SPF (Sun protection factor yada güneşten koruma faktörü) adı verilen ürünler, güneş hasarlarına karşı korunabileceğimiz süreyi uzatırlar. Ne kadar yüksek faktörlü SPF kullanılırsanız, korunma süresi o kadar artar. Ancak bu ürünlerin çoğu suyla akıp gider. Bu nedenle terleme veya suya girme gibi bir nedenle ıslanacak olursanız, yeniden koruyucu sürmeniz gerekir. Bütün gün dışarıda kalacaksanız, ancak 45 veya 60 faktör SPF sürerek kendinizi koruma altına alabilirsiniz. Aklınızda olsun, SPF sürmeniz makyaj yapmanıza engel değildir. Ancak makyajla renklenen cildiniz,yoğun güneş altında (özellikle allık), ışığı daha fazla çekeceği için lekelenmeye neden olabilir.
Yaşlı, genç herkes güneş riski altındadır. Bebeklere 6 aylıktan itibaren koruyucu sürülmelidir. 18 yaşın altındaki gençlerde ve çocuklarda güneş etkilerine bağlı kanser tehlikesi çok yüksektir. Çünkü bu yaşlarda deri ince ve hassastır. Ayrıca kendilerini korumayı bilmezler. Oyun oynarken veya dışarıda dolaşırken, güneş altında geçirdikleri zamanın farkına varmazlar. 18 yaşından sonra bronzlaşma tutkusu bize her türlü tedbiri unutturur. Oysa güneşten koruyucular, en iyi kırışık kreminden bile daha önemlidir.
Bronzlaşma ürünleri ile SPF ürünleri birbirinin zıttıdır: Bir çok kişi bronzlaştırıcı kremleri koruyucu kremlerle karıştırır. Sanki güneş altında her yağ, her sprey , her krem aynı işe yararmış gibi davranır. Sonunda ıstakoz gibi kızarınca şaşırır, kullandığı ürünü suçlar. Oysa bronzlaşma ürünleri ile, SPF ürünleri birbirinden tamamen farklıdır. Hatta birbirinin zıttıdır!
§ Cilde hiçbir şey sürülmeksizin yanıldığı zaman, cilt güneş ışınlarının bir kısmını emer, bir kısmını yansıtır. § Bronzlaştırıcı kremler sürüldüğünde, cilt güneşi daha çok emer, daha az geri yansıtır. Bu da güneş hasarlı bronzlaşmanın daha çok olacağı anlamına gelir… § Koruma faktörlü kremler (SPF) ise, güneşin emilmesine engel olur, ışınları yansıtma oranını arttırır.
Sıcak çarpmasının en önemli nedeni, nemli havalarda yüksek sıcaklık altında uzun süre durmaktır. Sıcakla birlikte vücutta ısıyı dengeleyen sistem bozulmaktadır. Bu durumda vücut ısıyı atamamakta, sıcak çarpması durumu meydana gelmektedir. Sıcak çarpması en çok sıcak ortamda çalışmak zorunda olanları etkilemektedir. Açık alanda ve güneş altında çalışan inşaat işçileri, fırın çalışanları, cam işçileri, yoğun efor gerektiren bisiklet sürücüleri ve maraton koşucuları risk altındadır. Sıcak çarpmasında risk altındaki kişiler şöyle sıralanmaktadır:
* Yaşlılar ve 5 yaş altı çocuklar
* Kalp ve böbrek yetmezliği
* Şeker hastalığı
* Yüksek tansiyon
* Gebeler
* İdrar söktürücü, alerji, kalp, psikiyatrik ilaç kullananlar
* Alkol bağımlıları
* Obezite ve aşırı zayıflık
* Cilt hastalığı olan bireyler
Güneş yanığı vakaları artıyor
D vitamini için güneşlenmek tavsiye edilse de güneş ışınlarının dik geldiği 10.00- 16.00 arasında güneşten koruyucu, şapka, şemsiye kullanmayanlarda güneş yanıkları, sıcak çarpması ve sıcak bitkinliği vakalarında artış görülmektedir.
Ciltte morarma ve baş ağrısına dikkat!
Sıcağa maruz kalmış bir bireyde bu belirtilerden birkaçı varsa sıcak çarpmasından şüphelenilmelidir:
* Sıcak, kuru ve soluk-morumsu cilt
* Halsizlik, bitkinlik
* Terlemede azalma
* Çarpıntı ve hızlı nefes alma
* Bulantı, kusma, ishal gibi sindirim sistemi yakınmaları
* Yüksek vücut sıcaklığı
* Baş ağrısı
* Kas krampları
* Uyuklama, anlamsız konuşma, çevreyi tanıyamama, sersemlik hali
* Kasılma
* Bayılma ve baygınlık
* Bilinç kaybı, koma
Soğuk uygulama şart
Sıcak çarpması durumunda erken müdahale, geri dönüşü olmayan böbrek ve kalp yetmezliğine ilerleyişi engellemektedir. Bunun için sıcak çarpmasında hasta serin bir ortama alınmalı ve soyularak soğuk duş yaptırılmalıdır. Ayrıca ıslak havlu ile soğuk kompres uygulanmalıdır. Hastanın bilinci açıksa şekerli ve tuzlu su içirilmeli; bilinci kapalıysa ağızdan sıvı ya da katı gıda verilmemelidir.
Hastanın solunum yolu her zaman açık tutulmalı ve ayakları yukarı kaldırılmalıdır. Krampları engellemek ve hayati organların etkilenmemesi için hastaya masaj yapılmalıdır. Hastanın şikayetler devam ediyorsa ve ateş yüksekliği 40 dereceyi aşmışsa acilen hastaneye başvurulmalıdır.
Sıcak çarpmasından korunmanın 7 yolu
1.Risk grubundakiler 10.00-16.00 arası güneş altında yüksek sıcağa maruz kalmamalıdır.
2.Sıcak havalarda açık renkli, sentetik olmayan, ince yazlık kıyafetler tercih edilmelidir.
3.Güneş altında şapka, şemsiye ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır.
4.Sıcak havalarda su tüketimi artırılmalıdır.
5.Daha sık ılık duş alınmalıdır.
6.Yorucu fiziksel aktivitelerden uzak durulmalıdır.
7.Hava sıcaklığının yüksek olduğu saatlerde özellikle alkollü içecekler ve ağır yemeklerden uzak durulmalıdır.
Öfke son derece insani bir duygudur önemli olan öfkenin ne zaman nasıl ve ne yoğunlukta yaşandığıdır. İnsanın duygu sisteminin bir parçasıdır çünkü insan nasıl ki görür işitir üzülür veya mutlu olur aynı şekilde öfkelenir. Öfke kişiye göre değişkenlik gösterir; öfkenin yaşanma şekli cinsiyet yaş eğitim durumu kişilik yapısı gibi pek çok faktöre bağlı değişiklik gösterebilmektedir.
Öfke genelde ‘ikincil duygu’ olarak yaşanır. Psikolog Dr. Thomas Gordon öfkeyi bir buzdağına benzetir, bilindiği gibi buzdağının büyük bir kısmı suyun altında kalır ve görünmez; görünen daha küçük kısmı da suyun üzerindedir. İnsanın yaşadığı öfke yalnızca buzdağının görünen kısmıdır, altta kalan büyük bölümde de öfke duygusunun altında yatan ikincil duyguların bulunduğunu ifade eder. Suyun altında kalan bu gizli duygular birikip, sertleşip, katılaşınca buzdağının tepesindeki öfkeyi oluşturur. Diğer bir deyişle; kişinin öfkelenmesine neden olan aslında çoğu zaman fark etmediği başka duygularıdır. Örneğin üzüntü, merak, kıskançlık, suçluluk, yalnızlık, anlaşılamama, çaresizlik, umursanmama, haksızlığa uğrama vb. Öfkenin kaynaklarını ortadan kaldırmayı başarmak için buzdağının altındaki bu ikincil duyguların anlaşılabilmesi gerekir.
Öfke kontrolü öfkelenmemek değildir, öfkemizi uygun şekilde yaşayabilmektir. Öfke kontrolünde asıl hedef; mağdur olmamak ve mağdur etmemek arasında denge sağlayabilmektir.
Öfkenin Gerçek Kaynaklarına Odaklanmak:
Öfke kontrolünde bu duygunun hissedilmesine neden olan faktörleri fark etmek çok önemlidir. Öfkelenen kişinin kendisine şu soruları sorması oldukça faydalı olacaktır:
1-Öfkemi nasıl yaşıyorum? -Öfkelendiğimde hangi duyguların etkisinde kalıyorum? -Öfkelendiğimde aklımdan ne gibi düşünceler geçiyor? -Öfkelendiğimde bedenimde neler oluyor? 2-Hangi durumlarda öfkeleniyorum?
-Öfke yaratan durumlar nelerdir? 3-Öfkelenmek benim için ne anlama geliyor?
-Öfkenin anlamı ele alınır, herkes için farklı bir anlam ifade edebilir. 4-Bu şekilde öfkelenmem pozitif ya da negatif ne gibi sonuçlar ne oluyor?
-Sonuçlar kişisel değer taşır size göre yakacak olan bir sonuç karşınızdaki için zafer anlamı taşıyabilir.
Öfkenin altındaki temel duygular fark edilmeli birincil duygular keşfedildiğinde onlarla başa çıkmanın daha sağlıklı yolları bulunmalı mesela kişiyi öfkelendiren birincil duygu haksızlığa uğramışlık olabilir, bu durumda kişinin hakkını araması için daha işlevsel yollar; açıkça talep etmek, karşısındakine sınır koymak vb. keşfedilmeli ve kullanılmalıdır. Amaç öfkelenen kişinin verdiği tepkileri yumuşatmak ve kişiye saldırganlıktan uzak şiddet içermeyen iletişim becerisi kazandırmaktır.
Obezite, metabolik sendromun en önemli bileşenlerinden biridir ve insülin direnci ile yakından ilişkilidir. Metabolik sendromu olan bireylerin çoğunda ya kilo fazlalığı vardır, ya da aşırı obezdirler ve insülin direncine sahip olan insanların çoğu abdominal obeziteye sahiptir. Tip2 diyabetli hastalarda sıklıkla (%90 oranında) görülen insülin direnci, normal glukoz toleransı olan ve diyabeti olmayan bireylerde de görülebilir.
İnsülin direnci diyabet (%90), hipertansiyon (%50) ile birlikte görülmektedir. Polikistik over sendromu -PKOS da insülin direnci ile seyreden klinik tablolardan birini oluşturmaktadır. Bunlara ek olarak NASH (Nonalkolik steatohepatit), ve bazı kanserlere de insülin direnci eşlik edebilir.
3. PREDİYABET NEDİR?
Prediyabet, şeker hastalığı öncesi durum olarak adlandırılmaktadır. Açlık kan şekerinin 100-125mg/dl arasında olmasına, “bozulmuş açlık glukozu” (BAG), 2. saat tokluk kan şekerinin 140-190mg/dl arasında olması ve açlık kan şekerinin 100mg/dl’nin altında olmasına “bozulmuş glukoz toleransı” (BGT) denir. Bazen bu iki durum birlikte olabilir-kombine BAG+BGT denir, bu kategori glukoz metabolizmasının daha ileri bozukluğunu ifade eder. Prediyabette HBA1C değeri 5.7-6.4 arasında seyreder. Bu hastalarda 5-10 yıl içinde aşikar diyabet gelişmektedir.
a) fazla yememelerine rağmen, son zamanlarda kilo almaya başlayan kişiler,
b) diyet yapmalarına rağmen, kilo veremeyen kişiler,
c) aşırı ve özellikle geceleri tatlı yeme isteği artan kişiler,
d) acıktıklarında eli ayağı titreyen kişiler,
e) vücut tüylenmesi artan kişiler,
f) yüz ve vücudun değişik bölgelerinde sivilce çıkmaya başlayan kişiler,
g) adet düzensizliği yaşayan bayanlar,
h) ailelerinde şeker hastalığı olan kişilerin insülin direnci açısından değerlendirilmelerini öneriyorum.
5.DİYABET TANISI NASIL KONUR VE BU HASTALARIN ŞİKAYETLERİ NELERDİR?
8 saatlik açlıktan sonra ölçülen kan şekeri 126mg/dl üzerindeyse, veya 75gr’lık OGTT 2.saat kan şekeri 200mg/dl üzerindeyse, veya rastgele ölçülen kan şekeri 200mg/dl üzerindeyse ve beraberinde diyabet semptomları varsa ve HBA1C 6.5 ‘in üzerindeyse aşikar diyabet tanısı konulmaktadır.
klasik semptomlar: poliüri(aşırı idrara çıkma), polidipsi(aşırı su içme), polifaji(aşırı yemek yeme) veya iştahsızlık, halsizlik, çabuk yorulma, ağız kuruluğu, noktüri (gece idrara kalkma)
daha az görülen semptomlar: bulanık görme, açıklanamayan kilo kaybı, inatçı enfeksiyonlar, tekrarlayan mantar enfeksiyonları, kaşıntı
6. TÜRKİYE’DE DİYABET SIKLIĞI NEDİR?
1997 yılında yapılan TURDEP1 (Türkiye Diyabet Epidemiyolojisi) çalışmasında erişkinlerimizin %7.2 ‘de diyabet, %6.8’de glukoz tolerans bozukluğu, %22’de obezite saptanmıştır.
2010 yılında yapılan TURDEP2 çalışmasında diyabet prevalansı %7.2’den %13.7’ye yükselmiştir. 1997-2010 yılları arasında Türk toplumunda ortalama ağırlık kadınlarda 69kg’dan 75kg’a çıkmış (6kg), erkeklerde 74kg’dan 82kg’a çıkmış (8kg).
2013 yılında Dünya Diyabet Derneğinin (IDF) yaptığı araştırmaya göre 382 milyon diyabet hastası vardır. Çin, Hindistan, ABD diye sıralanmaktadır ve bu listenin ilk onunda Türkiye bulunmamaktadır. Ancak yapılan tahminlere göre 2035 yılında (20-79 yaş) diyabet görülme sıklığında Türkiye 11.8 milyon ile dünyada 9. sıraya yükselecektir.
7.KİMLER DİYABET AÇISINDAN TARANMALIDIR
– Obez veya kilolu (BKI 25kg/m2’den büyük) ve özellikle santral obezitesi (bel çevresi kadında 88cm, erkekte 102cm’den büyük) olan kişilerde; 40 yaşından itibaren 3 yılda bir, tercihen açlık kan şekeri ile diyabet taraması yapılmalıdır.
– Ayrıca BKI 25kg/m2 olan kişilerin, aşağıdaki risk gruplarından birine mensup olmaları halinde, daha genç yaştan araştırılmaları gerekir:
1. birinci derece yakınlarında diyabet bulunan kişiler,
2. diyabet prevalansı yüksek etnik gruplara mensup kişiler,
3. iri bebek doğuran veya daha öncesinde gebelik diyabeti tanısı almış kişiler,
4. hipertansif bireyler,
5. dislipidemikler HDL-K 35mg/dl altında, veya TG 250mg/dl üstünde,
6. daha önce BAG veya BGT saptanan bireyler,
7. polikistik over sendromu (PKOS)Nolan kadınlar,
8. insülin direnci olanlar,
9. koroner, periferik veya serebral vasküler hastalıkları olanlar,
10. düşük doğum tartılı doğan bebekler,
11. fiziksel aktivitesi düşük olan kişiler,
12. şizofreni hastaları,
13. böbrek nakli yapılmış hastalar
8. KONTROLSÜZ DİYABET NEDİR?
– Ayaktan tedaviye dirençli, tekrarlayan açlık hiperglisemisi 300mg/dl üzerinde veya HBA1C 11 üzerinde ise,
– Tedaviye rağmen tekrarlayan, ağır hipoglisemi 50mg/dl altında,
-Metabolik dengesizlik:sık tekrarlayan hipoglisemi ve açlık hiperglisemisi,
– İnfeksiyon veya travma gibibir neden olmaksızın tekrarlayan diyabetik ketoasidoz atakları,
– Sıvı kaybına eşlik eden hiperglisemi
9. GLİSEMİK HEDEFLER NEDİR?
Tedavide hedefler: ADA (Amerikan Diyabet Cemiyeti) hedefleri