içinde ayağa kalkabilmekte, istediği zaman banyo yapabilmektedir.

    Gelişen teknoloji ve deneyim sonrası bel fıtığı ameliyatından sonra sakat kalırım, normale dönemem korkusu terk edilmeli ve özellikle gereken durumlarda ameliyat için geç kalınmamalıdır.

    Tekrarlamak gerekirse; Hastaların asıl korkması gereken, teknoloji ve cerrahi tekniklerdeki bu ilerlemeye rağmen, ameliyat olması gerektiği halde, çeşitli korkulardan dolayı, karar vermede geç kalarak; ayak felci, idrar kaçırma, cinsel güç kaybı gibi kusurların gelişmesine neden olmaktır…

  • Fıtık ameliyatı dengeyi bozuyor!

    Fıtık ameliyatı dengeyi bozuyor!

    Ameliyat ile belden fıtığı çıkarmak vücudun doğal ve bütüncül dengesini bozarak ileride yeni fıtık oluşumlarına ve geçmeyen kalıcı ağrılara neden olabiliyor. Çözüm; fıtığı oluşturan nedenleri kökten tedavi etmekten geçiyor.

    Duruş bozuklukları, hareketten uzak yaşam biçimi ve yanlış beslenme sonucu alınan kilolar vücudu ayakta tutan omurgalar arasındaki dokuların zamanla yıpranmasına neden oluyor. Zedelenen doku omurga kemikleri üzerindeki baskıyla ağrıyı dönüşüyor. Süreç içinde de omurgaların arasında bulunan disk adı verilen doku bulunduğu yerden dışarı kayarak bel fıtığına dönüşüyor işte bu noktada ağrılar artık dayanılmaz hale geliyor.

    Omurganın arasındaki bel ağrısına sebep olan fıtığın ameliyat ile alınması, inşaatın kolonundan tuğlayı çekmeye benzer. Vücut bu duruma yeni fıtık oluşumu ve yıllarca geçmeyecek kronik ağrılarla tepki verebilir. Vücudun doğal yapısını bozmayan ve fıtığa sebep olan nedenleri ortadan kaldıran enjeksiyon uygulaması Proloterapi ile fıtığa neden olan hasar görmüş dokular vücut tarafından kalıcı olarak onarılıp tamir ediliyor.

    Omurga kemikleri arasında bulunan dokular vücudun bütüncül mekanizmasında hayati bir göreve sahiptir. Bel ağrısı çeken hastalara hemen ameliyat çözümü sunuluyor. Oysa bu dokunun alınması vücudun kusursuz dengesine ciddi zararlar veriyor. Belden diskin çıkarılması ağrıyı bir süreliğine azaltsa da yıllarca geçmeyecek kronik ağrılara ve yeni fıtık oluşumlarına sebep oluyor. Hastalarımızda bu durumun birçok örnekleriyle karşılaşıyoruz. Bu nedenle ameliyat en son çare olmalıdır” diyor.

    “Ameliyatla alınan fıtık, İnşaatın kolonundan tuğlayı çıkarmaya benzer”

    Omurga vücudu taşıyan bir kolon görevi görür. Beldeki fıtığın alınması disklerin işleyişini bozarak domino taşı etkisi yaratır, zamanla diğer bölgelerde de sorunların çıkmasına sebep olur. Omurgayı bir arada tutan bağların zayıflaması ile omurgaya olan bası artmaya başlar. Ağrının sebebi bu baskıdır. Baskı sonucunda omurga arasındaki disk adını verdiğimiz doku zamanla dışarı doğru kaymaya başlar ve fıtık oluşur. Bel fıtığına neden olan dokunun ameliyat ile alınması demek, bir İnşaatı ayakta tutan kolondan tuğlanın çıkartılmasına benzer. Kolonun önemli bir tamamlayıcısı olan tuğlanın çıkartılması ile zaman içinde tüm yapının bozulmasına zemin hazırlanmış olur. Önemli olan fıtığı omurgadan almak değil fıtığa sebep olan nedenleri yani; omurgayı saran bağları güçlendirmek ve kıkırdak yapıyı eski haline getirmektir.

    Bel fıtığına neden olan zedelenmiş doku nasıl onarılıyor?

    Vücudun tamir sistemini uyararak ağrılı, zayıf ve işlevini kaybetmiş bölgenin tekrar eski haline dönmesini sağlayan doğal bir tedavi tekniği olan Proloterapi’yi Türkiye’de ilk uygulayıcısıyım. Bu yöntem sayesinde bel fıtığına sebep olan diske baskı yapan zayıflamış bağları nasıl kuvvetlendirdiklerini şöyle açıklayabilirim; Bir enjeksiyon yöntemi olan Proloterapi uygulamasında bel fıtığına neden olan hasarlı doku üzerine, şekerli su karışımının bulunduğu özel bir solüsyon enjekte ediyoruz. Solüsyon sonrası ağrıya sebep olan hasarlı dokuda yalancı mikrop oluşumu gerçekleşiyor. Vücut, bu yalancı mikrobu yok etmeye çalışırken aynı zamanda dokunun onarılmasını ve yenilenmesi için hızla iyileştirici hücrelerin artışını sağlıyor. Böylece mikrop yok edilirken hasarlı doku da tedavi edilmiş oluyor.

    Bel ağrılarında erken teşhis hayati önem taşır. Fıtık başlangıç aşamasında tespit edilirse; omurgaya baskı yapan bağların ve kayan kıkırdak dokunun tedavisi daha hızlı gerçekleşiyor. Ameliyata gerek kalmadan sorunu organik olarak çözüyoruz.

  • Bel fıtığında çaresiz değilsiniz

    Nasıl oluşur?

    Bel fıtığı omurgalar arasında bulunan disk denilen elastiki kıkırdak dokunun omurgaların
    baskısı nedeniyle öne doğru kayarak omurilik kılıfından çıkan ve bacağın çeşitli bölgelerine giden sinirleri sıkıştırmasıyla oluşur. Bazen ani bir zorlama, ağır bir şey kaldırma, ters bir hareket veya belin üşütülmesi bile bel fıtığına neden olabilir. Ama bel fıtığının en önemli nedeni uzun süren stres ve gerginlikler sonrası kaslardaki aşırı gerilmedir.
    Belirtileri nelerdir?
    Tek veya her iki bacağa vuran ağrılar, ayaklarda uyuşmalar, hareket kısıtlılıkları, yürüme ve oturmada güçlük bel fıtığının belirtileridir. Bel fıtığı ilerlerse iktidarsızlık, çabuk yorulma, idrarını tutamama, dengesizlik ve yürüyememe gibi belirtiler de eklenebilir.
    Bel fıtığı teşhisi nasıl konur?
    Günümüzdeki modern tanı yöntemleri, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans ile bel fıtığı teşhisi kolaylıkla konulmakta ve derecesi belirlenebilmektedir.
    Bel fıtığı ameliyatı nasıl yapılır?
    Bel fıtığında uygulanan mikrocerrahi metoduyla hastalar ameliyat olduktan altı yedi saat sonra ayağa kalkıp yürümekte ve bir gece hastanede yattıktan sonra evlerine gidebilmektedir. Bu metot sayesinde sadece 1.5-2 santimlik bir kesi yapılmakta ve ameliyat sonrası cilt yüzeyine dikiş konmamaktadır.
    Ameliyatın gelişmiş mikroskoplar altında yapılması ameliyat bölgesindeki sinirlerin 25 veya 40 büyütmeyle görülmesini, böylece sinirlere hasar verme riskini sıfıra indirmeyi sağlamaktadır.
    Bel fıtığı yeni başlamışsa
    Bel fıtığının tedavisi fıtıklaşmanın, yani disk dediğimiz elastiki maddenin bacağa giden sinirlere yaptığı baskının derecesine bağlıdır. Eğer sadece bel ve bacak ağrısı mevcut, herhangi bir uyuşukluk, güç kaybı, hareket kısıtlılığı yoksa bel fıtığı başlangıç safhasında demektir. Bu halde hastaya kas gevşetici ilaçların verilmesi, yatak istirahatı ve belini zorlayacak hareketlerden kaçınması önerilir.
    Hastaya yapılacak öneriler
    1) Hasta kesinlikle bir-iki kilogramı aşan ağırlıkları kaldırmamalıdır.
    2) Öne ve yanlara doğru eğilme, belin bükülmesi yasaklanır. Yerden bir şey alınacaksa hastanın çömelerek alması söylenir.
    3) Hastaların otururken belinin arkasına bel boşluğunu yok edecek şekilde bir yastık koymaları ve yirmi dakikadan fazla oturmamaları önerilir. Eğer hastanın mesleği gereği uzun süre oturması gerekiyorsa her yirmi dakikada bir yürümesi önerilir. Uzun süre araba kullananlara ise yirmi dakikada bir arabalarını park edip arabalarının etrafında birkaç kez dönmeleri tavsiye edilir.
    4) Hastanın yukarıya doğru uzanması yasaklanır. Yukarıdan bir şey alacaksa bir iskemle veya merdivenin üstüne çıkıp alması söylenir.
    5) Hastaya belini daima sıcak tutması, cereyanda kalmaktan kaçınması hatırlatılır.
    6) Bel ve bacak ağrısı olan hastalar mutlaka stresten kaçınmalıdır. Stres ağrıyı arttırmak yanında bel fıtığının ilerlemesine de yol açabilir.
    7) Hastanın evde kaldığı süre içinde yatak istirahati yapması önerilir. çok sert zeminlerin sanıldığının aksine zararları daha fazladır. Kaliteli bir yaylı yatakta ve hastanın kendince en rahat edebildiği pozisyonda yatması daha uygundur.
    Hastalık ileri bir safhadaysa
    Eğer yukarıdaki önerilere, istirahat ve kas gevşetici ilaçlara rağmen hastanın şikâyetleri devam ediyorsa fizik tedavi uygulanmalıdır.
    Bel ağrısının sınıflandırılması
    Eskiden 6 aydan uzun süren LBA (Lombal Bel Ağrısı) kronik kabul edilirdi
    Oysa şimdi:
    0-4 hafta süren LBA akut
    4-12 hafta süren LBA subakut
    12 haftadan uzun süren LBA ise kronik olarak kabul edilmektedir.
    Manipulatif tedavi ve masaj ehliyetsizlerin elinde etkisiz
    Traksiyon tedavisi artık önerilmiyor.
    Akupunktur ile ilgili kanıtlar yetersiz (Ağrıyı giderdiği ancak tedavi etmediği tanımlamaları yapılıyor) !
    Biofeedback, TENS tek başlarına etkisiz. Kombine tedavilerde kullanılabilir!
    TP enjeksiyonları, proloterapi ve botox enjeksiyonları: çelişkili sonuçlar
    Epidural steroid enjeksiyonu radiküler ağrıda yetersiz. Kontrollü çalışmalar yetersiz
    Kognitif tedavi
    Oysa Nöralterapi & Manuel Tıp & Manyetik Alan Tedavisi ve Akupunktur ile kombine tedavisi çok etkindir.
    NöRALTERAPİ: Tedaviye Adler Langers noktalarının muayenesi ile başlanır. Kipler cilt kaydırma testi ile pozitif bulunan segmentler tespit edilir. Lokal tedavi: Lokal sorunlu olan alanlara %1 Lidokain ve prokainle uygulama yapılır.
    Segmental tedavi: Segment içinde bulunan irritasyon noktalarına , özellikle gastrokinemius ve soleus kasının tetik noktalarına uygulama yapılır. L1-S5 arasına quadell yapılır. L2 blokajı ve veya kanalis sakralis uygulaması.
    Hastanın varsa kabızlık ve barsak sorunları tedavi edilmelidir.
    Barsakta kandida yüklenmesi, toksinlerin bağ dokuda birikmesine neden olmaktadır.
    Bunu Reviqunat- Proqunat veya Vega test ile sorunun kaynağı araştırılıp ortaya çıkarılmalıdır.
    Bozucu alan mutlaka regüle edilmeli. Tek taraflı tendinitler ve artritler genellikle bozucu alan kaynaklıdırlar. Bu konuda daha kapsamı yazılar için nöralterapi etki mekanizma kısmına bakınız veya www.noralterapi.com dernek sayfasındaki yazılarımı veya 201o Nobel Kitabevinde tarafında yayınlanmış olan kitabıma bakınız.
    Alt ekstremite dolaşım protokolu ilk aşamada yapılacak tedavidir. Aynı segment içinde bozucu alanlar kinesyolojik olarak test edilmeli alınan cevaba göre tedavi planlanmalıdır.
    Hasta her geldiğinde yeniden değerlendirilmeli ve tedavi planlamasında gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Kronik vakalarda klasik bakış açısına ve rutine düşmemeye dikkat edilmeli.
    Bel Fıtığında Ameliyat gereken durumlar
    Fizik tedavi ve tamamlayıcı tıp yöntemlerine rağmen hastanın ağrıları devam ediyorsa veya geriletilmeyen bir güç kaybı, bacakta incelme, dayanılmaz ağrılar varsa çekilen tomografi veya MR filmlerinde diskten bir parça koptuğu tespit edilirse çözüm cerrahi müdahaledir. Bu oran dünya tüm bel fıtıklarının %5 altındadır. Yani ameliyat son çaredir ve yaygın şekilde kullanılmalıdır.

    Dr. Hüseyin NAZLIKUL

    Nöralterapi Derneği Başkanı

    Manuel Tıp Derneği II. Başkanı

    Tamamlayıcı Tıp ve Regülasyon Derneği II. Başkanı

    Bilimsel Akupunktur Derneği Onursal Başkanı

  • Ameliyatsız bel fıtığı tedavisi

    Ameliyatsız bel fıtığı tedavisi

    Bel fıtığında çoğu zaman ameliyata gerek kalmadan tedavi mümkündür. İlaç tedavisi ve yatak istirahatı yapılacak ilk şeydir. Yatak istirahatıyla sinirlerin üzerindeki baskının ortadan kalkması sağlanabilir. Şikayetlerin oluştuğu ilk 24-48 saat içerisinde bölgeye soğuk uygulamak; ödem, kas spazmı ve ağrıyı azaltmak suretiyle yararlı olabilir. Ancak buz hiçbir zaman deriyle direkt olarak temas ettirilmemeli, örneğin bir havluya sarılarak en fazla 15 dakika süreyle uygulanmalıdır.

    İlaç tedavisi için çeşitli ağrı kesiciler ve kas gevşeticiler kullanılabilir. Ancak hiçbir zaman hekime danışılmadan alınmamalıdırlar. Unutulmamalıdır ki akut ağrının tanı konmadan kontrolsüz olarak kesilmesi, hastanın kendisini korumasına engel olarak istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Uygulanacak bir başka tedavi ise fizik tedavi yöntemleridir. Fizik tedavi ile ağrının azaltılması, kas spazmının ortadan kaldırılması, esnekliğin artırılması amaçlanır. Soğuk ve sıcak uygulama tedavileri, masaj teknikleri, germe egzersizleri fizik tedavi yöntemlerine örneklerdir.

    Yukarıda sayılan tedavi yöntemleriyle sonuç alınamayan hastalara Transforaminal epidural enjeksiyonönemli yarar sağlayabilir. Bu işlem baskı altında kalan sinirlerin olduğu bölgeye iğne ile girilerek, ağrı, ödem ve yangı giderici çeşitli ilaçların enjekte edilmesidir. Bu şekilde hem şikayetler rahatlatılır, hem de fıtığın bulunduğu bölgedeki sinir baskısı ortadan kaldırılır.

    Henüz fıtıklaşmanın tam olarak oluşmadığı hastalarda Disk İçi Lazer Tedaviolarak isimlendirilen bir tedavi yöntemi uygulanabilir. Bu şekilde disk içeriğine lazer yardımıyla yüksek ısı uygulanıp diskteki hasarlı alanların onarılması ve ağrı ileten sinirlerin bloke edilmesi amaçlanır. Ayrıca günümüzde modern tedavi olarak Disk İçi Ozon enjeksiyonlarını da uygulanmaktadır. (bakınız hasta görüşleri)

    Sonuçta birçok tedavi yönteminin uygulandığı bel fıtığı hastalarında önemli nokta tıbbın temel kurallarından biri olan “hastalık yoktur, hasta vardır” kuralını göz önüne alarak, hastaya uygun tedavi yöntemini belirlemektir. Örneğin acil olarak ameliyat edilmesi gereken bir hastaya ameliyat dışı tedavi yöntemleriyle zaman kaybettirmek ne kadar yanlışsa, ameliyatsız tedavi edilebilecek bir hastanın diğer yöntemler denenmeden ameliyat edilmesi de o denli hatalıdır. İstatistiklerden de anlaşıldığı gibi “girişimler yöntemler” dediğimiz çeşitli yöntemlerin ve fizik tedavinin birlikte uygulanması ile bir çok bel fıtığı hastası ameliyat olmaktan kurtulmaktadır.

  • Bel ameliyatları sonrasında geçmeyen ağrılar

    Bel fıtığı nedeni ile ameliyat olmuş ancak bel ve bacağa vuran ağrıları geçmemiş hasta grubunu ifade etmek için başarısız bel cerrahisi tanımı kullanılmaktadır.

    Bel ya da bacağa vuran ağrılardan yakınan ve kendisine bel fıtığı tanısı konup ameliyat edilen hastalarda şikâyetlerin ameliyattan hemen sonra ya da daha geç bir dönemde tekrarlaması olayıdır. Bel fıtığı nedeni ile ameliyat edilenlerin %15’inde görülebilmektedir.

    Nedenlerine gelince:Eğer operasyondan hemen sonra hastanın daha önceden var olan şikâyetleri aynen ya da artarak devam ediyorsa:

    – Konulan tanı yanlıştır
    – Yanlışlıkla başka mesafeden ameliyat edilmiştir
    – Operasyon tekniği hatalı ya da eksiktir diye düşünmek gerekir.

    Eğer hasta ameliyat olduktan 2-6 ay sonra benzer şikayetlerle tekrar hekime müracaat etmişse yukarıdaki nedenler olabileceği gibi daha çok operasyon bölgesinde yapışıklıklar, granülasyon dokuları yada fıtığın aynı veya başka bir bölgeden nüksü yani tekrarlaması söz konusu olabilir.

    Tedavide:

    Özel bir epidural kateter (RACS) vasıtası ile doku eritici ilaçların beraberinde kortizon vererek, hastaya iki, üç gün daha bu kateterden yoğun tuzlu serum vererek tedavi sonlandırılır. Bu tedaviye yanıt alınamayan hastalarda epidural OZON denenmelidir. Her şeye rağmen ağrıları geçmeyen hastaların omurilikleri üzerine ağrı pili takmak (spinal kord stimülatörü) gerekebilmektedir.

  • Sezaryende epidural anestezi

    Bir mucizeye tanıklık etmek, en kısa tanım bu olsa gerek. Nasıl mı? Bilinciniz tamamen yerinde, omuzlarınızdan aşağıya örtüler altındasınız, önünüzde bir perde, bedeninizin alt yarısı uyuşmuş, ameliyat sırasında acı veya ağrı dışında her şeyin farkındasınız. Ameliyathanedeki herkes yanınızda ve size destek oluyor, size her detay hakkında bilgi veriliyor, hatta koşullar uygunsa baba da doğuma alınabiliyor. Bu vaziyette bebeğinizin doğumunu hissetmek ve bir taraftan ameliyatınız devam ederken onun kokusunu anında duymak işin mucize boyutu. Daha sonra doktorunuz ameliyatı sürdürürken bir yandan sohbet edebiliyorsunuz.

    Epidural anestezi gerçekten de doğru olarak uygulandığında sezaryen ile doğumda da oldukça uygun bir yöntemdir. Uygulanış şekli açısından normal doğumdakinden hiçbir farkı yoktur. Fark yalnızca verilen ilacın dozundadır. Ameliyat ağrısının duyulmaması için normal ağrısız doğumda kullanılandan daha fazla ilaç vermek gerekir. Verilen ilaç da tamamen ayni yani sadece lokal anesteziktir. Epidural anestezi uygulandıktan sonra sinirlerin ilaç tarafından bloke edilip iyice uyuşması için bir süre beklemek gerekir. Bu süre 15 dakika kadardır. Bu süre sonunda ameliyat hemen başlamaz, önce size küçük bir uyarı verilip ağrı duyup duymadığınız sorulur, anestezinin tamamen yerleştiğinden emin olduktan sonra ameliyata başlanır. Ameliyatın başlaması ile bebeğin rahim dışına alınması arasında geçen süre 5 dakika civarındadır. Bu süre operasyonun en heyecanlı bölümüdür, bebeğin doğumu ile birlikte heyecan mutluluğa dönüşür, ameliyat salonunda bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Doktoru ilk kontrollerini yaptıktan sonra anne bebeğini ilk kez öpüp, koklama olanağını bulur. Bundan sonra yaklaşık yarım saatlik bir bekleme süreci yani ameliyatın tamamlanma süreci vardır. Ameliyat tamamlanıp, son cilt dikişleri konduktan sonra son kontroller yapılıp anne bebeğine bilinci tamamen yerinde olarak kavuşacaktır. Ameliyat sonrası normalde ağrılı geçen ilk 48 saatlik süre içerisinde epidural uygulama sırasında yerleştirilmiş olan kateterden (ince bir tüp) bir ağrı pompası yardımı ile epidural yolla sürekli düşük dozda ilaç verilerek bu dönemin tamamen ağrısız geçmesi sağlanır. Şayet ilaç dozu az gelip de ağrı yeniden başlarsa anne cihazın butonuna basarak önceden belirlenmiş olan ek dozu kendisine uygulayabilir. Buna hasta kontrollü analjezi diyoruz. Özetle epidural anestezi ile sezaryen sonrası anne uyumuyor, bebeğinin doğduğunu görebiliyor, doğar-doğmaz bebek anne yanına verilebiliyor, hatta koşullar uygunsa baba da doğuma alınabiliyor. Bu tür durum ve duygular da müsait olduğu için daha tercih edilebilir bir yöntem olarak sunulabiliyor. Böylece aileye yeni bir bireyin katılmasıyla, yeni bir dönem keyifle başlamış oluyor.

    “Epiduralli sezaryen” ile bebeğine kavuşan gazeteci-yazar Elif Şafak duygularını şu şekilde ifade etmektedir.

    “…düpedüz şahitlik ediyorsunuz bir mucizeye. İnsan denilen mucizenin dehre gelişine. Nasıl mı? Üzerinizde bir perde, bedeninizin yarısı uyuşmuş, kalan yarısı ise alarm halinde. Bilinciniz yerinde, ameliyat esnasında yapılan her şeyi duyumsuyorsunuz, ağrı veya acı hariç. Gözlerinizi çevirdiğiniz noktada lambalar ve doktorların yüzleri. İşte öyle bir anda gördüğünüz insanların güler yüzlü olması, size uzun uzun, ince ince özenle her şeyi anlatmaları, bilgi vermeleri o kadar önemli ki. Bu vaziyette bebeğin doğumuna şahitlik ediyor, ameliyatın hem nesnesi hem de aynı zamanda bir aktörü oluveriyorsunuz. Doktor ameliyatı sürdürürken bir yandan sohbet ediyoruz. Tuhaf bir duygu bu. Kesilip biçilirken felsefeden, edebiyattan, sanattan, tarihten konuşmak. ..eşsiz bir tecrübeymiş bir kadının doğum anına tanıklık edebilmesi. Sessiz bir kamera kesilip her şeyi dakika dakika izleyebilmesi. Derken, adeta kendiliğinden, bir başka boyuttan gelircesine bir ağlama sesi. Perdenin öteki yanından uzatıveriyorlar bebeği. Ve size düşen tek bir şey var öyle bir anda, yapabileceğiniz tek bir şey: Katıla katıla, şükrede şükrede ağlamak.”

    Epidural anestezi-analjezi kimlere uygulanabilir:

    Genelde genç ve sağlıklı anne adayları içi epidural uygulamalar için kısıtlayıcı bir neden yoktur, yani hemen her anneye epidural anestezi-analjezi uygulanabilir. Ancak nadir de olsa uygulamayı zorlaştıran veya olanaksız kılan bazı nedenler bulunabilir. Bel omurlarında uygulamayı engelleyecek sorunlar, uygulama yapılacak bölgede enfeksiyon varlığı, kanama pıhtılaşma bozuklukları bunlara örnektir. Yapılan kontrollerde uygulama için herhangi bir engel olmadığına karar verildikten sonra son karar anne adayına aittir. Anne epidural konusunda bilgili, bilinçli, istekli ve psikolojik olarak hazır durumda olmalıdır. Anestezi uzman doktoru annenin her türlü sorusunu cevaplayarak onu en iyi şekilde aydınlatmalıdır. Ancak ısrarcı ikna çabaları olumlu sonuç vermez, anne hiçbir şekilde epidural uygulamayı kabul etmeyebilir. Bu durumda genel anestezi daha iyi bir seçenek olacaktır. Bazen anne epidural ile başlayan operasyonun bir aşamasında ağrı duymasa da rahatsız olabilir, etrafında olanları görmek istemeyebilir, nadiren de anestezi tam tutmayabilir, bu durumda zaten daha öncesinde genel anestezi koşulları hazır olduğundan ameliyatın genel anestezi tamamlanması mümkündür. Ancak bu nadir görülen bir durumdur.

    Olası komplikasyonlar

    Bel omurları, omurilik bölgesi denilince doğal olarak akla `Sinirler harap olur mu, felç olur muyum?` gibi sorular gelebilir. Uygun koşullarda, konusunda uzman olan hekimler tarafından uygulandığında bu endişelere yer yoktur.

    Yapılacak bölgesel uyuşturma uygulamaları esnasında ve sonrasında ortaya çıkabilecek düzeltilmesi mümkün olan sorunlar şunlardır:

    • Tansiyon ve nabız düşmesi: Gebelik nedeni ile bebeğin ana toplar damara baskısının da katkısıyla en sık görülen yan etki ani tansiyon düşmesidir. Baş dönmesi, göz kararması, kendini fena hissetme gibi belirtilerle fark edilir. Önceden damar yolundan yeterli sıvı (-serum) verilmesi veya bazı damar daraltıcı ilaçlarla kolayca önlenebilir. Ameliyat sırasında veya sonrasında nabız ve tansiyonda düşme olabilir. Her an yanınızda olan anestezi uzmanı doktorunuz gerektiğinde müdahale edecektir. Bu nedenle aşırı stres dışında pek görülmez.
    • Baş ağrısı: Spinal anestezi uygulamaları sonrası ortaya çıkabilir. Epidural anestezinin yan etkisi değildir, genellikle işlem sırasında hareket edildiğinde veya çok deneyimli olmayan ellerde uygulandığında dura zarının kaza ile delinmesi sonucu nadiren görülebilir. Dura zarının delinmesine bağlı dura dışına sıvı kaçmasıyla oluştuğu düşünülür. Hareket edince, ayağa kalkınca çoğalan bazen oldukça şiddetli olabilen karakteri vardır. Bulantı da eşlik edebilir. Çok sıvı ve kafein içeren içecekler alınarak, batın içi basıncı artırıcı uygulamalarla, olabildiğince yatak istirahatı ile ve gerekirse çeşitli ilaçlarla yok edilir.
    • Bel Ağrısı: Bazı doğumlardan sonra epidural yapılsa da yapılmasa da bel ağrısı görülür. Hamileliğe bağlı vücudun ağırlık merkezinin zamanla öne kaymasıyla bel kaslarının bunu karşılamasının, doğum sonrası aniden değişmesine bağlayanlar vardır.
    • Bulantı ve kusma: Ameliyat sırasında veya sonrasında nadiren ortaya çıkabilir. Gerekli müdahale anestezi uzmanı doktorunuz tarafından yapılacaktır.
    • Enfeksiyon: Her enjeksiyonda olduğu gibi bu girişimlerde de da enfeksiyon oluşabilir. Oluşmaması için özen gösterilmektedir.
    • Kullanılan ilaçlara bağlı yan etkiler ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda hafif allerjik reaksiyonlar görülebilir. Bölgesel, geçici kaşıntı kendiliğinden veya basit bir ilaç yardımıyla geçer.
    • Sinirsel komplikasyonlar: Bölgesel anestezi sonrası geçici veya kalıcı sinirsel hasarlar nadiren de olsa ortaya çıkabilir. (10 000-100 000 de birden az)
    • Başarısız blok: Epidural anestezi uygulaması ile ameliyata başlandıktan sonra hastanın ağrı duyması ya da ameliyatın süresinin sinirin uyuşturulması için kullanılan ilacın etki süresinden uzun sürmesine bağlı olarak hastanın ameliyatına devam edilebilmesi için anestezi uzmanı doktorunuz uygun gördüğü ek bir uygulama (sedasyon veya genel anestezi) yapmak zorunda kalabilir.

  • Anestezi hakkında sık sorulan sorular

    Hastalar nasıl uyutulur?

    Hastalar ameliyathaneye geldiğinde anestezi doktoru tarafından karşılanır, sedyeden ameliyat masasına ameliyat ekibi tarafından anestezi doktorunun yardımıyla alınırlar. Bundan sonra anestezi doktoru hastaya tansiyon aletini, kalp monitörünün elektrodlarını ve puls oksimetre (kandaki oksijeni ölçer) cihazının parmak ucu kablosunu bağlar. Bunlar ameliyat boyunca hastanın yaşamsal fonksiyonlarının yakından izlenebilmesini sağlar. Gerekirse anestezi başlamadan önce 3-5 dakika süreyle maskeyle oksijen verilebilir. Bundan sonra sırasıyla ağrılı uyaranları azaltacak, anestezi denen özel uyku halini oluşturacak ve kas gevşemesi sağlayacak ilaçları damar yoluyla hastaya uygular. Daha sonra anestezist tarafından hastanın nefes borusuna yerleştirilen bir tüp sayesinde hastaya oksijenle karıştırılmış olarak anestezik gazlar verilir. Bu gazlar verildiği sürece anestezi devam eder, kesildikten kısa bir süre sonra anestezi sonlanmış olur ve hasta uyanır. Bu süreç içerisinde anestezi doktoru sürekli hastanın başındadır ve ameliyatın seyri ile ilgili gerekli tedavileri yapar.

    Anestezist sizi “uyuttuktan” sonra başınızdan ayrılır mı?

    Anestezi verilen hastalar hiç bir şekilde ameliyathanede yalnız bırakılmaz. Hastaların bir kısmı anestezi doktorunun kendisini “uyuttuktan” sonra başka bir işi kalmadığını, ameliyathaneden ayrıldığını zannedebilir. Ancak ameliyat öncesi yapılan muayenesinde gayet sağlıklı bulunan hastalarda bile yaşamsal fonksiyonlarda beklenmedik değişiklikler olabilir. Bu nedenle anestezi doktorunuz sürekli yanınızda ve sizin tek koruyucunuzdur.

    Uyku ve anestezi aynı şey midir?

    Genel anestezi günlük konuşmalarda “uyumak” olarak isimlendirilir. Genel anestezi uygulandığı zaman şuur kaybolur, hasta uyur. Fakat bu normal bir uyku değildir. Şuur kaybolmuş ve vücudun birçok organlarının işlemesi de değişmiştir. Bu durumda, anestezist vücudun işlemesi değişen organlarını kontrol eder ve bunlar için gerekli tedavileri yapar. “Narkoz” daha eski dönemlerden gelen bir terimdir; “derin uyku” halini belirtir. Bazen anestezi kelimesinin yerine kullanılsa da anesteziyi eksik olarak tarif eder, bu nedenle anestezistlerce pek sevilmez.

    Ameliyatın ortasında uyanmak diye bir şey var mıdır?

    Modern anestezi tekniklerinin henüz yaygın kullanıma girmediği dönemlerde bazen bu durum ile karşılaşılabiliyordu. Günümüzdeki teknikler ve kontrolü kolay ilaçlar sayesinde oldukça ender olarak rastlanan bu durumdur. Ameliyat süresince daima yanınızda bulunacak olan anestezi doktorunuz modern izleme yöntemleri ile uyku derinliğinizi saptayarak böyle bir duruma izin vermeyecektir.

    Anestezi süresi en çok ne kadardır ?

    Anestezi birkaç dakika veya saatlerce sürebilir. Bu ameliyatın türüne ve seyrine bağlıdır, ameliyatın ne kadar sürmesi gerekiyorsa, anestezi de kesintisiz olarak o kadar sürdürülür.

    Hangi hastalar anestezi alamaz ?

    Günümüzdeki geliştirilmiş anestezi ilaçları, anestezi teknikleri ve hastaların yaşamsal fonksiyonlarını izlemeye yarayan cihazlar ve ameliyat sonrası yoğun bakım üniteleri sayesinde daha önceleri anestezi verilemeyen hastaların artık güvenle her türlü ameliyatı olabilmeleri mümkündür. Kalp hastalığı, uzun süreden beri devam etmekte olan böbrek hastalığı ve ağır akciğer hastalığı olan hastaların da ameliyat geçirip iyileşme şansı var. Daha da ötesi bu hastalar mevcut bu hastalıklara yönelik ameliyatlarını rahatlıkla olabiliyorlar.

    Bu tür hastalığı olan hastasını muayene eden anestezi doktoru, yapacağı tetkiklerle hastalığın derecesini saptayıp, ameliyat öncesi yapılacak tedaviyle hastalığın belirtilerinin azaltılması için çaba sarf eder, eğer gerek duyarsa ilgili bölümlerden görüş ister. Bütün bu çabanın amacı sizin için en az tehlike yaratacak uygun anestezi ilaç ve tekniğini seçmektir. Bütün bu çalışmalar sonucu uygun koşullarda her hasta güvenle anestezi alabilir.

    Ameliyat süresince yaşamsal bulgularınızı kim, nasıl izler?

    Daha önce de belirtildiği gibi ameliyat süresince yaşamsal bulguları izlemek anestezi doktorunun en temel görevidir. Ameliyattan önce hastaya takılan uygun bağlantılar sayesinde hastanın kalp atımları, dokularına ulaşan oksijen yoğunluğu ve kan basıncı devamlı olarak izlenir. Gelişmiş anestezi cihazları sayesinde anestezi verilmeye başlandıktan sonra yerleştirilen bağlantılarla vücut ısısı, nefesle alıp verdiği karbon dioksit, anestetik gazlar ve oksijen miktarı ve hatta anestezi derinliği devamlı olarak ölçülmekte ve kaydedilmektedir.

    Bölgesel veya lokal anestezi uygulandığında hasta ameliyatı seyreder mi?

    Kesinlikle hayır, bölgesel anestezi uygulandığında, damardan bazı sakinleştirici ilaçlar verilerek hastalarda uykuya benzer bir hal oluşturulabilir. Bu şekilde rahatlayan hasta ameliyathanedeki faaliyetlerden ve konuşmalardan etkilenmez ve ameliyatın rahatsızlık verebilecek bölümlerini hafif uykuda geçirir. Bazı hastalar bölgesel anestezinin etkileri iyice yerleşince ve ağrı duymadıklarını fark edince uyumak istemeyebilirler. Hastalar isterse ameliyat süresince anestezistleriyle konuşarak vakit geçirebilirler. Tüm ameliyatlarda bir siper yerleştirildiğinden zaten hastanın ameliyat bölgesini görmesi olanaksızdır.

    Ameliyata niçin aç gelmek lazım?

    Anestezi verilecek hastaların midesi boş olmalıdır. Hasta anestezi altındayken, dolu midede bulunan gıdalar ve asitli mide sıvısı yemek borusundan geri gelerek, nefes borusuna kaçabilir. Bu da istenmeyen bir durumdur ve hayati tehlikeye neden olabilir.

    Yetişkin hastalara ameliyat öncesi gece 24.00’ten itibaren katı gıda almamalıdır, ameliyat öğleden sonra ise sabah 06.00 da iki dilim ekmek veya 4 bisküvi ile istenilen sıvı ile alabilirler. Ameliyattan 2 saat öncesine kadar berrak sıvı (su, şekerli su, çay, ıhlamur, berrak meyve suları) alabilirler (süt, gazlı içecekler, çorba hariç). İlaçlar ameliyattan 1 saat öncesine kadar bir yudum su ile içilebilir.

    Bazı annelerin az miktar bir şeyler yemenin çocuklara zarar vermeyeceğini, onları doyurmayacağını düşünerek, doktorunun izni olmadan ameliyattan önce bebeklerini beslemeleri veya emzirmeleri sakıncalı bir durumdur.

    Çocuklarda aşağıdaki tabloya uyulmalıdır:

    Yaş

    Süt- Katı gıda

    Süre

    Berrak sıvı miktarı

    6 aydan küçük

    Berrak sıvı

    Anne sütü

    Formüle süt (mama)

    2 saat

    3 saat

    4 saat

    20 ml/kg

    6 ay – 5 yıl

    Berrak sıvı

    Formüle süt (mama)

    Püre ve çorbalar

    Katı gıdalar

    3 saat

    4 saat

    4 saat

    6 saat

    10 ml/kg

    5 yaş ve üzeri

    Berrak sıvı

    Püre ve çorbalar

    Katı gıdalar

    3 saat

    4 saat

    8 saat

    10 ml/kg

    Ameliyattan önce neden serum takarlar?

    Ameliyattan önce damara yerleştirilen plastik bir kanül yardımı ile hastaya serum takılır. Bu damar yoluyla verilen ilaçlar kısa süre içinde hastanın bilincinin kaybolmasını ve anestezinin başlamasını sağlar. Ameliyattan önce ve ameliyat sırasında hastanın sıvı ve elektrolit gereksinimi bu damar yolu ile karşılanır. Yine bu damar yolundan, ameliyat sırasında yaşamsal bulgularda oluşabilecek değişiklikleri kontrol altına almaya yarayacak ve tedavi edecek ilaçlar enjekte edilir. Kısacası ameliyattan önce açılan damar yolu hastayı hayata bağlayan en önemli araçlardan biridir. Ameliyattan sonra da damar yolundan ağrı kesiciler, kusma ve bulantıyı önleyecek ilaçlar ve hasta ağızdan gıda alabilecek hale gelene kadar sıvı verilir. Damardaki bu plastik kanül ihtiyaç sona erdiğinde çıkartılarak iptal edilir.

    Anesteziye karşı alerji olabilir mi?

    Sadece anestezikler değil, bütün ilaçlar alerjiye neden olabilir. Ancak birkaçı dışında anestezi ilaçlarına alerji ender rastlanır. Alerjik reaksiyonlar ilacın verildiği bölgede, bazen damar boyunca kızarıklık, bazı hastalarda ürtiker biçiminde döküntüler, çok daha ender olarak da ani tansiyon düşmesi, nefes almada zorluk ve çarpıntı şeklinde olabilir. Anestezi öncesi yapılan alerji testlerinin bilimsel değeri yoktur. Anestezi doktorunuz her türlü alerjik reaksiyona müdahale konusunda eğitimli ve deneyimlidir ve ameliyathane koşulları böyle durumların tedavisi için en uygun ortamdır.

    Anestezi sırasında dişler zarar görebilir mi?

    Anestezi doktoruna ağzınızda takma diş, protezinizi tutan tek bir veya birkaç diş veya sallanmakta olan herhangi bir diş olduğunu ameliyattan önce söylemenizde büyük yarar vardır. Genellikte çıkabilen protezler ameliyathaneye gelmeden önce çıkarılır. Anestezist, nefes borunuza tüp yerleştirirken kısmi protezi tutmaya yarayan tek dişin zarar görmemesi için çaba sarf eder. Ancak herhangi bir işlevi olmayan ve sallanan dişlerin ameliyattan önce çekilmesinde yarar vardır. Çünkü bunlar ne kadar dikkat edilse de anestezi sırasında yerinden çıkabilir. Normal şartlar altında sağlam dişler zarar görmezler.

    Sigara içenlerde risk nedir?

    Anestezi doktoru hastanın sigara tiryakisi olmasından hoşlanmaz. Sigara içen hastalar anestezi sırasında ve özellikle anestezi sonrasında uyanma döneminde birtakım sorunlar yaşar ve anestezistlerine de yaşatırlar, ancak bu yaşananları kendileri pek hatırlamadığı için ameliyattan sonraki yaşantılarında da sigara içmeye devam ederler .

    Eğer sigara içiyorsanız bir an önce bundan vazgeçmeniz en doğrusudur, çünkü sigaranın yıllardır yapmış olduğu tahribatın iyileşmesi bıraktıktan sonra uzun zaman alır. Ameliyattan birkaç gün önce sigarayı bırakmış olmanın ne size, ne de anestezistinize herhangi bir faydası yoktur. Kendinize ve anestezi doktorunuza yapacağınız en büyük kötülük ise ameliyattan birkaç saat önce sigara içip ameliyathaneye gelmektir.

    Ameliyat sonrasında boğaz ağrısı neden olur?

    Ameliyat sonunda anestetik gazlar kapatılır ve hastanın yavaş yavaş uyanması beklenir. Hastanın yaşamsal refkeksleri geri döndükten sonra, nefes yollarındaki tüp çekilir ve hastanın kendi kendine soluması sağlanır. Ameliyat sırasında büyük yararı olan bu tüp bazı hastalarda nefes borusunda bir miktar tahriş yapabilir. Ameliyattan sonra hastanın boğazında hissettiği ağrı, gıcık ve yutkunma zorluğu bunun nedeni olup geçicidir. Son yıllarda geliştirilmiş olan özel maddelerden yapılmış yumuşak tüpler bunu en az düzeye indirmiştir.

    Ameliyat sonrası bulantı-kusma neden olur ?

    Bazı ameliyatlarda cerrahi uyaranlar ameliyat sonrası bulantı ve kusmaya yol açabilirler. Çocuklarda şaşılık ameliyatlarından sonra, yetişkinde karın ameliyatlarından sonra kusma ve bulantı diğer ameliyatlara göre daha sık olarak ortaya çıkar. Son yıllarda geliştirilmiş olan anestezi ilaçlarının bu etkileri son derece azaltılmıştır, hatta bazı anestezi ilaçlarının bulantı-kusmayı önleyici etkileri vardır.Bulantı-kusmayı önleyen pek çok ilaç bulunmaktadır, anesteziden uyanmadan önce bu ilaçlar damardan verilerek bu sorun önlenebilir.

    Ameliyat sonrasında ağrı çekmek kader midir?

    Günümüzde ameliyat sonrası aşırı ağrı çekmek artık kader değildir. Ameliyat sonrası çekilen ağrının pek çok zararlı etkilerinin olduğu artık kanıtlanmıştır. Hastaların, anestezi ilaçlarının etkilerinden tamamen kurtulup yaşamsal fonksiyonlarının dengeye kavuşması için bir süre bekletildikleri “derlenme bölümünde” ağrı kesiciler uygulanarak ağrı hafifletilmeye çalışılır. Hastanın bilinci tamamen açılınca “Hasta Kontrollü Analjezi” uygulamasına geçilir. Bu uygulama bir cihaz yardımı ile yapılır. Cihaz hastaya düşük dozda ağrı kesiciyi sürekli olarak verirken, ağrısı olduğunda hastanın bir düğmeye basarak kendisine serumun gittiği damar yolundan ilave bir miktar ağrı kesici vermesine olanak tanır. Bu miktarın sınırları da cihazın programlanması ile önceden belirlenmiştir. Burada amaç en düşük dozda ilaç kullanarak hastanın ağrısını dindirmek ve konforunu sağlamaktır.

    Ameliyat sonrası ağrınız için verilen morfin zararlı mıdır?

    Kesinlikle değildir, şiddetli ağrı devam ettiği sürece uygun dozda morfin verilen hastalar morfinman olmaz. Ameliyattan sonra ağrısı azalan hasta kısa sürede ayağa kalkıp dolaşabileceği ve daha rahat nefes alıp verebileceği için iyileşme hızlanır. 24-48 saat sonra ağrının şiddeti azalınca morfin yerine başka ağrı kesicilerle ağrı tedavisine devam edilir.

    Evvelce ilaç bağımlısı olup tedavi görmüş olan hastaların durumu farklıdır.

    Her ameliyatta kan verilir mi?

    Hayır, ancak çok gerektiğinde ameliyat olan hastaya kan verilir, günümüzde kan vermenin sınırları daha da daraltılmıştır. Ameliyatta kan verilmesi, ameliyattaki kanama miktarı, hastanın ameliyat öncesi kan değerleri ve hastanın yaşı ile kalp fonksiyonları ile ilgilidir.

  • Anesteziden korkmayın

    Herhangi bir sağlık sorunu nedeni ile gittiğiniz doktor yaptığı bazı tetkikler sonucu ameliyat olmanız gerektiğini söyledi. “Ameliyat sırasında acı çeker miyim” diye sorduğunuzda, “hayır operasyonu genel anestezi altında gerçekleştireceğim, hiçbir şey duymayacaksınız” yanıtını aldınız ve birden ürperdiniz, içinizi tuhaf bir korku sardı: “ya uyur da uyanamazsam”.
    Öyle ya televizyonda, gazetelerde “narkoz kurbanları” hakkındaki haberler çok da seyrek değildi. O anda çekingenlik göstererek doktorunuza endişelerinizden söz edemediniz. Buraya kadar olanlar pek çok kişinin başına gelmiştir ve bu korkularla ameliyat sürecini yaşamışlardır.
    Uygun şartlar altında, işinin ehli anestezi uzmanı doktor tarafından özenle uygulanan anestezi sizin operasyon sırasında güvenliğinizi ve konforunuzu sağlayacak, bu şartlar altında ameliyat olduğunuzu bilmeniz bu süreci endişesiz olarak yaşamanızı sağlayacaktır.

    İşte size anestezi ve anestezi uzmanı doktorunuz ile ilgili merak ettikleriniz:

    Anestezi Nedir ?

    Anesteziyoloji, öncesi ve sonrası da dahil olmak üzereameliyat süresince hastanın ağrı duymamasını, konforunu ve yapılan girişime tahammülünü sağlamak üzere geliştirilmiş bir dizi tıbbi uygulamayı içeren bilim dalının adıdır.

    Anestezi uzmanı doktorunuz, Tıp Fakültesi mezunu, bu dalda dört yıllık uzmanlık eğitimi almış olan, üst düzey tıp teknolojisini kullanabilen ve bu bilgi ve becerisi ile sizin ameliyat sürecini güvenle geçirerek sağlığınıza kavuşmanıza olanak sağlayan kişidir.

    Anestezi, kelime anlamı olarak “hissizlik, duyusuzluk” demektir. Bundan dolayı ameliyatlar hasta için ağrısız ve hatırlanmayan işlemlerdir. Ancak güvenle ameliyat olabilmeniz için duyunun ortadan kaldırılması gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Ameliyat sırasında, solunum, dolaşım gibi yaşamsal işlevleriniz de kontrol altında tutulmaktadır daha da ötesi anestezi doktorunuz sizin her bakımdan koruyucunuzdur.

    Ameliyatlar yaklaşık 150 yıldır anestezi ile yapılmaktadır ve ameliyat tekniklerinin gelişmesi anesteziyolojideki gelişmeler ile mümkün olmuştur.

    Anestezi doktorunuz ameliyat öncesi sizi muayene edip, yapılacak ameliyat için en uygun anestezi yöntemine sizinle birlikte karar verecektir.

    Kaç türlü Anestezi vardır?

    1. Genel Anestezi:

    Eğer hasta anestezi altında tamamen şuursuz ise buna “Genel Anestezi” denir. Genel anestezi için pek çok ilaç kullanılır. Bunlar damara verilen ilaçlar olduğu gibi, oksijen ile birlikte kullanılan gazlar da vardır. Her hastanın özelliğine göre gerekli ilaçlar seçilir. Eskiden çok kullanılan ve anestezi ile özdeşleşmiş olan eter son yıllarda kullanılmamaktadır; yerini çok daha iyi sonuçlar veren modern tıp teknolojisi ile geliştirilen başka ilaçlara bırakmıştır.

    2. Bölgesel Anestezi:

    Vücudun bir kısmının; ( kol, bacak, göğüs vs. ) iğne yapılarak uyuşturulmasına “Bölgesel Anestezi” denilir. Bunun da spinal, epidural, sinir bloğu gibi çeşitleri vardır.

    3. Lokal Anestezi:

    Küçük cerrahi girişimlerde sadece girişimin yapıldığı kısım uyuşturulur. Uyuşturma işlemini ameliyatı yapacak olan doktorunuz yapabilir, ancak yaşamsal fonksiyonlarınızın takibi veya sakinleştirilme gereksinimi doğduğunda anestezi doktorunuz yine yanınızda olacaktır.

    Anestezi doktorunuz ve siz…

    Genellikle anestezist çalışırken hasta, uyku halinde olduğundan onun neler yaptığını ve kendisine nasıl yardım ettiğini bilmez. Ameliyatın öncesi ve sonrası da dahil olmak üzere sürekli yanınızdadır.

    Ameliyattan önce :

    • Sizin sağlık durumunuzu inceler. Sizi odanızda ziyaret edip, yapacaklarını anlatır ve sorularınızı cevaplandırır.
    • Yapılmasını istediği muayene, tedavi ve bakımı salık verir.
    • Anesteziden önce size gereken ilaçları yaptırır.
    • Muayenelerin sonucuna ve hastalığınıza göre size en uygun anestezi yöntemini seçer.

    Ameliyat süresince :

    Ameliyatta ağrı duymamanız için gerekli ilaçları verir, kalbinizin ve akciğerlerinizin düzenli çalışmasını kontrol eder, bunların ve diğer organlarınızın iyi bir şekilde çalışması için gerekli tedavileri yapar, serum, kan ve diğer ilaçları verir.
    Siz, ameliyatta anestezistinizin, cerrahın işini kolaylaştırmak ve sizi yaşatmak için yaptığı bütün bu işlerden habersizsinizdir !
    Ameliyat boyunca anestezistiniz sizinle birliktedir ve sizin en yakın koruyucunuz, bütün varlığınızın bekçisidir. Başınızda anestezistiniz varken cerrahınız sizin bakımınızın emin ellerde olduğunu bilerek, bütün dikkatini kendi işine verir.

    Ameliyattan sonra :

    Anestezist sizi yalnız uyutmakla değil, aynı zamanda uyandırmakla da görevlidir. Onun diğer önemli bir işi de ameliyatta aldığınız ilaçların etkisinden kurtulmanız, ameliyattan sonra da ağrı duymamanız ve sağlıklı kalmanız için gerekli bakım ve tedavilerin hazırlığını yapmak ve bunları uygulatmaktır. Son yıllarda ameliyat sonrası ağrılar, sizin de kontrolünüz altındaki bir yöntem ile (hasta kontrollü analjezi) anestezist tarafından dindirilmektedir.
    Bütün bunlar, uygun şartlar altında, yeterli bilgi donanımı olan kişilerce uygulanmakta olan anestezinin son derece güvenli ve ameliyat sürecinde konforunuzu, daha da önemlisi, ameliyata tahammülünüzü sağlayacak bir uygulama olduğunu göstermektedir.

    Ameliyathane dışındaki Anestezi Doktoru…

    Anesteziyoloji zannedildiğinden daha geniş kapsamlı bir tıp dalıdır. Günümüzde anestezi doktorlarının ameliyathane dışında da pek çok uğraşı alanları vardır. Anestezi doktorunun diplomasında “Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı” yazar. Animasyon, özellikle tatil köylerinde “canlandırma” anlamında sık olarak kullanılan bir terimdir. Reanimasyon ise “yeniden canlandırma” anlamına gelir, yani herhangi bir nedenle yaşamı kesintiye uğramış hastalara temel ve ileri yaşam desteği uygulayarak, neden ortadan kalkıncaya kadar hayatta kalmasını sağlamaya yönelik çabaların tümüdür. Bu yaklaşım pek çok insanı hayata döndüren, Yoğun Bakım Üniteleri’nin temelini oluşturmuştur. Yoğun Bakım Üniteleri ameliyattaki hastalarını yoğun bir biçimde takip etme deneyimlerinden dolayı anestezi uzmanı doktorların yönetimindedir.

    Son yıllarda modern tıbbın içerisinde Algoloji Bilim Dalı hızla gelişmiş ve bugünkü konumuna gelmiştir. Herkes yaşamının herhangi bir döneminde şiddetli ağrıdan yakınmıştır. Bu yüzden ağrının geçmişi insanoğlu kadar eskidir. Geçmişte hastalık bulgusu olarak görülen ağrı – özellikle kronik ağrı artık başlı başına bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Hastalıklara bağlı ağrılar, o hastalığın tedavi edilmesi ile birlikte ortadan kalkabilmektedir. Ancak bazı kronik ağrı sendromları vardır ki nedeni belli değildir, bazen de neden ortadan kaldırılamaz, bu gibi durumlarda çabalar sadece kişiye ağrısız bir yaşam sürdürmesini sağlamaya yöneliktir. Ağrı Tedavi Merkezinde kronik ağrılı hastaların değerlendirilmesi, tanılarının konulması ve uygun tedavileri multidisipliner bir anlayışla yapılmalı, bilimsel temellere dayandırılarak oluşturulan protokollerle tedaviler uygulanmalıdır.

    Anestezi uzmanı doktorlar ameliyat sırasındaki ağrıyı ortadan kaldırmadaki deneyimleri nedeni ile bu alanda da aktif ve primer rol almaktadır. Geliştirilmiş olan pek çok yöntem ile ameliyat sonrası akut ağrıların kontrölü, ağrısız doğum ve dindirilemeyen kronik ağrıların tedavisi mümkün olabilmektedir.