Etiket: Alerjik

  • Kefir ve alerjik hastalıklar

    Kefir diğer fermente süt ürünleri olan yoğurt ve peynir kadar sık tüketilmemekle birlikte 100 yılı aşkın süredir sağlığa olan yararları nedeniyle özellikle Kafkas dağlarındaki yerel halk tarafından tüketilmektedir. Kefir hafif yoğun yapıda ve ekşimsi tadı olan bir içecektir. Geleneksel olarak inek sütünden yapılmakla birlikte keçi koyun ve soya sütünden de yapılabilir. Kefirin oluşması için fermentasyon sırasında kefir taneciklerine ihtiyaç vardır. Bu kefir tanecikleri protein ve polisakkarid (şeker) yapıdadır ve kefirin fermentasyonu için gerekli bakteri ve mantar türleri içerirler. Geleneksel olarak fermente olmamış sütün koyun veya keçi derisinden yapılmış kesenin içindeki fermentasyonu sırasında elde edilen kefir tanecikleri kullanılır. Endüstriyel kefir üretiminde aynı kefiri elde edebilmek için kefir tanecikleri yerine kefir veya kefir taneciklerinden izole edilen mikroplar fermentasyon için kullanılır.

    Kefiran ise kefir taneciklerinin büyük bir kısmını oluşturan şeker yapıda bir maddedir. Aynı zamanda kefirin içinde de çözünerek akışkan yapıyı sağlar.

    Kefirin Bakteri içeriği nasıldır?

    Kefir 100 yıldan fazla süre önce taze sütün ortam ısısında mayalaşmasıyla oluşan kefir tanecikleri ile üretimi başladı. Bu süre içerisinde kefir taneciklerindeki mikrop yapısı da değişti, yeni bakteriler eklendi bazıları azaldı ve maya yapısında da değişiklikler oldu.

    Kefir tanecikleri ile fermente sütün (kefirin) bakteri yapısı arasında farklılıklar vardır.

    Her ikisin de de acetobacter, lactobacillus, lactococcus, leuconostoc bulunurken kefir taneciklerinde baskın tür Lactobacillus, fermente sütte ise (kefir) Lactocococus’dur.

    Kefirin maya içeriği nasıldır?

    Kefirde bulunan geniş ve çeşitli bakterilere ek olarak bakterilerle yararlı şekilde çalışan mantar (maya) popülasyonu da bulunmaktadır. Kefir taneciği ve kefir süründe başlıca Saccaromyces, Kluyveromyces ve Candida’dır. Kefir tanecikleri içindeki bakteri popülasyonunun tersine maya içeriği tanecikler arası değişkenlik gösterir.

    Kefir ve Anti-alerjik Etkileri

    Alerjik hastalıklar özellikle besin alerjisi ve astım son yıllarda giderek artmaktadır. Çalışmalar barsak mikrobiota içeriğinin bu hastalıklarala ilişkili olabileceğini göstermiştir.

    Barsaklarında Bifidobacteriım ve Lactobacillus türleri içeren bebeklerde daha az alerjik hastalık olduğunu göstermiştir. Hayvan çalışmalarında kefirin bu etkiyi yaptığı gösterilmiştir.

    Besin alerjisinin ortaya çıkmasına sebep olan vücudun bağışıklığının alerjik şikayetler ortaya çıkaracak şekilde çalışmasıdır. Çalışmalarda laktik asid olamayan bakteri (Acetobacter) bu yanıtın azaldığı gsterilmiştir.Kefir bu bakteri açısından zengindir

    Astımlı farelerde yapılan çalışmalarda ağızdan kefir uygulanmasıyla bronşlardaki hassasiyetin iyileştiği görülmüştür. Aynı zamanda kefir alan farelerin akciğer sıvılarında alerjik hastalıklar sırasında artan moleküllerin azaldığı görülmüştür.

    Başka bir çalışmada kefirden izole edilen Lactobacil’lerin uygulanmasıyla bu farelerde görülen alerjik yanıtın azaldığı ve alerjik yakınmaları azaltan hücrelerin arttığı görülmüştür.

    Alerjik hastalığı olan bireylerde bağışıklık yanıtı sağlıklı kişilerde sorun yaratmayan (ev tozu, polen) maddelere aşırı yanıt vermekle oluşur. Kefirin bağışıklık sistemindeki bu dengesizliği düzenleyici hücreleri arttırarak daha dengeli hale getirdiğine dair kanıtlar vardır.

  • Alerji bulguları

    Herhangi bir alerjene karşı duyarlılığı olan bireylerde alerjen ile karşılaşıldığında mast hücrelerinden salınan histamin ve diğer maddelerin etkisiyle çeşitli bulgular ortaya çıkar. Bu alerjenlere bağlı olarak görülen bulgular kişiler arasında ve aynı kişide organlar arasında farklılıklar gösterebilir. Yani bir alerjen bir kişide alerjik rinit semptomlarına neden olurken diğer kişide astıma neden olabilir. Semptomların şiddeti de keza farklılıklar gösterebilir.

    Alerjik hastalıkların en sık görüldüğü organlar burun, sinüsler, göz ve akciğerlerdir. Ancak sindirim sistemi, deri ve damarlar da alerjik hastalıklardan etkilenebilir.

    Alerji bulgusunun türü ve şiddeti hastanın genetik yapısına, alerjenin tipine ve yoğunluğuna bağlı olarak ortaya çıkar.

    Alerjenlere bağlı olarak görülen bulgular aşağıda özetlenmiştir.

    Burun akıntısı, kaşıntı, hapşırma

    Öksürük, hışıltı, nefes darlığı

    Ciltte kaşıntı ve kızarıklık (kurdeşen)

    Dudak ve göz çevresinde şişlik

    Gözlerde kaşıntı ve kızarıklık

    Dudaklarda, ağız içerisinde ve boğazda kaşıntı

    Bulantı, kusma ve ishal

    Bu bulguların hafif olabileceği gibi ölümcül sonuçlanabilecek anafilaksi gibi de ağır seyredebileceği unutulmamalıdır.

    Unutmayın!

    Alerjik hastalık algısı oldukça yaygındır. Bir çok alerji benzeri semptom ve bulgu (özellikle cilt bulguları) yanlış olarak alerjik hastalıklara yorumlanmaktadır. Bu durum gereksiz tetkiklerin yapılmasına ve tedavilere neden olmaktadır. Alerji ve immünoloji uzmanı tarafınızdan klinik ve laboratuvar olarak değerlendirilmeniz ile bu durumu açıklığa kavuşturabilirsiniz.

  • Hırıltılı öksürük

    Hırıltılı öksürük

    TEKRARLAYAN HIRILTI-BRONŞİT-ASTIM .

    Astım hava yollarının tekrarlayan enflamatuar bir hastalığıdır. Ülkemizde çocuklarda görülen en sık kronik hastalıktır ki bu oran %6-8 olarak ifade edilir. Duyarlı kişilerde nöbetler halinde gelen hırıltı, hışıltı, nefes darlığı, öksürük özellikle gece öksürüğü ve sabaha karşı olan öksürük, en önemli belirtilerindendir. Astım oluşturan sebepler alerjik ve non-alerjik (allerjik olmayan) olarak iki başlıkta incelenir. Astım her yaş grubunda olabilmekle beraber genellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda bronşiolit, bronşit, biraz balgamı var, hışıltılı çocuk gibi isimlendirilmelerle tanı söylenmekte olup, bir kısmı tıbbi bir kısmı halk diliyle, aslında çocuğunuzun solunum yolları problemli denmeye çalışılmaktadır. Bazen hastalar öyle geçişkendir ki iki teşhis aynı anda kullanılabilmektedir. Hastalık alerjik ise; ailede astım, alerjik nezle-saman nezlesi, egzema gibi bir hastalığı olan ebeveyn muhakkak sorgulanır. Nasıl ki çocuğumuzun gözleri dayısına benzemişse, ev tozu, polen gibi bronş alerjik duyarlılığı da ona benzeyebilir. Yani alerji genetik geçişli olabilir. Ama diğer taraftan ailede olmasa da, zaman içinde çocuğumuz duyarlanarak, herhangi bir maddeye alerjik tepki geliştirebilir. Bazen 5 yaşında bir hastaya polen alerjisi var dediğimizde “Bugüne kadar yoktu nasıl olur?” diye sorar. Halbuki daha ileri yaşlarda da alerji geliştiği bilinen bir bilimsel gerçekliktir.

    Alerjinin olmadığı astım-bronşit vakalarında, özellikle gece beslenen ve bu nedenle reflü hastalığı geliştirdiğimiz çocukları görmekteyiz. Alerjinin olmadığı diğer bir büyük grupta viral üst solunum yolu hastalıklarından dolayı bronş darlığı yaşayan hastalarımızdır. Bu durumda alerji yaratan etmenlerden; kirli havadan koruduğumuz, viral enfeksiyon maruziyetini azaltıp aşılarla ve bazı ilaçlarla, direncini yükselttiğimiz ve gece beslenmesini kesip reflü tedavisi yaptığımız çocukların büyük çoğunluğu, bu hastalığa karşı tedavide başarılı olacaktır.

    En sık rastladığımız alerjenler; ev tozu ve akarları, polenler, tüy döken ev hayvanları , küf mantarlarıdır. Bunlarla mücadelede ev içi nemin%50 civarında tutulması, evde çamaşır kurutulmaması, tüylü yünlü oyuncak, giysi, halı gibi tozu çokça barındıran eşyaların çocuktan uzak tutulması önemlidir. Çocuğun sıkça kullandığı odaların, her gün suya çeken veya hepa filtreli elektrik süpürgesi ile temizlenmesini öneriyoruz. Evin hiçbir odasında sigara içilmemesi, hatta sigara kullanan ebeveynin çocuğa dokunmadan önce, el-ağız temizliği yapıp giysilerini bile değiştirmesi, o kokunun öksürüğü tetiklememesi için önemlidir.

    Astım-bronşit teşhisi hekimin muayenesi ile konulabilir. Film çekilmesi, tahlil yapılması şart değildir. Muayene sırasında çocuğun dinlenen solunum seslerinin, o anda normal olması da astım-bronşit olmadığı anlamına gelmez. Geçmişte öksüren, balgam kusan, hırıltısı olan ve bu belirtileri birkaç kez yaşayan kişi hekimce takip edilip, semptomların olduğu anda muayene edilerek teşhis konulabilir. Ya bronşit astım değilse? İşte o nedenle ilk görüşmede bazı testler, akciğer grafisi gibi, çocuğun yaşı 5 ten büyük ve uyumluysa solunum fonksiyon testi ve bazı kan tahlilleri yapılabilir. Alerjiden şüphe ediliyorsa, kan tetkiki ve yaşça uygunsa ve uyumluysa ciltte alerji prick test yapılabilir. Hastaların ilaca verdiği cevapta teşhisi kesinleştiren bir diğer faktördür. Tedavide önce belirtiler kontrol altına alınır, sonra ataklar önlenmeye çalışılır, ilaç ihtiyacı en aza indirilir. Çocuğun günlük hayatını tüm çocuklar gibi yerine getirebilmesi amaçlanır. Verilen ilaçların Kullanma eğitimi hastaya bizzat doktorun kendisi vermelidir. Hasta düzenli takip edilmeli, yapması ve yapmaması gerekenler detaylı anlatılmalıdır. Astım yineleyen bronşit hastaları, her yıl Eylül ile Aralık ayı sonuna kadar grip aşılarını olmalıdır.

    Ne yedirelim ne yedirmeyelim noktasında, çok soru gelmekte. Özellikle bıldırcın yumurtasından mucize beklememenizi önereceğim.Yapılan bazı çalışmalarda üzüm çekirdeği tozunun faydalı sonuçlar verdiği tespit edilmiştir. Hazır şurupları ülkemizde mevcut. Ayrıca zerdeçalın soğuk verilmesinden fayda gören hastalar olduğu belirtilmiştir. Öğünlerin düzenli yapılması ve karışık her yiyeceğin tüketimi asıl olandır. Öksürüğün çok olduğu dönemde ada çayı, ıhlamur gibi bitki çayları ve bol su içilmesi balgamı incelterek rahatlama sağlayabilir. Astım ve yineleyen bronşit tedavisi bir ekip işidir. Burada ailenin verilen ilaçları düzenli kullanıp, düzenli hekim takibinde olması, çocuğun kullandığı ilaca ve cihaza uyumu; hekimin doğru teşhis ve ilaç kullandırması ile alınan doğru çevresel önlemler tedavide başarıyı getirir.

  • İlaç alerjisi,

    İlaç Alerjisi Yapan İlaçlar?

    Penisilin, sefalosporinler, sulfanamidler ve diğer antibiotikler

    Penisilin alerjisi sıklığı %1 ile %10 arasında değişmektedir. Hayatı tehtid eden alerjik reaksiyon sıklığı ise yüz binde bir ile beş arasında değişmektedir.

    Radyokontrast Maddeler

    Hem alerjik hem alerjik olmayan reaksiyonlara neden olurlar. Alerjik olmayan ilaç reaksiyonları radyokontrast madde vermeden önce bazı ilaç reaksiyonlarını önleyebilen ilaçların verilmesiyle önlenebilir.

    Lokal Anestezikler

    Lokal anesteziklere karşı gelişen alerjik reaksiyonlar nadirdir. Reaksiyonlar genelde ilacın içinde bulunan koruyucu maddelere karşıdır.

    Genel Anestezikler

    Genel anestezi esnasında anaflaksi gelişmesi oldukça nadirdir. Anestezi sırasında gelişen reaksiyonların %60 ile %70’i nöromusküler ilaçlara, %15’i latekse karşı gelişmektedir. Daha az sıklıkta ise hipnotiklere, antibiotiklere, plazma ürünlerine ve morfin benzeri ilaçlara alerji gelişebilmektedir. Anesteziden hemen sonra gelişen reaksiyonlar daha çok anestezik maddelere bağlı reaksiyonlarken anesteziden 1 saat sonra gelişen reaksiyonlar daha çok latekse ve kullanılan kimyasal antiseptiklere bağlıdır.

    Asetil salisilik asit gibi non-steroid antiinflamatuar ilaçlar en sık görülen ikinci ilaç reaksiyonlarıdır. Astımı ve nazal polipi olan yetişkinlerde asetil salisilik asit duyarlılığı %25’e kadar ulaşmaktadır.

  • Çocuklarda inek sütü alerjisi,

    Çocuğun ya da bebeğin inek sütü veya inek sütü içeren bir gıda alımından sonra bir veya birden fazla süt proteinine karşı immünolojik reaksiyon sonucu çocukta dudak etrafında kızarıklık, yüzde kızarıklık, vücutta kızarıklık ve kaşıntı gibi ciltte belirtilerin görülmesi, kakada kan görülmesi, egzama gibi alerjik belirtilerin ortaya çıkmasına inek sütü proteini alerjisi denir.

    İnek Sütü Alerjisinin Türleri

    Üç tiptir. Tip 1, tip 2 ve tip 1 ile tip 2’nin birlikte olduğu mikst tip olmak üzere 3 türdür. Tip 1 ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabilir ve genellikle ilk 2 saatte belirtiler görülebilir. Tip 2 ve mikst tip ise 2 saatten daha sonra belirtiler görülür ve düzelme şansı genellikle daha yüksektir.

    İnek Sütü Alerjisi Görülme Sıklığı

    Çocuklarda inek sütüne alerji sıklıkla 1 yaşından önce başlar ve çoğunlukla 3 yaşında son bulur. İnek sütü proteinine reaksiyon sıklığı %5-15 arasında görülmektedir. Bu reaksiyonların çoğu alerji değildir. Çocuklarda inek sütü proteinine alerji ise %2-6 arasında görülmektedir.

    Bebeğin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesi çok önemlidir.

    İlk 6 ay sadece anne sütü alanlarda inek sütü alerjisi bin çocuktan beşinde görülmektedir. Yani anne sütü ile bebeğin beslenmesi inek sütü alerjsi gelişmesine karşı koruyucudur.

    İnek Sütü Alerjisinin Önemi

    İnek sütü proteinine alerji gelişen bebeklerin inek sütü içeren bir gıda alması ile ciddi alerjik reaksiyonlar görülebilmektedir. Ciddi alerjisi olan çocuklarda alerjik şok dediğimiz hayatı tehtit eden bir durumla karşı karşıya kalabiliriz. Ayrıca iyi bir diyet düzenlenmediği takdirde büyümede durma ve yetersizlikle sonuçlanabilmektedir. Bu nedenle inek sütü proteini alerjisi önemsenmelidir.

    İnek Sütü Alerjisi Belirtileri

    İnek sütü alımından hemen sonra veya ilk 2 saatte ciltte kızarıklık, kaşıntı, akciğerde hırıltı, öksürük, anjioödem ve alerjik şok belirtileri görülebilir. İnek sütü almından 2 saatten daha sonra veya birkaç gün içinde görülebilen belirtiler ise kakada kan görülmesi, kabızlık, reflü, egzama (atopik dermatit), 3 saatten daha uzun süren gaz sancısı , akciğerde pulmoner hemosiderozis dediğimiz akciğerde kanamalar, barsak ve midede alerjik reaksiyonlar şeklinde belirti gösterebilir.

    Sonuçta şu durumlarda inek sütü proteini alerjisinden şüphelenmek gerekir

    – İnek sütü veya inek sütü proteini içeren mama alımından sonra

    – Dudak etrafında kızarıklık, vücutta kızarıklıklar, dilde ve dudakta şişme

    – Sık öksürük ve hırıltı

    – Nefes sıkışması ve kendinden geçme gibi alerjik şok belirtileri

    – Egzama

    – Kakada kan görülmesi

    – Tedaviye cevap vermeyen kabızlık

    – Nedeni bilinmeyen sık sık kusma

    – Gaz sancısı günde 3 saatten daha uzun sürüyor ve 3 haftadan daha uzun görülüyorsa akla inek sütü alerjisi gelmeli ve çocuk alerji uzmanı ile temasa geçilmelidir.

    İnek Sütü Alerjisi Nedeni

    İnek sütündeki proteinlere karşı vücudun alerjik reaksiyon vermesiyle olur. İnek sütü içinde kazein ve Whey proteinlerine karşı alerjik reaksiyon gelişir. Alerjik hastalıklarda genetik çok önemlidir. Anne ve babasında alerjik hastalık olan çocuklarda inek sütü alerjisi riski de yüksektir. Ailede astım, alerjik nezle, egzama, besin alerjisi gibi alerjik hastalık olan bebeklerde inek sütü alerjisi gelişme riski daha yüksektir.

    İnek Sütü Alerjisi Teşhisi

    İnek sütü alerjisi belirtileri olan bebek ve çocuklar çocuk alerji uzmanlarınca incelenir. İnek sütü alerjisi düşünülüyorsa ciltten alerji testi yapılır. Gerekirse kandan da inek sütü alerjisine ve diğer sık alerjiye neden olan gıdalara bakılır. Bu testler sonucunda çıkan alerjinin derecesine göre hareket edilir. Bu nedenle alerji testinin çocuk alerji uzmanı tarafında , doğru teknikle ve metotla yapılması çok önemlidir. Alerji derecesine göre yükleme testi yapılıp yapılmayacağına karar verilir. Deneyimsiz kişilerce test yapılması çok ciddi istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Sadece test sonuçlarına göre diyet verilmesi ise son derece sakıncalıdır. Gereksiz diyete ve bunun sonucunda da çocuğun büyümesinde ve gelişmesinde bozulmaya neden olabilir. Sonuç olarak teşhis ayrıntılı öykü, alerji testleri, eliminasyon diyeti ve gerekli durumlarda yükleme testi ile konur. Sadece kan testleri ile inek sütü alerjisi teşhisi konulmaz.

    İnek Sütü Alerjisi Tedavisi

    İnek sütü alerjisi tedavisinde diyet, ilaç tedavisi ve oral dezentizasyon olarak 3 şekilde tedavi vardır.

    İnek sütü alerjisinde diyet

    Diyet tedavinin en önemli parçasıdır. Öncelikle inek sütü proteini içeren gıdalar tüketilmemelidir. İnek sütüne çapraz reaksiyon gösteren gıdaların da verilmemesi önemlidir.

    İnek sütü alerjisinde Oral immünoterapi (Aşı tedavisi),

    Hastaları desensitize (besine alıştırma) etmek ve kalıcı tolerans (inek sütü alerjisinin düzelmesi) geliştirmek amacı ile küçük dozlardan başlayarak düzenli olarak artan dozlarda inek sütü alerjenlerinin ağızdan verilmesidir.

    Henüz standart bir protokolü olmadığı için deneme aşamasındadır. Başarılı sonuçlar bildirilmektedir. Ancak tedavi sırasında uyum sorunu olanlarda ciddi reaksiyonlar görülebilmektedir.

    Bu tedavi 3 yaşından sonra uygulanabilmekle birlikte genellikle 5 yaşından sonra tavsiye edilmektedir. Çünkü inek sütü alerjisinin 5 yaşına kadar kendi kendine düzelme şansı yüksektir.

    İnek Sütü Alerjisinde İlaç Tedavisi

    İnek sütü alerjisinde ilaç tedavisi yoktur. İnek sütü alerjisine bağlı egzaması ve kaşıntısı olan çocuklarda kaşıntıya yönelik ilaçlar ve cildi düzeltici kremler ve nemlendiriciler kullanılabilir. Nefes sıkışması ve hırıltı olanlarda nefes açıcı ilaçlar kullanılabilir. Ciddi alerjik reaksiyonlarda (alerjik şokta) epinefrin (adrenalin) oto-enjektör uygulanabilir.

  • Çocuklarda böcek ve arı alerjisi

    Alerjik reaksiyona neden olan böcekler genelde arılar ve karıncalardır. Arılar alerjik şoka neden olabilir. İnsanların %50 ile %90’nında yaşamları boyunca bir kez arı sokar. Genelde ciddi bir reaksiyona neden olmamasına rağmen bazı kişilerde alerji gelişir. Alerji gelişen bazı kişilerde ise alerjik şoka neden olarak ölüme neden olabilir. Arı dışındaki böceklerin alerjik şoka neden olması çok nadirdir.

    Arı Alerjisi Nedir?

    Arı sokmasıyla arı venomuna karşı vücudun aşırı reaksiyon vermesine denir. Bazen alerjik şok gibi ölümle sonuçlanabilen sonuçlara neden olabilir.

    Alerji Yapan Arı Çeşitleri Nelerdir?

    Avrupa ülkelerinde alerji yapan arılar daha çok bal arılarıdır. Bal arılarının latince isimleri Apis mellifera-honey bee’dir. İkinci sıklıkta ise yaban arısı/eşek arısıdır. Eşek arısının latince ismi ise vespula spp. (v. germanica, V. vulgaris) olarak adlandırılır.

  • Allerjık hastalıklar ve önemı

    Alerjik hastalıklar, çocukluk çağında sık rastlanılan hastalıklardır. Bronşial astım, alerjik nezle, alerjik göz hastalıkları, ürtiker (kurdeşen), anjioödem (şişlik), besin allerjisi, gastrointestinal alerji, atopik dermatit, diğer alerjik deri hastalıkları ve anaflaksi alerjik hastalıkların en önemlilerindendir.

    Çevre kirliliği, kimyasal maddeler ve katkı maddeli allerjik gıdaların tüketiminin arttığı son yıllarda allerjik hastalıkların görülme sıklığının da arttığı dikkati çekmektedir. Toplumda her beş kişiden birinin alerjik bünyeli,10-20 kişiden birinin bronşiyal astmalı olduğu bilinmektedir.

    Tekrarlayan öksürük, hırıltı, nefes darlığı, burun akıntısı„ aksırık geniz akıntısı, burun ve genizde kaşıntı, gözde sulanma – kızarıklık, deride kaşıntı kızarıklılık – şişlik, ishal, kusma, karın ağrısı gibi şikayetlerin nedeni alerjik reaksiyonlar olabilir.

    Ailede alerjik hastalık öyküsü olanlarda alerjik hastalıkların görülme sıklığı artmaktadır. Bunun nedeni alerjik hastalıkların oluşmasında genetik yatkınlığının rolünün olmasıdır. Ancak ailede alerjik hastalık öyküsü olanlarda mutlaka alerjik hastalık görülecek diye bir kural da yoktur.

    Polenler, mantar sporları, hayvan deri tüy ve döküntüleri, mite (akarcık) denilen ev tozlarında ve yün içinde bol miktarda üreyen alerji böcekleri, kozmetik ve kimyasal maddeler ve bazı alerjik besinler alerjik reaksiyonlarm oluşumuna yol açan etkenlerin başında gelir.

    Alerjik hastalıkların tedavisinde ilaç tedavisinin yanı sıra aşağıdaki kurallara uymanın da önemi büyüktür.

  • Alerjı ve astım hastalarına önerıler

    Sigara kesinlikle içilmemelidir. Sigara içiyorsanız, sigarayı bırakmak bile tek başına birçok ilaç tedavisinden bile daha faydalı olacaktır. Evinizde başka odada da olsa sigara içilmesine izin vermeyin. Sigara bilinen pek çok zararının yanında alerjik hastalıkların, özellikle astım hastalığının görülme sıklığını artırmaktadır.

    Yün ve tüyden yapılmış yatak, yorgan, yastık, halı gibi eşyaları kullanmayın. Bunları yatak odanızda bulundurmayın. Bu gibi eşyalar toz tutarak akar adı verilen bir tür böceğin çoğalmasını kolaylaştırır. Bu böcek ise alerji hastalarının şikayetlerinin artmasına neden olmaktadır. Yatak odalarında mümkün olduğu kadar az eşya bulundurun. Anti-alerjik çarşaf ve yastık kılıflarını kullanın.

    Evinizi, özellikle yatak odanızı sık sık havalandırın. Gözle görülür toz olmasa bile evin her bir tarafını sık sık elektrikli süpürge ile temizleyin. Kullandığınız elektrik süpürgesinin tozu torba yerine su içine toplama özelliği olmasını tercih edin. Hastayı temizlik anında odada tutmamaya dikkat edin.

    Nem ve sıcak ortam hem akarların, hem hamam böceklerinin hem de küf mantarlarının çoğalmasını kolaylaştırır. Bunlarda alerji hastalarının şikayetlerini artırır. Bu nedenle evinizin rutubetsiz olmasına dikkat edin.

    Evinizde tüylü ve kürklü hayvanları(kedi, köpek, kuş gibi) beslemeyin.

    Kokular, özellikle parfüm, oje, boya gibi kimyasal maddelerin kokuları alerji hastalarını çok rahatsız eder. Bu nedenle bu tür kokulardan uzak durun.

    Hava kirliliği ve egzoz gazları da hastalığınızı alevlendirebilir. Bu nedenle, hava kirliliğinin arttığı zamanlarda dışarı çıkmamaya özen gösterin.

    Beslenmenizde mümkün olduğu kadar taze, doğal besinleri tercih edin. Katkı maddesi ve boya içeren şekerleme, sakız, hazır meyve suları ve benzeri hazır yiyecekleri yememeye özen gösterin.

    Alerjik hastalıklar ancak düzenli olarak tedavi edildiklerinde düzelebilen ve tekrarlama özelliği olan hastalıklardır. Bu nedenle iyi bile olsanız doktorunuza danışmadan ilaçlarınızı aksatmayın.

    Alerjik hastalıkların tüm dünyada yaygındır. Bu nedenle çok çeşitli tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. Bunların önemli bir kısmı bilimsel değeri olmayan tedavilerdir. Bu nedenle mağarada bulunma, bıldırcın yumurtası, polen gibi etkinliği olmayan alternatif tedavi yöntemlerine itibar etmeyin. Günümüzde bu türlü tedavi yöntemlerine hiç gerek kalmadan çağdaş ve bilimsel yöntemlerle hastalığınızdan kurtulmanız mümkündür.

    Diğer birçok hastalık gibi alerjik hastalıklarda ancak hasta doktor işbirliği ile düzelebilecek hastalıklardır. Tedavi uzun sürse de bu tür hastalıkların önemli bir kısmı günümüzün tedavi yöntemleri ile iyileştirilebilirler. Her türlü sorundan doktorunuzu haberdar edin ve ilaçlarınızı düzenli kullanın.

  • Deniz tatili sayesinde astım, alerjik rinit, atopik dermatit ve kronik sinüzit hastalıklarınızdan kurtulun

    Okulların kapanmasına sayılı günler kaldı. Yıl boyunca okul yorgunluğu ile birlikte hastalıklarla uğraşan çocuklar iyi bir tatili hak etti. Peki, ailelere alerjik hastalıkları olan çocuklar için nasıl bir tatil planlaması öneriliyor?Deniz suyunun şifası asırlardır biliniyor. Hatta modern tıbbın babası Hipokrat deniz suyunun balık adamların yaralarını iyileştirdiğini keşfettikten sonra hastaları üzerinde kullanmıştı.

    Yapılan araştırılmalarda deniz suyunun insan kanında bulunan içeriklere en yakın sıvıdır ve osmiyum, altın, vanadyum, çinko, iyot ve potasyum klorüre dahil olmak üzere, 80 den fazla faydalı maddeyi bol miktarda içermektedir. Deniz suyu içerdiği mineral tuzları, amino asitler ve eser elementler ile insan vücudu için vitamin deposu özelliği taşımakta olup alerjik hastalıkların tedavisinde en önemli doğal tedavi yöntemlerinden biridir. Özellikle de çocuklar deniz suyundan bolca faydalanmalıdır. Deniz suyunda bulunan kalsiyum karbonat, sülfat, potasyum klorür ve sülfat, magnezyum klorür, magnezyum sülfat özellikleri çocuklarda şifa niteliği taşımaktadır.

    Deniz suyu, güneşle birleştiğinde atopic dermatit, ya da çocukluk cağı egzaması dediğimiz deri hastalığına çok iyi gelir. Deniz suyu yine urtker ya da halk arasında kurdeşen olarak adlandırılan kaşıntılı alerjik cilt lezyonlarına ve yazın sıcağın etkisiyle oldukça fazla ortaya çıkabilen isiliğe de iyi gelir. Ayrıca deniz suyunun en etkili özelliği; yaraların, alerjik reaksiyonların yol açtığı izleri yok etmesidir. Özetlersek, deniz suyunun egzaman, atopik dermatit, urtiker, kurdeşen, isilik gibi cilt hastalıklarında büyük yararı bulunmaktadır.

    DENİZ TATİLİ HASTALIKLARA BİREBİR

    Deniz suyu tüm sinüs yollarını temizler. Dolaylısıyla alerjik rinit ve kronik sinüzitin temizlenmesinde çok etkilidir. Burun ve sinüslerin temiz olmasında alt solunum yollarını ve bronşların alerjik hastalığı ASTIMI in tedavisinde oldukça olumlu etkilere sahiptir. Yine yüzme akciğerlerin kapasitesini artıran en etkili fizik tedavidir ve ASTIMLI HER BİREYİN YAPMASINI ONERDIGIMIZ EN ONEMLI SPORLARDAN biridir. Tabi deniz tatilinin en önemli faydalarından biride yaz boyunca güneşten gelen UV ışınları ile derimizde yaptığımız ve vücudumuzda depoladığımıza ve kışın bizi hastalıklardan koruyan, savunma sistemimizi güçlendiren ve alerjik hastalıkların oluşumu önleyen D vitaminidir.

  • Alerjiden korunma; evdeki kedi gitsin mi?

    Alerjik hastalıklar, çağımızın en önemli hastalıklarındandır. Toplumda yaklaşık her beş kişiden birinin alerjik olması önemini bir kat daha artırmaktadır. Başta astım olmak üzere; alerjik nezle (saman nezlesi), alerjik göz nezlesi, egzema, kurdeşen gibi deri alerjileri, besin alerjileri, ilaç alerjileri gibi çeşitli hastalıkları oluşturur.

    Bilimin her dalında olduğu gibi alerjide hastalığı önleme çabaları sürmektedir. Bu amaçla araştırmalar, çalışmalarla alerjiye çözüm aranmaktadır. Ülkemizde de bu çabalar, tüm gelişmiş dünya ülkeleri ile eşit düzeyde sürmektedir.

    Ailesinde alerjik hastalığa sahip olan bireyler; alerjiye yatkın, riski yüksek bireylerdir. Özellikle korunmaları gerekir. Bu riski taşıyan bebek daha doğmadan korunma önlemleri başlamalıdır.

    -Annenin, gebelikten itibaren sigara içmemesi artık iyice bilinmektedir. Ancak sadece annenin korunması yetmez; bebek doğduktan sonra evin hiçbir odasında, hiçbir zaman sigara içilmemelidir.

    -Bilimsel araştırmaların bulduğu bir gerçek var; Henüz bebek doğmadan önceden beri evde yaşayan evcil hayvanlar, bebekte allerji riskini artırmıyor. Korunma adına o çok sevilen evcil hayvanları evden göndermek zorunda değiliz. Ancak bebek doğduktan sonra eve yeni hayvan alınmamalıdır.

    -Anne sütü, en az 6 ay tek başına verilmeli, özellikle katı gıdalara başlamak, allerji potansiyeli olan gıdaları geç başlamak gerekir.

    -Bebeğin ilk aylardaki aşırı gaz, kabızlık, ishal, deri döküntüsü gibi şikayetlerinin altında allerji olabileceği akla gelmelidir. Sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde bile annenin yediği gıdalarla bu şikayetlerin ilişkili olabilir. Bu durumdan şüphelenince, bebek hemen doktora götürüp alerjik yönden araştırılmalıdır. Önlemler alınarak hastalık oluşması önlenebilir.

    – Ailede allerji öyküsü olan daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde de alerjik durum belirlenip, daha hastalık yapmadan sakınma önlemleri alınmalıdır. O zaman aslında alerjik bünyeye sahip olan bireyde, belki hiçbir zaman hastalık ortaya çıkmayacaktır.

    -Sık tekrarlayan öksürüklerin altında allerji olabileceği düşünülmelidir. Tekrar tekrar antibiyotik vererek zaman kaybetmeden erken teşhis ve korunma ile; hastalık başlamış bile olsa ilerlemeden durdurulabilir.