Etiket: Ameliyat

  • Günümüzde bel fıtığı ne sıklıkta görülüyor? Tedavisi? İlaç tedavisi yeterli mi? Ameliyat şart mı?

    Günümüzde bel fıtığı ne sıklıkta görülüyor? Tedavisi? İlaç tedavisi yeterli mi? Ameliyat şart mı?

    Bel Fitigi nedir ?

    Gunumuzde bel agrisi sosyal aktivite ve is gucu kaybi acisindan ilk sirayi alan hastaliklar icindedir. Insanlarin %70’i hayatlarinin bir doneminde kronik bel agrisi ile karsi karsiya kalmakta ve bu problem sanayi ve hizmet sektorunda calisanlarda daha sik ortaya cikmaktadir.

    Tum bel agrilarinin ise %5 kadari bel fitigina bagli gelisen agrilardir.

    Bel fitigi kabaca bel kisminda, omurlarimiz arasindaki kikirdak dokusunun yirtilarak omurilik kanali icine veya bacagimiza giden sinirlerimizin ciktiklari yollara basi yaratmasi olarak adlandirilabilir. Bu basinin buyuklugune bagli olarak o sinirde hasar gelisir. Bu hasar neticesinde o sinirin gorev yaptigi bolgede agri , kuvvetsizlik veya hissiyat kaybi yasariz.

    Dunyada ve ulkemizde hangi siklikta goruluyor?

    Lomber disk hernisine en sik orta yaslarda rastlanir. Olgularin %70 kadari 25-45 yas grubu arasindadir. Cocukluk yaslarinda ise cok nadir gorulmektedir. Ancak son yıllarda genç yaşlarda da görülme sıklıgında artış olduğunu belirten yayınlar çıkmıştır. Bu donemde goruldugu zaman genellikle bir aile hikayesi, travma veya dogustan kemik yapilarinda bir anormallik olup olmadigi goz onunde bulunurulmalidir. Tani yontemlerindeki yeni gelismeler ve MR teknolojisinin gunluk yasamimiza girmesi bel fitigi tanisinda kacinilmaz olarak artisa yol acmistir.

    Bel fitigi nasil tedavi ediliyor ?

    Bel fitigi hastalarinda yapilan MR goruntulemeleri isiginda, hastanin fizik muayene bulgularida goz onunde bulundurularak, hasta ile konusularak, hastalarin istekleri dogrultusunda tedaviye karar vermek gerekmektedir.

    Son yillardaki teknolojik gelismelerinde yardimi ile elimizde cok cesitli tedavi imkanlari bulunmaktadir. MR goruntulemelerinde hafif bel fitigi olan, muayenesinde herhangi bir problemi olmayan hastalar konservatif tedavi olarak adlandirdigimiz agri kesiciler ve yatak istirahatinden %90 oraninda fayda gormektedir. Fayda gormeyen hastalarda Fizik Tedavi, bunlarin disinda kucuk diskleri yok etmek icin laser tedavisi, ozon tedavisi, Radyofrekans uygulama gibi degisik alternatifler kullanilabilir.

    Son olarak, hastanin MR goruntulemesinde buyuk bir fitik gozukuyor, hastanin muayenesinde fitiga bagli guc kaybi, hissiyat kaybi veya idrar kacirma problem varsa mikroskobik diskektomi ve secilmis uygun vakalarda endoskopik cerrahi diskektomi tedavi sekilleri uygulanmasi gerekebilir.

    Ulkemizde ne kadar bel fitigi ameliyati gerceklestirildigine dair rakam var mi?

    Ulkemizde omurga operasyon sayisi son yillarda giderek artmaktadir. Saglik Bakanligi verilerine gore 2012 yilinda tum turkiyede yaklasik 135 bin omurga ameliyati yapilmis olup bunun %60 kadari yani yaklasik 82 bin bel fitigi ameliyati yapilmistir.

    Bel fitigi olan hastalarin yuzde kaci ameliyat oluyor?

    Bel fitigi tanısı konulan hastalarin kucuk bir yuzdesi, %5’ lik kismina tedavi amacıyla ameliyat gerekmektedir.

    Bel fitiginda ameliyat hangi durumlarda sart goruluyor?

    a)En onemlisi daha onceden idrarini hissedebilen ancak bel fitigina bagli siddetli agri ile birlikte idrarini tutamayan hastalarda, ve ayaginda kuvvet kaybi yani felc gelisen hastalarin acil ameliyat olmasi gerekmektedir. Erken tani konularak ameliyat olan hastalarda bu sikayetlerin tekrar duzelebilme sanslari olmaktadir.

    b) Konservatif tedavi dedigimiz, ilac tedavisi ve istirahate ragmen agrisi gecmeyen ve MR goruntulerinde kanal icinde serbest parca dedigimiz buyuk fitik parcasi olan hastalarda cerrahi gerekebilir

    Bel fitigi ameliyatinda gec kalmamak onemli mi? Neden

    Eger ameliyat gerektiren durumlar gelistiyse, ki bunlar bel fitigi hastalarinin kucuk bir kismini olusturur bir an once mudahale gereklidir. Zamaninda girisim yapilmazsa bel fitiginin sinir ustundeki basisi o sinirde ki hasari sonucunda kalici hasarlar olusabilir. Sinir hasarina bagli olarak o sinirin yaptigi fonksiyonu kaybetmesine bagli belirtiler ortaya cikar.Bunlar hissiyat kaybindan, idrar kacirma, ayakya felce kadar olabilir. Bu yuzden ne kadar erken davranilirsa sinir uzerinde o kadar az hasar olusur ve bu hastanin eski fonsiyonlarini kazanarak, iyilesebilmesi acisindan cok onemlidir.

  • Yürüyememek ve ayakta duramamak kader mi?

    Yürüyememek ve ayakta duramamak kader mi?

    Belde kanal daralması veya kireçlenme nedir?

    Genellikle 50 yaşından sonra kemik yapıdaki yıpranmaya, kemik erimesine ve ailesel yatkınlığa bağlı olarak ayakta 1-2 dakika durmakla ve 50 metre yol yürümekle kalçadan başlayıp bacağa, ayağa kadar ilerleyen, oturmakla veya belini öne doğru eğmekle kısmen azalan ağrılar olmaktadır. Bu klinik tabloya belde dar kanal veya halk arasında kireçlenme denilmektedir.

    Son 3-4 yıl içerisinde her yıl bir önceki yılı aratacak kadar ağrıda artma ve yol yürüme mesafesi ile ayakta durma süresinde kısalma olmaktadır.. Hastalığım nedir?, başka hangi klinik bulguları verir?

    Bir önceki yıl 100 metre mesafeyi ve 3-4 dakikalık ayakta durma süresini oturmadan ve öne eğilmeden tamamlamaya çalışan kişi bir yıl sonra 1-2 dakika ayakta duramaz ve 50 metre yol yürüyemez. Hasta bu klinik tabloyu dakika veya metre olarak verebildiği gibi lavaboda elimi yıkayacak kadar ayakta duramıyorum ve ağrıdan dolayı oturma ihtiyacı hissediyorum veya tıraş olacak kadar ayakta duramıyorum ve oturmak zorunda kalıyorum şeklinde yakınır. Bayanlar ise mutfak tezgahının başında ayakta duramıyorum ve dirseğimden destek alarak mutfak tezgahına iki büklüm yaslanıp işlerimi ancak tamamlıyorum veya oturuyorum şeklinde yakınırlar. Son 3-4 yıl içerisinde öne doğru belini bükerek yürüyen birini gördüğümüzde belde dar kanalı hatırlamalıyız.

    Bu ağrılar başka hangi hastalıklarla karıştırılıp yanlış ameliyatlara neden olabilir?

    Bu yakınmalar belde kayması olanlarda da görülür fakat farklı olarak belde kayması olanlarda oturup kalkarken ve öne eğilip doğrulurken de ağrılar olmaktadır. Ayağa kalkıp ayaklarının üzerine bastıklarında ağrı olanlarda ağrı sadece kalçaya lokalize ve bacağa yayılmıyor ise o zaman da kalçaya ait problemi düşünmek gerekiyor. Belde dar kanalda ağrı oturmakla ve öne doğru eğilmekle azalırken bel fıtığında farklı olarak ağrı öne doğru eğilmekle ve oturmakla azalmaz ve her zaman devam etmektedir.

    Belde kanal daralmasında ameliyat şart mı?

    1-2 dakika ayakta duramayan ve 50 metre yol yürüyemeyen bir kişinin kendi ihtiyaçlarını karşılamasını beklemek gerçekle yüzleşmekten kaçmaktır, çünkü bu şekilde klinik tablosu olan bir kişinin birkaç yıl içerisinde 5 metre yol yürüyemeyeceğini yani bir nevi yatalak kalacağını bilmek ve kabullenmek gerekir. Kabullenmek tedavinin yarısıdır. Bu hastalar ilk başlangıç dönemlerinde fizik tedaviden kısmen fayda görürken son dönemlerinde fayda görmemekteler ve bu dönem içerisinde ısrarla fizik tedaviye devam edenlerde gecikme olmakta ve yol yürüyemez, ayakta duramaz noktasına varmaktalar. Bu aşamada cerrahi uygulananlarda da kısmen yanıt alınmaktadır. Cerrahiden ciddi anlamda yarar görmek isteyenler son nokta olan 1-2 dakika ayakta durmakla ve 50 metre yol yürümekle ortaya çıkan klinik tabloda cerrahi olmak zorundalar.

    Ameliyatlarda başarı şansınız nedir?

    Biz bu ameliyatlardan cerrahi gerekenlere binlerce uyguladık ve uygulamaya devam ediyoruz. Uygun hastaya doğru zamanda doğru cerrahi yaklaşım ile kaliteli ve kendi ayaklarının üzerinde durarak, kendi ihtiyaçlarını karşılayarak yaşamasını sağlamaktayız. Hastalarımızın içerisinde “yaş yetmiş iş bitmiş”denilen 70-78 yaşları arasında, koroner by pass ameliyatı olmuş, şeker hastası olan hastalardan oldukça fazla olup cerrahi öncesi kalp, anestezi ve dahiliye uzmanları ile ilgili branşlarda hekimlerle birlikte değerlendirilerek ameliyata alınmakta ve kendilerine, çevresindekilere eskiden olduğu gibi ayakta rahat bekleyerek ve rahat yol yürüyerek “Yaş yetmiş fakat iş bitmemiş” olduklarını göstermeliyiz.

  • Bel fıtığı tedavisi sonucu ve nüks (tekrarlama) ihtimali

    Bel Fıtığı Tedavisi Sonucu

    Günümüzde uygun ve yeterli bir teknikle tecrübeli doktorlar tarafından ameliyat edilen hastalarda başarı oranı % 94 civarındadır. Doğru hasta, doğru zamanda, doğru teknikle, doğru ekip tarafından, doğru aletler kullanılarak ameliyat edilirse başarı şansı yükselmektedir. Bütün bunlara rağmen risk hâlâ sıfırlanabilmiş değildir. Ameliyat yerindeki yüzeysel veya derin dokuların iltihabı, yapışıklıklar, epidural nedbe dokusu teşekkülü, dura mater denilen kalın zarın zedelenmesi gibi nispeten basit komplikasyonların yanı sıra sinir elemanlarının, komşu yapıların, iç organların, büyük damarların zarar görmesi gibi önemli komplikasyonlar ve diğer birtakım istenmeyen olaylar dünyanın tıpta en ileri düzeydeki merkezlerinde bile görülebilmektedir.

    Bel Fıtığı Nüks İhtimali

    Bel fıtığı hastalarında nüks olayına zaman zaman rastlanır. Ameliyat gerekmeyen ve konservatif tedaviyle iyileşen hastalarda da bel fıtığı kolayca nüksedebilir. Bugüne kadar yapılmış araştırmalarda bel fıtığı ameliyatı sonrası nüks oranı %5-11 arasında değişmektedir ve bu oran tüm cerrahi yöntemlerde benzerdir.

    Aynı mesafede ameliyat edilen tarafın karşı tarafında veya bir diğer mesafede olan bel fıtığı nüks demek değildir. Bu yeni bir bel fıtığı demektir ve nüks olarak adlandırılmamalıdır. Çünkü belde bulunan fıtıklaşmış bir disk boşaltıldığı zaman geride daha dört adet sağlam disk kalmakta ve görevlerini sürdürmektedirler. Bunların zamanla dejenere olması ve yeni bir bel fıtığının ortaya çıkması sıradan bir durumdur.

    Nüks şüphesiyle gelen vakaların değerlendirilmesi çok önemlidir. Çünkü atılacak her yanlış adım bir başka adımı davet eder. Onun için iyice araştırdıktan ve düşündükten sonra karar vermek gerekir. Hastada nüks bel fıtığı düşünülüyorsa kontrast madde verilerek yapılan manyetik rezonans(MR) tetkiki çok değerlidir. Nüks için mutlaka ağır bir yük kaldırmak da gerekmez. Bazen öksürmekle bile hastalık ortaya çıkabilir. Nüksün engellenmesi için hastanın ameliyat sonrası yaşamına özen göstermesi ve ameliyat sonrası önerilere tam anlamıyla uyması gerekir.

  • Bel ameliyatı sonrası

    Hastalar aynı gün ameliyattan dört ila sekiz saat sonra veya en geç operasyondan bir gün sonra ayağa kaldırılıp yürütülmektedirler. Hastaların bel fıtığı ameliyatı sonrası ağrıları anestezi uzmanlarınca uygulanan PCA sistemiyle tedavi edilmektedir, bu sistemde ağrının kontrolü hastanın kendi elinde olmaktadır. Hastanede yatış süresi genellikle bir veya iki gündür.

    Taburcu olduktan sonra hastanın evine araç içinde oturarak gitmesinde sakınca yoktur. Mümkünse ön koltuk arkasını yatırarak seyahat etmek ağrı olasılığını en aza indirecektir. Genellikle dikiş alınması gerekmez. Normal şartlar altında hastalar bel ameliyatı olduktan üç ay sonra kontrol için gelmektedirler.

    Taburcu edilen hastalar beş gün sonra bellerindeki bantı kendileri çıkartarak evlerinde oturarak ve öne doğru eğilerek değil de, ayakta durup duş almak tarzında banyo yapabilirler. Banyo esnasında hastanın ayağının kaymaması için banyo paspası ve gerektiğinde tutunmak için duvarda bir tutunma kolu bulunmasında yarar vardır. Tuvalet için kesinlikle alafranga tuvalet kullanılmalıdır.

    Hastanın yatağı orta sertlikte kaliteli bir yatak olmalı, bunun altında sunta veya tahta bulunmalı; koltuk, kanepe gibi yerlerde yatılmamalıdır. Hasta daha çok sırt üstü yatmalı, ayaklarını kendine doğru toplamalı veya alttan minder ile destekleyerek bacaklarını hafifçe yükseltmelidir. Sırt üstü pozisyonda yorulunca da yan tarafa dönerek istirahat etmelidir. Yan yatarken bacaklarının arasına yumuşak bir yastık koyması iyi olur. Hiçbir zaman yüz üstü yatılmamalıdır. Hasta yataktan kalkarken önce tam yan dönmeli, daha sonra elleriyle yandan destek alarak oturur pozisyona geçip, daha sonra da dizlerinden destek alıp kalkmalıdır. Yavaş ve kontrollü olarak oturma pozisyonuna geçilmelidir. Cinsel hayatlarına başlamak için ameliyattan sonra bir ay beklemeleri gerekmektedir. Ameliyatın üzerinden bir buçuk ay geçtikten sonra hamile kalınmasında sakınca yoktur.

    Ayakkabı oturarak giyilmeli, orta yükseklikte topuğu olan ayakkabılar tercih edilmelidir. Hastanın ilk iki haftalık sürede merdiven çıkması gerekiyorsa, çocuklar gibi basamakları birer birer çıkmalıdır. Yüksekten bir şey alırken uygun bir yüksekliğe çıkarak almaya çalışılmalı, yukarı uzanmamalıdır. Masa başı işi yapılıyorsa bir ay sonra işe başlanabilir. Daha ağır iş koşullarında çalışanlar 45 gün sonra işlerine dönebilirler. Uzun süreli istirahat bir yandan adalelerin zayıflamasına yol açarken diğer yandan hasta psikolojisini olumsuz yönde etkiler. Masa başı işte çalışanlar hareketli bel destekli ortopedik özelliği olan sandalye kullanmalıdır. Hasta sandalyede oturarak yemeğini yiyebilir. Kilo almamalı, fazla kilo varsa vermeye çalışılmalıdır. Bunun için diyet bölümünden profesyonel destek alınmalıdır.

    İlk 45 gün hiç ağırlık taşımamalı, sonrasında ise her iki elde eşit olarak toplam beş kg.dan fazla ağırlık taşınmamalıdır. Ağırlık kaldırırken çömelerek ve ağırlığı olabildiğince bedenine yakın olarak kaldırmalıdır. Ameliyat sonrası ilk ay araba kullanmamalı, daha sonra kısa mesafelerde kullanmalıdır. Uzun mesafe yolculuklar 45. günden sonra yapılmalı ve her bir buçuk saatte bir, kısa yürüyüş araları verilmelidir. Kısa mesafeli uçak yolculukları ilk hafta sonrası yapılabilirken, daha uzun yolculuklar ilk 45 gün sonrasında yapılmalı ve yine bir buçuk saatte bir kalkarak dolaşılmalıdır.

    Bel egzersizleri 60. günden sonra başlamalıdır. Önce bir ay süre ile her bir hareketten günde bir kez beşer defa yapmak, sonraki dönemde her ay hareketlerin sayısını beşer adet artırmak yeterli olacaktır. Sitemizden indirilebilen bel egzersiz broşürü Türk Nöroşirurji Derneği’nce hazırlanmıştır. Ameliyat sonrası bedensel temas sporlarından kaçınılmalı, yürüyüş ve yüzme gibi sporlar tercih edilmelidir. İbadetler yatarak veya oturarak yapılmalıdır. Bel, sırt, karın adalelerini güçlendirmek; eklem ve yumuşak dokuların esnekliğini artırmak için gerekli spor ve hareketlere ömür boyu devam edilmelidir. Egzersizler havası temiz bir ortamda sert bir zeminde yapılmalı, yumuşak veya deforme olabilen yataklar üzerinde yapılmamalıdır. Hareketler esnasında veya sonrasında normalde mevcut ağrının artmaması gerekir. Bu yüzden egzersiz sonrası şiddetli ve 15 dakikadan fazla süren bir rahatsızlık ortaya çıkarsa doktora danışılmalıdır.

  • Bel fıtığı için lazer tedavisi, kapalı ameliyat, kansız ameliyat

    Bel fıtığı hastalarının bazılarının tedavisinde kullanılabilen diğer bir yöntem ise; hastanın anestezi almasına gerek kalmadan, yani hasta uyanıkken beline batırılan ince bir iğne aracılığı ile tedavi edildiği “Nucleoplasty”, “Intradiscal Electrotherapy”, “Laser discectomy” gibi adlarla anılanve halk arasındaki tabirle lazer disk ameliyatı, kapalı ameliyat, kansız ameliyat teknikleridir.

    Bu teknikler çağdaş ameliyathanelerde röntgen kontrolü (floroskopi) altında gerçekleştirilebilmektedir. Söz konusu iğnenin içinden geçirilen yüksek teknoloji ürünü elektrotlar aracılığı ile uygulanan enerji formları omurlar arasında yer alan ve bel fıtığına yol açan dokuda küçülme yaratarak hastayı rahatlatmaktadır.

    Bu tekniklerde hastanın cildi kesilmemekte ve işlemden bir kaç saat sonra yürüyerek evine gidebilmektedir. Hemen hemen hiç bir risk taşımayan bu tekniklerle hastaların en az %70 i açık ameliyata gerek kalmaksızın iyileşebilmektedir.

  • Bel fıtığının nedenleri ve tedavisi

    Bel fıtığı gelişiminin erken dönemlerinde konservatif tedavi adı verilen cerrahi dışı tedavi metotları uygulanır. Bu safhada hastaya ağrı kesici, adale gevşetici ve antienflamatuar ilaçlar verilir, sert yatak istirahati tavsiye edilir, fizik tedavi yapılabilir, Lazer ile tedavi cihetine gidilebilir. Yine ciltten (perkütan) kapalı ameliyat gibi birtakım farklı girişimlerde bulunulabilir. Uygun dönemde egzersiz verilebilir ve gerekiyorsa psikoterapi yapılabilir.

    Bel fıtığı tedavisini bir ekip işi olarak görmekte yarar vardır. Nöroşirürji (beyin-omurilik-sinir cerrahisi), nöroloji, anestezi, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı doktorlar ile diyetisyen, psikolog, hemşire ve fizyoterapistler bu ekibin içinde yer almalıdır. Gerektiğinde diğer bazı branşlardaki uzman doktorların görüşlerine de müracaat edilmelidir.

    Prensip olarak cerrahi müdahale yani bel fıtığı ameliyatı son çaredir. Ancak hastalık ilerlemiş ve yapılan muayenede bazı şartlar teşekkül etmiş ise (ki bu şartlar uluslararası beyin cerrahi camiasında genel kabul görmüş ve klasik kitaplara geçmiş kriterlerdir) o zaman ameliyat kararı verilir. Cerrahi tedaviye karar verilmesinde temel etkenler: Hastanın sosyal ve iş yaşamındaki verim ve kaliteyi ciddi boyutlarda düşüren ve dinlenme-ilaç tedavisine yanıt vermeyen tekrarlayan ağrı, idrar ve gaita sorunları, bacakta ve/veya ayakta kuvvet kaybı ve adalelerinde zayıflama ve incelme olmasıdır.

    İleri yaş dönemi (80 üzeri) ile birlikte ciddi kalp-damar hastalığı, solunum hastalığı, hamilelik, anestezi ilaçlarına alerji, karaciğer hastalığı gibi eşlik eden kimi durumlarda hastaların ameliyata alınma riskini düşürmek açısından hatsının belden aşağısının uyuşturulduğu bir yöntem olan spinal anestezi veya epidural anestezi yani mevzi uyuşturma altında yani hastalar uyutulmadan da opere edilebilmektedirler. Bu anestezi sırasında hasta hiç ağrı hissetmediği gibi cerrahı ile konuşabilmektedir. Bu tip ameliyatlarda; erken ayağa kalkma ve aynı gün taburcu olma şansı olmakta ve dolayısıyla hastane enfeksiyonu riskinden uzak kalmak mümkün olmaktadır.

    Bel fıtığı bulunan bir hastada idrar yapamama veya idrar kaçırma, makat ve cinsel organlar civarında uyuşma, bacakta felç gidiş gibi belirtiler birden ortaya çıkarsa o kişiye acil bel fıtığı ameliyatı yapılmalıdr. Böyle bir hastada saatlerin dahi önemi vardır. Gece yarısında bile olsa derhal ameliyata girilerek sinir elemanları üzerindeki bası bir an önce ortadan kaldırılmalıdır.

  • Boyun omurilik kanal daralması

    Omurilik kanalı daralması, omurların hemen arkasında yer alan omurilik kanalının çepeçevre daralarak, içinden geçen omuriliği sıkıştırması ve beraberinde de sinir köklerine yaptığı basıdır; işte bu şekilde omurilik üzerine bası bulguları açığa çıkarsa buna da “spondilotik miyelopati” denir. Bu hastalarda kollarda ve/veya ellerde güçsüzlük, karıncalanma, uyuşma; daha ciddi olgularda ise bacaklarda güçsüzlük, işlev kaybı ve yürüme bozukluğu görülebilir. Omurilik basısı ileri düzeyde ise hastalarda ince işleri yaparken zorlanmak veya yapamamak gibi (gömleğinin düğmelerini ilikleyememek, ayakkabılarının bağlarını bağlayamamak benzeri) bulgular ortaya çıkabilir. Hastalığın bacakları da etkilediği daha ileri durumlarda ise, hastalar bacaklarındaki kasılmalara bağlı olarak yardımsız yürüyemez, idrar ve gaitasını tutamayacak hale gelebilir. Bu hastalarda ataklar halinde kötüleşme daha sık görülür. Hasta bu atakların ara dönemlerinde rahat veya çok az bulguya sahiptir. % 25 hastada çok yavaş ilerleme, %2 hastada ise ani kötüleşme görülür.

    Eğer servikal dar kanal omurilik ve sinir köklerine bası yapıyorsa ameliyat ile basının ortadan kaldırılması gerekir. Özellikle omurilik üzerine kronik bası, omurilikte geri dönüşümsüz değişiklere yol açabilir. Bu yüzden bacaklarda sertlik hissi, kuvvet kaybı gibi belirtilerin açığa çıkması ve bu problemlerin giderek artması hemen doktora başvurmayı gerektirir. Böyle bir durum ilerleyici olabilir ve ilerlemenin durdurulması amacıyla omuriliğin üzerindeki basıyı kaldırmak için ameliyat önerilir. Basının en fazla olduğu yere ve boynun pozisyonuna göre ameliyat yeri değişebilir. Servikal spondilotik miyelopatide önemli olan omurilikte kalıcı değişikler oluşmadan önce basının ortadan kaldırılmasıdır.

    Hastaların muayenesinde kollarda ve bacaklarda artmış refleksler, ellerde ve bacaklarda kuvvet ve duyu kaybı bulunabilir. Ayrıca el ve ayaklarda patolojik refleks dediğimiz bir grup normal olmayan bulgu da saptanabilir. Boyun omurlarının direkt grafileri, bilgisayarlı tomografisi(BT) veya 3 boyutlu rekonstrüksiyonlu bilgisayarlı tomografisi ve manyetik rezonans(MR) görüntüleme istenir. Elektro fizyolojik incelemeler dediğimiz tetkikler ise, kısaltılmış adlarıyla EMG, SSEP ve MEP tir.

    Ameliyat dışı yöntemler (fizik tedavi, ilaç tedavisi gibi) hastanın sorununu kısmen çözmede yardımcı olabilir ancak; myelopati dediğimiz omurilikte kanal daralması durumuna bağlı bası sonucu oluşan hasarlanma, veya kollarda ve ellerde, bacaklarda güçsüzlük ve duyu kaybı ilerlemesi var ise ameliyat yapılır. Ameliyatın temeli omurilik üzerinde bası oluşturan etkenlerin ortadan kaldırılmasıdır ve buna kısaca dekompresyon ameliyatı denir. Bu basının kaldırılması önden veya arkadan yapılacak ameliyatlarla mümkündür, ancak hangisinin daha uygun olacağı kararı beyin cerrahi uzmanınca verilir.

    Önden yapılan ameliyatlarda basıyı sadece boyun disk fıtığı oluşturuyorsa, sadece diske yönelik cerrahi yapılabilir. Bazen kireçlenme durumunda ise etkilenen seviyeler boyunca omurga gövdesi/gövdeleri ile disk dokusu birlikte çıkarılır. Yerine kemik veya kemik yerine geçecek kafes görünümlü materyal yerleştirilip, plak ve vidalarla sabitleme işlemi (füzyon) yapılır.

    Arkadan yapılan ameliyatlarda, omurganın arka tarafını oluşturan yapıların tamamen çıkarılması gerekebilir. Bu durumda omurgayı güçlendirmek amacıyla omurgaya vida ve bunları tutan çubuklar koyarak sabitleme (füzyon) ameliyatının yapılması uygun olacaktır. Omurganın arkasındaki kemiklerin bir parçasının çıkarılması ardından tekrar yerlerine vida ve plaklar yardımıyla yerleştirilmesine dayanan “laminoplasti” ameliyatı ile de dar kanal durumunun genişletilmesi mümkündür

  • Boyun fıtığı ameliyatı ve sonrası

    Ameliyatın önden veya arkadan yaklaşımla yapılması kararı, beyin cerrahı tarafından verilir. Bu kararda boyun fıtığı yeri, cerrahın deneyimi gibi faktörler etkendir.

    Önden yapılan yaklaşım için genellikle boynun sağ tarafı kullanılır. Dört-beş cm’lik yatay kesi yapılması ardından cilt altı dokusu, onun hemen altındaki yüzeysel kas tabakası geçilir ve boyun kasları arasından şah damarı görülene kadar ilerlenir. Omurgaya ulaşmak için özel aletlerle şah damarı dış tarafa, yemek ve soluk borusu iç tarafa alınarak boyun omurgası ön kısmına ulaşılır. Ameliyat yapılacak omurlar arasını saptamak için ameliyat sırasında röntgen çekilir ve ameliyat yeri kontrol edilir. Ameliyatın bu aşamadan sonrası mikroskop altında yapılır. Bu yaklaşımda boşaltılan disk materyali yerine komşu iki omuru hareketi koruyacak şekilde sabitlemek amaçlı protezler konulur. Sonrasında kanama kontrolü ardından kesi yeri dikiş alınmasına gerek kalmayacak şekilde kapatılarak operasyon sonlandırılır.

    Boyun fıtığı durumunda arkadan yapılan boyun ameliyatı ise daha sınırlı sayıdadır. Eğer fıtık orta hatta değil ve omurilikten çıkan sinir kökünün omurilik kanalını terk etmek üzere girdiği kanalın ağzındaysa, o zaman arkadan yaklaşım önerilebilir.

    Boyun Fıtığı Ameliyatı Sonrası

    Hasta ameliyattan iki saat sonra ayağa kaldırılır ve bir gece hastanede kalış sonrası taburcu edilir. Evine araç içinde oturarak gidebilir, evde günlük basit aktivitelerini yapabilir. Protez hastalarına genellikle boyunluk verilmez ancak füzyon amaçlanan hastalara altı hafta süre ile boyunluk taktırılabilir. Ancak ilk üç ay araçla seyahat ederken sadece seyahat esnasında boyunluk takılır ve araçta hastanın başının arkasında bulunan koltuk üst desteğinin, başıyla aynı yükseklikte olmasına dikkat edilir. Boyunluk yatarken çıkarılır. Yatağın ve de özellikle yastığın boyun sağlığı için uygun olmasına dikkat edilir.

    İlk günler boyundaki kesi yerinde ağrı, yanma hissi ve batma gibi yakınmalar olabilir. İlerleyen dönemde öncelikle boyun ağrısı geçer. Uyuşukluk, karıncalanma gibi sorunların geçmesi daha uzun zaman alabilir. İlk bir hafta yutmada güçlük, boğazda takılma hissi de olabilir. Sorun yemek borusundaki ödemdir. Bu nedenle ilk üç-dört gün yumuşak içerikli yiyecekleri tercih edilir. Ses kısıklığı olursa çoğunlukla geçicidir, ancak nadiren altı ay sürebilir.

    Taburculuk öncesi yara yerinin ilk pansumanı yapılıp kapatılır. Beşinci gün hasta pansumanını açıp, banyo yapabilir. Dikiş alınmasına gerek yoktur. Yara yerinde kızarıklık, şişme, akıntı olursa doktora başvurulması gerekir.

    Masa başı işte çalışanlar arzu ettikleri takdirde bir ay sonra işlerine dönebilirler. Ancak ağır işte çalışanlar altı hafta dinlenmelidir. İlk altı hafta elde bir kg’dan daha fazla ağırlık taşınmaz. Ameliyat sonrası 6 hafta araba kullanılmaz, özellikle boyunlukla araba kullanmak çok tehlikelidir. Kısa uçak yolculukları yapılabilir, ancak uzun uçak yolculukları ilk üç ay yapılmaz.

    İlk altı ay temas gerektiren spor aktivitesi yapılmaz. Sadece yürüyüşle yetinilir, en çok önerilen spor aktivitesi yüzmedir. Dört ay ve sonrasında normal günlük yaşama döndükten sonra da, verilen egzersiz programını uygulamaya ve yüzme egzersizlerini sürdürmeye devam edilir.

  • Hidrosefali, tanı ve tedavisi

    Hidrosefali, sıklıkla çocuklarda ve yaşlılarda beyinde aşırı su birikmesi olarak bilinmektedir. Burada belirtilen su “beyin-omurilik sıvısı”dır. Bu sıvı beyin ve omuriliğe gelen darbelerin zararlı etkisini azaltır, gün boyunca sürekli olarak yapılıp geri emildiği için beynin beslenmesine ve atıkların taşınmasına yardımcı olur, beyin ve omurilik arasında dolaşarak beyindeki basınç değişikliklerini düzenler. Bu sıvının aşırı birikimi beyin içi kanamaları, kafa travmaları, beyin tümörleri, erken doğuma bağlı kanamalar ve menenjite bağlı olabileceği gibi; kalıtsal veya meningosel benzeri gelişimsel bozukluklara bağlı olabilir, hatta yaşlılarda beyin omurilik sıvısının geri emiliminin azalması sonrasında da görülebilir.

    Hidrosefali Tanısı:

    Günümüzde çocukların çoğunda hidrosefali tanısı doğumda veya doğum öncesinde konulmaktadır. Doğumdan sonra ise ilk iki ay içinde başın normalden fazla büyümesi, kafa derisinin incelmesi, kafadaki damarların belirginleşmesi, kusma, huzursuzluk, gözlerin aşağıya kayması, nöbetler veya iletişim kurulamaması gibi bulgular; iki ay sonrasında yine başın anormal büyümesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, ateş, çift görme, huzursuzluk, yürüme veya konuşmada gerileme, iletişim bozukluğu, duyu-motor fonksiyonlarda kayıp, nöbetler gibi bulgular ve daha büyük çocuklarda uyanık kalmada veya uyanmada zorluk görülebilir. Orta yaşlı erişkinlerde baş ağrısı, uyanmada veya uyanık kalmada zorluk, denge bozukluğu, idrar kaçırma, kişilik bozukluğu, bunama, görmede bozukluk; yaşlılarda ise iletişim kurmada bozukluk, yürümede dengesizlik, hatırlamada zorluk, baş ağrısı, idrar kaçırma gibi bulgular ön planda olabilir. Hastalardan Beyin Tomografisi(BT), Manyetik Rezonans Görüntüleme(MR), Beyin Ultrasonografisi istenebilir.

    Hidrosefali Tedavisi:

    Sadece beyin ve sinir cerrahisi uzmanları tarafından yapılacak cerrahi girişimlerle hidrosefali tedavi edilebilir ve böylece beyin içindeki basıncın artması önlenmiş olur. Eğer beyin-omurilik sıvısının dolaşımının bozulmasına neden olan bir tıkanıklık varsa, tıkanıklığın nedenine (tümör, kist gibi) yönelik hidrosefali ameliyatı yapılabilir. Seçilmiş bir grup hastada ise sıvı dolaşımının düzeltilmesi endoskopik ameliyat yöntemiyle de gerçekleştirilebilmektedir. Hastaların çoğunluğunda ise cilt altından yerleştirilen “şant” adı verilen ince uzun, elastik, silikon bir boru ile sıvının beyinden başka bir vücut boşluğuna aktarımı gerçekleştirilir. Sıvı akımının tek yönlü ve kontrollü bir hızda olabilmesi için kafa derisinin altında bu boru sisteminin “pompa” denilen bir parçası daha bulunur. Tanısı anne karnında iken konulmuş bebeklerde en sık uygulanan yöntem ise; bebeğin mümkün olduğunca erken dönemde doğurtulup ameliyatının yapılmasıdır.

    Ameliyat sonrası enfeksiyonu önlemek için kısa süreli antibiyotik kullanılır, cerrahi sonrası hasta bir süre hastanede gözlenir. Beyin dokusunda kalıcı hasar meydana gelmişse hastanın bazı fonksiyonları düzelmeyebilir. Bu hastaların, şantın çalışıp çalışmadığının takibi açısından uzun süreli izlenmesi gerekir, çünkü şant çalışmaması ve enfeksiyon durumlarında acilen değiştirilmesi gerekir.

    Şant pil gibi bir güç kaynağına ihtiyaç duymaz. Basınç ayarı dışardan yapılabilen ve manyetik alandan etkilenen tipte bir şant takılmışsa, hastaya manyetik rezonans(MR) tetkiki yapılmadan önce doktoruna danışmalıdır. Pompaya parmakla aşırı basmak bozulmasına neden olacaktır ve bebeklik döneminde bebeğin şantın olduğu tarafa yatırılması uygun değildir. Hastaların çoğunda şant ihtiyacı ömür boyu devam edecektir. Eğer; ameliyat yerinde ve şant hattı üzerinde kızarıklık ve hassasiyet; hastada huzursuzluk, bulantı, kusma, baş ağrısı, çift görme, ateş, karın ağrısı, havale geçirme gibi yakınmalar varsa hasta mutlaka hemen doktora başvurulmalıdır çünkü şanta bağlı sorunlar çok hızla, hatta bazen saatler içinde gelişebilir.

  • Beyin tümörü cerrahisi için çağdaş yöntemler

    Hastanın ameliyat öncesi çekilen Bilgisayarlı Beyin Tomografisi (BT) ve Manyetik Rezonans (MR) görüntülerinin ameliyat odasında canlı olarak, Nöronavigasyon sistemi adındaki özel bir bilgisayar sistemine aktarılması; gerekli koordinatlar belirlenerek hastanın hedef organının (beyin, omurilik, omurga gibi) 3 boyutlu yapısının sanal ortamda yeniden oluşturulması ve hastaya yapılacak girişimin bu ortamda planlanması ardından çok özel aletler sayesinde; cerrahın o an beynin neresine dokunmakta olduğunun ekranlarda görülebilmesi; aynı denizcilikte uydu yardımıyla yön bulma ‘Navigasyon’ sistemi olan GPS (General Positioning System- Küresel konumlandırma sistemi) gibi artık yaygın olarak beyin cerrahisi ameliyatı için de kullanılmaktadır. Uçsuz bucaksız denizde bu sistem yardımıyla rotada en ufak bir sapma olmadan istenilen yere ulaşıldığı gibi, Nöronavigasyon sistemi de beyin cerrahlarının uydusu olarak ameliyatlarda en doğru yolun bulunmasını sağlamakta ve gereksiz doku hasarlarını engellemektedir. Özellikle metastatik yani vücuttaki kanserin beyine yayılması sonucu ortaya çıkan çok sayıdaki küçük tümörlerin hepsinin birden güvenli bir şekilde çıkarılması da, bu sistem sayesinde artık mümkün olmakta ve hastanın yaşam süresi belirgin şekilde uzamaktadır.

    Ultrasonik aspiratör cihazı ile, beyin ameliyatı sırasında sadece temas ettiği yüzey üzerinde etkili olan ses dalgaları sayesinde; sadece tümör dokusunun parçalanması, ama normal beyin dokusuna ve damarlara zarar verilmemesi sağlanabilmektedir. Bu cihaz sayesinde ameliyat süresi kısalır, ameliyat sırasındaki kan kaybı azaltılır, komplikasyonlar azaltılır, dolayısıyla ameliyat sırasında ve sonrasında çıkabilecek problemler en aza indirilmiş olur.

    Cerrahi sırasında kullanabildiğimiz yumuşak dokuları açan gelişmiş Bipolar Koter, kafatası kemiğini yerinden çıkaran çok yüksek devirde dönebilen elmas uçlu matkap ve testereler, tümörü çıkarma evresinde görme keskinliğimizi 40 kat artırabilen ve en gelişmiş denge sistemlerine sahip Ameliyat Mikroskobu, yine ayrıntılı görme gücümüzü artıran ileri teknoloji ürünü beyin endoskopları, ameliyat sırasında tümörü görüntülemekte kullanılan Ultrasonografi cihazları, yine ameliyat sırasında tümörün iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğunu anlamamızı sağlayan Frozen Section uygulamaları, tümörü çıkardıktan sonra beyin zarını kapamamıza yardımcı olan gelişmiş doku yapıştırıcılar, kafatası kemiğini yerine geri koymamızı sağlayan titanyum vida ve plak sistemleri, cildi temiz ve hızlı kapamamızı sağlayan stapler sistemleri, beyin içindeki basıncı gerek ameliyat sırasında, gerekse ameliyat sonrasında sürekli olarak ölçebilmemizi sağlayan kateter ve basınç ölçüm sistemi, ve tüm operasyon seyrinin DVD disklerine kaydedilip saklanabilmesini sağlayan görüntüleme teknikleri gibi modern tıbbın en son gelişmeleri sayesinde günümüzde beyin ameliyatı yüksek başarı oranları ile yapılabilmektedir.

    Tümör tedavisinde ameliyattan sonra kemoterapi ve ışın tedavisi gibi olanakların başarıyla kullanılabilmesi ve bu şekilde ömrün uzatılabilmesi tümör dokusunun cerrah tarafından tümüyle çıkarılabilmesine bağlıdır. Artık günümüzde beyin tümörleri hem tümüyle çıkarılabilmekte hem de hastaların ameliyattan sonraki bilinç durumları tamamen düzeltilebilmektedir.