Etiket: Alerjik

  • Alerjisi olanlar sonbahara dikkat !

    Alerjisi olanlar sonbahara dikkat !

    Mevsimsel alerjiler denildiğinde akla, ilkbaharda görülen polen alerjileri geliyor, oysa sonbaharda görülen polen alerjileri, çevresel faktörlerle birleşerek alerjik hastalıkları daha çok arttırıyor. Yabani otlardan yayılmaya başlayan polenler, yağışlarla birlikte artan küf mantarları, kapalı mekanda oluşan ev tozu akarları ve artan viral enfeksiyonlar alerjileri ve astım hastalığını tetikliyor.

    Doğa kışa hazırlık yaparken, Ağustos sonu başlayan, Kasım ortasına kadar devam eden polenler çevresel faktörlerle buluştuğunda alerjik hastalıklar artar. Alerjik bünyeli kişilerin bu dönemde çok dikkatli olması gerekmektedir. Özellikle solunum yolu alerjisi olanlar çevresel faktörlere karşı kendilerini korumalıdırlar. Sigara dumanı, egzoz, parfümler, deodorantlar, çamaşır suları, yumuşatıcılar, deterjan kokuları kirli havayı oluştururu ve alerjik kişiler özellikle bu dönemde bu tip ortamlarda bulunmamalıdır. Sonbaharda alerjileri tetikleyen bir başka faktör de, yağışlarla birlikte artan nem ve yine dökülmüş yaprakların etkisiyle toprakta çoğalan küf mantarı sporlarıdır.

    Sonbahar Alerjileriyle Nasıl Başa Çıkabiliriz?

    Alerji tedavisinde ilk yapılması gereken şey korunmaktır. Öncelikle alerjinin sebebini bulmak, polenlerin yoğun olduğu dönemde pencereleri kapalı tutmak, ev içinde havalandırma sistemleri ve hava filtreleri kullanmak, polenlerin yoğun olduğu 10:00 ile 16:00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarıda bulunmamak, dışarıdan eve gelindiğinde duş almak, bütün kıyafetleri değiştirmek, kıyafetleri yatak odalarına koymamak, polenlerin çok olduğu yerde spor yapmamak, ağız ve burunu koruyan maske kullanmak dikkat edilmesi gereken hususlardır.

    Alerjide En Etkili Tedavi Nedir?

    Polen alerjilerinin tedavisinde ki en etkili yöntem aşı tedavisidir. Aşı tedavileri dışında diğerleri hastalığı sadece kontrol eder, hastalık sıklığını ve şiddetini azaltmasına rağmen, tamamen yok etmez. Kan ve deri testleriyle hastanın aşı tedavisi için iyi bir aday olup olmadığının belirlenmesi gereklidir. Aşı tedavilerinin amacı, vücudun savunma sistemine, alerjik maddelere karşı

    “Tolerans” dediğimiz cevap vermeme tepkisini öğretmektir.
    Alerjik kişilere tavsiyelerimiz;

    Bol Güneş: Gün içinde fırsat buldukça acık havda temiz havdan ve güneşten faydalanmak gerekir. Güneşten aldığımız en önemli şey D vitaminidir ve D vitamin eksikliği alerjileri olumsuz etkileyen faktörlerin başında gelir.

    İyi Beslenme: Vücudumuzun benzini olan besinlerimizi iyi seçmemiz gerekir. Sağlıklı bir vücut için gerekli olan şeyler mümkün olduğunca bol sebze ve meyve tüketmek, mümkün olduğunca çok renkte ve çeşitte besin tüketmek ve tabi mümkün olduğunca bunlarda organik olarak tüketmek gerekir.

    Spor: Spor yapmak özellikle yüzme sporu alerjik kişiler için tavsiye edeceğimiz aktivitelerin başında gelmektedir. Fakat her turlu spor, spor yapmamaktan iyidir.

  • Bebeğinizi 1 yaşına kadar bu gıdalardan uzak tutun

    Bebeğinizi 1 yaşına kadar bu gıdalardan uzak tutun

    Mamasına tat vermek için tuz dökmek, şeker serpmek ve emziğine bal sürmek… Bebek beslenmesinde bilinçsiz yaklaşımlar ve daha pek çok yanlış davranış çocuğunuzu hasta edebilir.

    Bebek sağlığı konusunda uzmanlar ve anne babaların özenle üzerinde durduğu en önemli nokta ilk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenmedir. Ancak bu aylardan sonra ek gıdaya geçildiği dönemde bebeklere özellikle verilmemesi gereken besinler konusunda ebeveynlerin bilinçli olması gerekir.

    İnek sütü: Bağırsaklarda gizli kanama, demir eksikliği ve kansızlık yapabilir. Alerjik hastalıklara yakalanma riskinde artış nedeni olabilir. Ayrıca D vitamini, iyot, çinko, Omega yağ asitleri gibi birçok besin ögesi bakımından yetersiz olması ve fosfor, protein gibi bazı maddeleri ise fazla içermesi nedeniyle tercih edilmemelidir.

    Tuz: Böbreklerden tuz atılımı oranı ilk 1 yaşta düşüktür. 1 yaş altında önerilen ve günlük ihtiyacı karşılayacak tuz miktarı, aldığımız gıdalarda yeterince mevcuttur. Fazla tuz, böbrek yükünü artırır ve ileriki yaşlarda hipertansiyon riskine neden olabilir.

    Şeker: Hiçbir besleyici değeri yoktur. Obezite, iştahsızlık, ileriye dönük yanlış beslenme alışkanlığı ve kalp damar hastalıkları gelişimine zemin hazırlar.

    Yumurta akı: Protein yapısı nedeniyle yüksek oranda alerjik özelliği vardır. 9. aydan itibaren azar azar denenebilir

    Margarin gibi katı yağlar: Emilimi zordur. İçerdiği doymuş yağ asitleri ileriki yaşlarda damar sağlığını tehdit eder. 9. aydan sonra kahvaltıya tereyağı eklenebilir.

    Bal: Doğal ve çok besleyici bir gıda olmasına rağmen hem alerjik bir besindir hem de “clostridium botulinum” adlı bir spor içerdiğinden bebeklerde çok tehlikeli olabilecek bir tür gıda zehirlenmesine yol açabilir. Bir yaş sonrası bebeğin bağırsakları bu sporlarla baş edebilecek olgunluğa erişir.

    Çay, kahve, çikolata, kakao: Bu gıdaların içeriğindeki kafein bebek için sağlıklı değildir. Kalsiyum emilimi azalır. Çay da demir emilimini bozarak kansızlığa yol açar.

    Patlıcan ve bakla: Patlıcanın besleyici değeri yoktur ve nikotin içermektedir. Bakla ise nadir de olsa “favizm” adı verilen ciddi bir hastalığa yol açabileceğinden 1 yaş altında önerilmez.

    Kabuklu deniz ürünleri: 9.aydan sonra balık ızgara-buğulama olarak verilebilir. Ancak kabuklu deniz ürünleri yüksek alerjen özellikleri ile bilinmektedir. Midye ise civa içerebileceği için bebeğe yedirilmemelidir.

    Ispanak, ceviz ve domatese de dikkat!

    Bu yasaklı gıdalar haricinde verilirken dikkat edilmesi gereken yiyecekler de mevcuttur. Örneğin ıspanak nitrit içermesi nedeniyle 8. aydan sonra bekletmeden, günlük taze hazırlanıp verilmelidir. Ceviz alerjik gıdalar arasında sayılmakla birlikte çok iyi bir doğal omega desteği olması bakımından iyice ezilerek az az verilebilir. Domates de alerjik ve asitli bir gıda olmakla birlikte pişirilerek verilebilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta sebze ve meyveleri mutlaka mevsiminde tüketmek olmalıdır. Konserve ve paketlenmiş hiç bir ürün kullanılmamalıdır. Şoklanarak saklanan gıdaların kullanılmasında ise herhangi bir sakınca yoktur.

    Uzman yardımı alın

    Bebek bakımı konusunda tecrübeli olmayan anne babalar beslenme konusunda özellikle uzman doktorlara danışmalıdır. Bu sayede bebeğin hastalıklardan uzak, sağlıklı bir büyüme gelişme dönemi geçirmesi mümkün olabilmektedir.

  • Bahar alerjisi nezle ile karışır mı?

    Bahar alerjisi ve nezle arasındaki ayırt edici en önemli özellik, nezlede semptomlar 1 hafta, en geç 10 gün içinde kaybolurken, bahar alerjisinde 2-4 aya kadar uzuyor. Dolayısıyla yakınmalar, 2 haftadan uzun sürdüğü takdirde bunun altında alerjik bir reaksiyon olup olmadığının araştırılması gerekiyor. Ayrıca yakınmaların aralıklı krizler halinde gelişmesi, özellikle de hastanın ailesinde alerji öyküsünün bulunması, bahar alerjisine işaret ediyor. Ancak kesin tanı, alerjik deri testi ve kan tetkiklerinin ardından konuyor.

    Bahar Alerjileri

    Baharın gelmesiyle birlikte hava ısınmaya, doğa canlanmaya başladı. Ağaçlar çiçekleniyor, çimenler yeşillenip, çiçekler açıyor, kuşlar ötüyor özellikle de çocuklar için dışarıda bulunmak içerde bulunmaktan çok daha eğlenceli bir hal alıyor ama bazı çocuklar bahar alerjisi nedeniyle çok sıkıntılı günler geçirebiliyor.

    Bahar alerjisi saman nezlesi olarak da bilinir. Genelde ilkbaharda görüldüğü için bu ad verilir ve tutulan organlara göre, alerjik rinit, alerjik konjonktuvit, alerjik sünizit ve alerjik bronşit alerjik ürtiker gibi adlar da alır.

    Bahar alerjisinden polenler sorumludur. Polen, erkek çiçek tozu demektir. Baharla ağaçların çiçek açmasıyla birlikte çevreye çok sayıda polen yayılır ve bu polenler hava ile ağız, burun, göz , deri ve akciğerlerimize kadar ulaşırlar ve ciddi alerjik hastalıkların ortaya çıkmasına neden olurlar. Alerjiye en çok yol açan polenler arasında zeytin, fındık, kızılağaç, pelin, kavak, çayır otu, yulaf, çavdar ve buğday yer alır.

    Ülkemizde ağaç polenleri genellikle şubat-mayıs, ot polenleri mayıs-haziran, yabani ot polenleriyse yaz ortasından sonbahara dek etki gösteriyor.

  • En ideali deniz kenarı tatili

    En ideali deniz kenarı tatili

    Bol bol tuzlu suda yüzmek ve tuzlu su buharı solumak tüm havayollarına ilaç gibi geliyor. Astımlı çocuklar için en ideal tatil seçeneğini deniz kenarı oluşturuyor. Havuz açık alanda bile olsa, aşırı sıcak havalarda buharlaşan klorun kimyasal yapısı, astım hastalarının ataklarını tetikleyebiliyor.

    Astım hastalığı, tekrarlayan bronş daralmasıyla seyreden kronik bir akciğer hastalığıdır. Alerjik olabildiği gibi, alerji dışı nedenlerden de kaynaklanabilmektedir. Çocuk hastaların çoğu, alerjik astımdır ve bu nedenle çocuklarda astım ve alerjik bronşit eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Hem alerjik hem de alerjik olmayan astımda, bronşlarda oluşan hassasiyet dış etkenlere bağlı olarak gelişirken, sigara dumanı, kimyasal kokular, küf, hava kirliliği gibi etkenler astımlı bireyde öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi şikayetlerin alevlenmesine neden olmaktadır.

    Bir akciğer hastalığı olan astıma bağlı şikayetler sıcak ve rutubetli havalarda artar. Bu nedenle astım hastaları için en doğru seçim deniz tatilleridir. Yüzmenin, tuzlu su buharı solumanın tüm hava yolları için doğal bir ilaç olduğu unutulmamalıdır. Kış boyu tıkanan ve enfeksiyonlarla mücadele eden hava yolları, doğal tuzlu suyun etkisiyle açılıyor. Havuz suları çoğunlukla klorla dezenfekte ediliyor ve açık havuz olsa bile aşırı sıcak havada buharlaşan klorun astım ataklarını tetikleyici etkisi olmasından dolayı tavsiye edilmiyor. .

    Tatile Giderken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Kısa süreliğine de olsa evimiz olarak kullanacağımız konaklama alanlarına dikkat etmelisiniz. Özellikle astımlı çocukların %90’ının ev tozuna karşı alerjisi olduğunu, tozun da en çok halıda biriktiği göz önünde bulundurmalısınız. Konaklama yapılacak mekanın halı kaplı olmamasına özen gösterilmesi gereklidir. Astımlı kişilerin özel eşyalarını da tatile yanında getirmesi önemli bir detaydır. Anti alerjik yatak kılıfı gibi özel eşyaların kullanımına tatil süresince devam edilmesi, olası olumsuz durumları engelleyecektir.

  • Astım hastaları için tatil önerileri

    Astım hastaları için tatil önerileri

    Astımlı çocuklar için en ideal tatil seçeneğini deniz kenarı oluşturuyor. Bol bol tuzlu suda yüzmek ve tuzlu su buharı solumak tüm havayollarına ilaç gibi geliyor. Ancak, havuz açık alanda bile olsa, aşırı sıcak havalarda buharlaşan klorun kimyasal yapısı, astım hastalarının ataklarını tetikleyebiliyor.

    Astım hastalığı tekrarlayan bronş daralmasıyla seyreden kronik bir akciğer hastalığı olup, alerjik olabildiği gibi alerji dışı nedenlerden de kaynaklanabiliyor. Çocuk hastalarının çoğu, alerjik astımdır. Bu nedenle çocuklarda astım ve alerjik bronşit eş anlamlı olarak kullanılıyor. Hem alerjik hem de alerjik olmayan astımda, bronşlarda oluşan hassasiyet dış etkenlere bağlı gelişir, sigara dumanı, kimyasal kokular, küf, hava kirliliği gibi etkenler astımlı bireyde öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi şikayetlerin alevlenmesine neden olur.

    Bir akciğer hastalığı olan astıma bağlı şikayetler sıcak ve rutubetli havalarda artar, bu nedenle astım hastaları için en doğru seçim deniz tatilleridir ve yüzme, tuzlu su buharı solumak tüm hava yolları için doğal bir ilaçtır. Kış boyu tıkanan ve enfeksiyonlarla mücadele eden hava yolları, doğal tuzlu suyun etkisiyle açılıyor. Havuz suları çoğunlukla klorla dezenfekte ediliyor ve açık havuz olsa bile aşırı sıcak havada buharlaşan klorun astım ataklarını tetikleyici etkisi olmasından dolayı tavsiye edilmiyor.

    Tatile Giderken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Kısa süreliğine de olsa evimiz olarak kullanacağımız konaklama alanları çok önemlidir. Özellikle astımlı çocukların %90’ının ev tozuna karşı alerjisi vardır, tozun da en çok halıda biriktiğinin göz önünde bulundurulması, konaklama yapılacak mekanın halı kaplı olmamasına özen gösterilmesi gerekmektedir. Astımlı kişilerin özel eşyalarını da tatile yanında getirmesinin önemli unutulmamalıdır. Anti alerjik yatak kılıfı gibi özel eşyaların kullanımına tatil süresince devam edilmesi, olası olumsuz durumları da engelleyecektir.

  • Çocuklarda inek sütü alerjisi

    İnek sütü alerjisini en kısa şekilde şu şekilde tanımlayabiliriz;
    Çocuğun ya da bebeğin inek sütü veya inek sütü çeren bir gıda alımından sonra bir veya birden fazla süt proteinine karşı immünolojik reaksiyon sonucu çocukta dudak etrafında kızarıklık, yüzde kızarıklık, vücutta kızarıklık ve kaşıntı gibi ciltte belirtilerin görülmesi, kakada kan görülmesi, egzama gibi alerjik belirtilerin ortaya çıkmasına inek sütü proteini alerjisi denir.

    İnek Sütü Alerjisinin Türleri
    Üç tiptir. Tip 1, tip 2 ve tip 1 ile tip 2’nin birlikte olduğu mikst tip olmak üzere 3 türdür. Tip 1 ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabilir ve genellikle ilk 2 saatte belirtiler görülebilir. Tip 2 ve mikst tip ise 2 saatten daha sonra belirtiler görülür ve düzelme şansı genellikle daha yüksektir.

    İnek Sütü Alerjisi Görülme Sıklığı
    Çocuklarda inek sütüne alerji sıklıkla 1 yaşından önce başlar ve ekseriyetle 3 yaşında son bulur. İnek sütü proteinine reaksiyon sıklığı %5-15 arasında görülmektedir. Bu reaksiyonların çoğu alerji değildir. Çocuklarda inek sütü proteinine alerji ise %2-6 arasında görülmektedir.

    Bebeğin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesi çok önemlidir.
    İlk 6 ay sadece anne sütü alanlarda inek sütü alerjisi bin çocuktan beşinde görülmektedir. Yani anne sütü ile bebeğin beslenmesi inek sütü alerjsi gelişmesine karşı koruyucudur.

    İnek Sütü Alerjisinin Önemi
    İnek sütüne proteinine alerji gelişen bebeklerin inek sütü içeren bir gıda alması ile ciddi alerjik reaksiyonlar görülebilmektedir. Ciddi alerjisi olan çocuklarda alerjik şok dediğimiz hayatı tehtit eden bir durumla karşı karşıya kalabiliriz. Ayrıca iyi bir diyet düzenlenmediği takdirde büyümede durma ve yetersizlikle sonuçlanabilmektedir. Bu nedenle inek sütü proteini alerjisi önemsenmelidir.

    İnek sütü alerjisi belirtileri
    İnek sütü alımından hemen sonra veya ilk 2 saatte ciltte kızarıklık, kaşıntı, akciğerde hırıltı, öksürük, anjioödem ve alerjik şok belirtileri görülebilir. İnek sütü almından 2 saatten daha sonra veya birkaç gün içinde görülebilen belirtiler ise kakada kan görülmesi, kabızlık, reflü, egzama (atopik dermatit), 3 saatten daha uzun süren gaz ağrısı, akciğerde pulmoner hemosiderozis dediğimiz akciğerde kanamalar, barsak ve midede alerjik reaksiyonlar şeklinde belirti gösterebilir.

    Aşağıdaki videoda Uzm. Dr. Anıl Yeşildal, çalışan annelerin bebeklerine nasıl süt verebileceğini anlatıyor.

    Sonuçta şu durumlarda inek sütü proteini alerjisinden şüphelenmek gerekir:

    -İnek sütü veya mama alımından sonra;
    -Dudak etrafında kızarıklık, vücutta kızarıklıklar, dilde ve dudakta şişme
    -Sık öksürük ve hırıltı
    -Nefes sıkışması ve kendinden geçme gibi alerjik şok belirtileri
    -Egzama
    -Kakada kan görülmesi
    -Tedaviye cevap vermeyen kabızlık
    -Nedeni bilinmeyen sık sık kusma
    -Gaz ağrısı günde 3 saatten daha uzun sürüyor ve 3 haftadan daha uzun görülüyorsa akla inek sütü alerjisi gelmeli ve çocuk alerji uzmanı ile temasa geçilmelidir.

    İnek Sütü Alerjisi Nedeni
    İnek sütündeki proteinlere karşı vücudun alerjik reaksiyon vermesiyle olur. İnek sütü içinde kazein ve Whey proteinlerine karşı alerjik reaksiyon gelişir. Alerjik hastalıklarda genetik çok önemlidir. Anne ve babasında alerjik hastalık olan çocuklarda inek sütü alerjisi riski de yüksektir. Ailede astım, alerjik nezle, egzama, besin alerjisi gibi alerjik hastalık olan bebeklerde inek sütü alerjisi gelişme riski daha yüksektir.

    İnek sütü alerjisi teşhisi
    İnek sütü alerjisi belirtileri olan bebek ve çocuklar çocuk alerji uzmanlarınca incelenir. İnek sütü alerjisi düşünülüyorsa ciltten alerji testi yapılır. Gerekirse kandan da inek sütü alerjisine ve diğer sık alerjiye neden olan gıdalara bakılır. Bu testler sonucunda çıkan alerjinin derecesine göre hareket edilir. Bu nedenle alerji testinin çocuk alerji uzmanı veya gözetiminde, doğru teknikle ve metotla yapılması çok önemlidir. Alerji derecesine göre yükleme testi yapılıp yapılmayacağı kararı verilir. Deneyimsiz kişilerce test yapılması çok ciddi istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Sadece test sonuçlarına göre diyet verilmesi ise son derece sakıncalıdır. Gereksiz diyete ve bunun sonucunda da çocuğun büyümesinde ve gelişmesinde bozulmaya neden olabilir. Sonuç olarak teşhis ayrıntılı öykü, alerji testleri, eliminasyon diyeti ve gerekli durumlarda yükleme testi ile konur. Kesin teşhis konulmasında deneyim ve uzmanlaşma çok önemlidir. Sadece kan testleri ile inek sütü alerjisi teşhisi konulmaz.

    İnek sütü alerjisi tedavisi
    İnek sütü alerjisi tedavisinde diyet, ilaç tedavisi ve oral dezentizasyon olarak 3 şekilde tedavi vardır.

    İnek sütü alerjisinde diyet
    Diyet tedavinin en önemli parçasıdır. Öncelikle inek sütü proteini içeren gıdalar tüketilmemelidir. İnek sütüne çapraz reaksiyon gösteren gıdaların da verilmemesi önemlidir.

    İnek sütü alerjisinde Oral immünoterapi (Aşı tedavisi),hastaları desensitize (besine alıştırma) etmek ve kalıcı tolerans (inek sütü alerjisinin düzelmesi) geliştirmek amacı ile küçük dozlardan başlayarak düzenli olarak artan dozlarda inek sütü alerjenlerinin alerjenlerinin ağızdan verilmesidir.
    Henüz standart bir protokolü olmadığı için deneme aşamasındadır. Başarılı sonuçlar bildirilmektedir. Ancak tedavi sırasında uyum sorunu olanlarda ciddi reaksiyonlar görülebilmektedir.
    Bu tedavi 3 yaşından sonra uygulanabilmekle birlikte genellikle 5 yaşından sonra tavsiye edilmektedir. Çünkü inek sütü alerjisinin 5 yaşına kadar kendi kendine düzelme şansı yüksektir.

    İnek sütü alerjisinde ilaç tedavisi
    İnek sütü alerjisinde ilaç tedavisi yoktur. İnek sütü alerjisine bağlı kaşıntı olan çocuklarda kaşıntıya yönelik ilaçlar ve cildi düzeltici kremler ve nemlendiriciler kullanılabilir. Nefes sıkışması ve hırıltı olanlarda nefes açıcı ilaçlar kullanılabilir. Ciddi alerjik reaksiyonlarda (alerjik şokta) epinefrin (adrenalin) oto-enjektör uygulanabilir.

    İnek Sütü Alerjisi Hakkında En Çok Sorulan Sorular

    1- Ciltten alerji testi kaç yaşında yapılabilir?
    Ciltten test 2 aylıktan itibaren yapılabilir. Çocuğun canını çok acıtmadığı için sorun oluşturmaz. Ancak bu testin çocuk alerji uzmanınca veya denetiminde yapılması önemlidir.

    2- Alerji testi kandan mı ciltten mi yapılmalıdır?
    Ciltten yapılan alerji testleri daha doğru sonuç vermesi ve bir çok gıdaya aynı anda bakılabilmesi ve 15-20 dakikada sonuç vermesinden dolayı daha değerlidir. Kandan yapılan testler şüpheli vakalarda cilt testiyle birlikte yapılabilir. Tek başına kandan yapılan test tekniğe ve cihazın kalitesine bağlı değişebilmesinden dolayı genellikle tevsiye edilmez. Ancak alerji testi yöntemi konusunda bilgi sahibi olan çocuk alerji uzmanlarınca tercih edilebilir.

    3- Anne sütü ile beslenen bebekler nasıl beslenmelidir?
    İnek sütü proteini anne sütüne geçer. Bu nedenle annenin de inek sütü proteini içeren ve çapraz reaksiyon yapan gıdalardan diyet yapması gerekir. Ancak anne diyeti bozduğunda çocukta sorun olmuyorsa annenin diyet yapmasına gerek olmayabilir.

    4- İnek sütü alerjisi olan bebekler nasıl beslenmelidir?
    İnek sütü alerjisi olan bebeklerin ek mama ihtiyacı olursa inek sütü proteini içermeyen mamalarla beslenmesi gerekir. Ancak bu mamalar verilmeden önce mutlaka kesin teşhis konulması çok önemlidir. Normal mamalar da inek sütü proteini içerdiği için verilmemelidir. İnek sütü protein içeren bir gıdayı diline bile sürmesi ciddi sonuçlara neden olabilir. Onun için çok dikkatli olunmalıdır.

    5- İnek sütü yerine keçi sütü verebilir miyim?
    İnek sütü alerjisi olan çocuklar diğer hayvan sütlerine de genellikle alerjiktir. İnek sütüne alerji olan çocukların %80’ninde keçi sütü alerjisi de vardır.

    İnek sütü alerjisi teşhisi konumuş bir çocuğa keçi sütü veriliyor ve bir sorun olmuyorsa büyük bir ihtimalle inek sütü alerjisi teşhisinde sorun vardır.

    Keçi sütü besin değeri düşük olduğu için uzun süre boşu boşuna keçi sütü vermiş olabilirsiniz. Bu da çocuğun beslenmesini kötü yönde etkliyebilir. Bu nedenle inek sütü alerjisinde keçi sütü verilmişse bu teşhisin teyit edilmesi için çocuk alerji uzmanına gidilmesi gerekir. Gerçek inek sütü alerjisinde kesinlikle keçi sütü tercih edilmez.

    6- Epinefrin (Adrenalin) oto-enjektör nasıl kullanılır?
    İnek sütü alerjsi olan çocukların aileleri yanlarında epinefrin oto-enjektör bulundurmalıdır.
    Yanlışlıkla inek sütü alerjisi olan bir çocuk inek sütü almış ve ciddi alerjik reaksiyon gelişmişse (Vücutta kızarıklık, kaşıntı, nefes sıkışması gibi) adrenalin yapılması çok önemlidir.
    Çocuğun bacağının sağ tarafından ve dizden 4-5 parmak yukarıdan uygulanmalıdır. Bu oto-enjektörlerin özelliği enjektörün arka kapağı çıkarıldıktan sonra bacağın sağ yanında 90 derece açıyla basınç uygulanır 10 saniye tutulursa enjektör kendi kendine enjekte etmektedir.
    Bu ilaç Türkiye’de olmadığından yurtdışından getirtilmelidir. Bunun için Eczacılar odası ile temasa geçilebilir.

    7- İnek sütü alerjisi düzelir mi?
    İnek sütü alerjisinin düzelmesi birlikte astım ve alerjik nezlenin olup olmamasına, teşhis konulan yaşa, başka gıdalara alerji olup olmamasına ve alerjinin şiddetine gore değişebilmektedir. Genellikle hafifi inek sütü alerjileri 1 yaşına kadar düzelir. 1 yaşına kadar düzelme %45-55, 2 yaşına kadar %60-70, 3 yaşına kadar %80-90 ve 5 yaşına kadar %90 düzelme görülür. Bu oranlar çeşitli çalışmalarda farklılık gösterebilmektedir.

    8- İnek sütü alerjisine hangi doktor bakmalıdır?
    İnek sütü alerjisi teşhis, tedavi ve izleminde özel eğitim alan uzmanlar Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlarından Çocuk Alerji üst ihtisası yapıp çocuk alerji uzmanı olan uzmanlardır.

  • Alerjik astım

    Alerjik Astım Nedir?
    Astım, hava yollarında çeşitli nedenlerle oluşan hasarlanma sonucu meydana gelen hassasiyet ile sık sık öksürük, hırıltı, nefes daralması gibi şikayetlerinin görülmesidir. Astım hastalığınaalerjik bronşit veya spastik bronşit de denilmektedir.

    Çocuklarda Astım Sıklığı
    Bilimsel araştırmaların bize vermiş olduğu sonuçlara göre ; astımın çocuklarda görülme sıklığı %10-20 civarındadır. İstanbul genelinde ise her 7 çocuktan birinde astım vardır.

    Aşağıdaki belirtilerden herhangi biri çocuğunuzda mevcutsa astım hastalığında şüphelenilmelidir:

    Çocuğunuzun göğsünde özellikle nefes verme sırasında hırıltı (hışıltı) sesi duyulması

    Sık sık öksürük olması, öksürüğün özellikle geceleri artması ve şiddetli öksürükten dolayı uykudan uyanma

    Tekrarlayan hırıltı (hışıltı)

    Sık sık ve tekrarlayan nefes sıkışması

    Öksürüklerin özellikle bazı mevsimlerde artış göstermesi

    Hareketin artması halinde (egzersiz, oyun oynama, koşma gibi) veya terlediği zaman öksürük ve hırıltının artış göstermesi

    Sık sık gribal enfeksiyon sonrası öksürük ve nefes sıkışmalarının olması ve bu şikayetlerin 2 haftadan uzun sürmesi

    Sigara, deterjan, boya gibi kimyasal madde kokularına karşı aşırı hassasiyet

    Çocukta egzema, alerjik nezle görülmesi

    Ailede veya akrabalarda astım, alerjik nezle, egzema, gıda alerjisi, ilaç alerjisi gibi alerjik hastalıkların olması (alerjik hastalıklar genellikle genetik olarak ortaya çıkar ve ailenin diğer bireylerinde de görülebilir.)

    Öksürük, nefes darlığı gibi belirtilerin ventolin, bricanyl gibi nefes açıcı sprey veya nebul tedavileri ile rahatlaması

    Astımda Görülen Öksürüğün Diğerlerinden Farkı

    Öksürük özellikle uyuduktan 1-2 saat sonra veya sabaha doğru olur,

    Öksürük veya hışıltı nedeniyle gece uyanma olur,

    Oyun oynadıktan veya egzersiz yaptıktan sonra öksürük artar, çok fazla gülmek ve çok fazla ağlamak öksürüğü şiddetlendirir.

    Öksürük inatçı olup, balgam çok zor sökülür.

    Astım Teşhisi
    Astım belirtileri olan çocukların “Çocuk Alerjisi” uzmanlarınca değerlendirilmesi şiddetle önemlidir.
    Çocuk alerji uzmanının muayenesinin ardından eğer astım düşünülüyorsa gerekli testlerin yapılması gerekir. Çocuklarda astım %80-90 alerjik olduğu için ciltten alerji testi yapılması oldukça ehemmiyetlidir. 6 yaşından büyük çocuklarda solunum fonksiyon testleri yapılır. Verilen nefeste NO testi yapılabilir. Gerekli olan durumlarda kan testleri ve ter testi yapılır ve bu sonuçlara göre çocukta astım olup olmadığına karar verilir.

    Alerji testleri alerjik hastalığın ne olduğuna göre farklılık göstermektedir.
    Cilt alerjileri, egzama, gıda alerjileri gibi asıl sebebin gıda alerjisi olduğu düşünülen alerjik hastalıklarda 1. aydan itibaren alerji testi yapılabilmekle birlikte ; astım ve alerjik nezle gibi daha çok polen, ev tozu akarı benzeri nefes yoluyla alerji oluşturan alerjik hastalıklarda 1-2 yaşından sonra yapılması uygun görülmektedir.

    Astım Tedavisi
    Astım tedavisi çocuklarda olumlu sonuçlar vermektedir. Sebep olan alerjenden korunma, ilaç tedavisi ve dil altı damla ve cilt altı enjeksiyon olarak iki ayrı aşı tedavisi bulunmaktadır. Tedavi seçiminin hastaya göre belirlenmesi ve ilaçların doğru teknikle kullanılması tedavi başarısındaki en önemli unsurlardır.

  • Çocuklarda ilaç alerjisi

    İlaç alerjisi
    Hastalıkların teşhisinde ve tedavisinde kullanılan antibiyotik, ağrı kesici, lokal anestezik maddeler (diş çekimi ve küçük cerrahi işlemlerde kullanılan), genel anestezi ilaçları, radyolojide kullanılan radyonkontrast maddeler gibi çeşitli ilaçlara karşı gelişen istenmeyen veya beklenmeyen aşırı duyarlılık reaksiyonlarına ilaç alerjisi denilmektedir.

    Kullanılan ilaçların %15-25’inde istenmeyen ilaç reaksiyonları gelişmektedir. Ciddi olabilecek ilaç reaksiyonları ise %1-2 oranında görülmektedir.
    İlaç reaksiyonları ilaçların kesilmesine, yerine alternatif tedavilerin başlanmasına ve zaman alıcı tetkiklerin yapılmasına neden olabilmektedir.

    İlaca bağlı aşırı reaksiyonlar insanların yaşam kalitesini düşürmekte ve yakınlarının psikolojisini etkilemektedir. Bu nedenle ilaç alerjisi teşhisi konulması çok önemlidir. Çünkü gerçek ilaç alerjisi olmayan çocuklara gereksiz yere alternatif tedavi verilmesi ile karşı karşıya kalabiliriz. Ayrıca gerçek ilaç alerjisi olan bir çocuğa alerjik olduğu ilacın verilmesi ile çok ciddi ilaç reaksiyonlarıyla ve hatta ölümle sonuçlanabilecek alerjik şokla karşı karşıya kalabiliriz. İlaç alerjisi düşünülen çocuklara alerji riski düşük alternatif tedavi tercih edilmeli ve ilaç alerjisininkesin teşhisinin konulması için çocuk alerji uzmanlarına yönlendirilmelidir.

    İlaç alerjisi gelişimi
    İlaç reaksiyonları immünolojik ve immünolojik olmayan mekanizmalarla gelişebilmektedir.

    İmmünolojik olmayan mekanizmalarla gelişen ilaç reaksiyonlarında; ilaç doğrudan mast hücresi ve bazofiller dediğimiz hücrelere etki ederek bu hücreler içinde bulunan bazı maddeler
    salgılanır. Bu maddeler histamin, prostaglandin gibi ilaç reaksiyonuna neden olan maddelerdir. Özellikle ağrı kesici ilaçlar, tansiyon düşürücü olarak kullanılan ACE inhibitörü ilaçlar bu şekilde reaksiyonlar yapabilir.

    İmmünolojik tipte olan ilaç reaksiyonları ise Tip1, tip 2, tip 3, tip 4 ve nedeni bilinmeyen reaksiyonlar olmak üzere 5 farklı tipte ilaç reaksiyonlarına neden olabilmektedir. En ciddi ve ölümcül olabileni çok ani gelişen ve ölümcül olabilen Tip 1 alerjik reaksiyonlardır.

    İlaç alerjisi belirtileri
    İlaç alerjisinde en sık görülen belirti deride kaşıntılı döküntü olmasıdır. Bu kaşıntılı döküntüye ürtiker de denilmektedir. Göz kapaklarında ve dudakta şişme görülebilir, eklemlerde ağrılı şişme görülebilmektedir.

    Damar iltihabı dediğimiz vaskülit ve serum hastalığı da ilaç alerjisinin belirtisi olabilir.

    Bazen deride ve ağız içinde ciddi döküntü ve soyulmalar ile gide Steven Johnson sendromu, toksik epidermal nekroliz gibi ciddi cilt döküntüleri yapabilir.

    İlaç yan etkisinin tek belirtisi ateş de olabilir. İlaca bağlı ateş genellikle ilacın kesilmesinden 48-72 saat sonar ateşin düzelmesi ile anlaşılmaktadır.

    Serum hastalığı ise ilaç alımınından 6 ile 21 gün sonra ateş, halsizlik, ciltte döküntüler, eklem ağrısı ve lenf bezlerinde büyüme şeklinde belirti vermektedir.

    Bazen de ciddi ilaç alerjilerinde nefes sıkışması, tansiyon düşüklüğü, kramp tarzında karın ağrısı şeklinde alerjik şoka neden olarak ölüme neden olabilir.

    Başlıca ilaç alerjisi yapan ilaçlar şunlardır:
    -Penisilin, sefalosporinler, sulfanamidler ve diğer antibiotikler
    Penisilin alerjisi sıklığı %1 ile %10 arasında değişmektedir. Hayatı tehdit eden alerjik reaksiyon sıklığı ise yüz binde bir ile beş arasında değişmektedir.

    -Radyokontrast maddeler
    Hem alerjik hem alerjik olmayan reaksiyonlara neden olurlar. Alerjik olmayan ilaç reaksiyonları radyokontrast madde vermeden önce bazı ilaç reaksiyonlarını önleyebilen ilaçların verilmesiyle önlenebilir.

    -Lokal anestezikler
    Lokal anesteziklere karşı gelişen alerjik reaksiyonlar nadirdir. Reaksiyonlar genelde ilacın içinde bulunan koruyucu maddelere ve epinefrine karşıdır.

    -Genel anestezikler
    Genel anestezi esnasında anaflaksi gelişmesi oldukça nadirdir. Anestezi sırasında gelişen reaksiyonların %60 ile %70’i nöromusküler ilaçlara, %15’i latekse karşı gelişmektedir. Daha az sıklıkta ise hipnotiklere, antibiotiklere, plazma ürünlerine ve morfin benzeri ilaçlara alerji gelişebilmektedir. Anesteziden hemen sonra gelişen reaksiyonlar daha çok anestezik maddelere bağlı reaksiyonlarken anesteziden 1 saat sonra gelişen reaksiyonlar daha çok latekse ve kullanılan kimyasal antiseptiklere bağlıdır.

    -Asetil salisilik asit ve diğer ağrı kesici ilaçlar,
    Asetil salisilik asit gibi non-steroid antiinflamatuar ilaçlar en sık görülen ikinci ilaç reaksiyonlarıdır. Astımı ve nazal polipi olan yetişkinlerde asetil salisilik asit duyarlılığı %25’e kadar ulaşmaktadır.

    -Konvulziyon ilaçları
    Özellikle fenitoine bağlı alerji sık görülmektedir.

    İlaç alerjisi için riskli kişiler
    -İlaç alerjisi nedenlerinden en önemlisi genetik yatkınlıktır. Genetik yatkınlık dışında yaş önemli bir faktördür.
    -Özellikle genç ve orta yaştaki erişkinlerde daha sık görülmektedir.
    -Erkeklere göre kızlarda daha çok görülmektedir.
    -Herpes virüsler ve HIV enfeksiyonu ilaç alerjisi riskini artırmaktadır.
    -Daha önceden ilaç alerjileri olmuşsa, risk artmaktadır.
    -Bazen de ilaçların özellikleri de önemlidir. Özellikle immünolojik özelliği yüksek olan ilaçlar daha fazla ilaç reaksiyonu oluşturmaktadır.
    -İlacın alınma yolu da önemlidir. Örneğin damar yolundan verilen ilaçlar ağızdan alınan ilaçlara göre daha fazla reaksiyon oluşturmaktadır.
    -İlacın verilme süresi ve sıklığı da ilaç alerjisi gelişmesini etkilemektedir.

    Ailesinde alerjik hastalık olan ve alerjik hastalık gelişme riski yüksek olan çocuklarda ilaç alerjisi riski sağlıklı çocuklara göre daha yüksek risk oluşturmaz.Ancak bu çocuklarda gelişen ilaç alerjisi reaksiyonları daha ciddi reaksiyonlar oluşturmaktadır.

    İlaç alerjisi teşhisi
    İlaç alerjisi teşhisinde en önemli etmen aileden alınan ayrıntılı bilgidir. Çocuğun daha önce kullandığı ve halen kullanmakta olduğu ilaçlar sorgulanmalıdır. İlaçların uygulama dozu, süresi, zamanlaması, ilaç alımından ne kadar süre sonra belirtilerin olduğu doğru olarak bilinmelidir.

    İlaca bağlı gelişen reaksiyonlar dikkatlice değerlendirilmeli, çocuğun muayenesi yapılmalıdır. İlaç alerjisinde en önemli bulgu deride görülmektedir. Deride yaygın döküntü olur. Kaşıntı genelde birlikte vardır. Deride döküntü ilaç alımından sonra en geç 3 haftada çıkar. Genelde gövdede yoğunlaşmıştır. Birlikte kaşıntı varsa tip 1 reaksiyonu düşündürür. Birlikte kaşıntı yoksa idiyopatik tipte (sebebi bilinmeyen) alerjik reaksiyonları akla getirmelidir.

    Serum hastalığı tipinde ilaç alerjileri ise ateş, halsizlik, eklem ağrıları ve lenf bezlerinde büyüme yanında deri bulguları ile karşımıza gelmektedir.
    İlaç alerjisi düşünülen çocuklara ilaç alerjisi testi ve yükleme testi yapılmaktadır.

    İlaç alerjisi testi
    Deri prick testi (alerjenin derinin epidermis tabakasına lanset ile uygulanması) ve intradermal test (alerjenin derinin dermis tabakasına enjeksiyon yoluyla uygulanması) Tip 1 yani IgE aracılıklı alerjilerin tanısında kullanılmaktadır.

    Deri testi uygulanması penisilin, lokal anestezik maddeler, kas gevşeticiler ve insülin veya monoklonal antikorlar gibi yüksek molekül ağrırlıklı ilaçlar için standardize edilmiştir. Bu ilaçlar ile yapılan deri testlerinin pozitif olması antijene özgü ıgE varlığını doğrular ve tip 1 alerji reaksiyonu tanısını koydurmaktadır.

    Penisilin alerjisi için yapılan deri testinin negatif olması penisilin alerjisinin dışlanması için yeterlidir. Diğer ilaçlar ile yapılan deri testlerinin negatif olması tek başına kesin tanı koydurucu değildir. Penisilin dışındaki ilaçlar için deri testine ek olarak spesifik immunglobulin E değerlerine bakılabilir. Anca ilaçlara karşı spesifik immunglobulin E değerlerinin güvenli değer aralıkları henüz tam bilinmemektedir. Ayrıca maliyetlidir ve deri testlerine göre duyarlılığı düşüktür.

    İlaç yama testi alerjenlerin aluminyum disk içinde sırta yapıştırılması ve en az 48 saat süre cilde teması esasına dayanmaktadır. İlaç yama testi özellikle kontakt dermatit ve geç tip ilaç reaksiyonlarının tanısında kullanılmaktadır.

    İlaçlara karşı alerji testi için öncelikle test edilecek ilaçlar belirlenir. İlacın konantrasyonu en az riskliden normal doza kadar farklı konsantrasyonlarda hazırlanır. Önce normal cilt alerji testi yapılır ve arkasından cilt içine 20 dakika aralarla alerji testi uygulanır. Alerji testi bittikten sonra eğer alerji saptanmamışsa ilaç uygulanır ve reaksiyon verip vermediği test edilir. Bu testin sonucuna göre karar verilir. Test süresi 2 ile 3 saat arasında sürmektedir.

    Deri testleri, intradermal testlerin ve spesifik Ige testlerinin uygulamasında ve değerlendirilmesinde yapılabilecek hataların ciddi ilaç reaksiyonlarına ve hatta alerjik şok gibi ölümle sonuçlanabilen durumlarla karşı karşıya kalınma riski olmasından dolayı bu testlerin ancak ilaç alerjileri konusunda deneyimli alerji uzmanlarınca ve alerjik şok tedbirlerinin sağlandığı hastane ortamında yapılması çok önemlidir. Tanıda zorlanılan vakalarda ilaç provakasyon testi yapılabilir.

    EN ÇOK SORULAN BEŞ SORU

    1- İlaç alerjisi testi kimlere yapılır?
    -İlaç alerjisi şüphesi olanlara yapılmaktadır. İlaç alımından hemen sonra veya saatler içinde vücutta döküntü, kaşıntı şeklinde tip 1 reaksiyonu düşündüren alerji belirtileri gelişmişse ilaç alerjisi şüphesi vardır.
    -İlk defa kullanılacak ilaçlara karşı alerji testi yapmaya gerek yoktur. Çünkü ilaç alerjisi gelişebilmesi için daha önceden bu ilacın alınmış olması gerekmektedir.

    2- İlaç alerjisi testi ne zaman yapılır?
    İlaç alerjisi gelişen çocuklarda ilaç alerjisi düzeldikten 1-1.5 ay sonra alerji testi yapılmalıdır. Genellikle 1 yaşından sonra yapılmaktadır.

    3- İlaç alerjisi testi yapmadan önce dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
    İlaç alerjisi testinden 1 hafta önce testi etkileyebilecek soğuk algınlığı ilaçları, alerji ilaçları gibi bazı ilaçların kesilmesi gerekir. Bu nedenle mutlaka testten bir hafta önce doktorunuzla iletişime geçmelisiniz.

    4- Aspirin alerjisi nasıl anlaşılır?
    Cilt testleri ile teşhis konulmaz. İlacın çok küçük dozlardan başlanıp dozu artırılarak uygulanan yükleme testiyle teşhis konulur.

    5- İlaç alerjisi tedavisi nedir?
    Öncelikle hayati önemi olmadıkça alerjisi olan ilaç kullanılmamalıdır İlac alerjisi ihtimali olmayan alternative ilaçların kullanılması tercih edilmelidir. İlacın kullanılması hayati önem taşıyorsa çocuk alerji uzmanı gözetiminde küçük dozlarla başlanarak vücudun alıştırılıp verilmesi (dezentizasyon) yöntemi ile kullanılır.

  • Bahar alerjisi

    Bahar alerjisi

    Bursa ili ve çevresi özellikle polenler açısından ülkemizin en alerjik bölgelerinden biri.

    İlkbaharın girişinde dışbudak ve ardıç; ilkbaharda çınar,meşe ve çimen; devamında zeytin ağacı ve kestane ağacı polenleri geliyor!!!

    Alerjik rinit (saman nezlesi) ve alerjik konjonktivit (alerjik göz nezlesi) bu mevsimde sık görülen alerjik rahatsızlıklardır.

    Hapşırık, burun akıntısı, burun kaşıntısı ve tıkanıklık; gözlerde kızarma, yaşarma ve kaşıntı şikayetleri görülür. Ağız solunumu yapılmasına bağlı sıklıkla ağız kokusu vardır. Özellikle göz altı koyuluğu, burun üstünde yatay çizgilenme, çocuğun eliyle burnunu yukarı doğru (selam verir gibi) kaşıması dikkat çekicidir.

    Ayrıca bazı hastaların özellikle sabahları, egzersizle ya da polen bulunan ortamda öksürük, hırıltı ve/veya nefes darlığı gibi astım düşündüren şikayetleri de olabilir.

    Yukarıda anlatılanlara benzer şikayetleri olan çocukların bir Çocuk Alerji Uzmanı tarafından görülmesi, alerji testlerinin yapılması, bahar mevsimini rahat geçirmesi için ilaç tedavisi ve gerekiyorsa bir sonraki mevsime kadar aşı tedavisinin başlanması gerekebilir.

  • Alerjik bronşit / astım ergenlikte geçer mi?

    Alerjik bronşit / astım ergenlikte geçer mi?

    Çocukluk çağında astım tekrarlayan ataklar halinde görülen öksürük, hırıltı ve nefes almada zorluk belirtileri ile seyreder. Bu belirtiler bronş gevşetici ilaçlarla, bazen de kendiliğinden düzelir. Bir süre sonra yeni üst solunum yolu enfeksiyonları ile uyaran ile tekrar aynı belirtiler ortaya çıkar. Astımı olan bir çok çocuk hareket ettiğinde öksürdüğünden fiziksel aktiviteleri kısıtlanmış olarak yaşar. Aktivitesi kısıtlanan çocuk kilo almaya başlar ve kilo astım sorununu çoğu zaman kötüleştirir. Ataklar nedeniyle okul kaybı yaşanır. Gece öksürük ve nefes darlığı belirtileri arttığı için uyuyamayan çocuğun çoğu zaman okul başarısı da düşer. Aileler çoğu zaman büyüdükçe geçer umuduyla kısmen tedavi olarak, kısmen de bu duruma katlanarak ergenlikte çocuklarının iyileşmesini beklerler. Peki; sanıldığı gibi çocuklarda astım büyüdükçe geçer mi?
    ÇOCUKLARDA ASTIM % 90 ALERJİKTİR !
    Çocuklarda astım % 90 alerjik kökenli olduğundan “alerjik bronşit” ve “çocukluk çağı astımı” eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Astım ilk belirtisini genellikle ilk 3 yaş içinde verir. Bu yaşlarda astım tanısı alan çocukların yaklaşık yarısı 6 yaşına geldiğinde hastalığı atlatır. Hangi çocukların hastalığı 6 yaşında atlatabildiği anne babaların sıklıkla hekimlere yönelttiği bir sorudur.
    ALERJİK ASTIM BÜYÜYÜNCE GEÇMEZ!
    Alerjik astım, toplumda hakim olan görüşün aksine büyüyünce atlatılamaz. Sadece alerji saptanmayan çocuklar sıklıkla 6 yaş civarı astımı yenerler. Alerjik olup astım belirtileri 6 yaşından sonra da devam eden çocukların yaklaşık % 50'sinde 18 yaşında hastalık bulgularının kaybolduğu gözlenir. Ancak bu iyileşme geçicidir. Alerji devam ettiği sürece ergenlikte hastalığı atlattığı düşünülen çocukların büyük bir kısmı 30'lu yaşlarda yeniden astım atakları geçirmeye başlar.
    KORTİZONLU ASTIM İLAÇLARI HASTALIĞI ORTADAN KALDIRMAZ! SADECE BASKILAR!
    Çocuklarda ve erişkinlerde astım çok düşük dozlu kortizonlu ilaçlar ile tedavi edilir. Bu ilaçlar astım ataklarını önlemede, erişkin hastaların, çocukların ve ailelerin hayat kalitesini yükseltmede son derece etkili ilaçlardır. Kullanıldıkları sürece çok etkilidirler. Ancak, kortizonlu ilaçlar alerjik astımı ortadan kaldırmaz, sadece baskılar. Altta yatan alerji devam ettiği sürece kortizonlu ilaçlar kesilince astım belirtileri tekrar ortaya çıkar.
    ALERJİK ASTIM VE ALERJİK NEZLE: “TEK HAVA YOLU, TEK HASTALIK”
    Gerek çocuklarda gerekse erişkinlerde alerjik astım sıklıkla alerjik nezle ile birlikte görülür. Havayolu üstte burun, altta ise bronşlarla devam eden bir bütündür. Alerji ne tek başına bronşları ne de tek başına üst solunum yolunu tutar. Hava yolu bir bütün olarak alerjiden etkilenir. Sadece astım tedavisi alan bir kişide eğer alerjik nezle tedavi edilmezse; astım da tam anlamıyla kontrol altına alınamaz. Hava yolunu bir bütün olarak tedavi etmenin tek yolu alerjinin tedavi edilmesidir.
    ALERJİ TEDAVİSİ ÇEVRE ÖNLEMLERİ İLE BAŞLAR!
    Alerjik olunan maddeden mümkün olduğunca uzak durmak alerjiyi kontrol etmenin en önemli yoludur. Dünya'da ve Türkiye'de çocuklarda astıma yol açtığı bilinen en sık alerji ev tozu akar alerjisidir. Ev tozu yaşamımızdan uzaklaştırmakta zorlandığımız ancak gözle görmediğimiz için zaman zaman varlığından bile haberdar olmadığımız ciddi bir sağlık tehditi haline gelmiştir. Ev tozlarının içinde yaşayan akarlar (mite'lar) vücut parçacıkları ve dışkı atıklarıyla çocuklarda alerjik reaksiyona yol açar. Bu maruziyet sonrası hassas bir hava yoluna sahip olan çocuklar sıklıkla okul enfeksiyonlarının ; sigara dumanının veya kimyasal bir maddenin tetiklemesiyle atak geçirirler. Alerjisi olan bir çocuğun evinde ev tozunu azaltmak hastalık şikayetlerini belirgin azaltacaktır. Halıların kaldırılması ilk adım olmalıdır. İkinci adım ise çocuğun yatağına ev tozlarını yataktan yukarı geçirmeyen özel kılıflar koymaktır. Tüm bunlarla beraber çocuğa sigarasız bir ortam sağlamak ve kimyasalları yaşamından mümkün olduğunca uzaklaştırmak ilaçsız da astım kontrolü sağlamanın ilk adımı olacaktır.
    ALERJİK ASTIMI İYİLEŞTİRMENİN TEK KÖKTEN ÇÖZÜMÜ ALERJİNİN TEDAVİSİDİR !
    Alerjik astımı iyileştirmenin tek kökten çözümü alerjinin tedavi edilmesidir. Alerji iki şekilde tedavi edilir. Birinci ve en önemli yol alerjik olunan maddeden uzak durmaktır. Özellikle ev tozu, küf ve hayvan alerjisi gibi ev içinde önlem almaya uygun bir alerji türü varsa bu yol astım şikayetlerini kontrol almada oldukça etkilidir. Halıların evden uzaklaştırılması ve yatağa alerjik maddeleri geçirmeyen özel kılıflar takılması alerji tedavisinin temelini oluşturur. Bu önlemlere rağmen alerji yapıcı maddeyi hayatımızdan tam olarak uzaklaştırmak mümkün olmaz. Okullarda ev tozu akarı sorun olmaya devam eder. Baharda polenlerden uzak durmak mümkün değildir. Hastalar ister istemez hayatlarını sürdürmek için ev dışına çıkmak zorundadır.
    EN ETKİN ALERJİ TEDAVİSİ: AŞI TEDAVİSİDİR!
    Bu aşamada ikinci ve en önemli alerji tedavisi gündeme gelir. Aşı tedavisinde amaç önlem almamıza rağmen çevremizde bulunmaya devam eden alerjik maddeye vücudun reaksiyon vermesinin önlenmesidir. Bu hedefe ulaşmayı sağlayan, bağışıklık sistemini saptığı alerjik yoldan normal rotasına oturtabilecek tek tedavi yöntemi “Aşı Tedavisidir”. Aşı tedavisi bilinen en eski alerji tedavi yöntemidir. İlk uygulamalar iğne aşı şeklinde olmuştur. İğne aşı uygulamasında alerjik olunan madde çok hızlı bir şekilde vücuda zerk edildiğinden hayatı tehdit edici ağır alerjik reaksiyonlar görüldüğünden zamanla gittikçe daha az tercih edilir olmuştur.
    GÜNÜMÜZDE EN ÇOK TERCİH EDİLEN ALERJİ TEDAVİSİ: DİL ALTI DAMLA AŞILAR
    Günümüzde daha güvenilir olması nedeniyle gittikçe daha çok tercih edilen “Dilaltı damla aşılar” alerji tedavisinin odağı olmuştur. Aileler tarafından evde uygulanan hekim gözetimi gerektirmeyen bu aşılar hastalığın büyüdükçe atlatılmasını sağlayacak tek güvenli ve etkili alerji tedavisidir. Bu nedenle alerjik astım tanısı almış; koruyucu (kortizonlu) ilaç gereksinimi olan her çocuğun dilaltı damla aşıya uygunluk açısından değerlendirilmesi gerekir. Uygun olduğu taktirde bir çocuk alerji uzmanı kontrolünde bu tedaviyi almaları alerjinin ve astımın yenilmesinde yardımcı olacaktır.